Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Cumhuriyetin Ankara Bürosu, İşte Darbe Karargahı

Burada Medya'nın AKP tarafından nasıl çökertildiğini ve nasıl yandaş yapıldığını hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Cumhuriyetin Ankara Bürosu, İşte Darbe Karargahı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 07 Haz 2011, 02:20

Cumhuriyetin Ankara bürosu İŞTE DARBE KARARGÂHI

Mustafa Balbay, Cumhuriyet'in eski Ankara temsilcisi.A Hâlâ yazarı... Cumhuriyet gazetesi birinci sayfasında her gün Balbay'ın kaç gündür içeride olduğunu duyuruyor. 10'lu rakamlarla başladı bu tutukluluk süresi, 600'leri geçti.
Bu tutukluluğun izahı olarak adına "Ergenekon" denen ve devleti ele geçirmek istediği söylenen gizli örgütün kilit elemanlarından biri olduğu söyleniyor Balbay'ın.

İddiayı güçlendirecek en önemli delil olarak da Balbay'ın "günlükleri" gösteriliyor.
Önce günlük tutmak, gazeteci-haber kaynağı ilişkisi hakkında birkaç şey söylemek gerekiyor ki "Balbay günlüklerinin" neden bu kadar fırtına kopardığı anlaşılsın...

Hepimiz bu mesleği yaparken siyasetçi, asker, işadamı çevrelerinden önemli isimlerle buluşuyoruz. Bu buluşmaları kendimize saklamak, "off the record" konuşmaları unutmamak ve ileride faydalanmak için notlar tutuyoruz. Not tutmayan, günlüğü olmayan gazeteci değildir zaten.
Herkes gibi benim de çeşitli defterlerim var. Bazı buluşmalarımı, işle ilgili gelişmeleri, kimi temasları, telefon konuşmalarını, sohbetleri, buluşmaları not alıyorum. İleride hatırlamak ve değerlendirmek için.

Bildiğim pek çok gazetecinin de buna benzer not defterleri var. Projeler, analizler, notlar, haber kırıntıları bu defterlerde yer alır.

Gazeteci günlük tutar, gazeteci belge saklar, gazeteciye haber sızdırılır... Bunlar normal şeylerdir, eğer günlük tutmayı bile tartışmaya başlarsak gazeteciliği öldürürüz.

Bütün gazeteciler bazen de off the record konuşur ama ileride değerlendirilmek üzere bu bilgiler, konuşmalar "günlük kasasında" saklı tutulur. Mustafa Balbay'ın da yaptığı bu.
Balbay'a ait olduğu söylenen (ancak kendisinin "değiştirilmiş" dediği) günlükler önce t24 isimli bir İnternet sitesine sızdırıldı. Ardından gazetelerde, televizyonlarda da yankı buldu. Hatta neredeyse tam metni yayınlandı.

Bu günlükleri sızdırıldığı gün okudum.
Benim içim için gazetecilik merakı dışında da bir zorunluluğu vardı bu günlükleri okumanın. Çünkü günlüklerin sızdırılmasından hemen birkaç gün önce Cumhuriyet'ten arayıp bir etkinliğe davet etmişlerdi.
Hapse atılan yazarları için bir imza günü düzenleyeceklerini, farklı kurumlarda çalışan gazetecilerin toplanıp Balbay'ın kitaplarını imzalayacağını söylediler.

Tereddütsüz kabul ettim.

Gün boyu farklı gazetelerden birçok ünlü isim bu etkinliğe destek vermek için Cumhuriyet'e uğramıştı. Kimi Cumhuriyetle taban tabana zıt fikirleri savunan isimler. Mesela Mehmet Barlas bile gelmişti...!

Epey birleştirici bir ortamdı kısacası...
Biz de Ahmet Hakan'la buluştuk, Tuğçe Tatari de katıldı ve gazetenin Şişli'deki merkezine kalabalığı yararak daldık. Önce İlhan Selçuk'un odasına davet edildik; Alev Coşkun, Emre Kongar, Yazgülü Aldoğan, Hikmet Çetinkaya, Altan Öymen, Hikmet Çetinkaya, Yalçın Bayer ve Cumhuriyetin yayın yönetmeni İbrahim Yıldızla sohbet ettik.

Hatta Ahmet Hakan'ın "İlhan Selçuk'un koltuğunda oturması" üzerine bol bol espri döndü.

Bir süre sonra da gazetenin lobisinde bekleyen okurlara kitap imzalayıp, bayağı bileklerimizi yormuş bir şekilde gazeteden ayrıldık.
Günlükler sızdırılınca çeşitli yayın kuruluşları etkinliğe katılan gazetecileri teker teker aradı. "Mustafa Balbay'ın günlüklerini okumuş olsaydınız, yine de Cumhuriyet'e ona destek vermeye gider miydiniz," diye sordular.

Bu kasıtlı soruya karşı hiç tereddüt etmeden "Evet" yanıtını verdim.

Bir sene sonra Cumhuriyetten yine aradılar.
Benzer bir etkinliği bu sefer Caddebostan Kültür Merkezi'nde düzenleyeceklerini, katılıp katılmayacağımı sordular. Yine tereddütsüz kabul ettim.
Çünkü bu günlükleri okuduğumda bildiğimiz, aşina olduğumuz Ankara gazeteciliği, Başkentin kendine özgü ilişkiler sistemi dışında pek bir şe görmedim. Hele hele buralardan bir darbe planı çıkarmak, bir örgütlü hareket olduğunu düşünmek de biraz zorlama olur.

Ancak bu günlüklerde ortaya çıkan bir "üslup" sorunu vardı.
Balbay'ın sık sık buluşup konuştuğu isimlerden biri Ergenekon davasından yargılanan Şener Eruygur... Paşa'nın Türkiye siyasetindeki pek çok konuyla ilgili fikri var, bütün bunları çekinmeden söylüyor.

Tabii henüz Türkiye yasadışı dinlemelerin, ortam kayıtlarının bavullarla, bilinmez İnternet sitelerinden sızdırıldığı bir ülke olmadığı için kimse de kendisini sansürleme gereği duymuyor. Tıpkı Balyoz İddianamesi'nde yer alan Çetin Doğan'ın konuşmaları gibi Şener Eruygur da özgürce düşüncelerini ifade ediyor.

Nereden bilsin ki o sırada bu konuşmaların ileride karşısına çıkabileceğini. Kendinden emin, hayli rahat, özgüveni yerinde. Galiba gazetecilere de haddinden fazla güveniyor; her iyi gazetecinin böylesi kritik konuları not alabileceğini henüz bilmiyor. Bütün bunlar çok uzak bir tarih de değil; birkaç sene öncesi alt tarafı...

Balbay günlüklerinde, konuşmalarından haberdar olduğumuz Şener Eruygur'a ilkesel bir itirazım var:

Bir askerin görev tanımının dışına çıkıp olur olmaz konularla ilgili görüş beyan etmesinin tartışmalı bir durum olduğunu düşünüyorum. Şener Eruygur'un kalkıp da medya, siyaset, ekonomi üzerine görüşlerini açıklaması, üzerine vazife olmayan konulara girmesi ne derece doğru?

Tartışılabilir tabii ki... Askerin de bir kurum olduğundan, kendi gündeminden, kendi çalışma sisteminden bahsedilebilir. Dahası, Anayasa askere rejimi koruma yetkisi veriyor, dış tehdide olduğu kadar iç tehdide karşı Türkiye'yi savunma görevleri var... Ama yine de...

Mustafa Balbay iyi gazetecilik yapmıştır.
Bir dönemi anlamak için, ileride aktarmak için önemli aktörlerle görüşmüş, notlar tutmuştur. Nasıl Hasan Cemal'in günlükleri sayesinde biP° dönemi anladıysak, belki de bu notlar kitaba dönüştüğünde tarihimizde bir başka döneme ışık tutulacaktı.
Karşılaştırmalı iki günlük:

Hasan Cemal ve Mustafa Balbay'ın notları

Günlüklerin gazetecilerin ürünlerine nasıl katkı sağladığına dair en kolay akla gelecek örnek kuşkusuz Hasan Cemal'in çalışmalarıdır.
Hasan Cemal'in çok ses getiren kitapları Tank Sesiyle Uyanmak, Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım ya da Cumhuriyet'i Çok Sevmiştim tamamı günlüklerden oluşmuştur.

Belli ki günlük tutmak aynı zamanda bir Cumhuriyet okulu terbiyesi... Mustafa Balbay da bu okulun disiplinini aynen uygulamış.

odatv.com'da Hasan Cemal'le ilgili yapılan şu yorum o kadar yerinde ki:

"12 Eylül 1980 askeri darbesinin o zorlu günlerinde Gazeteci Hasan Cemal gözaltına alınıp günlükleri ele geçirilseydi o dönemin basını ne yazacaktı dersiniz? Anımsatmak bile istemeyiz! Ama bugünden farkı olmazdı... Öyle değil mi Hasan Cemal?"

Cemal'in 12 Eylül'ü anlatan iki kitabından (Tank Sesiyle Uyanmak, Demokrasi Korkusu) rastgele alıntılar nasıl da Balbay'ı andırıyor.
Hasan Cemal: "Yalçın Doğan ve Uğur Mumcu, MCK Genel Sekreteri Orgeneral Necdet Üruğ'u ziyaret ettiler.

Paşa'nın şu sözleri ilginç:

'Onlar (MGK üyeleri, Evren, vd.) artık politikayı sürdürüyor. Bizler de bizlere düşen görevleri devraldık. Politikacı ve biz ayrımı ilginç Üruğ
Paşa'nın... " (20 Eylül 1980)

Mustafa Balbay:

"[Tümgeneral Erdal Şenel] Türkiye'de artık demokratik yollardan yapılabilecek çok az şeyin olduğunu söyledi. Adamların dini alıp kullandığı, geriye bir şey kalmadığını söyledi. Hurşit bey için çok övücü şeyler söyledi. Takıldım: Hayatta en hakiki mürşit Hurşit'tir... 'Bir numara (Hilmi Özkök) için molla diyoruz' dedi... " (29 Nisan 2004)

Hasan Cemal: "Necdet Üruğ'un ricası: YÖK'e dokunmayın."

Mustafa Balbay: "Yaşar Büyükanıt: Bugün medya desteği olmadan hiçbir şey yapılamaz. Bakın medyaya [Cumhuriyet dışında] laiklikle ilgi!?0 hassasiyeti olan yayın organı yok. Artık bu konuda sizden başka kimseye bilgi notu da göndermiyoruz. (31 Mart 2003)

Hasan Cemal: "Boğaz'da Kalender Orduevi'nde yemek yedik." (26 Şubat 1983)

Mustafa Balbay: "Dorint Otel'de beş kişi yemek yedik." (7 Nisan 2004)

Hasan Cemal: "Yanımızda Güneri Cıvaoğlu, Rahmi Turan, Çetin Emeç gibi gazeteciler var." (26 Şubat 1983)

Mustafa Balbay: "Zekeriya Temizel'le birlikte İstanbul'a gittik. Saat 17:00'de toplandık. İlhan Selçuk, Alev Coşkun, Hikmet Çetinkaya, İbrahim Yıldız, Emre Kongar, Mustafa Pamukoğlu, ben... " (7 Nisan 2004)

Hasan Cemal: "Saltık Paşa bugün sivildi." (26 Şubat 1983)

Mustafa Balbay: "Şener Eruygur'a gittik. Ceketi çıkarmış." (1 Mart 2004)

Hasan Cemal: "Boğaz'a bakan geniş salonda denize dönük rahat koltuklar." (26 Şubat 1983)

Mustafa Balbay: "(...)Hemen arkamızda meydan muharebesini gösteren dev bir tablo... Kiremit rengi koltuklar... Biz ikilide o teklide..." (18
Aralık 2003)

Hasan Cemal: "Üruğ Paşa sivil ve gayet şık giyinmişti. Rahat koltuklara oturduk. Ihlamur; Yalçın Doğan istemeyince 'Sizin de çikolata hakkınız var' diyerek kristal çanaktan Madlen çikolata çıkardı." (28 Kasım 1982)

Mustafa Balbay: "Salonun önünde yemyeşil küçük balkonumsu yer. Duvarlarda deniz kıyısı ve insan resimleri. Ressamlarını okuyamadım. Havuç maydanoz çorbası... Levrek... Özel patlıcan... Tatlılar..." (30 Ocak 2003)

Ve "sızdırılan" hakkında bir not:

O gazeteci de günlüklerim açıklasın
Gazeteci Hakan Aygün, bir zamanlar Bugün gazetesinde köşe yazıyordu. Bir yazısının başlığı ilginçti: "Mustafa Balbay'ı yakan eski bir Cumhuriyet'çi..."

Kastettiği isim t24 isimli İnternet sitesinin sahibi Doğan Akın.
Bu site de önce tempo24 adıyla Doğan Dergi Grubu bünyesinde faaliyete geçti. Zaten adı da grubun uzun yıllardır yayımladığı haftalık haber dergisi (şimdi aylık magazin dergisine dönüştü) Tempo'dan geliyordu.

Ancak bir süre sonra Doğan Grubu bu siteyi yayınlamaktan vazgeçti. Doğan Akın da kendi kanatları altında sitenin adını t24 diye değiştirerek yoluna devam etti.

Akın gazeteciliğe Cumhuriyet'te başlamış, Ankara haber müdürlüğüne kadar yükselmiş bir isim. Kendisini Milliyet'te çalıştığı zamandan tanırım, Kemalist olarak bilinirdi. Hatta 90'lı yıllarda söylemin giderek liberalleştiği Türkiye'de "Katı Kemalist" olarak.
Nitekim, eski bir Cumhuriyet çalışanı olan Hakan Aygün de onun hiçbir zaman "Cemalist" olmadığını da açıklamış köşesinde. Cumhuriyet'in geçmişindeki meşhur İlhan Selçuk-Hasan Cemal bölünmesinde ilk grubu seçenlere Kemalist, Hasan Cemal'le gidenlere Cemalist denirdi...
Doğan Akın'ın Kemalistliği o günlerden kalma kısacası. "İlhan Abi"sinin yanında yer almıştı. Üstelik yıllarca Mustafa Balbay'a aynı büroda, omuz omuza çalışmışlardı.

Hal böyleyken, Cumhuriyetin simge bir yazarının tutukluluğunun bir türlü bitmemesine büyük delil olarak gösterilen bu günlüklerin eski bir Cumhuriyet'çi tarafından yayınlanması ister istemez dikkat çekiyor.

Doğan Akın'ın bu gazeteden biraz buruk ayrıldığı konuşulur.
Mesut Yılmaz hükümeti döneminde Doğan Akın'a Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Üyeliği önerilmiş. Akın, Cumhuriyetteki göreviyle beraber bu pozisyonu da beraber yürütmeyi planlıyormuş.

Hatta anlaşılmış, İlhan Selçuk'la telefon diplomasisi yapılmış, ikna edilmiş, hiçbir pürüz kalmamış.
Ancak son anda devreye Mustafa Balbay'ın girdiği ve Doğan Akın'a "Bu iş böyle olmaz," dediği söylenir.
"İlhan Abi'yle konuştum, bizim aramızda sorun yok," demesine rağmen Balbay engel olmuş.
Sonradan İlhan Selçuk'un da Mustafa Balbay etkisiyle "yan çizdiğini" ve kendisini yarı yolda bıraktığını düşünür Akın. Çünkü bu tartışmanın sonunda Doğan Akın apar topar Cumhuriyetten uzaklaştırılır.

Unutmamak gerekir ki o dönem Cumhuriyetteki gazetecilerin maddi olarak en zor zamanlarıdır; pek çok gazeteci ek iş yapmak ister. Nedense Doğan Akın'a bu ayrıcalık tanınmaz. Ve bu ayrılık Akın için dokuz aylık bir işsizlik anlamına gelir.
Medyadaki pek çok hesap kişiseldir; bu sektörün içinde olan pek çok kişi buna tanıklık etmiştir. İşin içinde Cumhuriyet gazetesi varsa, kişisellik daha da ön plandadır hatta.

Cemalist'lerin liderleri Hasan Cemal ve Okay Gönesin'in yıllardır "İlhan Abi"leriyle savaştıklarını, hâlâ ondan intikam almaya çalıştıklarını ve bütün siyasi yorumlarının altında böylesi bir "aile" kavgasının" olduğunu görmemek mümkün mü mesela...

O yüzden Doğan Akın'ın da Mustafa Balbay'a gecikmiş bir gol attığını düşünmek mantığa çok uzak gelmiyor.
CNN Türk'te "Medya Mahallesi" programını sunan Ayşenur Arslan bu tartışmaların ışığında Doğan Akın'ı canlı yayına aldı ve "İntikam soğuk yenen bir yemek midir?" diye sordu.

Akın, yıllar önceki olayların hesaplaşmasını şimdi yapacak halde olmadığını söyledi. Kayda geçsin.
Ancak son yıllarda "sıkı Kemalist" olarak bilinen, hatta Milliyet gibi nispeten tutucu bir gazetede bile bu açıdan eleştirilen Akın'ın "sıkı liberal" olmaya doğru gittiği de gözden kaçmasın. Bugün t24 sitesi de liberal görüşün bayraktarlığını yapıyor, Akın'ın yanında çalışan gazeteciler de bu rüzgârdan nasibini alıyor.

Ve son not: Günlüklerden yola çıkarak Balbay'ın askerlerle "mesafe sorunu" olduğu söyleniyor ama Doğan Akın'ın yediğinin içtiğinin ayn gitmediği Kemal Yavuz Paşa vardı bir zamanlar.
Gazetecilerin haber kaynakları paşalar, bakanlar, hatta başbakanlar olabilir. Mesafe ayarlayamama sorunu kişilere özgü değil, belki Türk basınının kökenlerinde yer etmiş bir çarpıklık.

Kim kimi neyle suçlayabilir ki...

Hele hele kendileri mesafesizlik hatasına düşenler.

Doğan Akın'ın bu gazeteden biraz buruk ayrıldığı konuşulur.
Mesut Yılmaz hükümeti döneminde Doğan Akın'a Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Üyeliği önerilmiş. Akın, Cumhuriyetteki göreviyle beraber bu pozisyonu da beraber yürütmeyi planlıyormuş.

Hatta anlaşılmış, İlhan Selçuk'la telefon diplomasisi yapılmış, ikna edilmiş, hiçbir pürüz kalmamış.
Ancak son anda devreye Mustafa Balbay'ın girdiği ve Doğan Akın'a "Bu iş böyle olmaz," dediği söylenir.
"İlhan Abi'yle konuştum, bizim aramızda sorun yok," demesine rağmen Balbay engel olmuş.
Sonradan İlhan Selçuk'un da Mustafa Balbay etkisiyle "yan çizdiğini" ve kendisini yarı yolda bıraktığını düşünür Akın. Çünkü bu tartışmanın sonunda Doğan Akın apar topar Cumhuriyetten uzaklaştırılır.

Unutmamak gerekir ki o dönem Cumhuriyetteki gazetecilerin maddi olarak en zor zamanlarıdır; pek çok gazeteci ek iş yapmak ister. Nedense Doğan Akın'a bu ayrıcalık tanınmaz. Ve bu ayrılık Akın için dokuz aylık bir işsizlik anlamına gelir.
Medyadaki pek çok hesap kişiseldir; bu sektörün içinde olan pek çok kişi buna tanıklık etmiştir. İşin içinde Cumhuriyet gazetesi varsa, kişisellik daha da ön plandadır hatta.

Cemalist'lerin liderleri Hasan Cemal ve Okay Gönesin'in yıllardır "İlhan Abi"leriyle savaştıklarını, hâlâ ondan intikam almaya çalıştıklarını ve bütün siyasi yorumlarının altında böylesi bir "aile" kavgasının" olduğunu görmemek mümkün mü mesela...

O yüzden Doğan Akın'ın da Mustafa Balbay'a gecikmiş bir gol attığını düşünmek mantığa çok uzak gelmiyor.
CNN Türk'te "Medya Mahallesi" programını sunan Ayşenur Arslan bu tartışmaların ışığında Doğan Akın'ı canlı yayına aldı ve "İntikam soğuk yenen bir yemek midir?" diye sordu.

Akın, yıllar önceki olayların hesaplaşmasını şimdi yapacak halde olmadığını söyledi. Kayda geçsin.
Ancak son yıllarda "sıkı Kemalist" olarak bilinen, hatta Milliyet gibi nispeten tutucu bir gazetede bile bu açıdan eleştirilen Akın'ın "sıkı liberal" olmaya doğru gittiği de gözden kaçmasın. Bugün t24 sitesi de liberal görüşün bayraktarlığını yapıyor, Akın'ın yanında çalışan gazeteciler de bu rüzgârdan nasibini alıyor.

Ve son not: Günlüklerden yola çıkarak Balbay'ın askerlerle "mesafe sorunu" olduğu söyleniyor ama Doğan Akın'ın yediğinin içtiğinin ayrı gitmediği Kemal Yavuz Paşa vardı bir zamanlar.
Gazetecilerin haber kaynakları paşalar, bakanlar, hatta başbakanlar olabilir. Mesafe ayarlayamama sorunu kişilere özgü değil, belki Türk basınının kökenlerinde yer etmiş bir çarpıklık.

Kim kimi neyle suçlayabilir ki...

Hele hele kendileri mesafesizlik hatasına düşenler.

Kaynakça
Kitap: İMHA PLANI MEDYA NASIL ÇÖKERTİLDİ
Yazar: ORAY EĞİN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Medya Nasıl Çökertildi ve Yandaş Yapıldı?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir