Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Darbe Belgesi Mi, Komplo Belgesi Mi ?

Burada Ergenekon Tertibinde tutuklanan Nedim Şener'in Ergenekon Belgelerinde Fethullah Gülen Cemaati konusu hakkındaki çalışmasının bütün konularını başlıklarıyla bulabilirsiniz.

Darbe Belgesi Mi, Komplo Belgesi Mi ?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 07 Haz 2011, 00:28

DARBE BELGESİ Mİ, KOMPLO BELGESİ Mİ?

• Gülen hangi kehanette bulundu?
• Gerçekliği tartışmalı "rapor" nasıl ortada kaldı?
• Peşin yargılar ve "telaş"la işler nasıl karıştı?

Kitabın yazımı tamamlandığında, sonucu Fethullah Gülen ve hareketi hakkında bir-iki cümle ile bitirme niyetindeydim. Hatta 13 Haziran 2009 tarihli Zaman gazetesinin yorum köşesinde bir yazarın aktardığı Fethullah Gülen'in şu görüşleri üzerine duracaktım.

Gülen şöyle diyordu:

"Herkesin bize göre, bizim hissiyatımıza göre söz söylemesi şart değil. Akademisyenlik, objektif olmayı gerektiren bir meslektir. Zaten bu türlü toplantılarda esas olan da müdavele-i efkârdır. Acı-tatlı, iyi-kötü, çirkin-güzel bütün yanlan ile ortaya konmalıdır. Tenkitler olabilir ve olmalıdır. Ama bunlar yapıcı olmalı. Bizdeki eksikliği, yanlışı, kusuru gidermeye matuf olmalı. Bunun yanında eksik olarak gördükleri hususları gidermemiz için bizi teşvik edici bir üslupla dile getirilmeli. Hatta bizde heyecan oluşturmalı. Mükemmeli elde etmek bizim elimizde değil; onu sadece Allah yapar. Fakat gayret gösterir, çalışır ve çabalarız."

Bunu, şeffaflık konusundaki eleştirileri karşılamaya, hatta kendi adıyla anılan hareketin yapısının değişebileceğine ilişkin bir görüş olabileceği üzerinde duracaktım ki, 12 Haziran günü Taraf gazetesinde bir skandal haber yayınlandı.

Haber "artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak" dedirtecek cinstendi. Gazetenin manşetinde "AKP ve Gülen'i bitirme Planı" başlığı yer alıyordu. Gazeteye göre, Türk Silahlı Kuvvetleri, AKP Hükümeti ve Fethullah Gülen grubuna yönelik yıpratma kampanyası planı hazırlığı yapmakla suçlanıyordu.
Eski adı Genelkurmay Başkanlığı Psikolojik Harp Dairesi olan Genelkurmay Harekât Başkanlığı 3'üncü Destek Şube Müdürlüğü'nde Nisan 2009'da hazırlandığı iddia edilen ve Deniz Piyade Kurmay Kıdemli Albay Dursun Çiçek'in imzasını taşıdığı iddia edilen belge Ergenekon operasyonu kapsamında tutuklanan eski bir asker olan avukat Serdar Öztürk'ün ofisinde ele geçmişti. Öztürk'ün avukatı ise bu belgenin dışarıdan birileri tarafından ofise konduğunu iddia ediyordu.

Dolayısıyla ülke gündemi bir anda Genelkurmay'da "AKP VE GÜLEN'İ BİTİRME PLANI hazırlandı mı?" yoksa büyük "bir KOMPLO" ile mi
karşı karşıyayız tartışmalarına kilitlendi. Bu nedenle kitabın sonuç bölümünde de bu tartışmaya değinmek zorunluydu.
O yüzden önce Ergenekon soruşturma ve davası sürecinde çokça tartışılacak olan ve gerçek mi sahte mi olduğu tartışmalı olan belgeye gazetede yer aldığı kadarıyla göz atalım.

Planın "İcra" bölümünde şöyle deniyor:

Laik düzeni yıkıp İslam devleti kurma hayalindeki AKP hükümeti ve Gülen grubu başta, dinî oluşumların faaliyetlerine son vermek için çalışılacaktır. Dört sayfalık planın "Durum" bölümünde, "Ergenekon adı altında, TSK'ya büyük emeği geçmiş emekli ve muvazzaf askeri personel yersiz ithamlarla lekelenmektedir" saptaması yer alıyor. "Ergenekon davasının gündemi değiştiriliyor havası oluşmadan" eylemler yapılması isteniyor, Ergenekon kapsamında tutuklanan muvazzaf ve emekli askerlerin irtica ile mücadele ettikleri için cezaevine kondukları yönünde haberlerin ön plana çıkarılması hedefleniyor.

Dört sayfadan oluşan "İrticayla Mücadele Eylem Planı"nın "Durum" başlıklı bölümünde Ergenekon soruşturması eleştiriliyor: İrticai gruplar tarafından TSK başta olmak üzere devletin resmî kurumlarını yıpratmak üzere yoğun faaliyetler yürütülmekte, Ergenekon adı altında TSK'ya büyük emekleri geçmiş, emekli ve muvazzaf askerî personele yersiz ithamlarda bulunularak lekelemeye çalışılmaktadır.

Bütün bunlardan "vazife" çıkarılması gerektiği belirtilen planda bu görev "İrticai oluşumların iç yüzünü göstererek bu konudaki tereddütlere son vermek ve söz konusu örgütlere olan kamuoyu desteğini ortadan kaldırmak. Ergenekon kapsamında yapılan yıpratıcı kampanyaların etkisini azaltmak, TSK'ya yönelik olarak yapılan olumsuz propagandalara son vermektir" olarak tanımlanıyor. Ardından ise planın "İcra" bölümü geliyor ve şu ifadeler kullanılıyor: Laik ve demokratik düzeni yıkarak, şeriata dayalı bir İslam devleti kurma hayalinde bulunan AKP Hükümeti ve ona destek veren çeşidi gruplar ile Fethullah Gülen grubu başta olmak üzere radikal dinî oluşumlar hakkındaki gerçekleri gün yüzüne çıkarmak, kamuoyunun desteğini kırmak ve faaliyetlerine son vermek üzere bilgi destek faaliyetleri icra edilecektir.

FETHULLAHÇILAR DA SİLAH YAKALANMASI SAĞLANACAK PLANIN "FAALİYET" BÖLÜMÜ:

Işık Evleri'nde silah ve mühimmat bulunması sağlanarak Gülen Cemaati 'silahlı terör örgütü' ilân edilecek. Ordu, "Gülen Cemaati'nin, Işık Evleri5 baskınlarında bulunması sağlanacak silah ve mühimmat sayesinde, Fethullahçı Silahlı Terör Örgütü olarak yargılanmasını" hedefliyor. Planda, Gülen cemaatinin PKK ile işbirliği yaptığı; CIA, MOSSAD gibi kuruluşlarla ilişkide olduğu ve Ergenekon Davası'nı yönettiği izlenimini yaratma amaçlı eylemler var.
Plana göre, faaliyetierin birbiriyle senkronize şekilde üç bölüm halinde hayata geçirilmesi isteniyor.

"Planlama ve Genel Faaliyetler" bölümünde yapılması istenenler şöyle sıralanıyor:

İcra edilen propagandalarda dine karşı olunmadığı teması işlenecektir.

Eylemler Ergenekon davasının gündemi değiştiriliyor havası oluşmadan planlanacak, dinci medyanın bu konuyu işlemesine imkân tanınmayacaktır.
"Fethullah Gülen (FG)'ciler gemiyi azıya aldılar, doğrudan TSK'ya saldırıyorlar" teması işlenecek, bu kapsamda muhafazakâr vatandaşların bile "Pes doğrusu biz de Elhamdülillah Müslüman'ız, ama FG'ciler resmen TSK'ya saldırmak için provokasyon yapıyorlar" dedirtecek çalışmalar yapılacaktır.
Sakıncalı/şüpheli kategorisindeki irticacı subay ve astsubayların irticai propaganda yaptıklarına dair ihbar çalışmaları yapılacak, müteakiben bu kişilerin ahlaki yönden olumsuzlukları ile ilgili haberler yaptırılacaktır.

İrticacı TSK personeline yapılan operasyon kapsamında tespit edilememiş diğer irticai TSK personeline yönelik korkutucu propaganda geliştirilerek, bu kişilerin hata yaparak tespit edilmeleri veya kendiliğinden çözülmeleri sağlanacaktır.
Askerî suç kapsamında yapılacak Işık Evleri baskınlarında, silahlı terör örgütü oluşturmak doğrultusunda; silah, mühimmat, plan vb. materyal bulunması sağlanarak, FG grubu "Silahlı Terör Örgütü" "Fethullahçı Silahlı Terör Örgütü", (FSTÖ) kapsamına aldırılacak ve soruşturmalar askerî yargı kapsamında yürütülecektir.

Ilımlı İslam konusu özellikle vurgulanacak, FG'cilerin ABD güdümünde hareket ettikleri ve İslam'ın orjinalini bozmak istedikleri hususu yoğun olarak dile getirilecektir.

Planın son bölümünde ise "Kara Propaganda Faaliyetleri"ne yer veriliyor. İşte o bölüm:
Çeşitli bilgi ve belgelerle ilgili ortaya yem atılarak yakalanan personel hangi gruba ait olursa olsun FG'ci oldukları şeklinde ifade vermeleri sağlanacak ve bahse konu personelin adı basında duyulduktan sonra ahlaki açıdan olumsuzlukları ile ilgili haberler yaptırılacaktır.

Yukarida açıklanan şekildeki personelin, sıradan dahi olsa arkadaş çevresindeki en olumsuz kişi onların en yakın arkadaşı gibi gösterilerek, FG'cilerin iç yüzüymüş gibi düşünülmesi sağlanacaktır.

İhbara dayalı ev baskınları yaptırılarak, buralarda silah ve mühimmatın yanı sıra, FG'ciler ile irtibat kurulması istenen oluşumlara (Yahudilik, CIA, MOSSAD, Moon Tarikatı, Humeyni vb.) ait objelerin aynı ortamda bulunması sağlanacaktır.
Ev baskınları kapsamında Alevi düşmanlığını körükleyici bilgi ve belgelerin bu evlerde bulunması sağlanacaktır.

CANLI YAYINLARA BAĞLANALIM

İzleyici veya dinleyici kitlesi fazla olan radyo, televizyon programlarına farklı bir kimlikle, canlı yayın esnasında, telefonla bağlanılarak; FG'ci maskesi altında konuşmalar yapılarak tahrik olmuş bir FG'ci gibi, "Evet kardeşim, bizimle uğraşan herkes Ergenekoncudur. Onlarla uğraşmak bizim boynumuzun borcudur. Bizimle uğraşmaya kimsenin gücü yetmez" şeklinde açıklamalar yapması sağlanacaktır.
Planın son bölümü AKP'nin parçalanmasına dönük şu cümle ile bitiyor: AKP mensubu kilit haberleşmecilere kamuoyuna çelişkili açıklamalar yaptırılarak, parti-hükümet içerisinde ciddi anlaşmazlık ve bölünmeler yaşanıyormuş şeklinde algılanması sağlanacaktır.

AKP mensuplarının, ülkemizde ekonomik krizin etkisinin ciddi olarak hissedildiği bir dönemde, lüks yaşamlarından taviz vermedikleri yönünde haberler yaptırılarak, bu durumun hem "İslam anlayışıyla çeliştiği" hem de uygulamaya çalıştıkları "Halk Adamı" yaklaşımlarının gerçeği yansıtmadığı konusunda kamuoyu bilgilendirilecektir.

Ergenekon Davası'nda sanık konumundaki emekli ya da muvazzaf askerlere sahip çıkılacağı belirtilen planda "Sözkonusu TSK personelinin masum olduğu, irticayla etkin şekilde mücadele ettikleri için üzerlerine iftira atıldığı şeklinde haberler yaptırılacak, gerekli hassasiyet sağlanacak."

"Medya Faaliyetleri" bölümünde ise Ergenekon operasyonuna atıf yapılarak, TSK mensuplarının "masum" olduğu yönünde haberler yaptırılması isteniyor:

Ergenekon kapsamında tutuklanan TSK personelinin masum olduğu, irticayla etkin şekilde mücadele ettikleri için üzerlerine iftira atıldığı şeklinde haberler yaptırılacaktır.

Yakalanan veya çözülen TSK personelinin bizim belirlediğimiz temalar doğrultusunda beyanda bulunmaları ve bu açıklamaların basında geniş yer bulması sağlanacaktır.

Ermenistan ve Yunanistan ile ilişkilere de değinen planda, iki ülke ile ilgili kamuoyunda tepki uyandıracak haberlere yazılı ve görsel medyada sürekli yer verilmesi hedefleniyor. Amaç şöyle anlatılıyor: Milliyetçi partilerin bu şekilde tabanı genişletilmeli. AKP, kamuoyunda zora düşmeli...
Ermenistan ve Yunanistan ile ilgili kamuoyunda tepki uyandıracak haberler sürekli gündemde tutularak milliyetçi partilerin tabanının genişletilmesi sağlanacaktır.
Planın "Düşman Unsurlar" bölümünde ise TSK'nın yıpratılmak istendiği ileri sürülüyor.

Bunun gerekleri ise şöyle sıralanıyor:

Atatürk İlke ve İnkılaplari'nı ortadan kaldırarak, laik, demokratik, sosyal hukuk devletini yıkmak ve yerine dinî esaslara dayalı bir rejim kurma hedeflerini engelleyecek tek kurum olarak TSK'yı görmekte.

Elde ettikleri TSK'yı yıpratıcı bilgi ve belgeleri kendilerine müzahir medya organları kanalıyla yayınlamakta.
Halkın yoğun ilgi gösterdiği birlik ve beraberlik mitinglerini Ergenekon tarafından maksatlı olarak planlanmış gibi göstermekte.
TSK'nın Ergenekon çatısı altında, başta PKK terör örgütü olmak üzere çeşitli terör örgütieriyle işbirliği yaptığını iddia etmekte.
Üst düzey komutanlar hakkında Yahudi, Ermeni, Sabetaycı vb. oldukları şeklinde asılsız haberler yapılmakta.
Kamuoyunu meşgul etmek ve bilgi kirliliği yaratmak üzere TSK personeline ait olduklarını iddia ettikleri ses ve görüntü kayıtlarını yayınlamaktadırlar.

Planda, irticaya karşı kullanılanacak "Dost Unsurlar"a da yer veriliyor. İşte o 'dostlar':

Basın ve yayın organları kanalıyla irticai grupların iç yüzünü gösteren propaganda çalışmaları planlı bir şekilde yürütülmekte. TSK personeli ve ailelerine yönelik bilgilendirme faaliyetleri icra edilmekte.

TSK içerisine sızıdırıldığı değerlendirilen personel ve aileleri ile bunların irtibatta olabilecekleri kişiler takip ve kontrol altına alınmakta. Bilgisayar ve doküman güvenliği konusunda tedbirler arttırılmaktadır.
Vatandaşlar tarafından yoğun olarak izlenen ve gündemdeki olaylar hakkında kamuoyunu yanlış yönlendiren, Kurtlar Vadisi, Kollama ve Tek Türkiye benzeri diziler hakkında olumsuz haberler yaptırılarak söz konusu dizilerin güvenilirliğinin yitirilmesi sağlanacaktır.

Planın "Kara Propaganda Faaliyeti" bölümünde şu cümleler yer alıyor:

"İnternetteki ses kayıtları irticacılar tarafından yayınlanmış gibi gösterilecek. Ama dinleyenlerin bizi haklı bulacağı tarzda ses kayıtlan düzenlenecek."
Planda ayrıca İskender Evrenesoğlu gibi isimlerin kullanılması, Milli Eğitim Bakanı'nın yıpratılması da var.
Son dönemde geniş yankı bulan ses kayıtları bilgi kirliliği yaratmak üzere irticacılar tarafından yayınlanmış gibi gösterilecek, ama dinleyenlerin bizi haklı bulacağı tarzda ses kayıtları düzenlenecektir.

İskender Evrenesoğlu, Ömer Öngüt gibi hazırda beklettiğimiz elemanlara medyatik eylemler ve söylemler yaptırılacak ve bu kişiler FG'ciler başta olmak üzere diğer irticai gruplarla özdeşleştirilerek, kamuoyunun tüm bu gruplar arasında benzerlik kurması sağlanacaktır.
Nurettin Veren gibi isimlerin TV programlarında FG grubu hakkında bizim istediğimiz temalar doğrultusunda açıklamalar yapmalan sağlanacaktır.
Kurdoğlu Cemaati vb. diğer cemaatlere mensup TSK personelinin TSK ile ilişkileri kesilirken FG grubuna mensup oldukları için atıldıkları şeklinde haberler yaptınlarak, kamuoyunda FG grubunun büyük yara aldığının düşünülmesi sağlanacaktır.

PKK terör örgütünün Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri ile Irak'ın kuzeyinde bulunan FG'cilere ait okul, dershane ve yurtlara eylem yapmıyor olmasının iki örgüt arasında bağ olduğu ve anlaştıklarının açık bir göstergesi olduğu yönünde haberler yaptırılacaktır.
Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı okul öğrencilerine ait ibadet, görüntü ve haberlerinin medyada yoğun olarak yer alması sağlanarak, Milli Eğitim Bakanı kamuoyu nezdinde yıpratılacaktır.

Bu planın gerçek olup olmadığı üzerinde çok duruldu. Olasılıklar sıralandı. Çünkü belgenin altında imzası olan Kurmay Albay Dursun Çiçek, belgeyi kendisinin hazırlamadığını iddia ederken, Genelkumıay Başkanlığı, ilk inceleme sonuçlarına göre belgenin TSK bünyesinde hazırlanmadığını açıkladı. Belgenin fotokopi olması bilimsel bir sonuç elde etmeyi zorlaştırıyordu. Belge üzerindeki imzanın Albay Dursun Çiçek'in imzasıyla "benzerlik" taşıdığı Jandarma, Polis, Adli Tıp Kurumu gibi kurumlar tarafından savunulmakla birlikte bu durum, belgeniıl5 gerçek olduğu ya da olmadığını ispatlamaya yetmiyordu.

Belge gerçek miydi, sahte miydi?
Fethullah Gülen Cemaati'ne yakınlığı ile bilinen gazete ve televizyonlar belgenin sahte olabileceği ihtimaline hiç değinmeden, doğruluğu ispatlanmışçasına yayınlar yapmayı tercih etti.
Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı'nın 15 Haziran 2009 günkü yazısının başlığı "Suçüstü" idi.

Şöyle diyordu Dumanlı:

"Lafı hiç eveleyip gevelemeye gerek yok. Bu bir suçüstü yakalanma halidir. Eskiler buna hukukta cürm-ü meşhut derlerdi. Yani suça teşebbüs eden birinin tam iş başındayken yakayı ele vermesi. Aynen böyle oldu; asrın komplosunu hazırlayanlar tam iş başındayken elektrikler yandı ve karanlık planlar gün yüzüne çıktı. Taraf gazetesi tarihî bir habere imza attı... "

Dumanlı belgenin dışarıda hazırlandığı ve Serdar Öztürk'ün bürosuna konduğu ihtimalini düşünmediği gibi böyle düşünenlere de şöyle sesleniyordu:
"Neymiş? 'Acaba eylem planını polis mi koymuş?' Akla ziyan bir teori....
Bu saatten sonra yakalanan planın sahte olduğunu iddia edecekleri somut bilimsel delillerin beklediğini söylemeye gerek yok. Dumanlı'nın 18 Haziran 2009 tarihli yazının başlığı ise "Bu ne telaş?" idi.
Taraf gazetesi "AKP ve Gülen'i bitirme planı" başlığını attı ve tüyler ürpertici bir belgeyi yayınladı. Bu bir dönüm noktasıdır. Belge doğru da olsa, sahte de olsa artık hiçbir şey eskisi gibi olamaz.

HÜSEYİN GÜLERCE ISLAK İMZA TEZİNE SARILDI

Zaman gazetesinin önemli yazarlarından ve Fethullah Gülen'in dostu Hüseyin Gülerce, belgeyi yayınlayan Taraf gazetesinin bile "double check" etmediği yani doğrulatmadığı belgenin gerçek olduğunu kabulleniyordu.
Hatta İçişleri Bakanı Beşir Atalay tarafından da yalanlanan, "belgenin ıslak imzalı olan örneği polisin elinde" iddiasına da sarılmayı tercih etmişti.
Gülerce "Doğru belge dışarıda ne geziyor?" başlığını taşıyan 19 Haziran 2009 tarihli yazısında şöyle diyordu:
"...Başbakan Erdoğan'dan CHP lideri Baykal'a, medyada hiç tahmin edemediğimiz isimlere kadar, verilen tepkilere bakıyorum, bu belgenin doğru olduğuna dair kanaatim giderek güçleniyor. Hele Sayın Başbakan ile Sayın Genelkurmay Başkanı arasındaki görüşmeden sonra da, AK Parti'nin, sivil yargıya başvurma kararlılığı kanaatimi teyit ediyor; bu belge sahih ve Başbakan Erdoğan'ın bu konuda bir tereddüdü yok gibi.
Hatta Sayın Başbakan, Tarafm konuyu gündeme getiren manşetinden sonra, başka bilgi ve belgelerden de haberdar olmuş olabilir. Ayrıca, belgedeki imzanın "ıslak imza" olması, yani belgenin fotokopi ya da bilgisayar çıktısı olmaması da başka bir kuvvetlendirici unsurdur. Tutanak tespitindeki kamera kayıtları, sanık avukatlarının imzaları, bunların hepsi belgenin doğruluğu yönündeki sağlam delillerdir."

TARAFTAN OLASILIKLAR

Belgeyi gerçek olup olmadığına bakmadan muhabirin kaynaklarına güvenerek yayınlayan Taraf gazetesi ise tüm olasılıklar üzerinde duruyordu. Bu olasılıkları Taraf gazetesinden Yasemin Çongar 17 Haziran 2009 günkü yazısında şöyle sıraladı:
"Birincisi, söz konusu planın Türk Silahlı Kuvvetleri içinde emir-komuta zincirine uygun olarak, Genelkurmay Başkanı'nın bilgisi dahilinde hazırlanmış olması senaryosudur.

Orgeneral Başbuğ'un bu olasılığın gündeme getirilmesini bile "hakaret" sayması doğrusu içimi biraz rahatlatıyor ve Başbuğ'un samimiyetine inanmak istiyorum.

Zira aksi bir durum, Başbuğ'un görevden alınması çağrılarını haklı kılmakla kalmaz, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin "emir komuta zinciri" altında bir bütün olarak hastalandığını, kirlendiğini, çürümeye yüz tuttuğunu düşünmemizi gerektirir.
Ve bu, Türkiye'nin istisnasız her vatandaşı için korkutucu bir senaryodur.

İkinci senaryo, söz konusu belgenin Türk Silahlı Kuvvetleri içinde, emir-komuta zinciri haricinde ve Genelkurmay Başkanı'nın bilgisi dışında hazırlanmış olmasıdır.

Bu da çok vahim ve Taraf'a ulaşan bilgiler çerçevesinde, maalesef, şu an için en kuvvetli olasılıktır.
Vahim, çünkü bu olasılığın doğru olması, ordunun içinde kendi toplumuna karşı suç işlemeyi planlayan bir cuntanın var olduğu ve Ergenekon'la birlikte ya da Ergenekon adına hareket ettiği anlamına geliyor.

Dahası, böylesi bir cuntanın varlığından Genelkurmay Başkanı'nın ya bihaber olduğunu ya da haberdar olmasına rağmen bugüne dek gerekeni yapmadığını, yapamadığını gösteriyor.

Her iki olasılık da, orduyu güvenilmez kılar ve bu, asker-sivil herkes, hepimiz için ürkütücü bir durumdur.
Üçüncü senaryo, polisin Ergenekon tutuklusu Serdar Öztürk'ün ofisinde ele geçirdiği belgenin "sahte" olması ve belgenin altında imzası bulunan subay tarafından değil, Ergenekon'la bağlantılı asker ya da sivil başka bir ekipçe hazırlanmış olmasıdır.

Bu da, Ergenekon zanlılarının Türk Silahlı Kuvvetleri'ndeki bazı subaylar adına sahte belge düzenlediklerini, bu yolla, o belgelerin altına imzasını attıkları subayın yaptırım gücünden yararlanarak, asker-sivil bazı şahısları suç işlemeye sevk ettikleri ihtimalini gündeme getirir.
Bu ihtimalin vahameti, sadece Ergenekon'un ne kadar tehlikeli bir örgütlenme olduğunu değil, aynı zamanda Türk Silahlı Kuvvetleri dahil birçok devlet kurumunun Ergenekon tarafından istismar edilmeye ne kadar açık olduğunu göstermesindedir.

Dördüncü senaryo, söz konusu belgenin sahte, planın da tamamen düzmece bir plan olması ve altındaki imzanın düşündürdüğü gibi Türk Silahlı Kuvvetleri ya da bulunduğu yerin düşündürdüğü gibi Ergenekon çetesi tarafından değil, bir başka çevre ya da kurum tarafından hazırlanmış olmasıdır.
Yazının sonunu beklemeden söyleyeyim; bu senaryonun doğru olması Ergenekon Davası'nı çökertir ve Türkiye'de devletin içine sızdığını, başka birçok olaydan ve belgeden bildiğimiz o kirli, karanlık yapının deşifre ve tasfiye edilmesini zorlaştırır.

Çünkü bu senaryonun doğru olması, o sahte belgenin polis teşkilatı içinde Ergenekon soruşturmasında sorumluluk üstlenmiş birileri tarafından hazırlandığını ve aynı kişiler tarafından Ergenekon zanlısı Öztürk'ün eşyaları arasına konduğunu düşünmemizi gerektirir.
Bu da, Emniyet teşkilatının hastalandığı, kirlendiği; polisin içinde bir suç odağı olduğu ve bu odağın Türk Silahlı Kuvvetleri'ne karşı komplo düzenlediği anlamına gelir.

Ve bu durum, Gülen cemaati başta olmak üzere, toplumun dindar kesimlerini de bir bütün olarak çok ağır ve haksız bir töhmet altında bırakır."
İlerleyen günlerde Taraf gazetesi belgeyi sahiplenmekteki tereddünü açık ediyor, hatta deyim yerindeyse "bebeği cami avlusuna terk ediyordu."

Tarafın 12 Haziran tarihli "AKP ve Gülen'i bitirme planı" başlığını taşıyan manşet haberinin dört gün sonrasında (16 Haziran 2009) "Savcıların ilk darbe zirvesi" başlığıyla verdiği haberde "Ergenekon soruşturmasını yürüten savcıların İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Turan Çolakkadî ile iki saat süren bir görüşme yaptıkları belirtiliyor ve devamla şu ifadelere yer veriliyordu:

"Öte yandan gerçek olup olmadığı tartışılan belge dün İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gerekli incelemenin yapılması için kurye ile Genelkumıay Başkanlığı'na gönderildi. Fotokopi olduğu belirlenen belgenin Çiçek'e ait olup olmadığı kriminal incelemeden sonra ortaya çıkacak.
Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan Avukat Serdar Öztürk'ün ofisinde yapılan aramada ele geçirilen "AKP ve Fethullah Gülen'i Bitirme Planı"nın üzerinde ise ıslak imza olduğu iddia edildi. Taraf a konuşan yetkililer arama anında ele geçirilen belgelerin kameraya alındığını hatırlatırken, planın harddiskten veya bir CD'den çıkmadığını, Öztürk'ün ofisinde metin halinde bulunduğunu ve belgenin üzerindeki imzanın ıslak olduğunu söyledi."

Tarafın bu doğrultudaki haberine rağmen daha sonra "belge" olduğu iddia edilen metinlerin üzerindeki imzanın da "ıslak" imza olmadığı ortaya çıktı.
Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı 24 Haziran 2009 günü yaptığı açıklama ile Taraf gazetesindeki habere konu olan belgenin, Genelkurmay Başkanlığı Karargâhı'nda düzenlenmediğinin tespit edildiğini, böyle bir belgeyle ilgili olarak gerek elektronik ortamda, gerekse yazılı kayıtlarda herhangi bilgi, belge, emir veya emareye rastlanılmadığını açıkladı.

Açıklamada, fotokopi belgede imzası görülen Dursun Çiçek hakkında takipsizlik kararı verildiği şu cümlelerle anlatıldı:

"Anılan belgenin Genelkurmay Başkanlığında hazırlanmadığı, böyle bir belgenin mevcut olmadığı anlaşıldığından ve aslı bulunmayan fotokopi belgenin 4. sayfasındaki imza bloğunda Albay Dursun Çiçek'in isminin üzerinde yer alan imzanın, şüpheli Deniz Piyade Kurmay Albay Dursun Çiçek'e ait olduğuna, bu belgenin hazırlanması ve herhangi bir kişiye verildiğine ilişkin şüpheli hakkında delil bulunmadığından, soruşturma konusu olay ve şüpheli Dursun Çiçek ile ilgili olarak itiraz yolu açık olmak üzere kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir."

Askeri Savcılığın açıklamasındaki teknik ayrıntıları bir kenara bıraktığımızda en önemli cümlelerden birisi de şuydu:

'Taraf gazetesinde yayımlanan belgenin aslının mevcut olmaması nedeniyle, bu belgenin hangi amaçla kim veya kimler tarafından üretildiği16 üretenlerin amaçları, özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bir şekilde hedef alınıp alınmadığı ve belgenin Taraf gazetesi muhabirine ulaştırılmasıyla aynı gazetede yayımlanması olayları hakkında adliye mahkemelerinin görevli ve yetkili oldukları anlaşıldığından, itiraz yolu açık olmak üzere Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı'nın görevsizliğine, soruşturma dosyasının gereğinin takdir ve ifası için görevli ve yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verdi."

Böylece belgenin gerçek olmayabileceğine ilişkin önemli bir hukuki gelişme ortaya çıktı. İşte o zaman "belge sahte mi?" sorusu daha kuvvetli sorulmaya başlandı.
Belge sahteyse kim hazırlamıştı?
Bunun için de iki olasılık vardı.
Buna göre belge ya Ergenekon'la bağlantılı birileri tarafından TSK ile Hükümet'in arasını açmak için hazırlandı, ya da Emniyet ve Adliye'de belli bir kadrolaşmaya sahip olduğu bilinen Fethullah Gülen Cemaati tarafından.
Her iki iddiada ortadaydı.

Bu konuyu dosyanın gönderildiği İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın incelemesi sonuçlandıracak.
Tüm bu tartışmalardan geriye Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un "Ya belge gerçek çıkarsa?" sorusuna verdiği "Silahlı Kuvvetler bu konuda çok ciddi ve şeffaftır. Gereken neyse onu yapacağız." "Ya belge sahte çıkarsa?" sorusuna da "Ne yapacağımızı hep birlikte göreceğiz. Bütün Türkiye görecek" şeklinde verdiği cevap kalacaktı.
Dosyanın İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'na gönderilmesinden de sonuca hukuk yoluyla varılacağı kesin görünüyor.

GÜLEN'DEN AVCI'YA CEHENNEM GÖNDERMESİ

Kitap çıktıktan ve satışı 500 bini bulduktan sonra yaşanan tartışma ortamında cemaatin gazete ve televizyonları Hanefi Avcı'ya çok sert tepki gösterdi. Avcı'yı eşini aldatan adam olarak itibarsızlaştırmak için epey emek verdiler. Cemaat gazeteleri ve gazetecileri çok iyi tanıdıkları ve onların akıllarına bile yatmayacak şekilde Devrimci Karargah Örgütü üyelerine yardım etme iddialarını sürekli gündemde tutular. Bunun yanında eşi Şenay Avcı adına ruhsadandırılmış bir kaleşnikof silahın ruhsatsız olduğunu, sahte kimlik ürettiğini öne çıkardılar. Oysa silahın namlusunda Şenay Avcı'nın adı yazıyor ve ruhsatı da bulunuyordu. Kimlikler ise başka ülkelerde katıldığı operasyonlarda kullandığı kimlik ve pasaportlardı16

Bu konularda tartışma sürerken Avcı'mn 28 gün önce boşalttığı Eskişehir Emniyet Müdürlüğü odasında 24 adet yasadışı dinleme kasetleri bulunuverdi.
Avcı tüm bunların komplo olduğunu ve cemaat operasyonu olduğunu vurguluyordu. Olayları dışarıdan izleyen birisi, cemaatin gerçek dışı dediği iddiaların üzerinde fazla durmaması gerektiğini bilir. Ancak soğukkanlı durmak bir yana Avcı hakkındaki iddiaların cemaatin gazete ve televizyonlarında ve imha amaçlarcasına gündeme getirilmesi kafaları karıştırıyor. Nitekim bu konudaki son sözü Fethullah Gülen söyledi. Gülen Avcı'mn iddiaları konusunda soğukkanlı bir açıklama yaptı: "Vurana elsiz, sövene dilsiz olsak" dedi.

Ancak bir gün sonra(11 Ekim 2010) yaptığı bir açıklamada hem kendisini konumlandırdığı nokta hem de cemaat hakkında iddialarda bulunacaklara önemli mesajlar veriyordu.

Gülen şunları söylüyordu:

"Fethullahçı" yakıştırmalarından çok rahatsız oluyorum. Şayet milletimizin bu harekete sahip çıkması illa bir şekilde tarif edilecekse, "Muhammedi ruhun toplumun sinesinde yeniden canlanması" denilebilir. Ya da yapılan hizmetler, sonraki dönemler itibariyle, Ahmed Yesevî, Hazreti Mevlana, Yunus Emre veya Hasan Şazili, Abdulkadir Geylânî, Şah-ı Nakşibendî ve Ahmed Rifâî hazeratı gibi büyüklerle temsil edilen sevgi ve şefkat ruhunun bu asra uygun bir makamla yeniden seslendirilmesi ve evrensel insanî ruhun çağa göre tercümanlığı olarak görülebilir.

-Öteden beri herkes bilir ki, heyecanlarımın dorukta olduğu dönemde bile ben "-cı"ya, "-cu"ya karşı savaş ilan ettim. Elimden gelse o "cı", "cu"yu alfabeden çıkararak gömer, üzerine kayalar yerleştirir ve bir daha dirilmemeleri için elimden gelen her şeyi yaparım. Hatta biraz büyük de söylemiş olabilirim; fakat, bu "cı" ve "cu" benim başımın tacı, başımı kaldırım taşı misillü ayağının altına koymaya âmâde bulunduğum Abdülkadir Geylanî ya da Muhammed Bahauddin Nakşibendî hazretleri gibi büyüklerin icadı bile olsa ben yine onu gömerim. Belli bir dönemde konjonktürel olarak bazıları o ifadeleri kullanmış olabilir; fakat, bunu onların kendi zamanlarının gereği olarak gördüklerine inanıyorum. Dolayısıyla, "Fethullahçı" gibi yakıştırmalar yapılmasını ve o türlü mülahazalara sapılmasını lanetliyorum. Eğer öyle bir meseleye sahip* çıkıyorsak, Allah bizi yerin dibine batırsın; yoksa, -benim şefkat, mülayemet ve merhametim, bizi öyle bir isnad altında bırakanlar hakkında "Allah onları yerin dibine batırsın" dememe cevaz vermiyor- onları Allah'a havale ediyorum.

Bu harekete gönül veren insanlar, şucu bucu oldukları için değil, gördükleri Kuranı mantığa ve yapılan işlerin makuliyetine inandıklarından dolayı her türlü fedakarlığa katlanarak vatana, millete ve insanlığa hizmet ediyorlar. Bu hareketin sırrı, -cami cemaatinin namaz için biraraya gelmesindeki tabiilik gibi- işin mantıkîliğinde ve makuliyetinde aranmalıdır. Kalbi aynı his ve heyecanlarla çarpan ve insanlığın imdadına koşmaya amade bulunan insanların, cehalet, fakirlik ve ihtilaf gibi hastalıklarla mücadele konusunda yapılan çağrılara topyekün icabet etmesinde aranmalıdır.
-Bugün 120 küsur ülkeden Türkçe Olimpiyatlarına iştirak ediliyor; fakat, en azından bir ya da birkaç kültür lokali ve lisan kursuyla hizmet edilen yerler de sayılacak olursa, belki 180 ülkede adanmış ruhlar ülkemizi temsil ediyorlar. Merhum Bülent Ecevit, "Devlet-i Aliyye çok güçlü olduğu dönemde bile bu ölçüde açılmaya muvaffak olamadı" demişti. Dahası dünyanın dört bir yanında açılan o müesseseler ve yapılan onca hizmetler, Anadolu insanının çok sınırlı imkanlarıyla gerçekleştirildi. Şayet bu insanlar, işin makuliyetine inanmasalar ve bu makuliyet etrafında toplanmasalardı, büyük devletlerin bile üstesinden gelemeyecekleri bu işlerin altına girerler miydi? Bu açıdan, makuliyette benimsenmiş bir iş, falana filana nisbet edilemez.

-Son günlerde emniyet teşkilatından birisinin "falan yerde kadrolaşma" gibi çok yakışıksız iddiaları oldu. Allah taksiratını affetsin, Allah insanları cehenneme gitme yoluna düşümlesin, sukut ettirmesin. Hiç kimse için öyle bir akıbeti dilemem. Elli senedir aleyhimde yazı yazan birisi için bile Cehhennemle cezalandırılması aklımdan geçince odama girip ağlamış ve "Hayır ya Rabbi, öyle yapına; hidayet et, Cennet'e gitsin" demişimdir. Kimse hakkında olumsuz konuşmam. Nalına mıhına gitmiş insan, aslında kendi değerine mıh çakıyor, kendi kıymetine bir nal vuruyor demektir. O mum uzun sürmez; yalancı demiyorum, terbiyem müsaade etmez; fakat, o mum uzun sürmez, sürse bile yatsıya kadar sürer ve söner.

-Hürriyet Gazetesini okuyan insanlar oradaki köşe yazarlarına saygı duyabilirler; Milliyet'i okuyanlar da oradaki köşe yazarlarına saygî6 duyabilirler. İşin arkasındaki patrona saygı duyabilirler. Onların "evet deyin" ya da "hayır deyin" şeklindeki yönlendirmelerine gelebilirler. Şimdi o gazete patronlarının ya da yazarlarının duygu ve düşüncelerini paylaşan, onların ortaya attıkları nazariyeleri, felsefi ve dünyevi görüşleri benimseyen insanlara a'cı, b'ci, c'ci mi diyeceğiz. Ben sadece belli insanlara ve gizli kapaklı değil, herkese ve herkesin duyacağı şekilde, "Elinizdeki imkanları sonuna kadar kullanın ve dünyanın dört bir yanına açılın, okullar açın; dört okulun olduğu yerde dört tane daha açın, hendesî genişleyin. Ruhunuzun ilhamlarını muhtaç gönüllere boşaltın." diyorum. Bu çağrıyı makul bulan kimseler, ellerindeki imkanlarla insanlığa faydalı olmaya çalışıyorlar. Sözlerime değer verenler, emniyet teşkilatı içinde de, mülkiyede de olabilir. Ben bilemem ki onları. Ben burada (Pensilvanya'da) yaşıyorum ve söylediğim şeyleri de herkesin duyup bileceği şekilde söylüyorum. Gazeteye ilan mı vermeliyim; "Bana sempati duyanlar, zinhar sempati duymasınlar; yoksa iki elim Allah'ın huzurunda onların yakasında olsun" mu demeliyim?!. Bu açıdan, meselenin -cı, -cu ile hiç alâkası yok. Bazı kimseler size sempati duyabilirler; bu emniyette de olabilir, mülkiyede de olabilir, adliyede de olabilir, dünyanın başka yerlerinde de olabilir. İnsanlar işin makuliyetine gönül veriyorlarsa, meseleyi başka yerde aramamak, cı'ya cu'ya bağlamamak lazım.

-Ben öz be öz Anadolu çocuğuyum. Bir insanın, kendi millet fertlerini yine kendi memleketindeki bazı müesseselere girmeleri için teşvik etmesine sızma denmez. Teşvik edilen insanlar da o müesseseler de bu ülkeye ait. Kastedilen manadaki sızmayı belli bir dönemde bu milletten olmayanlar yaptılar. Evet, bir milletin ferdi, kendi milleti için var olan müesseselere sızmaz; hakkıdır, girer oraya; mülkiyeye de girer adliyeye de, istihbarata da girer hariciyeye de. Unutulmamalıdır ki, kadrolaşma, sızma, çoğalma türünden iddialan ortaya atanlar ve bunlarla vazifeperver insanları sindirmeye çalışanlar, hemen her devirde bu iftiralarının arkasına saklanarak ve hedef şaşırtarak kendi felsefeleri adına belli yerlere sızmış, kadrolaşmış ve çoğalmış kimselerdir."


Kaynakça
Kitap: ERGENEKON BELGELERİNDE FETHULLAH GÜLEN VE CEMAAT
Yazar: NEDİM ŞENER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Ergenekon Belgelerinde Fethullah Gülen Cemaati

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir