Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Muhbirin Örselenmesine Üzülen İstihbarat Başkanı

Burada Hrant Dink Cinayeti hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Muhbirin Örselenmesine Üzülen İstihbarat Başkanı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 06 Haz 2011, 22:34

MUHBİRİN ÖRSELENMESİNE ÜZÜLEN İSTİHBARAT BAŞKANI "LIGHT" ARAŞTIRMA RAPORU

Cinayetin üzerinden aylar geçmişti ki Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonuma bağlı Dink Cinayeti'ni Araştırma Komisyonu kurulması kararı alındı. 4 Eylül 2007 tarihinde oluşturulan Komisyon ancak 8 Kasım 2007'de bir araya gelerek başkanını seçti. Başkanlığa ise Yeni Şafak gazetesinde yazarlık yapan ve 22 Temmuz 2007 seçimlerinde AKP milletvekili olan Mehmet Ocakdan getirildi.

Komisyonun yazılı amacı bayağı ciddiydi:

Fırat (Hrant) Dink'in ölümü ile ilgili olarak; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 17'inci maddesinde güvence altına alınan "yaşam hakkı "nın ihlal edilip edilmediği ve bu hak ihlal edilmiş ise bunda kastı, kusuru ve ihmalleri bulunanlar var ise bu kişiler hakkında etkin bir soruşturmanın yapılıp yapılmadığının incelenmesi ile bundan sonra buna benzer olayların ve hak ihlallerinin yaşanmaması için nelerin yapılmasının gerektiğini belirlemek ile alınması gereken tedbirleri ortaya koymaktır.

Ama rapor CHP'li üye Çetin Soysalın deyimiyle "light" olacaktı.

Bunun sebebi çalışma komisyonunun soruşturma değil araştırma komisyonu olması ve tavsiyelerden ileri gidemeyecek öneri ve sonuçlar üretecek olmasındaydı. Ayrıca olayla ilgili kendileri tartışmaya açık Mülkiye Müfettişlerinin yapmış olduğu inceleme ve araştırma raporları incelenerek işe başlanacaktı. İkincisi ancak bir kısım kamu görevlilerinin dinlenmesi ile bir yere varılmak istenecekti. Dink Cinayeti'nin kendine has bir özelliği vardı ki, cinayetin planlayıcılarından birisi zaten devlet görevlisiydi.

Hatta Erhan Tuncel bile her duruşmada 4483 sayılı Devlet Memurları ve diğer kamu Görevlilerinin Yargılanmasına Dair Kanun çerçevesinde yargılanmak istediğini söylüyordu. Cinayetin en önemli aktörünün devlet görevlisi yani bir istihbarat elemanı yapılması süreci zaten başlı başına araştırma konusuydu. Ve bu konuda bir ihmal varsa ifadeleri alınan Emniyet Müdürü ile İstihbarat Dairesi Başkanı suçlama altında kalacaktı. O yüzden sanıklar Erhan Tuncel ile Trabzon Terörle Mücadele Şubesi'ne nezaket ziyaretine gittiğinde, "Bu bayrak yere düştü bunu siz kaldırıcaksınız... " deyip duran polislerin olaydaki sorumluluklarının ortaya çıkması için sanıklarla görüşmek çok önemliydi.

Hazır rapor hakkındaki eleştirileri sıralıyorken şunu da sormadan geçmemek gerekiyor: Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında Türkçesi bu kadar özensiz bir başka rapor var mıdır?

Alınan ifadelerde, noktalan atıp, cümleleri virgülle bağlayarak sayfalar dolusu tek bir cümle haline getirmek özel bir çaba gerektirir. Bir kişiniıl51 görev yaptığı yer ile başlayıp, Dink Cinayeti ile ilgili istihbarat çalışmalarını uzun ama çok uzun bir cümlede anlatıp, kafa karıştırmanın amacı ne olabilir?

Tek bir kelimenin bile önemli olduğu böyle bir incelemede, ifadelerin bazı bölümlerinin de kesilerek, raporun anlaşılmaz kılınması, başında bir gazetecinin görev yaptığı komisyon çalışmalarının eksiklerinden biri olarak da değerlendirilebilir.

Kurulduktan 5 ay sonra bile halen ifade almaya çalışan Dink Cinayeti Araştırma Komisyonu 14 Mart 2008 günü birden bire çalışmalarını durdurduğunu açıkladı. CHP'li üyeler komisyonun çalışma biçimine alınan ifadelerin kendilerine verilmemesine ve yetersiz çabaya tepki gösteriyorlardı.

Bir ara sanıklarında ifadelerinin alınacağı yönünde çıkan haberler üzerine AKP milletvekili komisyon başkanı Ocakdan 14 Mart günü yaptığı yazılı açıklamada, komisyonun yargı sürecini doğrudan etkileyecek bir durum olduğu için sanıkları dinleme gibi bir yetkisi olmadığını söyledi. Böyle bir açıklamayı neye dayanarak yaptıkları pek anlaşılamadı. Çünkü sanıklardan alacakları ifade, kamu görevliler ile ilişkileri olacaktı. O tarihe kadar yargılananlar arasında ise bir kamu görevlisi yoktu. Komisyon Başkanı Ocakdan aynı gün iki saat sonra başka bir açıklama daha yaptı. Komisyonun çalışmalarını sonlandırdığını duyurdu. Gerek görülürse daha önce görüşülen yetkililerin bilgilerine başvurulacaktır" denildi.

20 Mart 2008 tarihinde CHP İstanbul Milletvekili Çetin Soysal, komisyon üyesi milletvekillerine bilgi verilmediği gerekçesiyle, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesinde oluşturulan Hrant Dink Cinayeti alt komisyonu üyeliğinden istifa etti. 1 Ekim 2007 tarihinde kurulan Hrant Dink Cinayeti alt komisyonun, kurulduktan sonra 3 ay boyunca hiçbir çalışma yapmadığını ve toplanmadığını öne süren Soysal tepkisini "Bu süreç, aslında baştan itibaren bu alt komisyonun göstermelik bir komisyon olduğunu ortaya koyuyor" şeklinde gösterdi.

Ve açıklamasında ilginç bir detay verdi. Ankara'da 26-27-28 Şubat'ta dinlenilen kişilerin ifade tutanaklarının komisyon üyelerine dağıtılmadığını dile getirdi. Bilin bakalım o tarihlerde ifade veren kişiler kimlerdi?

İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek ile dönemin Trabzon Valisi Hüseyin Yavuzdemir, dönemin Trabzon İstihbarat Şube Müdürü Engin Dinç ve halen Trabzon İstihbarat Şube Müdürü olarak görev yapan Faruk Sarı.

Bu kişilerin ifadeleri inceleme yapan komisyon üyelerine verilmedi. Diyebilirsiniz ki, rapor açıklandıktan sonra nasıl olsa kamuoyuna açıklanmıştır. O da olmadı. Hatta raporun yayınlanmasından sonra ifadelerin de bulunduğu rapor ekleri, yapılan başvurulara rağmen olayın eıl5 büyük mağduru Dink ailesinden dahi esirgendi.

Bu duruma tepkisini "Neden komisyonun çalışmaları apar topar bitirilmiştir?" şeklinde gündeme getiren Soysal'ın kendince verdiği yanıtta
şuydu:

Karanlığı sorgulamak, gerçekleri bulmak ve bir daha böyle ölümler yaşamamak için kurulan bu komisyon, sorguladığı derin karanlığın gölgesinde kalmıştır... Bilgiyi saklayan, gerçeği de saklamaktadır. Unutulmaması gerekir ki; bilip de susan da gerçeği saklayan da, yapan kadar suçludur."

İnsan Hakları Komisyonu üyesi CHP'li Ahmet Ersin de şunları söylüyordu:

"Sudan sebeplerle alt komisyon çalışmaları sonuçlandırılmıştır. Sanıyorum birileri bunların kulağını çekti. Ya da içine girdikleri sorunun üzerlerine kalacağını ve altından kalkamayacakları kadar ağır bir yükün altına girdiklerini düşünerek bu çalışmaları sona erdirdiler. Rapor çıksa bile, çok ciddi değerlendirilmiş bir rapor olarak karşımıza çıkmayacak. Herhalde light bir rapor olacak."

Light'ta olsa İstihbratçılar rapora damgasını vurdu.

Gerçek ortaya çıkarılacağına, herkesin kusuru ölçüsünde sorumluluğunu kabul edeceğine, karşılıklı suçlamalar ve gerçeklerden uzak ifadeler burada da su üstüne çıktı.

İstanbul Bölge İdare Mahkemesi üyesinin karşı oy yazısında belirttiği gibi Hrant Dink dahil İstanbul'da yaşayan tüm insanların canının ve malının güvenliğinden sorumlu olduğu için İstanbul Valiliği ile birlikte haklarından inceleme yapılması istenen İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'tan Dink Cinayeti'nde doğrudan bir sorumluluğu olduğunu kabul etmesini beklemek belki de çok büyük iyimserlik.

Ama insan, 2008'in 1 Mayısı'ndaki gösterilerinde "yeterli miktarda" biber gazıyla 10 binlerce insanı binaların içlerine tıkmayı başaran, yine 2008'in 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde kadınları saçlarından yerde sürükleyerek temel hak ve özgürlüklerini kullanmalarını engelleyen Cerrah yönetimindeki İstanbul Emniyeti'nden Dink'in yargılandığı davalarda linç girişiminde bulunanlara karşı da etkili olmasını bekliyor.

Cerrah'ın Dink Cinayeti'nde İstanbul Emniyeti'nin sorumluluğu hakkında yaptığı "hukuki" savunmalar haklı da olabilir. Ama korumaya yönelik alınması gereken önlemler ile ilgili görüşü sorulduğunda yaptığı savunma ise haklılığın zedeler nitelikte.

Celalettin Cerrah bakın Dink Cinayeti Araştırma Komisyonu'na bu konuda ne diyor: "Ermeni cemaati İstanbul'da yaklaşık 60 bin kişi. Bunların hepsine koruma vermek imkânsız. Zaten bir kısmı da bunu istemiyor. DİNK de büyük ihtimalle yakın koruma istemeyecekti. İstanbul'da azınlıklara ait korunması gerekebilecek yer sayısı 562'dir." Bir bakıma Cerrah'ın takdir edilecek yönü ise kendisine bağlı İstihbarat Şubesi'ni sonuna kadar savunmasıydı. Hatta Trabzon'dan gelen yazı gibi ihbarların İstanbul Emniyetine çok sık geldiğini ve herkese koruma vermelerinin çok zor olduğunu söylüyordu. Cerrah ifadesinde bir de yanlışa imza atacaktı. Yönetmeliklere göre istihbarat birimlerinin kendi aralarında yazışma yapabildiklerini, Trabzon'dan gelen yazının önemli bir içeriği olan belgeye verilen kodu sembolize etmediğini, bu yazının acil bir yazı da olmadığını belirtirken, düşük kodlu olduğu için de bu yazının kendisine gelmeyeceğini söyleyecekti. Cerrah kendisine gelecek yazıda "DİNK öldürülecek, koruma gerekli" gibi ifadelerin yer almasının gerektiğini, resen koruma için de Koruma Daire Başkanlığının veya İstihbarat Daire Başkanlığının talebinin gerekli olduğunu anlattı.

POLİSİN İHMALİ Mİ, AVUKATIN DİKKATİ Mİ?

Burada komisyon raporuna biraz ara vererek, bir soru sormak gerekiyor.

Cinayet günü Trabzon'da olduğunu söyleyen Yasin Hayal'in ağabeyi Osman Hayal'in İstanbul'da bulunduğunun ortaya çıkmasını nasıl açıklamalı?

Trabzon İstihbarat Şubesi'nden gelen 17 Şubat 2006 tarihli yazıda, Yasin Hayal'in Dink'e yönelik eylem yapmak amacıyla İstanbul'a geldiğinde yanında kalacağı belirtilen Osman Hayal'in 0538 ile başlayan telefon numarasının İstanbul'dan sinyal vermesi ve bunun polis tarafından tespit edilememesinin sorumluluğunu kim üstlenecek?

Osman Hayal'in cep telefonu 19 Ocak 2007 günü yani cinayet günü saat 11.27'de Üsküdar Çamlıca Kısıklı'da sinyal vermişti.

Telefonu o andan itibaren hiç sinyal vermedi. Ertesi gün Yasin Hayal Trabzon'da 16.00'da gözaltına alınırken, Osman Hayal'in telefonu 16.28'de Trabzon'da sinyal vermeye başladı.

Tüm bu bilgilere polisin önemli bir çabasıyla değil, Dink ailesinin avukatlarından birisinin dikkatiyle ulaşıldı.

Bu bilgi üzerine Osman Hayal gözaltına alınarak İstanbul'a getirildi. Ve yapılan soruşturma sonucunda 35 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Dosyası Dink davasıyla birleşince kardeşi Yasin Hayal ile birlikte sanık haline geldi. Oysa polis Osman Hayal ismi ve hareketleri üzerinde, şüpheye hiç yer vermeyecek şekilde durmalıydı. Çünkü Ogün Samast'ın cinayeti işlediği sırada tek başına olmadığı, yanında iki kişi daha olduğu ve onu yönlendirdiği iddiaları vardı. Bu iki kişiden birisinin Yasin Hayal olduğu, diğerinin de Osman Hayal olabileceği şeklinde iddialarda ciddi biçimde tartışılıyordu. Oysa, soruşturma sırasında, cinayet günü Osman Hayal'in telefonunun İstanbul'dan sinyal verdiği polisin soruşturmasıyla ortaya çıkmalıydı. Bu olaydan sonra polisin görevini kusursuz yaptığını söylemek mümkün mü?

AKYÜREK: ERHAN TUNCEL'İN ÖRSELENMESİNE ÜZÜLÜYORUM

Şimdi dönelim yine TBMM'nin Dink Araştırma Komisyonu raporuna.

McDonald's bombalaması sonrası Erhan Tuncel'in istihbarat elemanı yapılması kararında Trabzon Emniyet Müdürü olarak imzası bulunan ve Yasin Hayal'in Hrant Dink'i ne pahasına olursa olsun öldüreceğine dair istihbarat raporunu Ankara'ya yollayan, 2006 yılı Mayıs ayında da İstihbarat Dairesi Başkanı olan Ramazan Akyürek, komisyona verdiği ifadede, Dink vurulur vurulmaz aklına eylemi Yasin Hayal'in yapıp yapmadığının geldiğini söyledi.

Her şeyi bilen ancak cinayet sonrası geldiği İstanbul'da konuyla ilgili tek kelime etmeyerek, yanında bulunduğu bazı kişilerin dikkatini çeken Akyürek o anı şöyle anlatıyordu:

Hrant Dink'in vurulması olayının yaşanmasıyla Hrant Dink'le ilgili bilgiyi toplayan, o ajanla görüşen Muhittin Zenit'e ulaştık. Kendisine 'aman şu Yasin Hayal'i bir bulun, orada mıdır değil midir? Hrant Dink vurulduğuna göre o vurmuştur' şeklinde düşündük.

Gerçekten okurken insanın içi sıkılıyor. İstihbaratçıların Dink Cinayeti'ni araştıran komisyona verdiği ifadeler tam anlamıyla kafa karıştırıyor. Ramazan Akyürek, Hrant Dink'in öldürüleceğine dair yazının kendi imzasıyla Ankara'ya yollandığını belirtirken Trabzon Valisi'ne bilgi vermediğini de söylüyordu.

Bunu da Yardımcı İstihbarat Elamanı (Erhan Tuncel)'den gelen bir bilginin üzerinde çalışılması gereken bir bilgi olmasına bağlarken şunlan söylüyordu:

Vali Hüseyin Yavuzdemir'le haftanın en az üç-dört günü asayiş toplantısı yaptık. Yasin Hayal bu toplantılardan bir çoğunda gündeme geldi. Hrant Dink vurulmadan önce aldıkları bilginin daha istihbari bir bilgi olması ve oyunlaştırılması lazım geldiği için gündeme gelmedi.

Aynı Akyürek, kendisinin üzerinde çalışması ve olgunlaştırması gereken istihbari bilgiyi yani "Yasin Hayal'in ne pahasına olursa olsun Hrant Dink'i öldüreceği"ne dair rapora dayanarak hazırlanan ve İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü'ne gönderilen "Dink'e karşı ses getirici bir eylem"den söz eden yazının ciddiye alınmadığını söyleyebiliyordu.

O zaman akla şu soru geliyor, olgunlaşmadığı gerekçesiyle kendisinin Trabzon Valisi ile paylaşmadığı bir istihbarata dayanarak, nasıl olup da "Bu yazı (17 Şubat 2007 tarihli) bana gelse Dink'i korurdum" diyebiliyor.

Anlamak zor.

Madem olay İstanbul İstihbarat Şubesi'nin ciddiye alması gerektiği kadar ciddiydi, o zaman bu bilginin kendisi tarafından Trabzon Valisi ile Jandarmaya da verilmesi gerekmiyor muydu?

Akyürek'in ifadesinde birçok önemli boyut vardı. Bir kere İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'ın, "Trabzon'dan gelen yazı düşük kodluydu" lafına karşılık İstihbarat'ta kod uygulaması olmadığını söyleyerek karşılık veriyordu.

Akyürek'in verdiği ifadeden akıllarda kalan bir cümlesi ise herkesi şaşırtacaktı. İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek, Mülkiye Başmüfettişi Şükrü Yıldız'a verdiği ifadede, "yalan söyleyen, para düşkünü" diye nitelediği Erhan Tuncel için şöyle diyordu:

Erhan Tuncel}den Trabzon için yararlandık ve Tuncel Türkiye'de çok önem arz eden, bir seneden fazladır devletin başını ağrıtan, herkesi üzen ve ülkemizi de uluslararası arenada birazcık örseleyen bir olayı haber veren bir kişidir. Çalıştığı dönem için bu bilgi hayati durumdaydı. Medyada Erhan Tuncel'in fazlaca örselenmesi, devletin bir görevlisi olarak beni üzmektedir. Erhan Tuncel'in deşifresinden sonra, İstihbarat Başkanı olarak bu tarz çalışan kişilerle ilgili ciddi zorluklar yaşadık.

Ama ne hikmetse Erhan Tuncel'in 2006 Kasımı'nda Yardımcı İstihbarat Elemanlığından çıkarılmasında da kendisinin imzası yer alacaktı.

İfadesinde, kendisi açısından Trabzon'dan gelen yazının Dink'in korunması için yeterli olduğunu belirtmesi ve "ben olsam Dink'i korurdum" demesi, dikkatlerin İstanbul Emniyet'ine çevrilmesine yol açacaktı.

KATOLİK RAHİBİ PONTUSÇU DİYE DİNLENDİ

Akyürek'in açıklamaları karşısında hafızası kuvvetli olanların aklına, 5 Şubat 2006 tarihine yani Ramazan Akyürek Trabzon Emniyet Müdürü'yken işlenen Rahip Santoro Cinayeti geldi.

Akyürek'in Trabzon Emniyet Müdürü olduğu dönemde Trabzon Emniyet Müdürlüğü, 8 Aralık 2005 tarihinde Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ne başvurarak Santa Maria Kilisesi Rahibi Andrea Santoro'nun telefonunu dinlemek için izin talebinde bulundu. Trabzon Emniyeti'nin başvuru yazısına göre Katolik ve Latin olan Santoro, 'Pontusçuluk' yapıyordu.

Trabzon Emniyeti, aynı gün Dink Cinayeti'nde azmettirici olduğu iddia edilen Yasin Hayal ve H.D. için de dinleme başvurusu yaptı. Hayal ve ilişkili olduğu kişi hakkında ise El Kaide çizgisinde hareket ettikleri iddiasında bulunulmuştu.

EMNİYET RAHİBİ DİNLERKEN KORUYAMADI

Rahip Santoro, telefonunun dinlenmesi için verilen üç aylık sürenin bitimine üç gün kala 5 Şubat 2006'da öldürüldü.

Fiyatı yaklaşık 10 bin YTL olan Glock gibi pahalı bir silahla 18 yaşından küçük bir kişi tarafından işlenen bu cinayet sırasında Trabzon Emniyet5 Müdürü olan Akyürek, bu görevi Mayıs 2006'ya kadar sürdürdü. O zaman akıllara şu soru takılı kaldı: Madem Trabzon'dan İstanbul'a gönderilen yazı üzerine Dink korunmalıydı, o zaman Trabzon Emniyet'inin telefonlarını dinlediği ve takibi altında tuttuğu Rahip Santoro neden korunmadı ve öldürülmesi önlenemedi?
Hem de kilisenin resmi başvurusuna rağmen.
Rahip Santoro, 16 yaşındaki O.A. tarafından bulunması kolay olmayan pahalı Glock marka bir tabanca ile vuruldu. O da iki yıl önce McDonald's'ı bombalayan Yasin Hayal gibi eylem sırasında 18 yaşından küçüktü.

Saat 15.30 civarında kilisenin önüne gelen O.A, girişte karşılaştığı kişilere "Ben İslami tarikattanım, bunlar peygamber efendimizin resmini çizdiler, bunlar yüzünden Irak'ta bir sürü Müslüman ölüyor. Bunların cezasını ödeyecekler, hesap vakti geldi. Kafasından vurmazsam şerefsizim" diyerek içeri girdi.

O.A. içeride sunağa doğru dönmüş olarak dua eden Gülhan Kılıç'a silahını göstererek "yer yat" dedi. Kilisenin oturma yerlerinin son sırasında diz çökmüş Rahip Santoro'ya da "yere yat" diye bağıran O.A., elleri ve dizleri ile yere eğilmiş rahibi "Allahu Ekber" diye bağırarak iki el ateş ederek öldürdü.

Yedi senedir Santa Maria Kilisesi'ndeki ayinlere giden Gülhan Kılıç, 5 Şubat 2006 günü gerçekleşen saldırı hakkında ifade verirken, kilisenin altı aydır tehdit aldığını ve bu konuda resmi başvurularının da olduğunu söyledi.

Ancak, ne rahibin telefonlarının dinlenmesi ve "pontuscu" diye izlenmesi ne de tehditler konusundaki resmi başvuru, cinayeti önlemeye yetmemişti.

Ramazan Akyürek 8 Mayıs 2006 günü Trabzon'dan ayrılarak 9 Mayıs 2006 günü Ankara'da İstihbarat Daire Başkanlığı koltuğuna öyle hızlı oturdu ki, yerine Trabzon Emniyet Müdürü olarak atanan Reşat Altay ile devir teslim töreni bile yapmadı. Oysa bürokraside bu tür makamlarda devir teslim yapılır, hassa konular selef tarafından halefine aktarıldı. Reşat Altay, Dink Cinayeti'ni araştıran komisyona verdiği ifadede şunlan anlatacaktı:

Bir yerden ayrıldıktan sonra oraya gelen müdür arar da "Müdürüm, benim özellikle dikkat etmem lazım gelen, üzerinde durmam gereken bir konu var mı?" diye sorarsa ve varsa ilin hassas konuları aralarında görüşülür. Ben de Trabzon'a atandıktan sonra önceki müdürle sonraları görüştüm. Görüşülen konular başkalarıydı. Hrant Dink'le ilgili eylem meselesi gündeme gelmedi. Benim dönemimden önce İstanbul Emniyeti'ne, Trabzon Emniyeti 'nin yazmış olduğu yazıdan eylem öncesinde haberdar değildim. 1

Ramazan Akyürek belki de İstihbarat Dairesi Başkanı olmanın heyecanıyla Reşat Altay'a, Trabzon'da Dink'i öldürmeyi amaçlayan bir grubun bulunduğunu söylemeyi unuttu.

Hadi o unuttu, İstihbarat Şube Müdür Engin Dinç neden yeni Emniyet Müdürü'ne bilgi aktarıp bu konudaki talimatlarını almadı?

Reşat Altay, Engin Dinç'i kısa süre sonra görevden alarak pasif bir göreve atadı. Yerine de İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek'in onayıyla, kendi adamı Faruk Sariyi İstihbarat Şube Müdürü olarak getirdi.

Madem 15 Şubat 2006 tarihli F4 raporunda Yasin Hayal'in ne pahasına olursa olsun Dink'i öldüreceği yazıyor; Engin Dinç görevini devrederken neden bu hassasiyeti Faruk San'ya aktarmadı.

İSTANBUL RESİM İSTİYOR, ONLAR KENDİSİNİ GÖNDERİYOR

Diyelim ki aktardı, o zaman Faruk Sarı Yasin Hayal grubu içindeki tek haber kaynağı Erhan Tuncel'i neden Yardımcı İstihbarat Elemanlığı'ndan çıkardı.

Hem de öyle bir çıkarış ki, jet hızıyla. Memduh Aydın ve Kürşat Güneş kod adını kullanan polislerin 16 Kasım 2006 günü İstihbarat Şube Müdürlüğü'ne yazdıkları, Erhan Tuncel'in Yardımcı İstihbarat Elemanlığı'ndan çıkarılmasıyla ilgili yazı ertesi gün 17 Kasım günü Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay tarafından imzalanarak Ankara'ya yollandı. Araya hafta sonu tatili gimesine rağmen İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek 23 Kasım 2006 günü Mehmet Kurt kod adlı Erhan Tuncel'in elemanlıktan düşümünün yapıldığına ilişkin yazıyı imzaladı. Yani 4-5 iş gününde Erhan Tuncel'in istihbarat elemanlığından çıkarılması işlemi tamamlandı.

Dink Cinayeti'ni araştıran komisyonuna ifade veren Reşat Altay'ın anlattıkları bu bağlamda son derece ilginçti.

Komisyona, Dink Cinayetinden iki ay önce Erhan Tuncel'in Yardımcı İstihbarat Elemanlığından çıkarılması konusunda yazıyı İstihbarat Dairesi Başkanlığına gönderen kişi sanki kendisi değilmiş gibi ifade vermesi şaşırtıcıydı.

Dink'in katili Ogün Samast ve azmettiren Yasin Hayal'in yakalanmasından sonra ifadelerde "Elazığlı Erhan" isminin geçmesi üzerine, soruşturmayı yürüten İstanbul Terörle Mücadele Şubesi, Trabzon Terörle Mücadele Şubesi'ne "Herkes Elazığlı Erhan'dan bahsediyor. Kim bu resmi var mı keşif için resmini falan bulabilir misiniz?" deyince, Trabzon Terörle Mücadele Şube Müdürü soluğu Emniyet Müdürü Reşat Altay'ın yanında almıştı.

Olayın bundan sonraki aşamasını Altay'ın ağzından dinlerken, olaylardan ve gelişmelerden ne kadar uzak olduğunu görebiliyorsunuz...

İstanbul bizden Erhan Tuncel isimli kişinin yakalanmasını istedi. Hatta gece, Terör Müdürüyle İstihbarat Müdürü "Efendim, böyle böyle bii şahsın yakalanmasını istiyorlar" dediler. "Yakalayın. Ne istiyorlar?" dedim. "Yakalanıp yollanmasını istiyorlar" dediler. O ana kadar, Erhan TunceVle ilgili olarak bu görevde bulunduğu ya da bu işi yaptığıyla ilgili bilgim yoktu. Erhan Tuncel yakalandıktan sonra bana "Bu adamın böyle bir fonksiyonu var " dediler.

Erhan Tuncel'in hangi amaçta olduğunu, böyle bir istihbaratçı olduğunu veya daha doğrusu yardımcı eleman olduğunu bilmiyordum. Erhan Tuncel istihbaratta çalıştı ama görevine de son verdik. Erhan Tuncel'in görevine son verirken bir matbu işlem gibi görüp imzaladım.

Erhan Tuncel'in istihbarat elemanlığını bilmediğini, hatta görevden çıkarma yazısını da matbu bir evrak gibi yani farkına varmadan imzaladığını iddia eden Altay, komisyona ifadede verirken Tuncel ile ilgili olayları hatırlamaya başladı.

Mesala İstihbarat Şube Müdürü Engin Dinç'in sorunlu bir Yardımcı İstihbarat Elemanı'nın olduğunu, buluşmalara gelmediğini ve adamın agresif yapılı bir kişiliği olduğunu kendisine söylediğinde "sen kendin görüş adamın dersi ne, sıkıntısı ne? Ne problemi var?" dediğini söyledi.

Altay ifadesinde hem Erhan Tuncel'in verdiği bilgilerin güvenilmez olduğunu söylüyor hem de "Eğer Erhan Tuncel verdiği bilgiler konusunda cinayetin işleneceği konusunda bilgi sahibi osaydı asla 'pas geçmesinin' mümkün olmayacağını" söylüyordu. Oysa öyle bir evrak vardı ve Trabzon İstihbarat Şubesi'nde bulunuyordu.

ÖLDÜRMEK Mİ ÖLDÜRMEMEK Mİ?

Komisyonda en uzun ifade verenlerden birisi de Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü yapmış olan Engin Dinç'ti. Bir ara sorulardan bunalan Dinç basında aleyhlerine çıkan haberlerden de rahatsız olduğunu anlatıyordu.

Kendisine "olayın azmettiricisi..." gibi davranılmasından rahatsız olduğunu anlatan Dinç, şöyle diyordu:

... sanki olayı biz organize ettik, devleti bu kadar sıkıntıya sokacak bir eylemi eleman vasıtasıyla, azmettirici vasıtasıyla hazırladık. Sanki bir Ermeni'nin öldürülmesiyle menfaatimiz var. Bunlar beni ve ailemi üzüyor.

Belki Dinç haklıydı, böyle bir olayda birçok ili kapsayan bir çalışmada suçu tek bir kişiye yüklemek haksızlık olurdu.

Ancak Dinç'in verdiği ifadenin başı ile ilerleyen kısımları arasında bazı çelişkiler de dikkat çekmiyor değildi.

Dinç, Komisyonun, "Yasin Hayal kendi köyünde, kasabasında, Trabzon'da Hrant'la ilgili ses getirecek bir eylem gerçekleştireceğini ifade etti. Siz de bunu tespit ettiniz, bununla ilgili İstanbul'a da yazı yazdınız. Peki, bu İstanbul'a yazılan yazının dışında bir tek yazı yazıldı İstanbul'a, amöS yazının sonunda, finalinde 'çalışmalarımız devam etmektedir' diyor. Bu çalışmalardan sonra İstanbul'a ve Ankara istihbaratına herhangi bir yazı yazıldı mı?" şeklindeki soruyu şöyle yanıtlıyor.

Eleman (Erhan Tuncel) görüştükten sonra Yasin Hayal'in Hrant Dink'i öldüreceği haberini aldığımız gün akşam, İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler'i aradım. "Ağabey böyle böyle bir konu var, size yazılı bilgi de vereceğiz" dedim.

Yazıyı yazmadan, telefonda kısaca bir bilgi verdim. Bu davranış genelde istihbaratta bu teamüldür, ivedi bir konuyla ilgili genelde bilgiyi aktarıp daha sonra yazı yazarız.

Bir komisyon üyesinin "17 Şubat 2006 tarihli yazıda 'ses getirici eylem' yerine, bir öldürme olayını gerçekleştirmek için bunun yapısı müsaittir filan sözünü niye koymadınız?" şeklindeki sorusuna ise böyle bir ifade ile kendilerini bağlamış olacaklarını ve "almadıkları bir bilgiyi başkasına yazamayacaklarını" diyerek yanıtladı.

Dinç'in bu sözleri açıkça kendi ifadesiyle çelişiyordu.

Çünkü ifadesinin başında ajandan alınan bilgiye dayalı olarak İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler'i Dink'in öldürüleceği bilgisini verdiğini kendisi söylüyordu.

Oysa Güler, aynı konuda Mülkiye Başmüfettişlerine ifade verirken, Dinç'in kendisini aradığını hatırlamadığını söyleyerek onu hep yalanladı.

"Beşer şaşar" derler yani insan yanılabilir.

Ama belgelere yalan söyletmek zor. 15 Şubat 2007 tarihinde Trabzon İstihbarat Şube memurlarının yazdığı, Şube Müdürü Engin Dinç'in imzaladığı, Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek'in imzasıyla İstihbarat Dairesi Başkanlığı'na yollanan F4 raporunda "Yasin Hayal'in Hrant Dink'i ne pahasına olursa olsun öldüreceği" bilgisine yer verilmemiş miydi?

Cevap, elbette verilmişti.

İstihbarattaki teamüllerden bahsederken, İstanbul'a gönderdiği yazı öncesi İstihbarat Şube Müdürü ile görüştüğünü ve uyardığını da belirten Dinç komisyonda zor bir soruyla da soruşla karşılaştı. Soru şuydu:

İstanbul'a yazıları yazıyla ilgili, kontrol altında ve çalışmalarımız devam ediyor, işte, eğer bu eylemi gerçekleştirecekse de ağabeyinin evinde kalacak, Osman Hayal'in İstanbul'da olup olmadığı. Yani, öbür tarafın da mutlaka bilgisayar vasıtasıyla size yazması lazım ama aradan bir sene geçmiş, Osman Hayal zaten kendisi de gerçekleştirmemiş üstelik.

Yani burada gördüğümüz kadarıyla İstanbul Emniyeti çok fazla şey almış, yani yoğunlukla bir suçlamaya tabi olmuş. Şimdi, aslında suçlanmak suçlanmamak falan filan da meselesi değil durum ama neticede yani ihmal varsa her iki Emniyette ihmal vardır, yoksa her ikisinde de yoktur. Zaten olay bir sene sonra olmuş yani neticede.

Dinç bu ifadeye karşılık "Bir hafta önce yazılan bir olayın tekrar bir hafta sonra bildirilmeyeceğini', söyledi. Oysa Erhan Tuncel'in verdiği bilgiye göre "Yasin Hayal ne pahasına olursa olsun Dink'i öldürecek" ise bırakın istihbarattaki teamülleri yasa ve yönetmelikler dahi defalarca yazışma ve görüşmeyi emrediyordu. Deneyimli istihbaratçılar, "istihbarattan bir kişinin öldürüleceğine yönelik yazı gelmesi halinde eylemin planlandığı yer ile eylemin gerçekleşeceği yer farklıysa bırakın bir-ikiyi 150 kez hem yazışarak hem de telefonla irtibat kurulur önlemler alınırdı" diyorlar.

Dinç bu soruya "Ama bir yerde kader" diyerek karşılık verirken "Erhan Tuncel'in daha önce Zeynel Abidin Yavuz'la ilgili olarak eylemi onun yapacağına dair bilgi verdiği, sonra Zeynel Abidin'in Kocaeli'ne gittiğinde, Kocaeli'nde bu konuda bir irtibata geçmiş miydiniz?" şeklindeki soruyu şöyle yanıtlıyor:

... Tabii alanda çalışan arkadaşlarım telefon irtibatlarına falan bakarak değerlendirme yaptıklarını, kendisine "Müdürüm, bu (Zeynel Abidin Yavuz) örgütten koptu. Bu yapılanma içerisinden ayrıldı, yani bunun eylem yapacak böyle bir kapasitesi yok" dediler ve Zeynel Abidin'i ikinci plana attılar.

Takip noktasında veya faydalı görmüş olsalar "bu size de bir sıkıntı yaratabilir" diye yazarlardı. Zaten sonuçta da eylemi Zeynel Abidin işlemedi."

Oysa Dinç, Yasin Hayal'in belli bir dönem sonra telefon kullanmayı bıraktığını ve eylemi yapacak şahısla bire bir görüşerek yönlendirdiğini söylüyordu.

Yasin Hayal'in o dönemde polis takibinde bulunduğu bilgisine sahip olduğunu, cezaevinden çıktıktan sonra telefonla konuşmadığını, telefon ve kart değiştirdiğini anlattı.

O zaman akla gelen soru şu; Yasin Hayal istihbarata karşı koyma tekniklerini bildiğine göre bunu Zeynel Abidin Yavuz'a neden öğretmemiş olsun?

Zeynel Abidin Yavuz'un Kocaeli'ne gidişini önemsemeyen Dinç, bir soruya karşılık verirken hiç de öyle düşünmediğini gösteriyordu.

Bilindiği gibi Mayıs ayının ortalarına doğru Erhan Tuncel, Dinç'in daveti üzerine Trabzon Emniyet Müdürlüğü binasına gitmişti. Orada Yasin Hayal'in cinayeti kendisinin işlemeyeceğini Zeynel Abidin Yavuz isminde birisini bulunduğunu ihbar etmişti.

Bu konuyla ilgili bir emniyet amirini görevlendirdim, bir emniyet amirine, şube müdür yardımcısına "Senin görevin bu elemanla konuşmak" dedim. Bu amir seviyesinde görüşen kişi Ercan Demir ve daha sonra, Özkan Komiserdi. YİE Erhan Tuncel ile daha önceleri polis memurlar?6 görüşürken özellikle Hrant Dink'e eylem yapacağı bilgisi olayından sonra "Amirlerle görüşecek " dedim.

Yani yalancı, para düşkünü ve güvenilmez dediği Erhan Tuncel'i, İstihbarat Şubesi'nde görevli polis ya da komiser değil amirlerle görüştürerek, onu ne kadar ciddiye aldığını da göstermiş olmuyor mu?

Ve aynı tarihlerde Polis Memuru Muhittin Zenit, tetikçi adayı Zeynel Abidin'in Kocaeli'ne gittiğini hem biliyor hem de telefon incelemesi yaparak kesinleştiriyor, bunları neden rapora bağlamıyor. Bunu da anlamak güç.

Demek ki, İstihbaratçıların Erhan Tuncel için güvenilmez ve para düşkünü, bilgi saklıyor şeklindeki değerlendirmeleri gerçeği yansıtmıyor aksine söyledikleri araştırmaya değer bulunuyor.

Aynı komisyona ifade verenlerden Trabzon Terörle Şube Müdürü Yahya Öztürk'ün ifadesinin en azından bir bölümünün ciddiyeti tartışmaya açıktı.

Komisyon üyeleri "Yasin Hayal cezaevinden çıktıktan sonra sizi ziyaret etti mi?" sorusuna şöyle yanıt vermişti:

"Şubeye gelip gittiğini söylediler. Kendisini görmedim. Selamı var dediler, ama kendisini görmedim. Zaten şubenin çalışmaları yoğundur bir sürü gelen giden olur ama ben görmedim."

Bunun üzerine Yahya Öztürk, "Şubeye teşekkür etmek maksadıyla mı geldi?" şeklindeki soruyu şöyle yanıtlıyor.

Son yasalardan sonra kolluk nispeten insanımıza daha bir kaliteli hizmet vermeye başladı. İnsanımıza güzel davranılıyor, bir seviye kazanıldı. Bundan da insanların memnun ama Yasin Hayal'in gelişi teşekkür bağlamında mı veya -Çıktım kurtuldum, işte, ben buradan geçtim, göreyim bağlamında mıdır? Bunu bilemem.

Yani Yasin Hayal'in, babası Bahattin Hayal'in hatta Erhan Tuncel'in söylediği, "Bayrak yere düştü bu bayrağı ya sen ya Erhan kaldıracak" sözleri, cebinden Kuran çıkarma, cep telefonunda BBP liderinin resmi gerçek değilse, Öztürk'ün sözleri doğru.

İnsan kime, neye inanacağını şaşırıyor doğrusu.

Komisyon amacını "Fırat (Hrant) DİNK' in ölümü ile ilgili olarak; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 17'inci maddesinde güvence altına alınan "yaşam hakki'nın ihlal edilip edilmediği ve bu hak ihlal edilmiş ise bunda kastı, kusuru ve ihmalleri bulunanlar var ise "bu kişiler hakkında etkin bir soruşturmanın yapılıp yapılmadığının incelenmesi ile bundan sonra buna benzer olayların ve hak ihlallerinin yaşanmaması için nelerin yapılmasının gerektiğini belirlemek ile alınması gereken tedbirleri ortaya koymaktır" şeklinde koymuştu.

Ancak incelendiğinde yukarıdaki cümlede belirtilen üç amaçtan sadece ikisini gerçekleştirebildi.

Birincisi Hrant Dink'in öldürüleceğinin Polis ve Jandarma tarafından bilindiği halde önlem alınmadığını ve "yaşam hakki'nın ihlal edildiğini saptadı.
Ama bu zaten bilinen bir şeydi, çünkü Dink öldürülmüştü. Komisyon üçüncü amacı olan önerileri de sıraladı.

Ama ikinci amacı yani "Yaşam hakki ihlal edilmiş ise bunda kastı, kusuru ve ihmalleri bulunanlar var ise bu kişiler hakkında etkin bir soruşturmanın yapılıp yapılmadığının incelenmesi" noktası ise yeterince tatmin edici bulunmadı.

Bazı kamu görevlilerinin yazılı ifadelerini okuyarak, bazılarının da ifadelerini alarak yapılan çalışmada, yargılanan sanıkların bilgilerine başvurulmaması eksiklik olarak yorumlandı.

Çünkü, Dink'i öldürmeye azmettirdiği iddia edilen Erhan Tuncel bir polis istihbarat elemanıydı ve ihmaller zincirinin halkalarının birbirine bağlanmasında önemli bilgilere sahipti.

Trabzon Emniyeti hakkında ondan daha iyi bilgi kaynağı olamazdı, ayrıca Yasin Hayal Trabzon Terörle Mücadele Şubesi'ne yaptığı "nezaket" ziyareti sırasında kendisine övgüler yapan polisler ile yaşadıklarını da ancak o anlatabilirdi. Belki de CHP'lilerin söylediği ortaya çıkmış, rapor "light" olmuştu.

MAHKEMEDE YÜZLEŞME Mİ, ŞİFRELİ MESAJLAŞMA MI?

Bu arada İstanbul 14'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davada her şeyin ortaya çıkmasını bekleyenler, hesaplaşma ve yüzleşme belki de şifreleşmeye şahit oldular.

En azından Dink ailesinin avukatları özellikle Erhan Tuncel'in verdiği ifadelerle diğer sanıklar üzerinde etkili olduğunu söylerken, onlan yönlendirdiğini iddia ediyorlardı.

Ayrıca tanık olarak gelen dönemin Trabzon İstihbarat Şubesi yöneticileri ile "istihbarat dilinde" anlaşabildiklerini ancak kendilerinin "hızlı" biçimde yapılan konuşmaları anlayamadıklarını ifade ediyorlardı. Konuyu yakından takip eden avukatiarın duyduklarını anlamakta zorlandıktan Dink Cinayeti duruşması tutanaklarını okuyarak bir sonuç çıkarmak imkânsız görünüyor.

Buna rağmen bazı önemli bölümler olayı anlamak için çok önemli:

Erhan Tuncel 12.02.2008 tarihinde Mahkemede şunları söyledi:


Bugün aynı şartlar oluşsa yaptığımdan fazlasını yapamam, elimden gelen her şeyi yaptım. Buna ne dedilerse yaptım. Yaptıklarımda şuç unsuru yoktu, bana sadece şu söylendi;

Biz buna ne pahasına olursa olsun, bir kişiye kafasına taktı mı 10 tane adam gelse de vurur. Bunu söyleyen Muhittin Zenit'tir. Yanında farklı kişilerle geliyordu. Bana denilen şuydu; Bizim için şu an çıkış tarihi önemli... Ayrıca ben bunların hareket halinde yakalanacağın?6' düşünüyordum."

Örneğin Dink avukatı Kezban Hatemi, 2 temmuz 2008 tarihli duruşmada Erhan TunceFe, cinayetten sonra telefonla konuştuğu Muhittin Zenit ile yaptığı telefon konuşmasında geçen "Dink ensesinden vurulup öldürülecek" bilgisini hangi tarihte kime verdiğini sordu.

Tuncel'in cevabı şu oldu.

"Benim tarihi hatırlamama imkân yoktur. Benim söylemek istediğim Emniyette bana planlamanın nasıl olacağını sormuşlardı. Olay açığa çıktığında başarı aldık. İlk olay açığa çıktığında başarı aldık. Trabzon'dan gelip de bir suikast düzenleyen bir insanın yakalanmış olması yüzde birdir, bir ihtimaldir. Çünkü hiçbir şekilde taraflar birbirlerini tanımıyorlar, bu nedenle olay ilk duyulduğunda takdir aldım. Eylemin büyük bir eylem olduğu ortaya çıktı.

Ben dönem dönem üçer dönem halinde görüştüğüm istihbarat elemanı vardır onları hatırlamama imkân yoktur. Hemen hemen yüze yakın görüşmemiz olmuştur. Ben sadece duyduklarımı onlara söylerim.

Onlar rapor hazırlar. Ben Trabzon İstihbaratta çalıştığım için Trabzon İstihbaratı görevlilerine söylüyorum."

TUNCEL:
EMNİYETLE İLİŞKİM KESİLMEMİŞSE...


Peki Tuncel hâkim karşısında istihbarat elemanlığından çıkarılmasıyla ilgili konuya ne tepki vermişti? 2 Temmuz 2008 tarihli duruşmada bu konu şöyle konuşuldu:

Hakim: Tutanakta raporlarda deniyor ki, buluşmalara zamanında gelmediği, bilgi saklamaya çalıştığı, sıklıkla yalan söylediği, zaman zaman verdiği bilgilerin birbiri ile çeliştiği, güvensizlik yaratan tavırlar sergilediği, sıkça para talebinde bulunduğu, para temini için senaryo haberler ürettiğinden bahisle verim alınamayacağı hasıl olmuş, sonuçta kayıtlardan düşümün yapılmış..

Erhan Tuncel: Böyle bir iddiaya kargalar bile güler, sunulan odur bunun içini biraz açalım, bu nedir, ben bugün şayet kamuoyundan takip ediliyor. Şayet ben yalan söylüyorsam bu adamların burada işi ne. İkinci husus para talep etme hususu kendileri ısrarla para teklif etmelerine rağmen kendim almadım. Aradan yaklaşık bir yıllık dönem içinde müdür beyle görüştüğüm zaman müdür bey "neden almadın sen öğrencisin al" dedi. Ondan sonra olay bittikten (Dink Cinayeti) sonra çıkıyor; kim yazmışsa raporu iftira atıyor, bu sadece oradaki personeli aklamak için
yazılmıştır.

Kabul etmem imkânsız, ne gibi bilgi saklayabilirim ki, televizyonda da çıktı (19 Ocak günü Muhittin Zenit ile yaptığı konuşma), bilmiyorum dava
dosyasına girdi mi girmedi mi, Frat Dink'in Agos'un önüde öldürüleceğini söyleyen şahıstır(Polis memuru Muhittin Zenit). Ayrıca şunu da
belirteyim, Emniyet çok sesli düşündü, aşırı derecede sesli düşündü, hakkımda ağır ceza istenirse konuşur gibisinden, bu sadece kendilerin?6
temizlemek için atılmış bir iftiradır.

Bilgi saklamak demek zaten bir haber elemanının görevi yalan ve eksik bilgi götürmektir. Haber elemanında o bilgiler tekrar ayıklanır, hangisinin doğru olduğu söylenir, hangisine yönlenmesi gerektiği söylenir. Bugün dava dosyasında binlerce yalan var, buraya da gelmemiş öyle iftiralar atılıyor ki, emniyet bu olayı çözmek için 32 saat gibi bugün sayın Bakan çıktı, Emniyetin üstündeki amir bunu başarı kabul etti ve işin en ironik tarafı bu ikisi arasındaki şey ancak ilişki kesilmese idi neler olacağının iyi düşünülmesi gerekiyor.

Bu konuda ayrıca sayın hakime faks çekmiştim.

Çektiği faksta kendisini Yardımcı İstihbarat Elemanı yapan ve beraber çalıştığı Trabzon İstihbarat Şubesi yönetici ve memurlarının tanık olarak dinlenmesini istedi. Bu 1 ya da 1.5 yıldan sonra onları ilk görüşüydü. Daha önce Trabzon'un değişik yerlerinde, Emniyet Müdürlüğü'nde ya da araba içinde görüştüğü kişilerle, o sanık, polisler tanık sandalyesinde yüzleşiyordu.

Mahkeme tutanaklarını okunduğunda şöyle bir sonuç çıkıyor;

Erhan Tuncel, kendisi hakkında, "yalan söylemeye meyilli, para düşkünü ve bilgi saklıyor" diye evrak düzenleyen tüm istihbaratçıların iddialarını ters yüz ediyor.

Hem de bunu öyle usta bir dille yapıyor ki, kime nasıl hitap edeceğini, ne zaman geri çekileceğini iyi hesap ediyor.

Ama tanık olarak çağırdığı tüm polislere, yalancı olmadığını, bilgi saklamadığını ve para düşkünü olmadığını söyletmeyi beceriyordu.

Kendisine hiç de iyi davranmadığını iddia ettiği Trabzon Emniyet İstihbarat Şube Amiri Ercan Demir bile Tuncel'in sorularına yanıt verirken, nasıl bir durum ile karşı karşıya olduğunu anlayamıyordu.

Avukatların sorularına tepkili yanıtlar veren polisler Tuncel'in aslında görevini yapmış bir istihbarat elemanı olduğunu da anlatıyorlardı.

Kaynakça
Kitap: DİNK CİNAYETİ VE İSTİHBARAT YALANLARI
Yazar: NEDİM ŞENER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Muhbirin Örselenmesine Üzülen İstihbarat Başkanı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 06 Haz 2011, 22:34

Erhan Tuncel ile Ercan Demir arasında mahkemede geçen diyalog şöyleydi:

Erhan Tuncel Kendi çalıştığı dönemde amir olarak katılıyordu, kendi herhalde birkaç defa şahit olmuştu Hrant Dink olayıyla ilgili, bazen kendisi denetime falan geliyordu. O sıfatla yanımda birkaç sefer şahit olmuştu, yanında konuşulup konuşulmadığını Hrant Dink mevzusunu, bunu söylemesini istiyorum?

Erhan Tuncel, mealen "Polislere Hrant Dink'in öldürüleceğini birkaç kez söylediğimde Ercan Demir'in de olup olmadığının" sorulmasını istiyordu.

Emniyet Amiri Ercan Demir: Bizim bu konuyu İstanbul ve Ankara iline yazdığımız buluşma bilgisi geldiği zaman bunu hemen vakit*-kaybetmeksizin bildirdik. Bunun sonrasında böylesi bir olay ülkemizde artı cinayettin sonunda bunun kimseye faydası olmayacağı ve bu olayı engellemesi yönünde talimatlarımızı verdik. Onun sonrasında yanlış hatırlamıyorsam tarihten birkaç ay sonraki arkadaşlarımızın görüşmesinde de bunu sağlamak için eminden geldiğini beyan etmişti. Bunun haricinde diğer görüşmelerde görevli personelim gittiği zaman konuyla ilgili herhangi bir gelişme çünkü zamanında bu konuyu ilk haber veren kişiler biziz. Bu konuyla ilgili gelişme var mı yok mu dediğimizde bir gelişme olmadığı yönünde bilgi almışız, bunun haricinde bu konuya ekleyeceğim bir şey yoktur.

Erhan Tuncel: Görüşmede sadece bana şey söylendi, ben aynı şekil devam ediyor şeklinde beyanım oldu. Ben şu anda hareketlilik falan yok yani İstanbul'a gitme durumları yok gibisinden söyledim. Böyle mi söyledim yoksa kendisinin söylediği gibi mi?

Ercan Demir: Benim bu süreçle ilgili az önce bahsettim mahkemenize dediğim gibi bu konu bize intikal ettikten sonra bu olayın önüne geçilmesi yönünde talimatımız olmuştur. Kendisine bunun sonrasında bizde görevli olarak bulunduğu süre içinde herhangi bir ekstra yeni güncel bir bilgi gelmemiştir. Nitekim bu basına çıkan ses kaydından anlaşılacağı üzere son gün o olay olduktan sonra dahi bilgim yok demiştir.

Erhan Tuncel: Muhittin Zenit dedi ki, beni Ercan müdür ile şey aradı Engin Dinç aradı. Erhan'ı aramam konusunda ondan önce zaten Kürşat aramıştı. İfadesinde Zenit'in ifadesi var.

Ercan Demir: Ben o günkü sıfatımla görevim itibarıyla ihtiyaç olduğu halde kendisiyle görüşebilecek konuma sahibim ancak ben o tarihte sadece bu arkadaşımız değil bunun dışında diğer çalışmaları yürütmekle görevli olduğum için önemli olan bazı gereken durumlarda görüşmelere katıldığım için sanırım sormak istediği sorunun gereği bu.

Erhan Tuncel: Beni herhalde ismi Faruk Sarı o aramış yalnız beyanlarında yok. Onun üzerine beni aradı çünkü şu durum var, yer değiştirdiğimden dolayı bunlarla muhatap olduktan sonra bunlar mahkemede önüme çıktı. O yüzden soruyu bir de Ercan bey benim ilişkimin kesildiğini biliyor mu?

Ercan Demir: İkinci sorduğu husus ben sonuçta o tarihte hiyerarşik sıralamaya göre yetkili biriyim, yazışma en alttan en üste kadar yapılmıştır bilgimiz vardır ikinci dediği konu hangi tarihte neden çağırdım konusunu anlamadım.

Erhan Tuncel: Muhittin abi beni arıyor ya Muhittin abi beni aramasında...

Ercan Demir: O konu mahkeme safahatında geçmiş olması lazım. Şimdi siz 1.5 sene kadar önce bir bilgi veriyorsunuz. Diyorsunuz ki, böyle bir
konu var, böylesi bir olay meydana geldiği zaman ister istemez daha önce bilgiye istinaden böyle bir olaydan bilgisi var mı yok mu kendisin
sorma ihtiyacımız doğmuştur. Nitekim Ankara'ya de eş zamanlı bilgi gittiği için bunu sanıyorum ilgili arkadaşım cevaplamıştır. Kimlerin
kendisine talimat verip bu görüşmenin gerçekleştiği konusunu belirtmiştir.

Erhan Tuncel: Kendisi bana "Bu olayda aşırı derecede mağdur olursun ama sonuna kadar şey yapacağız" dedi.

Ercan Demir: Sadece birilerinden devlet görevini yerine getirdiğimizden, Yardımcı İstihbarat Elemanı olarak yardım alıyorsunuz. Sonunda bunlar riskli işler, bu tip hatırlatmalarda bulunmuşuzdur. Şunu da söylemişizdir, sonuçta sen buraya öğrenci olarak gelmişsin, okulunu bitir ailen seni bekliyor, efendi efendi git memleketine demişizdir. Sonuçta insan bu noktada da kendisine tavsiyelerimiz olmuştur. O tip hatırlatmalarımız da olmuştur.

Ercan Demir'in "Bu olayda aşırı derecede mağdur olursun ama sonuna kadar şey yapacağız" sözünü Erhan Tuncel'e ne zaman söylemişti. Bir Yardımcı İstihbarat Elemanının karşılaşabileceği genel sorunlara yönelik bir uyarı mı yapmıştı. Yoksa cinayet sonrası 14 saat misafir edildiği Trabzon İstihbarat Şubesi'nde mi?

Eğer "bu olayda aşırı derecede mağdur olursun ama sonuna kadar şey yapacağız" sözü 20 Ocak 2007 gecesi söylenmişse "şey" nedir ve cümlenin devamında "ama" var mıydı? Bunların mahkemede açığa çıkmış olması gerekirdi.

Bunu karşın mahkemede verilen ifadeler, çözüm yerine akıl karıştırıyordu.

Avukat Kezban Hatemi, bir ara "Erhan Tuncel sizi ve size birtakım belki Emniyet istihbarat dilinde alışkın olduğunuz için siz çok çabuk anlayıp cevaplar verdiniz ama sizin verdiğiniz cevabı ben anlayamadım. Onun için aydınlatma bakımından sormak istiyorum" diyerek araya girmeye çalıştıysa da sonuç almak imkânsızdı.

Mahkemede Ercan Demir ve Erhan Tuncel diyalogu şöyle devam etti:

Erhan Tuncel: Eleman ilişkisi kesildikten sonra bu olayı bildirir misiniz bildirmez misiniz?

Ercan Demir: Bu konuda farklı uygulamalar var. Bunu burada tek tek açıklamak durumunda değilim. Ancak belli bir işbirliği demeyeceğim çünkü biz ortak değiliz, sonuçta bir görev esnasında devletin belli kurumlarına bir yardımcı olmak hadisesi vardır, belli bir dönem bilgi bazı bazı şeylere vakıf olur, dolayısıyla böyle bir sürecin ardından belli bir soğutma dediğimiz bir süreç yaşanır, bunda art niyet yoktur. Bu sadece sürecin gereğidir.

İstihbaratta soğutma denilen sürecin sonucunda kişi istihbarat elemanlığından çıkarılır ve durum kendisine mutlaka bildirilir. Tuncel'in soğutma dönemi olsa olsa 2006 Temmuz ile Kasım arasındaki dönemi kapsar. Ancak durum kendisine bildirilmediği gibi Dink'in öldürüldüğü 19 OcaW6( 2007 günü dahi kendisini polisin elemanı sanıyordu.

Yalnız o değil Bayburt'tan kendisini arayan Muhittin Zenit dahi öyle biliyordu. Eğer Tuncel polisin istihbarat elemanı değilse, Ankara'dan ve Trabzon'dan gelen talepler üzerine Tuncel ile görüşmesi istenen Muhittin Zenit'e durumun bildirilmesi gerekmez miydi?

Erhan Tuncel zekâsını dönemin Trabzon İstihbarat Şube Müdürü Engin Dinç'e soru yöneltirken de gösterdi.

Erhan Tuncel Trabzon İstihbaratı'na zamanında bilgi verdiğini, verdiği bilgilerin sağlıklı olduğunu şu sorularla doğrulatıyor:

Erhan Tuncel: Trabzon İstihbarat Şube Müdürü olarak bildiğim sonra ismini Engin Dinç olduğunu öğrendiğim, şahısla bir sefer görüşmüştüm. Ondan sonra işin teknik yönünü bilmiyorum. Sağolsun kendisi beni çaya davet etti. Beni iki arkadaş şikâyet etmişti. Muhittin Zenit ve biriydi. Müdür bey kendisi beyanda bulundu. Tabii onlar o şekilde yansıtmış olabilir bizzat verim alamayız. Müdür bey sağolsun çağırdı konuştuk, bu konu önemli hatta üniversiteli bir arkadaşın yanına verilmemi ve Özgür adlı şahıs benimle ilgilenmesi için yanına verdi. Bana dedi ki, bunu Özgür'e söyledi. Bu eleman bir yıl yatar, bir iş verir, bu konu çok önemli bu elemana dikkat edin, sağolsun kendisi ilgilendi, onun dışında muhataplığımızyoktur, bu bilginin doğru olup olmadığının sorulmasını istiyorum.

Engin Dinç: Bu bilgi doğrudur efendim.

Erhan Tuncel: Trabzon İstihbarat Şube'de kalsaydınız, ilişki kesme hususuna nasıl bakardınız?

Engin Dinç: Her olayı kendi üzerinde düşünmek gerekir. Ben bu konuda arkadaşlarımın takdir yetkisine karışmak istemiyorum. Uygun görülmüştür çıkarılmıştır. Ben olsaydım ne yapardım falan bir cevap vermek istemiyorum.

Mahkeme huzurunda iddia edildiği gibi para düşkünü olmadığının teyidini de şöyle yapıyor:

Erhan Tuncel: Kendisi davet ettiği zaman ikramda bulundu, gerekli telkinlerde bulundu bana yalnız dedi ki, "Sen neden hiç para almıyorsun, senin para alman lazım, sen öğrenci adamsın " bunu söyledi mi?

Engin Dinç: Şimdi para almak değil, elemanın getirdiği bilgilere göre bize çalışan elemanın getirdiği bilgiye göre haberin kıymetine göre belli ödemelerde bulunuruz.

Erhan Tuncel: Ben "Muhittin Zenit'e söyledim" dedim. "O onu ilgilendirmez" dediniz, "bu bizim konumuz dediniz... "

AL SANA BİR KARIŞIKLIK DAHA

Aynı Mahkemede avukatların sorularını da yanıtlayan Engin Dinç, kafaların iyice karışmasına neden olan cevaplar veriyor:

Dink ailesinin avukatı Hakan Bakırcıoğlu: Cinayet işleneceğine dair bir bilgi almışsınız genel olarak bir bilgi aldığınızda ne tür çalışmö yürütürsünüz bu konuda elde ettiğiniz bilgiyi kiminle paylaşırsınız?

Engin Dinç: Önce bilgiyi getiren arkadaşlar bilgi kaynağı ile gerekli düzenlemeleri yaparız, eğer bilgiyi nitelikli görürsek ilgililere bildiririz.

Bakırcıoğlu: İstihbarat Şube Müdürlüğünde çalışıyorsunuz, müdür olarak görev yaptınız. Trabzon Emniyetinin gerekli birimlerine aktarır mısınız?

Engin Dinç: Ben Emniyet Müdürüme aktarırım, direkt ona bağlıyız, yani İstihbarat Müdürlüğü olarak il emniyet müdürüne aktarırım.

Bakırcıoğlu: Reşat Altay tayin edilmiş Ramazan Akyürek gittikten sonra Reşat Altay'a aktardınız mı bu olayı? Dinç: Ben zaten müdürümle bir ay çalıştım bir ay sonra ayrıldım.

Bakırcıoğlu: Erhan Tuncel ile görüşmeyi Reşat Altay kendisi söylüyor. Engin Dinç geldi İstihbarat elemanı olduğunu söyledi, ben kendisiyle görüş diye talimat verdim. Bununla ilgili görüşme yapmışsınız. Erhan Tuncel'in önemli aktardığı bilgileri aktardınız mı?

Dinç: Bir yanlışlık var. Ramazan Müdürümün döneminde oldu Reşat müdürüm ile böyle bir konu görüşülmedi.

Neyse soru üzerine gelişmeleri şifahen de olsa Reşat Altay'a aktardığını da söylüyordu ama insanın "hoppala" diyesi geliyor.

ZENİT ERHAN TUNCEL İLE YÜZLEŞTİRİLMEDİ

Erhan Tuncel'i Trabzon İstihbarat Şubesi'ne eleman olarak bağlayan kişi olan polis memuru Muhittin Zenit, tanık olan diğer polislerden farklı bir şekilde ifade verdi.

Erhan Tuncel'in tanığı olan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda sanık ve Dink ailesinin avukadarının hazır bulunduğu bir duruşmada ifadesinin alınması gerekirken, Zenit, Ankara'da 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde ve yalnızca Dink ailesinin avukatlarını hazır bulunduğu bir duruşmada ifade verdi. Oysa asıl önemli olan Erhan Tuncel ile yüzleşmesiydi. Ama nedense bu olmadı.

13 Ekim 2008 günü İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nin ifadesinin alınması için Bayburt Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı'na yazı yazdığı Zenit, 25 Aralık 2008 günü Ankara'da ortaya çıkmış, ifade vermeye de iki polis korumasıyla birlikte gelmişti.

Tüm uyarılara ve linçe dönüşen saldırılara rağmen Dink'e koruma vermek aklına gelmeyenlerin, polis olduğu için zaten bir silahı bulunan Zenit'i Ankara Adliyesi'ne iki polis korunma ile göndermesi ironik bir gelişmeydi.

Bu ifadede bir şey net olarak ortaya çıkıyordu ki, Yasin Hayal, 2004 yılındaki McDonald's bombalamasından sonra İstanbul'da saklandığı yeri Muhittin Zenit tespit etmişti.

Verdiği ifadeden, Yasin Hayal'in yerini de Erhan Tuncel'den öğrendiği sonucu çıkıyor. Hatırlanacağı gibi Erhan Tuncel'in ve Yasin Hayal'iıl6 ifadelerine göre, Tuncel hem Yasin Hayal'in atacağı bombayı hazırlamış hem de eylem sonrası kanlanan pantolonunu polise teslim etmişti. Bunları yapan birisinin Hayal'in İstanbul'da saklandığı yeri polise bildirmiş olması da güçlü bir olasılık olarak ortada duruyor.

Zenit, cinayetten 1 saat 47 dakika sonra Erhan Tuncel ile o meşhur telefon konuşmasını yapan polisti. Zenit o görüşmenin nasıl gerçekleştiğini şöyle anlattı:

Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü (Faruk Sarı-Ercan Demir) Erhan Tuncel'e ulaşmaya çalışmışlar. Beni aradılar. İstihbarat Dairesi Başkaninın (Ramazan Akyürek) da haberi var. "Biz ulaşamıyoruz. Sen ilk kez irtibat kuran şahıs olarak Erhan Tuncel ile görüşebilirsen, bu konuda yardımcı ol, bilgi almaya çalış" dediler.

Şimdi bu cümlenin neresi doğru neresi değil.

Birincisi, Trabzon İstihbarat Şubesi, "Biz Erhan Tuncel'e ulaşamıyoruz" dediyse Muhittin Zenit'i aldatmışlar demektir. Gerçekte ise ulaşmışlardı.

İkincisi, internette bile mevcut olan telefon konuşmasında Erhan Tuncel, Zenit'e cinayetten sonra Trabzon İstihbarat Şubesi'nin kendisini aradığını söylemişti. Zenit ya bunları unutuyor ya da gerçek dışı beyanda bulunuyor.

Zenit Ankara 11. Ağır ceza Mahkemesi'nde verdiği ifadede, Tuncel ile yaptığı telefon konuşmasının Emniyet'in dinleme kapsamında kayıt ettiğini bilmediğini söyledi.

Oysa deneyimli bir istihbaratçı bunu bilmeliydi. Hadi bilemedi diyelim, 5 Nisan 2007 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Savcıhğı'na verdiği ifadede "Zeynel Abidin Yavuz'un Kocaeli'ne gittiği dönemde Erhan Tuncel'in kontrol altında tutulması için telefonunun dinlenmesi gerektiğini üstlerime rapor ettim, zira bu aşamada Erhan'ın da kontrol altında tutulması gerekiyordu" diyen de bizzat kendisiydi.

O telefon konuşmasında Zenit, Tuncel'e msn'de (internet üzerinden yazılı ya da görüntülü haberleşme sistemi) uygun olup olmadığını sormuştu. Bunu niye yaptı dersiniz.

Cevabı kendisi şöyle veriyor:

"Genelde vatandaşlar arasında kendileriyle ilgili telefonların dinlendiği inancı olduğundan ve Erhan Tuncel'den bilgi almak istediğimden telefonda sağlıklı bilgi aktarmak istemeyebileceği düşüncesiyle msn'e uygun musun dedim."

Madem vatandaşların -ki burada Erhan Tuncel oluyor- telefonlarının dinlenebileceği inancı var o zaman, kendisinin "msn'den görüşelim abi" demiş olması gerekmiyor muydu? Ama bu teklifi götüren ve telefonların dinlenebileceği inancı olan istihbaratçı polis Zenit'ten başkası değildi. Onu şaşırtan ve inciten şeyin ise bu konuşmanın içeriği değil, kayıt edilmesi ve basında yayınlanması olduğu çok açıktı.

Bir istihbaratçı olarak Zenit'in verdiği en tuhaf yanıt ise Zeynel Abidin Yavuz'un Kocaeli'ne gidişiyle ilgili olanıydı:

"Bu şahsın Kocaeli'ne gittiğinden bilgimiz vardı. Gidiş sebebi olarak da abisinin yanına gittiği şeklindeydi. Hrant Dink olayı ile ilgili gidişe ilişkin bilgi alsaydık bunu bildirirdik. Böyle bir bilgi olmadığı için bilgi verilmemiştir."

Zenit'in iyi niyetliği olduğunu varsaydığımızda insanın memleketin istihbaratının geldiği hale bak diyesi geliyor. Hrant Dink'in yaşadığı şehrin bir saat yakınına kadar giden birisinin, "ben cinayet işlemeye gidiyorum" diye duyuru mu yapması bekleniyordu.

Cinayeti Zeynel Abidin'in işlememiş olması buradaki ihmali ortadan kaldırmıyor. Eğer kaldırmış olsa kendisinin yazdığı 17 Şubat 2006 tarihli Yasin Hayal'in Hrant Dink'e yönelik bir eylem yapacağı yönündeki yazısı hakkında hiç konuşmak gerekmiyor. Ama Zenit dahil Trabzon'daki tüm polisler dönemin Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek bile görevlerini yaptıklarını anlatmak için hep 17 Şubat 2006 tarihli İstanbul'a gönderilen yazıyı referans gösteriyorlardı.

Muhittin Zenit'in verdiği ifadeden akıllarda kalan şeylerden birisi de, cinayet nasıl ve kim tarafından işlenmiş olursa olsun "Yasin Hayal'in cinayet planından hiç vazgeçmediği" gerçeğiydi.

NİZAM I ALEM, ALPEREN, BBP

Yasin Hayal'in duruşma girişindeki halleri oldukça ilginçti. Medyanın ilgisinin en fazla olduğu bu anlarda sloganla mesajlar veriyordu.
Örneğin bir seferinde "Orhan Pamuk akıllı olsun" diye bağırırken, pişmanlık duymasını beklemek bir yana, saldırgan tavrı ilgi çekmişti.

7 Temmuz 2008 tarihli duruşmaya geldiğinde salona girerken bu kez "Muhsin Yazıcıoğlu'na selam gönderiyorum. BBP iktidara gelene kadar bu kervan yürümeye devam edecek" diye slogan attı.

En hızlı tepkiyi BBP Genel Başkanı Yazıcıoğlu verdi. 8 Temmuz 2008 günü yaptığı basın açıklamasında şunları söylemişti:

Hrant Dink Cinayeti işlendiği zaman buna en sert tepki gösterenlerden birisiyim. Ve olayı o zaman da kınadım. . . . Hiçbir davanın cinayetlerle başarıya ulaşamayacağının altını ısrarla çizen bir insan olarak bunu tasvip etmiyorum. Şimdi niye bugüne kadar suskun kalınıp bugün böyle bir slogan atma ihtiyacı duyduklarını da merak ediyorum.

Hayal sanki Yazıcıoğlu'nun açıklamasını duymamış gibi, bu kez 13 Ekim 2008 tarihinde yapılan duruşmaya girerken, "Yaşasın Alperen Ocakları. Kanımız aksa da zafer İslamındır. İktidara yürüyoruz, iktidara" diye bağırdı.

Eski adı Nizamı-ı Alem Ocaklan olan Büyük Birlik Partisi'nin Gençlik Kolları örgütü olan Alperen Ocakları Türk-İslamcı yapısı nedeniyle tüm Türkiye'de olduğu gibi Trabzon İstihbarat Şubesi'nin de yakın takip ettiği gruplardan birisiydi.

Yasin Hayal'in 2002 yılında Erhan Tuncel ile tanışıklığı da bu Nizamı-ı Alem sayesinde olmuştu.

Hayal, Erhan Tuncel için "Ocak'ın reisi" olduğunu söylerken, kendisi de BBP üyesi olmuştu.

Erhan Tuncel'in Emniyetin muhbiri olduktan sonra verilen görevlerden birisi de BBP'li olan kişiler ile Nizam-ı Alem Ocağında neler olup bittiğini öğrenmesiydi.

Kendisi de Nizam-ı Alem Ocağı hakkında bilgi veriyor ama içeriden bilgi verecek "sağlam" insanlar bulması da isteniyordu.

Nitekim Erhan Tuncel, 8 Nisan 2006 tarihinde Trabzon İstihbarat Şubesi'nde Ahmet Dede ve Memduh Aydın kod adlı polislere Yasin Hayal'in Peliüispor'da futbol oynamaya başladığını, çaycılık yaptığını anlatırken Ankara İstihbarat Dairesi başkanlığı'na giden F4 raporunda Nizam-ı Alem Ocağı hakkında da şu istihbaratları aktarıyordu:

"Ayrıca size daha önceden Trabzon Nizam-ı Alem Ocaklarının Taşbaşı Mevkii Çömlekçi yokuşu üzerinde bulunan Düzenli İş Merkezinde açıldığını bildirmiştim. Ancak günümüze kadar aktif hale getirilmedi. Bunun üzerine arkadaşlarım arasında yer alan ve halen KTÜ İİBF Kamu Yönetimi bölümü öğrencisi olan Mustafa Öztürkü Nizam-ı Alem Ocakları Genel Başkanı telefonla arayarak Ankara'ya çağırmış. Kendisi Ankara'ya gitti ve Trabzon ilinde Nizam-ı Alem ocaklarının yeniden yapılanması için yetki ve bir miktar para vermiş. Yeni başkan olarak bu şahsı atamışlar. Mustafa Trabzon'a geldiğinde BBP'nin geçmişteki yöneticilerini ve bu bağlamda düşünen insanları ziyaret ederek destek istedi. Tanjant yolu üzerinde bulunun BBP eski il binası olarak kullanılan yeri yeniden kiralayarak Nizam-ı Alem ocakları olarak faaliyete geçirdi."

Olay yalnız cinayetin azmettiricileri Erhan Tuncel'in Nizam-ı Alem ocaklarındaki reisliği, Yasin Hayal'in cinayet tarihinde bile Büyük Birlik Partisi üyeliği ile sınırlı kalmıyordu. Cinayet davası sanıklarının önemli bir bölümü Büyük Birlik Partisi (BBP) ve Alperenler Ocağı üyesi olmasına, bu cinayet Alperen Ocağı'nda konuşulmasına rağmen BBP ve Alperen Ocağı'mn Hrant Dink Cinayeti ile ilişkisi yapılan soruşturmada tartışılmadı.

BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun bu olaya tepkisinin bugün de sürdüğü bir gerçek. Son olarak yaptığı açıklamada (28.12.2008-Sivas), partisinin bir komplo ile karşı karşıya kaldığını iddia ederek şöyle konuştu:

Bunlar, daha başka nerede yaptılar? Trabzon'da yaptılar. Muhbir yetiştirdiler, arkama koyup fotoğraf çektirdiler. Sonra Hrant Dinli1 Cinayeti'ne bunları bulaştırdılar. Ondan sonra da Büyük Birlik Partisi'ni bu cinayetin içine çekmeye çalıştılar.

Kastettiği Polis Muhbiri Erhan TunceFdi ama cinayet zanlılarının hemen hepsinin BBP ve Alperen Ocağı üyesi olmasının da üzerinde durmak gerekmiyor muydu?

Nitekim Dink ailesinin avukatları, TBMM Dink Cinayeti'ni Araştırma Komisyonu'na bu konudaki tespitlerini şöyle aktarmışlardı:

Cinayet davası sanıklarının önemli bir bölümü Büyük Birlik Partisi (BBP) ve Alperenler Ocağı üyesi olmasına, bu cinayet Alperen Ocağında konuşulmasına (ve belki planlanmasına) rağmen BBP ve Alperen Ocağı'mn Hrant Dink Cinayeti ile ilişkisi yapılan soruşturmada tartışılmamıştır.

Hrant Dink Cinayeti'nin BBP ve Alperen Ocakları ile ilişkisini -cinayet zanlılarının hemen hepsinin BBP ve Alperen Ocağı üyesi olmasının dışında- ortaya koymak bakımından dosyada bulunan birkaç husustan bahsetmek gerekiyor.

1- ) Mustafa Öztürk İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne 22.03.2007 tarihinde verdiği ifade de şunları söylüyor.

"Alperen Ocakları Trabzon il binasında 2006yılı Nisan veya Mayıs ayı olabilir... Akşamüstü Zeynel Abidin Yavuz, Erhan Tuncel, Yasin Hayal ve ismini hatırlayamadığım biri ile Trabzon Alperen Ocaklarına gelerek, ocağın içerisinde sohbet etmeye başladık. Havadan sudan konuştuk. Bu şahıslar ocağa geldiklerinde yalnız bir başıma oturuyordum. Kalkmak üzerelerken Yasin Hayal bana hitaben "Zeynel Abidin Yavuz'un Hrant Dink'i vuracağını söyledi" ben de kendisine "neden vuracaksınız" diye sordum, Yasin HAYAL'de bana "Türk Milletine hakaret ettiği için öldüreceğiz" diye cevap verdi, bende Zeynel Abidin Yavuz'un bıraktığı top sakalına" bakarak tebessüm ettim, Zeynel Abidin YAVUZ'da bana "imaj değiştirdim şüphe uyandırmamak için" diye cevap verdi, bu konuşmalar yapıldığı sırada Erhan Tuncel de Zeynel Abidin Yavuz'a "eylemden sonra Zeynel seni Gürcistan'a kaçıracağız" dedi.

2- ) Yasin Hayal cezaevinden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 'na gönderdiği mektuplarında ve verdiği ifadede -2. Müdür olarak bahsettiği kişi
Trabzon Terörle Mücadele Şubesi'nde görevli müdür yardımcısı olan kişidir. Şöyle diyor.

"TEM Şubesinde 2. müdür olan Malatyalı olduğunu bildiğim Adem Beyle de birçok kez şubeyi ziyaretim sırasında görüştüm. Adem Bey bana bu görüşmelerimiz sırasında "Teşkilat çalışmaları nasıl gidiyor. Gençlerin toplanması lazım. Gençlerin uyuşturucu, esrar gibi kötü alışkanlıklarâ sapmaması için teşkilatlanılması gerektiğini söylemiştir. Ben kendisine ne partiyle ne de Alperen ocağıyla fazla ilgilenmediğimi, işlerimin yoğun olduğunu söyledim. Hatta kendisi bana bu işler için zaman ayırmam gerektiğini söyledi... 2. Müdür Adem Bey bir keresinde BBP Trabzon il teşkilatından bazılarıyla tanıştığını hoş insanlar olduğunu söylemişti. (Yasemin Egemen, Halis Egemen)"

"Zaman zaman Erhan'ın evinde toplanıp ev sohbetleri yapılıyordu. Partiden insanlar da katılıyordu."

"McDonalds olayından önce (Erhan Tuncel'i kast ederek) bana 'yakalanıp cezaevine düşersen ben BBP kanalıyla sana aylık para bağlayacağım. Hiç endişe etme' diyordu. Avukat masraflarımı karşıladılar o dönem."

"McDonalds olayı nedeniyle cezaevinde bulunduğum dönemde Büyük Birlik Partisi'nden, Yaşar Cihan isimli şahıstan ailem aracılığıyla 1.000,OO.-YTL kadar yardım almıştım. Ayrıca Halis Egemen ve Yaşar Cihan isimli şahıslar da giyecek ve eşya yardımı yapmışlardı."

"Ben yıllarca Alperen Ocaklarının çaycılığını yaptım"

3- ) Yine Yasin Hayal cezaevinden gönderdiği mektupta yazdıkları:

"TEM Şube Müdürlüğü'ne nezaket ziyaretine birkaç kez gittim. Hatırladığım kadarıyla Yahya Demir (Yahya Öztürk'ten bahsediyor) beni yanına çağırdığı için odasına gittim. Odada başka kimse yoktu. Bana 'suçlu insanlar gezerken masum insanları bombaladınız, toplumumuzu görüyorsun 'Müslümanız deyip; şeriata söverler' gibi sözler sarf etti. Diğer konuşmaları hatırlamıyorum...Anladığım kadarıyla bana bazı hususlarda açılmaya çalışıyordu. Daha doğrusu hem fikir olduğumuz yönünde imaj oluşturmaya çalışıyordu."

Yasin Hayal'in babası Bahattin Hayal Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği 05.03.2007 tarihli ifadesinde; McDonald's bombalamasından sonra Trabzon Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldüklerinde, Yahya Öztürk'ün makam odasına alındığını, burada yalnız oldukları bir sırada Yahya Öztürk'ün kendisine şunları söylediğini iddia ediyor.

"Yasin bundan sonra daha iyi yaşayacak, kısa süre sonra Yasin inşallah çıkar, az bir ceza alır, biz de raporlarımızı ona göre düzenleriz, kendisi de kurtulur" dediğini ve sonra Yahya Öztürk'ün cep telefonunu çıkartarak gösterdiğinde ekranında Muhsin Yazıcıoğlu'nun resmini gördüğünü, ayrıca cebinden Kuran'ı Kerim çıkartarak "biz bununla hareket ediyoruz, bayrak düştüğü yerden kalkar, Yasin gibiler bu bayrağı kaldıracak, bizim gibi insanlar bu koltuklarda oturursa bu ülkenin geleceğinden şüphe olmaz, yere düşen bayrak kalkar" dediğini ardından da Muhsin Yazıcıoğlu'nun resmini kendisine gösterdikten sonra "İlahi kemalatullah için nizamı alem" lafını söylediğini beyan etmiş ve ifadesinin devamındG da: "Hrant Dink olayından sonra beni yine Emniyet Müdürlüğüne çağırdılar. İstanbul'dan gelen görevlilerin yanında iken Yahya Öztürk yanıma geldi beni tanıdın mı dedi, ben de nasıl tanımam dedim" demiştir.

4- ) Erhan Tuncel 09.04.2007 tarihli ifadesinde:

"McDonald's bombalama eylemi öncesinde Ankara'ya Alperen Ocakları Genel Merkezi'ne giderek Genel Başkan olduğunu tahmin ettiğim Nedim Yıldız isimli şahsa 'Ramazanda Türkiye'yi ayağa kaldıracağız' dedim. Bu sözümle aslında McDonald's eylemini kastediyordum ancak Nedim Yılmazfm bu eylemden haberi olmadığı için bu sözümü şiddet eylemi şeklinde algılamadığını düşünüyorum, o demokratik bir eylemle adımızdan söz ettirdiğimizi düşünmüştür" ve yine Erhan Tuncel 10.02.2007 tarihli tespit tutanağında: "2005-2006-2007 yıllarında Mustafa Öztürk isimli şahıs Alperen Ocak başkanlığı yaptı. Hrant Dink'in öldürülmesinden 1 (bir) ay önce başkanlığa bıraktı. Yasin Hayal cezaevinden çıktıktan sonra Ramazan ayında Hrant Dink'i vurma konusunu Mustafa Öztürk'e açtı... Yasin Hayal, Hrant Dink eylemi konusunda Mustafa Öztürkler'den yardım göreceğini söylüyordu.

2006 Mart-Nisan aylarında 1 (bir) ay kadar yanlarında kaldı. Fakat bu eylem konusuyla ilgili ne kadar bilgi paylaştı bilmiyorum. Çünkü o dönemlerde benim Mustafa Öztürk ile aram açıktı. Sadece Yasin Hayal, Hrant Dink Cinayeti konusunda bunlardan maddi destek alacağını söylüyordu" demiştir.

a-)Bu ifadelerden anlaşılmaktadır ki Trabzon'daki McDonald's adlı işyerinin bombalanacağı Alperen Ocağı Genel Başkanı tarafından bilinmektedir.

b-) Mustafa Öztürk bir dönem Trabzon Alperen Ocağı başkanlığını yapmış biridir ve Erhan Tuncel, Yasin Hayal'in "Mustafa Öztürklerden yardım göreceğini" söylüyordu, "2006 Mart-Nisan aylarında bir (1) ay yanlarında kaldı" derken yalnızca Mustafa Öztürk'ten bahsetmemekte çoğul konuşmaktadır.

5- ) Mustafa Öztürk İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'ne 22.03.2007 tarihinde verdiği ifadesinde:

"Yasin Hayal'e 2006yılı Haziran ayının 10 ile 25'i arası üniversitede final haftası olduğu için Alperen Ocağını açıp kapamasını rica ettik. Yasin Hayal de ücret talep etmeden kabul ederek Alperen Ocağını açıp kapadı" demiştir. Yasin Hayal'in Alperen Ocağı'nı açıp kapadığı dönem, Mustafa Öztürk'ün ifadesinde geçen Yasin Hayal, Erhan Tuncel, Zeynel Abidin Yavuz ve ismini hatırladığı bir diğer kişi ile Alperen Ocağına gelerek Hrant Dink'i öldürme planlarından bahsettikleri ziyaretin bir-iki ay sonrası bir dönemdir.

Yine Mustafa Öztürk aynı tarihli ifadesinde: "Yasin Hayal ile en son 2006yılı Ramazan ayı içerisinde Alperen ocaklarında verilmekte olan iftar yemeğinde görüştük. Bu yemeğe Yasin Hayal, Erhan Tuncel ile birlikte geldiler ve yemeklerini yiyip, BBP Trabzon İl Başkanı Yaşar Cihan'ın sohbetine katılıp gittiler. Fakat nereye gittiklerini bilmiyorum. Yine 2006 Ramazan ayında ocakta verilmekte olan iftar yemeğine gitmek üzereyken yolda rastladığım Zeynel Abidin Yavuz'u yemeğe davet ettim. Zeynel Abidin Yavuz da Tayfun... isimli arkadaşı ile birlikte iftar yemeğine katılarak yemek yediler ve yemekten sonra ayrıldılar" demiştir.

6-) Salih Hacısalihoğlu 31.01.2007 tarihli İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğündeki "tespit tutanağında":

"Benim gibi Trabzon'da esnaf olan şahıslarda Erhan TUNCEL'i ve Yasin HAYAL'i çok tanıyan insan vardı. İsimlerini hatırladıklarım sırası ile şunlardır.

Halis Egemen: Konfeksiyoncu aynı zamanda Büyük Birlik Partisi İl Genel Encümen adayı olan, Maraş Caddesinde kırtasiyecinin oğlu Hüseyin'in bana Halis Egemen'in Erhan Tuncel'in yakalandığından dolayı avukat tutmamız lazım olduğunu söyledi. Daha önceden Trabzon da Mc Danolds bomba atan Yasin Hayal'in avukat masraflarını ve ihtiyaçlarını karşılayan aynı zamanda Yasin Hayal cezaevinden çıkarken eşi Yasemin Egemen ile beraber arabayla almışlar.

Yaşar Cihan: Kömürcü, aynı zamanda Büyük Birlik Partisinde Erhan Tuncel ile devamlı görüşür. McDonald's'ı bombalayan Yasin Hayal'in avukat masraflarını ve ihtiyaçlarını karşılayan. Cezaevinden çıktıktan sonra Yasin Hayal gelerek Yaşar Cihan'ın elini öpmüştür. Yasin Hayal'in babası basın ve televizyonlara onlara para veren yardım eden Yaşar Cihan'dır demiştir.

Cemal Binler: Trabzon'un en büyük müteahhididir. Büyük Birlik Partisi'nde bir dönem İl Başkanlığı yaptı. Erhan Tuncel ile devamlı görüşürdü.

Ekrem Cihan: Ukrayna ve Rusya'ya ihracatçıdır. Büyük Birlik Partisi ve genel merkeze kadar yardım eder. Erhan Tuncel ile görüşürdü.

İdris Kalyoncu: Gazetecilik, nalburculuk ve bir dönem de Büyük Birlik Partisi başkanlığını yapmıştır. Benim babamın 2003 belediye başkanlığı seçimlerinde Erhan Tuncel'i getiren ekibi kuran İdris Kalyoncu ve Halis Egemen olmuştur.

İsmail Aydın: Orman bölgeden emekli Büyük Birlik Partisi Merkez İlçe Başkanı Erhan Tuncel ve Yasin Hayal'i tanır.

Muharrem Tosun: Trabzon'da 4-5 tane kuyumcu dükkânı var. Büyük Birlik Partisi'ne yardım eder. Erhan Tuncel ve Yasin Hayal ile arası iyidir.

Dikkat edilirse Salih Hacısalihoğlu'nun Yasin Hayal ile Erhan Tuncel'le ilişkide olduğunu ve onlara yardımcı olduğunu söylediği bütün kişileri BBP ile yakın ilişkide bulunan kişilerdir.

7-) Hakkı Bahadır Cihan 27.03.2007 tarihli İstanbul Terörle Mücadele Şubesi'nde verdiği İfadede:

"...Karadeniz teşkilatından sorumlu Metin Gündoğdu Trabzon'da basın açıklaması yapmak için geldiği akşam bana, Mustafa Öztürk'ün Ankara'da birilerine "Bu Hrant işini biz yapacaktık,

ama başkasına verdik, onlar da eline yüzüne bulaştırdı" demiş dedi. Ben de akabindeki günlerden birinde okul kantininde Mustafa Öztürk'ü gördüm ve dışarıya çağırdım. "Bu cinayetle alakan var mı?" diye sordum. O da bana "yok" diye cevap verdi, ben de ona "Bu Hrant Dink işini biz yapacaktık ama başkasına verdik, onlarda yüzlerine bulaştırdı" cümlesini sordum. Mustafa Öztürk utanarak başını yere eğdi, "ya dedik öyle bir şey ama öylesine söyledim, tabi ki yok öyle bir şey" dedi, ben de ağzını açarken dikkatli olması konusunda teklinde bulundum vedalaşarak ayrıldık" demiştir.

BBP RAPORUNUN MUMU ÜÇ GÜNDE SÖNDÜ

Dink Cinayeti'yle BBP arasında bağ kurulması karşısında tepki gösteren parti, üç kişilik bir komisyon kurarak bir rapor hazırladı. Rapor kamuoyuna 23 Şubat 2007 günü açıklandı. Raporda Erhan Tuncel'in parti kaydının olmadığı, Yasin Hayal'in BBP üyeliğinden 30 Kasım 2006 tarihinde çıkarıldığı bilgileri yer aldı.

BBP İl Başkanı Yaşar Cihan'ın Hayal'in ailesine verdiği 1000 YTL konusundaki tespit ise şuydu:

"Başkanımız, çevresinde gönlü zengin, cömert bir şahıs olarak tanınmaktadır."

Ayrıca Erhan Tuncel ile Muhsin Yazıcıoğlu'nu aynı karede gösteren fotoğraf konusunda ise rapordaki açıklama şöyleydi:

Genel Başkanımızın Trabzon ziyaretinde çekilen resimlerde Erhan Tuncel'in özellikle yer aldığı, daha sonra ortaya çıkan bağlantıları da göz önüne alındığında, bilinçli olarak partililerimiz arasına girmek için yönlendirildiği kanaati hasıl olmuştur.

23 Şubat 2007 günü BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun da katıldığı basın toplantısıyla açıklanan ve Yasin Hayal'in cinayetten aylar önce BBP'den uzaklaştırıldığını yazan rapor, dört gün sonra en büyük yarasını alacaktı.

Dink Cinayeti davası sanıklarından biri olan Mustafa Öztürk ile Fatih Aykaç arasında yapılan 27.02.2007 tarihli telefon görüşmesinde Mustafa Öztürk şunları söyledi:

"...Şimdi Yasin Hayal'i inkar edebilir misin, inkar edemesin, Yasin Hayal olay olduktan sonra partiden üyeliği çıkarıldı" demiş Fatih Aykaç da bu beyana yanıt olarak: "Evet, Bence Muhsin Başkan biraz yanlış yaptı bu konuda tabi bizim eleştirmek belki haddimiz değil ama, yani şöyle bP şey var, bir Fenerbahçeli cinayet işlediğinde, Fenerbahçe başkanı nasıl sorumlu tutulamazsa Fenerbahçe kulübü, değil mi, belki takımla partiyi birleştirmiyorum ama kaba taslak bakarsan aynı olaydır, bizim Türkiye çapında dörtyüz elli bin oyumuz var, Büyük Birlik Partisi olarak dörtyüz elli bin kişi ya beş parmağın beşi bir olmaz, dörtyüz elli bin kişi arasında tabi ki yanlış yapan olur, cinayet işleyen olur, bunlara tabi ki Büyük Birlik Partisi sahip çıkmaz yani, Muhsin Yazıcıoğlu'nu da bağlamaz bu işler, Muhsin başkan çıkacaktı evet bizim partimizin üyesidir, gençlik hareketimizde görev almıştır, ama yanlış yapmıştır, bitti bunu söyleyecekti, herkes anlayacağını anlardı yani" demiştir.

Yazıcıoğlu, bugün (28.12.2008) bile partisinin bir komplo ile karşı karşıya kaldığını iddia ediyor.

Bunlar, daha başka nerede yaptılar? Trabzon'da yaptılar. Muhbir yetiştirdiler, arkama koyup fotoğraf çektirdiler. Sonra Hrant Dink Cinayeti'ne bunları bulaştırdılar. Ondan sonra da Büyük Birlik Partisi'ni bu cinayetin içine çekmeye çalıştılar.

BABA HAYAL: SAVCILAR BENİ UYARDI

Ama Yasin Hayal'in babası komplo teorilerinden değil, yaşadıklarından bahsediyordu.
İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 13 Ekim 2008 tarihli duruşmada tanık olarak ifade veren Bahattin Hayal, şunları anlatıyordu:
"Ben McDonald's'tan başlayayım isterseniz. McDonald's olayı olduğu zaman iki gün geçmişti. İşten eve geliyordum. Evimin önünde polisleri sivil insanların daha sonra Terörle Mücadele Şubesi Polisleri olduğunu öğrendim. Yasin'i aradıklarını söylediler. McDonald's olayından dolayı ve o zaman Ramazan akşamıydı.

İftarı ettik beni alıp gittiler bizim hanımla beraber Terörle Mücadele'ye. Beni tek başıma Yahya Öztürk'ün (Terörle Mücadele Şubesi Müdürü) odasına aldılar. Bana Yahya Öztürk "Yasin ve Yasin gibilere bu ülkenin ihtiyacı olduğunu, bayrağın yere düştüğünü, bu bayrağı Yasin ve Yasin gibilerin kaldıracağını" söyledi.

Bir şey ifade etmiyordu benim için ta ki, bu olay olduğu zaman Hrant Dink olayı olduğu zaman Samsun'da düşen bayrak yerden kalkmıştır. Bu benim üç senelik hafızamda kurcalandı, ben de Trabzon Cumhuriyet Savcılığı 'na avukat Fatih Çakır ile başvurdum. Böyle bir şey yaşadığımı bunu anlatabileceğimi söyledim.

Bana dosyan İstanbul'a gitti dediler. Biz de evimize gittik aradan iki ay geçti Mart 2007 olacak çağırdılar beni Terörle Mücadele'den çağırdılar. Ve beni Savcıya ifade vermem için götürdüler. Savcı Fatih Genç, "bunları anlattığım zaman senin başına sıkıntı olur. Yahya Öztürft hakkında bunları söylediğin zaman senin başına sıkıntı olur, niye anlatıyorsun" dedi. Bende dedim ki, "ikiye iki yaşadığım olay" "Sana o günlerde bir şey ifade etmedi mi o konuşma?" dedi. "Hayır, Samsun'da bu bayrak yerden kalkmıştır denilene kadar, gazetelerin yazısında, gazetelerde bu yazısının çıkmasında, ben de onu söyleyeceğim" dedim.

"Başına iş açar" dedi. "Sen Savcısın diye geldim seninle paylaşıyorum" dedim.

"Eee, sen babamın oğlu değilsin, Yahya Öztürk'te" dedi ve ifademi bitirdim gittim.

Aradan bir-iki ay geçti tekrar Terörle Mücadele'ye çağrıldım. Bu sefer Fatih Genç değil Ali Can isminde bir savcı bana Mart 2007'de verdiğim bu ifadenin devam ettiğini ve ifadeni tekrar ediyor musun, bu ifadeni geri alıyor musun" dedi.

Ben de "niye geri alacağım böyle bir şey yaşadım, "dedim.

"Şikâyetçi misin?" diye sordu, "değilim ancak böyle bir olay yaşadım bunun irdelenmesini istiyorum" dedim.

Soru: Yahya Müdür size bu biraz evvel sizin anlattıklarınızı söyledikten sonra işte Kuran çıkartmış işte telefonunda bir resim göstermiş nedir bu resim?

B.H.: "İşte biz bu Kuran*a göre hareket ediyoruz, bizim kanunumuz budur" dedi. Telefon çıkarttı. Muhsin Yazıcıoğlu'nun resmini gösterdi, neden gösterdiğini bilmiyorum " dedi.

Soru: Kuran'ı Kerim'i bu telefondaki Muhsin Yazıcıoğlu'nun resimlerini göstermezden evvel size Yasin ile ilgili bir şey mi söyledi?"

B.H: "Yasin evvel Allah çıkar" dedi. İlk girdiğimde ona "Yasin öldü" dedim. "Yasin'i kaybettik" dedim.

"Böyle bir McDonald's bombaladı bizim için" dedi. Yasin ölmedi, Yasin bundan sonra yaşayacak, Yasin ve Yasin gibilere bu ülkenin ihtiyacı var, yere bir bayrak düşmüştü, bu bayrağı Yasin ve Yasin gibiler kaldıracak, işte o şeyde devamında böyle gösterdi.

"...Biz Yasin Hayal için öyle rapor hazırlarız, kısa zamanda çıkar" dedi.

Aynı duruşmada davanın sanıkları arasına katılan Osman Hayal'de vardı. Verdiği ifadelerde cinayet günü İstanbul'da mı, Trabzon'da mı olduğunu net olarak hatırlamadığını söyleyen, Trabzon'a uçakla mı otobüsle mi gittiği hakkında net bilgi veremeyen Hayal, bu kez tanık olarak katıldığı duruşmada da tuhaf bir konuşma yaptı.

Soru: Bu cinayetin işleneceğini Emniyet biliyordu bir önlem almadılar dedin, nereden bu kanıya vardın?

Osman Hayal: Erhan Tuncel vasıtasıyla. Erhan Tuncel'e muhbirlik görevi veren kimse bence azmettiricilerden birisi de odur.

Soru: Emniyet bunu biliyordu dedin, ne zaman sahip odun bu bilgiye?

Osman Hayal: Olaylardan sonra yani ne bileyim ben artık.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Hrant Dink Cinayeti'ni Amerika Planladı!

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir