Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Fethullah Gülen ve Ergenekon

Burada Ergenekon Tertibinde tutuklanan Nedim Şener'in Ergenekon Belgelerinde Fethullah Gülen Cemaati konusu hakkındaki çalışmasının bütün konularını başlıklarıyla bulabilirsiniz.

Fethullah Gülen ve Ergenekon

Mesajgönderen TurkmenCopur » 06 Haz 2011, 23:32

FETHULLAH GÜLEN VE ERGENEKON

• Fethullah Gülen Ergenekon'daki iddialara neden taraf görünüyor?
• Tuncay Güney, polisteki ifadesinde Fethullah Gülen ile ilişkisine dair neler söyledi?
• Veli Küçük ile Fethullah Gülen arasında geçmişe dayanan bir ilişki var mıydı?
• Ergenekon yapılanmasıyla Fethullah Gülen çatışıyor mu?

FETHULLAH GÜLEN: ERGENEKON DA BİR GATAkulli VAR

Bir zamanlar siyasete hiç yakın durmadığı söylenen, gerilimli zamanlarda bile siyaset üstü tutumuyla dikkat çektiği ifade edilen Fethullah Gülen ve ona bağlı "gönüldaşlannın" son dönemdeki tutumu, her kesimden insanın ilgisini/tepkisini çekmeye başladı.
Buna Fethullah Gülen'e "saygısını" açıklayan ve Gülen'in samimiyetine inandığını yazan köşe yazarı Avni Özgürel dahil.
Fethullah Gülen Cemaati'nin "harakete" evrildiğini savunan Radikal gazetesi yazarı Özgürel, "Türkiye'nin siyaset tablosunda meydana gelen değişiklikle birlikte, cemaate 'Bi-taraf olan bertaraf olur' düşüncesi(nin) hakim olmaya başladığı"na dikkat çekiyor ve bu anlayışın cemaate yakın yayın organlarında giderek geçmişte örneği görülmeyen şekilde koyulaşan bir üslup kaymasına yol açtığını savunuyor.

Bu değişimin Ergenekon davasıyla ilgili yayınlarda kendini gösterdiğine vurgu yapan Özgürel, soruşturmanın, bu yapılanmanın mağdur ettiği çevreleri sevindirmesini doğal bulduğunu ifade etmekle birlikte şu çağrıda bulunuyor:

"Lakin bu sevincin yansıması herhalde kendince hedefler seçip onlara çığlıklar atarak saldırmaya değil, toplumda demokrasi, insan hakları ve adalete güven duygusunu güçlendirecek soğukkanlı bir üslubu telkin etmeye dayalı olmalı... "

Benzer tepkilerde, Fethullah Gülen'in gazeteci Mahmut Övür'e söylediği "Ergenekon'da bir GATAkulli var" şeklindeki veciz ifadenin de etkisi olsa gerek. Bu üslup, Fethullah Gülen'in binlerce kilometre uzaktaki bir davaya bakışını, atfettiği önemi ve durduğu yeri göstermesi bakımından ilginçti. Ama daha da önemlisi, bu ifadenin tarz olarak adeta bir şok etkisi yaratmış olmasıydı...

Amerika Birleşik Devletleri'nde Pensilvanya'da yaşadığı çiftlikte bir grup gazeteciyi kabul eden Gülen, "Ergenekon Terör Örgütü" iddiasıyla açılan dava ve süren operasyonları şöyle yorumluyordu:

"Bu işlerin sulandırıldığı gibi bir kaygı var. Bana da öyle geliyor. Baksanıza sürekli Silivri Cezaevi'yle GATA arasında, bir ara Cengiz Çandai söyledi, yatay geçiş, yani yatış geçişi var. Bizim Erzurumlular bunu şöyle yorumluyor; 'Bu işin içinde bir 'GATA'kulli var.' Hükümete karşı da bazı hesaplar seziliyor. Bunlar iyi şeyler değil."

Ergenekon'a karşı mücadelede henüz istenen noktaya gelinmediğini söyleyen Gülen, "Bunların üzerinden zırhlan yırtılamadı. Fakat bazı gelişmeler de var. Taraf, Bugün ve Vakit gibi bazı gazetelerde yüklenmeler oluyor. Bundan 10 sene önce bunlar yapılamazdı. Bazı söylenmezler söylenir oldu" sözleriyle tavrını da iyice belirginleştirdi.

"Gülen'e göre söylenmezleri söylenir yapan" yayın kuruluşları arasında, cemaatin yayın organları olarak bilinen Zaman, Aksiyon dergisi ve Samanyolu TV gibi yayın kuruluşlarından hiç bahsetmeyen Gülen'in asıl şaşırtıcı tavrı, Ergenekon soruşturmasını yakından takip ettiğini ve henüz mahkeme kararı olmamasına rağmen iddialan da sahipleniyor görüntüsüydü.
Yaşamı boyunca, lideri olduğu hareket ve sahip olduğu uluslararası bağlantılar Fethullah Gülen'i hep tartışmaların odağında tuttu.
Kesin olan bir şey var ki, bundan sonraki yıllarda da çokça tartışılacak.

Ergenekon soruşturmasının arkasında Fethullah Gülen ve cemaatine bağlı kişilerin bulunduğu iddialarının tartışıldığı bir dönemde Gülen'in bu sözleri çok şaşırtıcı bulundu. Çünkü davayla adı gündeme gelen bazı savcıların ve soruşturmayı yürüten Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanlığı personelinin çok önemli bir bölümünün "Fethullahçı" oldukları iddiaları, Ergenekon operasyonunun da etkinlik sağlamak için "Fethullahçıların" yürüttüğü bir operasyon olduğu düşüncesi geniş toplum kesimlerinde ciddi rahatsızlık yaratıyordu.

Göründüğü kadarıyla bu rahatsızlık sokakla sınırlı değildi. Farklı kesimlerde hatta Hükümet içinde bile gidişattan hoşnut olmayanlar vardı. Hürriyet gazetesi yazarı Ahmet Hakan görüştüğü bir bakanın ağzından, "Bu cemaat çok olmaya başladı...

El attığı bütün işlerden biz zararlı çıktık" sözlerini duyunca şaşkınlığını gizleyememiş ve şu satırları yazmıştı köşesinde:

"Hoppala!

Hemen 'Durun bakalım Sayın Bakan... Ne cemaati? Ne Çok olması?' diye araya girdim. Bakan Bey, 'Cemaatçi polisler' ile 'Cemaatçi savcılar' meselesini başladı anlatmaya... Meğer...

Emniyette grupiaşıyorlarmış, adliyede dayanışma içinde oluyorlarmış.
Bir adım attıklarında 'Hükümetin işine yarar mı yaramaz mı' diye bakmayıp, 'Cemaatin işine yarar mı yaramaz mı' diye bakıyorlarmış. Bütün sorunlu işlerin ardından bir cemaat bağlantısı çıkıyormuş. Hükümet onlar yüzünden hep zor durumda kalıyormuş. Bakan Bey, öfkeliydi...
'Cemaatsen cemaatliğini bil kardeşim' diyerek laik bir çıkış bile yaptı. Bir de şunu söyledi:
'Fethullah Hoca istihbarat işlerine meraklıdır. Ama onun merakı yüzünden olan bize oluyor.' İkna olmuştum.
Çünkü bunları söyleyen 'İflah olmaz bir Fethullah Gülen karşıtı' değildi, dost kuvvetlerdendi.
Tek sorunu konuyu kamu önünde açıkça ortaya koyacak denli 'cesur' olmamasıydı. Eh, her şeyin olağan seyrettiği bir ülkede yaşamadığımıza göre, bu cesaretsizlik bağışlanabilirdi."

GÜLEN NASIL HAKLI ÇIKIYOR, KEHANET Mİ İSTİHBARAT MI?

Yaşanan şaşkınlık bir yana 2009 yılının ilk çeyreğinde baş döndürücü hızla gelişen olaylar, "Ergenekon davasında Gatakulli var" diyen Fethullah Gülen'i servis edilen bilgiler ışığında haklı çıkarmıştı. Zira asker kökenli bazı Ergenekon davası sanıkları tutuklu bulunduktan cezaevinden GATA'ya sevk edilmişlerdi. Ve yasadışı dinlemeye takılan eşlerin ses kayıtlarına bakılırsa, kimi şevklerde tartışmalı kararlar söz konusuydu.

Yine aynı çerçevede Gülen'i haklı çıkaran bir başka konu ise 2004 yılında yaptığı bir açıklamada yer alıyor. Şöyle diyordu Gülen, "Bundan 8-9 ay evvel bir dostum vasıtasıyla, bana, bu türlü şeyleri bilen, çok üst seviyelerde vazife gönnüş bir insan, 'Önümüzdeki aylarda Türkiye'de yeniden kan gövdeyi götürecek, seri cinayetler işlenecek.

Gerçekten de o açıklamadan bir süre sonra Türkiye'yi sarsan şu saldırılar yaşandı:

• RAHİP ANDREA SANTORO CİNAYETİ; 5 Şubat 2006
• CUMHURİYET GAZETESİNİN BOMBALANMASI; 5, 12, 13 Mayıs 2006
• DANIŞTAY SALDIRISI; 17 Mayıs 2006
• HRANT DİNK CİNAYETİ; 17 Ocak 2007
• MALATYA'DA ZİRVE YAYINEVİ CİNAYETİ; 18 Nisan 2007
• YÖK BAŞKANI PROF. DR. ERDOĞAN TEZİÇ'E YÖNELİK SUİKAST GİRİŞİMİ; 25 Nisan 2007 2 Bu cinayet ve saldırıların tümü Ergenekon iddianamesinde yer aldı.

Gülen, BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun 29 Mart 2009 yerel seçimlerinin dört gün öncesinde Yozgat Yerköy'e giderken bindiği helikopterin düşmesi sonucu hayatını kaybettiği kazayı kurcalamak gerektiğini söylediğinde de şüphelerinde haklı çıkacağını biliyor gibiydi.

Fethullah Gülen Ergenekon operasyonunun son sürat yol aldığı bir dönemde 8 Nisan 2009 günü şöyle bir açıklama yapmıştı:

"Yarın tahşiye diye bir şey icat edebilirler, Allah korusun. Kitap okuyan Müslümanlarla, okudukları kitaplarla ayakta durmaya çalışanların içine adam sokmaya çalışabilirler. Kitapların sahibi zatın posterlerini evlerine asabilirler. Ellerine de Kalaşnikofları verirler. İki yerde eylem yaptırıp, demek ki fırsat bulunca bunlar da silaha sarılabilir derler. Çuvaldızı bile olmayan insanlara terörist damgası vurmak isteyebilirler."
Fethullah Gülen, samimi müminleri terörist gibi göstermeye çalışan odakların yeni bir irtica yaygarası koparabileceğini söyledi.

28 Şubat öncesinde "bir kısım şaşkınların zuhur ettiği"ni söyleyen Gülen, giyim-kuşamdan ibadet tavırlarına kadar pek çok hareketleriyle aykırılık sergileyen bu insanların topluma figüran olarak sunulduğunu hatırlatıyordu:

"Onlara bir kısım roller verildi; kimisi tarikat şeyhi kisvesine bürünüp medyada boy gösterdi, kimisi teokratik düzeni hâkim kılma sevdalısı bir gerici numarası yaptı, kimisi mürtecilerin ağına düşürülüp kandırılmış bir kurban rolü oynadı ve kimisi de karanlık güçler tarafından kiralanan bir tetikçi, kanlı katil olmasına rağmen, irtica piyesinde 'Allah'ın ordusu'nun sadık bir eriymiş gibi sahne aldı. Figüranlar, rollerini öyle gerçekçi ortaya koydular ki, herkes oynananın bir oyun olduğunu unutup ülkenin elden gittiği zehabına kapıldı."
Gülen'in bu açıklaması, Nisan 2009 tarihli ve 12 Haziran 2009 günü Taraf gazetesinin, Kıdemli Albay Dursun Çiçek imzasını taşıyan "AKP ve Gülen'i bitirme planı" manşetiyle ilginç benzerlik taşıyordu.

Habere göre "İrticayla Mücadele Planı" başlığını taşıyan dört sayfalık belge Ergenekon sanıklarından Levent Göktaş'ın avukatı Serdar Öztürk'ün ofisinde ele geçirilmişti. Öztürk'ün avukatına göre bu belge müvekkiline ait değildi. Kimilerine göre ise bu Fethullah Gülen Cemaati'nin2 "komplosuydu." Öztürk'ün avukatı belgenin dışarıdan birileri tarafında ofise konduğunu iddia ediyordu.

Bu gelişme adeta bir fırtına yarattı. Ortaya çıkan toz dumanda belgenin içeriği, doğruluğuna ilişkin tartışmaları geride bırakmanın ötesinde bir anda unutturdu. Derhal soruşturma başlatan Genelkurmay Başkanlığı, 15 Haziran 2009 günü yaptığı açıklamada da, belgenin TSK bünyesinde hazırlanmadığı kanaatinin oluştuğunu bildirdi.

Ele geçirildiği açıklanan belgedeki şu ifadeler Fethullah Gülen'in bu gelişmeden iki ay öncesinde bulunduğu öngörülerle paralellik gösteriyordu:
"... Askeri suç kapsamında yapılacak ışık evleri baskınlarında silah, mühimmat ve plan bulunması sağlanacak, Fethullah Gülen grubu 'Fethullahçı Silahlı Terör Örgütü' kapsamına aldırılacak ve soruşturmalar askeri mahkemeler kapsamında yürütülecek... "
Bir kehanet mi, istihbarat mı yoksa senaryolaştırılmış bir komplonun sahneye konulması mı?..
Yanıt ne olursa olsun, yaşanan tüm bu gelişmelerin ışığında şekillenen sorular, Fethullah Gülen çerçevesinde Ergenekon operasyonunu okumayı gerekli kılıyor.

TUNCAY GÜNEY FETHULLAH GÜLEN'E NE KADAR YAKIN OLDU?

Bir ihbar sonucu 3 Şubat 2001 tarihinde "Dolandırıcılık ve Sahtecilik" iddiasıyla İstanbul Emniyet Asayiş Şube Müdürlüğü tarafından gözaltına alınan ve organize suç örgütleri hakkında beyanlarda bulunması üzerine Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'ne teslim edilen Tuncay Güney, "işkence altında" şimdi Ergenekon davasında sanık olarak yargılanan polis müdürü Adil Serdar Saçan ve adamlarına uzun bir ifade verdi.
İşte bu ifade, Ergenekon ile ilgili her şeyin başlangıcıydı.

Daha sonra kendisi de Ergenekon davası sanığı olarak tutuklanan Adil Serdar Saçan, bugün Ergenekon adı verilen operasyon için adli soruşturmayı başlatan ilk kişiydi. 2001 yılında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne başvurarak, Tuncay Güney'in ifadeleri doğrultusunda soruşturma izni talep etti. İstanbul DGM Başsavcılığına başvurdu ve soruşturma iznini aldı.

Bugün Ergenekon Terör Örgütü iddiasıyla başlatılan soruşturma ve açılan davanın 2001 yılındaki soruşturma adı, "Emekli General Veli Küçük'ün İllegal Yapılanması" idi.

Ancak ileride de anlatacağımız üzere, 2001 yılında bu soruşturma bazı nedenlerle yarıda kesildi. Tarihler 12 Haziran 2007'yi gösterdiğinde polise gelen bir ihbarla Ümraniye'de bir gecekonduya baskın yapıldı. Evde, aralarında el bombalarının da bulunduğu bazı silah ve mühimmat ele geçirildi. Ümraniye soruşturması olarak başlayan süreç, 2008 yılı Ocak ayında birinci dalga gözaltı ve tutuklamalarla Ergenekon operasyonu adını aldı. Yürütülen bir dizi operasyonla birlikte açılan davada temel suçlama, "Türkiye Cumhuriyeti'nde kaos ve askeri darbe ortamı yaratmak amacı ile suikastlar düzenlemek için silahlı örgüt oluşturma" iddiasıydı. 2007 yılı Ocak ayından bu yana (Mayıs 2009) değişik tarihlerde 12 ayrı operasyon (12 dalga) gerçekleştirildi. Bu operasyonlarda aralarında emekli orgeneraller, daha alt rütbeli emekli ve muvazzaf subaylar, öğretim üyeleri, üniversite rektörleri, avukatlar ve gazetecilerin de bulunduğu 100'ü aşkın kişi gözaltına alındı ve tutuklandı. Dava ile ilgili olarak şu ana kadar ekleriyle birlikte 5 bin sayfayı bulan iki iddianame hazırlandı. Birincisi 25 Temmuz 2008 tarihini taşıyan iddianamenin ilk duruşması 28 Ekim 2008 tarihinde yapıldı. Dava kapsamında halen üçüncü iddianame hazırlanıyor.

İşte tüm bu sürecin başlangıcı, Tuncay Güney'in ev ve işyerinde yapılan aramalarda ele geçirilen çok sayıdaki bilgi, belge, doküman ve bilgisayar kayıtlarıydı. Ama asıl önemlisi Güney'in verdiği ifadeydi.
El konulan malzemelerle ilgili Tuncay Güney'le yapılan mülakat kamerayla kaydedilmişti. Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü arşiv kayıtlarının tetkikinde Tuncay Güney'e ait mülakat kaseti bulunamadı. Konunun bu yönüyle tartışma gündemine gelmesinin ardından, söz konusu kasetlerin Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı adli emanet memurluğunda olduğu ortaya çıktı.
Tuncay Güney'in polislerle yaptığı ve videoya çekilen mülakatı öncesi işkence gördüğü iddiası da ortaya atıldı.
"Gördüğü işkence sonrası" polislere geniş bir ifade veren Güney, hukuken bu söylediklerini "kabul etmediğini" de açıkladı. Buna karşın, ifadeleri Ergenekon davasının ekleri arasında yer aldı.
Dolayısıyla Fethullah Gülen ve Ergenekon konusunun başlangıcının da Tuncay Güney'in dava dosyasında yer alan ifadesindeki Gülen Cemaati2< ile ilişkilerini anlattığı bölümlere ayırmak doğru olacaktı.

İşte Güney'in kendisinin, Fethullah Gülen ve Veli Küçük'le ilişkileri konusunda anlattıkları:

TUNCAY GÜNEY: Ben Çorumluyum aslen, Çorum Kargılıyım. Ben o zaman, zaten babamın ölümünden etkilenerek namaz falan kılıyordum. Zaten yatılı okuldayken de ben ortaokuldayken de Kuran Kursuydu ayrıca okulum hem de dışarıya da okula gidiyorduk, şey olarak gündüzleri de belli saatlerde de din dersleri falan alıyorduk. Arapça Kuran okumayı orda öğrendim AYAZAĞA KÖYÜ Talebe Pansiyonu'ndan; hâlâ o pansiyon durur. Ordayken işte, ofis boyluk yapıyordum zaten Sabah gazetesinde. Sabah gazetesinde iki yıl, iki buçuk yıl üç yıl olmadı ama çalıştım. Bir fiil son dönemlerde bütün masalara bilgisayarlar koymuşlardı. Bilgisayar falan da öğreniyordum. O zaman bilgisayarlar Türkiye'ye daktilo gibi geldi.

İyi bir şeydi, bütün yazıları muhabirler bize getiriyordu. Ben yazıyordum falan. Onlar sırada beklememeleri için bu polis muhabirleri falan bana getirirlerdi falan. Çünkü tak tak yazmaya çalışan bendim. Yani bütün servisin üç beş adamı vardı.

Daha sonra TEYFİK YENER Amerika'ya gitti karısına kaset çıkarmak için, ondan iki ay sonra bizi çıkarttılar. Sabah gazetesinden. Gazetecilikte ekip vardır. Biliyorsunuz şef çıkınca herkesi çıkartırlar. Başka bir ekip getirirler. Günaydıridan ERGİN SEVİGEN diye bir adam geldi. Ben iki ay kadar oradan çıkınca boş kaldım. Ondan sonra TEYFİK YENER'in Milliyete geldiğini öğrendim. KEMAL KINACI ile şey yaptım ben; gazetedeki arkadaşlarla telefonlaşıyoruz; tabii ki ben bir gün TEYFİK YENER'e gittim Milliyete Cağaloğlu'ndaki bürosuna; o dedi ki, gel dedi. Biz dedi buraya başladık burada çalışacağız dedi Milliyet'te ilk ek veriyor, magazin eki veriyor. Birde dergi çıkarıyor. TV Ekran yani televizyon haberi. Orda da benim künyede adım grafiker diye yazar ben de onun bütün yazılarını geçiyorum ama TEYFİK bey şey yapar insanların böyle önünü açmak için onlara etiket verir. Her zaman için genç insanları orada şey yapmak için. Orda bir buçuk yıl kadar çalıştım. En son çıktığımda altı milyon iki yüz elli bin lira maaş alıyordum.

SORGUCU: Yıl kaç yani Doksan, Doksan bir, Doksan iki?

T.G.: Seksen dokuz, doksan olabilir evet dört milyon iki yüz elli bin liraya girdim. Altı milyon ikiyüz elli bin lira oldu maaşım çıktığımda.
TEYFİK YENER yeni binaya taşındık. Cağaloğlu'ndan efendim iki ayda o yeni binada çalıştım. TEYFİK YENER yine karısıyla beraber Amerika'ya gitti, o zaman yine bizi çıkardılar. O sefer de çocuğun adını halen hatırlıyorum bir ORHAN ZEKİ AK birisi şimdi genel yayın yönetmeni zaten ERDAL soyadını hatırlamıyorum. Başa getirdiler bizi çıkarttılar ben oradan tazminatımı aldım çıktım. Oradan çıktıktan sonra üç ay kadar bocaladım yani arada kaldım o esnada benim bölgemde de Gültepe'nin girişinde de FETULLAH HOCA'nın yurdu vardır. Solda hatırlıyorum; Kırklar Boğaziçi Erkek Öğrenci Yurdu

S: Neydi?

T.G. : Şimdiki adı Boğaziçi Erkek Öğrenci Yurdu o dönemde levha yoktu Kırklar Öğrenci yurdu neden kırklar yediler üçler kırklar şeyde şey var ya evliyalar ondan dolayı kırklardı. O yurda gelip gidiyordum zaten o yurda gelip giderken orda birçok arkadaşlarım vardı o zaman da bir FETULLAH HOCA rüzgârı esiyordu ülkede. O yurda gelip giderken video kasetleri izlerdik biz ayrıca zaman gazetesinin Cağaloğlu bürosundan Milliyet kitap veriyordu. Böyle ansiklopediler evimde de vardır, onları Cağaloğlu Zaman gazetesinin ilan bürosundaki Çorum'lu bir çocukla tanışmıştım oranın ilan müdürüydü kendisi bu Kırklar Yurdu'ndaki arkadaşa da söyledim yani gitsem ayıp olur mu falan. Dedi ki istersen beraber gidelim söyle Kırklar Yurdu'ndan olduğunu gelip gittiğini yani sana sıcak baksınlar diye. Gittim dedim beni hatırladın mı hatırladım ya dedim ben çalışmıyorum sizde Samanyolu televizyonunu kuruyorsunuz. Bunların Samanyolu Televizyonu Moskova'daydı. Kanal 6 da o yıllar yeni yayına başlamıştı ilk televizyon yapan yani Kanal 6 ye paraleldir. Bunlar Moskova dan yapıyorlardı yayını. Timaş, FKM Çemberlitaş'ta oraya beni aldı aynı gün saat ikindi namazı vakitleriydi çok iyi hatırlıyorum.

S: Neydi Zaman Gazetesi Reklam Müdürü'nün ismi?

T.G.: Süleyman. Çok iyi hatırlamıyorum. Çok iyi hatırlamıyorum genç bir çocuktu benden üç yaş küçük şimdi 33 yaşındadır. Böyle bir arkadaş
MEHMET DEMİRCAN beyle beni tanıştırdı. MEHMET DEMİRCAN bey o FETULLAH HOCA'nın benim tanıştığımda Samanyolu
Televizyonu'nun Genel Müdürü'ydü. Ondan önce FEM Dershaneleri Genel Müdürüydü. Ondan önce Zaman Gazetesi Genel Müdür Yardımcısı.

S: MEHMET DEMİRCAN?

T.G.: MEHMET DEMİRCAN. 'bu örgüt içinde de ÜMRANİYE'de oto sanayi diye bir site var o sanayi sitesinin kayınpederi bunun ALİ
KIRKINCI' mı, Ali KIRKINCI olacak soyadını tam hatırlamıyorum, Ali KATIRCI hah iyi hatırladım Ali KATIRCI'nın damadı. S.: Bu MEHMET DEMİRCAN.

T.G.: Evet ALİ KATIRCI cemaat içinde zenginlerdendir yani. S.: Hangi cemaat? T.G.: FETULLAH HOCA'nın

S.: ALİ KATIRCI değil mi?

T.G.: KATIRCI onun damadı MEHMET DEMİRCAN diye damadı böyle çok şey bir insandı düzgün bir insandı cemaatteki insanlara göre global düşünüyordu. Benim hayran kaldığım şeylerden birisi MEHMET DEMİRCAN. Beni oraya aldı fakat dedim ki Milliyet'ten falan geliyorum. Sabah'ta çalıştım aslında benim İslam kökenim var yani ben size yakınım. Tabi ilk tanışıyorum adamla o dedi ki aslında ben de dedi şey yapıyorum dedi. Açılım yapıyoruz biz dedi böyle insanlar varsa dışardan senden de öyle programlar isteyeceğim ki dedi hep dedi bu dışardaki insanları bize çekmeliyiz dedi, HOCA Efendi bana bunları rica etti dedi.

S.: Hoca Efendi

T.G.: FETULLAH HOCA'ya Hoca Efendi diyorlar bunlar. O FEM Dersanesini orayı televizyon kullanıyoruz işte. S: Bakırköyde ki yeri mi?

T.G.: Yok yok Bakırköy'de yerleri yok bunların. FEM Dersanesi FKM Çemberlitaş sinemanın o üstü Fırat Kültür Merkezi. Şimdi orayı FKM'yi kullanıyoruz. HALUK ÖRGÜN şimdi Ankara Müdürü o da haber müdürüydü o zaman, o da o şeyde KEMAL GÜLEN vardı yine Fethullah Hoca'nın yeğeni o da. Samanyolu Televizyonu'nun sunucusu MEHMET DEMİRCAN beyle böyle görüşürken bir kere FETULLAH Hoca bize şey verdi, bütün çalışanlara kahvaltı verdi. Altunizade FEM Dershanesi'nin en üst katında çok güzel bir yer, botanik bahçeli böyle bir yeri var orda tanıştık, vaaz etti. Biz burdan sabah namazını kılıp öyle gitmiştik, çok erken vaktitte gitmiştik.

S: Burda duralım şimdi, sen bu şekilde FETULLAH GÜLEN cemaaatine mi katıldın?

T.G.: Samanyolu Televizyonu'na ben eleman olarak işe girdim.

S.: İşe girdin FETULLAH GÜLEN'in cemaatine katıldın o zaman?

T.G.: Benim asıl niyetim örgüte ya da cemaatine katılmak değil, iş için. Benim annem var, bekarım o zaman, tabiiki iş bulmam gerekiyordu asıl şeyim buydu yani. Bu FETULLAH Hoca değil de atıyorum Özgür Ülke'de MED TV de burada yayınlanabilirdi yani çalışabilirdim yani şey olarak bakıyorum. Ben bunlar da bana şey olarak yakınlar yani ben de din kültüründen geldiğim için kendimi yakın görüyorum şey olarak MEHMET DEMİRCAN bey bunun üzerine bütün çalışanlara FETULLAH Hoca'yı tanıtacaklar ya benden başka da dışardan toplama insanlar vardı ama FETULLAH Hoca'yı tabi sempatiyle kimse görmemiş. FETULLAH Hoca'yla bizi bir ay kadar sonra görüştürdüler. Herkese vaaz verdi adam orda etkilendik tabi otomatikman şeyde Altunizade de daha samimiyet oldu onlara karşı. Bunun üzerine MEHMET DEMİRCAN bey İLHAN
İŞBİLEN, ABDULLAH AYMAZ o zaman Amerika sorumlusuydu. ABDULLAH, AYMAZ İSMAİL YEDİLER kod adıyla kitap ve köşe yazıları
yazar.

S.: Ne Aymaz'dı?

T.G.: ABDULLAH AYMAZ ben tırnak içinde bir şey söyleyebilir miyim? Sizin için önemli olacağına inandığımdan bu bilgileri ben o dönem orda çalışırken peryodik olarak MEHMET EYMÜR'ün adamları gelir alırdı benden. Haberiniz olsun, onu kapatayım yani böyle bilgileri cemaat içinden başka sorularda sıcağı sıcağına o dönem sıcak olan bazı şeyleri sorarlardı zaten

S.: Anlıyorum.

T.G. : Bunun üzerine Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nı kuracaklarını İSMAİL YEDİLER - ABDULLAH AYMAZ ben tekrar sayayım NACİ TOSUN bu devlet planlama teşkilatından gelmiş KATIRCI bey zaten finansman, şey olarak köylü bir adam, bir kişi daha vardı FETULLAH Hocanın kitabını yazdı. Gazeteciler ve Yazarlar'ın ilk vakıf başkanlarındandı VAKİT ERDOĞAN cemaat içinde de FETULLAH Hoca ölecek. O yerine geçecek, böyle polemikler de çıkmıştı.

S.: VAKİT bey için?

T.G.: Hı VAKİT ERDOĞAN bu da NURETTİN ŞENSATIR kod adıyla yazıyor birçok şeyleri zaten kod adı NURETTİN ŞENSATIR

S.: Kod adına bir şey deniyordu?

T.G.: Müstehar isim?

S.: Müstehar isim?

T.G.: HEKİMOĞLU İSMAİL mesela o da müstear isim. Timaş'ta bunların biliyorsun şey olarak bunlar Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nı kuracağını MEHMET DEMİRCAN bey ilk bana kendisi söyledi. Odasında FEM Dershanesi'nde bunun için çalışmalar falan yapalım müspet gazeteci ve yazarları kendimize çekelim hoca efendi dedi. FETULLAH Hoca için dedi artık büyümek, kimse globalleşmeyi kullanmazken bunlar telaffuz ederlerdi. Globalleşeceğini söylerlerdi yani büyüyeceklerini. Ben de dedim ki ya hocam FETULLAH Hoca'nın bu kadar FETULLAH ' Hoca Türkiye'yi değil, Dünya'yı istiyor dedi. Türkiye'ye oynamadığını söyledi o zaman bütün dünya Müslüman alemine falan. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nı kurmadan önce biz haber merkezini oturtmaya çalışıyordu. Merkezinde beni ayırdılar, dedi ki bu bizim cemaatten çocukları onlar oturttururlar ben bir program yaptık buna göre o zaman da talk showlar yeni çıkıyordu, ben FETULLAH Hoca'ya göre bir Talk Show olmaz diye teklif formu verdim efendim işte gazeteci de böyledir şu şu haberi yayınlayacağım şu konuda araştırma yapmak istiyorum hani dersiniz dedim ki ben de buraya Samanyolu Televizyonu'na işte uygun bir program Doruktakiler'de karar kıldık. Doruktakiler nerden geldi Nokta dergisi her yıl Doruktakiler adıyla ödül dağıtırlar insanlara biliyorsunuz. Doruktakiler adını oradan aklıma geldi. Zirvedekileri düşünmüştüm zirve şey oldu Doruktakiler'de karar kıldık. O kasetlerinde bir kısmı yayınlananların VHS kasetleriyle yayınlandıktan sonra VHS'ye çekip arşivime aldım... benim içinde iyi şatafatlı bir cemaat, bir de yani teknolojik olarak da giyim olarak da benim bakın eski ceketlerim falan vardır dolabımda, hâlâ giyerim Aydınlı Giyim'den yani Türkiye de Pier Cardin'den giyiniyorum. O zaman yaşım da genç çok önemli bir şey benim için yani ve bunların hepsi de bedavadan böyle olunca Veli Paşa'yla biz haftada bir üç dört kere albayla gittim sık sık görüşmeye başladım fakat bu görüşmelerim şey değil ben Mehmet DEMİRCAN'la birbirimizi kuruyoruz. Veli Paşa'yı kuracağız, biz şey yapacağız cemaati kazanacağız.

S.: Sonradan çağıracaksınız?

T.G.: Onun adamlarını o gelmiyor o görevli ya o adamlar söyleyecek onu da kafa kola alacağız, cemaat genişliyor büyüyor artık. S.: Amaç kendi tarafınıza çekmek?

T.G.: Kendi tarafımıza Fethullah Hoca cemaatine Fethullah Hocanın yanında da biz ne yapacağız? Güçlü olacağız. S.: Veli Paşa Fethullah Hoca'nın yanında mı?

T.G.: Şimdi o döneme kadar bilmiyordum aslında Mehmet DEMİRCAN da bilmiyormuş, adam onun yanındaymış, bizim haberimiz yokmuş. S.: Hı Fethullah Hoca'yla birlikte ama sizin haberiniz yok.

T.G.: Biz bilmiyoruz işin aslını sonra Mehmet DEMİRCAN bey bana dedi ki Fethullah Hocaya periyodik olarak söylüyor ya Hoca Efendi buna ' demiş ki yav, dedi ki Hoca Efendi bana bu adam JİTEM'in kurucusuymuş falan filan o dönemlerde biz adamı kuralım derken bir furya çıktı Behçet CANTÜRK'ler öldü, Cem ERSEVER'ler, böyle karıştı bir ortalık, bu adamın ismi çıkmadı ama JITEM vuruyor mesela çok iyi hatırlıyorum, Nokta Dergisinin kapağında JITEM uyuşturucu yapıyor diye haberler çıkıyor o zaman. Dedim ki yani sen şimdi benim gidip geldiğim askerliğimi hallettiği adamın sen bunları mı anlatıyorsun. Valla dedi Hoca Efendi böyle söyledi. Nereden tanışırlar, bu birlik komitesi dediğimiz Milli Mücadeleciler var geçmişte, Milli Mücadelecilerden tanışırlarmış zaten Fethullah Hoca'nın bütün bu elemanlarına bakın Milli Mücadeleci elemanlardır.

S.: Milli Mücadeleci Elemanlar ne demek?

T.G. : Bu yıllar önce, ben çocuktum herhalde o zaman Ankara Belediye başkanı Ali Müfit GÜRTUNA, Aykut EDİBALİ etkisi şimdi o hareketin ama Aykut EDÎBALİ'yi düşünerek bakarsanız çok küçümsenmiş olur bu iş. O zamanlar bir rüzgâr esiyor, milli mücadeleciler diye. O hareketi kuran da Türkiye'de albaylar. Doğu PERİNÇEK'e göre de CIA. Aslına bakarsanız NATO kurmuştur yani Nato'nun bu GLADIO örgütlenmesi dedikleridir. Türkiye'de de bu Milli Mücadeleciler var o zaman ve onlar çok güçlülermiş. Solun okumuş insanları gibi bunlar da sağın kırdı kurdusu filan değil okumuş fikirli ideoloji Türk Talebe Birlikleri var ya, bunlar Ali Şevki MAVİRAT, Korkut ÖZAL... mesela ERBAKAN da ayrılması falan, ÖZAL ailesi falan bu mu milli mücadelecidir bunlar. Amerika'ya yakın eğitilmiş düzgün, Amerika'da kurs görmüş gelmiş insanlardır Milli Mücadeleciler. Fethullah Hoca pardon Veli KÜÇÜK aslında Milli Mücadelecilerle hareket etmiş zamanında da beraber ama bizim haberimiz yok tabi ki. Bunu ben daha sonra da Veli KÜÇÜK beni, tırnak içinde anlatıyorum bunu, Veli KÜÇÜK beni Susurluk'tan altı ay sonra Fikri SAĞLAR açıklamalar yapıyordu. Hüseyin GÜLERCE Zaman Gazetesi1 nin genel müdürüydü Samanyolu TV'nin yorumcusuydu, ben Samanyolu'ndan da onu tanırım. Yorumcu değil kendi televizyonun yapılanması için uğraşıyorlardı, ona gönderdi Zaman gazetesine. Yeni Bosna'ya gittim, dedim ki Veli Paşam der ki Zaman Gazetesi'nde hakkımda böyle şeyler çıkıyor bugüne kadar Hüseyin GÜLERCE'ye selam söyle3 o da yukarılara iletsin, şey yapalım ittifak müttefik hareketlerimiz olsun. Aslında cemaatteki insanlar beni tanırlar ayrıca Hüseyin GÜLERCE'nin de din... Birlik Komitesi'nde Karamürsel'de hareket ederken Karamürsel'de bir albay adında bahsetti ama ben çok eski hatırlamıyorum. Yani albaydan bahsetti bu albayın da kendisini tanıdığını, ortak dostu onu kendisini yani o albaya da sorabilir dedi. Hüseyin GÜLERCE albayı hatırladığını, çok görüştüğünü falan söyledi Birlik Komitesi'nden çok iyi dedik, benim yanımdayken toplantıya gireceklermiş zaten. Gazetenin birinci sayfalarını yapan adamları çağırtıp geldiler dedi ki toplantıya şimdi gireceğiz şimdi size söylüyorum; Susurluk yaygaraları varsa Aksiyon dergisine, Zaman1 da da bundan sonra yayımlarımızda Veli KÜÇÜK'e karşı bir şey istemiyoruz, yukardan böyle emir geldi dedi. Bunun üzerine hay hay dediler onun yanı sıra Fethullah Hoca'nın Zaman gazetesinde Hüseyin GÜLERCE'nin tam odasının karşısında bir emekli tümgeneral var. Zaman gazetesi danışmanı çok iyi hatırlıyorum sakalsız, bıyıksız, çok şey falan uzun boylu, minyon tipini düşünelim bir adamdı çok iyi hatırlıyorum ismini hatırlamıyorum. Zaman gazetesinin danışmanıydı bana dedi ki emekli Tümgeneral dedi tüm'dü hatırlıyorum Tuğ değildi, danışmanımız bu da bizim dedi, biliyor musun dedi bizim cemaat felan Veli Paşa da bunu tanır dedi. Adamlar sadece hoş geldiniz, dedi hoş bulduk, dedik o kadar. Toplantıda söyleyeceğim Tuncay dedi bundan sonra çıkmayacaktır dedi bunu tırnak içinde söyleyeyim o günden bu güne kadar Zaman'da ve Aksiyorida Veli KÜÇÜK aleyhine Susurluk yazıldı ama Veli KÜÇÜK ismi es geçildi.

S.: Yani bu Veli KÜÇÜK'ün Fetullah Hoca cemaatinde olduğunu gösteriyor zaten.

TG.: Veli KÜÇÜK'ten Fetullah Hoca Cemaati her zaman temkinlidir.

S.: Peki Fetullah Hoca da mı eskiden şeymiş Fetullah GÜLEN de mi Milli Mücadele Birlik Komitesinde?

T.G.: Fetullah Hoca bunlarla Komünizmle mücadele derneğinde Fetullah Hoca gönüllü Erzurum'da kuranlardan

S.: Milli Mücadele?

T.G.: Milli Mücadele kuruyor Fetullah Hoca da onun içinde hareket edenlerden.

S.: Komünizmle Mücadele?

T.G.: Komünizmle Mücadele derneğiydi o zaman. S: Evet o kaldığın yere dönelim o şeyden sonra...

T.G. : Veli KÜÇÜK'le tanışma dönemim, askerliğimi tecil ettirdi, uzunca anlattım. Çorum Alay Komutanı ile konuştu askerliğimi ikinci bir3 emre kadar hiçbir sıkıntı yaşamadan bana tecil ettirdi bundan sonra adamın da mühim bir adam olduğunu öğrendiğimden dolayı daha da çok şey yapmaya başladım, gelip gitmeye başladım. Telefon açardım, konuşurdum ondan sonra paşam bizim gazetede şu çıkıyor siz buna ne diyorsunuz, şu haber şöyle, ne diyorsunuz televizyonda şu şöyle var böyle konuşurduk kendisiyle. O da bana askeri dergiler falan verirdi. İyice şey oldu samimi olmaya başladık ben kendisine Samanyolu Televizyonumda problemler yaşamaya başladım ama benim fevri çıkışımdan dolayı deliydi evet cemaate göre ben sivriydim fakat Mehmet DEMİRCAN bir gece televizyonun en üst katında toplantı yapıyorlardı kendi içi, İlhan İŞBİLEN'de toplantıyı bastı. Mehmet DEMİRCAN darbeyi yapamamıştı tasfiye olmuştu. Onu genel müdürlükten aldılar, Naci TOSUN'u getirdiler bu arada ben de onun çok en iyi adamlarındanım ya sabah akşam odasındayız. Fikirle teori ile yönetiyoruz, o da genç fevri çıkışları olan bir insandı ve sonuçta biz şey yaptık ben susmak zorunda kaldım çünkü adım ajan oldu MİT'ci oldu JİTEM'ci dediler, askerlerin adamı dediler filan. Ben Mehmet DEMİRCAN beye dedim ki ben çıkacağım, biraz da birikmiş param vardı zaten ondan sonra ben dedim çıkacağım ayrılacağım, benim için işte dedi ki başka bir şeyler yapalım dedi yaparız dedim burada olmaz, dedim bak yoksa bizi kendileri atacaklardı zaten. Mehmet DEMİRCAN'nın dışarıda ya da cemaat içinde getirdiği bütün insanları Fethullah Hoca tasfiye etti zaten, televizyonda o dönem çalışmış olduğum herkesi tasfiye etti. Kimse yok, Kemal GÜLEN ve Haluk GÖRGÜN hariç onlar da bacanaklar zaten, Fethullah Hoca ile tabi ki böyle olunca ben ayrıldım. Ayrılınca iki veya üç ay kısa dönemde üç ay sürmedi şey yapmıyorum işsiz kaldım. Ha pardon işsiz kalmadan önce biz Gazeteciler Yazarlar Vakfı'nı kurduk, unutuyordum Gazeteciler Yazarlar Vakfının ilk programını Dedeman'da yaptık. Ben Cem KARACA ile çok haşır neşir olmuştum. Burhan ÇAÇAN'la çok haşır neşir olmuştum bunlar da zaten fotoğraflarım da vardı. Arkadaşlar arşivde bakmışlarsa bulmuşlardır. Bunlarla haşır neşir oldum daha farklı. Müslüm GÜRSES falan vardı böyle elit sanatçıları oraya çağırdım hepsini.

Ondan sonra şey yaptık, ayrıldım Samanyolu Televizyonu'ndan. Samanyolu Televizyonu'ndan ayrılınca iki ay üç ay uzun sürmedi belki iki aydan uzun bir müddet işsizlik dönemim. Veli Paşa'yı bu ara hafta sonu olmasa bile on üç günde bir on günü geçirmemek kaydı ile sıkı gidiyordum. Dedim ki paşam ben dedim o zaman bu arada da Ali İhsan USKOL'la tanıştırdı orada. Ali İhsan USKOL orada fakat Veli Paşa'nın da o dönem kendi karargâhının bir üst katında mescit vardı. Bu çok önemli bir şey siz albaysınız alay komutanısınız jandarma alay komutanısınız üst katında da mescit vardı. Türk İslam sentezini oturtmak çok şeydi, yani savunuyordu böyle Fethullah Hoca'nın şeyiydi ama Fethullah Hoca belirgin etmiyordu."

Yukarıdaki ifadeyi alan polisler arasında bulunan Ahmet İhtiyaroğlu, 31 Ekim 2008 tarihinde Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılara verdiği ve Ergenekon davasının ikinci iddianamesinin ekleri arasında bulunan dilekçesinde ise, Tuncay Güney'in verdiği bilgileri şöyle aktardı:

"Tuncay Güney, Fethullah Gülen yapılanmasının 1970'li yıllarda Ergenekon oluşumunun bir alt yapılanması olduğunu, Ergenekon'a bağlı hareket ettiğini, 1980'den sonra Turgut Özal'lı yıllarda Fethullah Gülen, Turgut Özal'ın da yardımlarıyla güçlendiğini, öyle ki boynuz kulağı geçer misali Fethullah Gülen oluşumunun Ergenekon oluşumunu geçtiğini, özellikle Emniyet içerisinde hiyerarşik yapılanma dahilinde çok güçlendiğini, bu durumun Ergenekon yapılanması içerisinde tedirginlik yarattığını, dolayısıyla 28 Şubat sonrası (aslında 28 Şubat'ın Fethullah Gülen ile alakası yok ancak 28 Şubat sonrası ortam müsait olduğu için) Ergenekon, Fethullah Gülen oluşumunu tasfiye kararı alıp dağıtmaya çalıştığını aslında her iki oluşumun da Amerika tarafından kurulduğunu, şimdi ise Ergenekon'un miadını doldurduğunu, Fethullah Gülen oluşumunu ise halen desteklediklerini, kendisinin Fethullah Gülen oluşumu içerisinde yer aldığını ve bu oluşum tarafından Ergenekon yapılanması içerisine yerleştirildiğini, Ergenekon yapılanmasının basın işlerinden sorumlu olduğunu bu belgelerin de Ergenekon'da görev aldığı süre içerisinde elde ettiğini, şimdi ise Ergenekon yapılanmasıyla Fethullah Gülen arasında çatışma olduğunu beyan etmişti."


Kaynakça
Kitap: ERGENEKON BELGELERİNDE FETHULLAH GÜLEN VE CEMAAT
Yazar: NEDİM ŞENER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Ergenekon Belgelerinde Fethullah Gülen Cemaati

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir