Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Dink Cinayeti'nin Gerçeği Ergenekon'dan Çıkar

Burada Hrant Dink Cinayeti hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Dink Cinayeti'nin Gerçeği Ergenekon'dan Çıkar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 06 Haz 2011, 22:46

"DİNK CİNAYETİ'NİN GERÇEĞİ ERGENEKON'DAN ÇIKAR" NEREDE ERGENEKON NEREDE ŞEMA

Hrant Dink Cinayetinden sonra Emniyet kaynaklarına yakın kişiler, Dink ailesinin bazı üyelerine ve Dink'in yakın arkadaşı bazı gazetecilere suikastı organize bir yapılanmanın gerçekleştirdiğine dair bilgiler verdi.

Hatta bir adım daha atıldı ve kaynağı tam olarak belirtilmese de bir şema ortaya çıktı.

Cinayetten birkaç gün sonra eldeki teknik imkânlarla, daha açık ifadeyle doğrudan ya da dolaylı telefon irtibatları tespit edilerek oluşturulan şema, önce bazı gazetecilere daha sonra Dink ailesi üyeleri ve avukatlarına ulaştı.

Şema'daki bazı isimler tanıdıktı. Ve saldırıya adı karışanların birbirleriyle ilişkileri oklarla gösteriliyordu. Şemada bugün Ergenekon adı verilen davada sanık olarak adı geçen Veli Küçük, Muzaffer Tekin, Kemal Kerinçsiz gibi isimler yer alıyordu. Trabzon Alperen Ocakları Başkanı Mustafa Öztürk ile Yasin Hayal arasında doğrudan bağlantı, Yasin Hayal ile Veli Küçük ve Kemal Kerinçsiz gibi isimler arasında da dolaylı ilişki olduğu görülüyordu.

Kamuoyunun bildiği gibi, Yasin Hayal'in avukatı Fuat Uğur da Ergenekon operasyonu kapsamında tutuklanmıştı.

Elbette ne şema ne de Fuat Uğur'un Ergenekon'dan gözaltına alınmış olması Dink Cinayeti'yle Ergenekon arasında bir bağ bir ilişki olduğunu göstermezdi.

İstihbarat tarafından hazırlandığı izlenimi veren şema Dink Cinayeti sanıkları ile daha sonra Ergenekon adı verilen davanın sanıklarını bir arada gösteriyordu.

Ergenekon soruşturması Dink Cinayeti'nden aylar sonra Haziran 2007'de Ümraniye'de bir evde bulunan el bombalarıyla başladı. Bu operasyon sonrası, Dink Cinayeti'nin arkasında da Ergenekon Terör Örgüt bulunduğu dillendirilmeye başlandı. Özellikle Dink Cinayeti'ni soruşturan polis kaynakları cinayeti Ergenekon yapılanmasının işlettiğini üstüne basa basa söylüyordu. Hrant Dink'in arkadaşı olan gazeteciler de Dink Cinayeti'nde Ergenekon bağlantısına sürekli vurgu yaptılar.

Ergenekon İddianamesi açıklanmaya yakın zamanlarda Hrant Dink'in yakın arkadaşlarından gazeteci Ali Bayramoğlu, üst düzey bir Emniyet mensubunun kendisine, Dink'i Ergenekon'un öldürdüğünü söylediğini açıkladı.

Bayramoğlu 8 Temmuz 2008 tarihli Taraf gazetesinde şunları söyledi:

"Hrant benim yakın arkadaşım olduğu için üst düzey bir emniyet görevlisi benimle görüşmek istedi. Bana, Hrant'ı Ergenekon örgütünün öldürüldüğünü biliyoruz. Ama ispat edemiyoruz. Elimizde criminal bir delilimiz yok' dedi.

Soru: Size bunu ne zaman söyledi?

Ergenekon operasyonu başladıktan sonra söyledi. 'Hrant Dink sizin dostunuzdu çok yakın arkadaşınızdı. Bilin ki Hrant Dink'in kanı yerde kalmadı. Ben size bir şey söyleyeyim. Hrant Dink'i bu yapı öldürdü' dedi."

Dink ailesinin avukatlarından Fethiye Çetin de çok umutluydu:

"Ergenekon Davası açıldığında dosyaları inceleyeceğiz ve gerekirse iki davayı birleştireceğiz ya da Ergenekon Davasına biz de dahil olacağız. Bu iki dava mutlaka birbirine değecek.

Çünkü Dink Cinayeti Ergenekon çetesiyle bağlantılı. Ergenekoncuların Dink Cinayeti'nin hazırlık sürecinde çok büyük rolü var. Ayrıcö9 cinayetle ilgili bazı telefon görüşmeleri de söz konusu.

Mesela Ergenekon soruşturmasının şüphelileri Vehbi Şanliyla Nejat Mete arasındaki telefon görüşmesinde, "Bizim çocuklar mı yaptı" diye
soruluyor. Karşıdaki de "Evet, ellerine sağlık" diyor. Ergenekon Davasiyla Hrant Dink Cinayeti arasında çok büyük bağlantılar var. İki
Jandarma astsubayın ifadelerinden hareket edersek, Ergenekon denilen yapının halen görevde olan Emniyet ve Jandarma kanadına ulaşabiliriz.
Bu büyük fırsat. Dink Cinayetiyle Ergenekon'un kalbine gidilebilir.

Gazeteci Cengiz Çandar'da 8 Temmuz 2008 tarihli Referans gazetesindeki köşesinde kaleme aldığı "Hrant Dink-Ergenekon; Laubalilik-Ciddiyet" başlıklı yazısında "Avukat Çetin'in röportajındaki "Bu büyük bir fırsat.

Dink Cinayeti'yle Ergenekon'un kalbine gidilebilir" sözüne atıfta bulunarak şunu söylüyordu:

"Gidilebilir mi? Belki gidilir."

Herkes umutluydu. İddianame açıklanmadan bir gün öncesinde bile Danıştay saldırısıyla Dink Cinayeti'nin Ergenekon iddianamesinde yer aldığı gazetelerde yazılıyordu.

Ali Bayramoğlu, Fethiye Çetin ve Cengiz Çandar, bu sözleri sarfettiğinde henüz Ergenekon İddianamesi kamuoyuna açıklanmamıştı. Bu sözlerden tam bir hafta sonra beklenen iddianame açıklandı. Ergenekon Terör Örgütünün amacı ve eylemleri şöyle anlatıldı:

"Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisi ve hükümetini ortadan kaldırmak için Türk Silahlı Kuvvetleri içinde var olduğunu düşündükleri resmi hiyerarşiye uymayan bir grubun askeri müdahale yapması için tahrik etmek ve darbe için gerekli ortamı hazırlamaya yönelik faaliyetler olarak tarif ediliyordu.

ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ demokrasi tarihimizde kendi amaç ve çıkarlarına aykırı gördüğü tüm yönetimleri yok edip yerine kendi amaç ve çıkarlarına uygun yönetimleri işbaşına getirmeyi ilke edinmiştir. Özellikle genel seçimler sonrası meşru yollarla, halk iradesi ile yeniden tesis edilmiş Yasama ve Yürütme erklerini kullanmaya mezun siyasi yapılanmaları bir türlü içine sindirememiş ve demokratik yollarla bu siyasi yapılanma ile mücadele etmek yerine "suikast", "dezenformasyon", "hukuk dışı müdahalelere(darbe) uygun ortam hazırlama", "halkı isyana, kanun ve kurallara uymamaya teşvik" gibi bir misyonla mücadelesine başlamıştır.

Ülkemizde son birkaç yılda meydana gelen benzer olaylara bakıldığında, Danıştay Saldırısından önce ve kısa bir süre sonra benzer olayların zincirleme bir şekilde devam ettiği ve hemen hemen birçok olayda ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ'nü işaret eden ciddi şüphelerin bulunduğu görülmüştür. Fakat örgütün temel prensibi olan gizlilik ve hücre yapılanması nedeniyle olayların birbirleri ile benzerlik gösterdikleri görülmüşse de yeterli delil elde edilmesi mümkün olmamıştır. Fakat eylemlerin amaç ve neticelerine bakıldığında aynı merkezden yönlendirildiği, ülkede kaos, anarşi, terör kargaşa, huzursuzluk çıkarmayı ve ülkemizi uluslararası arenada sıkıntıya sokmayı hedeflediği net olarak görülmektedir."

İddianame Ergenekon örgütünün provakatif eylemlerini de şöyle sıralıyordu:

"1-RAHİP ANDREA SANTORA CİNAYETİ


5 Şubat 2006 günü Trabzon ilimizde Rahip Andrea SANTORO uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetmiştir. Olayın faili ise 16 yaşındaki Oğuzhan AKDİN isimli kişidir. Olayı kamuoyunda HAYALET silah olarak bilinen GLOCK marka tabanca ile gerçekleştirmiştir.

2- CUMHURİYET GAZETESİNİN BOMBALANMASI,

Dosyada mevcut delilerden Cumhuriyet gazetesine atılan bombaların ERGENEKON terör örgütünün talimatları sonucunda gerçekleştirildiği.

3- DANIŞTAY SALDIRISI

17 Mayıs 2006 günü Danıştay 2. Dairesi'ne yönelik gerçekleştirilen silahlı saldırı sonucu Danıştay üyesi Mustafa Yücel ÖZBİLGİN hayatını
kaybetmiş ve 4 üye de yaralanmıştır. Olay faili Avukat Alparslan ARSLAN olaydan hemen sonra suçüstü yakalanmış ve ilk beyanlarında, bu
menfur saldırıyı Dairenin verdiği Türban kararı nedeniyle gerçekleştirdiğini beyan etmiştir. Olayda kullandığı silah ise yine kamuoyunda hayalet
silah olarak bilinen GLOCK marka silah olduğu görülmüştür.

Yapılan yargılama sonucu söz konusu eylemin her ne kadar türban nedeniyle gerçekleştirildiği kabul edilmişse de, Alparslan ARSLAN'ın babasının verdiği ifadeler, ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ soruşturmasında elde edilen deliller bu menfur eylemin bizzat ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ tarafından gerçekleştirildiğini göstermektedir.

4- HRANT DİNK CİNAYETİ

19 Ocak 2007 günü ilimizde Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni, Ermeni asıllı Türk vatandaşı Hrant DİNK uğradığı saldırı sonucu hayatını kaybetmiş, bu olayın failinin de 17yaşındaki Ogün SAMAST olduğu görülmüştür. Ogün SAMAST'ın beyanları doğrultusunda olayın azmettiricisi ve planlayıcısı olarak Yasin HAYAL ve Erhan TUNCEL ile birlikte bir kısım şahıslar daha yakalanmış, fakat bu soruşturmada da daha ileriye gidilememiştir.

Ogün SAMAST'ın tutuklu bulunduğu cezaevinde geceleri, kullanıldığını söyleyerek bağırıp çağırdığı ve diğer koğuşlarda bulunan tutukluları uyutmadığı da basından öğrenilen bilgiler arasındadır.

Yine maktul Hrant DİNK'in avukatı Erdal DOĞAN cinayetten hemen sonra yazılı ve görsel medyaya yapmış olduğu açıklamalarda Hrant DİNK'in ölmeden önce Veli KÜÇÜK tarafından tehdit edildiğini Veli KÜÇÜK'ün adamlarının Hrant DİNK'in davalarına sürekli geldiklerini belirtmiştir.

5- ZİRVE YAYINCILIK CİNAYETİ

18 Nisan 2007 günü Malatya ilimizdeki Zirve yayıncılığa yönelik menfur saldırı meydana gelmiş ve burada da 4 kişi hayatını kaybetmiştir. Bu
olayın faillerinin de 19 ve 20 yaş grubundaki kişiler olduğu görülmüştür. Bu olayda da yakalanan şüpheliler ilk beyanlarında, öldürdükleri
kişilerin Malatya ilinde misyonerlik faaliyetleri içersinde olduklarını, Müslümanlığı kötülediklerini, bu yüzden öldürdüklerini beyan etmişlerdir.
Yine bu olayda da olayın azmettiricisi ve planlayıcılarının yakalanan kişilerden ibaret olduğu görülmüştür.

6-YÖK BAŞKANI PROF. DR. ERDOĞAN TEZİÇ'E

YÖNELİK SİLAHLI SALDIRI


25 Nisan 2007 günü Ankara ilinde Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) merkez binası önüne gelen bir şahıs tarafından silahla ateş edilmiş ve bü9 olayın, YÖK Başkanı Prof. Dr. Erdoğan TEZİÇ'e yönelik bir saldırı girişimi olduğu değerlendirilmiştir. Olayı gerçekleştirdiği tespit edilen şüphelisi Nurullah İLGÜN ve olayın azmettiricisi olarak Bülent ASKEROĞLU ile birlikte toplam (6) kişi yakalanmıştır. Yakalanan Nurullah İlgün'ün üzerinden, Kuvayı Milliye Derneği'ne ait bir kart bulunmuştur.

Bu olaylara baktığımızda hemen hemen her birisinin değişik amaçlar içerdiği, bir olayda laik-antilaik çatışması tetiklenmeye çalışıldığı, birtakım olaylarda da ülkemizi uluslar arası arenada sıkıntıya sokmaya çalışıldığı görülmüştür.

Fakat tüm eylemlere bir bütün olarak bakıldığında; söz konusu eylemlerle, bir an evvel ülkede iç çatışma, anarşi, terör ve kaos oluşturup askeri müdahale için gerekli ortamın hazırlanmasının amaçlandığı değerlendirilmektedir."

İddianamede eylemlerden bir kısmının terör örgütü ile ilişkisi tespit edilemediği ancak, eylemlerin amacı, zamanı ve yapılış tarzı dikkate alındığında; eylemleri Ergenekon Terör Örgütü'nün yaptırdığına dair ciddi şüpheler oluştuğu vurgularken şu tespite yer veriliyordu:

"Ergenekon terör örgütü özellikle tetikçi kanadını hücreler şeklinde yapılandırdığı için ele geçirilen tetikçilerin çoğu zaman diğer hücrelerden hatta kendilerini azmettiren, yönlendiren şahıslardan bile haberleri olamamaktadır."

Bu cümle Dink Cinayeti'nin işleniş biçimini tarif ediyor gibiydi.

DİNK CİNAYETİ ERGENEKON İDDİANAMESİ'NDE NEDEN YOK

Orhan Dink de zaten ağabeyi Hrant'ın, yargılandığı davanın 2006 yılı Mayıs ayındaki duruşmasına katılan Veli Küçük'ün müdahil olmak isteğinden sonra hayatından endişe etmeye başladığını söylemişti:

Ağabeyim, 'Küçük mahkemeye geldi huzurumuz kalmadı1 dedi. İşin artık tehlikeli boyuta vardığını söyledi. Küçük'ün ne demek olduğunu da biliriz, Kerinçsiz grubunun da.

Ağabeyim, 'Adres gösteriliyorum' diyordu. En ciddiye aldığı grup da Küçük'ün grubuydu. Küçük'ten doğrudan tehdit gelmiş değil. Bu kişileriıl9 bu tür hatalar yapacağını düşünmek mümkün değil. Küçük'ten sonra kurşun gelebilirdi ve geldi.

Orhan Dink'in de açık açık isimlerini söylediği Veli Küçük ile Kemal Kerinçsiz bugün Ergenekon Davası sanığı olarak hapishanede.

Ancak Küçük ile Kerinçsiz'in neredeyse günlük konuşmalarına dahi yer veren Savcılar, Ergenekon iddianamesinde Hrant Dink Cinayetiyle Ergenekon arasında bağlantıyı ortaya koyacak delillere ulaşamadılar.

Oysa Ergenekon İddianamesini hazırlayan Savcılar, Rahip Santoro Cinayeti'nden 16 yaşındaki Oğuzhan Akdin'in, Hrant Dink'in öldürülmesinde 17 yaşındaki Ogün Samast'ın ve Zirve Yayınevi Katliaminda 20 yaşındaki Emre Günaydının rol aldığı, yani bu üç saldırıda 16 ile 20 yaş aralığındaki gençlerin sürekli kullanılıyor olmasının dikkat çekici olduğuna vurgu yapmışlardı. Ayrıca Rahip Santoro ve Danıştay saldırılarında Glock marka silah kullanılması da dikkat çekiciydi. Bunlara rağmen Dink Cinayeti'yle ilgili bulgular şüpheden ileriye gidemedi.

14 Temmuz 2008 günü iddianame basına yansıdığında ilk sayfasındaki maktül bölümünde yalnızca Alpaslan Aslan isimli avukatın öldürdüğü Danıştay Hakimi Mustafa Yücel Özbilgin'in ismi yer alıyordu.

Ne maktül bölümünde Hrant Dink'in adı ne de mağdurlar bölümünde Dink ailesi fertlerini ismi vardı.

İşte bu durum karşısında "Hrant için adalet arıyorum" diyen herkesin üzerinde düşünmesi gereken soru şu:

Ergenekon İddinamesi'nde adı geçen birçok sanığın zamanında Dink'e karşı gösterilen tepkilerin odağında bulunması, sanıkların birbirleri arasında Dink Cinayeti'yle ilgili yorumları, elden ele dolaşan şema, polislerden istihbaratçılar tarafından verilen özel bilgilere rağmen, neden, neden Hrant Dink Cinayeti Ergenekon İddianamesi'nde yok?

Oysa Dink Cinayeti Ergenekon Davası'na dahil edilseydi, sanıklara Dink Cinayeti'yle ilgili sorular yöneltilebilseydi, Yasin Hayal, Erhan Tuncel gibi isimler, tüm bilgilerini, ilişkilerini anlatsa, akıllardaki şüpheler de ortadan kalkmaz mıydı?

Dink Cinayeti Ergenekon İddianamesine girmiş olsa, Erhan Tuncel'in Yardımcı İstihbarat Elemanı yapılması öncesi ve sonrası dahil tüm ilişkileri yeniden sorgulansa, Sinan Raşitoğlu isimli Trabzon Emniyetinin Yardımcı İstihbarat Elemanı'nın McDonald's bombacısı Yasin Hayal ile ilişkileri ortaya çıksa, Hayal'in Trabzon'da sopayla Katolik bir rahibi dövmesi olayı aydınlatılsa, ardından 18 yaşından küçük birisinin zavallı Rahip Santoro'yu öldürmesi gibi olayların perde arkası ortaya çıkarılsa iyi olmaz mıydı?

Evet Dink Cinayeti, Ergenekon İddianamesi'nde (yargılama anlamında) yok ancak soruşturmayı yapan savcılara yardım eden 40 polis arasında ilginç bir isim vardı. O kişi "Yasin Hayal'in Zeynel Abidin Yavuz'u Dink'i vurmakla görevlendirdiğini söylediğinde, polis muhbiri Erhan Tunceie "Ne verdin lan kendi kafanda senaryo yapıyorsun, benim 25 yıllık deneyimim var yeme bizi" diyen ve Dink Cinayeti'nde ihmalle suçlanan polislerden birisi olan Trabzon İstihbarat Şube'den sorumlu Emniyet Amiri Ercan Demir'di.

Şimdilik, Ergenekon İddianamesi kapsamında Dink Cinayeti'nin ele alınması imkânı görünmüyor.

Ancak soruşturmayı yürütenler şuna inanıyor:

"Hrant Dink Cinayeti'ni çözmemize elimizdeki kriminal bulgular yetmeyebilir. Ama biz, bu soruşturmayı 2006'da başlatsaydık Hrant Dink belki bugün sağ olacaktı."

Bu yorumu yapan istihbaratçı ya da savcıya şu soruyu sormak gerekmiyor mu? "Savcının ya da polisin elini kim tuttu de Ergenekon soruşturması 2006'da başlamadı?" Örgüt ile ilgili bilgiler devletin tüm birimlerinin elinde mevcuttu. MİT, Polis ve Asker'de. Eylemleri de ortadaydı.

Ergenekon örgütü ile ilişkili eylemlerin üç tanesi olan Rahip Santoro Cinayeti, Cumhuriyet gazetesine bomba atılması ve Danıştay Saldırısı 17 Mayıs 2006 gününe kadar gerçekleşmişti. Yani operasyon ya da soruşutrma için 2007 yılına girilmesi beklenmiyordu.

İddinameye göre örgütün bir sonraki eylemi 19 Ocak 2007 tarihinde gerçekleşen Dink Suikasti. Ardından da Malatya'daki Zirve Yayınevi9 Katliamiydı. Gerçekten operasyon 2006'da yapılsaydı belki de Dink ve Zirve Yayınevi'nde katledilenler kurtarılabilirdi.

Denilebilir ki; Ergenekon örgütünün ortaya çıkarılması için 12 Haziran 2007 tarihinde Ümraniye'daki el bombalarının ortaya çıkarılması gerekiyordu. Hayır şart değildi.

Dediğimiz gibi devletin elinde Ergenekon ile ilgili her türlü bilgi vardı.

Ergenekon'un faaliyetleri konusunda, Kanada'da haham olarak karşımıza çıkan Tuncay Güney'in ifadelerinin alındığı 2001 yılından itibaren devletin kurumlarının konu hakkında bilgi sahibi olduğu görülüyor.

Gelişmeler bu olayın 2002 yılında üzerinin örtüldüğünü de gösteriyor.

Ancak 2003 yılı bu açıdan büyük önem taşıyor.

Devletin en önemli kurumu olan Milli İstihbarat Teşkilatı, kendisine gelen, isimsiz ihbar mektubu ve ekindeki CD'lerde yer alan 'Ergenekon ve Lobi' isimli projelerle, iddia niteliğindeki bilgilerden oluşturulan kitapçığı, ilk olarak 10 Temmuz 2003'te Genelkurmay Başkanina; dört ay sonra, 19 Kasım 2003'te ise Başbakana intikal ettirmişti.

Bu ihbarın bir özeti niteliğinde bir başka bilgi notu da, 19 Ocak 2006'da bu kez önce Başbakana, dört ay sonra, 26 Mayıs 2006'da ise Genelkurmay İstihbarat Başkanina sunuldu.

Yani Devletin en önemli kurumu MİT; Başbakanlık ve Genelkurmay 2003 yılından itibaren Ergenekon denilen yapılanmadan haberdar. O zaman şu büyük soru gündeme geliyor:

Madem 2003 yılından itibaren MİT, Genelkurmay, Başbakanlık dolayısıyla Emniyet Genel Müdürlüğü Ergenekon denilen yapılanmayı ve üyelerini biliyordu ve madem Rahip Santoro Cinayeti, Cumhuriyete bomba atılması ve Danıştay Saldırısını Ergenekon örgütü planladı ve uygulattı, o zaman şemaya giren isimleri ve faaliyetlerini neden kontrol altına alınmadı?

Neden, Dink'in öldürülmesi, Zirve Yayınevinde katliam yapılması ve YÖK eski Başkanı Erdğan Teziç'e suikast girişiminin gerçekleşmesi beklendi.

Bu durumda Dink Cinayetinde ihmali sadece bir kurumla sınırlamak mümkün mü?

SONUÇ

"Hrant Dink cinayeti tam olarak aydınlatılmasa, kim bu ülkede kendisini güvende hissedebilir."

Ortada aydınlatılmayı bekleyen konular durdukça bu kitaba bir sonuç yazmak imkânsız. Ama tüm bu araştırmalardan çıkan sonuç en büyük mağduriyeti Dink ailesinin yaşadığı gerçeği. Bu durumda son sözü Dink ailesine vermek gerekiyor. Bir yıla yakın süren çalışmam sırasında zaman zaman görüştüğümüz Hrant Dink'in kardeşleri Orhan ve Levent Dink hâlâ ağabeyleri için adalet arıyor. Bunun yalnız ağabeyleri için değil tüm Türk vatandaşlarının huzuru için istiyorlar.

Hep söyledikleri şu:

"Eğer Hrant Dink Cinayeti tam olarak aydınlatılmazsa, kim bu ülkede kendisini güvende hissedebilir."

Kitap için verdikleri röportajda, dava dosyasındaki her kelimeyi hatta her harfi dikkatle okuduklarını gösterdiler. Orhan ve Levent Dink'in sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle oldu.

- Cinayetin üzerinden iki yıl geçti. Aradan geçen bu iki yıl içinde ilk bulgularınız neydi? Şimdi hangi durumdasınız?

Orhan Dink: Bizim bu olayla ilgili fikrimiz bunun arkasında ciddi bir organizasyon olduğu, ama ilk günlerde Trabzon'da şahsın birisi yola çıkmış, abimi vurmuş. İşte o gün yapılan açıklamalar milliyetçi duygular. O günden bu güne geldiğimizde bu işin arkasında devletin içindeki birtakım kurumlar, insanlar, istihbaratçılar, polisler, askerler bunların büyük bir bölümü bu cinayetin içinde. Kiminin görev ihmali, kiminin iştiraki, kiminin yol açması... Bugün geldiğimiz noktada hukuksal açıdan bir şey elde etmiş değiliz.

- O günlerde hayal edemeyeceğiniz bir şey oldu. Trabzon'da askerler hakkında dava açıldı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Orhan Dink: İlk ortaya dökülen belgelerde jandarma hiç görünmüyordu. Ama Pelitli jandarma bölgesi tabii. İşin ilginç yanı da oydu. Çoşkun İğci ifadelerini okuduğumuzda orada görüyorduk bunu, ama bu boyuta varacağını gerçekten ummuyorduk. Kimin nerede hangi şeyde görev aldığını, bugün de daha bunlar ispatlanmış değil. Gelinen noktada daha 83. maddeyi işletemiyorlar. Görevi ihmalden yargılanıyor askerler ama ortaya çıkan sonuç şu: Görev ihmali değil, kasten bu işte ön ayak oldukları, işin içinde olduklarını gösteren belgeler var şu anda. Ama buna rağmen açılan davalar, görevi ihmalden.

- Trabzon'da ilginç bir durum gerçekleşti. İki astsubayın yargılandığı mahkeme başkanı davanın görevi ihmal değil, TCK'nın 83. maddesine dayanarak ihmal yoluyla ölüme sebebiyet vermek olduğuna hükmetti.

Dosya hakkında görevsizlik kararı verdi. Ve yargılamanın ağır cezada
olması gerektiğini belirtti. Dosya bu haliyle savcının önüne geldi. Ancak savcılık dosyanın 83. madde değil, yalnızca görevi ihmalde ele alınması
gerektiğini belirterek iade etti. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Orhan Dink: İşte orada o savcının profili önemli. Türkiyede adaletin nasıl işlediğini herkes görüyor. Burada hangi niyetle hangi düşünceyle bunu yapıyor. Önüne konulan belgeler hukuksal açıdan çok maddi belgeler. Çok rahat davayı 83. maddeye sokabilirdi. Ama Türkiye'deki ilişkiler ağı nereye götürüyor. Bunlar zamanla ortaya çıkacak şeyler. Tabii bunlar hepsi bizim irademiz dışında olan şeyler. Hangi çatışmanın hangi olayların delilleri ortaya çıkardığını bilmiyoruz. İnsanın doğası gereği abisi öldürülmüş, kardeşi öldürülmüş, babası öldürülmüş insanlar ne yapar iz arar, adalet arar. Size sunulan dosyalar içinden, bilgiler içinden onu yorumlamaya, bakmaya, avukatlarla beraber bunu yapıyoruz. Ama delillerin birçoğu kendi iç çatışmalarından ortaya çıkıyor. Şahsi çatışmalar olabilir, siyasi çatışmalar olabilir. Her şey olabilir.

- Veysel Şahin ile Okan Şimşek'in suçlanmaları söz konusu olmasaydı iş bu noktaya hiç varmayacak mıydı demek istiyorsunuz?

Orhan Dink: Orada bir binbaşı var mesela ben onun ifadesinden şöyle bir şey anlıyorum. "Görev yerleri değişikliği yapıldıktan sonra ben onlara telefon açtım" diyor. "Bakın artık üzerinizden bu tehdit kalktı. Artık doğruları söyleyebilirsiniz. Siz söylemezseniz ben söyleyeceğim" diyor. Buradan mı çıktı bu itiraflar, başka bir dinamik mi bunu bu hale getiriyor. Yani nedir gerçekten biz bilmiyoruz.

- İşin bir de polis ayağı var ki hiç dokunulmamış üstü kapatılmış. Ve kat kat üzerine beton dökülmüş bir alan orası. Özellikle Trabzon Polisi'nden başlayarak orada gördüğünüz şeyler neler?

Orhan Dink: Erhan Tuncel eleman olduktan sonra ayrılmasına kadar geçen sürede ayrıldığı tarihle ilgili birisi nisan diyor, birisi kasım diyor. Sonra kasım belgesi ortaya çıkıyor. Kendisiyle ilgilenen bir sürü polis hepsi şunu söylüyor. Mesela Muhittin Zenit "Ben Erhan'ın elemanlıktan çıkarıldığını gazeteden öğrendim" diyor.

Ama 19 Ocak günü şey gibi telefon görüşmeleri ortada. Madem böyle bir güvensizlik var. Bu grubu kime takip ettirdiler. Bunların cevabını Trabzon İstihbaratı hiç vermedi. Çocuğa masal anlatır gibi laflarla geçiştiriyorlar. Ama orada gerçekten sorulması gereken o kadar çok soru var ki.

- İstihbarat Dairesi Başkanlığinın fonksiyonunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Orhan Dink: Bir kere bizim olaydan önce Santoro Cinayeti var. Bizim davada ortaya çıktı ki Yasin Hayal ve Hasan Deveci diye birisi ile beraber o dönem teknik takibe alınmışlar. Hatta fiziki takip de var. Buna rağmen Santoro öldürülüyor.

Ve Ramazan Akyürek orada o tarihte Emniyet Müdürü. Santaro Cinayeti'nin tam çözülmediği, Ramazan Akyürek'in orada Emniyet Müdürü olması bir kere soruları çoğaltıyor.

Levent Dink: İhmalden öte suça katılma söz konusu. İhmal değil, bizzat suça katılma.

- Neye göre bunu söylüyorsunuz?

Levent Dink: Yol açıldı. O dönemdeki genel felsefesine bakacaksın. Kuzey hattı bu noktada tamamen istim almış durumda. Mesela bu konuyla ilgili MİT'in hâlâ hiç dosyası ortaya çıkmadı. Oysa, orası MİT'in sahada en çok olma olasılığı olan bölge. MİT'in en fazla yoğun çalıştığı saha.

Ama hiçbir hadisenin içinde adı sanı geçmiyor. Engellenebilecek cinayetlerin hepsi polis denetiminde uygulandı. Hepsi dikkat edecek olursan kendi içinde bir mesaj taşıyor zaten. Papaz cinayeti niçin işlendi? O adamcağız Pontus hikâyesi ile suçlanıyor. Altı bin yıl önceki Pontus devletiyle İtalyan bir papazın ilişkisi ne? İtalyan halkından olan bir insanın Pontus'la ilişkisi ne? Anlatabiliyor muyum ya da Katolik birinin

pontusla ilişkisi ne? O kilisenin Pontus'la ilişkisi ne olabilir? Ama devletin hassas uç noktasından biri bu ya kuzey bölgesinde işte Pontus devleti oluşturmak. Bunun için bir mesaj yolladılar, kime Vatikan'a bir mesaj yolladılar. Niçin Vatikan'a bir mesaj yolladılar? Papanın İslamiyetle ilgili söylediği sözler yüzünden. Yaptığı konuşmalar yüzünden. Papa cevaplanamadı. Papaz cinayetinin başka ne sebebi olabilir ama çok ciddi bir anlamda mesajdı. Dikkat ettiyseniz ailesi de papalık da olayın üzerine gitmediler zaten. Dinsel bir kavgaya dönüşmesin diye. Takip bile etmediler davayı. O papaz cinayetini yeniden aç. Her şeyi ilmek gibi çözmeye başlayacaksın yeniden. Bunun içinde bizzat ve bizzat tehdit edildiği belli, dayak yediği belli. Şu belli bu belli. Ve bu yabancı bir vatandaş ve katlediliyor. Polis denetimindeyken de şimdi polisin ihmalinden nasıl0 bahsedeceksin? Bölgede bilmeyen kimse yok. Bir cinayet işlenecek MÎT duymaz mı bunu ya! Olacak şey mi? Kahvede konuşulan şeyler bunlar. Bunu bilmeyen insan yok. MİT bunu bilmeyecek! Bütün milletin yani sistemin bildiği Emniyetin bildiği, olacak eylem, yani devamında kalkacak yetkililer çıkacak milliyetçi duygularla işlenmiş cinayet diyecek. Samast soy isminden bahsedip bin yıllık bir isim olduğu söylenecek ve cinayet izah edilmeye çalışılacak. Bu ülkede iki nesil öncesini bilen yok. Samast'ın bin yıllık bir sülale olduğunu söylüyor. Yani milliyetçi duyguyu sağlama alıyor. Sen nasıl tespit ediyorsun Samast sülalesininin bin yıllık bir sülale olduğunu? Belli ki çok hızlı bir şekilde sistem çalışıp üstünü kapatmaya... Aydınlatmaya yönelik bir faaliyet yok.

Ama hadiseye olağanüstü kamudan gelen tepki halkın ayağa kalkması, galeyana gelmesi sağdan soldan gelen baskıyla bunun böyle kapatılamayacağı ortaya çıkınca bu sefer ufak ufak yemleme başladı. İşin özeti bu. O yüzden her şey ortaya çıkmış değil.

-İşin özü ne sizce?

Orhan Dink: Cinayetin olduğu gün üç kurumdan bahsediyoruz. Trabzon Polisi, İstanbul Polisi ve Jandarma. Cinayetin olduğu gün bu üç kurum ne yapıyor? Şubat 2006'da gelen ihbarda Osman Hayal'in adı geçiyor. Ne yapar İstanbul Polisi? Yapacağı ilk şey, kendine göre ismi araştırır. Sonradan ortaya çıkıyor ki, 19 Ocak günü Osman Hayal İstanbul'da saat 11 gibi telefonu sinyal veriyor. İstanbul Polisi bu bilgiyi nedense ortaya çıkarmıyor. Trabzon Polisi'nin özellikle istahbaratı Erhan Tuncel'i alıyor o gece Muhittin Zenit, Engin Dinç, Ramazan Akyürek, Ali Fuat Yılmazer, Ercan Demir bunlar bir hareketleniyorlar. Çünkü ellerinde bilgiler var. Bu şunu gösteriyor. Ellerinde abirnin öldürüleceğine dair bilgiler var. Zaten Muhittin Zenit son ifadesinde bunu itiraf ediyor. Jandarma ne yapıyor? Jandarma da kendine daha önce gelmiş bilgiyi sanki o anda gelmiş gibi belge düzenliyor. Geldiğimiz bu noktada bu üç kurumun o günlerde neler yaptığı bu işin içine ne kadar dahil olup olmadığını bugün ortaya çıkan sonuçlar bunlar. Yani burada yargı ne yapacak?

Yargı ne yapacak? Ama yargı elindeki evraklara göre hareket ediyor. Ama bu sürede bu raporlara olan güveni sarsan birtakım başka raporlar çıktı. Örneğin Akif İkbal'in İstihbarat Daire Başkanlığı tarafından yanıltıldığına dair. Bu ne kadar iyi niyet taşıyor o ayrı.

- Birçok olumsuzluğa rağmen Başbakanlık Teftiş Kurulu sizin başvurunuz üzerine bir rapor hazırladı. Burada da önemli tespitlerde bulundular. Bir alamda el değmemiş konulara girdiler. McDonald's bombalamasından başlayarak, Erhan Tuncel'in istihbarat elamanı yapılması, Dink Cinayeti'ndeki Emniyetçilerin ihmalleri, hatta Trabzon Emniyet Müdürü olan ve daha sonra İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek'in başından sonuna kadar Dink Cinayeti'yle ilgili her aşamadan haberdar olduğu ancak görevini ihmal ettiği bu nedenle de hakkında inceleme yapılması isteniyor. Bu raporu nasıl buluyorsunuz?

Orhan Dink: Elbette olumlu buluyoruz. Müfettişler tarafından ortaya çıkarılan bu sonuç Erhan Tuncel ve arkadaşlarının ifadelerinde geçiyor. Trabzon'daki yetkililer hakkında yaptığımız şikâyetlerde, Başbakanlık Teftiş Kurulu'nun tespit ettiği noktalara değinmiştik. Dolayısıyla bu konular bizim açımızdan yeni değil. Ama Başbakanlık Teftiş Kurulu tarafından teyit edilmesi, bakalım savcıları ve mahkemeyi hareketlendirecek mi, yeni bir soruşturma açılacak mı?

- Daha önce Ramazan Akyürek ve Trabzon'daki polisler ile ilgili olarak incelemeleri yapan ve onlar hakkında olumsuz görüş bildirmeyen müfettişler yine bu incelemede görev alırsa diye bir endişeniz var mı?

Orhan Dink: Şimdi bu raporlar aşamasında ilginç şeyler oldu. İlk inceleme var içinde Mülkiye Müfettişleri ve Jandarma Müfettişleri vardı. Polis Müfettişleri Jandarmaya yönelik suçlamaları yoğunlaştırıyorlar, polisi koruyorlar, Jandarma Müfettişleri ise sorumluluğu polislere atıyorlar, "askerin sorumluluğu yoktur" diyorlar.

Öte yandan bakıyorsunuz, Ramazan Akyürek imzalı yazı ile "log kayıtlarında inceleme yapılmamıştır" denirken, bir bakıyorsunuz İstanbul İstihbaratın bilgisayarlarında bu kayıtlar çıkıyor. Bütün bu raporlar içinde Başbakanlık Teftiş Kurulu Raporu en olumlu rapor diye değerlendiriyorum.

- İşin özüne gelirsek, olayın bir görünen yüzü var bir de perde arkası. İki yılın sonunda hangi noktaya geldiniz; Hrant Dink, milliyetçilik duygusunun esiri birisinin yönlendirilmesi ve bazı bürokratların ihmaliyle mi öldürüldü yoksa başka bir yapılanma mı var?

Orhan Dink: Tamamen devletin içindeki bir yapılanmanın bir organizasyonun sonucu öldürüldüğünü ta baştan beri inanıyorum. GeldiğimiA° noktada bunun böyle olduğu, kamuoyu vicdanında da böyle olduğu görülüyor. Ama hukuken ne sonuç alırız bilmem.

Levent Dink: Bu başından sonuna planlanmış bir hikâye. Yasin Hayal falan olayı değil. Ağabeymin davasının Yargıtay'dan temyizden dönmesi bile bunun içinde. İlk defa bir dava dokuz ay gibi kısa bir süre içinde temyizden geçiyor. Başsavcının "yapmayın etmeyin salaklık bu" dediği halde onaylanıp geçiyor.

- Dink Cinayeti'ni takip edenler olayın Ergenekon ile bağlantısına vurgu yaptılar. Ancak herkes açısından sürpriz olan Ergenekon İddianamesi'nde Dink Cinayeti'ne, şüphe boyutundan ileriye yer verilmedi.

Orhan Dink: Yer almadı ama eylemlerin içinde sayıyor. Maddi delillere ulaşamadığını söylüyor Savcılık, ama Ergenekon yapılanması da bir araya gelemeyecek insanları bir araya getiriyor. Ağabeyimin sürecine baktığınızda Ergenekon'daki bir grup insanı görüyorsunuz. Büyük Hukukçular dediğimiz Kemal Kerinçsiz ve grubu linç kampanyaları, sonra basın ayağı var bunun. Önce Vatan diye bir gazete var, ağabeyimin öldürülmesi gerektiği yazılı. Yani böyle tam hedefe konmuş durumda. Batı Trakya diye bir dergi var. Derginin yayın kurulu Veli Küçük ve grubu. Bakıyorsunuz ağabeyimin mahkemesinde Veli Küçük ortaya çıkıyor. Bu fotoğrafa baktığınızda ne düşünürsünüz?

Ama şimdi şöyle bir şey söyleyebiliriz, Ergenekon'un bir grup insanı bunun içinde, ha bunun üstü mü var, yanı mı var, nasıl örgütlediler bunu adalet ortaya çıkaracak.

Ama psikolojik olarak şunu söyleyebilirim, bunların içinde bir grup bu organizasyonu yapan insanlardır.

Zaten diğer cinayetlere de baktığınızda bunlar devlet içinde devlet gibiler. İşlenen cinayetleri devlet için yaptıklarını söylüyorlar. Ayrıca bunun belirli bir ekonomik bedeli var.

Levent Dink: Siyasi cinayet işleyip de bir tane yatan bir mahkûm bul bana. Son Danıştay Cinayeti ve gelecekte olacağı gibi. Yani adam müebbet de yese bir şekilde çıkacak.

Orhan Dink: Elbette biz duygusal olarak bunları söyleyebiliriz ama bunları ortaya çıkarmak, adaletin işi, polisin işi.

- Cinayetin ilk günlerinde bir şemadan söz etmiştiniz. Çünkü Dink'in organize bir yapılanma sonucu öldürüldüğü söylenmiş ve bağlantılı kişiler bu şemada gösterilmişti. Daha sonra burada varolan bazı isimlerin Ergenekon Davası sanığı olduğunu gördük. Bu şema hakkında şimdi n£°-yorumu yapıyorsunuz?

Orhan Dink: O şema büyük ihtimalle bir istihbarat çalışmasıydı. Telefon irtibatları üzerinden bir ilişki kuruluyordu, doğrularda vardı yanlışlarda vardı. Bizim için sonuç alacak bir şema değildi, ama bugün itibariyle baktığımızda, bu şema doğrulanmış bir şema olarak ortaya çıkıyor.

- Ergenekon İddianamesinde Hrant Dink Cinayeti'nden söz edilirken size davaya müdahil olmak için ipuçları veriyor mu?

Orhan Dink: Ben iddianameyi okudum. Cinayet ile ilgili çok somut bir şey bulamadım tabii. Diğer suikast hazırlığında olunan Orhan Pamuk, Osman Baydemir, Ahmet Türk olayı çok rahat konuşulabiliyor, çünkü bunlarla ilgili sonuç alınamamış. Hatta bazı sanıklar bunları aralarında konuşuyorlar. Ama ağabeyimin olayını bitirdikleri için hiç konuşmuyorlar. Yani hiç mi ajandalarında ağabeyimle ilgili bir şeyler olmaz. Bu bana şunu gösteriyor, abim öldürüldükten sonra bütün delilleri yok etme yoluna gitmişler. Savcının somut delil bulamamasını buna bağlıyorum.

- Dink Cinayeti ile ilgili olarak hakkında inceleme yapılan polislerden birisinin yine Dink Cinayeti'ni de içeren Ergenekon soruşturmasında görev yapmış olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Levent Dink: Mesela onunla ilgili bir delil bulsa kendi başını yakacağı düşüncesiyle dosyaya eklemez.

- Var olanlar ne olmuş olabilir?

Levent Dink: Üstünü kapatır çünkü o imkâna sahip.

Orhan Dink: Orada bizim açımızdan ilginç bir şey var. Ergenekon operasyonunu yapan ekiple, Ergenekoncular, ağabeyimin öldürülmesinde ideolojik olarak aynı yerde duruyorlar. Burada çatışıyorlar ama ağabeyime karşı aynı yerde duruyorlar. Yani Ergenekon operasyonunu yapanlarla Ergenekoncular ağabeyimin öldürülmesinin doğru olduğunu düşünüyorlar.

- Bu sonuca nasıl varıyorsunuz?

Orhan Dink: Yani elimizdeki verilerle. Ergenekoıidaki bir jandarma grubu var. Polis grubu var, istihbarat grubu var, İstanbul Polisi grubu var. Bizim başımıza gelen bu olayda aynı yerde duruyorlar. Ama 2001-2006'ya baktığınızda, Ergenekon bugün ortaya çıkmış bir hadise değil. Yasemin Çongar'da okudum bunu; "Biz bu operasyonu 2006 sonunda başlatsaydık, Hrant Dink öldürülmeyecekti" diyebilecek kadar cesaretli bir istihbarat, yani ileri gelen bir istihbaratçı var.

- Bu size neyi gösteriyor?

Orhan Dink: Muhittin Zenit diyor ki, biz bilmiyorduk öldürüleceğini. İstanbul'da Agos'un önüne kadar geliyorlar, "Ya sev ya terk et, Hran£0: Dink nefretimizin, hedefimizdesin" diyorlar. Yani bunlar bu ülkenin alışılagelmiş olayları değil.

-2006'da başlatamamalarının sebebi neymiş?

Orhan Dink: Valla sordum yanıt alamadım.

- Ergenekon'un kökleri 2001 yılına kadar gittiği halde neden başlatılamadı operasyon?

Orhan Dink: Sonra ortaya çıkan bilgiler şunlar, Genelkurmay Başbakanlığı'na Ergenekon ile ilgili bilgiler iki kere veriliyor, 2003 ve 2006'da. Yani neden 2007 yılı Haziran'ın da başlıyor? Kamuoyu bunu tartışıyor zaten.

- Cinayetin aydınlatılması için şahsi çabanız da var. Hatta Osman Hayal'in cinayet günü İstanbul'da olduğunu siz ortaya çıkardınız?

Orhan Dink: Biz çıkarttık meselesine şöyle bakıyoruz. Biz polisin bunun farkına varamadığını sanmıyoruz. Ağustos ve Temmuz 2006'da Yasin Hayal İstanbul'da. Eğer bir-iki tane polis memuru görevini yapsa bugün çok farklı bir yerde olurduk.

Burada bir bakıyorsunuz ki, baştan sona kadar bu işle ilgili olan kendi vatandaşının canını korusa, bir de dalga geçiliyor, bir sürü insan vardı hangi birini koruyacağız diye. Gazeteler manşet atıyor, herkes biliyor Hrant Dink bilmiyor diye.

Levent Dink: Bir kişi telefon açıp da, ya insanlık adına ya, "sana yönelik böyle bir tehdit söz konusu kendini kolla" demiyor ya. Onun için ihmal miydi, suç muydu bunu çoktan aştık zaten.

Orhan Dink: Sonuç olarak kamuoyu Hrant Dink'e karşı hazırlanmıştı ve abim televizyona çıkarak Türklüğü aşağılamam demesine rağmen yargı onu onurlandırdı. Tabii bunlar Türkiye tarihinde zamanla anlaşılacak şeyler.

- Ayrıca TBMM Araştırma Komisyonu'na, cinayetin işlendiği yere yakın Akbank'ın güvenlik kamer asındaki, sabah saatlerindeki kayıtların silindiğini bildirdiniz. Bunu nasıl belirlediniz?

Orhan Dink: Biz Akbank'ın cinayet gününü bir gün öncesine ilişkin kamera kayıtlarının büyük bir bölümünü izledik. Ağabeymin banka hesaplarıyla ilgili olarak bankaya gitmiştik. Bankada altı ya da sekiz kamera kaydı olduğunu gördük. İki kamera kaydı ile ilgili sıkıntımız oldu.

Kapıyı tam içerden gören ki biz o görüntüleri hiç göremedik. Bir de katilin kaçtığı Şafak Sokak'a bakan kamera kayıtlarının cinayet gününe ait kısmının ancak 12.45'ten sonraki bölümünü izleyebildik.

Ondan önceki kayıtları sorduğumuzda ellerinde olmadığını söylediler. Tabii biz bu bölümü izleyemediğimiz için ciddi bir kaygı yarattı. Ondan sonra hard diskler alındı. Silindiği için geri dönüşümü yapılamadı ve kafamızda sürekli soru işareti olarak kaldı.

- Dilekçenizde Emniyet tarafından silindiğini söylüyorsunuz bunu neye dayandırıyorsunuz?

Orhan Dink: Yani bunlar tutanaklarda var. Hard diskleri iade ettikleri zaman ortaya çıkıyor. Biz yeniden başvurduğumuzda geri dönüşümü yapılamaz biçimde silindiği söyleniyor.

- Bunu söyleyen kim?

Orhan Dink: Polis kendisi siliyor.

- Siz bu bilgisayarları yurtdışında analiz ettirdiniz sanırım orada ne sonuç çıktı?

Orhan Dink: Evet, bunu incelettik ve daha sonra geri dönüşümü olabileceği ortaya çıktı. Ama bunun için ciddi bir meblağ gerekiyor. Yaklaşık 350 bin dolar. Mahkeme kararıyla bu geri dönüşüm kararı verilirse, silinmiş bölümler geri kazanılabilecek. Ama bu mahkeme kararıyla olmalı ve giderleri mahkeme karşılamalı.

(*) Dört sayfalık "Emniyet'te Fethullahçı kadro" listesinde 4 daire başkanı, 11 daire başkan yardımcısı, 32 şube müdürü, 3 başkomiser, 3 öğretim üyesinin de bulunduğu 57 kişinin adı geçiyor ve bu kişilerle ilgili bilgiler yer alıyor. İşçi Partisi adına Avukat Nusret Senem (Ergenekon operasyonunda tutuklandı), Emniyet içinde olduğu öne sürülen "yasadışı örgütlenmenin" soruşturulmasını ve faillerinin saptanıp cezalandırılması istemiyle savcılığa başvurmuştu. Ankara Cumhuriyet Savcısı Abbas Özden, suç ihbarına dayanak oluşturan belgenin genel ve soyut iddialar içerdiği, somut bir suç isnadına yönelik olmadığı gerekçesiyle başvurunun işleme konulmamasım kararlaştırdı. Listenin hazırlanmasında ise emekli olan Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Necati Altıntaş, Personel Dairesi Başkanı İbrahim Selvi, şube müdürleri Mevlüt Demir ve Mehmet Akdeniz'in rol oynadığı iddia edilmişti.

(*) Erhan Tuncel o tarihlerdeki ilişkisini 14. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki yargılamasında (02.07.2008) şöyle anlatmıştı:

"Benim söylemek istediğim emniyette bana planlamanın nasıl olacağını sormuşlardı. Olay açığa çıktığında başarı aldık ilk olay açığa çıktığında başarı aldık. Trabzon'dan gelip de bir suikast düzenleyen bir insanın yakalanmış olması yüzde birdir, bir ihtimaldir, çünkü hiçbir şekilde taraflar birbirlerini tanımıyorlar, bu nedenle olay ilk duyulduğunda tarafımdan takdir aldım. Eylemin büyük bir eylem olduğu ortaya çıktı. Benim dönem dönem üçer dönem halinde görüştüğüm istihbarat elemanı vardır onları hatırlamama imkân yoktur. Hemen hemen yüze yakın görüşmemiz olmuştur. Ben sadece duyduklarımı onlara söylerim. Onlar rapor hazırlar. Ben Trabzon İstihbarat'ta çalıştığım için Trabzon İstihbaratı görevlilerine söylüyorum. Ben ayrıca dava dışı olarak da söylemek istiyorum. Eğer karşı taraftan da Türkiye'yi seviyorlarsa duyarlı olmalarını istiyorum bu kişi Ermeni olduğu için vurulmadı. Ben o izlenimi edindim."

(*) Bu konu Milliyet muhabiri Erdal Kılınç tarafından 28 Mart 2007 günü "Emniyet'in şok anı" başlığıyla haberleştirildi. Haberde Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesinden sonra tutuklanan ve olayda "büyük ağabey" olarak adı geçen Erhan Tuncel'in polis muhbiri olduğunu öğrenen Adalet ve İçişleri bakanlarının büyük şaşkınlık yaşadıkları anlatıldı. Habere göre İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ile Adalet Bakanı Cemil Çiçek'i şoke eden gelişme, Trabzon Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek'in İstanbul'da, iki bakanın yanında olduğu gün yaşandı. Tuncel sorguda "Ben polis muhbiriyim. Bundan sonra konuşacaklarımın kayda geçirilmesini kabul ediyorum" dedi.

Bu bilgiden sonra İstanbul Emniyeti, Trabzon Emniyet Müdürü'yken Ramazan Akyürek'in muhbir yaptığı kamuoyuna yansıyan Tuncel'in "polis elemanı" olup olmadığını, varsa dosyasının İstanbul'a gönderilmesini istedi. Dosya Ankara'daki Emniyet Genel Müdürlüğü (EMG) İstihbarat Daire Başkanlığı'ndan istendi, ancak Tuncel'le ilgili bilgi ulaşmadı. Bu süreç yaşanırken, bilgi vermesi beklenen EMG İstihbarat Dairesi'nin Başkanı Ramazan Akyürek de İstanbul'daydı. İçişleri Bakanı Aksu, Tuncel'in "polis muhbiri olduğunu söylediğini" öğrenince adeta şoke oldu. Durumu öğrenen Adalet Bakanı Çiçek de büyük şaşkınlık yaşarken, duyduklarına inanmakta güçlük çeken Aksu bilgilerin doğruluğunun teyit edilmesini istedi. Bu kritik süreçte iki gün İstanbul'da kalan Akyürek, Tuncel'le ilgili bir açıklama yapmadan Ankara'ya döndü.

(*) Fatih Altaylinın 28 Ocak 2007 tarihli yazısı.
(*) Hürriyet Gazetesi. 27.03.2007 2 Trabzon Emniyet Müdürü (adresi İstihbarat Daire Başkanlığı-Ankara) Trabzon Emniyet müdürü (Strateji Geliştirme Müdürlüğü'nde görevli) Trabzon İstihbarat Şube Müdürü (adresi Afyon İstihbarat Şube Müdürlüğü)
Trabzon istihbarat Şube Müdürü -Trabzon
Em. Amiri Trabzon (Polis memuru)

İstihbarat Dairesi Başkanlığı

Ankara
Komiser Yard. Trabzon (Polis memuru) Trabzon


(*) Taraf Gazetesi, 2 Nisan 2008.
(*) Suçlanan Polis Ergenekon Soruşturmasında.
Milliyet Gökçer Tahincioğlu. 10.08.2008

Agos Gazetesi eski Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink Cinayeti'ni de aydınlatacağı iddia edilen Ergenekon soruşturması için kurulan 40 kişilik polis ekibinde, Dink Cinayetinde ihmalle suçlanan polislerden E.D'nin de görev aldığı ortaya çıktı.

EıD'nin, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığimn Ergenekon soruşturması için kurulacak ekibe, kritik bazı kentlerdeki polislerin de katılması isteği üzerine soruşturmada görev aldığı anlaşıldı. Ergenekon İddianamesinin eklerinde yer alan belgeye göre, İstanbul Savcısı Zekeriya Öz„ soruşturma devam ederken, Emniyet Genel Müdürlüğü'ne bir yazı gönderdi. Öz, soruşturma için oluşturulan 40 kişilik özel polis ekibinde, Trabzon, Malatya, İzmir gibi kentlerde görev yapan polislerin de yer alması talebinde bulundu. Öz'ün işaret ettiği kentlerden Trabzon Rahip Santoro ve Dink cinayetleri ile gündeme gelmiş, Malatya'da Zirve Yayınevi Katliamı, İzmir'de İbrahim Çiftçi cinayeti gerçekleşmişti. Emniyet, Öz'ün talebi doğrultusunda söz konusu kentlerde, ilgili birimlerde görev yapan polisleri, Ergenekon soruşturması ekibi için görevlendirdi.

Trabzon Emniyetinde görev yapan ve Ergenekon soruşturma ekibine dahil edilen istihbarat polisi E.D., Dink ailesi tarafından hakkında dava açılması istenen emniyet görevlileri arasında yer alıyordu.

Ancak E.D., hakkında açılan idari soruşturma sonunda yargılanmasına yer olmadığına karar verildiği için yargıç önüne çıkmadı.

Dink ailesinin avukatlarının E.D.'nin yargılanması için idari yargıda açtığı dava da sonuç vermedi. Ergenekon soruşturmasında görev yapan E.D.'nin Dink Cinayetinde ihmali olup olmadığı yargılama süreci konusu yapılamadı.

(*) Yasemin Çongar, Taraf Gazetesi. 9 Ocak 2009

Kaynakça
Kitap: DİNK CİNAYETİ VE İSTİHBARAT YALANLARI
Yazar: NEDİM ŞENER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Hrant Dink Cinayeti'ni Amerika Planladı!

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir