Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Fethullah Gülen Hareketi Siyasetin İçinde

Burada Ergenekon Tertibinde tutuklanan Nedim Şener'in Ergenekon Belgelerinde Fethullah Gülen Cemaati konusu hakkındaki çalışmasının bütün konularını başlıklarıyla bulabilirsiniz.

Fethullah Gülen Hareketi Siyasetin İçinde

Mesajgönderen TurkmenCopur » 07 Haz 2011, 00:43

FETHULLAH GÜLEN HAREKETİ SİYASETİN İÇİNDE

Fethullah Gülen, adıyla anılan hareketini diyalog ile geliştirdi. "Dinler arası diyalogdan" söz etmiyorum. Siyaset ve medya ile diyalog büyümede etkili oldu. Son dönemdeki tüm siyasetçi, yazar ve gazeteci ile kurduğu diyaloga çok önem verildi. Cemaatin büyümesi devlet kadrolarında yer bularak oldu. Cemaat siyasi açıklamalardan uzun yıllar uzak durdu.
AKP hükümetiyle en büyük ittifakı Ergenekon operasyonsları sırasında yaptı. Ayrıca AKP hakkında açılan kapatma davası ve 2007 seçimleri yakınlığın zirveziydi.

Ama Türkiye Fethullah Gülen'in siyaset üzerine en önemli sözünü 2010 yılı Haziran ayı başında duydu. Hükümetin desteğini de arkasına alan İnsani Yardım Vakfı'nın Mavi Marmara gemisi İsrail'in ambargo altında tuttuğu Gazze'ye yardım için yola çıkmış, ancak uluslararası sularda uğradığı baskında dokuz Türk vatandaşı hayatını kaybetmişti. Herkesin İsrail'i suçladığı ve burnundan soluduğu bir ortamda Fethullah Gülen ABD'nin büyük gazetelerinden Wall Street Journal gazetesine bir açıklama yaptı.

"Gördüğüm şeyler hiç de hoş değildi. Çok çirkin şeylerdi" dedi ve ekledi:

"Organizatörlerin Gazze'ye yardım götürmeden önce İsrail'le uzlaşma yolunu seçmemeleri faydalı sonuçlar doğurmayacak şekilde otoriteye baş kaldırmaktır."

Gazze'ye yardım götüren gemilerin önder organizatörlerinden biri olan ve 100'den fazla ülkede yardım faaliyetleri gerçekleştiren İnsani Yardım Vakfı'ndan (IHH) kısa bir süre önce haberdar olduğunu söyleyen Gülen, "İHH'nin politik bir amaç güdüp gütmediğini söylemek kolay değil" dedi. Her açıklamasında İsrail hükümetini yerden yere vuran diplomatik ilişkileri askıya alan hükümet, Gülen'in bu eleştirisine yanıt vermedi. Yalnızca Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'ın ağzından "Uzaktan bakınca demek ki bazı şeyler öyle görünüyor" sözü çıktı. Oysa hükümet yetkilileri Mavi Marmara gemisinin ambargoyu delme girişimi ile ilgili eleştirilere verdiği en hafif tepki; "İsrail basınının ağzıyla konuşuyorlar" şeklindeydi.

Gülen'e karşı yumuşak tavırlardan birisini de o gemide olan İHH Başkanı Bülent Yıldırım gösterdi: Yıldırım Şöyle konuştu:

"Fethullah Gülen büyük iyilikleri dokunmuş, değerli bir Hoca Efendi. Erzurumlu olduğum için kendisini oradan da tanırım. Keşke bu açıklamayı yapmadan önce bizimle görüşseydi. Bu konuyu kendisi ile görüşeceğim. Hemen değil belki ileride. Belki de yüz yüze görüşürüm. Ama üzüldüm. Keşke açıklama yapmadan önce bizimle de konuşsaydı."

Bu açıklama Türk dış politikasına verdiği çok önemli bir ayardı. ABD nezdinde eksen kayması tartışmaları yaşandığı bir süreçte Gülen adeta bir koalisyon ortağı gibi inisiyatifi ele almış, hükümet de buna sessiz kalmıştı.
Gülen siyasette en önemli müdahalesini 12 Eylül 2010 günü yapılan referandumda yaptı. AKP hükümetinin getirdiği anayasa değişikliği önerilerini içeren paketine "Evet" denilmesini isteyen Gülen, "Elimde olsa mezardaki ölüleri bile kaldırıp evet oyu verdirirdim dedi.
Ve Gülen yüzde 58 oranındaki evet oyunun çıkmasından duyduğu memnuniyeti açıkça da dile getirdi.
Artık Gülen siyasetin içinde değil tam göbeğindeydi.

Aslında bunun işareti "AKP ve Gülen'i Bitirme Planı" diye bilinen İlticayla Mücadele Eylem Plam'mn algılanış biçiminde gizliydi.
Bu belge 4 Haziran'da avukat Serdar Öztürk'ün bürosunda ele geçirildi. 6 Haziran'da savcılık dosyasına girdi, 12 Haziran'da ise Tarafta yayınlandı.

Haberin Taraf gazetesinde yayınlanmasından bir gün sonra Fethullah Gülen'in Amerika'da yaşadığı çiftlikten yaptığı video açıklamasıyla birlikte cemaate yakın gazete ve televizyonlar, belgenin gerçek olup olmadığına bakmadan bir kampanya başlattı. Belki kendilerinin de dışında meydana gelen gelişmeler hakkında bu kadar ani ve olağanüstü büyük tepkinin herkesin kafasında şüphe yaratması doğaldı.
Gelişmelerin içine TBMM'nin, siyasetçilerin, devletin birçok kurumunun girmesinin yanında, tartışmanın şiddetlenmesi asıl olarak belge olduğu iddia edilen dört sayfalık metinde iktidar partisi AKP'nin de hedef olarak gösterilmesiydi.

AKP ile Gülen Cemaati'ni hedef aldığı belirtilen ve gerçekliği konusunda ciddi şüpheler bulunan belgede her nasılsa, AKP ile Gülen Hareketi arasında bir özdeşlik yaratılmıştı.

Bu özdeşleştirme çabası belge Taraf gazetesinde yayınlanır yayınlanmaz cemaate yakın olduğu iddia edilen kişilerin köşe yazılarında da kendini gösterdi.

Örneğin Taraf gazetesi yazarı Polis Akademisi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Önder Aytaç, AKP'nin son genel seçimlerde aldığı oyun önemlice bir bölümünün Fethullah Gülen Cemaati'nden geldiğini şöyle anlatıyordu: "AKP, son milletvekili seçimlerinde, en az yüzde ll'lik bir oyu Gülen Hareketi'nden aldı. Gülen Hareketi, daha önceden merkez sağdaki hiçbir partiyi desteklemedikleri kadar yoğun bir biçimde AKP'yi desteklediler."
Yani AKP'nin yüzde 47'lik oy oranı içinde yüzde 11 FGH'ye aitti.

Eğer bu iddia gerçekse, Fethullah Gülen grubunun yüzde 11 oranındaki oy desteğinin çekilmesi halinde AKP'nin iktidarı tehlikeye düşeceği gibi bu oy oranının desteklediği başka herhangi bir parti iktidar olabilir yorumlarına yol açtı. Yani herhangi bir siyasi partix artı Fethullah Güleıi8 Grubux eşittir iktidar sonucu çıkıyordu. Bu yorumlara göre AKP+FGH=İktidar gibi bir denkleme ulaşmak da mümkündü?
Verdiği rakama bakılırsa, siyasi parti kurması halinde yüzde 10 barajını aşacak güce ulaşan Fethullah Gülen Hareketi ile AKP'yi aynı karede göstermeyi amaçladığı belli olan "İrticayla Mücadele Eylem Planı" başlığını taşıyan doküman, "artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak" yargısını da pekiştirdi.
Emekli Genelkurmay Başkanı Orgenaral Başbuğ'a göre de ortaya çıkan belge, son dönemde Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratmak üzere "medya üzerinden yürütülen örgütlü asimetrik psikolojik harekât"ın parçasıydı.
Esasen basına yansıdığı andan itibaren, belge yalnızca TSK'nın değil, Hükümet ve Fethullah Gülen Cemaati gibi düşünmeyen herkesin üzerinde bir psikolojik harekât aracı haline dönüştü.

Önceden, olayları kendileri gibi değerlendirmeyen herkesi Ergenekon ile ilişkilendirmeye çalışan çevrelerin, bu belgeyle psikolojik harekâtın ağırlığını artırdığı gözlendi.

Öyle ki, Fethullah Gülen Grubu'na yakın Zaman gazetesinde 17 Haziran günü "Haberler tuzak kokuyor; yoksa eylem planı devrede miydi?" başlığıyla verilen haberde şu ifadeler yer alıyordu:

"...Planda, 'Dost Unsurlar' olarak tanımlanan medyanın belirlenen hedefler doğrultusunda kullanılması öngörülüyordu. Medya aracılığıyla 10 madde halinde verilen ana başlıkların kara propaganda amaçlı olarak haberleştirilmesi isteniyordu. Söz konusu madde, gözlerin medyaya çevrilmesine sebep oldu. Nisan ve Mayıs aylarında bazı gazetelerin haberlerinin, eylem planında belirtilen niteliklere uygun olmaları dikkat
çekti... "

Yine Hükümet'e yakınlığı ile bilinen Star Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Karaalioğlu da içeriği merak uyandırmayacak biçimdi kaleme aldığı 22 Haziran 2009 tarihli yazısına "Plan Zaten Uygulamada" başlığını atmıştı.

Zaman gazetesinin ne yapmak istediği ve psikolojik savaşta hangi gazeteleri hedef aldığı ise, Milliyet gazetesinde 17 Haziran 2009 günü şöyle analiz edilecekti:

"Türk basınında son zamanların en önemli komplo klasiklerinden birine dün Fethullah Gülen cemaatine yakınlığıyla bilinen Zaman gazetesi imza attı. Bu gazete, Genelkurmay Başkanlığı karargâhında bir kurmay albay tarafından hazırlandığı ileri sürülen, ancak gerçek mi yoksa sahte mi olduğu hâlâ kesinleşmemiş olan belgenin doğru olduğu varsayımından hareket ederek, pek çok gazeteyi töhmet altında bırakan bir komployu sayfalarına taşıdı.
Zaman gazetesi, bu komploya dün 'Haberler Tuzak Kokuyor: Yoksa Eylem Planı Devrede Miydi?' başlığıyla tam bir sayfasını ayırdı. Bu haberde, bazı gazetelerin nisan ve mayıs aylarında yayımladıkları haberlerin, söz konusu andıç doğrultusunda 'kirli bir tezgâhın devreye sokulduğu izlenimini verdiği' yazıldı."

MEĞER HABERLERİN HEPSİ KİRLİ TEZGÂHMIŞ

Habere göre, bu planda söz edilen konularla örtüşen pek çok nokta sonradan gazetelerde haber olarak yer almıştı. Zaman, "bu örtüşmenin ortaya bazı soruların çıkmasına yol açtığını" savunarak, "birçok haber sanki tek bir kaynaktan yönlendirilme yapılmış izlenimini veriyor" dedi. Zaman, iddiasını desteklemek üzere bir dizi kupür ve tam 50 haberin başlığını yayımladı. Bunlann hepsi Milliyet, Hürriyet, Vatan, Sözcü ve Cumhuriyet gazetelerinden seçilmişti. Zaman gazetesinin imasına göre bu gazetelerin mutfakları, yazı işleri kadroları Genelkurmay Harekât Başkanlığında hazırlanmış olan bu andıç doğrultusunda faaliyet göstermekteydiler.

Örneğin, Milliyet'in "kirli tezgâha uygun", yani andıç doğrultusunda hazırlandığı ima edilen manşetlerinden biri Zaman yazarı Ali Bulaç'ın eşcinsellerle ilgili sözlerini konu alan "Ortaçağ kafası" başlığıydı. Milliyet'ten gösterilen bir başka kupür, "Sınırda keskin viraj" manşetiydi ve Ermenistan sınır kapısının açılacak olmasının Türk dış politikasında yol açtığı kritik durumu konu alıyordu.

YOKSA BAŞBAKAN DA MI TEZGÂHA GELDİ?

Gazetenin yayımladığı "kirli tezgâh" haberleri dikkatli bir şekilde incelendiğinde ortaya oldukça garip durumlar çıkıyor. Zaman, bu çerçevede "14 Mayıs işgali kalkmadan o sınır açılmaz" başlığını, andıcın hedefiyle örtüşen bir haber olarak okurlarına sunuyor.
Yapılan bir arşiv taraması, bu başlığın aynı gün pek çok gazetede yayımlandığını gösteriyor. Bu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Bakü ziyaretinde yaptığı Ermenistan'ın Karabağ'ı işgali kalkmadan Ermenistan sınırının açılmayacağı yolundaki açıklaması. Yani, rutin bir haber. Başbakan'ın Bakü'de yaptığı bu açıklama nasıl olup da "kirli tezgâh haberi" olarak sunuluyordu, anlaması gerçekten güç.
İşin bir de komik tarafı var. Erdoğan'ın bu açıklamasını manşetinden veren gazeteler arasında bizzat Zaman gazetesi de var. Demek, Zaman da Genelkurmay Psikolojik Harekât bölümünün kirli tezgâhına gelmiş.

BAŞBUĞ UN BÜTÜN AÇIKLAMALARI
KİRLİ TEZGÂH


İlginç olan bir nokta, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ'un son iki ay içinde yaptığı açıklamaların önemli bir bölümünün, örneğin "üniter devletin çivisi oynamaz" yolundaki sözlerinin haberleştirilmesinin bile "kirli tezgâh" faslında gösterilmesi. Zaman, andıç doğrultusunda, "Güleıl81 hareketi ile irtica arasında ilişki kurup bu hareketi kötülemeyi amaçlayan" haberlerden de bir derleme yapmış. Bunlar arasında sıralanan "Karayılan: Gülen ilerisi için bir risk" başlığı, PKK yöneticilerinden Karayılan'ın Milliyet yazarı Hasan Cemal'e verdiği mülakatın manşeti. Bu bağlamda, Karayılan'ın mülakatı da andıç doğrultusunda bir haber olarak takdim edilmiş oluyor.

Bu fasılda Prof. Yılmaz Esmer'in hoşgörü araştırmasının Milliyet tarafından "Hoşgörü uzakta" başlığıyla verilmesi de yine "kirli tezgâh" olarak takdim edilmişti. Yani, Prof. Esmer de gitti...

HANİ BİR İĞNE BİLE TAŞIMIYORLARDI?

Zaman'ın Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı, her pazartesi günü köşesinde basına yüksek gazetecilik ahlakı üzerine öğütler verirken, kendi sorumluluğundaki yayın organında, bu kadar gazetenin "kirli" olmakla suçlanması ve böyle bir iftirayla andıçlanmaları ciddi bir tenakuz oluşturuyor aslında.

Fethullah Gülen'in ABD'de yaptığı, "Gönüllüler hareketinin temsilcilerinin silah edinmek şöyle dursun, yanlarında iğne bile taşımadıkları" yolundaki sözlerini yayımlayan da Zaman gazetesi değil mi? Gülen, "Sevgiye kilitlenmiş bu insanlar karıncaya bile basmazlar" diyor. Karıncaya basmayanlar nasıl oluyor da bu kadar insana iğnelerini batırarak töhmet altında bırakmakta hiçbir beis görmüyorlar?

Ve, son sözü Fethullah Gülen'e bırakalım:

"28 Şubat, ülkenin daha iyi bir noktaya gelmesi adına Türkiye'de bazı süreçleri geciktirdi mi? Geciktirmedi; aksine hızlandırdı. Hatta 28 Şubat, Türkiye'de demokrasinin yerleşmesini de hızlandırdı. Ben, Türkiye'nin de dünyanın da geleceği hakkında çok ümitliyim. Ancak, hepimize biraz daha fedakârlık düşmektedir."

SONUÇ VE GENEL DEĞERLENDİRME:

Kökeni yüzlerce yıl öncesine dayanan tarikatiar, alınan tüm tedbirlere rağmen cumhuriyet döneminde de başta sosyal hayat olmak üzere hayatın her alanında etkinliklerini sürdürmektedirler. Söz konusu etkinliğin Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki gibi olmasa da laik bir devlet için küçümsenmeyecek oranda olduğu gözlenmektedir.

Tarikatların etkinliklerini sürdürmesinde Atatürk döneminde alınan tedbirlerin daha sonraki yıllarda tam olarak uygulanmayışı ve hatta bu etkinliğinin artması için 1950 sonrasında yapılan yasal düzenlemelerin önemli rol oynadığı görülmektedir.

Tarikatlar 1925 yılında kapatılmalarına rağmen 2002 Türkiyesinde varlıklarını inkar etmemekte, tarikat liderleri ise yasal engellere rağmen varlıklarını açıkça sürdürmektedir. Kamuoyunda ölen bir tarikat liderinin yerine kimin geçeceği dahi tartışılabilmektedir.

Bunun yanı sıra tarikatların varlığına karşı yasal engellerin devreye sokulmaması, onların çok sayıda kuruluş sahibi olmaları ve böylece toplum hayatında kalıcı olmalarını da sağlamıştır. Bu meyanda, günümüzde tarikatlar serbest diyebileceğimiz bir ortamda ticari ve eğitim kuruluşlarına sahip olmuşlardır. Bunun sonucunda, tarikatların varlığına son verilmesi değil de faaliyetleri tartışılır olmuştur.

Nitekim günümüzde özellikle Nakşibendi tarikatı çeşitli kollarıyla varlığını sürdürmektedir. Söz konusu tarikat; eğitim, sermaye, finans, sigorta konularında faaliyette bulunmakta, çeşitli öğrenci yurtlarında kendisine müzahir kişiler yetiştirmektedir.

Nakşibendi tarikatı, ülkemizdeki en etkili irticai grup olup siyaset üzerinde de önemli sayılabilecek derecede etkilidir. Bu nedenle de faaliyetlerinin kısa sürede sonlandırılması mümkün görünmemektedir. Nitekim, anılan tarikatın faaliyetlerine bakıldığında alman tüm tedbirlere rağmen, faaliyetlerinin yoğunlaşarak devam ettiği görülmektedir.

Nakşibendi tarikatı, halk tabanı yanı sıra, öğretim üyeleri, milletvekilleri de aralarında olmak üzere her meslek ve öğrenim seviyesine ulaştırmıştır. Bu nedenle de adı geçen tarikatın güçlü bir tabana sahip olduğunu söylemek mümkündür.

Ülkemizde, tarikatların kapatılmasına neden olan yasa tam olarak uygulanmadığı sürece de bu gerçek devam edecektir. Bu nedenle de tekke ve zaviyelerin kapatılmasına ilişkin kanunun gerekirse yeniden gözden geçirilmesi tarikat faaliyetlerinin önlenmesi açısından zorunlu görünmektedir.


Kaynakça
Kitap: ERGENEKON BELGELERİNDE FETHULLAH GÜLEN VE CEMAAT
Yazar: NEDİM ŞENER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Ergenekon Belgelerinde Fethullah Gülen Cemaati

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir