Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Yasin Ne Pahasına Olursa Olsun Dink'i Öldürecek

Burada Hrant Dink Cinayeti hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Yasin Ne Pahasına Olursa Olsun Dink'i Öldürecek

Mesajgönderen TurkmenCopur » 06 Haz 2011, 22:23

YASİN NE PAHASINA OLURSA OLSUN DİNK'İ ÖLDÜRECEK

İSTANBUL SORUŞTURMALARI


İstanbul Dink'in yaşadığı ve öldürüldüğü kentti. Hiçbir rapor ya da mahkeme kararı İstanbul Emniyeti'nin Hrant Dink'in ölüm tehditlerine karşı koruması gerektiği gerçeğini değiştiremez.

Ancak Dink için adalet aradığını söyleyenler, bugüne kadar hem yasal hem de ahlaki olarak sorumlu olanların ortaya çıkarılması yerine, işin birkaç "günah keçisinin" üzerine yıkılmaya çalışıldığı düşüncesinden kurtulamadılar.

İstihbarat camiasına göre o günah keçisi İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler'di.

Mülkiye Başmüfettişi Şükrü Yıldız ile Mehmet Ali Özkılınç'ın Trabzon'daki incelemelerin ardından Trabzon İstihbarat Şubesi'nden 17 Şubat 2006 tarihinde İstanbul İstihbarat Şubesi'ne, Hayal'in Hrant Dink'e yönelik eylem yapacağı yönündeki yazısı ile geldiler.

İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler'e "Sen yandın müdür bey" diyerek başına geleceklerin işaretini veren Mülkiye Başmüfettişi Şükrü Yıldız ile Mehmet Ali Özkılınç, İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ile Güler hakkında 26 Şubat 2007 tarihli raporu düzenlediler.

Raporda Güler hakkında soruşturma açılması istenirken, İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah hakkında soruşturma açılmasına gerek görülmediği belirtilmişti.

Raporun konusu kaleme alınırken, "...Hrant Dink'in öldürülebileceği yönünde Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nden 17.02.2006 tarih ve 027248 sayılı yazı ile İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü'ne ayrıntılı bilgi verildiği... yazının İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nce ciddi olarak ele alınmadığı ve Dink'in 19.01.2007 tarihinde öldürülmesi" şeklinde yazıldı.

Oysa yazının orijinalinde "eylem" sözcüğü kullanılırken, müfettişlerin bunu "öldürme" olarak kullanması olacakların da habercisi gibiydi.

1 Şubat 2007 günü ifadesi alınan Ahmet İlhan Güler'e 5 Şubat günü, "soruşturma nedeniyle görevden uzaklaştırma" kararı tebliğ edildi. Silahı ve kimliği alındı.

6 Şubat 2007 günü ise Cerrah ile birlikte hakkındaki ön inceleme ve disiplin soruşturması açıldığı gerekçesiyle ifadesi istendi.

Trabzon'dan gelen 17 Şubat 2008 tarihli evrak Güler'in 2006 yılında imza attığı 25 bin 540 yazıdan birisiydi. Dolayısıyla Dink'e yönelik eylem ile yazıyı hazırlamadığını söyleyecekti.

23 yıllık polislik hayatının 18 yıllını istihbarat bölümünde geçiren Güler'e göre görevini ihmal oldukça ağır bir iddiaydı.

Trabzon'dan gelen yazı üzerine Ümraniye Sarıgazi'de adı geçen adres ve Yasin Hayal'in gelmesi halinde yanında kalacağı belirtilen ancak o tarihte Trabzon'da olduğu belirlenen ağabeyi Osman Hayal ile ilgili çalışmalar yapılmış, yazının geldiği Trabzon'a durum telefonla bildirilmiş v£3, tespitler yazıya dökülerek arşive kaldırılmıştı.

Başlarına geleceği bilseler, yazının bir örneğini Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü'ne bir örneğini de İstihbarat Dairesi Başkanlığına gönderirlerdi. Ancak böyle yapılmaması nedeniyle kabak Ahmet İlhan Güler'in başına patladı.

Müfettişler, Güler hakkında soruşturma izni verilmesini talep ettiler. Oysa raporda çok yerinde tespitler varken İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah hakkında nedense soruşturma izni verilmemesi istendi.

İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'da sanki Dink başka bir ilde öldürülmüş gibi, sorumluluğun Trabzon Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü ve İstihbarat Daire Başkanlığı'nda olduğunu, kendilerini ancak bu birimlerden gelen talimatla hareket edebileceğini söyleyerek kendisini savunuyordu. Osman Hayal'in İstanbul'da bulunmayışını da İstihbarat Şubesi'nin işini yaptığının göstergesi olarak anlatıyordu.

Cerrah kâğıt üzerindeki bilgilere göre haklı olabilirdi ama Dink İstanbul'da yaşıyordu. Buradaki mahkemelere çıkınca linç girişimleri ile karşılaşıyordu.

Müfettişler Yıldız ve Özkılınç, Dink'e yönelik tehdidin çok açık ve herkesin gözü önünde meydan geldiğini şöyle anlatıyorlardı:

"Hrant Dink hakkında haricen yaşanan gelişmeler dikkate alındığında, Dink'in hedef durumunda ve yakın bir tehdit altında olduğu
görülmektedir. Hrant Dink hakkında açılmış davaların İstanbul Mahkemelerinde görülmesi sırasında yaşanan olaylar, çıkan arbede ve karşılıklı
hakaretler ve yaşanan fiili saldırılar basına yansımıştır. Dink ve avukatlarının polis araçları ile adliyeden çıkarıldıkları ve korunabildikleri
bilinmektedir. İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nün bunlardan haberdar olmadığı söylenemez "

Bu satırları yazan Müfettişler nedense İstanbul'da emniyetten sorumlu en üst yetkili olan Celalettin Cerrah hakkında soruşturma izni verilmemesi talebinde bulundular.

Müfettişlerin ilginç bir tespiti ise şuydu:

Trabzon'un verdiği istihbarat somut ve kesin bir kanaat içermektedir. Nokta istihbarat olarak tanımlanabilir. Başarılı bir çalışmadır. Hedef ve saldırgan belirtilmiştir. Hrant Dink hedeftir, hayatı tehlikededir. Saldırının sebeplerini açıkça göstermektedir. Saldırganın bu eylemi yapabilecek yapıda ve kararlıkta olduğu daha önce McDonald's'a yönelik bombalama eylemi gerçekleştirdiği yazıda belirtilmiştir. Yazının çok ciddi olarak ele alınması gerekirdi.

TUNCEL EYLEM DEĞİL

ÖLÜM İHBARINDA BULUNMUŞ


Evet, Trabzon'dan gelen yazıda hedef, amaç ve eylemi yapacak kişi belliydi. Müfettişlere göre bu "nokta istihbarattı. Ancak Trabzon'dan gelen bir eksik bir de yanlışlık vardı.

Yanlışlık eylemi yapacak kişinin Yasin Hayal olarak belirtilmesiydi. Hayal'in kararlılığına diyecek laf yok ama kendisi Dink öldürüldüğü 193 Ocak 2007 tarihinde bile Trabzon'daydı. En azından şu ana kadar aksi ispatlanmadı.

Eksiklik, Hrant Dink'e yönelik "eylem" yapılacağının yazılmasıydı. Oysa "eylem" yerine "öldürme" yazılmalıydı. Yazıda yer verilmediyse bir yolla durumun ciddiyeti aktarılmalıydı.

Trabzon İstihbarat Şube Müdür Engin Dinç, yazının gönderilmesinden sonra İstanbul İstihbarat Şube Müdür Ahmet İlhan Güler'e telefon açıp durumu anlattığını, Güler ise görüştüğü konuyu hatırlamadığını söyledi. Burada da gerçeğin ortaya çıkarılması görevi Müfettişlere düşüyordu. Telefon arama kayıtlarından gerçek kolayca ortaya çıkarılabilirdi.

Ama olmadı.

Bu konunun üzerinde önemle durmak gerekiyordu. Çünkü Erhan Tuncel Emniyet Yardımcı İstihbarat Elemanı olarak Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü polislerine, Dink'e yönelik eylemin yanında "ne pahasına olursa olsun Dink'i öldürüleceği" bilgisini aktarmıştı.

Ancak bu bilgi İstanbul'a aktarılırken "eylem" biçiminde yazılmıştı.

Dink'in Hayal tarafından ne pahasına olursa olsun öldürüleceği bilgisi iki yerde vardı.

Birincisi, hazırlayan birim Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü ikincisi ise İstihbarat Dairesi Başkanlığı, Yasin Hayal'in dosyasının bulunduğu sağ terör örgütlerine bakan C Şubesi'ydi.

15 Şubat 2006 tarihli F4 raporu hazırlandığı tarihte Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek, İstihbarat Dairesi Başkanlığı C Şube'de müdür ise şimdiki İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer'di.

Diyelim ki, İstanbul İstihbarat Şubesi, gelen yazıdan Dink'in öldürüleceği sonucunu çıkaramadı, İstihbarat Dairesi Başkanlığı C Şubesi F4 raporunda açıkça yazılan "ne pahasına olursa olsun Dink'in öldürüleceği" bilgisi üzerinde neden durmadı?

Çünkü İstanbul'a gönderilen 17 Şubat 2006 tarihli yazının dayanağı olan 15 Şubat 2006 tarihli F4 raporu, yani Erhan Tuncel'in Trabzon İstihbaratı'na verdiği bilgilerin yer aldığı raporda şok edici ayrıntılar da vardı.

Kod adı Mehmet Kurt olan Erhan Tuncel bu durumu Ahmet Dede kod adlı Muhittin Zenit ile Memduh Aydın kod adlı Mehmet Ayhan isimli polislere şöyle anlatmıştı:

"McDonald's'a bomba atan Yasin Hayal ile zaman zaman görüşüyorum. Daha önceden de size söylediğim gibi Yasin zaman zaman Ermenilere karşı büyük bir kin beslediğini ve bundan sonra yapacağı eylemin de İstanbul ilinde ses getirecek bir eylem olacağını söylüyordu.

Son günlerde benim yeni tanıdığım ve Yasin ile aynı mahallede ikamet ettiğini bildiğim İlhan....isimli şahısla yanıma gelerek İstanbul ilinde AGOS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink isimli şahsın Türkiye Cumhuriyetini ve Türkleri karalayıcı faaliyetlerde bulunduğunu, bil yüzden de bu şahsa yönelik eylem gerçekleştireceklerini söylediler.

Yasin Hayal'in yapmayı düşündüğü şeyi kesinlikle yapacağı yönünde kanaatim oluşmakla birlikte cezaevinden çıktıktan sonra bu şahsa yönelik eylem yapacağını da ortak arkadaşlarımızdan birkaçına söylediğini biliyordum, bu yüzden yapmaması konusunda telkinlerde bulundum. Kendisi ne pahasına olursa olsun bu şahsı öldüreceğini bana söyledi. Ancak şu anda maddi sıkıntı içerisinde olduğu ve İlhan... isimli şahsın ailesinden maddi durumunun iyi olduğundan maddi olarak kendisine yardımcı olacağını söyledi. Bunun üzerine Yasin Hayal'in eylemi gerçekleştirmek üzere önümüzdeki günlerde İstanbul iline gitmeyi planladığı, kendisine ait olan telefonun izlendiğini değerlendirerek, yanıltmak amacıyla İlhan isimli şahısa vereceğini ve İlhan'ın telefonunu Çaykara ilçesindeki köyüne bırakacağı, İstanbul iline gittikten sonra Sarıgazi'de bir fırında çalıştığını bildiğim abisi Osman Hayal'in yanında bir süre çalışacağı, eylem sonrası herhangi bir terör örgütü adına eylemi üstleneceğini konuştular."
Görüldüğü gibi F4 raporundaki bilgiler İstanbul İstihbaratına tam olarak aktarılmamış.

Metin tam olarak okunduğunda, F4 raporuna göre Tuncel'in Trabzon İstihbaratı'na çok önemli bir detayı da verdiği ortaya çıkıyor. Bu bilgiye göre Yasin Hayal telefonun dinlendiğini biliyor.

Dinlemeye karşı telefonunu kapatmak ya da konuşmalanna dikkat etme yolunu seçmiyor.
Hem dinleme hem de izlemeden yani teknik takipten kurtulmak için telefonunu köyü Çaykara'ya gönderiyor.

Yani cep telefonunu yanında taşırsa, sinyalleri takip eden polisin onu ne zaman nerede olduğunu tespit edeceğini bildiğinden, aldığı önlemle bunu önlüyor.
Milyonlarca cep telefonu kullanıcısının bilip uygulayamayacağı bu çok önemli teknik ayrıntıyı acaba Hayal'e kim verdi? Tuhaflıklar yalnız bununla da kalmadı.

Daha önce Trabzon EmniyetPnin Dink Cinayeti'ndeki ihmali hakkındaki 5 Ağustos 2007 tarihli Mülkiye Başmüfettişi Şükrü Yıldız'ın hazırladığı bir rapordan söz etmiştik.

Bu raporda dönemin Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek ile diğer polislerin ifadeleri de yer aldı.

Erhan Tuncel'in verdiği istihbarata dayanılarak 15 Şubat 2006 tarihinde hazırlanan ve Yasin Hayal'in Hrant Dink'i ne pahasına olursa olsun öldüreceğine dair F4 raporu burada da gündeme geldi. Ramazan Akyürek ve bazı istihbarat polisleri 15 Şubat 2006 tarihli bu rapordan söz ederken, nedense Yasin Hayal'in Dink'i "ne pahasına olursa olsun öldüreceği"ni söylediği kısımlara değinmediler.

Hep bir ağızdan "öldürmek" yerine "eylem"den söz eden polisler dışında incelemeyi yapan Başmüfettiş Şükrü Yıldız da raporunda "Dink'in öldürüleceğine dair bölümlere" yer vermedi.

Yıldız 5 Ağustos 2007 tarihli raporunu hazırlarken 10 Temmuz 2007 tarihinde Trabzon Emniyet Müdürlüğü'ne, Erhan Tuncel ile ilişkinin, ne zaman ve ne maksatla başlayıp ne zaman sona erdiğini, bu süre içinde Erhan Tuncel ile yapılan Hrant Dink ile ilgili görüşmelerin içeriklerini sordu.

Trabzon Emniyet Müdürlüğü gönderdiği cevap yazısında Erhan Tuncel ile ilgili bazı bilgiler verildikten sonra 15 Şubat 2006 tarih ve 09 numaralı o meşhur F4 raporuna değiniliyor.

İşte şimdi Dink'e yönelik eylemin "öldürme" olduğunu okuyacağını zannedenler yanılacaklar. Çünkü Trabzon Emniyet'i her nedense raporun o önemli satırları yerine özetine yer veriyor:

Yazıda (Trabzon Emniyetinin yazısı) ayrıca Erhan Tuncel'in 15.02.2006 tarihinde yapılan görüşmede; (Emniyet Müdürlüğü'nün 15./2.2006 tarih 09 sayılı raporu); "Aynı mahallede ikamet ettiğini bildiğim Yasin Hayal isimli şahıs yanıma gelerek İstanbul ilinde Agos gazetesi genel yayın yönetmeni olan Hrant Dink isimli şahsın Türkiye Cumhuriyetini ve Türkleri karalayıcı faaliyetlerde bulunduğu, bu yüzden bu şahsa yönelik eylem gerçekleştireceğini" söyledi.

"Yasin Hayal'in eylemi gerçekleştirmek üzere önümüzdeki günlerde İstanbul iline gitmeyi planladığı, İstanbul iline gittikten sonra Sarıgazi'de bir fırında çalıştığını bildiğim abisi Osman Hayal'in yanında bir süre çalışacağı, eylem sonrası herhangi bir terör örgütü adına eylemi üstleneceğini konuştular.

15 Şubat 2006 tarihli rapor tamamıyla Hrant Dink'in öldürülmesiyle ilgili olmasına rağmen, tam metni neden Mülkiye Başmüfettişi tarafından rapora konmadı?

Koymamasının sebebi Trabzon Emniyeti'nin bir sayfalık raporun tamamını Başmüfettişe vermemesiyse, neden vermedi? Anlamak çok zor. Ama gördünüz gibi yukarıdaki iki paragraf 15 Şubat 2006 tarihli F4 raporundan şu noktalarda farklılıklar gösteriyor. Birincisi F4 raporunda Yasin Hayal'in yanında İlhan diye bir kişi olduğu bilgisi verilmiyor. İkincisi polisin takibine karşı telefonunu İlhan ile Akçaabat'taki köyüne göndereceği bilgisi verilmiyor. Üçüncüsü Yasin Hayal'in ne pahasına olursa olsun Hrant Dink'i öldüreceği bilgisi verilmiyor.

Onun yerine 17 Şubat 2006 tarihinde İstanbul Emniyet İstihbarat Şubesi'ne ve İstihbarat Dairesi Başkanlığına gönderilen yazıya özel bir vurgu yapıldığı görülüyor. Zaten 15 Şubat 2006 tarihli F4 raporundan yapılan alıntıların da 17 Şubat 2007 tarihli yazıda bahsedilen konulardan oluşuyor. Trabzon Emniyet Mülkiye Başmüfettişi'ne resmi yazı ile yanıt verirken bile Dink'in öldürüleceğine dair istihbarat bilgisine yer vermedi. Oysa hem 15 Şubat 2006 tarihli F4 raporunun hem de buna dayalı 17 Şubat 2006 tarihli İstanbul'a ve İstihbarat Dairesi Başkanlığına gönderilen yazıdâ3! belirtildiği gibi cinayeti ne Yasin Hayal işledi, ne İstanbul Sarıgazi'ye geldi. Ne de o tarihte abisi Osman Hayal İstanbul'da adı geçen fırında çalışıyordu. Bu iki yazının tek doğru yönü "Hrant Dink'in öldürülmesiydi."

Ve bu kelime ısrarla gizlenmeye çalışılıyordu.

TRABZON EMNİYETİ MCDONALD'S'IN BOMBALANACAĞINI BİLİYOR MUYDU?

Trabzon İstihbarat Şubesi'nin İstanbul İstihbarat Şubesi'ne gönderdiği 17 Şubat 2006 tarihli yazıda Dink'in öldürüleceği bilgisi ve teknik takibe karşı nasıl önlem alabileceği bilgileri yoktu ama dikkat çekici bir ayrıntı yer alıyordu.

Yazının son paragrafında şöyle yazılmıştı:

"...Ayrıca bahse konu şahsın (Yasin Hayal) McDonald's isimli işyerine yapmış olduğu eylem öncesinde da yine benzer söylemlerde bulunduğu göz önüne alınarak şansın söz konusu eylemi yapabilecek yapıya sahip olduğu değerlendirilmekte olup 0538 7193181 numaralı şahsa yönelik çalışmalarımız devam etmektedir."

Trabzon Emniyeti, 24 Ekim 2004 günü McDonald's isimli işyerine bomba atılması öncesinde Yasin Hayal'in çevresine, eylem öncesi bomba atacağına dair söylemde bulunduğunu nereden biliyordu ki?

Bu ancak Yasin Hayal İstihbaratın takibinde ise mümkün olabilirdi.

O zaman şu soruyu sormak gerekiyor; Yasin Hayal McDonald's'a bomba atmadan önce buna ilişkin söylemde bulunduysa, eylem neden önlenmedi?

İşte o zaman yeniden başa dönmek gerekiyor.

Erhan Tuncel 22 Ocak 2007 günü İstanbul Terörle Mücadele Şubesi'nde verdiği ifadede şunları söylemişti:

Yasin Hayal 2004 yılı Ramazan ayında McDonald's'ı yiyecek sattığından dolayı kurşunlayacağını söyledi. Ben yapmamasının uygun olacağını
söyledim Yasin Hayal de McDonalds'a bomba koyma fikrini ortaya attı. Ben de adi torpillerden barut boşaltarak etrafı çivili basit bir düzenek
yaptım. (Buna büyük bir torpil diyebiliriz.) Bu düzeneği kendi evimde yaptım ancak ev arkadaşlarımın haberi yoktu. 24 Ekim 2004 tarihinde Yasin Hayal Trabzon McDonald's'a benim yaptığım bombayı koydu.

Eylem yaparken ben de yolun karşısında bulunuyordum. Bomba patladı. Ben ayrıldım. Ben evdeyken Yasin Hayal evime geldi, geldiğinde bacağından yaralanmış ve pantolonu kanlıydı ve bana kâğıda yazılı İsmail'in telefon numarasını vererek "beni yalnız bırakma İsmail ağabeyi ara " dedi.

Ben de benim evimde saklanmasının uygun olmadığını düşünerek üniversiteden şu an ismini hatırlamadığım ikimizin de tanıdığı bir arkadaşıma gönderdim. Ancak gönderdiğim arkadaşımın bu olaydan haberi yoktur. Daha sonra Yasin Hayal'in yanma gittim, benden para istedi. Ben para bulamadım. Hatta Yasin Hayal'e 15 gün kadar bu evde kalmasını söyledim.

Bu olaydan 3 gün sonra polis tarafından yakalanarak gözaltına alındım. Gözaltına alınma sebebim Yasin Hayal'in benim evimde bir müddet kalmasına dair Yasin Hayal'in annesi tarafından beyanat verilmesidir. Bu dönemde Yasin Hayal İstanbul'daymış. Ben gözaltındayken eylemle alakalı herhangi bir bilgi vermedim. Daha sonrasında Trabzon Terörle Mücadele Şubesinden serbest bırakıldım.

Serbest bırakıldıktan 1 gün sonra üniversiteden hocam olan Hüseyin Tan bana "gel buluşalım ve bu olayı konuşalım" dedi. Ben de Hüseyin Tan hocayla Trabzon'da bir çay ocağında buluştuk. Yanında Emre isimli biri vardı. Emre bana "Olayda benim katkımı bildiğini, ancak bu konuda benimle telefonla irtibata geçecek şahısların İstihbaratçı olduğunu bildiği şahısların bana işi çözmek için yardımcı olmam konusunda bilgiler soracaklarını" söyledi. Aynı gün içerisinde beni cep telefonum olan (0.535. 609 71 23) telefon arayan şahısla buluştum. Beni alıp içerisinde (2) kişi olan bir oto ile Trabzon'da Akçaabat mevkiinde bir yerlere götürdüler. Bu şahıslar ismini sonradan öğrendiğim Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğünden (Ahmet Kod) M. Z. (Muhittin Zenit) ve Ankara'dan geldiğini öğrendiğim şahıslardı. Bana "Çok büyük ceza yatarsın, her şeyden haberimiz var, Yasin Hayal'in yerini bize söyle" dediler.

17 Şubat 2006 tarihli yazının son paragrafındaki ayrıntı, Trabzon Emniyeti'nin eylemden önce söylem bazında da olsa Yasin Hayal'in McDonald's'a bomba atacağı bilgisine sahip olduğunu düşünmemize yol açıyor. Eylemden sonra da görüştükleri Erhan Tuncel'e, "çok büyük ceza yatarsın, her şeyden haberimiz var" diyerek tüm detayları bildiklerini göstermişlerdi. Polisler Erhan Tuncel'den önce görüştükleri KTÜ Öğrenci Derneği Başkanı Emre Altuntaş ile Tuncel'in hocası Hüseyin Tan'a da olayın detaylarını anlatmışlar, bombalama olayında Tuncel ve Hayal'in rollerini bildiklerini göstermişlerdi.

HAYAL TÜM İSTİHBARATI ATLATTI MI?

Muhittin Zenit'in verdiği ifadeye göre Trabzon Emniyeti, Yasin Hayal'i adım adım takip ediyordu.

Öyle ki başka şehre gittiğinde, bineceği otobüsün koltuk numarasına kadar bilgi sahibi oluyor, gideceği ildeki İstihbarat Şubesi'ne bilgi veriliyordu.

Nitekim, Bursa'ya gittiğinde bu uygulama yapılmıştı.

Ancak, Hayal hakkında her şeyi bilen, McDonald's'ı bombalayacağı söylemlerine sahip olan, bombalama sonrası Erhan Tuncel'e ulaşarak hem onun hem de Hayal'in bu işteki rolünü bildiğini söyleyen Trabzon İstihbaratı, çok önemli bir şeyi atlamıştı.

İstanbul'a gidip Hrant Dink'i öldüreceğini söyleyen takip altındaki Yasin Hayal'in İstanbul'a geldiği bilgisini ise İstanbul İstihbaratı'na bildirememişti. Belki kendisi burnunun dibinde olup biteni bilmiyordu.

Bu durum ise Yasin Hayal'in mahalle arkadaşı olan Ergün Çağatay'ın 8 Şubat 2007 günü tanık olarak verdiği ifade de ortaya çıktı. Çağatay Hayal'in İstanbul'a gelişini ve beraber geçirdikleri saatleri şöyle anlattı:

Ben Beylikdüzü Ayışığı konutlarında çalışırken 2006 Ağustos ayı başlarında bir gün Yasin Hayal yanında 2-3 kişi ile çalıştığım inşaata geldi. Oraya ne maksatla geldiklerini ve yanındaki/erin kim olduğunu bilmiyor ve şahısların eşkallerini hatırlamıyorum. Ama biz kendisiyle tesadüfen karşılaştık. İstanbul'a birkaç görüşme yapmak için geldiğini ve otelde kaldığını söyledi. Ancak ne kadar zamandır orada olduğunu ve ne kadar daha kalacağı konusunda bir şey söylemedi. Biraz muhabbetten sonra o akşam buluşup biraz eğlenmeye karar vererek ayrıldık. Bana irtibat için şu an bende kayıtlı olmayan ve hatırlayamadığım bir telefon numarası verdi. Ancak bana verdiği numara devamlı kapalıydı ve onu aradığım her seferde telesekretere bağlanıyordu. Yasin'le o akşam Mimaroba'da bulunan Alem Restaurant'ın önünde buluştuk. Alem Restaurant'a giderek Yasin Hayal'le bira içmeye ve muhabbet etmeye başladık. Bir süre sonra oradakilerle sanatçıdan şarkı isteme konusundan dolayı tartıştık ve Yasin hesabı ödeyerek dışarı çıktık. Bir taksiye binerek Büyükçekmece sahiline gittik. Orada da bir diskoya girmek istedik ancak yanımızda bayan olmadığı için bizi içeri almadılar bu durumda bizde diskonun hemen yakınında bulunan barın bahçesinde bir masaya oturup muhabbet etmeye başladık. Yasin bana hayatımda bundan sonra neler yapmayı planladığımı sordu. Bana "futbolu bıraktın bundan sonra ömrün boyunca böyle inşaatlarda mı çürüyeceksin" dedi. "Türkiye'de adımızın duyulması için bir şeyler yapmak lazım sen iyi bir takımda futbolcu olup adını duyurabilirdin ama artık bunu yapamazsın. Sen mesela kendine Mehmet Ali Ağca'yı örnek alabilirsin. Ben mesela sürekli o kişiyi örnek alırım veya Allaaddin Çakıcı, bunlar Türkiye'de bir şeyler yapmış önde gelen insanlar. Mesela sende de o özellik var. Sen gözünü kırpmadan tetiği çekebilirsin. Senden git şu adamı öldür desem gözünü kırpmadan yapabilirisin" dedi.

Daha sonra Orhan Pamuk'tan bahsetti. Onun "Türkler Ermenileri katletti" dediği için ABD tarafından ödüllendirildiğini ona Nobel Ödülü verileceğini söyledi. Bu ve bunun gibi adamaların öldürülmesi gerektiğini söyledi. Kendisinin de Türkiye de adını duyurmak için böyle bir eylem yapmak istediğini söyledi. "Çünkü ABD ile işbirliği yapmaktadır ve onlarla işbirliği yapan herkes benim için aynı kefededir" dedi. Yasin ayrıca bana şu ana kadar ABD ile gerçekten mücadele eden tek kişinin Deniz GEZMİŞ olduğunu söyleyerek bana ondan bahsetti. İnternetten Çeçenlerle ilgili sitelere girerek Çeçenistan'daki çatışma ve bombalama görüntülerini izlemem gerektiğini özellikle Şamil Basayev ile ilgili olanları mutlakö4 izlemem gerektiğini söyledi. Bu konuşmalardan sonra orada banklarda uyumuşuz. Sabah uyanıp Trabzon'a geldiğimde kendisini aramamı söyleyerek ayrıldık.

Bu ifadenin de ortaya koyduğu gibi Trabzon Emniyeti'nin takibi altında olan Yasin Hayal, Dink'i öldüreceği ihbarına rağmen İstanbul'a geliyor, bundan hiç kimsenin haberi olmuyor.

Trabzon Emniyeti'nin bu konuya açıklık kazındırması gerekmiyor mu? Denilebilir ki; "Ergün Çağatay yalan söylüyor." O zaman ifadeleriyle Jandarma'nın Dink Cinayeti'ndeki ihmalini ortaya çıkaran Hayal'in eniştesi Coşkun İğci'nin Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesi'ne verdiği 22 Ocak 2008 tarihli ifadeye bakalım. Dink ailesinin avukatları İğci'ye iki Jandarma İstihbarat görevlisine (Okan Şimşek ve Veysel Şahin), Yasin Hayal'in arkadaşlarıyla birlikte İstanbul'a giderek Dink'in evi ve Agos gazetesi arasında keşif yaparak krokilerini hazırladığını söyleyip söylemediğini sordular. İğci'nin verdiği yanıta bakalım:

Evet ben her iki sanığa (O. Şimşek ve V. Şahin) bu şekilde beyanda bulundum. Yasin'in ne zaman ve kimlerle İstanbul'a gittiği konusundan bilgi alamadım. Yasin bana bu şahsı öldüreceğini söyledi. "İstanbul büyük metropol şehir nasıl öldüreceksin" dediğimde de kendisi bana AGOS gazetesinin Şişli'de olduğunu yerini bildiğini, bu şekilde gidip gazetenin önünde bekleyip öldüreceğini söyledi...

ZİNCİRİN HALKALARI

Alınan ifadeler ve ortaya çıkan bilgiler Dink Cinayeti'ndeki ihmaller zincirini Trabzon'dan başlayarak Ankara ve İstanbul'a doğru birleştirmek gerekiyorken müfettiş(ler) bir ildeki her adım için ayrı bir rapor yazıyorlardı.

İstanbul Polisi'nin ihmaliyle ilgili hazırlanan raporlarda ise yalnızca İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler suçlanıyordu.

Nitekim, Müfettişlerin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah hakkında soruşturma izni verilmemesi, Güler hakkında ise soruşturma açılması talebi İstanbul Valiliği tarafından aynen onaylanıyordu. Dink ailesinin avukatlarının, Cerrah'ın savunmalarının haksız olduğu ve hakkında soruşturma açılması yönündeki talepleri ise kabul edilmedi.

"DİNK CİNAYETİNDE DEVLETİN SORUMLULUĞU VARSA SUÇ BENİM"

İstihbarat Şube Müdürü Güler, İstanbul Valiliğinin kararına karşı İstanbul Bölge İdare Mahkemesi'nde dava açtı. Güler dilekçesinde, konuyla ilgili astı konumunda olan birçok kişinin çalıştığını, personel raporunu başka memurların yazdığını belirterek tek sorumlunun kendisi olarak belirlenmesinin, eksik inceleme yapılmasından kaynaklandığını söyledi.

Ayrıca istihbarat uzmanı olmayan müfettişlerin verdiği kararların hatalı olduğunu, dolayısıyla gizli yönetmeliklerde belirtilen görevlerin yerine getirilip getirilmediğinin uzman istihbaratçılardan oluşan bilirkişi heyeti tarafından tespitini istedi. 1

İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 23 Mayıs 2007 günü verdiği kararla bu talepleri yerinde buldu ve Güler hakkındaki soruşturma izni verilmesi kararını bozdu.

Artık olayın içine istihbaratçılar tümüyle nüfuz etmişti.

Tam bu tartışmaların yaşandığı sıralarda, Şemdinli Komisyonu'na verdiği ifadede "Hırsız evin içindeyse kapı kilit tutmaz" diyen İstihbarat Dairesi eski Başkanı Sabri Uzun'a ait olduğu iddia edilen sözler kulaktan kulağa yayılmaya başladı. İddiaya göre Sabri Uzun yakın çevresine şunları söylüyordu.

Devletin Dink Cinayeti konusunda suçu varsa sorumluluk bana ait. Herhalde mahkeme ya da müfettişler benim ifademe başvurur. 12 Haziran 2003 ile 22 Mart 2006 tarihleri arasında İstihbarat Dairesi Başkanlığı yaptım. Erhan Tuncel, benim imzam ve onayımla Yardımcı İstihbarat Elemanı oldu. Bu elemanın benim görev dönemimdeki tüm hata ve kusurlarından doğan sorumluluğu kabul ediyorum. Ama ne Dink Cinayeti konusunda ne de Ergenekon soruşturması sırasında kimse benim ifademi almadı.

Oysa uzun yıllar Başkan olarak görev yaptım. İstihbarat Dairesi Başkanlığı olarak 2002 yılında "Hedef Şahıslar" konulu bir yazının İl İstihbarat Şube Müdürlüklerime gönderildiği, terör örgütlerinin hedefi olan kişilerin koruma usullerinin neler olduğunu orada anlattık. Tüm işlemler buna göre yapılmalıydı. Ama ne bu yazıya ne benim bilgilerime başvuruldu. Biz orada ne olması gerektiğini anlattık ve önlemlerimizi sıraladık, işlerin gereği anlatılmışken, buna uymayan birimler sorumluluk sahibidirler.

İstanbul İstihbarat Müdürü Güler'de ilk günden itibaren çok önemli iki şey söylüyordu; sorumluluğun ortaya çıkarılması için İstihbarat Dairesi Başkanlığinın 2002 tarihli Hedef Kişiler Programı başlıklı tamimin incelenmesi ve bu gizli tamimde imzası olan Dairenin eski Başkanı Sabri Uzun'un ifadesine başvurulması.

Ancak Mülkiye Müfettişleri nedense 17 Şubat 2006 tarihli yazının Trabzon'dan İstanbul İstihbarat'a gönderildiği dönemde İstihbarat Dairesi Başkanı olan Sabri Uzun'un ifadesini almadı.

Güler, ilk ifadesinden başlayarak incelemenin tamamında hep aynı belgeden söz etti.

Bu 8 Şubat 2002 tarihini taşıyan terör örgütünün hedefi konumunda olan kişilerin korunması ile ilgili İstihbarat Dairesi Başkanlığı birimleri ile İllerdeki İstihbarat Şubelerinin yapması gerekenlerin anlatıldığı "Hedef Şahıslar Programı" ile ilgili Sabri Uzun imzalı yazıydı.

Ancak İstanbul Polisinin ihmaliyle ilgili inceleme yapan müfettişler taleplere rağmen raporlarına bu yazının varlığını geçirmediler.

Güler'in müfettiş raporuna girmeyen ifadesinde şöyle bir cümle vardı:

Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü'nde Yasin Hayal'in Hrant Dink'e karşı yapmayı planladığını söylediği ses getirici eylemin öldürmâ4 yönünde ciddi ve yakın bir tehdit oluşturduğu kanaati olsaydı söz konusu yazının İKK (İstihbarata Karşı Koyma) kapsamında başka bir aidiyet numarası (13-900/0008) ile İstihbarat Daire Başkanlığı 'na yazılmış olurdu.

Güler bu ifadesinde Trabzon İstihbarat Şubesi'nin gönderdiği yazının Hrant Dink'in öldürülebileceğine ilişkin bir uyarı yazısı niteliği taşımadığı, böyle olsaydı Trabzon'un İstihbarat Dairesi Başkanlığına bir başka formatta yazı göndermiş olması gerektiğini anlatıyordu.

Bunun, Sabri Uzun imzalı resmi yazının gereği olduğu vurgulanırken, hedef olan kişi ile ilgili koruma görevini, İKK Şube Müdürlüğü'nün hazırlayacağı ve İstihbarat Dairesi Başkanlığının imzasını taşıyacak yazıyla Koruma Daire Başkanlığına veriyordu. 2002 tarihli tamim gereği aynı yazının İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne de gelmesi gerekiyordu.

Güler'in ifadesine göre, ancak Mülkiye Müfettişleri nedense onun savunmasının en güçlü tarafını oluşturan bu yazıyı raporlarına koymuyorlardı.

Zaten 15 Şubat 2007 tarihini taşıyan Trabzon İstihbarat Şubesi'nin İstihbarat Dairesi Başkanlığına gönderdiği ve C Şubesi'nde bulunan ve Erhan Tuncel'in anlatımlarına dayanan "Yasin Hayal'in ne pahasına olursa olsun Hrat Dink'i öldüreceğinin" yazılı olduğu F4 raporunun gereği yapılmış olsaydı, Sabri Uzun'un imzasıyla İstanbul Koruma Daire Başkanlığına "Dink'in korunmasıyla" ilgili bir yazının gitmiş olması gerekirdi.
Peki böyle bir yazı var mı? Yok. O zaman şu soru akla geliyor:
Sabri Uzun Trabzon'dan gelen F4 raporunu gördü mü?
"Hayır... "

İSTİHBARAT DAİRESİ BAŞKANININ SEÇİMİ

İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler, kendisini savunurken ısrarla ihmal olayının gizli yönetmeliklerle karşılaştırarak konunun Emin Aslan (Halen Emniyet Genel Müdür Yardımcısı) gibi uzman istihbaratçılar tarafından da incelenmesini ve bir bilirkişi raporu hazırlanmasını istiyordu.

Müfettiş, Güler'in bu talebini kabul etmedi ve bilirkişi raporu hazırlanmasına gerek görmedi. Ama Bölge İdare Mahkemesi İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü'nün diğer personelinin ifadelerinin alınmamış olmasını eksiklik olarak görürken, uzman istihbaratçılardan oluşan bir heyetin bilirkişi raporu hazırlaması gerektiğine hükmetti. Böylece Güler hakkındaki soruşturma izni verilmesi kararını kaldırdı.

Mülkiye Başmüfettişi Şükrü Yıldız, 23 Temmuz 2007 günü, mahkemenin isteği doğrultusunda rapor hazırlanması amacıyla "Bilirkişi" olarak atanmak için iki "Emniyet Müdürünün" görevlendirilmesini talep etti.

Emniyet Genel Müdürlüğü Müfettiş Şükrü Yıldız'ın talebini İstihbarat Dairesi Başkanlığı'na gönderdi. Başında Akyürek olan İstihbarat Dairesi Başkanlığı bilirkişi olarak İstihbarat Dairesi Başkanlığı'nda 4. Sınıf Emniyet Müdürlerinden Lokman Kırçılı ile Yunus Yazır'ı bilirkişi olarak4 atadı.

Görünürde bir gariplik yoktu. Yani şekil şartı tamamdı, atanan iki kişi Emniyet Müdürü statüsündeydi.

Ancak İstihbarat Dairesi Başkanlığinın bilirkişi belirlerken gerekli özeni göstermediği de açıktı. Çünkü seçilen kişilerin rütbesi haklarında inceleme yaptıklarından daha düşüktü.

Ayrıca idari olarak soruşturma konusu olabilecek İstihbarat Dairesi Başkanlığı emrinde çalışıyor olmaları önemli bir sorundu. Hakkında inceleme yapılan Ahmet İlhan Güler'e göre bilirkişi tayin edilmiş kişilerin adli bilgileri de tartışmalıydı.

Buna karşın Kırçılı ve Yazar bilirkişi olarak 1 Ağustos 2007 tarihinde bir rapor yazdılar. Her şeye rağmen hazırlanan raporda üç önemli saptama yapılmıştı. 17 Şubat 2007 tarihli yazının gereğinin yeterince yapılmadığını, gizli yönetmeliklerde belirtilen hizmet gereklerini yerine getirmediğini belirtiyordu rapor. Ayrıca mevzuat çerçevesinde yapılması gereken ve yapılmayan iş ve işlemlerden dolayı İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde görev yapan en alt kademeden en üst kademedeki memur ve yöneticilerin denetim görevini yerine getirmemek başta olmak üzere, ceza ve disiplin hukukundan kaynaklanan sorumluluklarının bulunabileceği tespiti de yapılmıştı.

Tespitlere itiraz etmek mümkün değildi ama bir eksik vardı: Bilirkişiler, İstanbul Emniyet Müdürlüğü ve İstihbarat Şube Müdürlüğü ile ilgili değerlendirme yaparken, İstihbarat Dairesi Başkanlığı ve bizzat kendilerinin başında olduğu şubelerin yönetmelikte verilen görevlerinden hiç bahsetmiyorlardı.

O eksik ise bilirkişilerden kaynaklanmıyordu.

Mülkiye Başmüfettişi Şükrü Yıldız, iki bilirkişiye verdiği toplam 240 sayfa evrak üzerinden inceleme yapmasını talep ederken, nedense teröristlerin hedefi olacak kişilerin koruma usulleri hakkındaki İstihbarat Dairesi Başkanlığinın 8 Şubat 2002 tarihli Başkan Sabri Uzun imzalı yazısını vermedi.

Mülkiye Müfettişi Şükrü Yıldız, bilirkişilerin en alt kademedeki memurundan en üst kademedeki yöneticisi kadar denetim görevlerini yerine getirmediğini söylemesine rağmen, Dink Cinayeti'ndeki ihmalin tek sorumlusu olarak İstihbarat Şubesi Müdürü Ahmet İlhan Güler ismini yeniledi.

Müfettiş Yıldız bu durumu 21 Ağustos 2007 tarihinde raporlaştırdı. İstanbul Valiliği 28 Ağustos 2007 tarihinde Güler hakkında soruşturma izni verilmesini kararlaştırdı.

Güler bu karara da Bölge İdare Mahkemesi nezdinde itiraz etti, Bölge İdare Mahkemesi Güler hakkında soruşturma izni verilmesi yönündeki İstanbul Valiliğinin kararının bozulmasına 15 Kasım 2007 günü karar verdi.

Kararda, artık işin tam istihbaratçılar savaşma dönüştüğünün en büyük kanıtı olan Güler'in savunması etkili oldu. Güler, hedefe İstihbara!4 Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek'in emrindeki bilirkişi olarak atanan kişileri oturtmuştu. Mahkemeye sunduğu dilekçesinde bu kişiler hakkında şunları söylüyordu:

Bilirkişi olarak seçilen her iki kişi de bu olayla ilgili benim sorumlu olmadığımın ortaya çıkması halinde sorumlu tutulacak konumdaki kişilerdir.

Çünkü bu olayda (Dink Cinayeti) görevi ihmal etme ihtimalleri bulunanlar, İstanbul İstihbarat Şube Müdürü olan ben, o tarihteki Trabzon Emniyet Müdürü (Ramazan Akyürek) ve/veya İstihbarat Şube Müdürü (Engin Dinç) ve Ankara'daki İstihbarat Dairesi Başkanlığadır. Bilirkişiler ise bu konudaki sorumluluğu ciddi biçimde irdelenmesi gereken İstihbarat Dairesi Başkanlığının görevlileridir. Yani adeta bu kişilere (bilirkişilere) bana bir kusur bulmazlarsa, kendi çalıştıkları birimlere kusur bulmak zorunda kalacakları bir görev verilmiştir. Öte yandan bilirkişilerin istihbarat hizmetinin her aşamasında çalışmış ve tecrübe kazanmış olması gerekir. Oysa bilirkişilerden Yunus Yazır bakan korumalığı (Murat Başeskioğlu) yaparken Emniyet Amiri rütbesindeyken İstihbarat Dairesi Başkanlığına tayin olmuştur. Adam takibi, yardımcı eleman çalıştırması, operasyon ve saha tecrübesi olmayan bir kişidir.

Diğer bilirkişi Lokman Kırçılı ise Hedef Şahıslar konulu yazıdaki (Sabri Uzun imzalı 8 Şubat 2002 tarihli) görevi yerine getirmesi gereken Merkez Aşırı Sağ ve İrticai Faaliyetler ile ilgili C Şube Müdüründür. Dolayısıyla bu olayda Trabzon'dan gelen bilgiler üzerine, gerekli değerlendirmeyi yaparak koruma talebi dahil gerekli önlemleri koordine etme görevi olan birimde görev yapmaktadır. Bu olaya ilişkin görevlerini eksiksiz yerine getirip getirmediği araştırılması gereken bir şubede görev yapan birisinin bilirkişilik yapması doğru değildir.

Yani biraz daha açmak gerekirse, Hrant Dink'in öldürülmesinde ihmali olap olmadığı tartışılan kurumlardan birisi, Trabzon Emniyet Müdürlüğü diğeri İstanbul Emniyet Müdürlüğü ise üçüncüsü de İstihbarat Dairesi Başkanlığı'dır.

İstihbarat Dairesi Başkanlığı'nda görevini tam olarak yapıp yapmadığı tartışılan kişi ise "Hrant Dink'in Yasin Hayal tarafından ne pahasına olursa olsun öldürüleceği" bilgisinin yer aldığı F4 raporunun gönderildiği C Şubesi Müdürü Ali Fuat Yılmezer'dir. Yılmaz'ın o tarihteki yardımcısı da bilirkişi olarak atanan Lokman Kırçılı idi. Yani C Şubesi'nin Dink Cinayeti'nde ihmali olup olmadığı incelenme konusu olması halinde Lokman Kırçılı hakkında da araştırma yapılması gerekebilecek.

Gelelim diğer bilirkişi olan Yunus Yazır'a. Yazır İstihbarat Dairse Başkanlığı'nda Teknik Operasyon (TEKOP)Şube Müdürü olarak Türkiye'deki tüm telefon dinleme işlemlerinin başındaki isim. Yine Dink Cinayeti konusunda İstahbarat Dairesi Başkanlığı'na yönelik bifl4 inceleme söz konusu olduğunda, hakkında inceleme yapılacak kişilerden birisi de Yazır olacak.

Zaten İstanbul Bölge İdare Mahkemesi de tam da bu nedenle yani, "bilirkişi seçilen kişilerin konumlan ve görevleri, soruşturma konusu olayla olabilecek muhtemel ilişkileri, hakkında soruşturma yapılan kişilerle olan ast-üst ilişkileri konusunda da gerekli titizliğin gösterilmediği anlaşıldığından, bu bilirkişi raporuna dayalı inceleme raporuna dayalı olarak alınan kararda isabet bulunmadığı" gerekçesiyle dosyanın Valiliğe iadesine karar verdi.

"SİZ İSTANBUL İLE SINIRLI KALIN"

Bu sonuçla birlikte incelemeyi yapan Mülkiye Başmüfettişi Şükrü Yıldız, 31 Ocak 2008 günü Emniyete yazdığı yazı ile iki uzman bilirkişi tayin edilmesini istedi. Emniyet Genel Müdürlüğü, istihbarat konusunda deneyimli Levent Yarımel ve Durmuş Demirbaş'ı görevlendirdi.

Yıldız, iki istihbaratçıya bu kez 320 sayfalık belge vererek evrak üzerinde İstanbul Emniyeti'nin sorumlu olup olmadığının tespitini istedi.

Bilirkişiler, sorumluların tam olarak ortaya çıkarılması için Trabzon ayağının da incelenmesi üzerinde durdular. Trabzon'dan başlayarak Ankara ve İstanbul'da da belgeler üzerinden tüm yazışmalar hakkında inceleme yapmak istediler. Ancak incelemeyi yapan Başmüfettiş Yıldız, bilirkişilerden yalnız İstanbul'un ihmali konusunda belge üzerinden inceleme yapmalarını istedi.

Yıldız'ın verdiği belgeler arasında yine Sabri Uzun imzasını taşıyan 8 Şubat 2002 tarihli Hedef Şahısların korunması konusunda İstihbarat Dairesi'nin sorumluluklarını gösteren emir yazısı yoktu. Erhan Tuncel'in anlatımlarının yer aldığı F3/F4 raporları da yoktu. Eğer bu yazı ve raporlar ellerinde olsaydı belki de raporun sonuç kısmındaki isim listesi daha geniş olacaktı.

İki bilirkişi yazdıkları raporda Ahmet ilhan Güler'i "tek günah keçisi" olmaktan çıkardılar. Madem Ümraniye'ye giden istihbaratçılar söz konusu fırını bulamadı, madem hazırladıkları rapor bilgisayara girilmedi o zaman diğer "günahkâr keçilerin" de ortaya çıkması gerekiyordu.

Ve ilginç bir sonuç yazdılar. Birincisi İstanbul İstihbarat'ını sevindirdi. Bu maddede Trabzon'dan İstanbul İstihbarat Şubesi'ne gönderilen yazı hakkında istihbarat teknik ve metodlarını kullanarak çalışmalar yaptığı sonucuna vardıklarını yazdılar.

İkinci maddede İstanbul İstihbarat Şubesi'nin elde ettiği teknik sorgulama bilgilerinin rapor haline getirmedikleri, yapılan çalışmalar sonucu elde ettikleri bilgileri resmi yazı ile ilgililerine bildirmediklerinden görevini imhal ettiklerini sonucunu kayda geçirdiler.

22 Şubat 2008 tarihli bilirkişi raporunun sonucuna, yazı hakkında bilgisi olmayan İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah dışında, İstihbara!4 Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler, Yardımcısı Bülent Koksal, C Büro Amiri, Emniyet Amiri İbrahim Pala, C Büro Masa Amiri Volkan Altunbulak, Polis Memurları Bahadır Tekin ve Özcan Özkan görevi ihmal suçunu işlediğini yazdılar.

İki bilirkişi bu görevlilerin istihbarat teknik ve metodlarını kullanarak çalışma yaptıklarını belirtmelerine karşın Mülkiye Başmüfettişi Şükrü Yıldız'ı şüphe kapladı.

İstanbul Emniyet İstihbarat Şubesi, Trabzon İstihbarat Şubesi'nin 17 Şubat 2006 tarihinde İstanbul İstihbarat Şubesi'ne gönderdiği yazı üzerine Ümraniye'de yaptıklarını söyledikleri inceleme sonucu hazırlanan 24 Şubat 2006 tarihli personel raporunu İstihbarat'm bilgisayar sistemine girmemiş, teknik sorgulama bilgilerinin rapor haline getirilmemiş ve elde edilen sonuçları resmi yazıyla ilgililerine bildirmemişti. Acaba İstanbul İstihbaratı "yaptım" dediği inceleme ve araştırmayı gerçekte hiç yapmamış mıydı? Daha da kötüsü 24 Şubat 2006 tarihli personel raporu Dink öldürüldükten sonra mı düzenlenmişti?

Bu soruların en doğru yanıtını ise İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek verecekti. Yıldız'ın 3 Mart 2008 tarihli yazısı üzerine 6 Mart 2008 günü yanıt gönderen Akyürek şunların altına imza atmıştı,

Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü'nün 17.02.2006 tarihli yazısında belirtilen Osman Hayal'in kullandığı 0538 719 31 81 nolu telefon hakkında 12.02.2006 tarihi ile cinayetin işlendiği 19.01.2007 tarihleri arasında İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü tarafından herhangi bir teknik çalışma yapılmadığı ekteki log kayıtlarından anlaşılmaktadır.

Hrant Dink'in öldürüldüğü 19.01.2007 tarihinden önce Osman Hayal hakkında İstihbarat Değerlendirme Projesi kapsamında evrak ve şahıs ile ilgili olarak İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlilerince herhangi bir çalışma yapılmadığı ekteki log kayıtlarından anlaşılmaktadır.

Yıldız ile birlikte tüm Türkiye, İstanbul İstihbarat Şubesi'nin Dink öldürüldükten sonra yapmadığı bir araştırma hakkında geçmiş tarihli rapor düzenlediğine inanmıştı.

Ancak Yıldız ve Türkiye bizzat Ramazan Akyürek tarafından yanıltıldığını Mülkiye Başmüettişi Akif İkbal'in hazırladığı inceleme raporuyla anlayacaktı. Bu konudan kitabın girişinde bahsettiğimiz için tekrar etmeye gerek yok.

Gelelim Yıldız'ın İstanbul ile ilgili olarak hazırladığı son rapora.

Şükrü Yıldız hem iki bilirkişinin hazırladığı rapor hem de İstihbarat Dairesi Başkanlığinın yazısı üzerine İstanbul Emniyet Müdürü Cerrah dışındaki İstihbarat Şubesi'nin altı personeli hakkında soruşturma izni verilmesini talep etti. Valilik 20 Mart 2008 tarihinde bir kişi hariç beş kişi hakkında soruşturma açılması talebini kabul etti.

Hakkında soruşturma açılması istenen İstihbarat Şubesi Müdürü Güler, karara ilişkin itiraz dilekçesinde, hem incelemeyi yapan Mülkiyi4 Müfettişi Şükrü Yıldız, hem İstihbarat Dairesi Başkanlığinı hem de Başkanı Ramazan Akyürek hakkında önemli iddialarda bulundu.

Müfettiş Şükrü Yıldız'ı eksik, yanlı ve yanlış raporlar hazırlamakla suçlayan Güler, dilekçesinin bir yerinde, log kayıtlarının İstihbarat Dairesi Başkanlığı'nda bulunmamış olmasını şöyle gerekçelendirdi:

Olayda kişisel sorumlulukları ortaya çıkabilecek görevlilerin bilgileri kasıtlı olarak değiştirmesi ve loğları bozmasıyla mümkün olabilir. Hukuken taraf olan bir kişinin (Ramazan Akyürek) başında olduğu ve onun talimatıyla hazırlanan yazıyı müfettiş delil olarak kullanmaktadır. Başmüfettiş Şükrü Yıldız, bilirkişiye sorması gereken soruları bilirkişiye sormamıştır. Oysa İstihbarat Dairesi Başkanlığından bilgi ve rapor istemektedir. Bu İstihbarat Dairesi Başkanlığı ise anlaşılmaz biçimde adeta olay tarihinde Trabzon'da görevli herkesi ve İstihbarat Dairesi Başkanlığı 'nı korumak adına, gerekmemesine rağmen İstanbul'u suçlamaktadır.

Bilindiği gibi bu Başmüfettiş Şükrü Yıldız'ın ilk eksikliği değildi. Hatırlayacaksınız İstanbul Bölge İdare Mahkemesi, haklarında soruşturma açılması olasılığı bulunan kişilerin bilirkişi olarak atanmasını hatalı bulmuş, raporu yeniletmişti. Yıldız bundan sonuç çıkartacağına, belki bir gün soruşturma konusu olacak İstihbarat Dairesi Başkanlığı ve onun Başkanı Ramazan Akyürek imzalı bir belgeye itibar ederek hatasını yinelemiş oluyordu. Nitekim Mülkiye Başmüfettişi Akif İkbal'in raporu da Yıldız'ın Ramazan Akyürek imzalı yazıyla nasıl aldatıldığını ortaya çıkaracaktı.

Ancak Bölge İdare Mahkemesi 27 Haziran 2008 tarihinde son kararını verdi. Yalnızca bir personeli idari olarak cezalandırılan İstihbarat Şubesi Personeli hakkında cezai bir soruşturma açılmasına ilişkin talepleri reddetti.

İşin ilginç yanı tüm müfettiş raporlarında hakkında soruşturma açılmasına gerek olmadığı belirtilen Celalettin Cerrah hakkındaki karar oy çokluğuyla, her raporda suçlanan İstihbarat Şubesi Müdürü Ahmet İlhan Güler hakkındaki karar ise oy birliği ile alındı.

Cerrah'ın lehine çıkan karara itiraz eden ve hakkında soruşturma açılmasını isteyen Bölge İdare Mahkemesi Üyesi Hakim Saadettin Yaman, hadis ve ayetlerle süslediği karşı oy yazısında Hrant Dink'in korunmasında birinci derecede İstanbul Emniyet Müdür Celalettin Cerrah ile İstanbul Valiliğinin sorumluluğu olduğunu belirterek bu iki makamı görevi ihmal ile suçladı.

Bu karşı oy yazısı sonucu değiştirmese de Hakim Yaman, Cerrah hakkında soruşturma açılmasını, İstanbul Valiliği hakkında da inceleme yapılmasını kararına yazdı.

Kaynakça
Kitap: DİNK CİNAYETİ VE İSTİHBARAT YALANLARI
Yazar: NEDİM ŞENER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Hrant Dink Cinayeti'ni Amerika Planladı!

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir