Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Devletin Belgesinde Şüphe - İstihbarat Dairesi Üzerine Şüphe

Burada Hrant Dink Cinayeti hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Devletin Belgesinde Şüphe - İstihbarat Dairesi Üzerine Şüphe

Mesajgönderen TurkmenCopur » 06 Haz 2011, 22:08

DEVLETİN BELGESİNDE ŞÜPHE

İSTİHBARAT DAİRESİ ÜZERİNE ŞÜPHELER ARTIYOR


Başmüfettiş Akif İkbal'in 19 Mayıs 2008 tarihli raporu, yepyeni bir durum ortaya çıkarıyor. Bu raporla birlikte Dink Cinayeti'yle ilgili dosyada İstihbarat Dairesi kaynaklı ve Ramazan Akyürek imzalı belgelerden de şüphe duyulmasının yolunu açıyor.

İşte bunlardan birisi.

Fatih Altaylı'nın 28 Ocak günü Sabah gazetesinde "Erhan Tuncel'in emniyetin muhbiri olduğuna dair" yazısının yayınlanmasından bir gün sonra İstanbul Cumhuriyet Savcılığı 29 Ocak 2007 günü Ankara'ya İstihbarat Daire Başkanlığı'na bir yazı gönderdi.

Erhan Tuncel*le ilgili olarak basına yansıyan konularda İstihbarat Dairesi Başkanlığı'nda bulunan mevcut evraklar isteniyordu.

İstihbarat Dairesi Başkanlığı Ramazan Akyürek imzasıyla bu talebe 6 Şubat 2007 günü cevap verdi.

Erhan Tuncel hakkında 48 sayfalık belge ile beş sayfalık bir bilgi notu yanında McDonald's eylemi hakkında 28 sayfadan oluşan belgeler gönderildi.

Akyürek, belgelerin gizlilik, kişiler hakkında hayati öneme sahip bilgiler içerdiği gerekçesiyle deşifre edilmemesini istiyor ayrıca bilgi güvenliği açısından belgelerin okunduktan sonra imha edilmesini talep ediyordu.

Savcılar da bu talebe uyarak, Erhan Tuncel'in Dink Cinayeti'yle ilgili ihbarlarının yer aldığı belgeleri imha karan aldılar.

Böylece, Dink'le ilgili İstihbarat Dairesi Başkanlığinın elinde ne tür belgeler olduğunu öğrenme imkânı uzun süre ortadan kalkmış oldu.

EMNİYETİN YAZISI: KANAAT Mİ İTİRAF MI?

İstihbarat Daire Başkanlığinın elindeki Dink'le ilgili belgeleri görmek için yargılamanın yapıldığı İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin talebine cevap verilmesini beklemek gerekiyordu.

Mahkeme 7 Mayıs 2007 günü Emniyet Genel Müdürlüğü'ne bir yazı göndererek, yöneticisi Erhan Tuncel ve Yasin Hayal olan, üyeleri Ogün Samast, Zeynel Abidin Yavuz, Ersin Yolcu, Ahmet İskender, Mustafa Öztürk ve Tuncay Uzundal'dan oluşan terör örgütüyle ilgili bilgi ve dokümanların varsa çıkartılarak, konuyla ilgili bilgi verilmesini istedi.

Ancak ne hikmetse yazıya Emniyet Genel Müdürü adına İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek yanıt verdi.
Yanıtın içeriği, ilk okunduğunda sanki Emniyet Müdürlüğümün Dink Cinayeti'ni işleyenlerle ilgili kanaatini yansıttığı izlenimi doğuyor.
31 Mayıs 2007 tarihli cevabi yazının içeriği Emniyet Genel Müdürlüğü'nün söz konusu kişilerle ilgili kanaatini değil, "bilgisini" gösteriyordu.

Yazıda ilk kez Yasin Hayal'in Hrant Dink'in Türkülüğü aşağılayıcı ifadeleri nedeniyle Dink'e yönelik bir eylem gerçekleştirmek amacıyla arkadaş çevresinde bir "grup" oluşturduğu "bilgisi" yer alıyordu.

Mahkemenin Emniyet Genel Müdürlüğü'nden istediği ancak İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek imzasıyla 31 Mayıs 2007 tarihinde gönderilen yazıda "Hrant Dink'in öldürülmesi olayının şüphelisi olarak tutuklanan Yasin Hayal'in liderliğini yaptığı grupla ilgili olarak:

"Yasin Hayal'in 24.10.2004 tarihinde Trabzon McDonald's şubesine el yapımı parça tesirli bomba attığı, olay sonrasında 30.10.2004 tarihinde6 İstanbul'da yakalanarak cezaevine konulduğu, bu olayla ilgili olarak sürdürülen çalışmalarda şahsın herhangi bir terör örgütüyle ile irtibatının tespit edilemediği,

-13.09.2005 tarihinde tahliye olan Yasin Hayal'in, Hrant Dink'in Türklüğü aşağılayıcı ifadeleri nedeniyle Dink'e yönelik bir eylem gerçekleştirmek amacıyla arkadaş çevresinden bir grup oluşturduğu,

-Yasin Hayal 'in grup içerisinde lider konumda olduğu ve diğer şahısların hepsine talimat verebildiği, Erhan Tuncel 'in ise Yasin Hayal nezdinde en etkili kişi olarak tanındığı ancak diğer grup üyeleriyle hiyerarşik anlamda bir bağının tespit edilmediği" şeklinde bilgiler bulunmaktadır.

Bu yazıdaki bilgilerin Yasin Hayal ve Erhan Tuncel hakkında İstihbarat Dairesi Başkanlığı'nda tutulan dosyalardan derlendiği açıktı. Emniyet İstihbaratın mahkeme dosyasındaki bilgilere dayalı tespitleri olamazdı.
Çünkü bundan daha fazlası zaten 20 Nisan 2007 tarihli iddianamede yer alıyor.
İddianamede Hayal ile birlikte adı geçenlerin cinayetteki rolleri konusunda bilgiler fazlasıyla mevcut. Ancak bu yazının iki önemli özelliği var:
Birincisi "Yasin Hayal'in Dink'i öldürmek amacıyla arkadaş çevresinden bir grup oluşturduğu" bilgisinin İstihbarat Dairesi'nin elinde olduğunu gösteriyor.

Hatırlanacağı gibi bugüne kadar yapılan tüm tartışmalar Trabzon İstihbarat Dairesi'nin 17 Şubat 2006 tarihinde İstanbul'a gönderdiği ve Yasin Hayal'in para bulması halinde İstanbul'a gelerek Dink'e yönelik bir eylem gerçekleştireceği üzerinde duruldu.

31 Mayıs 2007 tarihinde İstihbarat Dairesi tarafından mahkemeye gönderilen yazıda ise Yasin Hayal'in eylem için arkadaş çevresinden bir grup oluşturduğu bilgisi veriliyor.

Peki Ramazan Akyürek imzasıyla gönderilen yazıdaki bu bilgi neye dayanıyor olabilir?

Elbette, Yardımcı İstihbarat Elemanı ile yapılan görüşmelerin yazıldığı ve İstihbarat Dairesi Başkanlığina da gönderilen "F4 raporuna."

Emniyet İstihbaratın Yasin Hayal ile ilgili tuttuğu dosyanın (İstihbarat Değerlendirme Projesi-İDP) numarası 2918865 idi. Bu dosyada ne olduğunu bugüne kadar gören olmadı.
Mahkemeye giden yazının son bölümü de çok ilginç.
Burada Erhan Tuncel'in cinayetteki rolünü "önemsizmiş" gibi göstermeye yönelik bir tavır da seziliyor. Yazıda;
"... -Yasin Hayal'in grup içerisinde lider konumda olduğu ve diğer şahısların hepsine talimat verebildiği, Erhan Tuncel'in ise Yasin Hayal nezdinde en etkili kişi olarak tanındığı ancak diğer grup üyeleriyle ile hiyerarşik anlamda bir bağının tespit edilmediği" şeklinde bilgiler bulunmaktadır" deniliyordu.

Yani Akyürek'e göre "cinayeti işleyen grubun lideri Yasin Hayal'dir, Erhan Tuncel'in rolü ise Hayal nezdinde sahip olduğu etkidir.

Ve "Tuncel ile grubun diğer üyeleri arasında bir bağ yoktur" denilerek örgütle ayrılırken, Yardımcı İstihbarat Elemanı Tuncel hakkında olumlu bir kanaat ortaya konuyor.

Mahkemeye gönderilen bu yazılardan olsa gerek Yasin Hayal, Dink Cinayeti'nin tüm sorumluluğunun üstüne yıkılacağına ilişkin bir düşünceye kapılmış bir kişinin psikolojisiyle Savcılığa yazdığı bir mektupta isyanını şöyle dile getiriyordu:

Sayın Savcım, ben bu derin devlet, derin millet kavramlarını pek anlayabilmiş değilim. Ama ortada kesin olan bir şey var ki, o da emniyet içinde legal mi, illegal mi bilmiyorum, bir grup bizi kumanda etti. Bu aşikârdır. Siz bunu gördüğünüz halde bizim hakkımızı müdafaa etmediniz... Şimdi soruyorum, eğer biz devlet görevlerinde kullanıldıysak bizim hakkımızı korumak devlete düşmez miydi?

ZEYNEL ABİDİN YAVUZ MESELESİ

Bu meseleye İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek'in mahkemeye gönderdiği 31 Mayıs 2007 tarihli yazıda bahsettiği "Dink'e yönelik eylem yapacak grup üyeleri kimlerdir?" sorusuyla başlayalım.

Yasin Hayal'in çevresinden oluşturduğu ama bugüne kadar kimsenin görmediği istihbarat raporlarına giren bu grupta kimler yer alıyordu?

Erhan Tuncel'in, Trabzon İstihbarat Şubesi'nde kendisinin bağlı olduğu polis memuru Muhittin Zenit'e, İstihbarat Şube Müdürü Engin Dinç'e, daha sonra bağlı olduğu Özgün ve Memduh isimli polis memurlarına da söylediği gibi Zeynel Abidin Yavuz, Engin Yılmaz ve diğerleri.

Dink Cinayeti dosyasında bulanıklık yaratmaya elverişli en önemli isim Zeynel Abidin Yavuz'dur.

Cinayeti aydınlatmak isteyenlerin ışık tutması gereken ismin de aynı kişi olduğu açık.

İddianameye göre, Zeynel Abidin Yavuz, Yasin Hayal'in 13 Eylül 2005 tarihinde cezaevinden çıkmasından sonra Dink'i öldürmek için belirlenen ilk tetikçiydi.

İddianamede bu konu şöyle anlatılıyor:

Yasin Hayal, 2006yılı Ocak ayı içerisinde Erhan'a, Hrant Dink isimli bir Ermeni gazeteci olduğunu ve onu öldüreceğini söylemiş, Erhan bu durumu İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlilerine bildirmiş ve en son 07.04.2006 tarihinde de aynı bilgiyi vermiştir.

Yasin Hayal bu eylemi gerçekleştirmek için 2006yılı başlarında Zeynel Abidin Yavuz ile görüşmüş ve ona "Bir Ermeni başı var vurur musun?" şeklinde teklifte bulunmuştur. Zeynel Abidin Yavuz kendisine yapılan bu teklifi önce kabul etmiş, ancak Yasin para ve silah bulamadığı için eylem sürekli ertelenmiştir.

Yasin, 2006yılı Mayıs ayı içerisinde Zeynel'i yanına çağırarak Hrant Dink'i vurma eylemini icraya koyacaklarını söylemiş, bu sırada yanlarına gelen Erhan Tuncel'den Hrant Dink'in resimlerini ve Agos gazetesinin adresini internetten indirmesini istemiştir.

Erhan Tuncel okul ve daha sonraki dönemde ev arkadaşı olan Tuncay Uzundal ile birlikte Akın İnternet Kafe'ye giderek Hrant Dink'in internetten indirdikleri fotoğraflarını CD'ye kaydetmişler, bilahare Erhan, bu çıktıları Yonca Market'e bırakmıştır.

Zeynel, gazete kâğıdına sarılı paketi Yonca marketten alarak Yasin Hayal'e götürmüş, Yasin Hayal paketi açarak, içinden çıkardığı Hrant Dink'e ait resimleri Zeynel'e göstererek "Senin vuracağın adam bu, Ermenilerin başıdır. Türklere kötü sözler söyledi" diyerek öldüreceği kişinin bir Türk düşmanı olduğu yönünde telkinlerde bulunmuştur.

Zeynel Abidin Yavuz'un eylemi icra edecek kişi olarak planlandığı dönemde konu Mustafa Öztürk'e de aktarılmış ve ondan maddi ve manevi destek sözü alınmıştır.

Ancak, Zeynel Abidin Yavuz, abisi olan Kurtuluş Yavuz'un talep ve tavsiyesi üzerine, Haziran ayında Trabzon'dan ayrılarak çalışmak için* İzmit iline gitmiş ve o safhada eylem gerçekleştirilememiştir.

Zeynel Abidin Yavuz'un sigorta kayıtları üzerinde yapılan incelemede 03.06.2006 - 17.09.2006 tarihleri arasında SSK Kocaeli Sigorta Müdürlüğü bölgesinde çalıştığı tespit edilmiş, ayrıca baz istasyonu incelemesinde kullanmakta olduğu cep telefonunun 17.7.2006 - 24.8.2006 tarihleri arasında Kocaeli'de sinyal vermekte olduğu, 24.8.2006 tarihinden sonra Trabzon'da sinyal vermekte olduğu tespit edilmiştir.

Yasin Hayal, Zeynel Abidin Yavuz'un İzmit iline gitmesi üzerine bu eylemi gerçekleştirebilecek başka bir şahıs aramaya başlamış, aynı zamanda eylemde kullanacağı silahı da temin etmek üzere arayışa girmiştir.

Zeynel Abidin Yavuz, askere gitmek için Trabzon'a geri dönmüş, bu nedenle işten ayrıldığı için de bir daha Kocaeli'ndeki işine geri dönmemişti. Cinayetin planlanması aşamasında Yasin Hayal ile birlikte olan Yavuz, cinayet saatinde de yine Trabzon'da Yasin Hayal'in yanında olan kişilerden birisiydi.

Emniyetin muhbiri olarak Yasin Hayal grubuna yönelik olarak çalışan Erhan Tuncel, Zeynel Abidin Yavuz ismini bağlı olduğu İstihbaratçı Polis Muhittin Zenit'e 2006 yıl Mayıs ayında ihbar etmişti.

Ancak Muhittin Zenit nedense bu bilgiye itibar etmemiş, raporlaştırmamıştı.

Oysa Yasin Hayal'in Dink'e yönelik eylem yapacağına ilişkin bilgiyi 15 Şubat 2006 günü rapora bağlayan ve buna bağlı olarak da 17 Şubat 2006 tarihinde İstanbul İstihbarat Dairesi Başkanlığı'na gönderilen yazıyı da hazırlayan bizzat kendisiydi.

Muhitin Zenit, hem savcılıkta hem de konuyla ilgili inceleme yapan Mülkiye Başmüfettişlerine verdiği ifadelerde, Erhan Tuncel'in kendisine Zeynel Abidin Yavuz'la birlikte verdiği isimler konusunda detaylı olarak istihbarat teknik ve metodlarını kullanarak çalışıldığını söyledi.

Zenit, Yavuz'un Yasin Hayal ile aktif bir bağlantısının tespit edilemediğini, ayrıca Zeynel Abidin Yavuz isimli şahsın o dönemde Kocaeli ilinde olduğunu söyledi.

İstanbul Polisi'nin Yasin Hayal ile kardeşi Osman Hayal hakkında Trabzon'dan gelen 17 Şubat 2006 tarihli yazı üzerine teknik inceleme yapıp yapmadığını İstihbarat Dairesi Başkanlığinın LOG kayıtlarına müracaat ederek soran Mülkiye Başmüfettişi Şükür Yıldız'ın aklına nedense, "Sayın Muhittin Zenit, Zeynel Abidin Yavuz'la ilgili olarak ne gibi istihbarat teknik ve metodlan kullanarak inceleme yaptınız?" sorusunu sormak gelmedi.

Yavuz, SSK kayıtlarına göre 3 Haziran 2006 tarihinden 24 Eylül 2006 tarihine kadar Kocaeli'nde kayıtlı görünüyor.

Telefonu ise 17 Temmuz ile 24 Ağustos tarihleri arasında Kocaeli'de sinyal veriyor. Bu tarihler arasında orada olduğundan kuşku duymak için bir neden yok.

Yavuz hakkında her türlü teknik ve istihbari çalışma yapan Polis Memuru Muhittin Zenit ise 15 Haziran 2006 tarihinden itibaren Bayburt'ta görev yapmaya başladı.

Zenit, Trabzon'da görevli olduğu dönemde Yavuz'un telefonu Kocaeli'nden sinyal vermediğine göre, tecrübeli istihbaratçının, "katil adayının" Kocaeli'ne gittiğinden nasıl emin olduğuna şaşırmadan edemiyor insan.

Diyelim ki, Yavuz'un cep telefonunun Kocaeli'nden sinyal verdiği 17 Temmuz 2006'da bu durumu öğrendi.

O zaman da "Bayburt'taki görevine başlayalı bir ay olmuş Muhittin Zenit niçin Zeynel Abidin Yavuz'la ilgilendi?" Daha önce de belirttiğimiz gibi; "Diyelim ki, ilgilendi, peki bunları bir rapora bağlama gereği neden duymadı?"

Müfettişler ya da savcılık neden kendisine "Madem Zeynel Abidin Yavuz'un Kocaeli'ne gittiğini o tarihte tespit ettin, bu bilgiyi neden raporlaştırmadın?" diye sormadı.

İstihbarat Dairesi Başkanlığinın Log kayıtlarında Zenit'in 2006 yılı Mayıs ayında Zeynel Abidin Yavuz ya da diğer kişiler hakkında yaptığını söylediği teknik ve istihbari metodlara dayanarak ne gibi tespitler yaptığı ise halen bilinmiyor. Eğer bu tür bir çalışma yapılmış olsaydı, bir yerlerde izi kalmış olmalıydı değil mi?

Ayrıca neden, Muhittin Zenit'e, "Yasin Hayal'in 'tetikçi' olarak belirlediği Zeynel Abidin Yavuz'un, Hrant Dink'in yaşadığı İstanbul'a bir saat mesafede olan Kocaeli'ne çalışmaya gitmiş olması uzman bir istihbaratçı olarak sizde kuşku yaratmadı mı?" diye sorulmadı o da ayrı bir muamma...

Bir tetikçi rahatlıkla Kocaeli'nden bir saatte İstanbul'a gelip/getirilip, iki saat içinde cinayeti işledikten sonra, yine bir saat içinde geriye dönebilirdi.

Bu sorunun arkasında yatan fikir çok önemliydi.

O kadar önemli ki Muhittin Zenit istihbaratın, suç işlemesi olası Yasin Hayal'i nasıl adım adım takip ettiğini kendisi anlatmıştı. Yapılması gereken de buydu.

Konuyla ilgili soruşturma yapan Mülkiye Müfettişine 16 Temmuz 2007 tarihinde ifade veren Zenit, şöyle demişti:

"Yasin Hayal cezaevinden çıktıktan sonra Trabzon ilinden ayrıldığım 2006 yılı Haziran ayına kadar geçen sürede Yasin Hayal'in Trabzon ilinden herhangi bir sebeple ayrılması durumunda üstlerime rapor ederek şahsın seyahat edeceği vasıta tespit edilmiş gideceği ile bildirilmiş ve gittiği ilde şahıs takip altında tutularak olması muhtemel olayların önüne geçilmesi sağlanmıştır. (Durumdan gittiği illerle ilgili yazışmalar arşivlerimizde mevcuttur.)
Bu çalışmalarımızda söz konusu soruşturmaya vermiş olduğumuz önemin bir göstergesi olduğu kanaatindeyim." Demek ki ne yapılması gerekiyormuş.

Suç işlemesi beklenen kişi şehir değiştirirse gittiği yerdeki istihbarat şubesine yazı yazılırken, bindiği araca kadar tespitinin yapılması gerekiyormuş.

Ancak nedense Zeynel Abidin Yavuz'un Kocaeli'ne gidişi Tuncel'in verdiği bilgiye rağmen İstihbarat Memuru Zenit'i hiç kuşkulandırmamıştı.

KAYITLARDAKİ FARK NEDEN?

İddianameye bakılırsa, Zeynel Abidin Yavuz'un Kocaeli'nde olduğunu gösterir iki tarih arasındaki fark Başmüfettiş Şükrü Yıldız dahil hiç kimsenin dikkatini çekmemiş...

SSK Kocaeli İl Müdürlüğü kayıtlarına göre Yavuz 3 Haziran 2006 ile 17 Eylül 2006 tarihleri arasında Tüpraş'ta çalıştı.

Ancak cep telefonu 17 Temmuz ile 24 Ağustos arasında Kocaeli'den sinyal verdi.

Zeynel Abidin Yavuz'un ilk sigortalı olduğu 3 Haziran 2006 ile cep telefonunun ilk sinyal verdiği 17 Haziran arasında neden cep telefonundan uzak kaldığı araştırılmadı.
Araştırma kapsamında Yavuz'un Kocaeli'nde çalıştığı firmada inceleme yapıldı mı o da bilinmiyor.
Neden Zeynel Abidin Yavuz'un işe giriş bildirgesinde imzasının olup olmadığı, tam olarak hangi tarihte iş başı yaptığı üzerinde durulmadı? Ancak birçok soru gibi önemli bir gerçek tüm çıplaklığıyla ortada duruyordu.

Elbette bunlardan en önemlisi İstihbarat Dairesi Başkanlığinın Zeynel Abidin Yavuz hakkında İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'na gönderdiği resmi yazıydı.

29 Ocak 2007 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, Erhan Tuncel'in muhbiri olduğu polise, Yasin Hayal'in, Zeynel Abidin Yavuz'u yönlendirerek Dink'e karşı suikast düzenlemek için İstanbul'a göndereceğine dair bir rapor veya bilgi olup olmadığı sordu.
Çünkü Tuncel, Bağlı olduğu istihbarat personeline (Muhittin Zenit) "Hayal'in Yavuz'u yönlendirerek Dink'i öldüreceğini bildirdim" demişti.
Savcılığın sorusu çok kısaydı. Tuncel'in verdiği bu bilgi hakkında rapor var mıydı, yok muydu?
Akyürek'in tam iki ay sonra verdiği yazı ise Savcılığın isteğinin çok üzerindeydi.
Çünkü yorum katılmıştı.

Öncelikle Yasin Hayal'in, Zeynel Abidin Yavuz'u yönlendirerek Dink'e suikast yapılacağına ilişkin herhangi bir rapor düzenlenmediğini kabul ediyordu.

Ama ekliyordu:

"Zeynel Abidin Yavuz ile ilgili konunun 2006 Şubat ayından sonra gündeme gelmiş olmalıdır ki, bu dönemde Erhan Tuncel ile olan ilişkilerde sorunlar yaşanmaya başlamıştır.

Devam eden süreçte, yardımcı istihbarat elemanında yaşanan güven bunalımının aşılmasına yönelik girişimlerde bulunulmuşsa da olumlu gelişmeler kaydedilmemesi sonucu teşkilatımızla ilişkisi kesilmiştir."

Akyürek Savcılığa yazdığı yazıda Tuncel'in güven bunalımı yaratan tavırlarını aynen şöyle sıraladı:

"-Buluşmalara zaman zaman gelmedi,
-bilgi saklamaya çalıştı,
-sıklıkla yalan söyledi,
-zaman zaman verdiği bilgileri birbiriyle çelişti, -güvensizlik oluşmasına neden olacak tavırlar sergiledi, -sıkça para talebinde bulundu, -ve para temini için senaryo haberler üretti."

Bu cümlelerinin hemen ardından da Erhan Tuncel'in verdiği bilgilerle ilgili son raporun Nisan 2006'da hazırlandığını ve bunda da kayda değer bir bilginin yer almadığına vurgu yaptı.

Ramazan Akyürek bunları yazarken, Erhan Tuncel'in resmi bir devlet görevlisi olmadığını gözden kaçırmışa benziyordu.

Tuncel yalnızca bir emniyet muhbiriydi.

Yani onun verdiği ipuçlarını araştırmak, rapor haline getirmek Trabzon İstahbarat Şubesi'ndeki "abilerinin" göreviydi. İhmal varsa orada aranmalıydı.

Muhbirin ya da teknik adıyla Yardımcı İstihbarat Elemanı'mn görevi suçu önlemeye çalışmak olmadığı gibi, bilgi verdiği konu hakkında tüm detaylara sahip olmak da değildir.

Muhbir yalnızca bilgiyi verir, gerekli araştırmayı yapmak devlet memuru olan istihbarat görevlisine düşer.

Bununla birlikte eğer 2006 Şubat ayından itibaren güven bunalımı doğmuşsa, muhbirlikten çıkarmak için neden 2006 yılı Kasım ayına kadar beklenildi?

Öte yandan Akyürek'in Tuncel hakkındaki tespitlerine katılmak oldukça güç. Çünkü Şubat ayında güven bunalımı yaşadığını söylediği muhbiriıf verdiği bilgiye dayalı olarak polis memuru Muhittin Zenit 12 Nisan 2006 tarihinde bir F4 istihbarat raporu de yazmış, bunu Ankara'ya da göndermişti.

Tuncel'in verdiği bilgilere dayalı olarak hazırlanan ve Ankara Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı'na gönderilen tüm F4 raporlarında olduğu gibi bunların üzerinde de Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek'in imzası vardı. Madem güvenilmez bilgiydi neden altına imzasını atmıştı?

Şimdi Erhan Tuncel'in verdiği bilgiye göre 12 Nisan 2006'da polis memuru Muhittin Zenit'in yazdığı ve Ankara'ya da gönderilen F4 raporunu okuyalım.

"Daha önceden de size anlattığım Yasin Hayal'in İstanbul ilinde AGOS gazetesi Genel yayın Yönetmeni Hrant Dink isimli şahsa yönelik eylem gerçekleştirmeyi düşündüğünü söylemiştim.

Bu fikrinden sonra Yasin ile sizin talimatınız gereği devamlı olarak görüşüyorum ve bu süreçte böyle bir eylemi yaptığı takdirde hem kendisinin hem de ülkemizin büyük zarar göreceği konusunu işliyorum.

Halen kendisi Pelitli beldesinde Milliyetçi Hareket Partisi'nin mahalli irtibat bürosu olarak faaliyet gösteren bir kahvehane'nin işletmeciğini aldı ve çalıştırıyor. Aynı zamanda Pelitlispor'da futbolcu lisansı alarak top oynamaya başladı."

Gerçekten de istihbaratçılar açısından önemsiz sayılabilecek bu bilgiler F4 raporu haline getirilip ilgili makamlara gönderilirken, "Yasin Hayal Zeynel Abidin Yavuz diye bir tetikçi buldu. Eylemi böyle gerçekleştirecek" şeklindeki sözleri ne Muhittin Zenit, ne daha sonra onunla ilgilenen polisler tarafından kayda değer görülüp raporlaştırılmamıştı.

Polisler ağız birliği etmişçesine konuşurken Erhan Tuncel, olayları başka türlü anlatıyordu.

Erhan Tuncel yargılandığı İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde verdiği ifade de Hrant Dink'in Agos gazetesi önünde ensesinden, Yasin Hayal'in yönlendireceği kişi ya da kendisi tarafından vurulacağı konusunu irtibatlı olduğu sekiz kişiye söylediğini açıkladı.
Bunlar;
Muhittin abi (Muhittin Zenit), Memduh abi (Mehmet Ayhan), Özgür abi (Özkan Mumcu), İstihbarat Şube Müdürü (Engin Dinç), Renkli gözlü müdür yardımcısı (Ercan Demir)'di.

Diğer üç kişi de onların yanında gelen ve araç kullananlar.

İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek dahil yukarıda adları geçen tüm polisler, Erhan Tuncel'in, 'Zeynel Abidin Yavuz'un, Dink'i öldürmek için tetikçi olarak belirlendiğine dair bilginin güvenilmez olduğunu söylüyordu.

Akyürek'de tüm polisler gibi Tuncel'in, buluşmalara zaman zaman gelmemesi, bilgi saklamaya çalışması, sıklıkla yalan söylemesi, zaman zaman verdiği bilgilerin birbiriyle çelişmesi, güvensizlik oluşmasına neden olacak tavırlar sergilemesi, sıkça para talebinde bulunması ve para temini için senaryo haberler üretmesi, nedeniyle güvenilmez olduğunu söyledi.
Ancak ortaya yeni çıkan bulgular, asıl polislerin Tuncel hakkında sarf ettiği sözlerin ne kadar güvenilir olduğunu tartışılır hale getirecekti.
Ramazan Akyürek'in ifadesine göre Tuncel ile Polis arasında Şubat 2006'dan itibaren güven problemleri yaşandı.
Ancak aynı polis Erhan Tuncel'in Nisan ayında verdiği bilgiyi de raporlaştırdı.

Bu da yetmezmiş gibi Erhan Tuncel 2006 Mayıs ayının ortasına doğru Trabzon İstihbarat Şube Müdürü Engin Dinç tarafından Emniyete çağrıldı.

Tuncel, bu görüşmede, Yasin Hayal'in Dink'i öldürmesi için Zeynel Abidin Yavuz'u ayarladığını İstihbarat Şube Müdürü Ergin Dinç'e de söyledi.

Her muhbirden daha fazla önem verildiği belli olan Tuncel'i tanışmak için makamına çağıran Dinç, odadaki polislere, "Bu adama dikkat edin 1 sene yatar bir iş verir bu çok önemli" demişti.

Madem Erhan Tuncel güvenilmez bir elemandı o zaman övülmesi değil uyarılması, hatta elemanlıktan çıkarılması gerekmez miydi?

Bu görüşmeyi Muhittin Zenit'in ayarlaması, görüşmeden sonrada Tuncel ile Özgür kod adlı Özkan Mumcu isimli polis memurunun ilgilenmesi Emniyet'teki görüşmenin 2006 yılı Mayıs ayının 10'u ile 15'i arasında bir tarihte gerçekleştiğini gösteriyor.

Oysa Ramazan Akyürek bile Dink davasının görüldüğü mahkemeye yazdığı yazıda Muhittin Zenit ya da diğer istihbarat personelini şöyle savunuyordu:

"Söz konusu bilgi (Hayal'in Zeynel Abidin Yavuz'a Dink'i öldürteceği) Polis Memuru Muhittin Zenit'e ulaşmış olsa bile raporlaştırmaya uygun bulunmamış olabilir ki; bu husus Erhan Tuncel'in güven telkin etmeyen durumu dikkate alındığında, istihbarat usul ve yöntemleri açısından normal bir husus olarak kabul edilmektedir."

Erhan Tuncel, Zeynel Abidin Yavuz konusunu sadece Zenit'e değil, Özgür ve Memduh kod adlı polis memurlarına, İstihbarat Şube Müdürü Engin Dinç'e de söylediğini anlatmıştı.

Hatta 2006 yılı Temmuz ayı sonlarında Memduh kod adlı istihbarat memurunun yanında Yasin Hayal'in Dink'i Zeynel Abidin Yavuz'a vurduracağını renkli gözlü olarak tarif ettiği Emniyet Amiri Ercan Demir'e de sözlü olarak rapor ettiğini söylemişti.

Tuncel'in ifadesindeki tarife göre Ercan Demir olduğu anlaşılan Emniyet Amiri Tuncel'in verdiği bilgiyi araştıracağına ona, "Ne verdin lan kendi kafanda senaryo yapıyorsun, benim 25 yıllık deneyimim var yeme bizi" demişti.

MÜFETTİŞLERİN TRABZON İNCELEMELERİ

Mülkiye Müfettişi Şükrü Yıldız ile Mehmet Ali Özkılıç, 5 Şubat 2007 tarihinde hazırladıkları ve İstanbul Polisini kusurlu, Trabzon Polisini ise aklayan araştırma raporundan sonra incelemelerini genişlettiler.

İncelemelerin temelini ise Erhan Tuncel'in 22 Ocak 2007'de İstanbul Terörle Mücadele Şubesi'nde verdiği ancak 25 Ocak 2007 tarihli tespit tutanağına bağlanan sözleri oluşturuyordu.

22 Şubat 2007 tarihli ikinci raporda araştırılan konu, 24 Ekim 2004 tarihinde McDonald's'ın bombalanması eylemini gerçekleştiren Yasin Hayal ile birlikte Erhan Tuncel'in bu eylemdeki rolüydü. Bombanın Erhan Tuncel tarafından hazırlandığı konusu araştırılacaktı.

İkinci konu ise Hayal'in eylem sırasında giydiği ve patlama anında yaralanması sonucu kanlanan pantolonun Tuncel tarafından emniyet yetkililerine verildiği halde delil olarak kullanılmadığı oldu.

Üzerinde durulan üçüncü nokta ise bombayı bizzat hazırlayan Erhan Tuncel'in, Trabzon Emniyeti tarafından polis muhbiri olmaya razı edilerek soruşturma dışına çıkarılmasıydı.

Konusu ayrı olsa bile, sonuçları açısından 22 Şubat 2007 tarihli rapor ile 5 Ağustos 2007 tarihli rapor da Trabzon Polisinin durumunu değiştirmeyecekti.

İşin ilginci Mülkiye Müfettişleri Dink Cinayeti'ndeki ihmalini araştırdığı Trabzon Polisi hakkında hazırladıkları 5 Ağustos 2008 tarihli en son ve uzun raporda Emniyet Müdürleri Ramazan Akyürek, Reşat Altay ve İstihbarat Şubesi yetkili ve görevlileri hakkında "soruşturma açılmasına gerek" görmeyerek "Trabzon Dosyasının" üzerine önemli bir ağırlık koyacaklardı.

KANLI PANTALON

Şimdi gelelim 22 Şubat 2007 tarihli rapora.

Müfettişlerin ifadesini aldığı Trabzon Terörle Mücadele Şubesi Müdürü Yahya Öztürk, istihbarat memuru Muhittin Zenit ve diğer polisler kanlı pantolon olayını doğrulurken, nedense Tuncel'in eylemdeki rolü hakkındaki iddiaları hep bir ağızdan reddettiler.

Oysa bu olayın Tuncel dışında da başka tanıklar vardı.

Erhan Tuncel bombalamadaki rolünü ve Emniyete muhbir yapılması sürecini şöyle anlatmıştı:

Mc Donals eylemi sonrasında Trabzon Terörle Şube Müdürlüğü tarafından gözaltına alındım. Ben gözaltında iken eylemle alakalı herhangi bir bilgi vermedim. Daha sonrasında Trabzon Terörle Mücadele Şubesinden serbest bırakıldım. Serbest bırakıldıktan bir gün sonra üniversiteden hocam olan Hüseyin Tan 'Bana gel bulaşalım ve bu olayı konuşalım' dedi. Ben de Hüseyin Tan hocayla Trabzon'da bir çay bahçesinde buluştuk. Yanında Emre isimli (şahıs) vardı. (Emre isimli şahısın soy ismi "Altunbaş"dır). Emre bana "olayda benim katkımı bildiğini, ancak bu konuda benimle telefonla irtibata geçecek istihbaratçı olduğunu bildiği şahısların bana işi çözmek için yardımcı olmam konusunda bilgiler soracaklarını" söyledi.

Aynı gün içerisinde beni cep telefonum olan (0535-609 71 23) telefonla arayan şahısla buluştum. Beni alıp içerisinde (2) kişi olan bir oto ile Trabzon'da Akçaabat mevkiinde bir yerlere götürdüler. Bu şahıslar ismini sonradan öğrendiğim Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü'nden (Ahmet kod) M.Z. (Muhittin Zenit) ve Ankara'dan geldiğini öğrendiğim şahıslardı.

Bana 'çok büyük ceza yatarsın, her şeyden haberimiz var, Yasin Hayal'in yerini bize söyle' dediler.

Ben de olaydaki bombayı kendimin hazırladığını, Yasin Hayal'in bombayı koyduğunu tüm detaylarıyla anlattım. Hatta Yasin Hayal'in eylemde giymiş olduğu ve evime geldiğinde kanlı gördüğüm pantolonunun çöpte olduğunu söyleyerek o pantolonu gelen görevlilere verdim. Pantolonu aldılar ve benden Yasin Hayal'in yerini bulmamı istediler. Bu konuda yardımcı olursam, bana da kendilerinin yardımcı olacaklarını söylediler.

Aynı araçta beraberce Yasin Hayal'in gideceği yerleri dolaştık...

...M.Z. bu kanlı pantolonu delil olarak kullanırsa bana bir zararı olup olmadığını sordu. Ben de bunun kesinle bana zarar vereceğini... kullanmamalarını söyledim.

30.10.2004 tarihinde Yasin Hayal İstanbul İlinde yakalandı ve Trabzon'a getirildi. İfadesi alınmış, ifadesinde benden bahsetmediğini öğrendim.

Yasin Hayal tutuklandıktan sonra... M.Z. ile buluştuk.

Bana "Bundan sonra sen bir devlet görevlisisin, kontrolümüz altındasın, aileni araştırdık.

Temiz bir Türk genci olduğunu tespit ettik, bundan sonra da seni illegal olan hiçbir şeyde görmek istemiyoruz, sadece gözlemci olarak kal, her konuda bize haber vereceksin, okulu bitirsen de bizimle olacaksın, sürekli kitap okuyacaksın, Yasin Hayal gibi gençlerin olmaması için mücadele edeceksin" dedi. Bana Mehmet Kurt kod ismini verdi... "

Ancak Müfettişler Şükrü Yıldız ile Mehmet Ali Özkılıç, yalnızca haklarında iddia bulunan polislerin ifadeleriyle yetinmiş, Erhan Tuncel'in ifadesinde adları geçen Üniversite öğretim üyesi Hüseyin Tan ile Öğrenci Derneği Başkanı Emre'nin ifadesine başvurmamıştı.

Başvursalardı belki de Hüseyin Tan'ın, soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Savcıhğı'na anlattığı şeyleri daha erken öğrenmiş olacaklardı.

Hüseyin Tan'ın ifadesi Tuncel'inkiyle aynıydı. Tan olayı şöyle anlatıyordu:

Erhan Tuncel arada sırada ziyaretime gelirdi. Kendisini bu sebeple tanırım. McDonald's olayından yaklaşık bir hafta önce karşılaştığımda kendisi bana bazı olaylara sinirlendiğini HSCB Bankı bombalayabileceği şeklinde sözler söyledi.

Mc Donalds'ın bombalanmasından kısa bir süre sonra telefonumdan KTÜ Öğrence Derneği Başkanı olan Emre Altuntaş beni aradı. Bana Erhan Tuncel'in bu olayla ilgisi olduğunu, bu hususu istihbaratçıların bildiğini ve Erhan'a ulaşmak istediklerini söyleyerek, istihbarat polislerinin yamnda olduğunu görüşmek istediklerini söyledi. Telefonla görüştüğümüz ancak hiç yüzünü görmediğim istihbarat polisine telefonda eğer bu eylemi gerçekleştirmiş ise kafasını gözünü kırın dedim. Onlar da bana Erhan'a ulaşmak istediklerini söylediler. Bunun üzerine ben Erhan'ı arayarak Trabzon' da Meydan Park'ta Emre Altunbaş ile buluşturdum. Ben deyanlarındaydım.

Burada Emre Altuntaş, Erhan Tuncel'e polislerin her şeyi bildiğini Yasin'in yerini söylemesi halinde kendisine bir şey yapmayacaklarını, Yasin yakalandığı taktirde McDonald's'a gittiğini, yemek istediğini ancak parası olmadığı için yemek vermemeleri sebebiyle kızarak torbaya topladığı çivi ve malzemelerle eylemi yaptığı şeklinde ifade vermesini anlatıyordu.

Ayrıca Emre, Erhan'a polisler bu işi senin organize ettiğini, senin başının altından çıktığını biliyorlar şeklinde söylüyordu. Meydan Parkı'nda Emre ile Erhan'ın yaptıkları bu konuşmalar sonrasında Emre, Erhan'ı alarak polislerle görüşmeye götürdü... "

Müfettişler 22 Şubat 2007 tarihinde raporlaştırılan araştırmada kendilerinin daha fazla ileri gidemeyeceklerini ve soruşturmayı doğrudan Trabzon Cumhuriyet Savcılığı'nın yürütmesi gerektiğini şöyle anlattılar:

"İleri sürülen iddiaların polisin adli görevi sırasında meydana geldiğinin anlaşılmasıyla müfettişliğimizde yürütülen araştırma durdurulmuştur.

İddia konusu olayların 24.10.2004 tarihinde McDonald's'a bomba atılması olayından hemen sonra suçlu ve suç delilleri arandığı sırada meydana geldiği, suçun işlenmesiyle polisin adli görevinin başladığı, ileri sürülen iddiaların polisin adli görevi sırasında meydana gelen olaylara ait olduğu, haklarında adli makamlarca genel hükümlere göre doğrudan soruşturma yapılması gerektiği anlaşıldığından, dosya7 ve belgelerin Trabzon Cumhuriyet Savcıhğı'na verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır."

Ancak ne müfettişlerin bu talebi ne Dink ailesinin başvuruları ne de İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'nın Trabzon polisinin "11 kusurunu" gösteren suç duyurusu savcılık nezdinde yapılan girişimlerden bir sonuç alınmasını sağlamayacaktı.

Hiçbir başvuru, Trabzon Emniyet Müdürleri Ramazan Akyürek, Reşat Altay ve İstihbarat Şubesi görevlileri hakkında soruşturma açtırmaya yetmeyecekti.

Bunların arasında Trabzon Emniyeti hakkında delil karartma iddiası bulunsa bile.

TRABZON EMNİYETİ'NDE DELİL KARATMA

Yönlendirme, yanıltma ve yalan Dink dosyasının içine nüfuz etmişti bir kere. Yukanda birçok örneğini verdiğimiz yanıltma, yönlendirme, gizleme gibi delil karartma iddiası da önemliydi.

İstanbul Cumhuriyet Savcılığı Trabzon Polisi'nin Erhan Tuncel, Yasin Hayal, Tuncay Uzundal ve diğer sanıkların cep telefonu mesajlarının içeriğini istediğinde Trabzon Polisi'nin mesaj içeriklerini değiştirdiği ortaya çıktı.

Dink'i öldürtme hazırlığı yapan Yasin Hayal cinayetten bir ay önce 16 Aralık 2006 tarihinde Erhan Tuncel'in evine geldi.

O sırada evde bulunan arkadaşı Tuncay Uzundal'a "7.65 mm mermi lazım" dedi ve Erhan'ı nerede bulacağını sordu. Uzundal, Tuncel'in Salih Hacısalihoğlu'nun yanında olduğunu söyledi.

Tuncay Uzundal bu konuyla ilgili verdiği ifade de Yasin Hayal'in kendisine ait cep telefonundan Erhan Tuncel'e, "Salih Ahi'de 7.65 mm. mermi vardır, ondan iste" içeriğinde bir mesaj çektiğini söyledi.

Erhan Tuncel de buna kızarak "Tuncayyyyy" şeklinde cevap mesajı gönderdi.

Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nden alınan ses ve mesaj kayıtlanın içerir DVD ve yine Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nce hazırlanan SMS kayıtlarına ilişkin iletişim tespit tutanağı içerisinde yapılan incelemede, Tuncay Uzundal'ın cep telefonundan Erhan Tuncel'e ait cep telefonuna gönderilen 16.12.2006 saat: 22.50.41 tarihli "Salih Abi'de 7.65 mm mermi vardır, ondan iste" olan mesaj içeriğinin "Yasin abi burada erken gel" şeklinde değiştirildiği belirlendi.

Erhan Tuncel'in cep telefonundan Tuncay Uzundal'a ait cep telefonuna gönderdiği 16.12.2006 saat 22.50.48 tarihli mesaj içeriği ise değiştirilmeyip "Tuncayyyyyyy" şeklinde kalmıştı.

Erhan Tuncel ve Tuncay Uzundal yargılandıkları İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülmekte olan dava ile polis ve savcılık ifadelerinde de mesajın "Salih Abi'de 7.65 mm. mermi vardır, ondan iste" cevabında "Tuncayyyyyyy" şeklinde olduğunu söylediler.

Yani Trabzon'dan gelen mesaj kayıtlarında oynama yapılmıştı.

Dink Cinayeti'ni soruşturan İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, iddianame ile aynı tarihte 20 Nisan 2007 tarihinde Trabzon Cumhuriyet Savcıhğı'na 11 maddelik suç duyurusunda bulundu.

İstanbul Savcılığı'nın "görevsizlik" kararı ile gönderdiği ve soruşturulması istenen maddeler arasında, 24 Ekim 2004 günü McDonald's'a atılan bombayı hazırlayan Erhan Tuncel'in bu suçu bilindiği halde Yardımcı İstihbarat Elemanı yapılması vardı.

Savcılığın tespitlerine göre:

Yasin Hayal, Savcılığa gönderdiği bir mektupta Erhan Tuncel ile Trabzon Terörle Mücadele Şubesi Müdürü Yahya Öztürk hakkında iddialarda bulundu.

Hayal, mektubunda Öztürk'ün, Hrant Dink'in öldürülmesi eylemi öncesinde Erhan'a "Bu bayrak düştü ya Yasin kaldıracak ya Erhan kaldırır, bu görev sizin" dediğini bildiriyordu. Tuncel'de verdiği ifadelerde bunu doğrulayarak, "Yahya Öztürk bana 'bu bayrağı ya sen kaldıracaksın ya Yasin kaldırır" şeklinde ifade vermişti..

Yasin Hayal'in babası Bahattin Hayal Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı'na verdiği ifade de McDonald's bombalamasından 2-3 gün sonra evinde Emniyet ve Jandarma tarafından arama yapıldığını ve Yahya Öztürk'ün kendisine, "Yasin bundan sonra daha iyi yaşayacak, kısa süre sonra Yasin inşallah çıkar, az bir ceza alır, biz de raporlarımızı ona göre düzenleriz, kendisi de kurtulur" dediğini ve Yahya Öztürk'ün cep telefonunu çıkartarak gösterdiği ekranında Muhsin Yazıcıoğlu'nun resmini gördüğünü, ayrıca cebinden Kuran'ı Kerim çıkartarak "biz bununla hareket ediyoruz, bayrak düştüğü yerden kalkar, Yasin gibiler bu bayrağı kaldıracak, bizim gibi insanlar bu koltuklarda oturursa bu ülkenin geleceğinden şüphe olmaz, yere düşen bayrak kalkar" dediğini anlattı.

Bahattin Hayal, Hrant Dink eyleminden sonra tekrar Emniyet Müdürlüğü'ne çağrıldığında Yahya Öztürk'ün yanına geldiğini ve "beni tanıdın mı" şeklinde sorduğunu söyledi.

Gerçekten de bu eylem nedeniyle Yasin Hayal'de kısa süre sonra tahliye edildi.

TEM Şube Müdürlüğü'ne ikinci kez "nezaket ziyaretinde" bulunduğu sırada Yahya Öztürk, Yasin'e "suçlu insanlar gezerken masum insanları bombaladınız, toplumumuzu görüyorsun, Müslümanız deyip şeriata söverler" dedi.

İstanbul Cumhuriyet Savcılığı başka konuların da soruşturulmasını istemişti.

Bunların arasında Erhan Tuncel'in, McDonald's'da meydana gelen bombalama eylemi sonrasında Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nde Muhittin Zenit'in kendisi ile irtibat kurarak bu eylemden sorumlu tutulmaması karşılığında Yardımcı İstihbarat Elemanı yapılması konusu da vardı.

Tuncel bombalama olayı sonrasında yaralı olan Yasin Hayal'in kanlı pantolonunu evinde çöp kutusunda sakladığı daha sonra da bu pantolonu görevlilere teslim ettiğini anlattı.

Ayrıca İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından, katil Ogün Samast'ın yakalanmasından sonra Erhan Tuncel'in Trabzon İstihbarat Şubesi'ne 20 Ocak 2007 gecesi girip 21 Ocak 2007 sabahı 10.30'a kadar kalmasıyla ilgili soruşturma yapılması isteniyordu.

Erhan Tuncel ile Bayburt'ta bulunan Polis memuru Muhittin Zenit arasında Hrant Dink'in öldürüldüğü gün saat 16.44'te gerçekleşen telefon konuşması üzerinde de duruluyordu.

Hatırlanacağı gibi konuşmanın içeriğinden Muhittin Zenit'in, Dink'e yönelik saldırıyla ilgili oldukça fazla bilgi sahibi olduğu anlaşılıyordu.

Yine Jandarmanın -ki tüm boyutlarıyla ortaya çıktı- Dink'e yapılacak saldırı konusunda bilgi sahibi olduğu şeklindeki ifadelerin de soruşturmada değerlendirilmesi istendi.

Ancak Trabzon'da ilgili polislerin Dink Cinayeti'ndeki ihmalleri ile ilgili sis perdesi vicdanlan rahatlatacak derecede kaldırılamadı. Tabii ki7 Jandarma boyutu hariç.

TRABZON, SONUÇSUZ UĞRAŞ

Trabzon Valiliği'nin, eski il Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek başta olmak üzere diğer göreviler hakkında soruşturma izni vermeyişi Dink Cinayeti üzerindeki sis perdesini aralayamadı.

Şimdi sıra, bazıları tekrar olacak ama Dink öldürüldükten sonra yapılan soruşturmaları ve neden sonuçsuz kaldığını, Hrant Dink ailesinin sonuçsuz kalan uğraşlarını anlatmaya geldi.

Mülkiye Başmüfettişleri Şükrü Yıldız ile Mehmet Ali Özkılınç ve Jandarma Müfettişi Kıdemli Albay İsa Öztürk, Yasin Hayal'in akrabası Coşkun İğci'nin ifadelerinde yer alan Jandarma İstihbarat Personelinin Dink Cinayeti'ndeki ihmalini ortaya çıkarmak için 26 Ocak 2007 tarihinde inceleme yapmaya başladılar.

İğci ifadesinde Yasin Hayal'in Dink'i öldürmek için girişimde bulunduğu bilgisini jandarmaya verdiğini söylemişti.

İki hafta sonra 15 Şubat 2007 tarihinde yazılan rapor, Jandarma personeli hakkında inceleme yapılması ve soruşturma açılması için Trabzon Valiliği'ne gönderildi.

Jandarma Müfettişinin soruşturmaya yer olmadığı şeklindeki görüşünü içeren rapor hakkında Trabzon Valiliği'nin verdiği karar ilginçti. İki Jandarma görevlisi hakkında soruşturma izni verilince en baştaki görevlilere ulaşmak mümkün olabildi. Bu kararın ve soruşturmanın nereye vardığı ile ilgili ayrıntıları Dink Cinayeti'nde jandarmanın ihmali ile ilgili bölümde yeniden ele alacağız.

Önce Trabzon'da polislerle ilgili inceleme sonuçlarına değinelim.

İki mülkiye Başmüfettişi Şükrü Yıldız ile Mehmet Ali Özkılınç, nedense Erhan Tuncel'in 22 Ocak 2007 günü İstanbul Terörle Mücadele Şubesi'ndeki ifadesinde yer alan tüm iddiaları değil de bir kısmını inceleme ile ilgili inceleme yaptığını belirtmiştik.

Hatırlanacağı gibi 22 Şubat 2007 tarihili bu inceleme raporu şöyle başlıyordu:

"24.10.2004 günü Trabzon'daki McDonald's'a bomba atılması eylemini Yasin Hayal ile Erhan Tuncel'in birlikte gerçekleştirdikleri, bombanın Erhan Tuncel tarafından hazırlandığı, Yasin Hayal'in eylem sırasında giydiği (kanlı) pantolonun Erhan Tuncel tarafından emniyet görevlilerine verildiği halde delil olarak kullanılmadığı, Erhan Tuncel'in emniyet adına Yardımcı İstihbarat Elemanı olmaya razı edilerek soruşturma dışına çıkarılması."
Hakkında soruşturma yapılan isimler şöyle sıralanıyordu: Terörle Mücadele Şubesi Müdürü Yahya Öztürk, İstihbarat Şube Memuru Muhittin Zenit, İstihbarat Şube Memuru Tevfik Cantürk, Emniyet Amiri Ercan Demir,
İstihbarat Şube'de görevli Komiser Hüseyin Yılmaz.

Erhan Tuncel'in İstanbul'daki itirafları polislerin söyledikleri ile büyük ölçüde örtüşse de, nedense hep bir ağızdan, McDonald's'a atılan bombayı Erhan Tuncel'in yaptığını bilmediklerini, Erhan Tuncel'in bir kanlı pantolon teslim ettiğini ama bunun kime ait olduğunu bilmediklerini söylüyorlardı. Kanlı pantolonu kimi hatırlıyor kimi hatırlamıyordu ama ortak noktaları, bunun önemli bir delil olmadığı düşüncesini yaratmalarıydı.

Bu polislerin söylediklerini okuduğunda, insanın, Yasin Hayal'in eylem sırasında giydiği kanlı pantolonun hiç de önemli bir delil olmadığına7 inanası geliyor.

Kaynakça
Kitap: DİNK CİNAYETİ VE İSTİHBARAT YALANLARI
Yazar: NEDİM ŞENER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Devletin Belgesinde Şüphe - İstihbarat Dairesi Üzerine Ş

Mesajgönderen TurkmenCopur » 06 Haz 2011, 22:08

Ayrıca müfettişler mi sordu, yoksa polisler mi anlatmak ihtiyacı hissetti bilinmez, Trabzon Terörle Mücadele Şube Müdürü Yahya Öztürk ve Tuncel'in bağlı olduğu İstihbarat Polisi Muhittin Zenit, Ramazan Akyürek ile Erhan Tuncel'in tanışmadığına özel bir vurgu yapıyordu.

Yahya Öztürk şöyle diyordu:

"O zamanki Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek'in şahısla (Erhan Tuncel) özel bir görüşme yaptığına tanık olmadım."

Zenit ise daha kesin konuşuyordu:

"O sırada Trabzon Emniyet Müdürü olan Ramazan Akyürek'in Erhan Tuncel'i tanımadığını biliyorum. Hiçbir Emniyet Müdürü de istihbaratçılar tarafından çalıştırılan haber elemanlarını tanımaz. Kendisiyle de hiç karşılaşmamıştır."

Polisin, Erhan Tuncel'in, McDonald's bombalamasında oynadığı rol bilindiği halde onu nasıl istihbarat elemanı yaptığı, Dink'e yönelik saldın planlarını polislere bildirmesi gibi itiraflarını içeren şok ifadesi bir kenara bırakılmış, incelemeyi yapan iki müfettiş raporunu şu sözlerle bitirmişti:

İleri sürülen iddiaların polisin adli görevi sırasında meydana geldiğinin anlaşılmasıyla müfettişliğimizce yürütülen araştırma durdurulmuştur. Söz konusu olaylar polisin adli görevi sırasında meydana gelmesi nedeniyle, konunun Trabzon Cumhuriyet Savcılığı tarafından doğrudan soruşturulması.
Sonra Trabzon'da bu konuda müthiş bir sessizlik yaşanmaya başladı. Ta ki, Yasin Hayal'in avukatı Fatih Çakır'ın ihbarına (!) dek.

AKYÜREK İLE ZENİT'İN YOLLARI
ANKARA'DA KESİŞİYOR


Mülkiye Müfettişleri Trabzon Polisi'nin ihmaliyle ilgili olarak en uzun ve kapsamlı incelemeyi Fatih Çakır'ın ihbarına dayanarak yaptı. Rapordaki şaşırtıcılık girişinden itibaren başlıyordu.

Şikâyetçi bölümünde Rakel Dink ve aile üyelerinin 15 Mart 2007 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Savcıhğı'na verdikleri dilekçe yer alıyordu. Müfettiş, Dink ailesinin dilekçesini parça parça alarak şikâyete şöyle yer vermişti:

Hrant Dink'in öldürüleceği konusunda bir tanesi ekte sunduğumuz 17.02.2006'da Trabzon Emniyet Müdürlüğü'ne yapılan İstanbul Emniyet İstihbarat Şube Müdürlüğü'ne ve Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı'na iletilmiş 17 ihbar bulunduğu anlaşılmaktadır...
Trabzon Emniyet Müdürlüğü ihbarda adı geçen şüphelilerle ilgili neler yapıldığı... Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nce ne gibi önlemler
alındığının...

Dink ailesinin 15 Mart 2007 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü, İstihbarat Dairesi Başkanlığı Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nün hakkında inceleme yapılması talebi Yasin Hayal'in avukatı Fatih Çakır'ın 26 Haziran 2007 tarihli "ihbarıyla" gerçekleşecekti.

Madem bu incelemenin yapılması gerekiyordu, neden Dink ailesinin dilekçe verdiği 15 Mart 2007'de başlamadı da avukat Çakır'ın üç ay sonra verdiği dilekçe ile gerçekleştirildi?

Bu da ayrı bir soru olarak duruyor.

Dönemin Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek'in ilk kez ifade vermesine neden olan bu araştırmanın konusu, "Hrant Dink'in 19.01.2007 tarihinde İstanbul'da öldürülmesi olayında, Trabzon Emniyet Müdürlüğü görevlilerinin suçların önlenmesi hakkındaki1 memuriyet görevlerini gereği gibi yapmamaları" olarak belirlenmişti.

Raporun girişinde öğrenme tarihi olarak 26 Haziran 2007 yazılmıştı. Yani cinayetten beş ay sonra Trabzon Emniyeti'nin ihmali inceleme konusu haline gelmişti.

Dediğimiz gibi o da Yasin Hayal'in avukatının ihbarıyla.

Haklarında inceleme yapılan kişiler ise şunlardı:

Ramazan Akyürek
Reşat Altay
Engin Dinç
Faruk Sarı
Ercan Demir
Muhittin Zenit
Özkan Mumcu
Mehmet Ayhan

Yukandaki listeye dikkatli bakanlar, Erhan Tuncel'in Trabzon'dayken bağlı olduğu ve Dink'in ensesinden vurulacağını bilen istihbaratçı Polis Memuru Muhittin Zenit'in adres bilgisine şaşırabilirler.

Çünkü 2006 yılı Haziran ayı ortasından sonra Bayburt'ta görev yapan Zenit, raporun hazırlandığı 2007 yılı Temmuz ayında adres olarak Ankara'da Ramazan Akyürek'in başında olduğu İstihbarat Dairesi Başkanlığını vermişti.

Zenit'i üç yıllık Bayburt görevini tamamlamadan İstihbarat Dairesi Başkanlığı'na alınmasının herhalde önemli bir sebebi vardır. Belki de geçici bir görevle Ankara'ya gelmiştir diye düşünerek bu bahsi burada kapatmakta yarar var.

"MÜFETTİŞ RAPORU YANLIŞ VE EKSİKTİR"

Şimdi dönelim Mülkiye Başmüfettişi Şükrü Yıldız'ın hazırladığı 5 Ağustos 2007 tarihli rapora..

Raporun sonuç kısmında, haklarında inceleme yapılan Trabzon Emniyet Müdürlüğü yetkililerinin görevlerini yerine getirdikleri ve kusurlan olmadığı belirtilerek Akyürek ve Altay başta olmak üzerine diğer polisler hakkında "soruşturma izni verilmemesi" talep edildi.

Trabzon Valiliği de iki gün sonra 7 Ağustos 2007 tarihinde adı geçenler hakkında soruşturma izni verilmemesi kararı aldı.

"Mülkiye Müfettişi Şükrü Yıldız'ın, Trabzon Emniyet Müdürlüğü görevlilerinin suçların önlenmesi hakkındaki memuriyet görevlerini gereği gibi yerine getirdikleri, üzerlerine atılacak herhangi bir kusur bulunmadığı tespiti ve haklarında soruşturma izni verilmemesi gerektiği hakkındaki raporu ciddi şekilde yanlış ve eksiktir." Dink ailesinin avukatları Valiliğin kararının iptali için Trabzon Bölge İdare Mahkemesine yaptıkları itiraz dilekçesinde bu tespite yer vermişlerdi.

Ardından, o güne kadar alınmış ifadelerle parça parça yazılmış raporlardaki dağınık bilgileri bir araya getirerek kendi bakış açılarıyla, üç bölümde Trabzon Polisi'nin kusurlarını ortaya döktüler.

Bu kusurlardan birincisi, Erhan Tuncel'in, 2004 yılında McDonald's bombalama olayındaki rolü bilindiği halde, Trabzon polisi tarafından istihbarat elemanı yapılmasıydı.

İkincisi, Emniyet görevlileri suçların önlenmesi hakkındaki memuriyet görevlerini yerine getirmemeleri,

Üçüncüsü ve en vahimi Emniyet görevlileri Hrant Dink'in öldürülmesinden sonra olaya ilişkin delilleri karartma çabası içine girmeleriydi.

DİNK AVUKATLARINA GÖRE TRABZON POLİSİNİN GÜNAHLARI...

Dink ailesinin avukatları da 24.09.2007 tarihinde Trabzon'daki mahkemeye bir dilekçe göndererek, yapılan soruşturmanın eksik ile çelişkili£ yönlerine dikkat çekti. Dilekçede soruşturmanın seyri ile ilgili son derece önemli tespitler vardı.

Dink ailesinin avukatı Hakan Bakırcıoğlu'nun imzasını taşıyan, ancak Trabzon Adliyesinin tozlu arşivlerine kaldırılan bu dilekçe, kitabın başından itibaren anlatmaya çalıştığımız birçok konunun tekrarı gibi gelecektir ama, bu tür tespitleri bir kez daha okumak konuyu biraz daha açıklığa kavuşturmak bakımından önem taşıyor.

Şimdi Bakırcıoğlu'nun dilekçesine göz atalım:

I- ERHAN TUNCEL MC DONALDS ADLI İŞYERİNİN BOMBALANMASI VE ALTI (6) KİŞİNİN YARALANMASINA YOL AÇAN BOMBALAMA OLAYININ FAİLLERİNDEN BİRİ OLDUĞU VE BU DURUM TRABZON EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ

GÖREVLİLERİ TARAFINDAN BİLİNDİĞİ HALDE ERHAN TUNCEL HUKUKA AYKIRI ŞEKİLDE YARDIMCI İSTİHBARAT ELEMANI YAPILMIŞ VE DAVANIN DIŞINDA TUTULMUŞTUR.

1- Erhan Tuncel'in McDonald's olayını Yasin Hayal ile birlikte gerçekleştirdiğini emniyet güçleri açıkça bilmektedir. Aşağıda Erhan Tuncel'in beyanları ve birkaç kişinin beyanı yer almaktadır.

a-Erhan Tuncel 25.01.2007 (gerçekte 22 Ocak'ta yapıldı y.n.) tarihli İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğündeki sekiz (8) polis memurunun imzasının bulunduğu mülakatında, McDonald's eylemi sonrasında Trabzon Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından gözaltına alındığını söyledikten sonra: "Ben gözaltında iken eylemle alakalı herhangi bir bilgi vermedim. Daha sonrasında Trabzon Terörle Mücadele Şubesi'nden serbest bırakıldım.

Serbest bırakıldıktan bir gün sonra üniversiteden hocam olan Hüseyin Tan bana 'gel bulaşalım ve bu olayı konuşalım' dedi. Ben de Hüseyin Tan hocayla Trabzon'da bir çay bahçesinde buluştuk. Yanında Emre isimli (şahıs) vardı. Emre isimli şahısın soy ismi "Altunbaş"tır. Emre bana "olayda benim katkımı bildiğini, ancak bu konuda benimle telefonla irtibata geçecek şahısların istihbaratçı olduğunu bildiği şahısların bana işi çözmek için yardımcı olmam konusunda bilgiler soracaklarını" söyledi.

Aynı gün içerisinde beni cep telefonum olan (0535-609 71 23) telefonla arayan şahısla buluştum. Beni alıp içerisinde (2) kişi olan bir oto ile Trabzon'da Akçaabat mevkiinde bir yerlere götürdüler. Bu şahıslar ismini sonradan öğrendiğim Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü'nden (Ahmet kod) M.Z. (Muhittin Zenit) ve Ankara'dan geldiğini öğrendiğim şahıslardı.

Bana "Çok büyük ceza yatarsın, her şeyden haberimiz var, Yasin Hayal'in yerini bize söyle" dediler. Ben de olaydaki bombayı kendimin hazırladığını, Yasin Hayal'in bombayı koyduğunu tüm detaylarıyla anlattım. Hatta Yasin Hayal'in eylemde giymiş olduğu ve evime geldiğinde kanlı gördüğüm pantolonunun çöpte olduğunu söyleyerek o pantolonu gelen görevlilere verdim. Pantolonu aldılar ve benden Yasin Hayal'in yerini bulmamı istediler. Bu konuda yardımcı olursam, bana da kendilerinin yardımcı olacaklarını söylediler.

... aynı araçta beraberce Yasin Hayal'in gideceği yerleri dolaştık...

... M.Z. bu kanlı pantolonu delil olarak kullanırsa bana bir zararı olup olmadığını sordu. Ben de bunun kesinle bana zarar vereceğini...
kullanmamalarını söyledim.

30.10.2004 tarihinde Yasin Hayal İstanbul İlinde yakalandı ve Trabzon'a getirildi. İfadesi alınmış, ifadesinde benden bahsetmediğini*
öğrendim.

Yasin Hayal tutuklandıktan sonra... M.Z. ile buluştuk. Bana "Bundan sonra sen bir devlet görevlisisin, kontrolümüz altındasın, aileni araştırdık. Temiz bir Türk genci olduğunu tespit ettik, bundan sonra da seni illegal olan hiçbir şeyde görmek istemiyoruz, sadece gözlemci olarak
kal, her konuda bize haber vereceksin, okulu bitirsen de bizimle olacaksın, sürekli kitap okuyacaksın, Yasin Hayal gibi gençlerin olmaması için
mücadele edeceksin" dedi. Bana Mehmet Kurt kod ismini verdi... " demiştir.

b-Erhan Tuncel'in ifadesinde geçen Karadeniz Teknik Üniversitesinde öğretim görevlisi olan Hüseyin Tan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına 19.03.2007 tarihinde "tanık" sıfatı ile verdiği ifadede: "...arada sırada ziyaretime gelirdi. Kendisini bu sebeple tanırım. McDonald's olayından yaklaşık bir hafta önce karşılaştığımda kendisi bana bazı olaylara sinirlendiğini HSCB Bankı bombalayabileceği şeklinde sözler söyledi.

McDonald's'ın bombalanmasından kısa bir süre sonra telefonumdan KTÜ Öğrence Derneği Başkanı olan Emre Altuntaş beni aradı. Bana Erhan Tuncel'in bu olayla ilgisi olduğunu, bu hususu istihbaratçıların bildiğini ve Erhan'a ulaşmak istediklerini söyleyerek, istihbarat polislerinin yamnda olduğunu görüşmek istediklerini söyledi. Telefonla görüştüğümüz ancak hiç yüzünü görmediğim istihbarat polisine telefonda eğer bu eylemi gerçekleştirmiş ise kafasını gözünü kırın dedim. Onlar da bana Erhan'a ulaşmak istediklerini söylediler. Bunun üzerine ben Erhan'ı arayarak Trabzon' da Meydan Park'ta Emre Altunbaş ile buluşturdum. Ben de yanlarındaydım. Burada Emre Altuntaş, Erhan Tuncel'e polislerin her şeyi bildiğini Yasin'in yerini söylemesi halinde kendisine bir şey yapmayacaklarını, Yasin yakalandığı taktirde McDonald's'a gittiğini, yemek istediğini ancak parası olmadığı için yemek vermemeleri sebebiyle kızarak torbaya topladığı çivi ve malzemelerle eylemi yaptığı şeklinde ifade vermesini anlatıyordu. Ayrıca Emre, Erhan'a polisler bu işi senin organize ettiğini, senin başının altından çıktığını biliyorlar şeklinde söylüyordu. Meydan Parkı'nda Emre ile Erhan'ın yaptıkları bu konuşmalar sonrasında Emre, Erhan'ı alarak polislerle görüşmeye götürdü... " demiştir.

Kaldı ki; Erhan Tuncel muhbir olduktan sonraki süreçte McDonalds patlamasının faillerinden biri olduğunu değişik kişilerle yaptığı sohbetlerde dile getirmiştir. Yani Erhan Tuncel'in McDonald's'ın bombalanması olayındaki payı emniyetin teknik takip ve fiziki takip altına aldığı şahıslar tarafından da bilinmektedir. Hrant Dink'in öldürüleceği konusundaki "söylentiler"den ve bir "Yasin Hayal grubu"nun varlığından haberdar olan, Özkan Mumcu'nun 12.07.2007 tarihli müfettişlik ifadesinde belirttiği üzere Erhan Tuncel'in verdiği bilgileri "başkayollarla teyit ettiren " emniyetin bunu bilmemesi mümkün değildir.

a- Mustafa Öztürk 22.03.2007 tarihli İstanbul Terörle Mücadele Şubesi'ne verdiği ifade de "Daha sonra tarihini ve yerini hatırlayamadığım bir gün bir sohbet sırasında Erhan Tuncel, Yasin Hayal'in gerçekleştirmiş olduğu McDonald's olayında ben de vardım dedi. Yorum yapmayarak9 kendisini dinledim " demiştir.

b- Tuncay Uzundal İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 'na verdiği 01.02.2007 tarihli ifadesinde: "Erhan bana kendisi ile samimi olarak aynı eve taşınmamız sonrasında Mc Donald's olayını anlattığı sıralarda McDonald's'taki bombanın patlaması sonrasında polislerin kendi oturduğu eve nasıl baskın yaptıklarını, ellerinde akrepler olduğunu, daha sonra emniyete götürülerek kendisi ile anlaşma yapıldığını bu şekilde emniyette çalışmaya başladığını, bu anlaşma sayesinde davada yer almadığım ve hatta Yasin'in yakalanarak yargılanması sırasında şikâyetten vazgeçmelerini sağladığını anlatıyordu" (EK:4) demiştir.

c- Yasin Hayal Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Cezaevi'nde İstanbul Cumhuriyet Savcılarına 06.02.2007 tarihinde verdiği ifadede: "...Erhan
daha büyük ses getirecek ve Amerikan karşıtlığını gösterebilecek bir eylem planlamaya başladı, bu bağlamda 'Trabzon 'da Amerika 'ya ait ne var' şeklinde bana sordu ve o anda 'McDonald's'a bir eylem yapalım' dedi ve bomba koyacağımızı, bombayı kendisinin hazırlayacağını bana söyledi... Bombayı imal ettiği sırada ben yanında yoktum... bu bomba hazırlanırken aynı tip bombadan iki tane daha küçük boyutlu numune gibi bomba da hazırlamış, ancak bunların içine çivi koymamış, sakin bir yerde ikimiz bu bombaları patlatarak deneme yaptık, başarılı olduğunu anladık... Bu şekilde 24.10.2004 tarihinde Trabzon meydanında bulunan McDonalds'ın önüne geldim, Erhan da beni 50 metre kadar geriden takip ediyordu, caddenin karşısına geçerek bir banka oturup gazete okur gibi yaparak beni izliyordu, ben elimde poşet içerisinde bulunan ve fitili dışarı sarkmış bombayı çakmakla ateşledikten sonra McDonalds'ın önüne bıraktım ... " demiştir.

d- İrfan Özkan İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğündeki 04.03.2007 tarihli ifadesinde: "...Erhan Tuncel bana McDonald's eyleminde bombayı kendisinin hazırladığını söyledi... " demiştir.

2- Trabzon Emniyet Müdürlüğü ve özelde de Trabzon Emniyeti İstihbarat Müdürlüğü Erhan Tuncel'in 24.10. 2004 tarihinde McDonalds adlı işyerinin bombalanması olayında Yasin Hayal ile birlikte hareket ettiği bilgisine sahiptir. Bu konu ile bilgisine başvurulan polis memurları Erhan Tuncel'in olayla ilgisinin olduğunu bildikleri yolunda herhangi bir bilgiye sahip olmadıkları beyanlarının bir inandırıcılığı bulunmamaktadır.

Bu olaydan ötürü Erhan Tuncel'in arkadaşları ile kalmakta olduğu ev 26.10.2004 tarihinde Yasin Hayal'in bu eve sürekli gelip gitmesi ve kalması nedenleri ile Trabzon Terörle Mücadele Şubesi tarafından aranmış ve Erhan Tuncel ve ev arkadaşları ile birlikte gözaltına alınmış ve olayla ilgili olarak 27.10.2004 tarihinde de ifadesi alınmıştır. McDonald's adlı işyerinin bombalanmasına ilişkin yargılamanın yapıldığı Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2004/394 Esas ve 2006/250 Karar sayılı dosyası incelendiğinde görüleceği üzere Yasin Hayal'i bulmak için iki evde arama yapılmış bu evlerden biri Yasin Hayal'in ailesi ile birlikte ikamet etmekte olduğu ev diğeri ise Erhan Tuncel'in ikamet etmekte olduğu evdir.

Yasin Hayal McDonald's'a bomba atma fiili sırasında ayağından yaralanmış ve pantolonu kanlanmıştır.

Erhan Tuncel bu pantolonu İstihbarat Şube Memurlarına teslim etmiş ve bu olayı 25.01.2007 tarihli "Tespit Tutanağı"nda şöyle dile getirmiştir:

"Yasin Hayal'in eylemde giymiş olduğu ve evime geldiğinde kanlı gördüğüm pantolonunun çöpte olduğunu söyleyerek o pantolonu
gelen görevlilere verdim. Pantolonu aldılar ve benden Yasin Hayal'in yerini bulmamı istediler... M.Z. (Muhittin Zenit) bu kanlı
pantolonu delil olarak kullanırsa bana bir zararı olup olmadığını sordu. Ben de bunun kesinlikle bana zarar vereceğini...
kullanmamalarını söyledim."

Nitekim:

a) Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü'nde görevli polis memuru Muhittin Zenit Mülkiye Müfettişlerine 31.01.2007 tarihinde, Mülkiye Müfettişlerinin:

"Erhan Tuncel Yasin Hayal'in eylemde giymiş olduğu kanlı pantolonu size verdi mi?" şeklindeki sorusuna verdiği yanıtta:
"Evet verdi. İlk buluşmamızdan sonra Yasin Hayal'in evde olup olmadığına bakmak için ayrıldıktan sonra geri geldiğinde Yasin Hayal yok,
üzerini değiştirmiş, nerde olduğunu bilmiyorum ama pantolonu da budur' dedi. Bu pantolonun paçasında biraz kan bulunmakta idi "

Ve yine Muhittin Zenit İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 'nda 05.04.2007 tarihli ifadesinde bu olayı: "...Erhan ile buluştuğumuzda, Erhan bize Yasin Hayal' in baktığı yerlerde olmadığını oradan ayrıldığını polislerin öğrenci evini basması nedeniyle öğrence evlerinde olamayacağını söyledi. Bu arada elinde bir poşet vardı. Poşetin içerisinde de Yasin Hayal'in olduğunu iddia ettiği bir pantolon vardı. Paltolunun paçasında bir leke vardı ancak bunun kan lekesi olup olmadığını ve hatta pantolonun rengini dahi hatırlamıyorum. Ben bu pantolonunu şubeye bırakarak, Erhan'ı takip etmek amacıyla tekrar Pelitli beldesine geri döndüm" biçiminde anlatmıştır.

Muhittin Zenit bu ifadesinin devamında Erhan Tuncel tarafından kendisine teslim edilen "kanlı pantolonu" kullanmama gerekçesini ise: "... Benim amacım McDonald's eylemini delillendirmek değildi. Zaten eylemin faili belli idi. Eylemin faili Yasin Hayal'di ve onunla ilgili yeterli bilgi ve belge vardı. Bizim amacımız faili yakalamaktı ve olayla ilgili her türlü bilgi ve belgeyi toplamaktı" biçiminde açıklamaya çalışmıştır.

Yine Muhittin Zenit, Mülkiye Müfettişlerine verdiği 31.01.2007 tarihli ifadesinde: "...Yasin Hayal'in yaptığı McDonald's bombalanması olayını Erhan Tuncel ile konuşup işleyerek yanlış olduğu konusunda ikna ettim... Yaralanan çocukların hepsi bizim çocuklarımızdı, burada yaralanan yabancı mı var Amerika'ya ne zarar verdi şeklinde Erhan'ı işledim" demektedir.

b- Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü'nde görevli polis memuru Tevfik Cantürk Mülkiye Müfettişlerine 21.02.2007 tarihinde, Mülkiye Müfettişlerinin: "Erhan Tuncel Yasin Hayal'in eylemde giymiş olduğu kanlı pantolonu size verdi mi?" şeklindeki sorusuna verdiği yanıtta: "Evet verdi. Erhan ile yaptığımız ikinci görüşmede Erhan, Yasin'in eylemde giymiş olduğu pantolonu getirdi. Ve bize verdi. Pantolonun kanlı olduğunu ben görmedim ve Yasin'e ait olduğuna da inanmadım. İnandırıcı gelmedi. Pantolonu ne yaptığımızı tam olarak hatırlamıyorum.a Pantolonu Erhan'a ekip arkadaşım Muhittin geri vermiş olabilir" demek suretiyle yanıtlamıştır.

c- Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü'nde görevli polis memuru Ercan Demir Mülkiye Müfettişlerine 21.02.2007 tarihinde, Mülkiye Müfettişlerinin: "Yasin Hayal'in eylemde giymiş olduğu kanlı pantolondan bilginiz var mı?" şeklindeki sorusuna verdiği yanıtta: "Evet pantolonun varlığını hatırlıyorum... Kanaatimce arkadaşlarımızın alanda yaptıkları çalışma neticesinde veya Erhan Tuncel'in vasıtası ile gelmiş olabileceğini değerlendiriyorum. Ben pantolunu görmedim. İstihbarat Şube Müdürü'nün de muhtemelen bilgisi vardır" demek suretiyle yanıtlamıştır.

d- Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü'nde görevli polis memuru Hüseyin Yılmaz Mülkiye Müfettişlerine 21.02.2007 tarihinde, Mülkiye Müfettişlerinin: "Yasin Hayal'in eylemde giymiş olduğu kanlı pantolondan bilginiz var mı?" şeklindeki sorusuna verdiği yanıtta: "Evet. Bana bağlı olarak çalışan Muhittin ile Tevfik, Erhan Tuncel ile yaptıkları görüşmede, Erhan'ın kendilerine yardımcı olmak amacıyla Yasin Hayal'e ait olduğunu söylediği bir pantolonu bir poşet içerisinde Muhittin bana garajda söyledi. Garajda poşet içerisinde pantolonu gördüm ancak açıp da bakmadım. Kanlı olup olmadığını da görmedim. Pantolonun akıbetini de bilmiyorum. Terörle Mücadele Şubesi'ne verilmiş olabileceğini düşünüyorum. Pantolondan Şube Müdürü Engin Dinç'in de haberinin olduğunu sanıyorum" demiştir.

e- 26.08.2004-Eylül 2006 tarihleri arasında Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü görevini yürütmüş olan Engin Dinç, Mülkiye Müfettişlerine hitaben kaleme aldığı 22.02.2007 tarihli dilekçesinde: "Olayın üzerinden çok uzun süre geçtiğinden dolayı konuyu tam olarak hatırlamıyorum. Ancak, hatırladığım kadarı ile o dönemde olayı Yasin Hayal'in gerçekleştirdiği yönünde elimizde yeterince deliller ve ifadeler vardı. Bu nedenle biz bütün çabamızı Yasin Hayal'in biran önce yakalanmasına yönlendirmiştik. Söz konusu pantolonun gündeme getirildiğini hatırlamıyorum... Yasin Hayal'in eylemde giymiş olduğu pantolonun delil olarak kullanılıp kullanılmadığı hususunda zamanın İl Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek'in bilgisinin olup olmadığını bilmiyorum..." demiştir.

Özetleyecek olursak:

a- Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlileri Muhittin Zenit ve Tevfik Cantürk Erhan Tuncel tarafından getirilen kanlı pantolonu teslim almışlardır. Ercan Demir, kanlı pantolonun varlığından haberdar olduğunu alanda yapılan çalışma neticesinde veya Erhan Tuncel'in vasıtası ile

gelmiş olabileceğini düşündüğünü ve... İstihbarat Şube Müdürü'nün de muhtemelen bilgisinin olduğunu düşündüğünü belirtmiştir. Hüseyin Yılmaz, Muhittin ile Tevfik'in Erhan Tuncel'den teslim aldıkları kanlı pantolonu getirdiklerini, pantolonun bir poşet içerisinde garaja bıraktıklarını, pantolonun varlığından Şube Müdürü Engin Dinç'in de haberinin olduğunu ve pantolonun Terörle Mücadele Şubesi'ne verilmiş olabileceğini düşündüğünü beyan etmiştir. Engin Dinç ise bu olayı hatırlamadığını söyledikten sonra kanlı pantolonun delil olarak kullanılıpa kullanılamayacağı konusunda Ramazan Akyürek'in bilgisinin olup olmadığını beyan etmiştir.

b- Muhittin Zenit kanlı pantolonu delil olarak kullanılmamasının nedenini eylemin failinin belli olmasından kaynaklı olduğunu beyan etmiş ancak hemen ardından söylediği ile çelişerek amacının olayla ilgili her türlü bilgi ve belgeyi toplamak olduğunu beyan etmiştir. Yine Muhittin Zenit Erhan Tuncel'i McDonald's adlı işyerinin bombalanması ve insanların yaralanması konusunu Erhan Tuncel ile konuştuğunu, bu eylemin yanlış olduğunu Erhan Tuncel'e anlattığını ve Erhan Tuncel'i ikna ettiğini beyan etmektedir. "İkna" aksi düşüncenin varlığını gerekli kılar. Muhittin Zenit'in bu çabası Erhan Tuncel'in bu olayın içerisinde olduğunu göstermektedir.

Engin Dinç olayın üzerinden çok uzun süre geçtiğinden dolayı konuyu tam olarak hatırlamadığını beyan etmiştir. Ancak hemen ardından da hatırladığı kadarı ile o dönemde olayı Yasin Hayal'in gerçekleştirdiği yönünde ellerinde yeterince deliller ve ifadeler olduğunu ve bu nedenle de bütün çabalarını Yasin Hayal'i bir an önce yakalamaya yönlendirdiklerini söyleyerek kanlı pantolonu, McDonald's adlı işyerinin bombalanması olayında neden kullanmadıklarının gerekçesini anlatmaya çalışmıştır. Bu beyanı ile aslında kanlı pantolondan haberdar olduğunu kabul etmiştir. "Yasin Hayal'in eylemde giymiş olduğu pantolonun delil olarak kullanılıp kullanılmadığı hususunda zamanın İl Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek'in bilgisinin olup olmadığını bilmiyorum" şeklindeki beyanı da yine pantolondan haberdar olduğunu göstermektedir.

Ercan Demir, pantolondan İstihbarat Şube Müdürü'nün de muhtemelen bilgisinin olduğunu tahmin etmiş ve Hüseyin Yılmaz da pantolonun varlığından Şube Müdürü Engin Dinç'in de haberinin olduğunu daha kesin bir şekilde ifade etmiştir.

Yine Engin Dinç 22.07.2007 tarihli mülkiye müfettişlerine hitaben yazdığı dilekçede:

"...Ben 26.08.2004 tarihinde Trabzon'da göreve başladım...24.10.2004 günü McDonald's adlı işyerinin önüne kimliği bilinmeyen şahıslar tarafından patlayıcı madde konuldu... " şeklinde beyanda bulunmuştur. Bu beyanında "şahıs" değil de "şahıslar" ifadesini kullanması da bu olayı Yasin Hayal'in tek başına yapmadığı bilgisine sahip olduğunu göstermektir.

d- Hüseyin Yılmaz, Şube Müdürü Engin Dinç pantolonun varlığından haberdar olduğunu beyan etmesinin yanı sıra pantolonun Terörle Mücadele Şubesine verilmiş olduğunu düşündüğünü beyan etmiştir.

Erhan Tuncel'in bu konudaki 25.01.2007 tarihli "mülakat tutanağı "ndaki beyanı gerçeği yansıtmaktadır. Trabzon İstihbarat ve Terörle Mücadele görevlileri ve o dönemdeki İstihbarat Şube Müdürleri Engin Dinç kanlı pantolonu Erhan Tuncel'i soruşturmanın dışında tutmak ve sonrasında Erhan Tuncel'i muhbir yapabilmek için kullanmamışlardır. Delili dava dosyasına dahil etmemişlerdir.

Erhan Tuncel suça karıştığı, Trabzon Emniyet Müdürlüğü bu konuda bilgiye ve delillere sahip olduğu halde Erhan Tuncel bu davanın dışında tutulmuş ve "Emniyet Genel Müdürlüğü İsthbarat Daire Başkanlığı Hizmetlerinde Çalıştırılacak Yardımcı İstihbarat Elemanlarının Temini9 Çalıştırılması ve İlişiğinin Kesilmesi Ait Yönerge" hükümlerine ve ilgili mevzuata aykırı olarak polis muhbiri kılınmıştır.

II- EMNİYET GÖREVLİLERİ SUÇLARIN ÖNLENMESİ HAKKINDAKİ
MEMURİYET GÖREVLERİNİ YERİNE GETİRMEMİŞLERDİR


Mülkiye Müfettişi Şükrü Yıldız yaptığı inceleme sonunda, Trabzon Emniyet Görevlililerinin suçların önlenmesi hakkındaki memuriyet görevlerini gereği gibi yerine getirdikleri, üzerlerine atılacak herhangi bir kusur bulunmadığını iddia ederek haklarında ön inceleme yapılan sekiz (8) emniyet görevlisi hakkında soruşturma izni verilmemesi gerektiği kanaat ve sonucuna varmıştır. Oysa ki; hakkında soruşturma yürütülen ve ifadesine başvurulan emniyet görevlilerinin birbirleriyle çelişen ifadeleri ve hayatın gerçeklerine aykırı beyanları bir dönem polis muhbiri olarak kullanılan Erhan Tuncel'in ve Hrant Dink davasına ilişkin ifadelerine başvurulan sanık ve tanıkların beyanları bu kanaat ve sonucun tamamıyla aksi bir sonuca götürmektedir.

Şöyle ki;

1- Polis Memuru Muhittin Zenit, Mülkiye Müfettişlerine hitaben yazdığı 16.07.2007 tarihli dilekçesinde: "Yasin Hayal isimli şahsın McDonald's eylemi ile ilgili cezaevinden çıkmasına müteakip istihbarat metot ve tekniklerini kullanarak faaliyetleri yakından takip edilmeye başlanmıştır. O tarihlerde Yardımcı İstihbarat Elemanı olarak çalıştırılan Erhan Tuncel ile 09.10.2005 tarihinde yapmış olduğum buluşmada; Yasin Hayal'in cezaevinden çıktıktan sonra Ermenilere karşı büyük bir kin beslediği, İstanbul İlinde büyük bir eylem yapacağını bildirmesi üzerine kullanmış olduğu telefon teknik takibe alınmıştır... Bu çalışmalar dışında Yasin Hayal ve cinayet için göndermesi muhtemel kişiler ile ilgili olarak istihbari çalışmalar yapılmıştır... Şahsın Trabzon ilinden ayrılması durumunda Erhan Tuncel'in tarafımıza anında bilgi vermesi şeklinde talimatlandırıldığı söz konusu yazıda aşikârdır. Bu tarihte elde edilen bilgi 17.02.2006 gün ve 027248 sayılı yazı ile gereği için İstanbul iline bilgi için İstihbarat Dairesi Başkanlığına gönderilmiş olup söz konusu yazının içeriğine bakıldığında; Yasin Hayal'in yapmış olduğu McDonald's eylemi öncesi söylemleri ile yapmayı planladığı Fırat (Hrant) Dink Cinayeti'ndeki söylemleri birbiri ile bağdaştığı ve şahsın takip esnasında tarafımıza vermiş olduğu izlenimlerinde içinde bulunduğu ruh hali dikkate alınarak yapmayı düşündüğü eylemi yapacak bir yapıya sahip olduğu vurgulanmıştır.

Yine Muhittin Zenit İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na 05.04.2007 tarihinde verdiği ifadesinde yukarıdaki anlatımlarıyla paralel anlatımlarda bulunmuştur.

2- Engin Dinç 22.07.2007 tarihinde Mülkiye Müfettişine hitaben yazdığı dilekçede: "Yasin Hayal'in işlediği suçtan dolayı hükümlü bulunduğu Trabzon Cezaevi'nden 13.09. 2005 tarihinde tutuksuz olarak yargılanmak üzere tahliye olduğu günden başlayarak, gerek eleman vasıtasıyla gerekse teknik faaliyetler aracılığıyla veya fiziki takip ile adı geçenin faaliyetleri tüm imkânlarımızla hassas bir şekilde takip edilmeye başlandı...

Şube görevlilerimizin Yardımcı İstihbarat Elemanı Erhan Tuncel ile Şubat 2006 tarihinde yaptıkları buluşmada, elemanın "Yasin Hayal'in Ago$ Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'e yönelik eylem düşündüğünü" ilgili görevlilere aktarması üzerine; Yasin Hayal'in Hrant Dink'e yönelik bir eylem yapmayı planladığı hususu Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nün 17.02.2006 tarih ve 027248 sayılı yazısı ile gereği için İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne ve bilgi için İstihbarat Daire Başkanlığı'na bildirildi. Ayrıca konunun önemine binaen İstanbul İstihbarat Şube Müdürünü bizzat arayarak konuyu şifahi olarak da kendisine bildirdim.

3- Erhan Tuncel 25.01.2007 tarihli "Tespit Tutanaği'nda: "Yasin Hayal 13.09.2005 tarihinde cezaevinden çıktı. Hrant Dink isimli şahsı
kendisinin öldüreceğini söylüyordu" demiştir.

Yine 10.02.2007 tarihli "mülakat tutanaği'nda: "Hrant Dink'in öldürülmesi konusu ilk olarak gündeme Yasin Hayal cezaevinden çıkınca oldu. Yasin Hayal internet kafedeyken yanına gittim. Burada üç kişiydik. Yasin Hayal bizi dışarıya çıkardı ve şu an hedefim Hrant Dink. Malatyalı. Asıl adı Fırat'mış dedi... Bu durumdan Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlisi (Ahmet Kod) M.Z.'ye haber verdim. O da bana bu konunun çok ciddi olduğunu ve bu konudan haberdar etmemi istedi... " demiştir.

Muhittin Zenit, Engin Dinç ve Erhan Tuncel'in söyledikleri birbirlerini doğrulamaktadır. Bu ifadelerden Yasin Hayal'in cezaevinden çıktığı 13.09.2005 tarihinden hemen sonra Hrant Dink'i öldürmeyi düşündüğü ve bu cinayetin hazırlıklarına giriştiği anlaşılmaktadır. Erhan Tuncel bu durumu Muhittin Zenit'e aktardığını beyan etmekte ve Muhittin Zenit ise bu ihbarın doğruluğunu teyit ettiğini söylemektedir. Ancak bu duruma ilişkin tutanak hemen hazırlanmamış 15.02.2006 tarihinde hazırlanmış ve ardından da "bilgi" için İstihbarat Daire Başkanlığı'na, "gereği" için İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne gönderilmiştir. Özetle, Trabzon Emniyet Müdürlüğü Yasin Hayal'in Hrant Dink'i öldürmeyi tasarladığı bilgisine Yasin Hayal'in cezaevinden çıktığı 13.09.2005 tarihinden hemen sonra sahiptir.

4- Reşat Altay Mülkiye Müfettişine hitaben "Konu ile ilgili iddialar gerçeği yansıtmamaktadır. Şahsımı ve teşkilatımı yıpratmaya yönelik
kasıtlı iddialardır" suçlamasıyla giriş yaptığı 26.07.2007 tarihli dilekçesinde: "Ben, 2006 yılı 15 Mayıs tarihinde, Trabzon İlinde, İl Emniyet
Müdürü olarak göreve başladım... Hrant Dink ile ilgili olarak, Emniyet Müdürlüğüm döneminde tarafıma yazılı ve sözlü olarak hiçbir bilgi intikal
etmemiştir. 17 kez ihbar yapıldığı iddiaları doğru değildir. 2006 Şubat ayında Erhan Tuncel adlı Yardımcı İstihbarat Elemanı'nın, Yasin Hayal
adlı kişi tarafından böyle bir eylem yapacağını bildirmesi üzerine o dönemdeki görevliler tarafından konu İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne ve
Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı'na bildirilmiştir.

...2006 Nisan ayından itibaren, Erhan Tuncel, Trabzon Emniyet Müdürlüğü, İstihbarat Şube Müdürlüğü ile ilişiğini kesmiştir.

Trabzon Emniyet Müdürlüğü, İstihbarat Şube Müdürlüğünün kendisiyle görüşme taleplerine olumsuz yanıt vererek çalışmak istememiştir.

İlgili personel, kısım amiri ve Şube Müdürü tarafından yapılan değerlendirme sonucu, adı geçen şahsın durumu bütünüyle değerlendirilmiş ve tutarsız kişiliği, yalan söylemesi ve olumsuz davranışlarından dolayı Yardımcı İstihbarat Elemanlığından çıkarılması kararlaştırılmış ve bu durum bir yazı ile nihai karar merci olan İstihbarat Daire Başkanlığı'na bildirilmiş, İstihbarat Daire Başkanlığı'nın onayı ile de şahsın ilişkisi kesilmiştir.

Şahsın, Emniyet teşkilatı ile ilişkisini kestiği dönemde, durumunun tespiti amacıyla teknik takip yapılmış ve bu takip neticesinde elde edilen kayıtlar ilgili adli mercilere sunulmuştur. Bu takipler sonunda da, Hrant Dink'e yönelik öldürme girişimiyle ilgili bir husus tespit edilememiştir" demiştir.

5- Fırat (Hrant) Dink'in öldürülmesi ile ilgili olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, Erhan Tuncel'in Yardımcı İstihbarat Elemanı ve mutemet olarak çalıştırıldığı dönemler içerisinde görevlilerce tanzim olunan rapor ve yazılar incelenmek suretiyle, ilişki kurulduğu dönem zarfında Yasin Hayal'in Zeynel Abidin Yavuz isimli şahsı yönlendirmek suretiyle suikastı icra etmek için İstanbul'a göndereceği konusunda herhangi bir bilginin mevcut olup olmadığı, bu yönde bir rapor tanzim edilip edilmediği, şahsın bu yönde bir bildiriminin bulunup bulunmadığı hususlarının bildirilmesi için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nin yazdığı müzekkereye, İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü'nün İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben, Ramazan Akyürek 23.03.2007 tarihli yanıtta: " Konu ile ilgili olarak tanzim edilen rapor ve yazıların incelenmesinde, Yasin Hayal'in Zeynel Abidin Yavuz'u yönlendirmek suretiyle suikastı icra etmek için İstanbul'a göndereceği konusunda bir bilginin kayıtlarımızda intikal etmediği ve bu yönde herhangi bir personel raporunun da tanzim edilmediği anlaşılmıştır.

...Zeynel Abidin Yavuz ile ilgili talebe esas olan konu (muhtemelen) 2006 Şubat ayından sonra gündeme gelmiş olmalıdır ki, bu
dönemden sonraki süreçte Erhan Tuncel ile olan ilişkilerde sorunlar yaşanmaya başlanmıştır. Devam eden süreçte Yardımcı İstihbarat Elemanı'nda yaşanan güven bunalımının aşılmasına yönelik girişimlerde bulunulmuşsa da, olumlu gelişmeler kaydedilmemesi sonucu "buluşmalara zaman zaman gelmediği, bilgi saklamaya çalıştığı, sıklıkla yalan söylediği, zaman zaman verdiği bilgilerin birbiri ile çeliştiği, güvensizlik oluşmasına neden olacak tavırlar sergilediği, sıkça para talebinde bulunduğu ve para temini için senaryo haberler ürettiği" gerekçesi ile Teşkilatımızla olan ilişkisi kesilmiştir.

Erhan Tuncel'in verdiği bilgilerle son rapor 2006 Nisan ayında tanzim edilmiş ve bu raporda da kayda değer bir bilgi yer almamıştır. Bu tarihten itibaren elemanın verdiği bilgiler konusunda ciddi tereddütler oluşmuş olması itibariyle (o dönemde Zeynel Abidin Yavuz'un Kocaeli'ye gitmiş oluşu da dikkate alınarak) söz konusu bilgi ilgili personele (P.M. Muhittin Zenit) intikal ettirilmiş olsa bile, raporlaştırmaya uygun bulunmamış oabilir ki, bu husus da Erhan Tuncel'in güven telkin etmeyen durumu dikkate alındığında istihbarat usul ve yöntemleri açısından normal bir husus olarak kabul edilmektedir.

...İstihbaratpersoneli, ilişkili bulunduğu Yardımcı İstihbarat Elemanı'ndan aldığı bilgileri, ayrıca bir değerlendirmeye tabi tutarak, ilave teyit edici doneler açısından da kıymetlendirdikten sonra gerekli gördüğü takdirde rapora geçirmektedir.

2006 Nisan ayından sonraki süreçte Erhan Tuncel güvenilir eleman olma özelliğini yitirdiğinden, bu tarihten itibaren kendisinden alınan bilgiler istihbari yöntem açısından resmi kayıtlara alınabilecek bir durum arz etmemektedir" denilmiştir.

Reşat Altay'ın suçlayıcı bir ifade ile başlayan savunmasında ve Ramazan Akyürek imzalı yazıda ilk dikkatimizi çeken husus Erhan Tuncel'in Yardımcı İstihbarat Elemam olarak görevine son verildiği (veya son verildiği tarih olarak görünen) 23.11.2006 tarihinden bahsetmemeleridir.

Reşat Altay savunmasında:

"2006 Nisan ayından itibaren, Erhan Tuncel, Trabzon Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü ile ilişiğini kesmiştir" iddiasında bulunmuştur.

Ramazan Akyürek tarafından imza edilen evrakta ise:

"Erhan Tuncel'in verdiği bilgilerle son rapor 2006 Nisan ayında tanzim edilmiş ve bu raporda da kayda değer bir bilgi yer almamıştır... " denilmiştir.

Oysa ki;

Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli Özkan Mumcu adlı memur (Erhan Tuncel'in ifadelerinde Özgür veya Ö... Komiser olarak adı geçen şahıs) Mülkiye Müfettişine 12.07.2007 tarihinde verdiği ifadede: "...Ben 2004yılı Ekim ayından itibaren Trabzon Emniyet Müdürlüğünde çalışıyorum. Polis Memuru Muhittin Zenit'in tayininin çıkması sebebiyle 13 Haziran 2006'da Erhan Tuncel ile ilgili görüşmeleri ben yürüttüm. Ancak 18 Temmuz 2006'da izne ayrıldım. Bu tarihten sonra Erhan Tuncel ile görüşmem olmadı. 10 Ağustos 2006 günü daireye geldim. Askere gitmek için ilişiğimi kestim ve ayrıldım" demiştir.

Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli Mehmet Ayhan (Erhan Tuncel'in ifadelerinde "memduh" adı ile geçen istihbarat görevlisi) Mülkiye Müfettişlerine 12.07.2007 tarihinde verdiği ifadede: "Ben 2005 yılı Ağustos ayından itibaren Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nde çalışıyorum. Komiser yardımcısı Özkan Mumcu'nun askere gitmesi sebebiyle 10 Ağustos 2006'da Erhan Tuncel ile görüşmeleri yürütmek görevi bana verildi. 10 Ağustos 2006 tarihinden Erhan Tuncel'in görevine son verildiği 15.11.2006 tarihine kadar görüşmeleri ben yürüttüm. Ben 15 Kasım 2006'da Erhan Tuncel'in görevine son verilmesini istedim" demiştir.

Bu beyanlardan da anlaşılmaktadır ki:

a- Reşat Altay'ın beyanının aksine Erhan Tuncel'in ilişkisi 2006 yılının Nisan ayında kesilmemiştir.

b- Engin Dinç, Muhittin Zenit ve Erhan Tuncel'in ifadesinde de geçtiği üzere Erhan Tuncel Nisan-Mayıs 2006 tarihinde Engin Dinç ile görüşmeyi Trabzon Emniyet Müdürlüğünde yapmıştır. Bu görüşmede de Zeynel Abidin Yavuz'dan ve istihbaratçıların "hatırlamadığı"(!) bazı isimlerden bahsetmiştir (aşağıda bu hususa yeniden değinilecektir).

c- Emniyet ile ilişkiyi Erhan Tuncel kesmemiş, Mehmet Ayhan'ın talebi üzerine ilişkiyi Emniyet sona erdirmiştir. •

d- Erhan Tuncel ile ilişkiyi yürüten (sırası ile) Muhittin Zenit, Özkan Mumcu ve Mehmet Ayhan'ın ifadelerinde Erhan Tuncel'in sıklıkla görüşmelere gelmediği yönünde herhangi bir ifade bulunmamaktadır. Kaldı ki Muhittin Zenit Müfettişe verdiği 16.07.2007 tarihli ifadesinde Erhan Tuncel'in "senaryo ürettiği ve vermiş olduğu bilgiler karşısında para talebinde bulunduğu"nu beyan etmiş ardından da bazı buluşmalara gelmediğini söylemiştir ki senaryo üreten ve verdiği bilgiler karşılığında para talebinde bulunan kişinin "senaryolarını satıp para kazanabilmesi için" buluşmalara gelmiş olması lazım.

e- Erhan Tuncel'in Trabzon Emniyeti ile ilişkisinin kesildiği tarih en erken 15.11.2006 tarihidir.

6- Ön inceleme raporunda "Fırat Dink'in öldürüleceği konusunda 17 ihbar yapıldığı iddiasının doğru olmadığı, kendisinden Yardımcı İstihbarat Elemanı olarak istifade edilen Erhan Tuncel ile toplam (11) buluşma yapıldığı ve (10) haber raporu tanzim edildiği, bunlardan yalnızca 2'sine Hrant Dink ile ilgili hususlara değinildiği, birincisinde Yasin Hayal'in eylem yapma fikrinden vazgeçirilmesinin konuşulduğu anlaşılmış... " olduğunun tespit edilmiş olduğu söylenmektedir. Bu tespitin itibar edilebilecek bir tarafı bulunmamaktadır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Devletin Belgesinde Şüphe - İstihbarat Dairesi Üzerine Ş

Mesajgönderen TurkmenCopur » 06 Haz 2011, 22:09

Zira:

a- Yukarıda belirttiğimiz üzere İstihbarat Şube Müdürü'nün dahi konunun ülkemiz için önemine binaen "rutinin dışına" çıkarak yapmış olduğu görüşmeye ilişkin rapor hazırlamamış olması Erhan Tuncel ile yalnızca on bir (11) görüşme yapılmamış olduğunun en açık kanıtıdır.

b- Ayrıca Muhittin Zenit'in tayininin çıktığı 13 Haziran 2006 tarihine kadar Erhan Tuncel'le görüştüğü; onun Trabzon'dan ayrılmasından sonra görevi Özkan Mumcu'nun devraldığı ve 10 Ağustos 2006 tarihine kadar görüşmeleri yürüttüğü; askere gitmek üzere görevden ayrıldıktan sonra 15.11.2006 tarihine kadar Erhan Tuncel ile Mehmet Ayhan'ın görüşmeye devam ettiği bizzat bu şahısların ifadeleri ile sabittir.

c- Kaldı ki; Erhan Tuncel 02.08.2007 tarihinde müfettişe verdiği ifadede: "Ben hiç kimseye Emniyet istihbarata 17 kez Hrant Dink'in öldürüleceğini söylemedim... Benim görevim duyduğum yaşadığım olayları suç unsuru olsun olmasın bütün bilgileri Trabzon İstihbaratı'ndaki görevliye bildirmekti, görüşmelerimizde Yasin Hayal ne yapıyor, ben de aynen devam ediyor şeklinde yaptığım bildirimlerdir" demiştir. Yasin Hayal, Hrant Dink Cinayeti'ni ilk başlarda kuvvetle muhtemel bizzat işlemeyi düşünürken anlaşılmaktadır ki sonrasında bundan vazgeçmiş ve "tetikçi" arayışı içerine girmiştir. Bu durumu da Erhan Tuncel, Muhittin Zenit ve Engin Dinç'e bildirmiştir. Erhan Tuncel istihbarat görevlileri ile bir araya geldiklerinde "Yasin Hayal ne yapıyor" sorusuna "aynen devam ediyor" şeklinde yanıt vermiştir. Muhittin Zenit de, Erhan Tuncel ile buluşmalarında Erhan Tuncel'in farklı bir bilgi vermediğini, daha önce söylediklerini tekrar ettiğini söylemektedir. Bu ifadelerden çıkarılacak sonuç (her buluşmada bu konu konuşulduğu için) buluşma sayısı kadar ihbarın gerçekleştiğidir.

7- Muhittin Zenit, Mülkiye Müfettişine hitaben yazdığı 16.07.2007 tarihli dilekçesinde: "...elde edilen bilgi 17.02.2006 gün ve 027248 sayılı* yazı ile gereği için İstanbul iline bilgi için İstihbarat Dairesi Başkanlığı'na gönderilmiş olup söz konusu yazının içeriğine bakıldığında; Yasin Hayal'in yapmış olduğu McDonald's eylemi öncesi söylemleri ile yapmayı planladığı Fırat (Hrant) Dink Cinayeti'ndeki söylemlerin birbiri ile bağdaştığı ve şahsın takip esnasında tarafımıza vermiş olduğu izlenimlerinde içinde bulunduğu ruh hali dikkate alınarak yapmayı düşündüğü eylemi yapacak bir yapıya sahip olduğu vurgulanmıştır" demiştir.

8- Engin Dinç 22.07.2007 tarihinde mülkiye müfettişine hitaben yazdığı dilekçede: "Şube görevlilerimizin Yardımcı İstihbarat Elemanı Erhan Tuncel ile Şubat 2006 tarihinde yaptıkları buluşmada, elemanın "Yasin Hayal'in Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'e yönelik eylem düşündüğünü" ilgili görevlilere aktarması üzerine; Yasin Hayal'in Hrant Dink'e yönelik bir eylem yapmayı planladığı hususu Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nün 17.02.2006 tarih ve 027248 sayılı yazısı ile gereği için İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne ve bilgi için İstihbarat Daire Başkanlığı 'na bildirildi. Ayrıca konunun önemine binaen İstanbul İstihbarat Şube Müdürü'nü bizzat arayarak konuyu şifahi olarak da kendisine bildirdim" demiştir.

Muhittin Zenit'in aldığı istihbaratı Engin Dinç ile birlikte değerlendirdiği, bu değerlendirme sonucunda rapor hazırladıkları ve 17.02.2007 tarihinde de bu durumu İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne ve İstihbarat Daire Başkanlığı'na gönderdikleri tartışmasız gerçeklerdir. Bu aşamaya kadar Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nün "önleme" faaliyetini yerine getirmiş olduğu görülmektedir. Anlaşılmaktadır ki elemanın verdiği ham ve incelenmesi gereken bilgi süzgeçten geçirilmiş, verilen bilgi ciddi ve tutarlı görülmüş rapor haline getirilmiş, ilgili yerlere gönderilmiştir. İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Trabzon Emniyet Müdürlüğü tarafından gönderilen bu raporun gereklerini yerine getirmemiş ve bu nedenle de İstanbul Valiliği İl İdare Kurulu 20.02.2007 tarih ve 2007/11 karar numaralı dosya ile o dönemin İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Gürel hakkında 4483 sayılı Memurlar ve Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunu'nun 6.maddesi gereğince soruşturma izni verilmesine karar vermiştir. Ancak Trabzon Emniyet Müdürlüğü, İstanbul Emniyeti'ne gönderdiği bu ihbarın takibini yapmamış, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nün bu yazının "gereği" olarak neler yaptığının takipçisi olmamış ve raporu gönderirken İstanbul İstihbarat Şube Müdürünü bizzat arayacak denli titiz ve bu bilginin ciddiyetinin farkında olan Trabzon Emniyeti İstihbarat Daire Başkanlığı raporunun akıbetini takip etmemiş ve kendilerine İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından yanıt verilmemesini de önemsememişlerdir.

Nitekim İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü 19.02.2007 tarihli yazısında bu konuya ilişkin olarak " ...Dairemiz İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından konu hakkında herhangi bir bilgi ve belgenin gönderilmediği ayrıca bu konuda yapıldığı belirtilen çalışma hakkında İstihbarat Dairesi Başkanlığı arşivinde de herhangi bir veri girişinin yapılmadığını)..." belirlemiştir.

9- Trabzon Emniyet Müdürlüğü görevlileri 17.02.2007 tarih ve 027248 sayılı yazısını "gereği" için İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne ve "bilgi" için İstihbarat Daire Başkanlığı'na gönderilmesini sürekli olarak vurgulayarak Hrant Dink Cinayeti'nin önlenmesi yükümlülüğünü yerine getirdiklerini iddia etmektedirler. Oysa ki; Erhan Tuncel tarafından Nisan ayında Zeynel Abidin Yavuz ismi Trabzon İstihbarat görevlilerine ve İstihbarat Şube Müdürü Engin Dinç'e 08.04.2006 tarihli raporun düzenlenmesinden sonraki bir tarihte bildirilmiştir. Engin Dinç bu husustan 12.07.2007 tarihli istinabe ile alınan ifadesinde: "Yardımcı İstihbarat Elemanı Erhan Tuncel ile irtibatlı görevlilerin, hatırladığım kadarıyla Nisan 2006 ayında... Hrant Dink'e yönelik eylem planladığını yazılı rapor vermelerinden sonra... konunun ülkemiz açısından hassasiyetini de göz önüne alarak... Erhan Tuncel isimli elemanı usulüne uygun şekilde Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü'ne çağırdım, görüşmede, konunun hassasiyetini kendisine aktararak... anında ve eksiksiz bilgi vermesi yönünde bir kez daha uyardım.

...Bu görüşme esnasında Yasin Hayal grubu ile ilgili bazı isimlerin zikredildiğini hatırhyorum. Fakat Zeynel Abidin Yavuz isminin eylem yapacak şahıs olarak geçip geçmediğini hatırlamıyorum. Ancak, görüşmeden sonraki dönemde hatırladığım kadarı ile, elemanla ilgili görevlilerimizin yaptıkları buluşmalarda, elemanın birçok ismin yanı sıra Zeynel Abidin Yavuz ismini de zikrettiğini, ayrıca ilgili personelin istihbarat tekniklerini kullanarak bu şahıs ile ilgili gerekli tüm çalışmaları yaptığını, ancak, Zeynel Abidin Yavuz isimli şahsın o dönemde Yasin Hayal 'le irtibatını kopardığını, Erhan Tuncel'in bu konuda çok samimi olmadığını ve yanlış yönlendirmelerde bulunabileceği yönünde bir izlenim oluştuğunu hatırlıyorum... " diyerek yanıt vermiştir.

Muhittin Zenit İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği 05.04.2007 tarihli ifadesinde: "Hatta bu durumu iki kez rapor halinde Daire Başkanlığına bildirmek üzere Şube Müdürlüğüne rapor ettik. Hatta durumu ciddi gördüğüm için üstlerime bir rütbeli görevlinin de benim ile birlikte Erhan ile buluşmaya gelmesini söyledim. Bu arada Erhan sürekli bize birkaç isim vererek Yasin'in onlarla birlikte gerçekleştireceğini söylüyordu Hatta bu isimler arasında Engin ve Zeynel Abidin ve ismini hatırlayamadığım bir iki şahıs daha vardı. Ben bu isimler ile ilgili çalışmalar yapıyordum. Söylentiler ciddi ise bunu değerlendirerek üstlerime bildiriyordum. Özellikle Zeynel isimli şahsın Kocaeli iline çalışmaya gittiğini öğrenince bu bilgiye de itibar etmedim... " demiştir.

Erhan Tuncel de 20.01.2007 tarihli 'tespit tutanağı':

"... Trabzon İstihbarat Şube Müdürü (Engin Dinç) beni çağırdı ve yanına gittim... Bu şahısla ilk defa görüşüyordum. Bana 'çocuklardan bir haber var mı, bizim arkadaşlarla bir problem yaşıyor musun' diye sordu. Ben de burada Müdür Beye "Yasin Hayal'in Hrant Dink'i öldürmeyi düşündüğünü ve bunu Zeynel Abidin Yavuz'a yaptıracağını" söyledim. Müdür Bey muhtemelen beni tanışmak için çağırmıştı. Hatta personeline "bu adama dikkat edin, 1 sene yatar 1 tane iş verir bu çok önemli" demiştir.

Bu üç ifadeden çıkan sonuçlar şunlardır:

a- Erhan Tuncel, Muhittin Zenit ve Engin Dinç'e Yasin Hayal'in Hrant Dink Cinayeti'ni Zeynel Abidin Yavuz'a işleteceğini söylemiştir.

b- Muhittin Zenit ve Engin Dinç bu bilgiyi raporlaştırmamış ve ilgili yerlere bildirmemişlerdir.

c- İstihbarat Şube Müdürlüğü'nde görev yapan bir kişinin "konunun ülkemiz açısından hassasiyetini de göz önüne alarak" yaptığını iddia ettiği bir görüşmede Erhan Tuncel tarafından zikredilen isimleri hatırlamadığını söylemesi, bu görüşmeye ilişkin tutanak/rapor oluşturmaması, notlar almaması mümkün değildir.

d- Muhittin Zenit'in Zeynel Abidin Yavuz'a ilişkin bilginin gelmesinden önceki 08.04.2006 tarihli (veya 12.04.2006 tarihli) raporun da ilk rapor gibi İstihbarat Daire Başkanlığı 'na gönderilmek üzere hazırlandığını söylemesine rağmen bu rapor "gereği" için İstanbul Emniyeti'ne ve "bilgi" için İstihbarat Daire Başkanlığı 'na gönderilmemiştir.

e- Muhittin Zenit, Zeynel Abidin Yavuz'a ilişkin Erhan Tuncel tarafından verilen bilgiye Zeynel Abidin Yavuz'un Kocaeli'ne gitmesi üzerine itibar etmediğini beyan etmiştir. Ancak Muhittin Zenit'in bu beyanı olayın gerçeğine aykırıdır. Zira Mülkiye Müfettişi tarafından da "Zeynel Abidin Yavuz'un Kocaeli'ne çalışmaya gittiği, Zeynel Abidin Yavuz'un sigorta kayıtlarının bunu doğruladığı, ayrıca baz istasyonu incelemesinde Zeynel'in kullanmakta olduğu cep telefonunun 17.07.2006-24.08.2006 tarihleri arasında Kocaeli ilinde sinyal verdiği" tespit edilmiştir. Oysa ki Muhittin Zenit Bayburt iline tayine edilmesi üzerine 13.06.2006 tarihinde Trabzon Emniyet Müdürlüğü ile ilişiğini kesmiştir. Özetle Muhittin Zenit'in Trabzon Emniyeti ile ilişiğinin kesilmesinden bir (1) aydan daha uzun süre sonra Zeynel Abidin Yavuz Kocaeli'ne gitmiştir ve Muhittin Zenit'in, Zeynel Abidin Yavuz'un Kocaeli'ne gittiği için Erhan Tuncel tarafından verilen bilgiye itibar etmediği beyanının hiçbir gerçekliği bulunmamaktadır.

10- Muhittin Zenit 16.07.2007 tarihli Mülkiye Müfettişine hitaben yazdığı dilekçesinde: "Yasin Hayal'in Fırat (Hrant) Dink'e yapmayı planladığı eylemin ülkemize zarar vereceği konusunu buluşmalarda işlenmiş, ayrıca konuyu çok hassas takip etmesi gelişme olması durumunda tarafımızı anında bilgilendirmesi talimatı verilmiştir... Burada önemli bir hususa değinmek istiyorum. Erhan Tuncel'i Yardımcı İstihbarat Elemanı olarak çalıştırdığım dönemde Erhan Tuncel'in zaman zaman verdiği bilgililerin tutarlı olmadığı, senaryo ürettiği ve vermiş olduğu bilgiler karşısında para talebinde bulunduğu buluşmalara gelmediği tarafımızdan bilinmesine rağmen Hrant Dink Cinayeti'nin önlenmesi ve Yasin Hayal ile ilgili bilgi kaynağımızın alternatifi olmamasından dolayı (Yasin Hayal ile yakın ilişki içerisinde olan şahısların hepsi(nin) Trabzonlu olması, birçoğunun uyuşturucu madde bağımlısı olmaları ve polis ile konuşmalarının dahi kendi aralarında suç olarak görmeleri) Erhan Tuncel ile o dönemde kontrollü olarak çalışmak mecburiyetinde olmamızın nedenleri arasında yer alıyordu" demiştir. -

Engin Dinç 12.07.2007 tarihli Mülkiye Müfettişlerince istinabe ile alınan ifadesinde: "Yardımcı İstihbarat Elemanı Erhan Tuncel ile irtibatlı görevlilerin, hatırladığım kadarıyla Nisan 2006 tarihinde Erhan Tuncel ile yaptıkları görüşmelerde; Yasin Hayal'in... Hrant Dink'e yönelik eylem planladığını yazılı rapor vermelerinden sonra ve elemanla ilgili bazı güven problemlerinin yaşandığını belirtmelerinden sonra, konunun ülkemiz açısından hassasiyetini de göz önüne alarak, bilgiyi veren elemanla yüz yüze görüşmemizin faydalı olacağını değerlendirdik. Erhan Tuncel isimli elemanı usulüne uygun şekilde Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü'ne çağırdım, görüşmede, konunun hassasiyetini kendisine aktararak... " demiştir.

Görüldüğü üzere hem Trabzon Emniyeti İstihbarat Şube Müdürü hem de memuru Hrant Dink'e dönük cinayet planlanmasının bu cinayetin işlenmesi durumunda yaratacağı sorunların bilincindedirler.

Kaldı ki İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek 16.07.2007 tarihli yazısında: "12 Ekim 2006 tarihinde İstihbarat Şube Müdürlüklerini 'Ermeni vatandaşlarımız ve Hıristiyan ibadet yerlerine' yönelik oluşabilecek tepkisel gelişmelere karşı müteyakkız bulunulması, bu girişimlerde bulunabilecek gruplarınyakinen izlenmesi" konusunda talimatlandırdığını beyan etmektedir.

Muhittin Zenit, Engin Dinç, Özkan Mumcu ve diğer memurların bu nedenli hassas bir konuda "zaten bilgi vermediği, doğruyu söylemediği ve güvenilmez bulunduğu", "yalan söylemeye meyilli bir kişi olduğu, bilgi saklamaya çalıştığı, gerçek dışı bilgi verdiği", "sinsi", "tutarsız ve menfaatine düşkün" olarak niteledikleri Erhan Tuncel haricinde bu bilgi kaynağı yaratma yoluna neden gitmedikleri açıklanması gereken bir husustur.

Erhan Tuncel 10.02.2007 tarihli "mülakat tutanağı "nda: "Özcan..., Yasin Hayal'lerin grubu içerisinde yer alan bir isimdi. Özcan 'm da
herkes gibi bu olaydan haberi vardı. Özcan 'ı Emniyet'e eleman olarak önermiştim fakat Emniyet'in irtibata geçip geçmediği hususunda
bilgim yok..' demiştir.

Yukarıdaki nitelemelere rağmen Erhan Tuncel'in güvensiz olduğuna ilişkin hiçbir somut bilgi ve kanıt sunulmadığı halde Erhan Tuncel'in bu nedenle ilişiğinin kesildiğine inanmamız beklenmekte; bu da yetmezmiş gibi Erhan Tuncel'in yerine neden başka bir YİE istihdam edilmediği sorusu cevapsız bırakılmaktadır. "Ülkenin geleceğine ilişkin çok hassas" bir konuda "görevin gereği gibi yerine getirilmesi" bu olmasa gerektir.

11- Muhittin Zenit 16.07.2007 tarihli Mülkiye Müfettişine hitaben yazdığı dilekçede: "Yasin Hayal'in cezaevinden çıktıktan sonra Trabzon ilinden ayrıldığım 2006 yılı Haziran ayına kadar geçen sürede Yasin Hayal'in Trabzon ilinde herhangi bir sebeple ayrılması durumunda üstlerime rapor ederek şahsın seyahat edeceği vasıta tespit edilmiş ve gideceği ile bildirilmiş ve gittiği ilde şahıs takip altında tutularak olması muhtemel olayların önüne geçmesi sağlanmıştır (istenilmesi durumunda gittiği illerle ilgili yazışmalar arşivlerimizde mevcuttur)... " demiştir.

Engin Dinç 22.07.2007 tarihli Mülkiye Müfettişlerine hitaben yazdığı dilekçede: "Yasin Hayal'in işlediği suçtan dolayı hükümlü bulunduğu-Trabzon Cezaevi'nden 13.09.2005 tarihinde tutuksuz olarak yargılanmak üzere tahliye olduğu günden başlayarak, gerek eleman vasıtasıyla gerekse teknik faaliyetler aracılığıyla veya fiziki takip ile adı geçenin faaliyetleri tüm imkânlarımızla hassas bir şekilde takip edilmeye başlandı" demiştir.

Yasin Hayal'i fiziksel takip altında da tutan Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nün Yasin Hayal ve grubuna ilişkin tek bilgi kaynaklarının Erhan Tuncel olmadığı ortadadır. Yasin Hayal'e ilişkin "fiziki takip" yapıldı ise Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nün Yasin Hayal ile Ogün Samast arasında kurulan ilişkiden haberdar olmaması mümkün görünmemektedir.

12- Hrant Dink Cinayeti zanlılarının büyük kesimi Pelitlide Jandarma bölgesinde ikamet etmelerine rağmen Yasin Hayal'e ilişkin Trabzon Emniyet Müdürlüğü elde ettiği bilgileri Jandarma ile paylaşmamıştır. Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nün bu bilgileri jandarma ile paylaşmaması açıklanmaya muhtaç bir konudur.

13- Trabzon Emniyeti İstihbarat Şube Müdürü Faruk Sarı Mülkiye Müfettişine hitaben yazdığı savunmada, Hrant Dink'in öldürüleceği bilgisinin Trabzon Emniyet Müdürlüğü kayıtlarında iki belgede geçtiğini beyan etmiş ardından 15.02.2006 tarihli ve 08.04.2007 tarihli raporlardan bahsetmiş ve ardından: "Söz konusu olay ile ilgili iddialar yersizdir, zira olay ile ilgili bilgi alınır alınmaz ilgili yerlere gönderilmiştir. Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nde göreve başladığım 2006 yılı Ağustos ayından itibaren de ilgili görevlilerce gerekli çalışmalar sürdürülmüştür. Ancak, gerek teknik gerekse diğer istihbarat metotları kullanılarak yapılan çalışmalarda Müdürlüğümüze konu ile ilgili herhangi bir bilgi ve belge ulaşmamış; ihbar da yapılmamıştır. Erhan Tuncel isimli şahıs, zaten bilgi vermediği, doğruyu söylemediği ve güvenilmez bulunduğu için kurumumuzdan ilişiği kesilmiştir. Söz konusu iddialar kesinlikle doğru değildir, Fırat (Hrant) Dink isimli şahsın öldürülmesi olayında kusurum yoktur" demiştir.

Faruk Sarı, Yasin Hayal ve grubu ile ilişkide olan Erhan Tuncel'in -yerine herhangi bir istihbarat elemanı tayin etmeden (bu konuda ciddi kuşku taşıdığımızı yukarıda anlattık)- emniyet ile ilişkisinin kesilmesinde belirleyici kararı veren ve Yasin Hayal'e dönük gerek teknik ve gerekse de istihbarat metotları kullanarak yapılan çalışmaya rağmen herhangi bir bilgi ve belgeye ulaşmayı başaramayan dairenin müdürlüğünü yapmaktadır. Faruk Sarı'nin savunması, kendi görev alanına giren tüm hususlarda sorumluluğu vatandaşa yükleyen ve Hrant Dink gibi bu ülkenin değerli insanının öldürülmesi sonucunu doğuran bu vahim olayda dahi önleyici kolluk hizmetlerinde neler yapılması gerektiğini tartışmaya açmayan bir anlayışın en kaba halini ortaya koymaktadır.

14- Cinayetin işlendiği 19.01.2007 tarihinde istihbarat görevlisi Muhittin Zenit ile Erhan Tuncel arasında gerçekleşen telefon görüşmesi'nin bir kısmına dilekçemizde yer vermek istiyoruz:...

Muhittin Zenit: o çocuk vardı da bir tane

Erhan Tuncel: ha o buradaydı yani çıkış olmadı

M. Z.: bunun düşündüğü çocuk

E. T.: he yani

M. Z.: neydi onun adı

E. T.: Zeynel diye bir çocuk vardı da, ondan sonra bir tane daha çıktı da zannetmiyorum eğer onun dediği şekil yani benim bildiğim şöyle yani vurulma şekli belliydi. Vurulacak şekil belli eğer öyleyse bunlarla alakalıdır da
M. Z.: Bunlar ya oğlum kafaya sıkmışlar, direk kafaya sıkmışlar
E. T.: Öldü mü?
M. Z.: ha tek farklılık tabi canım kaçma, kaçmayacaktı ama bu kaçtı...

M. Z.: ii biliyordum da, sen benimle muallaklı konuşuyorsun, sanki Koyum a..gebermişse gebermiş ben gerçi onu kim gebertti diye sorgulamıyorum

E. T.: anladım anladım

M. Z.: o konuda samimiyetimden şüphe duyuyorsan ayrı bir şey

M. Z.: koyum a., yani geberdiyse geberdi onda bir şey yok

M. Z.: yayoo sen şeyli bakıyorsun şimdi, benim ona moralim moralim bozuldu

E. T.: çoğu çok kişinin hedefinde vardı

M. Z.: yav biliyorum da koyuyum a..şimdi sen bana şey yapıyorsun yani ben sanki ne alakası var koyum a..canım ...

E. T.: ama yapanın eline koluna sağlık

M. Z.: öyle tabi canım orası öyle...

Bu konuşma yapıldığı sırada Muhittin Zenit, Erhan Tuncel'in Yardımcı İstihbarat Elemanı olarak emniyetle görev ilişkisinin devam ettiğini onun halen Yardımcı İstihbarat Elemanı olduğunu düşündüğünü soruşturma safhasında verdiği ifadelerde görülmektedir.

Yukarıdaki kısaltarak aktardığımız telefon konuşması, ancak suça bulaşmış iki insan arasında geçmesi muhtemel bir konuşma olabilir ama asla bir Emniyet görevlisi ile emniyete çalışan bir Yardımcı İstihbarat Elemanı arasında geçen bir konuşma olamaz ve bu görüşmede kullanılan sözler ile üslubun hiçbir mantıklı açıklaması ve gerekçesi bulunamaz.

Yine bu görüşme içeriğinden polis memuru Muhittin Zenit'in eylemin ayrıntılarını bildiği ve eylemin daha önce düşünülenden farklarını ve benzerliklerini yorumladığı görülmektedir.

Muhittin Zenit'in İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına, Bayburt Ağır Ceza Mahkemesi'ne ve mülkiye müfettişine verdiği ifadelerde Hrant Dink'in öldürülmesinin ülkeye zarar vereceğini Erhan Tuncel'e anlattığı ve bu konuda Yasin Hayal'i ikna etmek için yönlendirdiği beyanının gerçek olmadığını göstermektedir.

III- EMNİYET GÖREVLİLERİ HRANT DİNK'İN ÖLDÜRÜLMESİNDEN SONRA OLAYA İLİŞKİN DELİLLERİ KARARTMA ÇABASI İÇERİSİNE GİRMİŞLERDİR

Hrant Dink'in 19.01.2007 tarihinde çalıştığı gazete binası önünde UĞRADIĞI silahlı saldırı sonucu öldürülmesi soruşturmasını yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, bu suikast nedeniyle derinleştirilen soruşturmada, bir kısım emniyet ve jandarma görevlilerinin, adli görevlerini yaparlarken görevi ihmal, suiistimal ile suç delillerini yok etme, gizleme, değiştirme ve suçluyu kayrılma yönünde ciddi delil ve emareleri tespit etmiş, ancak bu delil ve emareler ile Hrant Dink suikastı arasında doğrudan doğruya bir iştirak bulunmadığı kanaatine varmış ve CMK m. 250/1 uyarınca Trabzon Emniyet görevlileri ve jandarma görevlileri hakkında 2007/881 Esas ve 2007/163 Karar sayılı 20.04.2007 tarihli görevsizlik kararı ile evrakları Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı'na göndermiştir.

İstanbul Cumhuriyet Savcıları Fikret Seçen ve Selimc-Berna Altay tarafından tespit edilen hususlara aşağıda yer vereceğiz:

1- Hrant Dink suikastı davasının bir ve iki numaralı sanıkları Erhan Tuncel ve Yasin Hayal'in cep telefonları Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nce 2005 ve 2006 yıllarında dinlemeye alınmış ancak bu husus ve teknik takip kayıtları soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na bildirilmemiştir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmayı derinleştirdiği sırada bu hususu öğrenmiş ve öğrenir öğrenmez ses kayıtlarını Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nden istemiş, cevap olarak gönderilen DVD içeriğinin sadece görüşmelere ilişkin ses ve SMS mesajlarını ihtiva ettiği, arayan ve aranan numaralar ile arama tarihi ve saatlerine ilişkin kayıtların DVD içinde bulunmadığını görmüştür.

Bunun üzerine İstanbul Cumhuriyet Savcılığı DVD'de yer alan ses kayıtlarına ilişkin detayların gönderilmesini Trabzon Emniyet Müdürlüğü 'nden istemiştir. Görüldüğü gibi Trabzon Emniyet Müdürlüğü görevlileri, davamn en önemli iki sanığına ait delilleri Savcılığa bildirmemiş, sorulduğunda ise eksik göndermişlerdir.

2- İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturdukları olayda şüphelilerin teknik takibe alınıp alınmadığını, dinleme kararı olup olmadığını bir kez de Telekomünikasyon İletişim Başkanlığından sormuş, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı verdiği cevapta Yasin Hayal ve Erhan Tuncel dışında dava sanıklarından Mustafa Öztürk'ün de dinlemeye alındığı bildirilmiştir. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığinın verdiği bu yanıt, Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nün, dava sanıklarından Mustafa Öztürk'ün de dinlemeye alındığını İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan gizlediğini açığa çıkarmıştır.

İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, Trabzon Emniyet Müdürlüğü'ne tekrar yazı yazarak dava sanıklarından Mustafa Öztürk'e ait ses kayıtlarını istemiş, ancak Trabzon Emniyet Müdürlüğü bu talebe verdiği yanıtta Mustafa Öztürk'e ait GSM numarasının başka bir birim tarafından takip edilmesi nedeniyle o tarihte alınan dinleme kararının uygulanmasının mümkün olmadığını bildirilmiştir.

Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nden gelen bu yazı üzerine İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, bu kez, Mustafa Öztürk hakkında 2006yılı içerisinde yapılan tüm adli ve istihbari nitelikli dinlemelere ilişkin Mahkeme kararlarını Telekomünikasyon İletişim Başkanlığından istemiş, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığından gelen cevabi yazıda 2006 yılı içerisinde Mustafa Öztürk'e ait telefonun takibi konusunda kuruma intikal eden tek kararın Trabzon İl Emniyet Müdürlüğü'nce alınan karar olduğu bildirilmiştir.

Telekomünikasyon İletişim Başkanlığinın bu yanıtı, Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nün sanık Mustafa Öztürk'e ait dinleme kayıtlarının tümünü gizlediği, yok ettiği, soruşturmayı yürüten İstanbul savcılarını yanılttığı, sorulmasına rağmen yanlış bilgi verdiğini açığa çıkarmıştır.

Kaldı ki, Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nün, Yasin Hayal'i de sadece teknik takiple yetinmediği onu ayrıca "fiziki takibe" de almış olduğu5 daha sonra İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişlerince yürütülen soruşturma kapsamında ortaya çıkmıştır. Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nde görevli Polis Memuru Muhittin Zenit, Müfettişlere verdiği 16.07.2007günlü ifadesinde: "Yasin Hayal'in cezaevinden çıktıktan sonra Trabzon ilinden herhangi bir sebeple ayrılması durumunda üstlerime rapor edilerek şahsın seyahat edeceği vasıta tespit edilmiş ve gideceği ile bildirilmiş ve gittiği ilde şahıs takip altında tutularak olması muhtemel olayların önüne geçilmesi sağlanmıştır (istenmesi durumunda gittiği illere ilişkin yazışmalar arşivlerimizde mevcuttur)" demektedir. Davanın önemli sanıklarından biri olan Yasin Hayal Trabzon Emniyeti Müdürlüğü tarafından "fiziki takibe" alınmış, gittiği kentler, seyahat ettiği vasıtalar belirlenmiş, gittiği kentteki emniyet birimleri tarafından takip altında tutulmuş, kuvvetle muhtemel bu seyahatler, Yasin Hayal'in birlikte olduğu kişilere ilişkin raporlar da düzenlenmiştir. Bugüne dek Yasin Hayal'e ilişkin hiçbir bilgi ve belge Trabzon Emniyet Müdürlüğü tarafından ilgili dava dosyasına gönderilmemiştir.

3- Hrant Dink suikastı davası sanıklarından Yasin Hayal, suikast öncesinde, Trabzon Terörle Mücadele Şube Müdürü Yahya Öztürk'ün:

"Bu bayrak düştü ya Yasin kaldıracak ya Erhan kaldırır, bu görev sizin" dediğini, McDonald's bombalaması sonrasında cezaevinden tahliye olduktan sonra Trabzon Terörle Şube Müdürlüğü'ne "nezaket ziyaretinde" bulunduğunu, ikinci ziyaretinde Yahya Öztürk'ün: "suçlu insanlar gezerken masum insanları bombaladınız, toplumumuz görüyorsun, Müslümanız deyip şeriata söverler" dediğini söylemiştir.

Ayrıca, Yasin Hayal'in babası Bahattin Hayal ifadesinde; McDonald's bombalamasından sonra Trabzon Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldüklerinde, Yahya Öztürk'ün makam odasına alındığını, burada yalnız oldukları bir sırada Yahya Öztürk'ün kendisine:

"Yasin bundan sonra daha iyi yaşayacak, kısa süre sonra Yasin inşallah çıkar, az bir ceza alır, biz de raporlarımızı ona göre düzenleriz, kendisi de kurtulur" dediğini ve sonra Yahya Öztürk'ün cep telefonunu çıkartarak gösterdiğinde ekranında Muhsin Yazıcıoğlu'nun resmini gördüğünü, ayrıca cebinden Kur'an'ı Kerim çıkartarak "biz bununla hareket ediyoruz, bayrak düştüğü yerden kalkar, Yasin gibiler bu bayrağı kaldırcak, bizim gibi insanlar bu koltuklarda oturursa bu ülkenin geleceğinden şüphe olmaz, yere düşen bayrak kalkar" demiştir. Yasin Hayal müdafii Av. Fatih Çakır da bu yönde şikâyet dilekçesi vermiştir.

Trabzon Terörle Mücadele Şube Müdürü'nün eylem ve sözlerinin suçluyu kayırma, suça tahrik ve suça teşvik etme suç tiplerine uyduğu kuşkusuzdur.

4- Hrant Dink Suikastı davası sanıklarından Tuncay Uzundal, 01.02.2007 tarihli ifadesinde 2007 yılı Ocak ayı başında evde olduğu sırada Yasin Hayal'in gelerek Erhan Tuncel'i sorduğunu, evde olmadığını öğrendiğinde ise kendisinden Erhan Tuncel'e mesaj atmasını istediğini, Yasin Hayal'in isteği doğrultusunda Erhan Tuncel'e "7.65 mermi lazım" şeklinde mesaj attığını, Erhan Tuncel'in de buna kızarak "Tuncayyyyy'1c şeklinde cevap mesajı yazdığını söylemiştir. Yine sanıklarından Erhan Tuncel de, şifahi beyanlarını içeren 10.02.2007 tarihli "tespit tutanaği'nda, Kurban bayramından önce Yasin Hayal'in kendisinin bulunmadığı bir sırada eve gelerek Tuncay Uzundal'a 7.65 mm mermi lazım olduğunu söylemek suretiyle kendisini sorduğunu, Tuncay'ın, Salih Hacısalihoğlu'nun yanında olduğunu söylemesi üzerine Tuncay Uzundal ve Yasin Hayal'in kendisine ait cep telefonundan "Salih Abi'de 7.65 mm mermi vardır, ondan iste" içeriğinde bir mesaj çektiğini, kendisinin de daha sonra buna kızdığını anlatmıştır. Görüldüğü üzere Tuncay Uzundal ile Erhan Tuncel gönderilen mesajın içeriği konusunda birbirlerini doğrulamaktadırlar. Ancak bu ifadelere rağmen İstanbul Cumhuriyet Savcılığınca incelenen SMS kayıtlarında, Tuncay Uzundal'ın Erhan'a yazdığı mesajın Tuncay Uzundal'ın ve Erhan Tuncel'in söylediğinden farklı olarak "Yasin abi burada erken gel" şeklinde olduğunu, Erhan Tuncel'in cevabi mesajının "Tuncayyyyy" olarak yazıldığı görülmüştür.

Trabzon Emniyet görevlilerinin, delilleri yok etmeye çalışmalarının yanı sıra delilleri değiştirdikleri de açık bir şekilde ortadadır.

5- McDonald's bombalama eylemi soruşturması sırasında bombalama olayını gerçekleştiren Yasin Hayal bu bombalama olayı sırasında ayağından yaralanmış ve pantolonu kanlanmıştır. Yasin Hayal'e ait bu kanlı pantolon Erhan Tuncel tarafından emniyet görevlilerine teslim edildiği halde bu pantolonun yok edildiği, soruşturma savcılarına verilmediği, dosyada bulunmadığı, gerek Hrant Dink suikastı soruşturması ve gerekse İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişlerinin incelemeleri sırasında açıkça ortaya çıkmıştır.

İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişlerinin 22.02.2007 tarihinde kaleme aldıkları 22.02.2007 tarihli ön inceleme raporu ile emniyet görevlilerinin bu hususu kabul ettikleri kayıt altına alınmıştır -uzatmamak amacı ile tek tek ifadeleri yazmak istemedik ancak Mülkiye Müfettişlerince hazırlanan dosyada bu olay Muhittin Zenit, Tevfik Cantürk, Ercan Demir vs. diğer görevlilerce doğrulanmaktadır-. Kanlı pantolonun McDonald's davasına sunulmaması Trabzon Emniyet görevlilerinin suç delillerini gizleme ve yok etme suçunu işlediklerinin bir diğer örneğini teşkil etmektedir.

6- Hrant Dink'in öldürüldüğünün ertesi günü, yani 20.01.2007 tarihinde davanın bir numaralı sanığı Erhan Tuncel, Trabzon Emniyet Müdürlüğü'ne götürülerek bütün gece boyunca -tam 14 saat- orada tutulmuş ve İstihbarat Şubede tutulduğu sırada cep telefonu alınarak kendisine başka bir telefon verilmiştir. Erhan Tuncel 09.04.2007 tarihinde cezaevinde kendisi ile görüşen ve soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcıları Fikret Seçen ve Selim Berna Altay'a, cep telefonunun Trabzon Emniyeti'nde incelemeye alındığını, kendisine başka bir telefon verildiğini beyan etmiştir. Ayrıca, İstanbul Emniyeti Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından, Erhan Tuncel'e ait cep telefonunun belirtilen saatler arasında Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nün bulunduğu bölgeden sinyal vermekte olduğu tespit edilmiştir.

Bu durumda, davanın bir numaralı sanığının Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldüğü, 14 saat orada tutulduğu, burada cep telefonu kendisinden alınarak kendisine başka bir telefon verildiği, sabah bırakıldığında cep telefonunun kendisine iade edildiği açıktır, ancak, tam 14 saat Erhan Tuncel'in Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nde tutulma sebebi bilinmemektedir. Esasen bu durum da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan gizlenmiştir.

Erhan Tuncel'in suikastla ilgili olduğunun tespiti üzerine İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nce yakalanması ve İstanbul'a teslimi konusunda Trabzon Emniyet Müdürlüğü'ne 21.01.2007 tarihli mesaj gönderilmiş ancak bu mesaja 22.01.2007günü saat 01:30'da cevap verilerek yakalama işlemi yapıldığı bildirilmiştir. Bu gecikmenin sebebi de açıklanmaya muhtaçtır.

Hrant Dink'in öldürülmesi olayında polis ana görevlerinden ikisini de yerine getirmemiş, cinayeti önleme konusunda elinde yeterince bilgi, belge ve bulgu bulunmasına rağmen bu görevini yerine getirmediği gibi suçun işlenmesinden sonra da suçu ve suçluyu ortaya çıkarmaktan ziyade, suç delillerini yok etmek, gizlemek, değiştirmek ve suçluları kayırmak gibi eylemlerde bulunmuştur.

SEN NEYMİŞSİN BE ERHAN

Dink ailesinin avukatlarının bu dilekçesi gibi Mülkiye Başmüfettişleri tarafından lime lime yapılan incelemelerden de bir sonuç çıkması mümkün değildi.

McDonald's'a atılan bombayı yapan, bombayı atan Yasin Hayal'i yönlendiren, eylemden sonra Hayal'e ait kanlı pantolonu saklayıp, polislere veren Erhan Tuncel'in bu suçları işlediği bilindiği halde Emniyete istihbarat elemanı alınması ayrı, Dink Cinayeti konusunda yaptığı ihbarlar ve Trabzon Polisinin ihmali ile ilgili konuları ayrı ayrı inceleyen Mülkiye Müfettişleri bir türlü somut sonuçlara ulaşamıyordu.

Belki de müfettişlerin, Dink Cinayeti'yle ilgili iddianamedeki bir iddiayı kesin hüküm olarak kabul etmesi somut sonuçlara ulaşmanın önündeki engeldi.

İstanbul Cumhuriyet Savcıları Fikret Seçen ve Selim Berna Altay, Trabzon Emniyeti'nin görevi ihmal ve görevi kötüye kullandığı iddiasıyla 11 suçlama içeren suç duyurusunu Trabzon Cumhuriyet Savcıhğı'na göndermişken, 20 Nisan 2007 tarihli iddianamede Trabzon Emniyet Müdürlüğü yetkililerini de rahatlatan şu tespitlere yer vermişlerdi:

"Erhan Tuncel, Yasin Hayal'in Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'e yönelik eylem planladığı yönünde Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğüne 17.02.2006 ve 07.04.2006 tarihlerinde bilgi vermiş, ancak, Yasin Hayal'in bu eylemi bizzat yapmayacağını, önce Zeynel Abidin Yavuz ve daha sonra Ogün Samast'a yaptırmayı planladığını bildiği halde ilgili kuruma bu hususta yanlış yönlendirici bilgi vermiştir... Erhan Tuncel Trabzon İstihbaratı'na eylemi önce Yasin Hayal'in yapacağını aksettirerek daha sonra Zeynel Abidin Yavuz fikrinden vazgeçilmesi sonrasında onun adını vererek ve Ogün Samast'da karar kılınması üzerine hiç bilgi vermeyerek kurumu bilinçli olarak yanlış yönlendirmiştir."

Müfettiş Şükrü Yıldız da, kesin hüküm taşımayan ve yalnızca iddianamedeki bir iddiadan ibaret olan bu cümleleri raporuna aynen aktarmakta sakınca görmemişti.

Eğer iddianamedeki o satırları kesin hüküm olarak kabul edeceksek, Trabzon Emniyeti'ni suçlamak için çok önemli bir neden de kalmıyordu.

İşin ilginç yanı, Mülkiye Başmüfettişi Şükrü Yıldız'ın raporunun diğer sayfalarında, Yasin Hayal'in telefonunun McDonald's bombalaması eylemi nedeniyle girdiği hapisten çıktıktan hemen sonra dinlenmeye başladığı yazıyordu.

Hayal'in telefonu 8 Kasım 2005 tarihinden Hrant Dink'in öldürüldüğü 19 Ocak 2007'ye kadar aralıksız dinlenmişti.

Her nedense Erhan Tuncel'in henüz Emniyet'in muhbiri olduğu tarihte 13 Temmuz 2006 tarihinde telefonları dinlenmeye başlamıştı. Raporda Tuncel'in telefonunun Hrant Dink'in öldürüldüğü 19 Ocak 2007 tarihine kadar kesintisiz dinlendiği belirtiliyordu.

Müfettiş Şükrü Yıldız, Erhan Tuncel tarafından yönlendirilen, ayrıca telefonlarını dinlediği Tuncel ve Hayal'in Trabzon'da organize ettiği ve nerdeyse duymayan kalmayan "Dink Cinayeti planlarını" zamanında ortaya çıkaramayan Trabzon Polisi hakkında "soruşturma izni verilmemesi" talebini anlamak mümkün değil.

Eğer müfettişin bu tespitlerini kabul edecek olursak şunu söylemek mümkün:

Emniyet başta olmak üzere Trabzon, Ankara ve İstanbul istihbarat birimlerini yönlendirme becerisine ve telefonları kesintisiz dinlendiği halde polisi atlatma gücüne sahip olan Erhan Tuncel'e "Sen neymişsin be Erhan" demekten başka elden bir şey gelmiyor.

Dediğimiz gibi adeta lime lime edilen dava dosyasını bir araya getirmek için uğraşan Dink ailesinin avukatları Trabzon Bölge İdare Mahkemesi'nde görülen dava dosyasına ek beyanlarda bulunmak için harıl harıl çalıştılar.

Amaçları mahkemenin olayın bütününe bakmasını sağlamaya çalışmaktı. Yani Mülkiye Müfettişlerinin yapmadığını yapacaklardı.

İKİNCİ DİLEKÇE DE İŞE YARAMADI


Dava duruşmalı olmadığı için yalnızca Dink ailesi avukatlarının sürece dilekçe vererek müdahale etme şansları vardı.

Avukatlar, 24 Eylül 2007'deki ilk dilekçelerine ek olarak yeni beyan ve ağır ithamları içeren ikinci dilekçeyi 16 Ekim 2007'de verdi. Ancak Bölge İdare Mahkemesi 3 Ekim 2007 tarihinde itirazın reddine çoktan karar vermişti. Böylece Trabzon Valiliği'nin, Emniyet Müdürlüğü yapmış olan Ramazan Akyürek ve Reşat Altay başta olmak üzere diğer polisler hakkında, soruşturma izni verilmemesi kararı da kesinleşmiş oldu.

Hukuki açıdan değerlendirmeye alınmamış olan 16 Ekim 2007 tarihli o dilekçede de şunlar yazıyordu:

- Muhittin Zenit Erhan Tuncel'in neden YİE yapıldığını açıklamaya çalıştığı -aslında örtük olarak suça bulaşan bir kişiyi neden YİE yapıldığının savunmasını yapmaktadır-

Zenit 16.07.2007 tarihli dilekçesinde:

"Erhan Tuncel'i Yardımcı İstihbarat Elemanı olarak çalıştırdığım dönemde Erhan Tuncel'in zaman zaman verdiği bilgililerin tutarlı olmadığı, senaryo ürettiği ve vermiş olduğu bilgiler karşısında para talebinde bulunduğu buluşmalara gelmediği tarafımızdan bilinmesine rağmen Hrant Dink Cinayeti'nin önlenmesi ve Yasin Hayal ile ilgili bilgi kaynağımızın alternatifi olmamasından dolayı (Yasin Hayal ile yakın ilişki içerisinde olan şahısların hepsi(nin) Trabzonlu olması, birçoğunun uyuşturucu madde bağımlısı olmaları ve polis ile konuşmalarını dahi kendi aralarında suç olarak görmeleri) Erhan Tuncel ile o dönemde kontrollü olarak çalışmak mecburiyetinde olmamızın nedenleri arasında yer alıyordu" demiştir.

Muhittin Zenit, Yasin Hayal ve yakın ilişki içinde olduğu şahısların polis ile konuşmayı kendi aralarında suç olarak gördüğünü söylemektedir.

Oysa ki, "grubun başı" olan Yasin Hayal'in bu yönlü bir kaygısı olmadığı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılarına gönderdiği mektuplarında anlattıklarından anlaşılmaktadır.

Zira Yasin Hayal mektuplarında:

Bombalama hadisesi sonrası tahliye olduktan sonra Trabzon TEM Şube Müdürlüğü'ne nezaket ziyaretine birkaç kez gittim. Hatırladığım kadarıyla ikinci ziyaretimde ben polislerle konuşurken müdür Yahya Öztürk beni yanına çağırdığı için odasına gittim.

Odada başka kimse yoktu. Bana (Suçlu insanlar gezerken masum insanları bombaladınız. Toplumumuzu görüyorsun Müslüman'ız deyip; şeriata söverler' gibi sözler sarf etti.

Diğer konuşmaları hatırlayamıyorum. Yanında 15 dakika kadar kaldığımı hatırlıyorum. Daha sonra ben müsaade isteyip ayrıldım. Anladığım kadarıyla bana bazı hususlarda açılmaya çalışıyordu. Daha doğrusu hemfikir olduğumuz yönünde bir imaj oluşturmaya çalışıyordu. Ancak maksadını bilmiyorum. Bana herhangi bir eylem için talimat vermiş değildir.

Erhan Tuncel'i TEM Şube'ye yaptığım ziyaretlerden haberdar etmiştim. (Ziyaretlerden sonra) Erhan bana TEM Şubede bana ne söylenildiğini sürekli olarak soruyordu. Müdür Yahya Demir (Öztürk) odasında iken bana "Erhan Tuncel'le görüşüyor musun" demişti. Ben de görüştüğümü söylemiştim. Bunun dışında görüşmemiz sırasında Erhan'ın başkaca adı geçmedi.

TEM Şubesinde 2. Müdür olan Malatyalı olduğunu bildiğim Adem Beyle de birçok kez şubeyi ziyaretim sırasında görüştüm. Adem Bey bana bu görüşmelerimiz sırasında, "Teşkilat çalışmaları nasıl gidiyor. Gençlerin toplanması lazım. Gençlerin uyuşturucu, esrar gibi kötü alışkanlıklara sapmaması için teşkilatlanılması gerek"tiğini söylemiştir.

Ben kendisine ne partiyle ne de Alperen ocağıyla fazla ilgilenmediğimi, işlerimin yoğun olduğunu söyledim. Hatta kendisi bana bu işler için zaman ayırmam gerektiğini söyledi.

Polislerle 2. Müdür Adem Bey daha iyi anlaşıyordu. 1. Müdür Yahya Demir'in ise mahiyetindeki memurlarla kopuk olduğunu sezinledim. Sebebini bilmiyorum.

2. Müdür Adem Bey bir keresinde BBP Trabzon İl Teşkilatından bazılarıyla tanıştığını hoş insanlar olduğunu söylemişti. (Yasemin Egemen, Halis Egemen )

2. Müdür Adem Bey "Yasin sende bize karşı güvensizlik görüyorum. Bize güvenebilirsin, açılabilirsin" diyordu."

Görüldüğü üzere Muhittin Zenit'in iddiasının aksine "grubun başı" Yasin Hayal'in "polislerle konuşmayı kendi aralarında suç sayan" türden bir hissedişi/tutumu bulunmamaktadır. Yasin Hayal, Trabzon Terörle Şube Müdürlüğü'ne birçok kez "nezaket ziyareti"nde bulunmuş, Terörle Mücadele Şubesi'nde görevli polisler, müdür ve müdür yardımcısı ile sohbetler etmiş, ziyaret sıklığından olsa gerek polis memurlarının 2. Müdüt

Adem Bey'le iyi anlaştıkları, 1. Müdür Yahya Öztürk ile ilişkilerinin ise kopuk olduğu yorumunu yapabilecek kadar "gözlemde" bulunma olanağına sahip olmuştur.

Reşat Altay 26.07.2007 tarihli dilekçesinde: "...Şahsın (Erhan Tuncel kastedilmektedir) Emniyet teşkilatı ile ilişkisini kestiği dönemde, durumun tespiti amacıyla teknik takip yapılmış ve bu takip neticesinde elde edilen kayıtlar ilgili adli mercilere sunulmuştur. Bu takipler sonucu da, Hrant Dink'e yönelik öldürme girişimle ilgili bir husus tespit edilememiştir" demiştir.

Hrant Dink suikastı davası sanıklarından Tuncay Uzundal, 01.02.2007 tarihli ifadesinde 2007 yılı Ocak ayı başında evde olduğu sırada Yasin Hayal'in gelerek Erhan Tuncel'i sorduğunu, evde olmadığını öğrendiğinde ise kendisinden Erhan Tuncel'e mesaj atmasını istediğini, Yasin Hayal'in isteği doğrultusunda Erhan Tuncel'e "7.65 mermi lazım" şeklinde mesaj attığını, Erhan Tuncel'in de buna kızarak "Tuncayyyyy" şeklinde cevap mesajı yazdığını söylemiştir. Yine Tuncay Uzundal 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın 01.10.2007 tarihli ikinci duruşmasında: "Yasin eve geldi. Bana 7.65 mermi lazım Erhan'a mesaj çeker misin diye sordu. Ben de telefon mesajında Yasin geldi 7.65 mermi lazım diyor haberin olsun şeklinde bir mesaj çektim" şeklinde konuşarak 01.02.2007 tarihli ifadesini doğrulamıştır.

Yine sanıklarından Erhan Tuncel de, şifahi beyanlarını içeren 10.02.2007 tarihli "tespit tutanağı"nda, Kurban bayramından önce Yasin Hayal'in kendisinin bulunmadığı bir sırada eve gelerek Tuncay Uzundal'a 7.65 mm. mermi lazım olduğunu söylemek suretiyle kendisini sorduğunu, Tuncay Uzundal'ın, Salih Hacısalihoğlu'nun yanında olduğunu söylemesi üzerine Tuncay Uzundal ve Yasin Hayal'in kendisine ait cep telefonundan "Salih Abi'de 7.65 mm. mermi vardır, ondan iste" içeriğinde bir mesaj çektiğini, kendisinin de daha sonra buna kızdığını anlatmıştır. Yine Erhan Tuncel İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın 02.07.2007 tarihli ilk duruşmasında: "Bu metin kısaltılmıştır. Ben bu metnin aslının çıkartılmasını istiyorum" demiştir.

Görüldüğü üzere Tuncay Uzundal ile Erhan Tuncel gönderilen mesajın içeriği konusunda birbirlerini doğrulamaktadırlar. Ancak bu ifadelere rağmen İstanbul Cumhuriyet Savcılığı 'nca incelenen SMS kayıtlarında, Tuncay Uzundal'ın Erhan Tuncel'e yazdığı mesajın Tuncay Uzundal'ın ve Erhan Tuncel'in söylediğinden farklı olarak "Yasin abi burada erken gel" şeklinde olduğu, Erhan Tuncel'in cevabi mesajının "Tuncayyyyy" olarak yazıldığı görülmüştür.

24.09.2007 tarihli dilekçemizde bu durumun Trabzon Emniyet Görevlileri'nin, delilleri yok etmeye çalışmalarının yanı sıra delilleri değiştirdiklerini de göstermesi bakımından önemli olduğunu beyan etmiştik. ANCAK BU OLAY YALNIZCA CİNAYET SONRASI DELİLLERİN DEĞİŞTİRİLDİĞİNİN KANITLARINDAN BİRİ OLMASININ YANI SIRA BUNDAN DAHA DA ÖNEMLİSİ CİNAYET ÖNCESİ EMNİYETİN KORUMA TEDBİRLERİ ALMADIĞININ EN AÇIK KANITLARINDAN BİRİNİ OLUŞTURMAKTADIR.

Zira Reşat Altay'ın da belirttiği üzere Erhan Tuncel teknik takip altında iken -Erhan Tuncel 13.07.2006-19.01.2007 tarihleri arasında teknik0 takip altında tutulmuştur- telefonuna "Salih Abi'de 7.65 mm mermi vardır, ondan iste" içeriğinde bir SMS gelmiş ve kendisinin de bu duruma kızarak SMS gönderen Tuncay Uzundal'a "Tuncayyyyy" diye yanıt vermiştir. Yasin Hayal'in Hrant Dink'i öldürmek amacı ile hazırlıklar içerisinde olduğu Trazon Emniyet Müdürlüğü'nün bilgisi dahilinde iken mermi bulmak amacı ile gönderilen SMS Trabzon Emniyet Müdürlüğü tarafından dikkate alınmamıştır. İlginçtir ki bu olay Mülkiye Müfettişi tarafından araştırılmamıştır.

Mülkiye Müfettişi'nin haklarında soruşturma talep edilen emniyet görevlilerinin kusurlarının bulunmadığına gerekçe olarak gösterdiği:

"Trabzon Emniyet Müdürlüğü Yasin Hayal ve Erhan Tuncel'i taknik takip altında tuttuğu halde Yasin Hayal-Ogün Samast, Erhan Tuncel-Ogün Samast irtibatına ulaşılamamıştır.

Mahkemedeki dosyasında bulunan telefon irtibatlarını gösteren şemaya göre Yasin Hayal ve Erhan Tuncel'in Ogün Samast ile yaptıkları herhangi bir telefon görüşmesi tespit..." (ön soruşturma raporu s.20/21) edilemediği saptamasına itibar etmemek gerekmektedir.

Zira Muhittin Zenit 16.07.2007 tarihli dilekçesinde ve Engin Dinç ise 22.07.2007 tarihli dilekçesinde Yasin Hayal'in fiziksel takibe alındığını söylemektedirler. Bahse konu şahısların yalnızca teknik değil fiziksel takip altında olmalarından kaynaklı olarak bu kişiler arasındaki irtibatın emniyetin bilgisi dahilinde olması gerekmektedir. Emniyetin bu bilgiye sahip olmaması da ayrı sorunlu bir durumdur.

Yine Mülkiye Müfettişinin haklarında soruşturma talep edilen emniyet görevlilerinin kusurlarının bulunmadığına dair kanaatinin bir diğer gerekçesi "...Yasin Hayal'in Fırat (Hrant) Dink'e eylem yapmak üzere Zeynel Abidin Yavuz'u göndereceğini Erhan Tuncel'in polis memuru Muhittin Zenit'e ve istihbarat Şube Müdürü Engin Dinç'e bildirdiği, yapılan araştırmada Zeynel'in Kocaeli'ne çalışmaya gittiğinin öğrenildiği, böylece bu bilgilere itibar edilmediği anlaşılmaktadır" (s. 17/21) tespitidir.

Bu tespite itibar edilmemelidir. Zira;

Mustafa Öztürk İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nde 22.03.2007 tarihinde verdiği ifadede - savcılık, hakimlik ve mahkemedeki ifadelerinde bu olayı tekrarlamıştır-:


"Alperen Ocakları Trabzon il binasında 2006 yılı Nisan veya Mayıs ayı olabilir...Akşamüstü Zeynel Abidin YAVUZ, Erhan Tuncel, Yasin Hayal ve ismini hatırlayamadığım biri ile Trabzon Alperen Ocaklarına gelerek, ocağın içerisinde sohbet etmeye başladık... Kalkmak üzerelerken Yasin Hayal bana hitaben "Zeynel Abidin Yavuz'un Hrant Dink'i vuracağını söyledi"... ben de Zeynel Abidin Yavuz'un bıraktığı top sakalına bakarak tebessüm ettim, Zeynel Abidin Yavuz da bana "imaj değiştirdim şüphe uyandırmamak için" diye cevap verdi, bu konuşmalar yapıldığı sırada Erhan Tuncel de Zeynel Abidin Yavuz'a 'eylemden sonra Zeynel seni Gürcistan'a kaçıracağız' dediğini beyan etmiştir.

Zeynel Abidin Yavuz da emniyet, savcılık, hakimlik ve mahkemedeki ifadelerinde Yasin Hayal'in bu cinayeti kendisine işletmek için hazırlıklar içine girdiğini söylemiştir.

Bahse konu olayın yaşandığı tarihte Mustafa Öztürk ve Yasin Hayal, Trabzon Emniyet Müdürlüğü tarafından teknik ve fiziki takip altındö(: tutulmaktadır. Erhan Tuncel o dönem YİE olarak görev yapmaktadır. Ve bahse konu görüşme Trabzon kent merkezinde yapılmıştır. Fiziksel ve teknik takip altında tutulan iki şahsın ve YİE olan bir diğer şahsın yapmış olduğu bu görüşmeden Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nün haberdar olmaması mümkün görünmemektedir. Ancak tüm bunlara rağmen -fiziksel ve teknik takip altında olan iki kişi ve bir polis muhbirinin Trabzon kent merkezinde yaptığı- bu görüşmeden Trabzon Emniyet Müdürlüğü haberdar değilse bu da ayrı sorunlu bir durumdur.

Erhan Tuncel 10.02.2007 tarihli tespit tutanağında: "Yasin Hayal, Hrant Dink'i öldürme planlamasının 2. (ikinci) veya 3.(üçüncü) denemesinde bu olayla ilgili Mikdat Kot'un para yardımında bulunacağını Yasin Hayal iddia etti" demiştir. Bu ifadeden anlaşılmaktadır cinayet birkaç kez hayata geçirilmek istenmiştir. Zeynel Abidin Yavuz bu denemelerin bir veya birkaçında İstanbul'a gelerek (veya da gelmiş)
cinayeti işleyecek olan kişidir.

Mülkiye Müfettişinin tespitinin ve emniyet mensuplarının bu konu hakkındaki savunmalarının aksine Zeynel Abidin Yavuz'un bir süreliğine
Kocaeli'ne gitmesi verilen bilgilere itibar edilmemesi sonucuna varmamıza yol açmaz.

Zeynel Abidin Yavuz'un bir süreliğine Kocaeli'ne gitmesinin bir önemi bulunmamaktadır. Zeynel Abidin Yavuz'un bu iş için seçilmesi, Yasin Hayal'in cinayeti bizzat işlemesinden vazgeçilerek bu işi icra edecek kişi arayışına girilmesi cinayeti işleme konusundaki kararlılığı göstermektedir. 24.09.2007 tarihli dilekçemizde belirttiğimiz üzere Yasin Hayal, Hrant Dink Cinayeti'ni ilk başlarda kuvvetle muhtemel bizzat icra edecek olan kişi iken muhtemelen takip altında tutulduğunu anlaması veya bu konuda kendisine bilgi verilmesi üzerine anlaşılmaktadır ki sonrasında cinayetin Yasin Hayal tarafından icra edilmesi fikrinden vazgeçilmiş ve "tetikçi" arayışına girmiştir.

Tanık sıfatı ile ifadesine başvurulan Engin Yılmaz da bu konudaki düşüncemizi 13.09.2007 tarihli beyanında: "Yasin, Fırat Dink'e suikast düzenleneceğini söyledi. Yakalanmazlarsa Orhan Pamuk, Hıncal Uluç'a da suikast yapacaklarını söylüyordu. Ben gözetleniyorum. Başkasına da yaptırabilirim şeklinde sözler söylüyordu" demek sureti ile bu görüşü doğrulamıştır. Cinayeti işleyecek kişilerin cinayeti ertelemeleri, Zeynel Abidin Yavuz'un bir süreliğine Kocaeli'ne gitmesi cinayet fikrinden vazgeçtikleri sonucunu çıkarmamızı gerektirmez. Nitekim cinayetin işlenmesi de bu fikirden vazgeçilmemiş olduğunun başka bir açıklamaya yer vermeyecek en açık kanıtıdır. Kaldı ki Zeynel Abidin Yavuz bu örgütün bir üyesi ve cinayeti son ana kadar da işleyecek kişi olarak kalmıştır. Yasin Hayal İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü 'ne verdiği 23.01.2007 tarihli ifadesinde Ogün Samast'ı İstanbul'a göndermezden önce: "Ogün'e sarıldım Allah yolunu açık etsin dedim, istersen vazgeçebileceğini söyledim. Bu eylemi Zeynel Abidin Yavuz'un da yapabileceğini söyledim" ve Ogün Samast'ta İstanbul Cumhuriyet Savcıları'nın görüntülü aldıkları ifadesinde Yasin Hayal'in kendisini İstanbul'a yolcularken istersen vazgeçebilirsin bu işi Zeynel Abidin Yavuz'a dö° yaptırabilirim dediğini söylemektedir.

Emniyet amiri Ercan Demir 12.07.2007 tarihli ifadesinde Erhan Tuncel'i kast ederek: "Nitekim yine tarihini yanlış hatırlamıyorsam Nisan 2006 ayı içinde kendisiyle yapılan görüşmede talimatımız doğrultusunda bu eylemi gerçekleştirmeyi düşünen şahsı (Yasin Hayal'i) ikna ettiğini belirtmişti" demektedir. Diğer emniyet görevlileri de savunmalarında sürekli bir "vazgeçirme" ve "ikna" çabasından bahsetmekteler.

Bunca yıllık deneyimi olan emniyet yetkililerinin, kilise rahibini kırk (40) gün komaya sokacak denli ağır şekilde darp eden -ayrıca Rahip Santoro cinayetinde paylarının ne olduğu sorgulanmaya muhtaçtır- üniversitede silah sıkan, pek çok darp-cebir olayından, asılsız bomba ihbarından işlem gören, Ramazan Akyürek'in ifadesiyle Çeçenistan gibi "cihat bölgeleri"ne savaşmak için giden, McDonald's adlı işyerini bombalayan, cezaevinden Hrant Dink'i öldürme kararlılığı ile çıkan Yasin Hayal gibi bir militanın, "güvenilmez", "yalancı", "sinsi", "menfaat düşkünü" olarak niteledikleri Erhan Tuncel'in çabalarıyla "ikna olacağına" inanmaları bize pek inandırıcı gelmemektedir. Anlaşılmaktadır ki emniyet görevlileri suçu önleme çabasını suç işleyecek kişinin ikna edilmesi sürecine indirgemektedirler(l).

Haklarında inceleme yapılan emniyet görevlilerinin Erhan Tuncel'i 13.07.2006-19.01.2007 tarihleri arasında teknik ve Yasin Hayal'i ise 08.11.2005-19.01.2007 tarihleri arasında aralıksız olarak teknik ve fiziki takip altında tutmuşlardır. Yine Mustafa Öztürk adlı sanık da yine teknik ve fiziki takip altına alınmıştır. Yine bir bütün dönem boyunca emniyet görevlilerinin Yasin Hayal'i "ikna" etme çabası yoğun şekilde sürmüştür (!). Emniyet görevlileri bu çabalarını suçun önlenmesi için yapılması gerekli uğraşın sergilendiğini anlatmak için vurgulamaktadırlar.

Emniyet görevlililerinin bu savunmalarına, eğer Hrant Dink suikastı henüz tasarı halinde veya teşebbüs aşamasında iken engellenmiş olsa idi itibar edilebilirdi. Bu tedbirlerin yeterli olmadığının en açık kanıtı işlenen cinayetin kendisidir.

Hrant Dink davasının iki (2) numaralı sanığı Yasin Hayal 09.05.2007 tarihinde cezaevinden İstanbul Cumhuriyet Savcılarına gönderdiği mektubunda:

"...Sayın savcım, ben bu derin devlet, derin millet kavramlarını pek kavrayabilmiş değilim. Ama ortada kesin olan bir şey var ki, o da emniyet içinde legal mi illegal mi bilmiyorum, bir grup bizi kumanda etti. Bu aşikardır. Siz bunu gördüğünüz halde bizim hakkımızı muhafaza etmediniz... " demiş ve ardından da sormuştur: "Şimdi soruyorum, eğer biz devlet görevlerinde kullanıldıysak bizim hakkımızı korumak devlete düşmez mi?"

Mülkiye Müfettişi Şükrü Yıldız'ın tespiti ile davanın iki numaralı sanığı Yasin Hayal'in tespiti arasında ciddi bir fark olduğu ortadadır. Hrant Dink'in kendisini müdafaa edemeyecek, kaçamayacak, saldırıyı fark edemeyecek bir şekilde İstanbul'da gündüz vakti kalabalık bir caddede öldürülmesi olayından aylarca önce (tek bir farkla, Muhittin Zenit'in ifadesi ile: " ... tabi canım kaçma, kaçmayacaktı ama bu kaçtı") haberdaf01 olan Trabzon Emniyet Müdürlüğü görevlilerinin ve İstihbarat Daire Başkanı'nın kusurlarının bulunmadığı tespitini yapmak yaşanan olayın gerçeğine uymamaktadır. Ogün Samast'ın "Seri katiller gibi hedefime kitlendim ve vurdum" ifadesini gururla söylemesine yol açacak olayda Trabzon Emniyet Müdürlüğü görevlilerinin ve İstihbarat Daire Başkanının herhangi bir kusurunun bulunmadığı kanaati ve bu kanaate dayanarak Trabzon Valiliği'nin soruşturma izni vermemesinin insaf ve izana aykırı olduğu açıkça ortadadır.

Dink ailesinin avukatları verdikleri bu uzun dilekçede Mülkiye Başmüfettişi Şükrü Yıldız'ı da eksik ve yanlış rapor yazmakla suçlarken iddialarını şunlara dayandırıyorlardı:

Açıklamalarımız Mülkiye Müfettişinin bu konudaki tespitinin ne denli yanlış olduğunu göstermektedir. Ön soruşturmayı yapan Mülkiye Başmüfettişi;

a- Haklarında ön inceleme yürütülen kişilerle yüz yüze görüşmemiş, şahısların yazılı olarak gönderdikleri ifadelerle yetinmiştir.

b- Hal böyle olunca sorulması gereken sorular sorulmamış, pek çok çelişki ve eksik bilgi aydınlatılmayı bekler halde kalmıştır.

c- Raporun "inceleme ve tahlil" kısmında, başlığın aksine, ne inceleme ne tahlil yapmış, ifadelerini aldığı kişilerin ifadelerini ve ilgili belgeleri eklemekle yetinmiştir.

d- Sonuç kısmında ise Yasin Hayal, Zeynel Abidin Yavuz ve Erhan Tuncel ile ilgili herkesçe malum bilgileri alt alta dizdikten sonra ön inceleme yapılanlar hakkında "soruşturma izni verilmesine yer olmadığı "nı bildirerek raporunu bitirmiştir.

Raporun bu biçimde oluşturulması tarafımızda, İçişleri Bakanlığı 'na bağlı çalışan Mülkiye Müfettişinin yine İçişleri Bakanlığı 'na bağlı bir kurum görevlilerini korumaya çalıştığı kuşkusunun doğmasına yol açmıştır.

SUÇ DUYURUSU DA SONUÇSUZ KALDI

Dink Ailesinin avukatlarından Hakan Bakırcıoğlu'nun deyimiyle "toplumumuz için utanç kaynağı" olan ve Trabzon'daki Emniyet görevlileri hakkında soruşturma açılmasına gerek bulunmadığı kararının iptali ise mümkün olamadı.

Trabzon'daki hayal kırıklığı sadece Bölge İdare Mahkemesinin verdiği kararla da sınırlı kalmadı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nin Trabzon Emniyet Müdürlüğü görevlilerinin bazıları delil karartma gibi ağır ithamları içeren suç duyurusu da soruşturma açılmasını sağlayamadı.

Dink ailesinin avukatlarının 20 Nisan 2007 tarihinde 11 madde halinde Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdiği suç duyurusunda birçok polis hakkında "Görevi kötüye kullanma, görevi ihmal, suçluyu kayırma, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" iddialarıyla soruşturma açılması istenmişti.

Trabzon Cumhuriyet Savcılığı 10 Ocak 2008 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığı doğrultusunda karar verdi.
Dink'in avukatları kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin savcılık kararının kaldırılması için Rize Ağır Ceza Mahkemesine itiraz etti.
Rize Ağır Ceza Mahkemesi de 14 Şubat 2008 tarihinde itirazı reddederek, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararı kesinleştirmiş oldu.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Hrant Dink Cinayeti'ni Amerika Planladı!

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir