Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Tarafın Hayal Gücü Sınırsız, Telefonda Helikopter Düşürmece

Burada Medya'nın AKP tarafından nasıl çökertildiğini ve nasıl yandaş yapıldığını hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Tarafın Hayal Gücü Sınırsız, Telefonda Helikopter Düşürmece

Mesajgönderen TurkmenCopur » 07 Haz 2011, 02:27

Tarafın hayal gücünde sınır yok TELEFONLA HELİKOPTER DÜŞÜRMECE

Sahiplik yapısı ilk günden beri tartışılıyor; parayı nereden bulduğu konuşuluyor, zarar etmesine rağmen ayakta kalabilmesi merak ediliyor ya... Tarafın neden çıkartıldığı aslında çok belli. Bir belge sızdırılacağı zaman Taraf gazetesi kullanılıyor ve bu sayede de psikolojik harbe katkıda bulunuluyor. Kısa yayın hayatında bunu kolaylıkla kanıtladı; gerçi hiç gizlemek gibi bir niyetleri var mıydı, bu büyük bir sır mıydı onu da bilmiyorum...
Belli ki Türkiye'nin dönüştürülmesi için bir psikolojik harp merkezine ihtiyaç vardı. Diğer gazetelerin misyonu, amacı ayyuka çıkmıştı artık. Dahası inandırıcılıkları kalmamıştı. Taraf tam da böyle bir ortamda doğdu işte.

Yandaş basın fazlasıyla hükümete angaje olduğu için "merkezin" işine yaramazdı. Dahası bir belge sızdırıldığında ve bu söz gelimi Yeni Şafak ya da Zaman'da yayımlandığında da kolaylıkla "İşte Fethullahçılar kendi yandaşlarına sızdırdılar," diyebiliyor, geçiştiriliyor ve hiç kimse ciddiye almıyordu.
Taraf sözde prestijli, objektif, içinde solculuk da olan liberal ve "mesafeli" bir gazete. Gerekirse Başbakan'a da çakar. Ama çizgisi çok net ve bütün yayıncılık anlayışı tek bir ilkeye göre şekilleniyor: Asker düşmanlığı.

Tarafı "Bugün acaba hangi belge sızmış," diye okuyorum:

Hangi kuruma saldırıya geçilecek, neresi yıpratılacak, kimler hedef gösterilecek, bunun ilk işaret fişeklerini Tarafta bulmak mümkün.

Ama inandırıcı geliyor mu, hayır. Her haberin altında illa ki bir şaibe olduğu hissi oluşuyor. Bunu ben düşünmesem bile sonradan ayyuka çıkıyor zaten. Ya yalanlanıyor, ya belgeleriyle haberin fabrikasyon ve kasıtlı sızdırma olduğu ispat ediliyor.

Tek bir haberi bile "Yüzde yüz doğrudur," diyerek okumak mümkün değil.

Hele bu haberler içinde bir tanesi var ki...
Tarafın önemli manşetlerinin altındaki imza, bavulla belgelerin teslim edildiği gazeteci Mehmet Baransu'nun kariyerinin doruk noktası. Asla unutulmamalı, unutturulmamalı. Türk basını bu kadar kurgu, bu kadar gerçekten uzak bir haber daha görmemiştir herhalde - belki Tan'ın "Sakallı bebek doğdu" manşetiyle yarışır.
22 Ekim 2009 tarihinde Taraf sürmanşetinde Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümüyle ilgili skandal bir haber yaptı. İddialarına göre "ölmeden önce" Yazıcıoğlu tam 136 kere NTV santralinden aranmıştı.

Bu bir telefon faturası haberi değildi ama.
136 kere aranınca bir manyetik alan oluşabilirmiş, Yazıcıoğlu'nun helikopteri de bu yüzden düşmüş olabilirmiş... Kısacası, Yazıcıoğlu'nun ölümüne NTV sebep olmuşl

Komplo teorilerine çok meraklı Tarafın bu haberi en basit zeka ve mantıktan bile yoksundu.

Her şey bir yana neden NTV durup dururken 136 kere Muhsin Yazıcıoğlu'nu arka arkaya arasın ki? Böyle bir şey ancak Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölüm haberi geldikten sonra, teyit amaçlı olabilir.
Haberin çıktığı gün NTV "Yazıişleri" programında konuya açıklık getirildi. Programın sunucularından Mirgün Cabas'a Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği haberi gelmişti, o da habercilik refleksiyle telefonun başına geçip doğrulatmak için merhum Büyük Birlik Partisi liderini aramaya başlamıştı.
"Yazıişleri" programının bir diğer sunucusu Ruşen Çakır da böyle bir programları ve buradaki söz hakları olmasaydı, Tarafın bu uyduruk haberinin üzerlerine yapışmış olarak kalacağını belirtti.
Taraf muhabiri ayrıca telefon kayıtları dökümündeki "GMT" ifadesini de anlamamış. Greenvvich Mean Time'ın kısaltması olan "GMT" Türkiye saatinden iki saat geride. Her telefon kaydının yanında yer alan saat de Greenwich saatine göre. Ama bunu bilmediği için, saat farkından habersin olduğundan aramaların da Yazıcıoğlu "ölmeden önce" ısrarla arandığını düşünmüş.

Hayır, hayır komedi değil.
Bu haberi gerçekten yaptılar, üstelik bir de arkasında durdular. Canlı yayında yüzleştiklerinde Mirgün Cabas ısrarla Yazıcıoğlu'nu aradığını, dahili telefonu otomatiğe bağladığını söyledi zaten, durumu izah etti. Yasemin Çongar buna rağmen "Belki de santralinizi kullandılar," diyor. Hayal gücünün sınırı yok. O da, o sırada GMT'nin ne demek olduğunu bilmiyordu. Üstelik gazeteciliğinin büyük bölümü Amerika'da geçmiş, saat farkıyla çalışmanın ne olduğunu bilen biri olarak!
İşin daha da acısı, NTV de ilk anda "ölümden tam iki saat önce" aranmanın sırrını çözemedi. Onlar da GMT meselesine inanmadılar; konuyu "Zaten cep telefonları helikopteri düşürmez, bir manyetik alan oluşmaz," diye teknik detaylarla geçiştirmeye kalktılar.

Londra'ya gidince kimse saatini ayarlamamış herhalde...

Korkunç bir haber, gerçek bir skandal olduğu bir gün sonra GMT meselesiyle tescillendi.
Mehmet Baransu'yu programlarında ağırlayan, ona büyük gazeteci muamelesi yapan, aylarca Tarafı savunan, liberal görüşlere ekranı açan, Tarafın haberciliğini öven NTV'ydi. Ruşen Çakır ve Mirgün Cabas'tı...
İkisi de iyi gazetecidir. Ve biliyorum ki amaçları haber yapmaktı, konuşulan bir konuyu ekrana taşımaktı Tarafı ağırladıklarında da. Herkese mesafeli kalmaya çalışıyorlardı ama sanırım Taraf'a da biraz inanmışlardı. Zira başkaları hakkında komplo kokan haberler yaptığında Tarafın inandırıcılığını pek sorgulamadılar.

Ne zaman ki kendileri mağdur oldu, o zaman bu gazetenin her söylediğine güvenilmemesi gerektiğini fark ettiler
Sonradan Ruşen Çakır, sık sık NTV ekranında Tarafın yayın politikasını eleştirir oldu. Mehmet Baransu'dan "o çocuk" diye bahsediyor hatta? haklı olarak küçümsüyor, ciddiye almıyor.

Ama bu onu tetikçi yeni medya düzeninin hedefi olmaktan kurtaramıyor.

En az helikopter haberi kadar absürd bir iddia Çakır'ı Hanefi Avcı'nın Haliç'te Yaşayan Simonlar kitabıyla kendi adını özdeşleştirme çalışmalarıydı. Yandaş, Cemaat'çi gazeteciler bu kitabın ardında olan gazetecilerden birinin Ruşen Çakır olduğunu, hatta kitabın bazı bölümlerini Çakır'ın yazdığını iddia edecek kadar ileri gittiler! Bu da şaka değil; gerçekten bu haberleri yaptılar.
Ve tabii ki bu iddialar da o kesimden gelen pek çok itham gibi uydurmaydı, kasıtlıydı.
Gerçeğin er geç ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır; Tarafın ve belli bir misyon adına haber yapanların maskesi böyle böyle düştü. Bir musibet, bin nasihatten iyidir herhalde.

Yine de medyanın önde gelen gazetecileri olarak sunulan isimlerin bu düzeni, bu oyunu ancak kendi başlarına gelince fark etmelerine sevinmeli mi, üzülmeli mi?

Bir günlük omurga

Mehmet Baransu, Tarafta yaptığı "O dört er böyle öldü: Pimini çekip bombayı verdi" başlıklı bir haberle Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından ödüllendirildi. O sırada Yeniçağ gazetesi yazarı Selcan Taşçı, Mirgün Cabas'ı arayıp bu konuyla ilgili görüşlerini sordu:
[Cabas'ın] Gazetecilik ilkelerinin çiğnenmesinden canı da yanmış bir gazeteci olarak, 'Bu nasıl cemiyet' diye başını duvarlara vuruyor olma ihtimali yüksekti... Telefonun ucunda sesini duyar duymaz ne düşündüğünü, sordum. Bu konuda yorum yapmak istemediğini söyledi. Ne hissettiğini... Yorum yok! Nasıl değerlendirdiğini... Yorum yok! En sonunda anlamlı bir tebessüm olarak verdi beklediğim cevabı: Bu vak'anın içinde olmak istemiyorum... 'Taraf & Baransu' vak'asından uzakta olmak isteyen bir gazeteciye ne diyebilirim ki! Zararın neresinden dönersen kardır..

Bu sessizliği, bu "kokmam bulaşmam" tavrını neyle açıklayabiliriz?

Bu çocuklar, medyada parlatılan, övgülere boğulan bu yeni tür gazetecilerin nedir bu korkaklığı, çekingenliği? De ki "Bence doğru bir karar," ya da itirazın varsa dillendir...

Ama böyle "ne kokan ne bulaşan" bir havan olmasın; bu utanç verici korkak görüntüden bari bir gün olsun sıyrıl... Tabii her şeyden önemlisi korkma!
Omurgalı olmaktan çekinme... Bir gün de şaşırt şu insanları ya... Sadece bir günlüğüne omurgalı olduğunu kanıtla. Ve hakikaten korkma! Omurgalı olmaktan bir zarar gelmez... Bunları söylediğim için ne oldu dersiniz?
Bir gün avukatım Mirgün Sırrı Cabas'ın bana tazminat davası açtığını haber verdi. Kendisini savunan, Tarafı eleştiren, hakkını arayan bana!
Sadece eleştirdiğim için.

Bu medya böyledir, doğru söyleyeni cezalandırırlar. Hem medya eleştiri programı yapıyor televizyonda, hem de en ufak bir eleştiride karşı tarafı susturmaya, davayla korkutmaya çalışıyor.

Bu dava üzerine odatv.com, Cabas'a seslendi ve "Bizi de dava et," dedi:

[Mirgün] Cabas, Oray Eğin'in eleştirilerine karşı ne yaptı?
Kendini savunabildi mi? Hayır.
Eleştirilere yanıt verebildi mi? Hayır.
Gazeteciliği savunabildi mi? Hayır.
Bir duruş sergiledi mi? Hayır.
Sadece Oray Eğin'e dava açtı.
Gelin bu davanın kodunu çözelim...

Taraf bu haberi yaptığında bu habere karşı çıkan ve Mirgün Cabas'ın hakkını savunan Oray Eğin... Ağır töhmet altında bırakıldığı bir konuda görüşü sorulduğunda 'Bu konunun dışında kalacağım' diyen Mirgün Cabas'ı da eleştiren aynı Oray Eğin...

Mirgün Cabas ise kendini savunamadığı gibi dava açarak kendince insanları korkutacağını sanıyor. 12 Ona gazeteciliğin nasıl olması gerektiğini gösterelim: Mirgün Cabas sen bir korkaksın. Hayatında bir kere de dik dur... Hadi bize de dava aç.

Bu dava üzerine bir destek de Yeniçağ yazarı Selcan Taşçı'dan geldi

İnsani vasıflar, meslek ilkeleri, ideolojik tavır... Hiçbir ortaklığımızın bulunmadığı Mirgün Cabas'ın kendisinin dahi "Bu vak'anın içinde olmak istemiyorum... " dediği "Taraf & Baransu" olayının dibine kadar girip, Cabas'ın şahsında gazeteciliğin onurunu, insan haklarını korumuşuz; çatır çatır.
Cabas'ı suikastçi yapan Taraf, Taraf'a "kalleş" diyen Ruşen Çakır, "akılsız" diyen Mirgün Cabas... Dava açılan Oray Eğin! Kendisinin olmayan bir kavgada sanık sandalyesine oturmayı ancak bir gazeteci başarır herhalde!

Elinde her türlü "cevap" imkânı varken bir gazetecinin başka bir gazeteciye dava açmasına akıl erdiremiyorum. Madem hakkında yazılanlardan rahatsız oldun, her gün canlı yayındasın; çık, işi sana suikastçı demeye vardıran Taraf'çılara yaptığın gibi; yağ, es, gürle! Adliye koridorlarında, kalem mahkum ettirmekle uğraşan "liberal demokratlarımıza iyi bakın; bu modellerden başka yerde bulamazsınız.
Ha vesile olmaktan ötürü bir suçluluk duyuyor musun derseniz; Zerre kadar duymuyorum! Aksine, bu olayda Cabas'ın temsil ettiği, ama benzerlerine hemen her gün başka adlar altında rastladığımız; gazeteciliği de, hukuku da, demokrasiyi de, yalnız ve ancak kendi canı yandığında hatırlayan gazetecilik biçiminin afişe olmasını sağladı ya, bundan iyisi Şam'da kayısı.
Mahkeme sonunda Mirgün Sırrı Cabas'ın açtığı 50 bin TL'lik manevi tazminat davasını reddetti.

Bir anlamda bu polemiği başlatan Selcan Taşçı da son noktayı koydu:

(...) Tarafın NTV'yi neredeyse suikast timi barınağı ilan etmeye yeltendiği olaylar zincirinin kabağı da, Cabas'ın Yeniçağ'a sarf ettiği ö tek cümleye binaen, "Dik durursan bir şey kaybetmezsin" çağrısı yapan Eğin'in başına patlamıştı...

Uzun lafın kısası, yapılan fikri takibin neticesi şudur:

O kabağın susak çıktığı anlaşıldı...
Teknik olarak davanın reddine, içerikle birlikte ele alınca, otomatikman "dik duruş çağrısı"nın "hakaret" sayılamayacağına karar vermiş, yüce Türk adaleti!

Şahsi tercihidir; "dik duruşa teşviği" ahlaksız bir teklif gibi algılayabilir Cabas; hakaret de sayabilir... Ama yasalar da onay verseydi buna, işte o zaman "vah" çekerdim halimize ve basardım yaygarayı: Biri bizi omurgasızlaştırmaya mı çalışıyor yoksa(!)
Bir anda çok sık telaffuz edilmeye başlanan çömelmelerin diz çökmelerin filan tezahürü mü bu! Kemiksiz bedenlere ve kılçıksız haliyle "ölü" balık ruhlarına sahip yeni bir türe mi evriliyoruz!

Ama yırttık:

Yaşasın yargı; ki "dik durmak iyidir" dersi çıkarılabilecek daha nice karar alsın...
Bazen yaptığımız şakalar gelir bizi vurur... Gazeteciler birbirlerine "Aman yakında gelip de seni almasınlar," diye takılırdı; bir gün sonra arkadaşlarımızın evine polis baskını yapıldığını gördük.

Türkiye aklın sınırlarının zorlandığı bir ülke...
Bundan 50 sene, 100 sonrası için buraya not düşmek istiyorum: "İnanır mısınız, bu cep telefonuyla helikopter düşürme olayı ciddiye alındı ve hakkında soruşturma açıldı."

Evet, evet, şaka değil.

Mirgün Cabas hakkında savcılık inceleme başlattı: Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopterinin düşmesi olayını araştırırken. Cabas'ın adı, NTV'nin o dönemki haber müdürü Mustafa Hoş'la beraber savcılık tarafından şüpheli sıfatıyla yargılanması istenen kişiler arasında yer aldı.

Şaka gibi... Ama 2011'de Türkiye bu.

Kaynakça
Kitap: İMHA PLANI MEDYA NASIL ÇÖKERTİLDİ
Yazar: ORAY EĞİN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Medya Nasıl Çökertildi ve Yandaş Yapıldı?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir