Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Artık Baskı Yok Gerçeği Anlatın

Burada Hrant Dink Cinayeti hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Artık Baskı Yok Gerçeği Anlatın

Mesajgönderen TurkmenCopur » 06 Haz 2011, 22:18

ARTIK BASKI YOK GERÇEĞİ ANLATIN

JANDARMADA KİLİDİ AÇILIYOR


Eğer Trabzon Bölge İdare Mahkemesi Trabzon Polisi'nin Dink Cinayeti'ndeki ihmali ile ilgili soruşturma izni verseydi, ya da İstanbul Cumhuriyet Savcılığının 11 maddelik suç duyurusu üzerine Trabzon Cumhuriyet Savcılığı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermeyip de soruşturma dava açsaydı ne olurdu?

Cevabı görmek için Jandarma dosyasına bakmak gerekiyor.

Kısa bir cevap bekleyenler için şunu yazmak yeterli; Jandarma müfettişinin karşı görüşüne rağmen Mülkiye Başmüfettişleri Şükrü Yıldız ile Mehmet Ali Özkılınç, Jandarma ile ilgili raporlarını, Trabzon İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürü J.Yüzbaşı Metin Yıldız, Jandarma İstihbarat görevlileri J.V.Kad. Çavuş Veysel Şahin ile J.Kad.Başçavuş Okan Şimşek ve Merkez Karakol Komutanı J.Başçavuş Cevat Eser hakkında "soruşturma izni verilmesi" talebiyle bitirmişti. Raporun gittiği Trabzon Valiliği İl İdare Kurulu ise iki günah keçisi bulmuştu; Okan Şimşek ve Veysel Şahin.

Ancak Pandora'nın kutusunun açılması için bu bile yetmişti.

Artık tüm kötülükler ortaya çıkmış ancak umut da belirmiştir.

Şahin ve Şimşek müfettişlere verdikleri ve Jandarma'nın kusuru olmadığına ilişkin tüm ifadelerinin yalan olduğunu söylerek, Hrant Dink'in öldürülmesindeki ihmal zincirinin Trabzon İl Jandarma Alay Komutanı Ali Öz'e uzanan halkasının birleştirilmesini sağladı.

Şimdi gelelim Trabzon'da Jandarma'nın göz göre göre Hrant Dink'in öldürülmesine seyirci kalmasıyla ilgili dosyanın kapağını aralamaya.

Her şeyi Çoşkun İğci'nin 31 Ocak 2007 günü İstanbul terörle Mücadelie Şubesi'de alınan ifadesi başlattı.

Buna bağlı olarak İçişleri Bakanlığı'nın 22 Şubat 2007, Jandarma Genel komutanlığı'nın 26 Şubat 2007 tarihli emri üzerine Mülkiye Başmüfettişleri Şükrü Yıldız ve Mehmet Ali Özkılınç ile Jandarma Müfettişi J. Kd. Albay İsa Öztürk ve J. Albay Süleyman Doğan, Trabzon Jandarma Komutanlığı görevlilerinin Hrant Dink Cinayeti'nin önlenmesi konusunda zafiyet ve ihmalinin olup olmadığını araştırmak için kolları sıvadı.

Soruşturma kapsamında Hrant Dink'in öldürüleceği bilgisine kolayca ulaşıp ulaşamayacağı, Coşkun İğci'nin Jandarma İstihbarat Görevlilerine Hrant Dink'in öldürüleceği bilgisini verdiğine, Jandarmanın ise böyle bir bilgi almadığına ilişkin beyan ve iddialarını araştırmak amacıyla hazırlanan rapor 2 Nisan 2007 tarihinde tamamlandı.

Bilenler hemen tanıyacaktır, ama bilmeyenler için sıradan bir isim gibi gelen Coşkun İğci'nin Devlet Malzeme Ofisi'nde güvenlik görevlisi olarak çalıştığını belirtelim. Dahası Yasin Hayal'in halasının kocasıydı. İğci'nin ifadeleri soruşturmanın seyrini değiştirecekti.

İnceleme şu isimleri kapsıyordu:

Ali Öz (J. Albay Trabzon İl Jandarma Komutanı), Metin Yıldız (J. Yüzbaşı İstihbarat Şube Müdürü), Mehmet Altıntel (J. Yüzbaşı Merkez Jandarma Bölük Komutanı), Murat Akçe (J. Üst. Merkez Jandarma Bölük Komutanı), Nazmi Tamer (J. Kd. Bçşv. Merkez Jandarma Karakol Komutanı) Cevat Eser (J. Bşvş. Merkez Jandarma Karakol Komutanı), Veysel Şahin (Uzm. J. V. Kad. Çvş.) Okan Şimşek (J. Kad. Bçşv).

2004 yılında tanıştığı Jandarma İstihbarat Elemanları ile zaman zaman görüşen, hatta tarihi eser operasyonu hakkında onlara yardım eden, hint keneviri ekenleri ihbar eden İğci, tüm bunları maddi karşılık için değil, "milliyetçi" duygularla yapıyordu. Ona göre Türkiye'ye zarar gelecekse her konuda yardım etmek gerekti.

Ancak ifadesinden anlaşılıyordu ki JİTEM Hayal ile ilgili sağlam bir kaynak bulmuştu. Yasin Hayal, McDonald's bombalamasından sonra girdiği cezaevinden çıktığı günlerde JİTEM elemanları İğci'ye Yasin Hayal'i sormaya başladılar.

Coşkun İğci İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nde 31.01.2007 tarihinde verdiği ifadesinde bunu şöyle anlattı:

...Benim eşim olan Emine İğci'nin abisi Bahattin Hayal'in oğlu olan Yasin Hayal Trabzon içindeki McDonald's eylemi ile ilgili cezaevinden çıktıktan sonra JİTEM görevlileri Engin ve X-1 şahıs ile buluştuğumuzda bana Yasin Hayal'i sordular. Ben de onlara, Yasin Hayal'in akrabam olduğunu söyledim. JİTEM görevlileri Engin ve X-1 şahıs da bana, "Yasin Hayal senin akraban, akraban olduğundan dolayı Yasin Hayal'in yapmış olduğu eylemler hakkında bilgi al. Arkasında bir örgüt var mı? McDonald's bombalama eyleminin detayları hakkında bilgi almaya çalış" dediler. Ben de, "Tamam" dedim...

2006 yılının muhtemelen temmuz ayının ortalarında Yasin Hayal'in bir gazeteciyi öldüreceği söylentileri kulağıma geldi. Çünkü bölgede bulunan birçok insan bu tip şeyler konuşuyorlardı. Ben de Yasin Hayal'i telefonla aradım ve buluşmak istedim. İşyerime çağırdım. Kendisi de işyerime geldi. Yasin Hayal'e "Bu gazeteci mevzusu nedir, neden gazeteciyi vurmayı düşünüyorsun" diye sordum. Yasin Hayal de bana direkt olarak "Ben Hrant Dink'i vuracağım" dedi... Ben bunları duyduktan sonra JİTEM görevlileri Engin ve X-1 şahısları telefonla aradım ve buluştuk. Yanlarında üçüncü bir JİTEM görevlisi X-2 ismini bilmiyorum kısa boylu esmer bir şahıs vardı. Ben konuyu görevlilere anlattım. Bana, "Yasin Hayal ile tekrar görüş ve detaylı bilgi al" dediler. Ben de Yasin Hayal ile tekrar görüştüm. Yasin Hayal bana "300 YTL param var bu para ile bu eylem için silah temin edeceğim" dedi ve bana Hrant Dink'e ait bilgisayar çıktısı fotoğraf, iş ve ev adreslerini gösterdi. Ben de bu konuyu JİTEM görevlileri Engin, X-1 ve X-2 şahıslara ilettim onlar da bana "Parayı Yasin Hayalden al ve bir silah bulacağını söyle" dediler. Ben de tekrar Yasin Hayal ile buluştum ve kendisinden silah bulmak amacıyla 300 YTL aldım. Hatta bu paralar 6 adet 50 YTL idi. Tekrar JİTEM1 görevlileri Engin, X-1 ve X-2 şahıslarla görüşerek "Parayı aldım, parayı ne yapmam gerekiyor" diye sorduğumda onlar da bana "Para sende kalsın nasıl hareket edeceğini biz sana söyleriz" dediler.

...Yasin Hayal'in bazı üniversiteli arkadaşları olduğu bilgisini JİTEM görevlilerine verdim.

2006 Eylül ayı içerisinde Yasin Hayal beni sık sık cep telefonumdan arayıp ve en son olarak Jandarma görevlileri Engin, X-1 ve X-2 şahıslara iletmek için buluştuğumda, Yasin Hayal'in işyerime gelip "Parayı aldın nerede silah ya silahı ver ya da parayı iade et" diyerek tehdit etti dedim. Bu durum iş arkadaşlarımı da rahatsız ediyordu. Ben de bu konuyu JİTEM beni aşırı derecede sıkıştırdığını ne yapmam gerektiğini sorduğumda onlar da bana "Biz bu konuyu değerlendirelim sana ne yapman gerekeni söyleyeceğiz" dediler. Tekrar JİTEM görevlileri Engin, X-1 ve X-2 şahıslar ile buluştuğumuzda bana "Yasin Hayal'e silah bulamadığını söyleyerek parayı iade et" dediler. Ben de kendilerine "Parayı iade etmeyelim siz bir silah temin edin bu eylemi yapmaya teşebbüs edince yakalarsınız" şeklinde teklifte bulunduğumda bana "Olmaz" dediler. Bu arada Yasin Hayal beni telefonla arayıp tehdit edip parasını istiyordu. Ben de JİTEM görevlileri Engin, X-1 ve X-2 şahıslara "Bu parayı Yasin Hayal'e nerede iade edeyim, nasıl hareket edeyim" diye sordum. Çünkü korkuyordum. Yasin Hayal bana saldırabilir endişesi vardı. Onlar da bana "Değirmendere Üniversite Sapağı yol ayrımında buluş biz de orada olacağız uzaktan takip edeceğiz orada parayı verirsin" dediler. Ben de Yasin Hayal'e söylenen yerde buluşma verdim. Yasin Hayal buluşma yerine bir motosiklet ile yanında ismini bilmediğim görsem tanıyabileceğim daha önce hiç görmediğim bir şahısla geldi. JİTEM görevlileri Engin X-1 ve X-2 şahıslar da bizi uzaktan bir araç içinden seyrediyorlardı. Yasin Hayal'e 300 YTL'yi geri verdim. Yasin Hayal bana silahı bulamadığımdan ve kendisini oyaladığımdan dolayı çok kızdı ve ayrıldı. Bu olaydan sonra bu vakte kadar Yasin Hayal'i hiç görmedim ve telefonla dahi konuşmadım. Ancak JİTEM görevlileri Engin, X-1 ve X-2 şahıslar ile görüşmeye devam ettim. Görüşmelerimizde Yasin Hayal'in durumunu sorduğumda bana "Yasin Hayal bu işi yapmaz gözetimimiz altında" diyorlardı.

19.1.2007 günü Hrant Dink isimli gazetecinin öldürüldüğünü 20.1.2007 günü Posta gazetesinden öğrendim. Ben bu konu ile alakalı JİTEM görevlilerini aramadım çünkü onların beni arayacaklarını biliyordum. Ben cumartesi günü köyümüz olan Taşdelen köyüne gittim. Pazartesi sabah köyden gelerek göreve döndüm bu zaman zarfında JİTEM görevlileri beni cepten aramadılar...

22.1.2007 Pazartesi günü saat 10.30 sıralarında beni DMO Bölge Müdürlüğü girişindeki görevli arayıp akrabalarımın geldiğini söyleyince ben de içeriye aldırdım. Ancak gelenlerin JİTEM görevlisi Engin ve X-1 şahıs ve daha önce görmediğim başka bir JİTEM görevlisi X-3 (yüzü çökükA yüzü bir hayli pütürlü, 30-35 yaşlarında, esmer) olduğunu gördüm. Bahçede ayaküstü konuştuk. X-3 JİTEM görevlisinin elinde benim daha önceden vermiş olduğum bilgi notları vardı. Bu notları okudu ve X-3 JİTEM görevlisi Engin ve X-1 şahsa "Sizi kahraman yapacak bir şeyin bilgisini size vermiş ama siz kendinizi rezil ettiniz " dedi ve bana "Bu konuyu kimseye bahsetme polis seni alırsa kesinlikle konuşma daha sonra görüşeceğiz" dedi. Ben de, "Tamam " dedim ve ayrıldılar.

23.1.2007 günü JİTEM görevlileri beni işyeri telefonum olan 0462 334 1 0 83 nolu numaradan arayıp benimle buluşmak istedikleri yönünde not bırakmışlar. Ben kendilerini JİTEM görevlilerinin daha önceden bana vermiş oldukları 0542 275 31 27 nolu telefonu 0546 804 30 77 nolu telefonumla aradım ancak telefonu açmadılar kısa bir süre sonra 0537 793 08 01'den Engin isimli JİTEM görevlisi beni aradı ve bana "Yarın akşam buluşalım ve bir yerde bir çay içelim" dedi, ben de "Olur" dedim ve Trabzon Otogarının önünde buluşma verdik ve sonra telefonu kapattım.

24.1.2007 günü akşam 20.00 civarında JİTEM görevlisi Engin isimli şahıs beni 0537 793 08 01 nolu numaradan 0456 804 30 77 nolu telefonumu aradı ve Trabzon Otogarı önünde buluştuk. Beni bir minibüse aldılar. Minibüsün içerisinde JİTEM görevlileri Engin, X-1 ve X-3 vardı. Seyir halinde iken JİTEM görevlileri bana "Bu olayları birine anlatıp anlatmadığımı" sordular. Ben de "Anlatmadım " dedim. Sonra "Bu olaylar kendi aramızda kalacak mezara kadar gidecek sır olacak, bunu herhangi birisine anlattığın zaman senin için iyi olmaz hayati önem taşıyor, anlattığın zaman başına işler gelebilir polisin seni alma ihtimali yok ama alırsa hiçbir şey söylemeyeceksin, bize bu olayı bildirdiğini kesinlikle anlatmayacaksın, anlatırsan senin geleceğin için hayırlı olmaz. Sağlığın sıhhatin için iyi olmaz hayat memat meselesi bunlar bu olayları anlatmaman senin can güvenliğin için iyi olur" dediler... Bu şekilde Trabzon'dan Arsin ilçesine kadar gidip döndük... ayrıldıktan sonra Pelitli beldesinde belediye anonsundan kesinlikle jandarma haricinde sivil vatandaşın kimseye bilgi vermemesi bölgede bazı kişilerin kendilerini güvenlik görevlisi olarak tanıtıp bilgi topladıklarını ve bu kişilerin derhal jandarmaya haber verilmesi önemle rica olunur, diye jandarma tarafından anons yaptırıldı...

Ben Hrant Dink'in öldürülmesi eylemiyle ilgili duyduklarımın tamamını JİTEM mensupları ile paylaştım. Ve bana gerekeni biz yaparız dediklerinden herhangi bir başka birime bildirme ihtiyacı hissetmedim... "

Coşkun İğci bu sözlerini İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği ifadesinde de tekrar etti. Soruşturma sırasında müfettişlere, Trabzon Cumhuriyet Savcılığına ve Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesinde de aynı ifadeyi verdi.

SÖZ SANIKLARDA

Coşkun İğci'nin ifadelerinde adı "Engin" olarak geçen Veysel Şahin, müfetişlere 11.2.2007 tarihli ifadesini -Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesinde alınan 20.3.2008 tarihli ifadesinde bu ifadesinin gerçeği yansıtmadığını beyan edecekti:

...Coşkun İğci ile sık sık olmamakla birlikte hal hatır sormak amacıyla kısa süreli telefon görüşmelerimiz olmuştur... Coşkun İğci haber elemanımız değildir. Coşkun İğci bizim haber aldığımız şahıslardan biri değildir... Temmuz 2006'da Coşkun İğci beni telefonla aradı kendisinin Meydan civarında olduğunu buralarda iseniz görüşebilir miyiz, dedi. Bu esnada yanımda ...Okan Şimşek vardı... Birlikte Meydan Parkı'nda Coşkun İğci ile oturduk ve çay içtik. Kendisi bize ailevi sorunlarından bahsetti... Coşkun İğci ile 22 Ocak 2007 tarihine kadar herhangi bir telefon görüşmemiz olmamıştır. 19 Ocak 2007 tarihinde Hrant Dink'in öldürülmesini Akçaabat'ta görevli bulunduğumuz sırada öğrendik.

Ertesi gün ayın 20'sinde hatırladığım kadarıyla 14.30 sıralarında Ogün Samast'ın babası emniyete gelerek Hrant Dink Cinayetinde katil zanlısı olarak gösterilen kişinin kendi oğlu olduğunu ve aynı gün saat 15.05 sıralarında Jandarma 156 imdat telefonuna gelen bir ihbarla yine Hrant Dink'i öldüren kişinin Pelitli beldesinden birisi olduğu ve isminin Ogün Samast olduğunun bildirilmesinden sonra Jandarma Başçavuş Okan Şimşek beni aradı. Merkez Jandarma Karakolu'na gelmemizi söyledi.

Merkeze geldim. Diğer arkadaşların da gelmesiyle orada toplandık. Kendi aramızda yaptığımız konuşmada siyasi bir cinayet olabileceğini ve 2004 yılında şehir merkezindeki McDonald's isimli işyerini bombalayan Yasin Hayal ile bir bağlantasmın olup olmayacağını aramızda tartıştık. Ve olabileceği ihtimaline binaen Pelitli beldesinde bulunan haber elemanlarımızı yönlendirmek üzere Pelitli beldesine gittik. Oraya giderken ...Okan Şimşik... Önder Aras ve ben vardım... Okan Şimşek bize Yasin Hayal'in çevresinde tanıdığımız var mı, dedi. Ben de Devlet Malzeme Ofisi'nde uzaktan akrabası olan Coşkun İğci var istersen ona gidelim, dedim... DMO'ya gittik... Coşkun İğci burada yoktur, dediler. Tekrar bunun üzerine Pelitli beldesine geldik... Ve Coşkun İğci ile karşılaştık. Onu görünce neredesin, bu olanlar nedir, dedim. Coşkun İğci... Ogün Samast'ı tanımadığını ve Yasin Hayal'in bu olayı yapacağından haberim vardı, dedi... Yasin Hayal'in Hrant Dink'in resimlerini kendisine gösterdiğini 500 YTL parası olduğunu ve silah almaya uğraştığını söyledi. Yasin Hayal'in yanında başka birisi var mı, diye sorduk. Coşkun İğci de 4-5 kişi var. Fakat Yasin Hayalden başkasını tanımıyorum, dedi. Bu konuşmalarımız yaklaşık 10-15 dakika sürdü. Coşkun İğci ile görüşürken Merkez Karakol Komutanı da o bölgede idi. Bizi görmüş olabilir. Oradan ayrıldıktan sonra İl Jandarma Komutanlığı'na gelerek durumu üstlerimize bildirdik. İstihbarat Şube Müdürü bu durumu rapor edin, dedi. Bu durum Jandarma Genel Komutanlığı 'na bildirildi...

...22 Ocak 2007 tarihinde saat 09.00-10.00 sıralarında Devlet Malzeme Ofisine gittik. Kapıdaki görevlilere Coşkun İğciyi sorduk. Bu sırada benim yanımda Okan Şimşek ve Önder Araz vardı. İçeride olduğunu söylediler. DMO'daki depo bölümüne hep beraber girdik... O da işyerinde görüşmemiz dikkat çeker. Mesaiden sonra görüşelim, dedi... 17.10 sıralarında 61 AR 208plakalı araç ile terminal kavşağına gittik. Coşkun İğciyi araca aldık. Yolda değişik başka bir bilgisinin olup olmadığını sorduk. O da olmadığını söyledi. Biz de havaalanı kavşağından dönerek Değirmendere semtinde İş Bankası önünde Coşkun İğci'yi araçtan indirdik...

...Coşkun İğci'nin iddia ettiği, Yasin Hayal'in kendisine para verdiğini, parayı iade ederken bizimle araç içerisinde kendisini izlediğimiz iddiaları doğru değildir...

...Kendisini Hrant Dink Cinayeti'nin dışında tutmak için bize cinayetten sonra verdiği bilgileri cinayetten önce vermiş gibi gösterdiği ve bu yalanları uydurduğunu sanıyorum, demiştir.

Coşkun İğci'nin ifadelerinde "X-l şahıs" şeklinde adlandırılan Okan Şimşek, müfettişlere 6.3.2006 tarihinde verdiği ifadesinde, Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nde 20.3.2008 tarihinde verdiği ifadesinde bu ifadesinin gerçeği yansıtmadığını söyledi. Böylece iki JİTEM görevlisi yalan ifade verdiklerini açıkladılar.

Okan Şimşek 20.1.2007 tarihinde Coşkun İğci ile görüştüklerini belirtirken şunları söyledi.

...Coşkun İğci'yi tanıyorum... 2006 yılının Temmuz ayı içerisinde mahiyetim olan Uzman Jandarma Çavuş Veysel Şahin aracılığıyla olmuştur... Eşiyle boşanma aşamasında oldukları... bizden bu konuda kendisine ne şekilde yardımcı olmamızı istedi. Biz de, mahkeme aşamasındaki bu konu için kendisine yardımcı olamayacağımızı söyledik ve oradan ayrıldık. Coşkun İğci ile oturduğumuz sırada bu görüşmenin haricinde herhangi bir

konu geçmedi... 20 Ocak 2007 tarihinde evde bulunduğum sırada akşam saatlerine yakın bir saatte Jandarma Başçavuş Gazi Günay beni cep telefonundan arayarak bana Jandarma 156 imdat telefonuna bir şahsın ihbarda bulunduğunu ve İstanbul ilinde gazeteci Hrant Dink'in katil zanlısının Pelitli beldesinde oturan Ogün Samast isminde birisinin olduğunu, söyledi. Kendisinin İl Merkez Komutanlığı'na geçtiğini ve benim de oraya gelmem gerektiğini söyledi... İl merkezde diğer unsurlardan görevli personelin gelmesiyle birlikte orada toplandık. Olayın siyasi bir cinayet olabileceğini ve 2004 yılında McDonalds isimli işyerini bombalayan Yasin Hayal ile bir bağlantısının olup olmayacağını kendi aramızda tartıştık... Pelitli beldesinde bulunan haber elemanlarını yönlendirmek üzere Pelitli beldesine gittik. Ben, Veysel ve Önder'le Yasin Hayal'in arkadaş çevresinde tanıdıkları olup olmadığını sordum. Veysel de, bana DMO'da çalışan ve Yasin Hayal'in uzaktan akrabası olan güvenlikçV Coşkun var. Olmazsa ona bir gidelim, dedi. Devriyeye doğru giderken Coşkun İğci ile karşılaştık. Yasin Hayal'in bu işle bağlantısının olup olmadığını kendisine sorduk. Sonra bize Yasin Hayal'i kastederek bu olayı, bu salak yaptı diye bir ifade kullandı... Ogün Samast'ı tanımadığını söyledi. Yasin Hayal'in 500 milyon kadar bir parasının olduğunu söyledi. Bunlarla birlikte başka kimseler olabilir mi, dedik. O da olabilir, iki üç kişi daha olabilir, diye söyledi. Burada yapmış olduğumuz 10 - 15 dakikalık görüşme sonrasında biz tekrar İl Merkez Komutanlığı'na geldik... daha sonra edindiğimiz haberi haber kayıt bildirim formuyla üst makamlara rapor ettik...

Coşkun İğci isimli şahıs bizim tarafımızdan görevlendirilen haber elemanı değildir. Bu olay ile ilgili olarak meydana gelen olay öncesinde bize herhangi bir bilgi iletmemiştir. Eğer bu tür bilgiler vermiş olsaydı biz bu bilgileri kayıt altına alıp üst makamlara rapor olarak bildirirdik...

Kendisine herhangi bir zarar gelmesini önlemek maksadıyla kendisini bizimle irtibatlıymış gibi, bizim haber elemamız gibi belirterek kendisine gelebilecek herhangi bir zararı önlemek amacıyla olduğunu düşünüyorum... ifadesini alan kişilerce yönlendirildiğini düşünüyorum.

BAK ŞU KOMUTANA

Trabzon ilinde en yetkili Jandarma görevlisi olan İl Jandarma Alay Komutanı Ali Öz ise 9 Şubat 2007 günü İçişleri Bakanlığı Mülkiye Başmüfettişliğine hitaben yazdığı dilekçesinde de daha sonra alınan ifadelerinde de astları kadar doğru konuşmayacaktır. Ama o rütbedeki bir kişinin bile gerçeklere aykırı biçimde nasıl konuşabildiğini göstermek açısından ifadelerine yer vermek gerektiğini düşünüyorum:

...Coşkun İğci; ifadesinde iddia ettiği şekilde, kendisi istihbari maksatlı görüşülen bir haber elemanı olmadığından Trabzon İl J. Komutanlığı 'nda kaydı bulunmamaktadır. Diğer bir ifadeyle Coşkun İğci Trabzon İl Jandarma Komutanlığı 'nda haber elemanı olarak görev yapmamıştır ve adı geçen şahısla ilgili herhangi bir kayıt bulunmamaktadır...

Coşkun İğci'nin ...nüfuz istismarı yapmak maksadıyla kendisini jandarma personelinin haber elemanı gibi göstermek istediği anlaşılmaktadır.

Tanışmadan sonra şahısla birkaç kez şehir merkezinde karşılaşılmış, 3-5 defa da telefonla görüşülmüştür. Bu görüşmelerde karşılıklı olarak hal hatır sorulmuş ve şahıs tarafından herhangi bir bilgi verilmemiştir. Bunun dışında anılan şahısla olayın meydana geldiği tarihe kadar herhangi bir görüşme yapılmamıştır.

Öte yandan adı geçen şahıs, ifadesinde belirttiği şekilde haber elemanı olarak Jandarmaya aktardığını iddia ettiği bilgileri vermiş olsaydı bu bilgiler kayıt altına alınmış ve karşılığında kendisine istihbarat ödeneğinden para ödenmiş olması gerekirdi. Oysa anılan şahısla jandarma personeli tarafından hiçbir ödeme yapıldığı kayıtların tetkikinden de anlaşılmıştır.

20 Ocak 2007 saat 14.30 sıralarında zanlının babası Ahmet Samast, İl Emniyet Müdürlüğü'ne gelerek "TV'de görüntüsü yayımlanan olayla ilgili şahsın oğlu Ogün Samast olduğuna " dair yaptığı ihbardan sonra Trabzon İl Emniyet Müdürü tarafından cep telefonuyla Trabzon İl J.K. aranarak, "Ogün Samast'ın, Hrant Dink cinayet zanlısı olduğu" bildirilmiştir.

Haberin alınmasıyla İl Jandarma Komutanı tarafından İstihbarat Şube Müdürlüğü personeli, Pelitli beldesinde ikamet eden Ogün Samast ile ilgili araştırma yapmak üzere görevlendirilmiştir.

İstihbarat personeli, adı geçen beldede birçok şahıs ile birlikte Coşkun İğci ile de görüşmüştür. Pelitli beldesinde görüşülen vatandaşlar ve Coşkun İğci'den elde edilen belgeler... koordinasyon ve destek amacıyla, İl Emniyet Müdürlüğü'nde bulunan İl Jandarma Komutanlığı ekibi vasıtasıyla, Trabzon İl Emniyet Müdürlüğü ile paylaşılmıştır.

Bununla birlikte, Pelitli beldesinde sürdürülen Hrant Dink olayı ile ilgili araştırmalar çerçevesinde, 22.1.2007 günü cinayete ilişkin ilave bilgisi olup olmadığını öğrenmek maksadıyla, Coşkun İğci ile tekrar görüşmek üzere işyeri olan Devlet Malzeme Ofisi'ne gidilmiş, ancak şahsın görüşme için müsait olmaması nedeniyle görüşme aynı gün mesaiden sonra Değirmendere Mahallesi'nde yapılmış, vereceği ilave bilgisinin olmaması üzerine görüşmeye son verilmiştir.

...Coşkun İğci'nin Trabzon İl Jandarma Komutanlığı personeline olaydan önce verdiğini iddia ettiği bilgiler arasında hem Yasin Hayal'le ilgili hem de Hrant Dink'in öldürülmesi planı ile ilgili herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak olaydan sonra anılan şahıs ve olayla ilgili sadece bir kez bilgi vermiş olup bu bilgi de ilgili makamlara gönderilmiştir.

Coşkun İğci'nin haber elemanı olarak çalıştığına ilişkin beyanının doğru olmadığı gerekçeleriyle birlikte yukarıda açıklanmıştır...

"Trabzon İl Jandarma Komutanlığının yukarıda açıklanan yetkiler doğrultusunda kullanabileceği teknik takip imkân ve kabiliyeti olmasına rağmen, jandarmaya; Yasin Hayal tarafından gazeteci Hrant Dink'e sukisat düzenleneceğine dair ne diğer kurum ve kuruluşlar ile haber kaynaklarından ne de Coşkun İğci tarafından gerek suçun işlenmesinin önlenmesine, gerekse de suçun işleneceğine ilişkin delil olabilecek mahiyette bir bilgi ulaşmadığından, Yasin Hayal'le ilgili olarak herhangi bir adli veya önleme dinlemesine yönelik bir çalışma yapılmamıştır" demiştir.

Yine Ali Öz 13.3.2007 tarihinde verdiği İçişleri Bakanlığı Mülkiye Başmüfettişliğine hitaben yazdığı dilekçede:

"...İlçe jandarma komutanları da sorumluluk bölgesinde emniyet ve asayişin etkin olarak sağlanması maksadıyla kendi bölgelerinde haber elemanları ve diğer haber kaynak ve vasıtalarıyla haber toplarlar. Ayrıca önleyici ve adli kolluk görevlerini ifa ederken bizzat jandarma-devriyeleri tarafından da haber toplanır. Topladıkları haberleri İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü'ne rapor ederler. İstihbarat Şube Müdürü tarafından da bana arz edilir, haberin değerlendirilmesi ve analizi sonucunda da, istihbarat raporuna dönüştürülerek onayımla Jandarma Genel Komutanlığı 'na ve ilgili birimlerine ayrıca diğer ilgili makamlara (MİT ve İl Emniyet Müdürlüğü) rapor edilir... " dedi.

Trabzon İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürü Metin Yıldız'da komutanı Ali Öz gibi konuştu. 11 Şubat 2007 tarihinde müfettişlere verdiği ifadede aynen şunları söyledi:

"...Ben Coşkun İğci'yi tanımıyorum. Coşkun İğci ismini ilk defa cinayetten sonra 20 Ocak günü haber toplayıcıların getirdiği Ogün Samast ile ilgili bilgileri alırken öğrendim. Coşkun İğci kayıtlı bir haber elemanı değildir. Hrant Dink'in katil zanlısının Ogün Samast olduğunun belli olmasından sonra Pelitli beldesinde birçok kişiyle görüşüldüğü gibi Coşkun İğci ile de görüşülmüştür...

...Coşkun İğci önceden bildiği ve kafasından geçirdiği konuları İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube'de tanıdığı rütbelilere olay sonrası paylaşmasına rağmen kendisini kurtarmak için olay öncesi paylaştığını beyan etmektedir...

Hrant Dink'in Yasin Hayal tarafından öldürüleceğini Pelitli'de herkesin bildiğine dair iddialar doğru değildir.

Olay zanlılarının Hrant Dink'in öldürülmesiyle ilgili de bir plan yaptıklarına dair haber kaynaklarından ve diğer birimlerden bilgi alınmadığı gibi sözlü, yazılı bir ihbar da yapılmamıştır... Olay zanlılarının gerek jandarma gerekse polis sorumluluk bölgesinde herhangi yıkıcı, bölücü terör örgütleriyle bağlantısı tespit edilmediği gibi çıkar amaçlı suç örgütü kurmak veya kurulan örgüte üye olma gibi bir durum söz konusu olmadığından ve zanlıların işlemiş oldukları suçlar göz önüne alındığında basit darp ve hırsızlık olaylarına karıştıkları görülmektedir. Bu sebeple olay zanlılarının takip edilmesi ile ilgili yasal bir dayanak bulunmadığından mevzuat gereği fiziki takip ve teknik takip faaliyeti icra edilmemiştir. Yasin Hayal'in Ekim 2004 yılında Trabzon merkezinde McDonalds isimli işyerini bombalaması neticesinde 11 ay cezaevinde yatmış, cezaevinden çıktıktan sonra kendisinin Pelitli beldesinde ikamet etmesi sebebiyle yargılamasına devam edildiğinden ve herhangi bir terör ve suç örgütleriyle bağlantısı bulunmadığından fiziki ve teknik takip faaliyeti yapılmamıştır.

...Pelitli'de İl Jandarma İstihbarat Şubesi'nde dört kayıtlı haber elemanı bulunmaktadır. Hrant Dink'in öldürüleceği Pelitli'de insanlar arasında açıkça konuşulmuş olsaydı biz bunu alırdık. Biz bunu alamadığımıza göre şüpheliler bunu gizlice planlamışlar, başka insanlarlâ paylaşmamışlardır.

...Cinayet öncesinde Coşkun İğci'den şubesine intikal etmiş hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Cinayet sonrasında Coşkun İğci'den alınan haberlere göre düzenlenmiş bir haber kayıt formu vardır."

İki Mülkiye Başmüfettişi Jandarma müfettişinin karşı oyuna karşın sorunu genel olarak tespit etmişti.

Hrant Dink'in öldürüleceği bilgisine kolayca ulaşıp ulaşamayacağı konusunda Mülkiye Müfettişleri, cinayetten önce cinayeti bilenler arasında:

Ogün Samast, Yasin Hayal, Erhan Tuncel, Engin Yılmaz, Ersin Yolcu, Tuncay Uzundal, Ahmet İskender, Zeynel Abidin Yavuz, Coşkun İğci, Murat Atalar, İrfan Özkan, Ümit Öksüz, Enes Güldal, Hüseyin Terzi, Ahmet İskender'in kırtasiyesinin yanındaki fırında çalışan uzun saçlı çocuk gibi başka bilenlerin de bulunduğunu raporlarına yazdılar.

Raporda Ogün Samast ve Yasin Hayal'in Hrant Dink'i öldüren silahı Pelitli beldesi ile Konaklar Mahallesi arasında meskun mahallede bulunan dere ağzında ateş ederek denedikleri ifade edildi.

Ayrıca Yasin Hayal ile Ogün Samast'ın silah taşıdıkları, Yasin Hayal, Ogün Samast ve diğer cinayet şüphelilerinin Pelitli'de bulunan internet kafelerde buluştuklan, toplandıkları, cinayete hazırlandıkları, Ogün Samast'ın internet kafelerden yaptıkları görüşmelerde, görüştüğü kişilere wab cameradan silah gösterdiği vs. bilgilerine ulaştılar.

Bunlardan dolayı Trabzon Jandarma Komutanlığı'nın Hrant Dink'in öldürüleceği bilgisine kolayca ulaşabileceği sonucuna varıldı.

Ancak Başmüfettişlerinin burada yaptıkları işlere biraz dikkatli bakılınca, insanda bazı şeyleri eksik yaptıkları izlenimini doğuruyor. Vardıkları sonuç Trabzon Jandarma İstihbarat Şube Müdürü Metin Yıldız, Merkez Jandarma Karakol Komutanı Cevat Eser hakkında "soruşturma izni" verilmesi gerektiği şeklindeydi. Yani görev sahasında planlanan cinayetle ilgili yeterli çabayı göstermemekle suçlanmışlardı.

Oysa onların sorumluluğu bu suçlamayla sınırlı değildi.

İnceleme konularından ikincisi olan Coşkun İğci'nin jandarma istihbarat görevlilerine Hrant Dink'in öldürüleceği bilgisini cinayetten önce haber verip vermediği konusunda ise müfettişler yalnızca jandarma istihbarat görevlileri Veysel Şahin ve Okan Şimşek'i suçlamayı tercih ettiler.

Raporda Coşkun İğci'nin ve Şimşek ile Şahin'in karşılıklı beyanlarının ne dereceye kadar geçerli ve güvenilir olduğunun şüpheden ari bir şekilde söylemenin şimdilik mümkün olmadığını yazdılar.

Yani bir sonuca varılacağına adları geçenlerin ifadelerinden şüpne duyulması gerektiği belirtiliyordu. Şimşek ve Şahin hakkında soruşturma izni verilmesi talebiyle topu da yargıya atıyorlardı. Trabzon Valiliği İl İdare Kurulu ise yalnızca Okan Şimşek ve Veysel Şahin hakkında soruşturma izni verdi.

Soruşturma izni verilmesiyle birlikte dosya Trabzon Valiliği tarafından Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderildi.

Trabzon C. Başsavcılığı'da Okan Şimşek ve Veysel Şahin hakkında 30 Ekim 2007 tarihinde görevi ihmal suçlamasıyla dava açtı.

Sanıklar hakkında altı ay ile iki yıl hapis cezası istenen iddianamede; ..."Şüphelilerin ise suç tarihleri arasında, Trabzon İl Jandarma Komutanlığında istihbarat görevlisi olarak çalıştıkları ve Yasin Hayal'in Hrant Dink'in öldürülmesi gerektiğine ve onu öldüreceğine ilişkin söylediği sözleri ile yapmış olduğu girişimlerden tanık Coşkun İğci'nin ifadesi ve tüm dosya kapsamına göre haberleri olmalarına rağmen, şüphelilerin istihbarat görevlerinin gereğini yapmakta ihmal ve gecikme göstererek kişilerin mağduriyetleri ile kamu zararına neden oldukları tüm dosya kapsamından anlaşılmış... " denildi.

Açılan davanın ilk duruşması Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nde 22 Ocak 2008 tarihinde yapıldı.

İlk duruşmaya sanıklar Okan Şimşek ve Veysel Şahin katılmazken, tanık Coşkun İğci dinlendi. İğci daha önce verdiği ifadeleri tekrar etti.

Davanın ikinci duruşması 20 Mart 2008 tarihinde yapıldı. Bu duruşmaya sanıklar Jandarma Başçavuş Okan Şimşek ve Uzman Jandarma Çavuş Veysel Şahin, tanıklar Özer İğci ile Haydar İğci katıldı.

İTİRAF İTİRAF

Sanıklar Okan Şimşek ile Veysel Şahin daha önce müfettişlere ve Trabzon C. Başsavcılığı'na verdikleri ifadelerin gerçeği yansıtmadığını, bu ifadeleri baskı altında verdiklerini söyleyerek olaya ilişkin daha önceki beyanları ile neredeyse taban tabana zıt yeni bir ifade verdiler.

Kaynakça
Kitap: DİNK CİNAYETİ VE İSTİHBARAT YALANLARI
Yazar: NEDİM ŞENER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Artık Baskı Yok Gerçeği Anlatın

Mesajgönderen TurkmenCopur » 06 Haz 2011, 22:18

Jandarma Okan Şimşek savunmasında şunları söyledi:

"...2006 yılının Temmuz ayı içerisinde bir gün idi, Trabzon şehir merkezinde personelim olan Veysel Şahin uzman çavuş ile birlikte, Veysel'in yapmış olduğu bir telefon görüşmesi sonucunda, Veysel bana Meydan Park'ta oturan tanıdığım birisi var, kendisiyle bir görüşelim, dedi.

Ben, Coşkun İğci'yi ilk kez burada tanıdım, konuşmamızda Coşkun İğci bize akrabası olan Yasin Hayal'in İstanbul Şişlide bulunan Agos gazetesinin sahibi olduğunu söylediği Ermeni asıllı bir gazeteciyi öldüreceğine yönelik kendisinin bilgi sahibi olduğunu, Hrant Dink'in internetten çıkartılmış olan fotoğraflarını Yasin Hayal'in kendisine gösterdiğini, Yasin Hayal'in 3-4 kişilik arkadaş grubunun olduğunu, fakat Yasin Hayal harici diğerlerini tanımadığını, Yasin'in İstanbul'a gittiğini, Agos gazetesi ile Hrant Dink'in evi arasında bulunan güzergahın krokisini çıkardığını hatta kendisine el yapımı silah alınması için 500 YTL para verdiğini bize anlattı, biz de kendisine o an için bir cevap vermedik, kesinlikle silah temin etmemesini söyledik.

Coşkun İğci de bize, "Bu silahı siz temin edin, bana senetle teslim edin, ben de bunu Yasin Hayal'e vereyim, daha sonra siz Yasin Hayal'in üzerinde bu silahı yakalarsınız ve bu suçun önüne geçilmiş olur" dedi.

Biz de kendisine kesinlikle böyle bir talebin olamayacağını, konuyu amirlerimizle görüştükten sonra kendisine yön vereceğimizi söyledik, bu konuşmalar yaklaşık 25-30 dakikalık bir süre içerisinde gerçekleşti, daha sonra Coşkun İğci bizim yanımızdan ayrıldı... ben konuyu o zamanki İstihbarat Şube Müdürü olan Jandarma Kıdemli Yüzbaşı Metin Yıldız'a bildirmek için kendisini telefonla aradım. Veysel Şahin ile birlikte Şato Köfte'ye gittik, gittiğimizde Şube Müdürüm Jandarma Yüzbaşı Metin Yıldız ile aynı komutanlıkta Asayiş Şube Müdürü olarak görev yapan J. Binbaşı Ali Oğuz Çağlar ile birlikte oturuyorlardı.

Biz, Metin Yıldız, ben ve Veysel yan masaya geçti, Coşkun İğci'nin gün içerisinde anlatmış olduğu tüm bilgileri detayına varıncaya kadar kendisine aktardık.

Şube müdürü de, bize Yasin Hayal'in 2004 yılında McDonalds'ı bombalaması eyleminden dolayı, yine İstihbarat Şube Müdürlüğü emrinde görevli J. Başçavuş Hüseyin Yılmaz'ın daha önceden takip ettiğini söyledi.

Hüseyin'in Yasin'i bilmesinden dolayı kendisine verdiğimiz bu bilgileri Hüseyin'e vermemizi söyledi.

Daha doğrusu siz bu bilgileri Hüseyin'e verin ben daha sonra kendisini talimatlandıracağım, dedi... bir sonraki sabah mesai başlangıcında her gün yapılan istihbarat toplantısı öncesinde Şube Müdürüm Metin Yıldız'ın bana sözlü olarak vermiş olduğu emri toplantıya henüz girmeden önce şifahi olarak Hüseyin Astsubaya bildirdim ve kendisine şube müdürü Metin Yıldız'ın bu şekilde emir verdiğini, toplantıda gündeme geldiği takdirde sana soru sorabilirler bilgin olduğunu söylersin dedim...

Ve biz toplantıya girdik, toplantıda J. Kıdemli Albay Ali Öz, İstihbarat Şub. Müd. Metin Yıldız, Asayiş Şu. Ali Oğuz Çağlar ve Kaçakçılık Organize Şuçlar Şub, Md. J. Yüzbaşı Hüsamettin Polat ve İstihbarat Unsur komutanlarından J. Başçavuş Gazi Onay, J. Başçavuş Hüseyin Yılmaz, ben ve J. Başçavuş Gökhan Aslan katılmıştık.

Toplantı esnasında şube müdürüm J. Kıdemli Yüzbaşı Metin Yıldız, İl Jandarma Komutanı Ali Öz'e hitaben "Komutanım, 2004 yılında McDonalds'ı bombalayan Pelitli'de oturan Yasin Hayal, İstanbul'da bir Ermeni asıllı gazeteciyi öldüreceğine yönelik arkadaşların edinmiş olduğu bilgiler var" dedi, arkadaştan kasıt ben ve Veysel'i kastetti.

Bunun üzerine alay komutanımız Ali Öz de bu konuyu sonra özel olarak görüşürüz, dedi ve o an için konu kapandı.

Toplantıdan çıktık aynı gün içerisinde zamanı tam olarak hatırlayamadığım bir anda Hüseyin Yılmaz Başçavuş tekrar yanıma geldi ve biz daha doğrusu ben, Hüseyin Yılmaz, personelim Veysel Şahin, Hüseyin Yılmaz'ın personeli Uzm. Hacı Ömer Ünalır, birlikte toplantı odasında bulunan internet bilgisayarına geçtik ve Coşkun'un bize vermiş olduğu Agos gazetesi var mı, yok mu diye internette kısa bir tarama yaptık, olduğumJ2 öğrendik, bunun üzerine ben, bende mevcut bulunan tüm bilgileri detaylı bir şekilde Hüseyin Yılmaz Başçavuşa anlattım, o da Hacı Ömer Ünalır Uzman Çavuşa emir verdi, yazısı güzel olduğundan dolayı söylemiş olduğum bu bilgileri Hacı Ömer Ünalır internetten de elde ettiğimiz bilgilerle birleştirerek kâğıda kendi el yazısıyla notlar aldı.

Yine günün tam olarak hatırlayamadığım bir zamanda Hacı Ömer Uzman Çavuş yanıma geldi, bana, "Komutanım bu sizden almış olduğumuz bilgiler konusunda şube müdürüm tarafından çalışma yapılması maksadıyla herhangi bir emir ve talimat verilmedi, biz ne yapacağız" diye sordu.

Ben de tekrar Şube Müdürü Metin Yıldız'ın odasına gittim, kendisine geçen günde İstanbul'daki Ermeni asıllı gazetecinin öldürülmesinin planlanmasıyla ilgili edindiğimiz bu ilgilerin önemli olduğunu, kendisine bir kez daha vurgulayarak bu konuda arkadaşların kendisinden emir ve talimat beklediğini söyledim, o da bana, "Ya sonra ben emir veririm" dedi.

Ben de bu söylemin üzerine sinirlendim, zira böyle bir konunun gündeme gelmemesine sinirlendim ve çıktım, Hacı Ömer uzmana, "Size daha sonra emir verecekmiş" dedim ve bizim bu son konuşmamızdan itibaren bu konu ile ilgili olarak herhangi bir yapmış olduğumuz çalışma, bize herhangi bir şekilde emir ve talimat verilmediğinden dolayı herhangi bir çalışma yapmadık.

Fakat öncelikle şunu belirtmek isterim ki, Coşkun İğci ile temmuz ayı içerisinde yapmış olduğumuz görüşmeden yaklaşık 15-20 gün sonra tekrar
tesadüfi Coşkun İğci ile yine yanımda Veysel de olduğu halde karşılaştık, Coşkun, Veysel'e Yasin Hayal'in kendisine vermiş olduğu ve silah almak
istediği için vermiş olduğu parayı Yasin'e teslim ettiğini söyledi, Veysel de "Doğrusunu yapmışsın" dedi, "Sen devlet memuru adamsın sonra
başın sıkıntıya girer" dedi.

Ben istihbarat elemanı olarak bilgi toplarım, edinmiş olduğum bilgilerden amirim olan Şube Müdürü Metin Yıldız'ı bilgilendiririm, konu daha sonra da kendisi tarafından değerlendirmeye alınır. Ve bu şekilde yani çalışılması konusunda emir ve talimat verilir, bizler de bu doğrultuda çalışma yaparız.

19 Ocak 2007 günü... Faroz'da bulunan balıkçı barınağının oraya gittik, amacımız dinlenmekti, çay içtiğimiz sırada bir anda insanların televizyon izlediklerini ve bir yoğunlaşmanın olduğunu fark ettik, bu sırada televizyona baktığımda Hrant Dink'in öldürülmüş olduğunu gördüm, "Şube Müdürüm Metin Yıldız'ı telefonla aradım, kendisine bulunduğu ortamda bir televizyon varsa açmasını ve haberleri izlemesini söyledim, aynı şekilde Hüseyin Yılmaz astsubayı aradım, o da Şalpazarı veya Akçaabat'ta olduğunu söyledi ona da aynı şekilde TV izlemesini söyledim." Biraz sonra Hüseyin Yılmaz beni aradı, "Abi ne olacak?" diye bana sordu, ben de, bilmiyorum, dedim, aynı gün mesai bitiminde evlerimize gittik} yine konuyla ilgili herhangi bir emir ve talimat verilmedi.

Bir sonraki gün yani 20 Ocak 2007 Cumartesi günü öğleden sonra saat 15.00-15.30 sıraları idi, Jandarma Başçavuş Gazi Günay beni cep telefonumdan arayarak, "Neredesin?" diye sordu... kendisinin il merkez Jandarmaya geçtiğini söyledi, ben de Veysel'i telefonla aradım ve il merkez komutanlığına birlikte geldik, orada diğer unsurlardan olan arkadaşlarla toplandık.

Şube Müdürü Metin Yıldız'ı önce Gazi Günay aradı, gelmesini söyledi, bir müddet sonra kendisi geldi, ben bundan sonraki olaylarla daha fazla ilgilenmedim, daha sonra Şube Müdürü Veysel ile birlikte beni çağırdı, bize, edinmiş olduğunuz bilgiler neydi tekrar edin dedi. Biz de Coşkun İğciden ilk ağızdan öğrenmiş olduğumuz bilgileri kendisine yeniden aktardık, o da söylediklerimizi kâğıda not aldı, daha sonra bu söylediklerimizi Gazi Günay'a vererek haber kayıt ve bildirim formu çekmesini söylemiş, Haber Kayıt Bildirim Formu (Ek: 2) 20 Ocak 2007de düzenlenmek üzere talimat verilmiştir.

Daha sonra Gazi Günay da bu bilgileri Haber Kayıt ve Bildirim Formu ile Jandarma Genel Komutanlığı'na ve Jandarma Bölge Komutanlığı 'na çekmiş, bildiğim kadarıyla Genel Komutanlığın ve Bölge Komutanlığının 20 Ocak 2007 günü saat 21.30'da çekilmiş olan Haber Kayıt Bildirim Formu öncesinde herhangi bir bilgileri yoktu.

22 Ocak 2007 günü sabah toplantısı sonrasında Alay Komutanım Ali Öz ve Şube Müdürüm Metin Yıldız'ın emir ve talimatları doğrultusunda Coşkun İğci ile tekrar görüşmemiz istendi.

Şube Müdürü bize, "Coşkun'u bulun ve size daha önce anlattığı istihbari bilgileri başkası ile paylaşmasın" diye söylememizi istedi, daha doğrusu toplantı sırasında Metin Yıldız Alay Komutanına hitap ederek, "Komutanım istihbaratçı arkadaşlar gidip Coşkun ile görüşsünler eğer uygun görüyorsanız Coşkun bu bilgilerini başkalarıyla paylaşmasın" dedi.

Alay komutanımız bu konuyla herhangi bir şekilde yanıt vermedi ancak mimikleriyle sanki istemi onaylar gibiydi. Biz de Veysel Şahin, ben ve diğer personelim olan Uzman Çvş. Önder Aras ile birlikte DMO'ya gittik.

Coşkun'u orada gördük. Hatta Coşkun bize, "beni almaya mı geldiniz" dedi. Veysel de kendisine "bilgi almaya geldik" dedi. Kendisiyle birlikte depo bölümünden dışarıya çıktık, o sırada Coşkun bize kendisinin takip edildiğini söyledi, bu olaydan dolayı başına bir iş gelebileceğini, söyledi ve o ortamda bulunan herkesin gözünün üzerinde olması nedeniyle orada görüşmemizin uygun olmayacağını, akşam mesai saati sonrasında saat 17.00-17.30 arasında terminal civarında olacağını ve oradan kendisini almamızı söyledi, biz yanından ayrıldık.

...biz saat: 17.00-17.30 arasında... Coşkun'un tarif etmiş olduğu terminal bölgesine geçtik, Coşkun orada kaldırım üzerinde bekliyordu, orada oturacak yer olmadığı için kendisini aracın içine davet ettik, ilk önce bize vermiş olduğu o bilgilerin haricinde bir bilgisinin olup olmadığın) sorduk, o da olmadığını söyledi.

Kendisine bu bildiklerini başkasıyla paylaşıp paylaşmadığını sorduk, o da paylaşmadığını söyledi, biz de "bu bildiklerini başkalarıyla paylaşma " dedik, bu sırada kendisi sinirlendi, bize "benim herhangi bir hasmım düşmanım yok, bu bilgileri size verdim siz değerlendiremediniz " dedi, biz de bunun üzerine kendisine bir şey söyleyemedik ve tekrar getirdik, Değirmendere İş Bankası'nin önüne bıraktık.

Ayın 20'sinde yani 20 Ocak 2007 tarihinde düzenlenmiş olan bir tane görev sonuç raporu var biz o gün böyle bir görev icra etmedik, bunun nedeni şudur, 22 Ocak 2007 günü saat 21.30fda bizim Şube Müdürüne vermiş olduğumuz bilgi doğrultusunda çektirmiş olduğu Haber Kayıt Bildirim Formundaki bu bilgilerin daha sonradan sorulacağını değerlendirdiği için böyle bir görev sonuç raporu (Ek: 11) bize talimat verilmek suretiyle Veysel Şahin tarafından kaleme alındı, hatta birkaç kez düzeltme yapıldı, 20 Ocak'ta düzenlenen belge kesinlikle doğruyu yansıtmamaktadır.

Benim bu olayla ilgili olarak içinde bulunduğum durum bundan ibarettir, daha sonra Mülkiye Müfettişleri ve Jandarma Müfettişlerine vermiş olduğumuz ifadeler bizim kendi hür irademize dayalı olarak vermiş olduğumuz ifadeler değildir, ben bu nedenden dolayı mahkemenizin yazmış olduğu talimata bugüne kadar elime ulaşmadığı için mahkemeniz huzurunda tüm samimiyetimle bu doğruları beyanda bulunuyorum.

Şube Müdürü Metin Yıldız bize sözlü talimatla önceki vermiş olduğumuz ifadelerin o şekilde verilmesi yönünde yani gerçeğe uygun olarak verilmemesi yönünde talimat vermesi sonucu biz de bu aşamaya kadar olan süreçte bu şekilde ifade ve beyanlarda bulunduk.

Hatta ben kendisine yani Metin Yıldız'a Veysel Şahin'in de yanımda bulunduğu sırada defalarca bu konunun doğrusunun anlatılması için talepte bulundum, ancak kendisi "doğru şekilde ifade ve beyanda bulunmayacaksınız" dedi ve biz de o şekilde beyanda bulunduk zira kendisi benim birinci sicil amirim, Veysel'in de ikinci sicil amiridir. Askeri disiplin ve sicil korkusuyla o şekilde beyanda bulunduk... "

Mahkemede kendisine, önceki ifadelerinin tam tersi yönde açıklamalar yaptığının hatırlatılması üzerine "şu anda üzerimde herhangi bir baskı olmadığı için savunma yapıyorum" karşılığını veren Şimşek sözlerini şöyle sürdürdü:

...Gazi Günay beni cumartesi günü saat 15.30 sıralarında aramasından sonra bu konuyla ilgili 156 Jandarmaya yapılan bir ihbar vardı, o ihbardan dolayı kendisinin il merkezine geçeceğini, bizim de oraya gelmemizi söyledi, biz de oraya gittik, ben konuyla ilgili olan isimleri yukarıdaki ifademde belirttim, ben ayrıca konuyla ilgili olmayan hali hazırda da istihbari görev yapan arkadaşların isminin deşifre olmasını istemiyorum.

Ben şunu net olarak söyleyebilirim:

Ben, Veysel, Gazi Günay, Hüseyin Yılmaz, Metin Yıldız, Hacı Ömer Ünalır vardı ve olay bu saydığım şahıslar arasında cereyan etmiştir, diğer şahıslar konuyla alakası olmayan şahıslardır bu nedenle ben bunların isimlerini zikretmek istemiyorum.

Sanıklardan Veysel Şahin'de savunmasını, "Benden önce savunma veren arkadaşım ve komutanım Okan Şimşek'in savunmalarına aynen katılıyorum olay onun anlattığı şekilde gerçekleşmiştir " şeklinde yaparken, neden ifade değiştirdiğini şöyle gerekçelendirdi:

Ben de, Okan Başçavuşum gibi askeri personel olduğumdan bize verilen sözlü talimatlar doğrultusunda ifade vermek zorunda kaldık, ben bunun suç olduğunu biliyordum ancak dediğim gibi mesleki kaygılarla o şekilde ifade vermek zorunda kaldım.

Bizim olayı anlattığımız şahıslarla şu anda çalışmıyoruz ve bu şahıslar bizim şu anda üst sicil amirimiz ve üstümüz konumunda değil, kendimizi bu konuda daha rahat hissettiğimiz için şu anda doğruları söylüyoruz.

JANDARMADAN SUÇU ÖRTME RAPORU

Coşkun İğci'nin 22 Ocak 2008 tarihinde ve Jandarma İstihbarattan Okan Şimşek ve Veysel Şahin'in 20 Mart 2008 tarihinde Trabzon Sulh Ceza Mahkemesine verdikleri ifadelerden şu sonuçlar çıkıyordu:

Trabzon İl Jandarma Komutanlığı görevlileri
Trabzon İl Jandarma Alay Komutanı Kıdemli Albay Ali Öz, İstihbarat Şube Müdürü Metin Yıldız, Binbaşı Ali Oğuz Çağlar,
Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Müdürü Yüzbaşı Hüsamettin Polat,
İstihbarat Unsur komutanlarından Jandarma Başçavuş Gazi Günay, Jandarma Başçavuş Hüseyin Yılmaz,
Jandarma Başçavuş Okan Şimşek,
Jandarma Başçavuş Gökhan Aslan,
Uzman Çavuş Veysel Şahin,
Uzman Jandarma Çavuş Hacı Ömer Ünalır,
Uzman Jandarma Çavuş Uğur Erdoğan ve

Uzman Jandarma Çavuş Önder Araz en geç Temmuz 2006 tarihinden itibaren Yasin Hayal ve "grubunun" Hrant Dink'i öldürmeyi planladığını biliyordu.
Ayrıca Hayal'in İstanbul'a geldiğini, Hrant Dink'in evi ile Agos gazetesi arasındaki güzergâhın krokisini çıkardıkları istihbaratını da almışlardı. Bunun yanında cinayet için el yapımı bir silah temin etmeye çalıştıkları da biliniyordu.

Jandarma İstihbarat Elemanları Okan Şimşek ve Veysel Şahin, Coşkun İğci ile yaptıkları görüşmenin hemen ardından durumu üstlerine bildirmişlerdir. Ertesi gün yapılan istihbarat toplantısında da bu konu İstihbarat Şube Müdürü Metin Yıldız tarafından gündeme getirilmişti.

Metin Yıldız, Ali Öz'e hitaben "Komutanım, 2004 yılında McDonald's'ı bombalayan Pelitli'de oturan Yasin Hayal'in, İstanbul'da bir Ermeni asıllı gazeteciyi öldüreceğine yönelik arkadaşların edinmiş olduğu bilgiler var" demiş, Öz, "Bu konuyu sonra özel olarak görüşürüz" diyerek konuyu kapatmıştı.

Ve bir daha da gündeme getirmemişti.

Okan Şimşek'in Coşkun İğci'den elde edilen bilgiler üzerine "talimat" beklendiğini Şube Müdürü Metin Yıldız'a söylemiş, üsttü Metin Yıldık da kendi amiri olan Ali Öz ile benzer bir tutum sergileyerek "Ya sonra ben emir veririm" demek suretiyle konuyu kapatmıştı.

Ayrıca Yasin Hayal ve "arkadaşları" 2004 tarihinden itibaren Trabzon Jandarma Komutanlığı'na bağlı Başçavuş Hüseyin Yılmaz ve ekibi tarafından hem takip hem de kontrol altındaydı. Hatırlanacağı gibi istihbaratçı polis memuru Muhittin Zenit'te Yasin Hayal'in hareketlerinin kontrol altında olduğunu söylemişti.

İşin en vahim tarafı Trabzon İl Jandarma Alay Komutanı Albay Ali Öz ve İstihbarat Şube Müdürü Yüzbaşı Metin Yıldız'ın talimatı ile 2006 Temmuz ayında Coşkun İğci'den öğrenilen bilgiler sanki yeni öğrenilmiş gibi, cinayetten bir gün sonra 20 Ocak 2007 tarihinde raporlaştırılmasıydı.

Bunlardan "Görev Sonuç Raporu" adını taşıyan belgenin altında Okan Şimşek, Veysel Şahin, Önder Araz ve Gazi Günay'ın, "Haber Kayıt ve Bildirim Formu" adını taşıyan belgenin altında da Albay Ali Öz, Metin Yıldız ve Gazi Günay'ın imzası vardı.

Jandarmanın suçunu örtme çabası bununla da bitmedi.

Cinayetten üç gün sonra 22 Ocak 2007 günü Alay Komutanı Ali Öz ve İstihbarat Şube Müdürü Metin Yıldız, istihbarat görevlileri Okan Şimşek, Veysel Şahin ve Önder Araz'a Coşkun İğci ile görüşmeleri ve kendilerine bilgi aktardığını kimseye söylememesi yönünde telkinde bulunmalarını istediler.

Coşkun İğci 31 Ocak 2007 tarihinde İstanbul TEM Şubesi'nde, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'nda ve Müfettişler huzurunda verdiği ifadelerde bu durumu şöyle anlattı:

JİTEM görevlileri bana, 'Bu olayları birine anlatıp anlatmadığımı' sordular. Ben de, 'Anlatmadım' dedim. Sonra, "Bu olaylar kendi aramızda kalacak, mezara kadar gidecek sır olacak bunu herhangi birisine anlattığın zaman senin için iyi olmaz hayati önem taşıyor, anlattığın zaman başına işler gelebilir polisin seni alma ihtimali yok ama alırsa hiçbir şey söylemeyeceksin bize bu olayı bildirdiğini kesinlikle anlatmayacaksın anlatırsan senin geleceğin için hayırlı olmaz. Sağlığın sıhhatin için iyi olmaz hayat memat meselesi bunlar bu olayları anlatmaman senin can güvenliğin için iyi olur" dediler.

REZALETİ DUYMAYAN KALMADI

24 Ocak 2007 günü Pelitli Belediyesinin hoparlöründen tuhaf bir anons yaptıran Jandarma, Coşkun İğci'nin 31 Ocak 2007 tarihli ifadesinin adeta teyidi gibiydi.

"Trabzon İlçe Jandarma Bölge Komutanlığından duyuru " ifadeleriyle başlayan anonsta "Beldemizin asayişi jandarma sorumluluğunda olması nedeniyle yanında resmi kıyafetli olmayan kişiler haricinde, hiç kimseye bilgi verilmemesi ve kesinlikle herhangi bir yere gidilmemesi önemle duyurulur" deniyordu. Böylece suç örtme çabasının yarattığı rezaleti duymayan kalmadı.

AKYÜREK VE ÖZ AYNI DÜŞÜNCEDE Mİ?

Jandarma Komutanı Ali Öz başta olmak üzere diğer görevlilerinin suçlarını örtme çabası o kadar ileri gitmişti ki, Dink'in öldürülmesi karşısında üzüntü ve suçluluk hissi tamamen unutulmuş, kendilerini kurtarma dürtüsünü 20 Ocak'ta imzaladıkları Haber Kayıt Formuna yansıtmışlardı.

20 Ocak 2007 tarihinde düzenlenen Ali Öz, Gazi Günay ve Metin Yıldız imzalı "Haber Kayıt ve Bilgi Formu" başlığını taşıyan evrakta aynen şu ifadeler yer alıyordu:

"Hrant Dink'in son dönemde Türkiye aleyhine yapmış olduğu konuşmalara tepki olarak ...Yasin Hayal isimli şahsın organize ettiği... "

Jandarma görevlilerinin bu nitelemesi cinayet zanlıları ile Trabzon Jandarma Komutanlığı görevlilerinin aynı ideolojik yönelime sahip olduklarını tartışmaya yer vermeyecek denli açıkça ortaya koymaktadır.

Hatırlayacaksınız aynı bakış açısı poliste de vardı. Dink Cinayeti'nin görüldüğü İstanbul'daki mahkemeye İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek imzasıyla 31 Mayıs 2007 günü bir yazı gönderilmiş, Yasin Hayal'den bahsederken, "Yasin Hayal'in 24.10.2004 tarihinde Trabzon McDonald's şubesine el yapımı parça tesirli bomba atan ve 13.09.2005 tarihinde tahliye olan Yasin Hayal'in, Hrant Dink'in Türklüğü aşağılayıcı ifadeleri nedeniyle Dink'e yönelik bir eylem gerçekleştirmek amacıyla arkadaş çevresinden bir grup oluşturduğu" denilmişti. Böylece, Akyürek'in Dink hakkındaki düşüncesi Jandarma ile aynı çizgide buluşmuştu.

Okan Şimşek ve Veysel Şahin'in ifadeleri dahi tek başına Trabzon Jandarma Komutanlığı görevlilerinin Hrant Dink Cinayeti'ndeki rollerinin "görevi ihmalcin çok ötesinde olduğunu tartışmasız şekilde ortaya çıkarmıştı. Yani hem cinayet planından aylar önce bilgi sahibi olmuşlar, hem de cinayetten sonra gerçeğe aykırı belge düzenlemişlerdi.

Üst rütbeli görevliler gerçeğe aykırı beyanda bulundukları gibi, alt rütbelilerin de gerçeğe aykırı beyanlarda bulunmaları için yönlendirmiş veya baskı uygulamışlardı. Trabzon İl Jandarma Alay Komutanı Ali Öz ve İstihbarat Şube Müdürü Metin Yıldız'ın talimatı ile Trabzon Jandarma İstihbarat görevlileri, Coşkun İğci'yi kendilerine bilgi aktardığını açıklamaması için ölümle tehdit etmişlerdi.

Şimşek ve Şahin'den sonra tanık olarak ifade veren Jandarma görevlileri de Hrant Dink'in öldürüleceğine ilişkin istihbaratın 2006 yılı yaz aylarında geldiğini söylediler.

Okan Şimşek ile Veysel Şahin'in ifadesi ihmal zincirinin Trabzon Jandarma İl İstihbarat Şube Müdürü Metin Yıldız'a, onun ifadesi de en tepedeki isim olan Trabzon İl Jandarma Alay Komutanı Albay Ali Öz'e kadar uzandığını gösteriyordu.

Metin Yıldız 9 Haziran 2008 günü verdiği ifadede şunları söyledi:

2006yılı yaz aylarında akşam saatlerinde Akçaabat'taki Şato Köfte Salonu'nda... Okan Şimşek bana "Komutanım bugün Veysel Şahin'in daha önceden tanıdığı Coşkun İğci isimli bir şahısla" tanıştıklarını, bu şansın Devlet Malzeme Ofisi'nde güvenlik görevlisi olduğunu, eşi ile ilgili sıkıntılarını anlattıktan sonra bir ara Hrant Dink isminde bir gazetecinin olduğunu, bu gazeteciyi öldürmek için Yasin Hayal'in plan yaptığını söyledi. Ben de kendisine "tamam şimdi git yarın sabahleyin günlük toplantımızda dile getireceğim" i söyledim ve gönderdim. Sabahleyin günlük istihbarat toplantısında hatırlayabildiğim kadarıyla dönemin İl Jandarma Alay Komutanı Ali Öz, Asayiş Şube Müdürü Ali Oğuz Çağlar, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Şube Müdürü Hüsamettin Polat, İstihbarat Şube Müdürlüğü'nde görevli Okan Şimşek, Gazi Günay, Gökhan Aslan ve Hüseyin Yılmaz bulunmaktaydı. Toplantıda sırayla günlük görev ve planlamalardan bahsettikten sonra sıra bana geldi. Ben de o gün için planladığımız görevleri İl Jandarma Komutanı 'na anlattım. Daha sonra 'Komutanım Ali Öz'e hitaben KOM unsurunda görevli Jandarma Başçavuş Okan Şimşek ve Uzman Çavuş Veysel Şahin'in dün akşam saatlerinde bana arz ettikleri bir konu var, konunun içeriği İstanbul ilinde ikamet eden Gazeteci Hrant Dink'in öldürülmesiyle ilgili, 2004 yılında McDonald's isimli işyerine bomba koyan Yasin Hayal'in plan yaptığını anlattım. Daha sonra kendisi beni dinledikten sonra "Arkadaşlar bu konuyu daha sonra görüşürüz" dedi ve toplantıdan ayrıldık.

Metin Yıldız'ın toplantıya katılanların isimlerini detaylarıyla vermesinin arkasında, kendi altında görev yapan personeline her şeyi anlatarak, kendi deyimiyle "koruma" ihtiyaçlarının kalmamasından mı, yoksa sorumluluğun tek başına kendisinde olmadığını anlatmak için mi yaptığının üzerinde ayrıca durmak gerekiyor.

HAFIZASI ZAYIF JANDARMA KOMUTANI

Ali Öz ise ifadesinde herkesin bildiğini gördüğünü söylediği olayı "hatırlamıyorum" diyerek savuşturmaya çalıştı.

Trabzon'daki mahkemenin talimatıyla Bursa 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nde 'tanık' olarak ifade veren Ali Öz şunları söyledi:

16-17 Ocak 2007 tarihlerinde Jandarma Bölge komutanı ile birlikte bağlı birliklerimde denetleme yapmak üzere bölgede dolaştık, 20 Ocak 2007 tarihinde Gümüşhane ile Trabzon il hudutlarının birleştiği yerde Zigana Dağı var. Oraya Komutanla birlikte gittik ve Gümüşhane Alay Komutanı ile birlikte toplantı yaptık ve geceyi orada geçirdik. 21 Ocak 2007 tarihinde pazar akşamı da döndüm. Ziganadayken cep telefonumdan İstihbarat Şube Müdürü Yüzbaşı Metin Yıldız beni arayarak "Komutanım Hırant Dink'in öldürülmesi ile ilgili olarak bazı bilgiler var, çekelim mi" dedi. Ben de kontrol edip çekmelerini söyledim. Aynı gün Trabzon Emniyet Müdürü beni arayarak Ahmet Samast isimli şahsın gelip gazeteci Hrant Dink'i vuran şahsın televizyonda görmesi ile kendi oğlu olduğunu anladığını söylemiş ve gelip ihbarda bulunduğunu söyledi. Aynı gün 156 Jandarma İmdat telefonuna şahsın yaklaşık kimliği ve kaba adresi ihbar edilmiş. Bu konuşmaları yaptıktan sonra İstihbarat Şube Müdürü ve İl Merkez Jandarma Komutanını arayarak gerekli talimatları verdim, İl Emniyet Müdürlüğü ekipleri ile birlikte çalışmalarını istedim. Aynı gece geç saatte zanlının Samsun'da yakalandığını öğrendim. Daha sonra Müfetişler geldi, jandarma Komutanlığında gerekli tahkikatlar yapıldı, herkesin ifadesi alındıktan sonra müfettişler tarafından gitmeden önce bana kapalı zarfla bırakılan benden istenilen bilgileri ben daha sonra hazırlayarak onlar gittikten sonra kendilerine gönderdim. Daha sonra İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'ndan bizden istenilen bilgiler gönderildi. Daha sonra Veysel Şahin ile Okan Şimşek'in muhakkikte vermiş oldukları ifadelerini değiştirerek ifade verdiklerini öğrendim, neden ifade değiştirdiklerini anlamadım, bir bilgim yoktur dedi. Bu konu ile ilgili olarak Mülkiye Müfettişleri benden beyanda bulunmamı istediler ben de beyanımı kendilerine gönderdim. Basından öğrendiğim kadarı ile de hakkımda soruşturma açılmasına izin verilme kararı çıkmış.

İSTİHBARATI GETİREN ASKERLER İÇİN "GEREKENİ YAPSALARDI" DEDİ

Albay Ali Öz, Hrant Dink'in öldürüleceği yolundaki Jandarma Astsubay Okan Şimşek ile Jandarma Uzman Çavuş Veysel Şahin tarafından kendisine verilen istihbarat içinse "Onlar bu işin kursunu gördüler kayda girmeleri gerekirdi" diyerek şöyle ifade verdi:

Benim Veysel Şahin'in anlattıkları ile ilgili herhangi bir bilgim olmadı, toplantıda herhangi bir şekilde söylediği konu gündeme gelmedi ben hatırlamıyorum, öyle bir istihbarı bilgi ellerine geçmiş ise zaten Veysel Şahin ve Okan Şimşek bu işin kursunu gören, eğitimini alan personeller olup, böyle bir bilgi elde ettiği takdirde ne yapabileceklerini bilmeleri gerekiyor ve yapması gereken işlemlerde görev tanım formu şeklinde göreve başladıklarında kendilerine tebliğ edilir, böyle bir konunun öğrenilmesi halinde bunun hemen kayda girmesi gerekirdi, toplantıda gündeme getirilip getirilmemesi çok önemli değildir, dediğim gibi gündeme getirildiğini de hatırlamıyorum böyle bir şey duymadım, onların yapması gereken kayda aldıktan sonra şube müdürlerine bildirmektir. Şube müdürü de bana bildirdiği takdirde ben gelen bilgiyi kontrol edip, gereğini yapılıp yapılmayacağına o zaman karar veririm. İstihbarat bilgileri bana ulaştırılmadan önce kayda girer. İşleyiş bu şekilindedir, benim anlatılanlar ile ilgili bilgim ve görgüm bu kadardır.

Avukatlar Öz'e şu soruyu sordu:

"Metin Yıldız'ın Bolu Sulh Ceza Mahkemesinde verdiği 09.06.2008 tarihli beyanında, bu toplantıdan 2 gün sonra sizin yanınıza geldiğini ve bu konuyu tekrar gündeme getirdiğini söylemiş, bu konuda ne diyeceksiniz?"

Ali Öz bu soruya da, " Böyle bir konu için odama geldiğini hatırlamıyorum " karşılığını verdi.

Öz, "22 Ocak 2007 tarihinde Okan Şimek ve Veysel Şahin'i Coşkun İğci ile görüştürmek için görevlendirip, görevlendirmediği" sorusuna dâ "Ben öyle bir görevlendirme yapıp yapmadığımı hatırlamıyorum " karşılığını verdi.

Müdahil avukatın, "Trabzon'da hangi tarihte göreve başladınız?" sorusuna, "Tam olarak hatırlamamakla birlikte 2004yılı Ağustos ayı olması gerekir." Trabzon'daki McDonald's'ın bombalanması olayını hatırlayıp hatırlamadığı sorusuna ise "Ben hatırlamıyorum olay emniyet bölgesinde meydana gelmiştir. O tarihte Trabzon'da olup olmadığımı da hatırlamıyorum" yanıtlarını veren Ali Öz'e en ilginç soru ise duruşma sonunda geldi:
"Bir hafıza sorunu yaşayıp yaşamadığınızı söyler misiniz?" Ali Öz: "Herhangi bir sorunum yoktur."

PANDORA'NIN KUTUSUNDAN DÖKÜLENLER

Ama "Pandora'nın Kutusu" açılmıştı bir kere. Ali Öz hatırlamasa da, Dink Cinayeti'yle ilgili ihbarları, toplantıları ve cinayet sonrası Jandarma içinde yaşanan rezaleti hatırlayan çok önemli bir isim vardı; Trabzon İl Jandarma Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Yüzbaşı Hüsamettin Polat. Yüzbaşı Polat, Hrant Dink Cinayeti'nde Albay Ali Öz'ün ihmalden de öte bir sorumluluğu olduğunu söyleyerek, bu konudaki en şaşırtıcı ifadeyi verdi.

Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesinde ifade veren Yüzbaşı Hüsamettin Polat, dönemin Alay Komutanı Ali Öz ile İstinbarat Şube Müdürü Metin Yıldız'ın üst makamlar dahil herkesi yanılttıklarını iddia etti.

Davanın son tanığı olan Polat, ilk önce yazılı bir ifade verdi. Mahkeme Başkanı Şevki Ulucam ise tanıklığın vicahi olacağı uyarısında bulunarak olayı anlatmasını istedi.

Polat, cinayetle ilgili istihbarat bilgisinin aktarıldığı sabah brifing toplantısını şöyle anlattı:

Günlük istihbarat brifinginde İstihbarat Şube Müdürü Metin Yıldız, İl Jandarma Komutanı Öz'e Veysel Şahin ve Okan Şimşek'in Pelitlide güvenlik görevlisi olarak çalışan Çoşkun İğci'nin Yasin Hayal isimli şahsın İstanbul'daki Ermeni gazeteci Hrant Dink'i öldürmeyi planladığını, bu plan kapsamında kendisine silah temini için 500 YTL verdiğini söyledi. Albay Öz ise "Bu konuyu burada görüşmeyelim sonra görüşelim" dedi.

Ali Öz'ün Dink'in öldürülmesinden sonra Jandarmaya cinayetin haberini veren İğci'nin konuşmaması konusunda uyarılmasını istediğini anlatan Polat, aynı ifadesinde şunları söyledi:

Brifingten sonraki akşam İstihbarat Şube Müdürü Yıldız'a "Bu konuyu ayrıntılı olarak biliyorsunuzdur. Ne yaptınız?" diye sordum.

O da "Bu konuyu kapat konuşmayalım" dedi.

Sabahleyin ise Albay Öz, herkes kendi biriminin brifingine katılması yönünde emir verdi. Daha önceden asayiş, kaçakçılık ve istihbarat, sabah brifinglerini bir arada yapardı. Artık ayrı ayrı yapacaktık.

Ali Öz bizim istihbarat toplantılarına katılmamızdan rahatsız olmuştu.

İşi kurcalamaya başlamasından sonra Albay Öz'ün kendisine yönelik tavrının değiştiğini, astlarının yanında kendisini küçük durumâ düşürdüğünü belirten Polat, "İstihbarat ve KOM Şubeler aynı kattadır. Sanıklar Şimşek ve Şahin'i devamlı görürdüm. Fakat kendileri ile görüşemezdik. Baskı altında tutulurlardı. İstihbarat Şube'nin kapısı şifreli idi. Bu şifrede bizim görüşmemizin engellenmesi amacıyla devamlı değiştirilirdi. Ve İstihbarat Şubesi'nin elemanları benimle ve personelimle görüşmezlerdi.

Yazılı ifadesinde Polat, Öz'ün İl Jandarmadaki tüm faaliyetleri görevle alakası olsun olmasın Yüzbaşı Yıldız ile planlayıp gerçekleştirdiğini belirterek şöyle devam etti:

Bir vatandaşın arazide kayıp olduğuna ilişkin haber geldiğinde bu olay basında çıkması muhtemel bir olaydır diyerek kendi de komando bölüğünün başında saatlerce arazide aramaya katılırdı. Yani çok hassastı. Dolayısıyla Dink gibi basında sürekli çıkan birisinin cinayeti ile ilgili olarak önceden İğci aracılığıyla aldığı bilgi karşısında kayıtsızlığı kesinlikle bir ihmal veya istihbari bilginin önemsenmemesi değildir. Mesleki tecrübesi ve birlikte çalıştığımız üç yılda bende oluşan kanaat budur.

Polat, müdahil avukat Bahri Bayram Belen'in istihbarat alınması halinde ne yapılması gerektiğine yönelik sorusuna şu cevabı verdi:

Elde somut bir istihbari bilgi vardı. Bu durumda ilk iş bu şahsın takibe alınması, bu olayın derhal Cumhuriyet Savcılığı'na bildirilmesi ve şahsın kendisi veya ailesi ile görüşülmesi gibi hususların yapılması gerekir. Çünkü istihbarat toplantısında Yasin Hayal'den bahsederken 2004 yılında McDonald's'ı bombalayan Yasin Hayal olarak belirtilmiştir. Sanığın bu yapısı dikkate alındığında bu istihbaratın ciddiye alınması gerekirdi. Önemsenmemesinin haklı bir gerekçesi olduğunu düşünmüyorum. Bunda kasıt olduğuna dair elimde kanıt yoktur, bu nedenle kasıt diyemem, ancak basit bir ihmal de diyemem.

Albay Öz'ün Trabzon'dan tayini çıktıktan sonra Şimşek ve Şahin'in de başka ile gitmeleri için zorla dilekçe imzalattığını öne süren Polat ifadesinin devamında şöyle diyordu:

Daha sonra ben Okan Şimşek'i görev yaptığı İstanbul'dan telefonla aradım. Artık tayininin çıktığını Öz'ün baskısı kalmadığını, rahatça Dink Cinayeti ile ilgili doğruları söylemesini tavsiye ettim. Daha sonra Şimşek beni telefonla iki kez aradı ve mahkemede doğruları söyleyeceklerini söyledi.

Bizim de mahkemede tanıklık yapıp yapmayacağımızı sordu. Ben de kendisine Asayiş Şube Müdürü Ali Oğuz Çağlar Yüzbaşı ile görüştüğümü, kendisinden doğruları söylemesini beklediğimizi, mahkemede konuşmadıkları takdirde Yüzbaşı Çağlar ve benim bir şekilde konuşacağımızı, bu yönde karar aldığımızı söyledik. Kendisi de "Komutanım biz de zaten mahkemede doğruları söylemeye karar verdik" dedi.

Bana göre Şimşek ve Şahin bu olaydaki istihbari bilgiyi alarak görevlerini en iyi şekilde yapmışlardır. Hatta ödüllendirilmeleri gerekirdi.

"BELGELERİ İMHA ETTİLER"

Okan Şimşek ve Veysel Şahin'in duruşmasının beklendiği günlerde bir gün Alay Komutanı Albay Öz'ün odasına girdiğini ve içeride tanımadığı bir sivilin oturmakta olduğunu anlatan Yüzbaşı Polat, "O sırada Öz, 'Çoşkun İğci sıkıysa mahkemede konuşsun başına neler geleceğini görür' mealinde sözler sarfettiğini bizzat tanık oldum" diye konuştu.

Polat, Albay Öz ve Yüzbaşı Yıldız'ın Okan ve Şahin'in, Çoşkun İğci'den istihbarat aldıklarının anlaşılmaması için eski evrakları imha ettiklerini, yerine yenilerini yazdıklarını şu sözlerle vurguladı:

Günlük görev dönüşü düzenlenen 'günlük görev sonuç raporlarının' Mülkiye Müfettişleri'nin Trabzon'da olduğu dönemde Pelitli'ye gidilmiş ve İğci ile görüşülmüş olduğu anlaşılmasın diye bizzat Alay Komutanı Ali Öz ve İstihbarat Şube Müdürü Metin Yıldız tarafından emir verilerek değiştirildiğini gördüm. Çünkü İğci ile görüşme detayları bu tutanaklarda vardı.

Hatta Okan Şimşek bana Öz'ün yeni görev sonuç belgelerini yani sahtelerini alıp kasasına koyduğunu, eskilerinin ise İstihbarat Şube Müdürü Metin Yıldız tarafından imha edildiğini söyledi. Öz ve Yıldız üst makamlar dahil herkesi yanılttılar.

Anlatılanlar karşısında şaşkına dönmemek mümkün değildi. Mahkeme Başkanı Şevki Uluçam da dahil herkes gerçeğin ortaya çıkması için uğraşıyordu.

Dink ailesinin avukatlarının da talebi doğrultusunda Jandarma görevlilerinin yargılandığı dava hakkında "görevsizlik" kararı veren Trabzon 2'nci Sulh Ceza Mahkemesi, dosyanın Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesine hükmetti. Mahkemenin bu kararında, Sanıklar hakkında açılan davanın, mahkemenin görev alanını aştığı düşüncesi etkili oldu. Mahkeme kararında "Sanıklara atılı suçların, Türk Ceza Kanunu'nun 83'üncü maddesinde düzenlenen, 'kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi suçu'nu oluşturup oluşturmadığına, yargılama yaparak ve tartışarak karar verilmesi için dosyanın görevli ve yetkili Trabzon Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmiştir" denildi.

Mahkemenin kararını inceleyen Cumhuriyet Savcısı Mesut Atmaca, suçun 'görevi ihmal' olarak değerlendirilmesi gerektiğini ve yargılama görevinin de Sulh Ceza Mahkemesi'nde olduğunu belirterek, üst mahkeme olan 1. Asliye Ceza Mahkemesi'ne itirazda bulundu.

İtirazı inceleyen 1. Asliye Ceza Mahkemesi, savcıyı haklı bularak davanın Ağır Ceza Mahkemesi'nin görev alanına girmeyeceğine hükmetti ve dava dosyası, yargılamanın yeniden yapılması için 2. Sulh Ceza Mahkemesi'ne iade edildi.

Böylece yargılamada başa dönülmüş oldu. Artık cinayetle ilgili pek çok şey ortaya çıkmıştı. Trabzon İl Jandarma Komutanlığı persone l3 Astsubay Okan Şimşek ile Uzman Çavuş Veysel Şahin'in her şeyi itiraf ettikleri ifadeleri sonrasında Trabzon Savcılığı da harekete geçti. Savcılık iddialar üzerine Albay Ali Öz ile Yüzbaşı Metin Yıldız hakkında soruşturma izni istedi. Bunun üzerine İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın onayı ile ön inceleme başlatıldı.

Müfettişler, mahkemede "Dink'in öldürülmesinden önce olayla ilgili istihbarat geldiği, bu istihbaratın da Öz ve Yıldız'a bildirildiği" yönünde ifade veren Şimşek ve Şahin'in yanı sıra, Öz ve Yıldız'ın da yeniden bilgisine başvurdu.

Daha önce hakkında soruşturma izni verilmeyen Albay Öz, kendisine gelen Dink'le ilgili istihbarat bilgisini unutmuş olabileceğini açıkladı. Öz ile Yıldız'ın, Dink'in öldürülmesinde ihmali olduğu görüşüne varan Müfettişler, bu nedenle haklarında "soruşturma izni verilmesi" gerektiği kanaatine ulaştı.

Müfettişler, aynı dosya kapsamında, Dink'e yönelik saldırıdan önce edinilen bilgilerin yer aldığı belgeyi, saldırıdan sonra hazırlanmış gibi tanzim eden 5 jandarma görevlisi için de soruşturma izni istedi. Müfettişlerin hazırladığı ön inceleme raporunun ulaştırıldığı Trabzon Valiliği, mevzuata göre müfettiş raporunu İl İdare Kurulu'nda değerlendirerek karar verdi.

Albay Ali Öz hakkında, Hrant Dink'in öldürüleceği bilgisini cinayetten 6 ay önce öğrenmesine rağmen engellemeye yönelik hiçbir çalışma yaptırmadığı iddiaları üzerine, Trabzon Valiliği yargılanmasına izin verdi.

Albay Öz bu kararın iptali için Bölge İdare Mahkemesi'ne itirazda bulundu. Mahkeme, itirazı reddetti. Bölge İdare Mahkemesi, Albay Öz ile birlikte, dönemin Jandarma İstihbarat Şube Müdürü Yüzbaşı Metin Yıldız ve haklarında soruşturma izni verilen diğer rütbelilerin de itirazlarını reddetti. Bu kararla Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığının, Albay Öz ve Yüzbaşı Yıldız ile birlikte Gazi Günay, Önder Araz, Okan Şimşek, Veysel Şahin, Hüseyin Yılmaz, Hacı Ömer Ünalır hakkındaki soruşturma süreci resmen başlamış oldu. Bu kişiler hakkında yürütülen soruşturma "görevi ihmal, gerçeğe aykırı belge düzenlemek ile tehdit" iddialarını kapsıyor. Trabzon Cumhuriyet Savcılığı'da yaptığı soruşturma sonrasında Ali Öz ve diğer Jandarma personeli hakkında "görevi ihmalden" dava açtı.

Bu sonuç, yalnızca iki Jandarma personeli hakkında soruşturma açılmasını talep eden Mülkiye Başmüfettişleri Şükrü Yıldız ile Mehmet Ali Özkılıç'ın raporlarından oldukça ileride bir adımdı. Onlar yalnızca iki personel hakkında soruşturma açılmasını isterken, diğerleri hakkında soruştura açılmasına gerek olmadığı sonucuna varmışlardı. Bu aynı zamanda Jandarma müfettişi Kıdemli Albay İsa Öztürk'ün "muhalefet şerhi" ile taban tabana zıttı. Çünkü o iki Jandarma personeli hakkında bile soruşturma açılması talebine karşı çıkmıştı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Hrant Dink Cinayeti'ni Amerika Planladı!

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir