Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Hrant Dink Gömülmeden Ölüm Kapının Önünde

Burada Hrant Dink Cinayeti hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Hrant Dink Gömülmeden Ölüm Kapının Önünde

Mesajgönderen TurkmenCopur » 06 Haz 2011, 21:24

HRANT DİNK GÖMÜLMEDEN ÖLÜM KAPININ ÖNÜNDE

Kasım 2006. Cinayetten yaklaşık üç ay önce önce Bakırköy'de Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in oturduğu apartmanın önüne gelen kişiler kapıcı dairesinin zilini çaldı.

Kapıcı Mithat Alkan megefondan "kim o?" diye sordu.

"Polis" cevabını duyan kapıcı hemen kapının otomatiğine bastı. Çünkü zaman zaman evin civannda hem sivil hem de resmi kıyafetli polis olmasına alışıktı.

Dink'e yönelik olası saldırılar nedeniyle sivil polisler zaman zaman apartmana gelir, bir sorun olursa kendilerini aramalarını isterlerdi. Kapıcı yukarı çıkana kadar sivil giyimli iki kişi apartmana girmişti bile.
Bu kez durum farklıydı. Gelenlerin yüzlerinde kar maskesi vardı. Gözleri ve dudaklarından başka bir yerleri görünmüyordu.
Mithat Alkan, daha kimlik ve ne istediklerini sormaya fırsat bulamadan iki kişinin arasında oturduğu bodrum katına inmişti bile.

Kapıcı Mithat Alkan "polisseniz kimlik görebilir miyim?" diye sordu. Gelenler tabancalarını gösterip "kimlik göstermesek ne olur?" şeklinde konuşurken gayet rahattılar.

İki yaşındaki çocuğu içeride uyuyan, büyük oğlu da dışarıda oynayan kapıcı, gözleri ve dudaklarından başka bir şeylerini görmediği kar maskeli iki kişinin, çocuklarına bir şey yapmalarından korkarak bağırmaya cesaret dahi edemedi.
Yarım saat süren korku dolu anlar kapıcının dışarıda oynayan oğlunun eve gelmek için zile basmasıyla son bulacaktı.
Siyah kar maskeli adamlar korku dolu yarım saat içinde Hrant Dink ile ilgili sorular sordular.

Israrla Hrant Dink'in nerede olduğunu, ne zaman geleceğini, kaç çocuğu olduğunu soruyorlardı.
Kapıcı "Neden Hrant Dink'i soruyorsunuz?" deyince, karşısındakiler "Hiç gazete okumuyor musun?" diye çıkıştılar.
"Hayır ben yalnız spor gazetesi okurum?" diyen kapıcıya giderayak Müslüman olup olmadığını sordular.

"Elhamdülillah Müslümanım" cevabını veren kapıcıya, "Hrant Dink'in gazetede yazmış olduğu yazıyı okudun mu? Türk kanı Ermeni kanıyla yıkanacak' diye yazı yazmış" dediler.

Ayrılırken "Türkiye'ye geldiğinde Hrant Dink'e söyle akıllı olsun, onu fazla yaşatmayacağız" diyen sesleri öfkeliydi. Gidiş o gidiş, o adamlar bir daha apartmana gelmedi.

Kapıcı durumu apartman yöneticisine anlattı. Yönetici olayı Hrant Dink'e aktardı birkaç kez de hatırlatarak dikkatli olması konusunda uyardı. Yönetici, Dink'in uyarılarına "Kaderde ne varsa o olur" diye karşılık verdiğini söyledi. Ancak bu kadar önemli bir olay hakkında ne polise haber verildi ne de koruma önlemleri alındı.

İşin ilginci Hrant Dink'in eşi Rakel Dink bu olayı, cinayetten 10 gün sonra kapıcı Mithat Alkan'ın taziye ziyareti sırasında öğrendi.

Hrant Dink'in kendisine bu bilgiyi verdiklerini söyleyen kapıcı ve yönetici, bu olayı aileye söyleme gereği duymamışlardı.

Aradan üç ay geçti, o kişiler bir daha gelmedi ama 19 Ocak 2007 günü katil bu kez Ogün Samast adıyla Şişli'de Agos gazetesinin önünde Hrani1 Dink'i buldu.

Dink, tıpkı Trabzon İstihbarat Şubesi'nin Yardımcı İstihbarat Elemanı (YİE), ajan ya da muhbiri Erhan Tuncel'in Trabzon İstihbarat Şube memuru Muhittin Zenit'e, söylediği gibi "Yasin Hayal'in gönderdiği bir 'çocuk' tarafından ensesine ateş edilerek" öldürüldü.

Cinayetten bir saat sonra telefonda, eski ajanı Tuncel ile görüşen polis memuru Zenit, kendisine anlatılmış olan ile işlenen cinayet arasındaki farkı bilecek kadar detaya da sahipti: "Kaçmayacaktı, ama bu(katil) kaçtı."

Evet Ogün Samast cinayet yerinden kaçmıştı.

Kaçmayıp, ona öğretilen ifadeyi verse, cinayet dosyası tıpkı Trabzon'daki Rahip Santaro Cinayeti dosyasına benzeyecekti.

Ama belli ki plan değişmişti. Yalnızca internet çıktısı resimlerinden yüzüne aşina olduğu Hrant Dink'i, hem de ensesinden, el yapımı bir tabancayla, silah uzmanlarını bile şaşırtacak şekilde eli bile titremeden vuran Ogün Samast, her şeyin başladığı Trabzon'a gitmek için koşar adım olay yerinden ayrılmıştı.

İSTİHBARATÇILAR PANİKTE

Gazeteci Hrant Dink'in vurulmasının üzerinden bir kaç gün geçmiş herkesin aklı karışmış, panik havası her yeri sarmıştı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın cinayetin aydınlatılmasıyla bizzat görevlendirdiği Adalet Bakanı Cemil Çiçek ve İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nü mesken tutmuştu. Başbakan tüm istihbarat birimlerine de cinayetin arkasında kimler olduğunun ortaya çıkarılması talimatını vermişti. İstanbul Emniyetinin yanı sıra MİT ve Jandarma ekipleri de araştırma yapıyordu.

Olaydan kısa bir süre öncesine kadar Trabzon Emniyet Müdürü olan Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek de İstanbul'a gelmişti.

Cinayetin yarattığı sarsıntı ve üzüntü ülkenin her yerinde hissediliyor, gerçeği ortaya çıkartacak hükümet ve emniyet ise, en karışık günlerinden birini daha yaşamaya başlıyordu.

Cinayet hakkındaki komplo teorileri ise adeta havada uçuşuyordu.

Katil Ogün Samast, Trabzon'a dönmek için bindiği otobüste 20 Ocak 2007 tarihinde gece yarısına doğru Samsun'da yakalandı. İtirafları ve babasının polise verdiği bilgi sayesinde kendisini cinayete azmettiren Yasin Hayal ve beraber hareket ettiği tüm isimler saatlerin 21 Ocak 2007'ye döndüğü ilk dakikalarda Trabzon'da yakalanıp İstanbul'a getirildi.

İstanbul Terörle Mücadele Şubesi'nde sorgulanan tüm sanıkların ağzından hep aynı isim dökülüyordu.
Elazığlı Erhan.
Elazığlı Erhan Tuncel, Karadeniz Teknik Üniversitesi öğrencisiydi. Daha doğrusu en azından ifadeleri alan İstanbul Emniyeti için böyleydi.

21 Ocak 2007 günü İstanbul'da sorgulanan sanıkların anlatımları üzerine aynı günün gece yarısı Trabzon Terörle Mücadele Şubesi'ne bağlı polisler harekete geçti.

Yasin Hayal ve arkadaşlarının yakalanmasının üzerinden bir tam gün geçmeden 22 Ocak 2007'nin ilk dakikalarında saatler 01.30'u gösterdiğinde Erhan Tuncel Trabzon'da gözaltına alındı. 22 Ocak 2007 gününün sabahı, saat 10.30'da da iki polis arasında İstanbul Terörle Mücadele Şubesi'de getirildi.

Değil İstanbul Emniyeti'nin tüm Türkiye'nin hayrete düşeceği gerçek biraz sonra ve henüz Hrant Dink gömülmeden Erhan Tuncel'in ağzından dökülecekti.

Tuncel açıklamadan, bu gerçeği bilen çok az kişi vardı; Ankara'da İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek, C Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer, Bayburt'ta İstihbarat Şubesi'nde çalışan Polis Memuru Muhittin Zenit, Afyon İstihbarat Şube Müdürü Engin Dinç, Trabzon İstihbarat Şube Müdürü Faruk Sarı, geç de olsa durumu öğrenen Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay bu isimlerin arasındaydı.

Ama sorumlu mevkilerdeki bu isimler nedense Erhan Tuncel, "Ben Trabzon İstihbarat Şubesi'ne bağlı Yardımcı İstihbarat Elemanıyım" diyene dek susmayı tercih edeceklerdi.

İstanbul Terörle Mücadele Şubesi'nde ifadesi alman Tuncel'in "Ben Emniyet'in elemanıyım" sözleri karşısında terörcüsünden, istihbaratçısına emniyetteki herkes ne yapacağını şaşırdı.

Onların şaşkınlığı bir eylemin içine polis muhbirinin karışmış olması değildi. Böyle durumlarla nadir de olsa karşılaşılırdı. Ancak usulüne uygun bir biçimde "sorunu çözecek bir formül" bulunurdu.

Polisler hele istihbaratçılar için "muhbir" yasal adıyla Yardımcı İstihbarat Elemanı (YİE), istihbarat faaliyetlerinin çok önemli bir unsuruydu. Onun, yani YİE'nın deşife olmaması ve güvenliği istihbaratçının namusuydu. Yardımcı İstihbarat Elemanı ya da muhbir bilgi verdiği kişi ya da örgütlerde güven telkin etmesi için polisin ona yardım ettiği de olurdu. Örgütün istediği silah ya da mühimmatın bulunması, daha sonra örgütün deşifre edilmesi için kullanılan bir yöntemdi. Hatta verilen silahlarla soygun ya da saldırı girişimleri yapılmasına bile, örgütün daha sonra ele geçirilmesini sağlayacak muhbirin güvenliği için göz yumulabilirdi.

Ancak Erhan Tuncel'in anlattığı olaylar ve adını verdiği kişilere bakıldığında sıra dışı birisi olduğu ortaya çıkıyordu. Ayrıca sorgulamayı yapan polisleri şaşırtan, Tuncel'in istihbarata eleman alınması süreci ve Dink Cinayeti hakkında anlattıklarıydı.

Yalnızca polisler mi, olayın soruşturmasını İstanbul'da takip eden Bakanlar Cemil Çiçek ve Emniyetin bağlı olduğu İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu da şaşkındı.

Elbette iki Bakanın bildiği bir gerçeğin Başbakandan saklanmış olması ihtimalinin güç olduğu düşünüldüğünde aynı şaşkınlığı Ankara'nın da yaşamadığını söylemek zordu.

Tuncel'in anlattıkları karşısında tüm dikkatler bir anda İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek'e çevrildi.

Çünkü Tuncel, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek'in Trabzon Emniyet Müdürlüğü yaptığı sırada1 Yardımcı İstihbarat Elemanı (YİE) diğer bir deyişle ajan ya da polis muhbiri olmuştu.
Tuncel'in açıklamaları bununla de bitmemişti.

2004 yılında Trabzon'da McDonald's'ın bombalamasındaki rolünü de anlatmış; bombayı kendisinin yaptığını söylemişti. Trabzon İstihbarat Şubesi'nin bunu bile bile kendisine görev verdiğini de anlattı.
Dink Cinayeti'ni soruşturan İstanbul Emniyeti'nde herkes, suçlu birisinin nasıl resmi bir görev olan Yardımcı İstihbarat Elemanlığı'na alındığını, bir bombalama eylemi sanığının nasıl dosyanın dışına çıkarılarak böyle bir görev verildiğini anlamaya çalışıyordu.

Bir suçlunun polis muhbiri olması mümkün değildi.

Böyle bir şeyin suç olduğunu ve sorumlularının mutlaka hapse girereceğini herkes biliyordu.

Herkes suçun kimde olduğunu da biliyordu; Erhan Tuncel Trabzon Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi Memuru Muhitin Zenit'in önerisi, İstihbarat Şube Müdürü Engin Dinç ile Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek'in imzalarının ardından 24 Kasım 2004 tarihinde Yardımcı İstihbarat Elemanı (YİE) yapılmıştı.

Tuncel'in görevi temel olarak Trabzon'daki McDonald's isimli işyerine 24 Ekim 2004 günü bomba atan Yasin Hayal ve grubu hakkında bilgi vermekti.

Tuncel, aralarında bulunduğu ve o dönemde Emniyet İstihbarat açısından önemli bir hedef olan muhafazakâr çevrelerin yanı sıra, hükümetin Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkileri başta olmak üzere, uluslararası politikalarına karşı "sert" muhalafet yapan "milliyetçi" grupların hareketleri konusunda da bilgiler aktaracaktı.

Tuncel, bir ayağı "reis" olarak Alperen Ocakları'nda bir ayağı Karadeniz Teknik Ünivesitesi'nde olan, ülkücü gruplarla da ilişkisi bulunan ve Yasin Hayal gibi kişilerle de yakın olan "garip!" bir kişiydi. Büyük Birlik Partisi Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu Trabzon'a geldiğinde hemen arkasında bulunacak kadar bu siyasi çevrelere yakındı. Telefon konuşmalarından anlaşıldığı kadarıyla, bir Emniyete bir Milli İstihbarat Teşkilatı'na (MİT) kapağı atmaya çalışıyordu. Bu amacını gerçekleştiremediği halde ise siyasette aktif olmayı düşünecek kadar kararsızlık gösteren birisiydi.

Ama Emniyet ona çengel atmıştı. Bir ideal adına beraber hareket ettiği aynı siyasi görüşten kişiler hakkında bile istihbarat vermesi isteniyordu. "Devlet" tarafından ilk kez bu kadar önemsenmiş olan Tuncel'in görevi, içinde bulunduğu gruplarla ilgili olarak İstihbarat Şubesi'ne bilgi vermekti. Elbette, yakın ilişki içinde olduğu McDonald's bombacısı Yasin Hayal'in ne yaptığı ne ettiğiyle ilgili de bilgi aktaracaktı.

Kendisine "Mehmet Kurt" kod adı ve irtibat kurmak için de 0 538 839 95 52 nolu telefon numarası verilmişti. Bu numarayı cep telefonuna bile kaydetmemişti. Aklında tutuyordu.

"Eleman telefonu" denilen numarayı arayıp "Yurtiçi Kargo'dan arıyorum Ahmet Beyle görüşebilir miyim?" dediğinde bağlı olduğu istihbara! görevlisi Ahmet Dede kod adlı Muhitin Zenit ile konuşup, önceden kararlaştırılan yerlerden birisinde buluşmaya gidiyordu.

Yasin Hayal'in McDonald's'a attığı bombayı kendisinin hazırladığını söylemiş, eylemde giydiği ve kanlanan pantolonunu saklamıştı. Yargılanması gerekirken polis muhbiri olarak görev yapmaya başlayan Erhan Tuncel'in ifadelerinin birçok polisin başını yakacağı açıktı.

Bu isimler aşağı yukarı belliydi:

Trabzon eski Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek.
Trabzon eski İstihbarat Şube Müdürü Erhan Dinç.
Trabzon eski İstihbarat Şube Memuru Muhittin Zenit başı çeken isimlerdi.
Ayrıca Ankara'da İstihbarat Dairesi Başkanlığı'nda C Şubesi yani azınlıklarla ilgili şubenin müdürü Ali Fuat Yılmazer'de sorumlu tutulabilirdi.
Çünkü Hrant Dink'e yapılacak suikast ihbarları ile ilgili bilgi ve belgeler İstihbarat Dairesi Başkalığı C Şubesi'nde toplanıyordu.
Dolayısıyla Dink'e yönelik saldırı karşısında önleyici koruma önlemleri alma konusunda önemli bir sorumluluğu bulunuyordu.
Erhan Tuncel'in İstanbul'a ayak basar basmaz 22 Ocak 2007'de söylediği gerçekler öyle bir bomba etkisi yaratmıştı ki, Emniyette toplantı üstüne toplantı yapılıyordu.

Ancak bu toplantılarda bulunması gereken en önemli kişinin katılımı ise bir türlü sağlanamıyordu.

Bu konuda İstanbul Valisi Muammer Güler devreye girdi ve Bakan Abdülkadir Aksu'ya, Ramazan Akyürek'in İstanbul'da yapılacak toplantıya katılımını sağlamasını istedi.

Bakan Aksu Akyürek'i arayarak, toplantıya çağırdı.
Toplantı cinayetten beş gün sonra 24 Ocak 2007'de İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde yapılacaktı.
Bu Erhan Tuncel'in, emniyetin elemanı olduğunu açıkladığı 22 Ocak 2007 tarihinden sonraki en önemli toplantıydı.

19 Ocak ile 22 Ocak 2007 tarihleri arasında suskunluğunu bozmayan İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek ilk kez bu toplantıda konuşacaktı ve söyleyeceklerini herkes merakla bekliyordu. Çünkü cinayet sonrası İstanbul'da herkes konuşmuş, o ise Ankara'da sessiz kalmıştı.

Katil Ogün Samast Trabzonlu'ydu.

Akyürek de Dink'in öldürülmesiyle ilgili hazırlıkların yapıldığı dönemde Trabzon Emniyet Müdürü'ydü. Ayrıca McDonald's'a atılan bombayı hazırlayan Erhan Tuncel onun döneminde ve onun imzasıyla Emniyete eleman olarak alınmış, Dink'in öldürülmesiyle ilgili yapılan planın çok önemli bölümü yine Akyürek'in Trabzon Emniyet Müdürlüğü sırasında gerçekleşmişti.

Katil Ogün Samast'ı ismen bilmese bile azmettiricisi Yasin Hayal ile "grubu" hakkında en fazla bilgiye o sahipti. Tuncel ve Yasin Hayal'in anlattıkları en çok Akyürek'te çağrışımlar yapmış olmalıydı.

Ayrıca resmi ifadesi olmasa ve Erhan Tuncel'in anlattıkları "tespit tutanağına" geçilmese de bolca Ramazan Akyürek isminden bahsetmişti. Öyle ki, sorgusuna giren polisler Tuncel'in Ramazan Akyürek için "Ramazan abi" ifadesini çok rahat kullandığını söylüyordu.

Eğer emniyet muhbirinin deşifre olduğu olay sıradan olsaydı, 'istihbarat usullerine göre bir şeyler' yapılır, muhbirin olaydaki sorumluluğu çok az ya da hiç ceza almayacak biçimde hafifletilebilirdi. Önemli olan bir operasyonun içindeki muhbirin, gerçeğin ortaya çıkmasını sağlamasıydı. Görevini yapmış bir Yardımcı İstihbarat Elemanı içinde bulunduğu suç ağır değilse kurtulabilirdi.

Ama ne Dink Cinayeti ne de Tuncel'in işlediği suçlar ve anlatıkları sıradan değildi. Ayrıca yurt içinin yanı sıra tüm dünyanın gözü Türkiye'nin üzerindeydi.

İşte İstanbul'da yapılacak toplantıda kilit noktadaki bir isimle tüm bu gelişmeler ve sonuçları tartışılacaktı. Herkes birbirine Tuncel'in ifadesi karşısında ne yapmak gerektiğini soruyordu.
Öyle bir formül bulunmalıydı ki, önce Akyürek ve Emniyetçiler zarar görmemeli, sonra ajan yani Erhan Tuncel en az hasarı görerek sorun çözülmeliydi.

İstihbarat etiği bunu gerektiriyordu.

Ve nihayet Akyürek toplantı için İstanbul'daydı. Önce İstanbul Emniyet Müdürü Cerrah'ın odasına gitti. İkili daha sonra beraberce toplantının yapılacağı İstihbarat Şube Müdürü'nün odasına girdi.

Gözler onun üzerindeydi ve nasıl bir öneriyle duruma çözüm üreteceği merak ediliyordu.

Ancak söz konusu toplantıya katılanların sonradan anlattıklarına bakılırsa, o tedirgin ve yine suskundu.

İstanbul'da en üst düzeydeki yetkiliden müdürlere kadar, deyim yerindeyse herkes "onu nasıl kurtarırız" derdindeyken o yine en az konuşan kişiydi.

Konu Erhan Tuncel'in anlatımları karşısında onun ne söyleyeceğine geldiğinde "Evet Trabzon bir süre çalıştırmış" deyip susmuş, başkaca da bir yorum yapmamıştı.

"Ne yapalım öneriniz nedir" denildiğinde "Nasıl biliyorsanız öyle olsun" türünden, toplantıya katılanlarca ne demek istediği anlaşılmayan şeyler söylemişti.

Derken telefonu çaldı. Odada bulunanlarda, sanki aranmayı bekliyor gibi bir izlenim bıraktı. Telefon kulağında "Şimdi gidiyorum Ankara'da önemli bir toplantı çıkmış, sonra görüşürüz" derken hızla bulunduğu odadan dışarı çıktı. Herkes bir şeyler konuşulacağını umarken, odayı sessizlik kaplamıştı.

Akyürek kendisine önceden yer ayrılan uçakla Ankara'ya dönmüştü. Başkentteki toplantıya katılanların arasında daha güvendeydi.

Kamuoyu katilin kimliği ve cinayetin arkasında kimin olduğunu tartışırken, Tuncel'in anlattıkları Emniyet camiasını öyle şok etmişti ki, kimin istifa edeceği, kimin görevden alınacağı hatta kimlerin tutuklanabileceği üzerine konuşanlar bile vardı.

Akyürek işte tüm bunların yaşandığı günler içinde, belki de sert micazıyla Emniyet camiasında birçok kişinin saygıyla karışık korktuğu Celalattin Cerrah'ın kendisini tutuklayıp, nezarete bile atacağını düşünmüştü.

İşte bu olaydan sonra İstanbul Emniyeti ile Ankara İstihbarat Daire Başkanlığı arasında sessiz ve derinden bir savaşın başlamış oldu. Derinden yürüyen savaşın yüzeye çıkması için çok beklemek gerekmeyecekti.

İSTİHBARATÇILAR PANİKTE

Hrant Dink'in 19 Ocak 2007 günü saat 14.57'de gazetesi Agos'un girişinde ensesinden vurularak öldürüldüğü duyulduğunda İstanbul'da tam bir şaşkınlık, Ankara, Trabzon ve Afyon arasında ise tam bir panik havası vardı.

Daha önce İstihbarat Dairesi Başkanlığı yapmış bir görevli, böyle bir cinayet işlendiğinde İstihbarat Dairesi Başkanlığinın yapacağı ilk işi, ellerindeki belgelerden yola çıkarak cinayeti işleme olasılığı bulunan kişi, grup ya da örgütlerle ilgili hazırladığı bilgiyi cinayetin işlendiği İstanbul'daki Savcılık ve Emniyet yetkilileri ile paylaşmak olarak tarif etti.

Ancak, Ankara'dan ne bilgi ne ses geliyordu.

İstanbul'a bilgi gelmezken o saatlerde başka bir telefon trafiği dikkat çekiyordu.

Ankara'da Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek ile istihbarat dairesinde C Şubesi'ne yani azınlıklarla ilgili bölüme bakan Ali Fuat Yılmazer, Afyon İstihbarat Şube Müdürü Engin Dinç ve Bayburt İstihbarat Şubesi'nde çalışan Polis Memuru Muhittin Zenit arasında yoğun bir telefon trafiği başladı.

Türkiye'nin değişik illerindeki bu kişilerin ortak yanlarından birisi istihbaratçı oluşlarıydı.
Bir diğer önemli ortak paydaları ise Trabzon'da görev yapmış olmalarıydı.
Ankara'da İstihbarat Daire Başkanı olan Ramazan Akyürek, Dink'in öldürülmesi planlarının yapıldığı dönemde Trabzon Emniyet Müdürü'ydü. Türkiye, Ramazan Akyürek ismini Emniyet içindeki Fethullahçı yapılanma iddialarından tanıyordu.

Bunun nedeni de dönemin İstanbul Valisi Erol Çakır tarafından siciline düşülen "Emniyetteki hizipleşme içinde irticai akımlara (Fethullah) yakın. Dikkat edilmelidir" notuydu.

Trabzon Emniyet Müdürü olana kadar polislik mesleğinde dikkat çeken bir yönü yoktu.

Trabzon Emniyet Müdürlüğü yaptığı sırada ise 2004 yılında McDonald's bombalamış, 29 Kasım 2004'te Karadeniz Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Yard. Doç. Hicabi Cindik öldürülmüştü. 7 Ocak 2005'te yine KTÜ'den Prof. Dr. Sadettin Güner ve üç yaşındaki oğlu çapraz ateşle öldürüldü. 19 Ocak 2006 tarihinde Doğulu işçilerin gittiği bir kahvehaneye molotof kokteyli ile saldırı oldu. Altı gün sonra MHP binasına bomba kondu. 6 Nisan 2005 tarihinde Tutuklu Yakınları ve Dayanışma Derneği (TAYAD) üyeleri binlerce kişi tarafından linç edilmek istendi. Ve nihayet yine Trabzon Emniyetinin yasal teknik takibi (telefon dinlemesi) altındayken 5 Şubat 2006 tarihinde, Santa Maria Kilisesi Rahibi Santoro 16 yaşındaki lise öğrencisi O.A. tarafından Glock marka bir silahla vurularak öldürüldü.

Ramazan Akyürek, kendisinden sonra Trabzon Emniyet Müdürü olan Reşat Altay'ın deyimiyle, arkasında "Trabzon'da gerek halk, gerekse2 Emniyet teşkilatı üzerinde, yakın zamanda yaşanan birçok olayın yarattığı moral bozukluğu ve özgüven eksikliği" bırakmış bir polisti.

9 Mayıs 2006 tarihinde ise Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanı oldu.

Tüm bu olumsuz gelişmelere rağmen Akyürek, TAYAD'lı gençleri linç edilmekten kurtaran Emniyet Müdürü olarak gazete manşetlerine taşınması ile dikkatleri üzerine toplamayı başarmıştı.

Şimdi ise ismi Hrant Dink Cinayetiyle gündemdeydi.

Akyürek mesleğini hep istihbaratçı olarak icra etmiş, Dink Cinayetinin azmettiricisi olan Erhan Tunceİi "Yardımcı İstihbarat Elemani'(YİE) yani ajan ya da polis muhbiri yapan kararın altına da imza atmıştı.

İşte Eminyet İstihbarat Dairesi Başkanlığı'ndaki panik biraz da bu yüzdendi. Eğer Dink, Erhan Tuncel ve Yasin Hayal organizasyonuyla öldürüldüyse başları büyük belaya girebilirdi.

Çünkü Trabzon McDonald's'ın bombalanmasında bombayı atan Yasin Hayal, hazırlayan kişi ise Erhan TuncePdi.
Trabzon Emniyeti Akyürek döneminde, McDonald's saldırısındaki rolünü bile bile bir suçluyu ajanlık yapsın diye YİE olarak görevlendirmişti. Hem bir suçluyu gizlenmiş hem de bir suçluya kamuda görev verilmişti.
Bu karar, yalnızca bir polis memurunun alabileceği ve sorumluluğunun tek başına onun üzerine yıkılabileceği bir durum değildi.

Sıralı olarak polis memuru Muhittin Zenit, İstihbarat Şube Müdürü Engin Dinç ve Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek'in imzasıyla gerçekleşmiş bir olaydı.

Erhan Tuncel gibi McDonald's'a atılan bombayı hazırlamakla suçlanan birinin polise eleman olarak alınması olayı o kadar vahimdi ki, bombalama ile ilgili soruşturmayı yürüten Terörle Mücedele Şubesi Sorgu Büro Amirliğinin hatta yazıcı memurunun bile başı yanabilirdi.

Çünkü hangi kademede olursa olsun bir kamu görevlisinin, suçluyu gizleyemeyeceği gibi suçu da ihbar zorunluluğu vardı. Ama Erhan Tuncel'in bu olaydaki rolü bilindiği halde tüm bu kişilerin kontrolünde, suçunun üzeri örtülmüştü.

Engin Dinç, Akyürek'in görev yaptığı dönemde Trabzon İstihbarat Şube Müdürü'ydü ve cinayet sırasında, tayin olduğu Afyon'da görev yapıyordu.

Muhittin Zenit, Akyürek ve Dinç'in görevli olduğu dönemde Trabzon İstihbarat Şubesi'nde görevli polis memurlanndan biriydi. Cinayet işlendiğinde ise 15 Haziran 2006 tarihinde tayin olduğu Bayburt'ta çalışıyordu.

Cinayet işlenir işlenmez kimin yapmış olabileceği konusunda ilk harekete geçen Ramazan Akyürek'in bilgisi dahilinde Ankara İstihbarat Dairesi Başkanlığı ile Afyon İstihbarat Şube Müdürü Engin Dinç oldu.

Dinç, bizzat Erhan Tuncel'den dinlemişti; Hrant Dink'in Yasin Hayal ya da İstanbul'a göndereceği bir kişi tarafından öldürüleceğini...
Engin Dinç, İstihbarat Dairesi Başkanlığı "C Şubesi" yani "irtica ve azınlıklar" ile ilgili müdür Ali Fuat Yılmazer ile görüştü.
Daha önce kendilerine gelen ihbarlardan söz etti. Hemen dosyalara bakıldı ve işte o anda iller arası telefon trafiğine Trabzon da katıldı.

C Şubesi Müdürü Yılmazer, Trabzon'dan Dink'in öldürüleceğine ilişkin tüm istihbarat raporlan, muhbirle görüşme tutanaklarının yani tüm belgelerin geldiği bölümden sorumluydu.

O da Dink'in kimler tarafından öldürülmüş olabileceğini bilenler arasındaydı. Dink'in istihbarat dosyasına bakıldığında 15 Şubat 2006'da Trabzon'dan gelen F4 raporunda, McDonald's bombacısı Yasin Hayal'in ne pahasına olursa olsun Hrant Dink'i öldüreceğine ilişkin bilgi verdiği görülüyordu. Türkiye şok yaşarken cinayetin kim tarafından işlenmiş olabileceği konusunda en somut bilgiler elinin altındaydı.

Raporların bulunduğu C Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer, Akyürek'e yakın bir isimdi

Her ikisinin ismi de son dönemde tartışmaya yol açan Em niyet'te F tipi örgütlenme denilen ve "Fethullahçı Polisler" olarak adlandırılan 57 kişilik listede yer alıyordu.

İSTİHBARATIN TELEFONU DİLEK BEDİR ADINA

Trabzon İstihbarat Dairesi, İstihbarat Dairesi Başkanlığı'ndan Ali Fuat Yılmazer ve Afyon'da görev yapan eski Trabzon İstihbarat Şube Müdürü Engin Dinç, Hrant Dink'in öldürüldüğünün duyulmasından sonra hemen Erhan Tuncel'e ulaşılmasına karar verdiler.
Hrant Dink 19 Ocak 2007 günü saat 14.57'de vurulmuştu.
Cinayetin üzerinden 71 dakika geçmişti ki saat 16.08'de Erhan Tuncel'in 0 555 674 66 23 nolu telefonu çaldı. Telefona baktı, arayan numara tanıdıktı; 0 538 839 95 52.

Numara "Dilek Bedir" isimli bir şahıs üzerine kayıtlı görünüyordu, ancak Trabzon İstihbarat Şubesi'nin eleman telefonuydu. Tuncel'in en iyi bildiği numaraydı.
Neden arandığını da iyi biliyordu. Dink Cinayeti'yle tüm gözlerin çevrileceği Trabzon İstihbarat Şubesi Tuncel'e yoklama çekiyordu. Tuncel ile Emniyetin arası 2004 Kasımı ile 2006 Haziran döneminde oldukça iyiydi.

Ancak Ramazan Akyürek Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nden İstihbarat Dairesi Başkanhğı'na atanınca, Tuncel ile Trabzon Emniyeti arasında ilişkiler soğumuştu. Bunda Reşat Altay'ın Trabzon Emniyet Müdürü olması ve Engin Dinç'in yerine İstihbarat Şubesi Müdürlüğü'ne Faruk Sariyi ataması etkiliydi. Öte yandan aradan geçen süreçte Emniyetin kullanmak için muhbir yaptığı Erhan Tuncel, Emniyeti kullanmaya başlamıştı. Emniyet yanında Jandarma İstihbaratı ile bir şekilde temas kurmuş, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ile ilişki geliştirmeye çalışmıştı. Hatta telefon konuşmalarında mezun olduktan sonra MİT'e girmekten falan bahseder olmuştu. Bunların hepsi Tuncel'in uydurması da olabilir ama ilişkileri dinlenen telefonları sayesinde bilinir haldeydi.

İstihbaratçıların da en sevmediği şey "diğer" istihbaratçılardı. "Rakip" istihbarat teşkilatıyla teması olan kişilerle ilişkiler de kesilirdi.

Bu nedenlerle Reşat Altay döneminde Trabzon Emniyeti Tuncel ile ilişkilerini "soğutmaya" almıştı. Hatta 16 Kasım 2006 tarihinde Yardımcı İstihbarat Elemanlığı görevine son verilmiş ama bu durum kendisine "nedense" bildirilmemişti. Muhbir yapılması gibi muhbirlikten çıkarılması da garipti.

Ama Dink Cinayeti ile Tuncel yeniden "önemli" bir adam haline gelmişti. Belki de onun istediği buydu.

Dolayısıyla Yasin Hayal'in Trabzon'da olup olmadığını, Dink Cinayeti'ne karışıp karışmadığını öğrenebilecek kişi, daha önce birlikte çalıştığı Emniyetçiler için Tuncel'di.

EMNİYET MUHBİRİ TUNCEL'İN OYUNU BAŞLIYOR

Gözaltına alınan Erhan Tuncel Emniyete cinayetle ilgili bir şey bilmediğini söyledi. Anlatımına göre saldırının arkasından Trabzon'da şunlar yaşandı:


"19.01.2007 günü internet kafeden çıktıktan sonra fotokopi çekmek için MEGA KIRTASÎYE'ye giderken telefonla K. ve A. isimli İstihbarat görevlileri beni aradı.

'Olayı duydun mu?' dediler. Ben de ne olayı diye sordum. Hrant DÎNK'e eylem gerçekleştiğini, Yasin HAYAL'i bulmamı söylediler ve konuyla alakası olup olmadığı hakkında bilgi vermemi istediler. Hemen internet cafeye gittim ve orada Ersin YOLCU'ya Yasin HAYAL'in nerede olduğunu sordum. O da bana nerede olduğunu bilmediğini, birazdan geleceğini söyledi. Vakit problemini aşmak için Ogün SAMAST'ın da nerede olduğunu sordum.

O da bana evde olduğunu söyledi. Sonra oradan ayrılarak eve geldim. Görevlilerle tekrar görüştüğümde Yasin HAYAL'in Cafe'de olduğunu, ancak Yasin HAYAL'in bana söylemiş olduğu 'Eylemi biz yaptık' söylemini onlara bildirmedim ve Ogün SAMAST'ın ismini daha önceden bildirmediğim için de Ogün SAMAST ile ilgili onlara o anda da herhangi bir bilgi vermedim. Fakat istihbarat görevlileri Yasin HAYAL'i kendi gözleri ile görmek istediler. Ben de Yasin HAYAL'in bulunduğu Cafe önünde beklediğimi, çıktığında haber vereceğimi söyledim. Yasin HAYAL'i cafede gördüler. Îşyerinde bana teyit ettirdiler ve merkezlerine rapor yazmaları gerektiğini söylediler. Benim kesin gözümle görüp görmediğimi sorup beyanımı aldılar."

Ancak Trabzon İstihbarat Şubesi elemanları Erhan Tuncel'e hazırlayacaklarını söyledikleri raporu bugüne kadar gören olmadı. Trabzon İstihbaratı tatmin olmamıştı. Tam saat 16:43'te TunceFi bir kez daha aradılar.

Ama detay alma işi Erhan Tuncel'in daha önce bağlı olduğu ve Bayburt'a tayini çıkmış olan İstihbarat Görevlisi Muhittin Zenit'e verildi.

Zenit'e, Bayburt'ta güvenli bir telefona geçmesi söylendi. Bu sırada Trabzon'dan Emniyet Amiri Ercan Demir de aradı.

İstihbarat Şubesi'ne giden Muhittin Zenit, Ankara'dan arayan İstihbarat Dairesi C Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer ve Afyon İstihbarat Şube Müdürü Engin Dinç ile olay üzerine uzun uzun konuştular. Zenit'e Tuncel ile görüşme görevi verildi.

Ondan "Tuncel'e ulaşması ve cinayetle ilgili bilgisinin olup olmadığını" öğrenmesi istendi.

MUHBİRLİKTEN ÇIKARILDIĞINI GAZETEDEN ÖĞRENMİŞ

Muhittin Zenit, Bayburt'a tayin olduğu 15 Haziran 2006 gününe kadar Erhan Tuncel ile "mesleki" ilişkisini düzenli bir şekilde sürdürmüştü. Bayburt'ta gitmesine rağmen de Tuncel ile bağlantısını koparmamıştı. Zaman zaman internet üzerinden mesajlaşıyorlardı.

Bunun yanında, Zenit'i arayan amirleri Dink Cinayeti günü dahi Tuncel'in muhbirlikten çıkarıldığını söylememişti.

Tuncel, 2004 Kasım ayında İstihbarat Şubesi tarafından kendisine verilen 0538 839 95 52 numaralı telefona "İlişkim kesilmiş ise bunu bilmek benim hakkım değil mi?" diye bir mesaj da atmıştı.

Ancak Trabzon İstihbarat Şubesi'nden, cevap olarak "evet" ya da "hayır" yerine "Telefon arızalı, bu arada çok yoğunuz seni arayacağız" mesajını almıştı.
Dolayısıyla Erhan Tuncel Hrant Dink Cinayeti işlendiği gün bile emniyetin elemanı olduğunu sanıyordu. Muhbirlikten çıkarıldığını bilseydi, telefon ve internet aracılığı ile görüştüğü Zenit'e bunu mutlaka söylerdi.

Zenit'te 5 Nisan 2007 günü Dink Cinayeti'ni soruşturan İstanbul Cumhuriyet Savcılığina verdiği ifadede Tuncel'in Yardımcı İstihbarat Elemanlığından çıkarıldığını ne olay günü gittiği Trabzon'da ne de sonrasında bilmediğini söyledi.

Zenit, Erhan Tuncel'in emniyet muhbirliğinden çıkarıldığını Hrant Dink Cinayeti nedeniyle tutuklanmasından sonra gazetelerden öğrendiğini anlattı.

POLİS ZENİT:

KOYUYİM ...NA GEBERİRSE GEBERSİN


Trabzon İstihbarat Şubesi'nin Erhan Tuncel ile irtibat kumlasına rağmen yedi aydır Bayburt'ta görev yapan istihbaratçı Muhittin Zenit'i araması ilginçti. Belki de istihbaratçılık mesleği ile ilgili geçmişi, polis olarak uzmanlığının bu alanda olması ve Yardımcı İstihbarat Elemanı'nın psikolojisini iyi anlamasından dolayı ve Emniyete bağladığı Erhan Tuncel ile görevi sırasındaki ilişkisi bu tercihte rol oynamış olabilir.

Gerçi kendisi Tuncel'in istihbarat elamanlığından çıkarıldığını bilmediğini söylemişti ama bilse de sonucu değiştirmezdi.

Çünkü ona verilen görev olayın detayını soruşturmaktı. O da telefon görüşmesinde bunu yaptı. Ama konuşmanın içeriği soruşturma, bilgi almadan daha fazlasıydı. Polis memuru Muhittin Zenit, Dink Cinayetinin Yasin Hayal tarafından değil bir başkası tarafından işleneceğini, Dink'in ensesinden vurulacağını dahi biliyordu. Hatta failin cinayet yerinden kaçmayacağı bilgisine önceden sahip olduğu da ortadaydı.

Eski muhbirine cinayetten 1 saat 47 dakika sonra yani saat 16:44'te ulaşan Zenit ile Tuncel arasında geçen konuşma şöyleydi:

Erhan Tuncel:
Reis nasılsın?

Muhittin Zenit: Kardeşim iyidir, sen nasılsın?

Tuncel: Valla iyidir.

M.Z.: Me-se-ne'ye açık mısın? Müsait misin?

Tuncel: Abi me-se-ne'ye müsait değilim de. İşyerine geçecem birazdan.

M.Z.: Hee... Me-se-ne'den görüşmemiz lazım.

Tuncel: Biraz önce de aradılar da.

M.Z.: Hımmm.

Tuncel: Bi numaralar var da. Onlara ulaşamadım...

M.Z.: Belki bizimkiler aramıştır... Biliyorsun ya konuyu.

Tuncel: Yok yeni söylediler.

M.Z.: Hee hee hee.. İnanıyım mı lan.

Tuncel: Valla bizle alakası yok abi.

M.Z.: Ulan oğlum herkesi s.... de bizi s... leme

Tuncel: (gülerek) Yok abi bizle alakası yok.

M.Z.: I- hhı..

Tuncel: Biz çalışıyoruz, işimizde gücümüzdeyiz abi... Tamam, bi onlarla görüşeyim de. Seninle görüşürüz abi. Tamam?

M.Z.: Kardeşşş...

Tuncel:

M.Z.: Bi acil görüşmemiz lazım seninle. Yani ordan (MSN) görüşmemiz lazım.

Tuncel: İnternetten mi?

M.Z.: He, he.

Tuncel: İyi tamam. Bi 15 dakika sonra gelirim? 10-15 dakka değil de bi yarım saat falan. Çünkü fotokopi çektirip öyle çıkıcam. Tamam abi.?

M.Z.: İyi sen bilirsin... Yani konuyla uzaktan yakından bir ilgin yok diyorsun.

Tuncel: Gerçekten yok. Bizimkilerin de yok. Gerçi ben görüşmüyordum. 20-25 gündür aramız bozuktu. Sanmıyorum yani. Çünkü gördüm de.

M.Z.: Şeyyy. McDonald's nerede?

Tuncel: O işte, şeydeydi... Burda... Trabzon'da.

M.Z.: Öyle mi?

Tuncel: Hı- hı. Yani onlarla da alakası yoktur.. Gerçi aram bozuktu da...

M.Z.: Niye?

Tuncel: Şeyden dolayı... Bu Gümüşhane mevzusu oldu.. Onların bir tane şeyi var... Kemal Pir diye PKK'nın kurucularından biri var.

M.Z.: Hu.

Tuncel: Onu söyleyince dedi ki yok falan Gümüşhane'den. İspatlarım falan filan. İnternette şey yapınca biraz soğukluk oldu yani. Yalnız sanmıyorum onların olacağını.

M.Z.: Konuştuğumuz konu var ya. Kaç defa konuştuk da. O zamanda söyledik de. Biliyosun. İster istemez o tarafa doğal olarak yüklenme olacak.

Tuncel: Yooo. Yüklensinler bi şey çıkacağını zannetmiyorum istedikleri gibi. Çünkü şu an çıkış olmadı burdan yani. Zannetmiyorum da... Ama bi hataları olmuşsa da gider bakarım yani. Ama zannetmiyorum yani...

M.Z.: O çocuk vardı da bir tane..

Tuncel: He. O burdaydı yani bi çıkış olmadı..

M.Z.: O düşündüğü çocuk.. Neydi onun adı.

Tuncel: Zeynel diye bi çocuk vardı da. Sonra bi tane daha çıktı da. Zannetmiyorum. Çünkü eğer onun dediği şekil. Benim bildiğim şöyle yani, paylaşmak istediğim şey şöyle olur. Yani vurulma şekli belliydi, vurulacak şekil belliydi, eğer öyleyse bunlarla alakalıdır da zannetmiyorum.

M.Z.: Ne oğlum, direkt kafaya sıkmışlar.

Tuncel: Öldü mü?

M.Z.: Tabii canım. Tek farklılık. Kaçmayacaktı ama bu kaçtı.

Tuncel: Yakalandı mı peki?

M.Z.: Yok canım.

Tuncel: Hımmm... Zannetmiyom abi bunların olduğunu ya.

M.Z.: Valla bilmiyorum.

Tuncel: Yani şeyden değil de. Bizim yani devlete karşı boynumuz kıldan incedir. Paylaşırız.

M.Z.: Kardeş şimdi konuştuğumuzla o. Birbirinden farklı yani.

Tuncel: Konuştuğumuz farklı da herkesin hedefinde vardı.

M.Z.: Biliyorum ben. Sen şimdi benle muallaklı konuşuyon. Koyum na gebermişse gebermiş. Onu kim gebertti diye sorgulamıyorum. O
konuda samimiyetimden şüphe duyuyorsan o ayrı.

Tuncel: Yok abi yok kesinlikle. Eğer bizle alakalıysa araştırırım ederim, getirir uygun bir şekilde size de teslim ederim yani.

M.Z.: Ulan oğlum niye getiriyorsun. Getirmenin ne gereği var.

Tuncel: Eğer bizle alakalıysa.... İnternette konuşuyodum. Beni aradılar. Üç saat kaldım internette anladın mı. Sınavlar var, final zamanı.. M.Z.: Hı. İyi tamam kardeş. Paylaşayım dedim. Nedir ne değildir diye.

Tuncel: Tamam abi Allah razı olsun.. Sizin aklınızla düşünmeniz daha sağlıklı.

M.Z.: Yoo sen şeyli bakıyorsun şimdi. Benim ona moralim bozuldu ortak.

Tuncel: Bayağı da sizinkilerle görüşmüyordum. Biraz burukluk vardı. Biraz önce aradılar.

M.Z.: İyi tamam biz değerlendirelim dedik.

Tuncel: Bizimle alakalı olduğunu zannetmiyorum da. Ama yapanın da eline koluna sağlık.

M.Z.: Öyle tabii canım orası öyle.

Tuncel: İyi tamam abi görüşürüz.

M.Z.: Görüşürüz...

TUNCEL İLE ZENİT'İN CİNAYETTEN HEMEN SONRA YAPTIĞI KONUŞMA NASIL SIZDI?

Bayburt'a tayini çıkan İstihbarat Memuru Muhittin Zenit'in Dink Cinayetinden kısa bir süre sonra Erhan Tuncel ile yaptığı konuşma 2007 yılı eylül ayında gazetelerde yayınlandığında yalnızca şaşkınlık yarattı.

Ama içeriği konusunda kimse hiçbir şey araştırma gereği duymadı. Oysa bu konuşma olayın ardında kimler olduğundan tutun da katillere kadar net bir bilgi veriyordu.

Bu çok önemli delille ilgili olarak araştırılan tek konu, kaydın basına nasıl sızdığıydı. Üç Mülkiye Müfettişi yalnızca ses kaydının kim tarafından sızdırılmış olabileceği hakkında resmi bir soruşturma yaptı.

Yalnızca "tesadüfen" gönderildiği savcılıkta ve Trabzon Emniyetinde bulunan ses kaydının kim tarafından sızdırıldığı ise belirlenemedi.

Ama kayıt, Emniyetin, Dink'in önce Yasin Hayal sonra Zeynel Abidin Yavuz ve daha sonra da ismini bilemedikleri bir çocuk tarafından öldürüleceğini bildiğini gösteriyordu.

Kayıtlara geçen konuşmada Muhittin Zenit ile konuşan Erhan Tuncel'in oldukça serinkanlı olduğu anlaşılıyor.

Zenit ise Tuncel'in daha fazla bilgi sahibi olduğunu bilir bir edayla konuşuyordu. Nitekim önce Yasin Hayal'i kastederek "McDonald's nerede?" diye soruyor.

Ancak bu telefon konuşması iyi analiz edildiğinde, Trabzon İstihbarat Şube görevlisi Muhittin Zenit'in, Dink'e karşı yapılacak saldırının Yasin Hayal dışında bir başkası tarafından gerçekleştirileceğini bildiğini gösteriyor.

Hayal'in Trabzon'da olduğunu anlayınca bu kez ikinci bir soru soruyor:

"O çocuk vardı da bir tane... "

Tuncel o soruya karşılık "He. O burdaydı yani bi çıkış olmadı... " yanıtını veriyor. Zenit, ismini bile bildiği kişiyi yeniden Tuncel'e soruyor: "O düşündüğü çocuk.. Neydi onun adı."

Tuncel şu karşılığı veriyor:

"Zeynel diye bi çocuk vardı da. Sonra bi tane daha çıktı da."

Tuncel konuşmasında vurulma şekline bağlı olarak cinayeti Yasin Hayal veya grubundan birisinin işlemiş olabileceği ihtimalini de şöyle dile getiriyor:

"Zannetmiyorum. Çünkü eğer onun dediği şekil. Benim bildiğim şöyle yani, paylaşmak istediğim şey şöyle olur. Yani vurulma şekli belliydi,
vurulacak şekil belliydi, eğer öyleyse bunlarla alakalıdır da zannetmiyorum."

İşin ilginci Tuncel telefon konuşmasında dile getirmediği halde Zenit'in saldırının Dink'in kafasına sıkılarak yapılacağını bildiği anlaşılıyor. Bunu da "Ne oğlum, direkt kafaya sıkmışlar" diyerek belli ediyor.

Dahası, Dink'in kafasına sıkılarak işlenecek cinayet sonrası katil ya da katillerin kaçmayacağı hakkında da bilgisi olduğu ortaya çıkıyor.

Konuşma sırasında Zenit'in "Tek farklılık. Kaçmayacaktı ama bu kaçtı" cümlesi bu şüpheyi güçlendiriyor.

Bu konuşma gösteriyor ki, Erhan Tuncel Yasin Hayal grubu içinde öğrendiği her şeyi bağlı olduğu Trabzon Emniyet Şube Müdürlüğü'ne bildirmiş.
Zenit ile konuşmasını bitirir bitirmez Tuncel'in telefon yine çaldı. Saat 16.50'de arayan yine Trabzon İstihbarat Şubesi'ydi.

Konuşmayı dinlemişler, Yasin Hayal'in Trabzon'da olup olmadığından emin olmak istemişlerdi. Erhan Tuncel'e Yasin Hayal'in Trabzon'da olup olmadığından emin olmasını gidip görmesini istemişlerdi.

Daha sonra savcılığa verilen ifadelerden anlaşılacağı kadanyla tüm bu gelişmeler Ankara'dan İstihbarat Dairesi kontrolünde gerçekleşiyordu.
Ankara'da bulunan İstihbarat Dairesi Başkanlığinda bulunan Ali Fuat Yılmazer de Zenit'i aramış olayı değerlendirmişti.
Zenit'e Trabzon'a giderek, soruşturma konusunda yardımcı olmasını söyleyen de Ali Fuat Yılmazer'di.
Ne de olsa Tuncel ile en iyi diyalogu olan kişi Zenit'ti.

Ankara, Trabzon, İstanbul ve Afyon arasındaki değerlendirme tam bir buçuk saat sürdü.

Erhan ile yapılan görüşmeler, Zenit'in yaptığı konuşma herkese rahat bir nefes aldırmıştı. Oysa Erhan oyun oynuyordu. Daha önce de belirttiğimiz gibi eleman istihbaratın değil istihbarat elemanın kullandığı bir oyuncak olmuştu.

Gece rahat uyumak için tek bir şey eksik kalmıştı. Ankara'daki İstihbarat Daire Başkanlığı son olarak Trabzon'daki meslektaşlarından, Yasin Hayal'in orada olduğundan emin olmalarını istiyordu. Bunun için gerekirse gidip gözleriyle Hayal'i görmeleri söylenmişti. İşte o zaman rahat bir nefes alabilirler, gece rahat uyuyabilirlerdi.

TUNCEL'İN GENEL MERKEZİ, İSTİHBARAT DAİRESİ BAŞKANLIĞI MI?

Trabzon İstihbarat Şubesi'nin 0538 839 95 52 numaralı telefonu cinayet günü son kez Tuncel'i aradığında saat 18.26'yı gösteriyordu. Arayan Memduh kod adlı istihbarat görevlisiydi. Tuncel'e Yasin Hayal'i görüp görmediğini soruyordu. Polis memuruyla Tuncel arasında şu konuşma geçti:

Erhan Tuncel: Abi görüştüm kendisiyle. Memduh: Telefonla mı, yüz yüze mi?

Erhan: Yoo yüz yüze görüştüm evdeydi zaten şu an Mihmandar Kafe'deler... Alakası yok abi yani... Zaten çocuk hayatını kurmaya çalışıyordu.

Memduh: Tabii de şu var şimdi bizim onu görmemiz onu aklıyacak zaten tamam mı?

Erhan: Sonuçta şunu diyeyim abi, kendisiyle görüştüm beş-altı ay önce, bu işten vazgeçmişti.

Memduh: Anladım anladım he he vazgeçmişti zaten.

Erhan: Kendisi de aynı fikirde anladın mı yani, Türkiye'ye zarar vereceğini biliyo...

Memduh: Anladım he he...

Erhan: Zaten hayatını kurmaya çalışıyo...

Memduh: En güzeli en güzeli...

Erhan: Hayır şu konuda da inkâr etmemek lazım. Sonuçta herhangi bir şey olursa bize gösterirsiniz biz size faillerin bulunmasında yardımcı oluruz, anladın mı az çok yine de hani bu daha önceden tasarlanmıştı ya.

Memduh: Hee...

Erhan: O konuda da bilmiyom bi çalışmanız olursa yalnız çocuk bak yani benim tek korkum ben biraz önce şeyi arayacaktım genel merkezi arayacaktım.

Memduh: Hee...

Erhan: Siz varsınız diye aramadım. Memduh: Ne için arayacaktın genel merkezi?

Erhan: Yani hani bi şey olursa sıkıştırmasınlar diye, siz varsınız diye yeterli yani anladın mı?

Memduh: Kimi Yasin'i mi sıkıştırmasınlar?

Erhan: Heyani çocuk...

Memduh: Ya Yasin'in şu an burada olması onu aklıyor zaten, tamam biz şimdi gidip bakalım o kafeye de...

ANKARA İLE İRTİBATLI MI

Memduh kod adlı polis memurunun Dink Cinayeti'ninişlendiği günün akşamı gerçekleştirdiği bu görüşmeden sonra polis memurları Tuncel ile buluştu ve Mihmandar Kafe'de Hayal'i gördükten sonra rahatladılar.

Polisler, Tuncel'e, durumu merkeze rapor edeceklerini söyleyip ayrıldılar.

Ancak bu görüşmeden akılda kalan şey, Erhan Tuncel'in "Yasin'i sıkıştırmasınlar diye genel merkezi arayacaktım" demesiydi.

Konuştuğu polis memuru da "Neden arayacaktın genel merkezi?" diye sorunca, insanın aklına her ikisinin de "genel merkez" diye tarif ettiği yerin neresi olduğunu sormak geliyor.

Hatta Tuncel'in, Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü'nü kastederek, "siz varsınız diye aramadım?" şeklindeki sözleri "genel merkezin" neresi olduğu hakkında önemli bir fikir veriyor. Dolayısıyla Tuncel, Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü'nün de bağlı olduğu Ankara Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığinı mı kastediyordu sorusunu akla getiriyor?

Erhan, İstanbul Terörle Mücadele Şubesi'nde 22 Ocak 2007 günü verdiği ve tespit tutanağına bağlanan ifadesinde, cinayetin hemen ardından cafede gördüğü Yasin Hayal'in kendisine söylediği "Eylemi biz yaptık" sözlerini istihbaratçılardan gizlemişti.

Peki İstihbarat Şubesi'nde ne konuşuldu?

Emniyet muhbiri Tuncel, Ogün Samast'ın cinayeti işlediğini, otobüsle Trabzon'a geleceğini biliyor muydu? Mahkemede sanıklar Ogün Samast'ın eylemden sonra bir süre Bursa taraflarında saklanacağını söylüyordu, ama Ogün Samast, Trabzon'a gelmezse başının belaya gireceğini söylemişti. Eğer Tuncel, Samast'ın döneceğini biliyorsa, Trabzon'a gelince İstihbaratçı ağabeylerine Türkiye'ye sarsan bu cinayetin çözülmesinde yardımcı olmak için Samast'ın adını mı verecekti acaba? Eğer böyle bir planı varsa yeniden Emniyetin gözünde "Dink Cinayeti'ni çözen mühtiş istihbaratçı" konumuna mı gelecekti?

Zaten az önce okuduğumuz telefon konuşmasında bunun ip uçlarını da veriyor. Polis memuru Memduh'a "Sonuçta herhangi bir şey olursa bize gösterirsiniz biz size faillerin bulunmasına yardımcı oluruz, anladın mı az çok yine de hani daha önceden tasarlanmıştı ya" sözleriyle Yasin Hayal ile birlikte Ogün Samast'ı yakalatabileceğinin işaretlerini veriyordu.

Daha korkuncu ise bununla ilgili bir tasarı olduğunu söylemesiydi.

Telefonlarının dinlendiğini bilen Tuncel belki de "genel merkezi arayacaktım" diyerek işin içine İstihbarat Dairesi Başkanlığını da çekmek istiyor olabilir. Ama o zaman kod adı Memduh olan istihbaratçı da Tuncel'e "neden arayacaktın genel merkezi" diye bir soru soruyordu...

Bütün bu verilerin ışığında bakıldığında, Tuncel'e yukarıda sorulan sorunun yanıtı şudur; Tuncel, hem bu olayı ihbar edip önemli bir muhbir konumuna gelecek hem de deşifre olmayacaktı. Üstelik Trabzon İstihbarat Şubesi ve İstihbarat Dairesi Başkanlığını Dink Cinayeti'ni çözen kurumlar haline getirmiş olmayı planladığını söylemek de yanlış olmayacaktır. Belki de bu Yasin Hayal ile Erhan Tuncel arasında bir pazarlıktı, belki de Erhan Tuncel'in Yasin Hayal dahil herkesi kullandığı bir oyun.

Çünkü, Ogün Samast cinayeti işlemek için yola çıkacağı 17 Ocak 2007 günü Yasin Hayal ile birlikteyken Erhan Tuncelle karşılaşmıştı.

Yasin, Tuncel'e fark ettirmeden Ogün Samast'a el-kol işareti yaparak, onun gidiş nedeninden bahsetmemesini sağlamıştı.

Oysa Tuncel, cebinde harçlığı olmayan Ogün Samast'ın neden gideceğini bırakın tahmin etmeyi, adı gibi bilecek durumdaydı.

En vahimi ise Erhan Tuncel'in cinayetin işlendiği gün İstihbarat Şubesi'nde Ogün Samast'ı yakalatma pazarlığını yapması olasılığı. Böyle bir durumda Ogün Samast'ın Trabzon'a döndükten sonra yakalanması çok önemliydi.
Belki de tüm beklenti buydu. Kim bilir?

O gün Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü'ne giden Erhan Tuncel'in, bu konuda polislere bir vaatte bulunup bulunmadığı tartışmalıdır. Belki de Tuncel'in içi rahattı. Yasin Hayal'den cinayeti Ogün Samast'ın işlediğini öğrenmiş ve katilin Trabzon'a gelmesini bekliyordu. Yardımcı İstihbarat Elemanı olarak büyük bir işe imza atmak üzereydi. Çünkü kendisini hâlâ Emniyetin Yardımcı İstihbarat Elemanı sanıyordu.
Ama Trabzon İstihbarat Şubesi elemanları, 2006 Kasım ayında elemanlıktan çıkarıldığını o gün bile kendisine söylememişlerdi. Tuncel'in kendisini Emniyetin elemanı sanması için elinde nedenleri de vardı.
Tuncel ile ilişki yoğunluğu azalmış ama şubedeki telefon kayıtlarına göre temas son ana kadar devam etmişti.

Ancak Dink Cinayeti sonrası ortaya çıkan kayıtlara göre; 17 Kasım 2004 tarihinde Trabzon İstihbarat Şubesi'ne ajan olarak bağlanan Erhan Tuncel'in bu resmi görevine 23 Kasım 2006 tarihinde son verilmişti.

Trabzon Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi, Erhan Tuncel'i Yardımcı İstihbarat Elemanlığindan çıkartma gerekçesini "tutarsız kişiliği, yalan söylemesi ile olumsuz davranışları, para istemesi ve bilgi saklamaya çalışması" olarak açıklıyordu.

Daha sonra haklarında inceleme yapılan Trabzon'daki -bunlar arasında İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek de vardı- polislerin tümü Erhan Tuncel'in paraya düşkün olduğunu ısrarla vurgulayacaklardı.

Ancak Tuncel, sanık olarak yargılandığı İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'ne polislerin çoğunu "tanık" sıfatıyla çağırılmasını sağladı. Erhan Tuncel mahkeme başkanından para düşkünü olup olmadığını ortaya çıkarması için dönemin Trabzon İstihbarat Şube Müdürü Engin Dinç'e "Sen neden hiç para almıyorsun, senin para alman lazım, sen öğrenci adamsın" deyip demediğinin sorulmasını istedi.

Soru üzerine daha önce Mülkiye Başmüfettişlerine verdiği ifadede, Erhan Tuncel'in para düşkünü olduğunu söyleyen Dinç, mahkemede "Şimdi para almak değil, elemanın getirdiği bilgilere göre, bize çalışan elemanın getirdiği bilgilere göre, haberin kıymetine göre belli bir ödemede bulunuruz" karşılığını verdi.

Yani Tuncel'in paragöz birisi olduğu iddiası böylece çürütülmüş oldu.

Tuncel'in bilgi saklamaya çalışan birisi olduğu iddiası da tartışmalıydı.

Tuncel'in İstihbarat Şubesi ile yaptığı telefon konuşmaları hiç de tutarsız, bilgi saklamaya çalışan biri ile yapılan görüşmelere benzemiyordu.

Trabzon İstihbarat Şubesi görevlilerinden Memduh'un, Dilek Bedir ismine kayıtlı 0 538 839 95 52 nolu eleman telefonundan muhbir Erhan Tuncel ile 17 Ağustos 2006 tarihinde saat 18:27'de yaptığı konuşma bunu net biçimde ortaya koyuyor.

Erhan Tuncel: Aloo.

İstihbaratçı Memduh: Alo.

Erhan: Selammaleyküm.

Memduh: Aleykümselam gardaş.

Erhan: Memduh abi nasılsın?

Memduh: Eyvallah gardaşım sen nasılsın?

Erhan: Hamdolsun ne yapıyon.

Memduh: İyi valla çalışıyozya ne yapalım.

Erhan: Haa müsait değilsin herhalde.

Memduh: Şu an çalışıyorum he işteyim.

Erhan: Hee dedim görüşelim daha sonra.

Memduh: Yarın uyar mı?

Erhan: Yarın Muhsin başkan geliyor ona eşlik etçem.

Memduh: Hee burada bu akşam mı görüşelim diyon?

Erhan: Valla siz bilirsiniz yani nasıl uygunsa.

Memduh: Önemli var mı bişey?

Erhan: Öyle...

Memduh: Bizim bitişikte bir arkadaşın kız kardeşinin kına gecesi vardı da.

Erhan: Yo yo abi sen işine bak o diğeri zaten yirmisi ile yirmi beşi arası bi hareketlilik olacak.

Memduh: He.

Erhan: O diğer konuda yani şu anda bir şey yok yani görüşmeyi gerektirecek, o da kontrolüm altında. Memduh: Tamam gardaşım.

Erhan: Ha yarın akşam görüşürüz siz bilirsiniz siz müsait olunca bizim tarafta bir şey yok. Memduh: Tamam yarın akşam üstü falan dediğin gibi akşam gece.

Erhan: Tamam şey işine bak.

Memduh: Yarın zaten ben şey yapacam izine ayrılcamda bi yirmi gün. Erhan: Tamam abi.

Memduh: Dedemin yanına filan gidecem görüşelim ondan sonra gidiyim ama yani. Erhan: Tamam abi.

Memduh: Hem helalleşiriz hem görüşürüz. Erhan: Tamam abi.

Memduh: Döndüğümde inşallah şey yaparız gene paslaşırız.

Erhan: Tamam abi.

Memduh: Tamam yarın gene sen bi çaldırırsın müsait olunca.

Erhan: Tamam abi.

Memduh: Ben ararım şey yaparız tamam mı hadi iyi akşamlar.

Erhan: Tamam abi.

Dink Cinayeti ile ilgili mahkeme dosyasında yer alan bilgilere göre, Erhan Tuncel, Trabzon İstihbarat Şubesi'nin 0 539 955 52 nolu eleman telefonundan;

25 Temmuz 2006 günü saat 11.30'da,
17 Ağustos 2006 günü saat 18.27 ve 19.04'te 21 Eylül 2006 günü 18.05 ve 22.35'te
13 Ekim 2006 günü 21.36'da
18 Ekim 2006 günü 20.06'da
Ve 28 Kasım 2006 günü 18.48'de de aradı.
Dikkat çekici bir başka ayrıntı da Erhan Tuncel'in YİE görevine 23 Kasım 2006'da son verildiğinin açıklanmasına rağmen, belirtilen tarihten 5 gün sonra, 28 Kasım günü saat 18.48'de bir kez daha aranmasıydı.

CİNAYET GÜNÜ DE AJAN MIYDI?

Trabzon Emniyet Müdürü'yken Dink Cinayeti sonrası görevden alınan Reşat Altay, hem konuyla ilgili soruşturma yapan Mülkiye Müfettişlerine hem de TBMM Araştırma Komisyonu Üyelerine verdiği ifadede Erhan Tuncel ile Trabzon İstihbaratı'nın ilişkisinin 2006 yılı Nisan ayında kesildiğini söylüyor. Ancak İstihbarat Dairesi Başkanlığı ilişkisinin 2006 Kasım ayında kesildiğini belgeliyor.

Eğer Erhan Tuncel'in istihbarat elemanlığı Nisan 2006'da sonlandırılmışsa, bu yazının altında mutlaka dönemin Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek'in imzası olmalı.

O zaman gündeme şu çok önemli soru geliyor: Eğer Reşat Altay'ın dediği gibi Nisan'da Erhan Tuncel'in istihbaratla ilişkisi kesilmişse, istihbarat elemanları neden görüşme yapmayı sürdürdüler?

Erhan Tuncel'in görevine son verildiği ne kendisine ne de onu Emniyete bağlayan istihbarat görevlisi Muhittin Zenit'e söylenmişti.
Oysa, Reşat Altay'ın söylediklerinden hareketle durumun emniyet muhbirine de bildirilmesi gerektiği ama bildirilmediği...
Tuncel'in ise Trabzon İstihbarat Şubesi görevlileri ile görüşmeleri ve buluşmaları hiçbir şey olmamış gibi devam etmişti.

Bir uzman istihbaratçı, Yardımcı İstihbarat Elemanı ile İstihbarat Şubesi görevlisi arasındaki her telefon görüşmesinin bir buluşma anlamına: geldiğini söyledi.

Kural gereği bu ikili arasındaki konular telefonda görüşülmezdi.

Kendisine kod adı verilen ajan istihbarat şubesinde daha önceden verilmiş olan telefonu arayıp, görüşmek istediği kişiye ulaştığında, yine kendi aralarında kod adı ya da numarası verdikleri yerde buluşurlardı.
Ajan ile istihbarat elemanı konuları kesinlikle telefonla konuşmazlardı.
O yüzden her konuşma bir buluşma anlamına geliyordu.
Bu bilgilerin ışığından hareketle, Erhan Tuncel ile Trabzon Emniyeti arasındaki ilişkide hiçbir kesinti olmadığı açıktı.

TUNCEL-İSTİHBARAT TELEFON TRAFİĞİ

Her ne kadar Trabzon Emniyeti tarafından "yalancı ve güvenilmez" bulunuyorsa ve ilişkilerde soğu(t)ma yaşansa da Erhan Tuncel'le yoğun bir iletişim olduğu başka kaynaklardan da teyit edilebiliyor.

Erhan Tuncel iki adet cep telefonuna sahipti.

Bunların birinin numarası 0 555 674 66 23 diğerinin ise 0 535 609 71 23'tü.

Erhan Tuncel'e ait cep telefonları ile Trabzon İstihbarat Şubesi görevlisi (15 Mayıs 2006'da Bayburt'a tayini çıkan) Muhittin Zenit'e ait 0 505 540 69 37 nolu telefon ve Trabzon İstihbarat Şubesi'nde "eleman telefonu" olarak kullanılan 0 538 839 95 52 nolu telefon arasında 100 [2] dolayında telefon görüşmesi kaydı vardı.

Erhan Tuncel'in 0 555 674 66 23 nolu telefonu ile Muhittin Zenit arasında 2006 Ocak-Temmuz ve Aralık ayında aynca 2007 yılı Ocak ayında gerçekleşen görüşmelerin sayıları şunlar:

2006

Ocak 7 görüşme Şubat 8 görüşme

Mart 5 görüşme Nisan 9 görüşme Mayıs 3 görüşme Haziran 4 görüşme Temmuz 23 görüşme Ağustos -

Eylül -
Ekim -Kasım -Aralık 1 Mesaj

2007

Ocak 6 görüşme

Erhan Tuncel'e ait 0 555 674 66 23 nolu telefon ile Trabzon İstihbarat Şubesi'ndeki 0 538 839 95 52 nolu telefon arasında 2006 yılı Haziran ve Temmuz ayı ile Ocak 2007 ayında gerçekleşen telefon görüşmelerinin sayısı ise şöyle:

2006

Haziran 9 görüşme Temmuz 2 görüşme Ağustos 24 görüşme Eylül 22 görüşme

Ekim 1 görüşme
Kasım 5 görüşme 4 mesaj
Aralık 2 görüşme 16 mesaj

2006-7

Ocak 8 görüşme 7 mesaj

Erhan Tuncel'in kullandığı 0 535 609 71 23 nolu telefon ile Trabzon İstihbarat Şubesi'nin eleman telefonu olarak kullandığı 0 538 839 95 52 nolu arasında 2006 yılı Ağustos ayında ayrıca 5 görüşme yapılmış.

Kaynakça
Kitap: DİNK CİNAYETİ VE İSTİHBARAT YALANLARI
Yazar: NEDİM ŞENER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Hrant Dink Gömülmeden Ölüm Kapının Önünde

Mesajgönderen TurkmenCopur » 06 Haz 2011, 21:32

İSTANBUL'DA HER ŞEY BİRBİRİNE GİRDİ

Dink Cinayeti'nin ardından gözlerin çevrildiği Trabzon'da skandal ilişkiler ve bağlantılara hergün bir yenisi ekleniyordu. Bu sırada, dönemin Trabzon Emniyetinde görevli isimleri cinayetin ardından durumu kontrolleri altına alma girişimlerini sürdürüyorlardı ama, İstanbul Emniyeti de olayı çözmek için kolları sıvamıştı. Dünyanın gözü İstanbul Polisi'nin üzerindeydi.

Tüm arşivlere bakıldı. İstihbarat Şubesi Yasin Hayal'in Dink'e yönelik saldın planladığına ilişkin 17 Şubat 2006 tarihli yazıyı yeniden ele aldı.

Engin Dinç imzalı yazıda, Yardımcı İstihbarat Elemanı (Erhan Tuncel)'ndan alınan bilgiye göre, daha önce altı kişiyi yaralayan ve 2004 yılında Trabzon'daki McDonald's bombalamasını gerçekleştiren Yasin Hayal para bulur bulmaz Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'e yönelik bir eylem için İstanbul'a gelecek ve Sarıgazi'de bir fınnda çalıştığı bilinen abisi Osman Hayal'in yanında kalacaktı.

Yazının son paragrafında Yasin Hayal'in daha önceki eylemleri göz önüne alındığında, Dink'e karşı eylem gerçekleşme olasılığının yüksek olduğunun değerlendirilmesi şeklinde bir uyarı da yer alıyordu.

Bu kez İstanbul İstihbarat Şubesi, Trabzon Emniyeti ile temasa geçti.

Trabzon'dan gelen 17 Şubat 2006 tarihli yazı ile ilgili olarak neler yapıldığı araştırıldı. 24 Şubat 2006 günü konunun araştırıldığı ve İstihbarat Şubesi'ne bağlı polislerin tespitlerini müdürlüklerine bildirdikleri ve yaptıkları tek işlemin de bu olduğu anlaşıldı.

24 Şubat 2006 tarihli yazıda Osman Hayal'in kullandığı telefondaki adresin Tilroğlu Ekmek Fabrikası adresine kayıtlı olduğu belirtilmişti.

Osman Hayal'in bu fırında çalışıp çalışmadığını öğrenmek için Ümraniye Sarıgazi'deki ekmek fabrikasına giden ekipler, burada bir nalbur dükkânıyla karşılaştılar.

Sorduklarında bu adreste hiçbir zaman fırın olmadığını öğrendiler. Sarıgazi çevresinde Tirloğlu isimli bir ekmek fırını bulunduğuna ilişkin bilgi edinemeyen ekip, aynı cadde üzerinde Tüylüoğlu ve Demircioğlu isimli ekmek fabrikalarının faaliyet gösterdiğini ancak bu iki yerde de Osman Hayal isimli bir kişinin çalışmadığını öğrendiler.

Oysa 26 Şubat 2007 tarihli Mülkiye Başmüfettişleri raporunda, Osman Hayal'in Eylül 2004 ile 2005 Yılı Kasım ayına kadar Tüylüoğlu Fınnı'nda çalıştığı ortaya çıkacaktı. Ayrıca yazının geldiği 17 Şubat 2006 tarihinde Osman Hayal'in Trabzon'da olduğu belirlenince hazırlanan personel raporu "Osman Hayal'in yerini tespit etmeye çalışalım-Yasin'in gelişi ile ilgili duyarlı olalım" notu düşülerek dosyasına kaldırılmıştı.

Zaman içinde iki hata yapıldığı ortaya çıkacaktı. Birincisi Ümraniye'ye kadar gidip Osman Hayal'in çalışmış olduğu fırını bulamamış olmak ya da bulunan fırında Osman Hayal'in çalıştığının tespit edilmemiş olmasıydı.

İstanbul İstihbaratı'nın düştüğü en büyük hata ise yazının bir örneğinin bilgisayar kaydına girilmemesiydi. Kayıt yapılmış olsaydı belge İstihbarat Dairesi Başkanlığı bilgisayarlarında da bulunacaktı. Ancak her iki hata da sorumluluğun tek başına İstanbul Emniyeti'nde olduğunu göstermezdi. Bu cinayet günü de fark edildi, ama Trabzon'un yazısında cinayeti işleyeceği belirtilen Yasin Hayal'in Trabzon'da olduğunun ortaya çıkması ileriki zamanlarda İstanbul Emniyeti'ni rahatlatacaktı.

17 Şubat 2006 tarihinde Yasin Hayal'in Dink'e saldırı planladığı bildirilmiş olmasına rağmen, saldırının gerçekleştiği 19 Ocak 2007 tarihinde Trabzon'daydı. Hayal Trabzon'da olduğuna göre cinayeti kim işlemişti?

Dink'in Agos gazetesinin önünde ensesinden vurulmasından sonra ara sokakta bulunan perdecinin güvenlik kamerasına, herkesten farklı olarak koşar adımlarla kaçan beyaz bereli bir gencin görüntüleri takılmıştı.

Olay sonrası polisin el koyduğu görüntüler tüm İl Emniyet Müdürlüklerine gönderildi. Görüntülerden şüphelinin kimliği aydınlatılmaya çalışıldı.

Ancak sonuç alınamayacağı anlaşılınca İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde gelmiş olan İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek ile İstanbul Valisi Muammer Güler ve üst düzey polis yetkililerinin bulunduğu toplantıda görüntülerin basın dağıtılması fikri ortaya atıldı.

Adalet Bakanı Çiçek böyle bir durumda şüphelinin yakalanma ihtimalinin tamamen ortadan kalkacağı endişesini dile getirse de görüntülerin basına verilmesi kararlaştırıldı.
Cinayetin üzerinden neredeyse 24 saat geçmiş dünyanın gözü Türkiye'ye çevrilmişti.
20 Ocak 2006 günü katil zanlısının görüntüleri medyaya dağıtıldı. Görüntülerin bu kadar çabuk ortaya çıkması beklenmiyordu. Yasin Hayal ve Erhan Tuncel ile ev arkadaşı Tuncay Uzundal cinayetin işlendiği gün katilin kimliğini biliyordu.

Güvenlik kameralarından televizyon görüntülerine yansıyan beyaz bereli kişi Ogün Samast'tı.

Televizyonların görüntülerinin yayınlamasının ardından oğlunu teşsis eden baba Ahmet Samast Trabzon Polisi'ne giderek Dink'i öldüren kişinin oğlu Ogün Samast olduğunu söyledi.

Ogün Samast'ın babasının, televizyonda görülen kişinin oğlu olduğunu beyan etmesi üzerine Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay, Ahmet Samast'ı makamına getirtti.

Babanın "Evet, bu benim çocuğum" demesi üzerine İstanbul'a ne zaman gittiği, nerede kaldığıyla ilgili bilgiler alındı. Bilgiler hızla İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne aktarıldı.

Ayrıca Cumhuriyet Başsavcısı, Vali, Jandarma Komutanı ve MİT Bölge Başkanı da konudan haberdar edildi. Reşat Altay, baba Ahmet Samast'a "Senin çocuğunun arkadaşları kim?" diye sordu. Baba, "Benim çocuğum Yasin Hayal denen bir adamla düşüp kalkıyordu" karşılığını verdi.

O sırada odada bulunan Terörle Mücadele Şube Müdürü, "Efendim, bu, McDonalds'ı bombalayan adam" diyerek araya girdi. Reşat Altay emrindeki polislere "Gidin, o adamın yanında kimler varsa toplayın, getirin" talimatını verdi.

ALTAY: RAMAZAN'IN ADAMLARINI YAKALADIK

Ogün Samast, Trabzon'a gitmek için bindiği otobüste henüz yakalanmadan, Yasin Hayal ve arkadaşları Trabzon Terörle Mücadele Şubesi tarafından gözaltına alınmıştı.

Yasin Hayal'in yanında Zeynel Abidin Yavuz, Ersin Yolcu ve Ahmet İskender de Trabzon Asayiş Şubesi tarafından gözaltına alınmıştı.

Katilin kim olduğunu herkesten önce öğrenen, ayrıca onun arkadaşlarını da yakalayan Reşat Altay ne kadar önemli bir iş yaptığının farkındaydı.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde Vali başta olmak üzere, İstanbul Emniyet Müdürü Cerrah, İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek ile diğer üst düzey polis yetkilileri gelecek haberleri bekliyorlardı.

Ogün Samast yakalanmadan dört-beş saat önce 20 Ocak 2007 günü akşam saatlerinde Reşat Altay, herkes ancak katilin kimliğini öğrendiği saatlerde, Yasin Hayal ve arkadaşlarını gözaltına almıştı bile. Trabzon Terörle Mücadele Şube yetkilileri de, İl Emniyet Müdürü Reşat Altay'a gözaltına aldıkları kişilerle ilgili bilgi verirken, Hayal'in 2004 yılında McDonald's'ı bombalayan kişi olduğunu ve Ramazan Akyürek döneminde yakalanan kişi olduğunu söylediler.

Bu önemli gelişmeleri İstanbul'la paylaşmak isteyen Reşat Altay, Cerrah'ı arayarak; "Ramazan'nın adamlarını yakaladık" dedi.

Gidişat Reşat Altay'ın olaylara hâkim olduğu görüntüsünü veriyordu. Gerçekte ise kendi altında ne olup bittiğinden habersizdi.

Yasin Hayal yakalandıktan sonra bile çok şey bildiğini sanıyordu, ama kendisine bağlı İstihbarat Şubesi'nin kendi imzasıyla elemanlıktan çıkarılan Erhan Tuncel ile bir gün önce görüştüğünü, hatta o akşam bile misafir edeceğinden haberi yoktu.

Hayal ile birlikte Dink Cinayeti sanığı olacak arkadaşlarının da Emniyet'e getirilmesinden sonra Polis ve Jandarma bu kişilerin evlerinde arama yaptı.
Gözaltına alınan Ogün Samast'ın arkadaşlarıyla konuşan polis, cinayetin azmettiricisinin Yasin Hayal olduğunu anladı. Bilgi hızla İstanbul Emniyet'ine aktarıldı. Yarım saat sonra İstanbul Emniyeti Trabzon'u aradı. "Bu adamlarla ilgili hiçbir işlemde bulunmayın. İlk nakil vasıtasıyla bunları İstanbul'a yollayın" talimatı verildi.

TUNCEL YENİDEN EMNİYETTE

Erhan Tuncel'in anlattıklarından anlaşıldığı kadarıyla, Yasin Hayal ve diğer isimlerin Trabzon Emniyeti'nde olduğu saatlerde o da İstihbarat Şubesi'nde misafir ediliyordu.

Cinayetin işlendiği gün Yasin Hayal'in Trabzon'da bulunması karşısında rahatlayan Trabzon İstihbaratı yeniden karışmıştı. Artık işler kotrolden çıkmak üzereydi. Erhan Tuncel, 20 Ocak 2007 günü saat 16.08'de Trabzon İstihbarat Şubesi'ndeki eleman telefonundan arandı.

Saat 16.50'da bir kez daha.

İstihbaratçılar saat 17.00 gibi Erhan Tuncel'i alıp şubeye götürdüler. Tuncel, şubeye ifadesi alınmak ya da sorgulanmak için götürülmemişti.

Ankara'da İstihbarat Daire Başkanlığı C Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer'in isteği üzerine Polis Memuru Muhittin Zenit 23.00'da Bayburt'tan yola çıkmış, sabaha karşı Trabzon'a ulaşmıştı.

Emniyete geldiğinde karşılaştğı manzara ise Erhan Tuncel'in polislerle çay-sigara içtiği ve muhabbet ettiğiydi.

Türkiye ise Samast soyadına kilitlenmişti.

Cinayetin organize bir çalışmanın sonucu mu yoksa, soyadının kökeninin etkisinde kalan 17 yaşındaki milliyetçi hassasiyetlere sahip bir gencin bireysel bir saldırısı mı olduğu tartışmaları yapılıyordu.

Samast soyadının Samastoğullarindan geldiği, onların Çepniler'den olduğu yazıldı.

Çepniler; özellikle Giresun ve doğusunun Türkleşmesinde önemi olan, kökü Oğuzlar'a kadar dayanan Türkmenlerdi. İlk Müslüman Türkler'den olan, geçmişte bir kısmı Alevi, sonra Sünnileşen, Pontus'la mücadele eden, Akkoyunlulara hizmet etse de "Trabzon'un fethinde Fatih'in yanında olan" ve "Topal Osman"la gurur duyan bir soydu.

OGÜN SAMAST YAKALANDI

Ancak kısa bir süre sonra Ogün Samast'tan çok Erhan Tuncel adlı bir genin emniyetçilerle ilişkisi konuşulacaktı.

Televizyondaki görüntülerinden cinayeti işleyen kişinin, 20 Ocak 2007 günü İstanbul Metro Turizm'in Trabzon otobüsü için aldığı biletle memleketine gitmek için yola çıkan Ogün Samast olduğu kesinleşmişti.

İstanbul, İçişleri Bakanı ile Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in de aralarında bulunduğu kriz üssüne dönüşmüştü. İstanbul Emniyetinin tüm birim amirleri yanında Ankara'dan İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek'de İstanbul'daydı. En çok çalışanlar ise İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler ile Terörle Mücadele Şubesi Müdürü Selim Kutkan'dı. Samast'ın, Trabzon'a giden bir otobüsten bilet aldığının belirlenmesinden sonra İstanbul İstihbarat Şubesi Müdürü, otobüsün geçtiği güzergâh üzerindeki illerin müdürleri ile görüşüp, Samast'ın yakalanmasını ve acele istanbul'a gönderilmesini istiyordu. Samsun'a doğru gittiği anlaşılan otobüs daha mola vermeden Güler, Samsun İstihbarat Şube Müdürü'nü aradı. Otobüsü durdurup Samast'ı yakalamasını istedi. Samsun'daki müdür, "ama orası jandarma bölgesi" dediyse de "ne olursa olsun sen harekete geç" dedi. Samast, gece yarısına dakikalar kala, saat 23.30'da Samsun'da yakalandı. Samsun Emniyeti Jandarma'ya da haber vermişti.

Samsun İstihbarat Şube Müdürü, yakalama ile ilgili bilgiyi doğrudan Samsun Emniyet Müdürü'ne vermişti. O da doğrudan İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'ı arayarak Samast'ın yakalandığını söyledi. Cerrah'ın odasında bulunan herkes birbirini kutladı. Kimi birbirini kucaklayıp öptü, kimi kendisi için endişelenen yakınlarını telefonla arayarak, müjdeli haberi sevdikleriyle paylaştı.

Samast yakalandığında üzerinden beyaz beresi, suç aleti tabanca ile Türk bayrağı da çıkmıştı.

İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, Samsun Emniyet Müdür ile görüşerek Samast hakkında hiçbir işlem yapılmadan İstanbul'a gönderilmesini istedi. Ancak olayı şova çevirmek isteyen Emniyet ve Jandarma elemanları Ogün Samast ile hatıra fotoğrafı çektirip video kaydı alıyorlardı.

Hem polis hem jandarma çekim yapıyordu. İşin tam bir rezalete dönüştüğünün görülmesi için polisin çektiği ve Ankara'daki İstihbarat Dairesi3 Başkanlığı'na gönderdiği kayıtların eskiden Zaman gazetesinde çalışmış olan bir televizyon muhabirine verilerek yayınlanmasını beklemek gerekecekti.

Öyle de oldu.

Ogün Samast 20 Ocak 2007 günü gece yarısına doğru Samsun'da gözaltına alınmıştı. 21 Ocak 2007 günü saat 02.50'de verdiği ilk ifade kendisine öğretilmiş gibiydi.

Hrant Dink'i Türklüğe hakaret ettiği için öldürdüğünü, cinayette daha önce ölen bir arkadaşından almış olduğu kendi silahını kullandığını söyledi. Hrant Dink'i televizyon ve internette gördüğünü, beş gün önce yine internette basın haberlerine bakarken "hakaret" içerikli sözlere rastladığını ve cinayete kendi başına karar verdiğini söyledi.

Samsun'da eylemi tek başına yaptığını ve pişman olmadığını söyleyen Ogün Samast, aynı gün getirildiği İstanbul'da verdiği ifadesinde, kendisini Yasin Hayal'in yönlendirdiği, silahı onun verdiği dahil her şeyi anlattı.
Samast İstanbul'da kendisini sorgulayan görevlilere bu kez eylemden çok pişman olduğunu söyledi.
Ogün Samast gibi Yasin Hayal, Ersin Yolcu, Zeynel Abidin Yavuz ve Ahmet İskender de cinayet ile ilgili ayrıntıları anlatmaya başladılar. Ogün Samast gibi Yasin Hayal ve diğerleri de ifadelerinde "Elağızlı Erhan" diye birinden bahsediyorlardı.

Yasin Hayal ilk ifadelerinde Erhan Tuncel'i koruyup, Dink Cinayeti'yle ilgisini anlatmazken, 2004'teki McDonald's'a atılan bombayı kendisinin hazırladığını söylüyordu.

Kimse bir şey anlamıyordu ama hemen Trabzon'a soruldu.
Kimdi bu Erhan?

Erhan ise 20 Ocak günü saat 17.00'de "misafir" olarak girdiği Trabzon İstihbarat Şubesi'nde sabaha kadar polislerle sohbet etti. Tam, katil Ogün Samast Trabzon'a döner dönmez yakalanacak diye düşünülürken, Samsun'da gözaltına alınmıştı.

Eğer Ogün Samast Trabzon'a ulaşmayı başarsaydı her şey bambaşka olacaktı. Belki de ne Erhan Tuncel deşifre olacaktı, ne de Yasin Hayal'in rolü tam olarak ortaya çıkarılacaktı. Aynca Trabzon Polisi İstanbul'da işlenmiş bir cinayetin faillerini yakalayarak, olağanüstü bir başarıya imza atmış olacaktı.

Ogün Samast yargılandığı 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 1 Ekim 2007 tarihinde yapılan duruşmada Yasin Hayal'in kendisine "kaçıp gelmezsen ailen burada sonradan olacaklardan ben sorumlu değilim" dediğini söylerken yukarıdaki iddiayı da destekliyordu.

Bu yüzden belki de Ogün Samast'ın Samsun'da yakalanması birçok kişi açısından tam bir şoktu.

Tam 14 saat boyunca İstihbarat Şubesi'nde misafir edilen Tuncel, bu sırada Ogün Samast'ın Trabzon Emniyeti'ne ulaşan ilk ifadelerini de okumuştu.

Erhan Tuncel'in İstihbarat Şubesi'ne geldiğinde cep telefonu başkasıyla değiştirildi. Erhan Tuncel'in telefonundan çıkartılan sim kartı başka bir telefona takıldı. Peki o sırada Tuncel'in kullandığı telefon Emniyet'te kaldığı 14 saat boyunca neredeydi? 4

Trabzon'da bunlar olurken Yasin Hayal ve arkadaşları soruşturmanın yürütüldüğü İstanbul'dan gelen talep üzerine sabah ilk uçakla Trabzon'dan yola çıktı.

Hayal ve arkadaşları polisler eşliğinde İstanbul'a indiği saatlerde Erhan Tuncel'de geceyi geçirdiği Trabzon İstihbarat Şubesi'nden ayrılmak üzeriydi. 14 saatlik misafirlik 21 Ocak sabahı saat 10:30'da son bulmuştu.

İstihbaratçılar Erhan Tuncel'i evine bırakırken, bir yere ayrılmamasını, telefonunu yanında tutmasını ve tanımadığı kişilerle konuşmamasını tembihlediler.

Her halde aynı gün gece yarısı gözaltına alınacağını tahmin etmiyordu.

Ama 21 Ocak'ı 22 Ocak'a bağlayan gece yarısı Erhan Tuncel'in kapısını çalanlar istihbaratçılar değil, Trabzon Terörle Mücadele Şubesi'nden görevli polislerdi.

Erhan Tuncel gözaltına alındığında en büyük sıkıntıyı çekenler arasında Trabzon İstihbarat Şube Müdürü Faruk Sarı vardı.

Cinayetin Trabzon İstihbaratı'nın gözü önünde planlandığı ama seyirci kaldıklarını nasıl anlatacaktı? Bu bir yana 2006 yılı Kasım ayında Reşat Altay imzasıyla istihbarat elemanlığından çıkartılan Tuncel ile kurulan temasları ve cinayetin ardından Emniyette misafir edilmesini amirine nasıl söyleyecekti? Her şeyden önemlisi Tuncel'in sorgulamasını İstanbul Polisi yapacaktı. Artık olay kontrolden çıkacak ve her şey ortaya saçılacaktı.

Cinayetin işlendiği 19 Ocak ile Tuncel'in İstanbul'a gönderildiği üç gün içinde Trabzon İstihbarat Şube Müdürü Faruk Sarı nerdeyse hiç uyumamıştı.
Korkunun ecele faydası yoktu, olanları Erhan'dan önce amirine anlattı. Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay ise Faruk Sariyi çok fena azarladı.

Erhan Tuncel, cinayetin işlendiği günden beri İstihbarat Şubesi'ne gelip gitmiş, bir önceki geceyi İstihbarat Şubesi'yle geçirmiş ve Trabzon Emniyet Müdürü'nün bundan haberi olmamıştı.
Gözaltına alınan Tuncel 22 Ocak 2007 günü saat 10.30'da uçakla İstanbul'a gönderildi.
Tuncel, İstanbul'a gelirken oldukça rahattı. Trabzon'daki gibi çay kahve içip evine döneceğini düşünüyordu.
Rahatlığının sebebi Ogün Samast'ın Samsun'da verdiği ilk ifadede hiçbir ayrıntının olmayışı ve olayı bireysel bir eylem olarak açıklamasıydı.

Ayrıca Hayal ve arkadaşları Trabzon'da da ondan söz etmemişlerdi.

Erhan, Ogün Samast ve Yasin Hayal'in ifadelerini Trabzon İstihbaratında misafir edildiği gece zaten okumuştu.

Yasin Hayal İstanbul'daki ilk ifadesinde de Tuncel'i koruyan şekilde konuşmuştu. Daha önce kendisini McDonald's bombalamasında dosya dışına çıkaran "abileri" belki bu kez de yardım edeceklerdi.

22 OCAK 2007.... EMNİYETİN EN UZUN GÜNÜ

Ancak Erhan Tuncel, İstanbul Emniyeti'ne girince iki sorgucunun karşısında zor dakikalar geçirmeye başladı.

Erhan'ın kimliği hakkında hiçbir bilgisi olmayan sorgu memurları ve aynalı camın arkasındaki görevliler, birazdan ne olacağından habersizA Tuncel'i dinliyorlardı.

Tuncel hafif birkaç soruyla iş geçiştirilecek sanırken, tüm bağlantılarının sorgulandığını fark ettiği anda Türkiye'ye sarsacak açıklamayı yaptı:

"Ben Emniyetin elemanıyım."

Erhan tüm detayları anlattıkça herkesin ağzı açık kaldı.
Tuncel, "Beni yaktınız bildiğim her şeyi mahkemede anlatacağım" deyince ortalık iyice karıştı. İşte o zaman sorgu durdu.
Tuncel'in "emniyet muhbiri" olduğunu söylemesiyle İstanbul Emniyeti'ne sanki bomba düşmüştü.

Tuncel bunları resmi ifadesinde söylememişti. Bilgi almak için yapılan ön sorguda anlattığı şeyler hakkında ne yapılacağı bilinemiyordu. Tam da Dink'in cenazesinin kaldırılacağı günün arifesinde böyle bir şeyin ortaya çıkması herkesi şok etmişti.

Ne Trabzon İstihbarat Şubesi ne de İstihbarat Daire Başkanlığı Erhan Tuncel'in Yardımcı İstihbarat Elemanı (YİE) olduğuna dair bir bilgi vermemişti.

Bırakın İstanbul'a bilgi vermeyi, bu durum Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay'dan bile saklanmıştı. Olay ile yakından ilgilenen İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek ile Tuncel'in verdiği bilgilerin tutulduğu C Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer de sessizdi.

Herhalde birileri Erhan Tuncel'in istihbarat elmanı olduğunu söylememesini bekliyordu. Bu durumda Emniyet aklanmış olacaktı.
Ama Erhan Tuncel, aleyhine konuşan sanıkların söyledikleri kendisine aktarıldığında iyice paniğe kapıldı. Ve belki de en son söylemesi gereken hatta hiç söylememesi istenen sözler ağzından dökülüvermişti. Aynı şeyi yalnız 22 Ocak günü değil, 23 Ocak ve 24 Ocak hatta 25 Ocak günü de söyledi.
Yalnız kendisini sorgulayan polisler değil soruşturmayı yürüten iki savcı Fikret Seçen ile Selim Berna Altay da anlatılanları duymuştu. Anlattığı şeyleri o kadar çok kişi duymuştu ki, belgeye bağlanması şart olmuştu.

CERRAH: ÖRGÜT YOK, GÜLER: TAKDİR SAVCILARIN

Erhan Tuncel'in her şeyi anlattığı 22 Ocak 2007 günü İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'ın Anadolu Ajansı'na düşen "Dink Cinayeti'nin herhangi siyasi boyutu ve örgüt bağlantısı yok, milliyetçi duygularla işlenmiş bir cinayettir" açıklamasını da olayı başından beri ciddi biçimde takip eden İstanbul Valisi Muammer Güler düzeltti.

Suçun örgütlü olup olmadığını belirleme görevinin savcılara ait olduğunu belirten Güler, "Soruşturmanın bu yöntemiyle ilgili olarak bizim yapacağımız bir açıklama yoktur. Biraz önce bültenlere düşen beyanla ilgili gerekli düzeltme yapılmıştır" dedi.

Aynı gün İstanbul Emniyet Müdüriüğü'nde bir basın açıklaması yapan İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu da, "Gazeteci Hrant Dink'in hunharca saldırı sonucu hayatını kaybetmesinden milletçe duyduğumuz üzüntü sonsuzdur. Burada tesellimiz zanlının arkasındaki güçlerin önemli bir' bölümünün yakalanmış olmasıdır" dedi.

Ama iyimser olmak için çok erkendi.

HER ŞEY TUTANAKLA BAŞLADI

Resmi ifade vermekten kaçınarak susma hakkını kullanan Tuncel'in şok eden açıklamalarının tutanağa bağlanmasına karar verildi.

Ancak tutanağın altına dokuz emniyet görevlisi imza attı. Savcıların imzası ise yoktu. Oysa soruşturmayı yürüten savcılar da imza atabilirdi.

Çünkü, terör örgütü El Kaide'nin üst düzey yöneticilerinden Lui Sakka'nın Emniyetteki ifadesinde de aynı şey olmuştu. Resmi olarak susma hakkını kullanan Sakka'nın yaptığı açıklamalar tutanağa bağlanmış daha sonra Ergenekon soruşturmasıyla ünlenen Savcı Zekeriya Öz de altına imza atmıştı.

Erhan Tuncel, her şeyi 22 Ocak 2007 günü yani henüz Hrant Dink'in cenazesi bile kaldırılmadan İstanbul Terörle Mücadele Şubesi'nde anlatmıştı.
Ancak tüm gelişmeler aynı gün resmi yazı ile Savcılığa bildirilmedi.

22 Ocak 2007 günü düzenlenmesine rağmen, bu tutanağın Savcılığa giden nüshasında 25 Ocak 2007 tarihi vardı. Bu Erhan Tuncel'in avukatı yanında olduğu ve "susma hakkımı kullanıyorum" dediği resmi ifade tarihi ile aynıydı.

22 Ocak 2007 günü İstanbul Emniyetinin düzenlediği ve Erhan Tuncel'in her şeyi anlattığı "tespit tutanağı" ile 25 Ocak 2007 günü İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'na gönderilen "tespit tutanaği'nın iki bölümünde farklılık vardı.

Birincisi Erhan Tuncel'in Trabzon İstihbarat Şubesi'nden görevlilerle polis muhbiri olarak yaptığı görüşmelerde hangi konularla ilgili bilgi verdiği ve hangi operasyonlarda rol aldığıyla ilgiliydi.

Tuncel "bir anlamda gayri resmi ifadesinde" İstanbul TEM görevlilerine şunları söylemişti:

"1-Malatyalılar Grubu içerisine sızarak bilgi vermemi istediler. Ancak 1-2 deneme yaptıktan sonra başarılı olamadım.
2- Nizamı Alem Ocaklarına gelen giden insanlardan bilgi vermemi ve sağlam insanlar bulmamı istediler.
3- Trabzondayapılan gösterilere katılan tanıdığım şahısların kimlik ve adres bilgilerini verdim.
4- Hatırlamıyorum ama adi olaydan aranan bir şahsın yerini söyledim.
5- Sahte Çeçen operasyonunda yardımcı oldum."

Erhan Tuncel'in 22 Ocak 2007 günü İstanbul polisine söylediği ve Savcılığa gönderilmeyen ilk "tespit tutanağına" giren ancak daha sonra değiştirilen bir başka bölüm ise oldukça önemli.

Tuncel şöyle konuşmuştu:

"21.01.2007 günü saat 24.00'te Trabzon TEM Şube müdürlüğü görevlileri beni yakalayarak evimde arama yaparak şubeye götürdüler. Trabzon TEM şube müdürlüğünde kaldığım süre içinde hiçbir istihbarat görevlisi benimle irtibata geçmedi. Ben de Trabzon TEM Şube Müdürlüğü görevlilerine ilk etapta istihbarat görevlisi olduğumu söylemedim. 22.01.2007günü gecesi İstanbul'a getirildim. İstanbul TEM Şube görevlilerine ilk etapta istihbarat görevlisi olduğumu söylemedim. Aynı günün ilerleyen saatlerinde soruşturmamı yapan görevlilere Trabzon İstihbarat ŞubeA: Müdürlüğü elemanı olarak çalıştığımı bildirdim."

Bu açıklamalardan İstanbul Emniyetinin, Erhan Tunceİle ilgili detaylı bilgiye 22 Ocak 2007 günü sahip olduğu görülüyor.

Altında dokuz resmi görevlinin imzası bulunan ve 25 Ocak 2007 tarihinde Savcılığa giden tespit tutanağında ise, Emniyet'in sahip olduğu bilgiyle ilgili tarihin belirsizleştirilmeye çalışıldığı anlaşılıyor.

Resmi Tespit tutanağında bu bölüm şöyle düzenlenmiş:

"21.01.2007 günü saat 24.00'te Trabzon TEM Şube müdürlüğü görevlileri beni yakalayarak evimde arama yaparak şubeye götürdüler. Trabzon TEM şube müdürlüğünde kaldığım süre içinde hiçbir istihbarat görevlisi benimle irtibata geçmedi. 22.01.2007günü gecesi İstanbul'a getirildim.

İstanbul Terörle Mücadele Şubesi Müdürlüğü görevlilerine de ilk etapta istihbarat görevlisi oluğumu söylemedim. Daha sonra gözaltı süresi sırasında soruşturmamı yapan görevlilere Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü elemanı olarak çalıştığımı bildirdim."

Görüldüğü gibi iki metin arasındaki fark, Erhan Tuncel'in istihbarat elemanı olduğunu söylediği zamanla ilgili.

Savcılığa gönderilmeyen ve altında resmi görevlilerin imzası bulunmayan "taslak" tespit tutanağında küçük bir düzeltme yapılarak, Emniyet yetkililerinin Tuncel'in şok edici açıklamalarını 22 Ocak 2007 günü öğrendikleri gerçeğinin gizlenmeye çalışıldığı anlaşılıyor. Bu da, orjinalinde "aynı gün (22 Ocak)" olan ifadenin "daha sonra gözaltı süresi sırasında" şeklinde düzeltilmesiyle halledilmişti.

Resmi belgelere göre Erhan Tuncel İstanbul Emniyeti'ne 22 Ocak 2007 tarihinde girdi.

Erhan Tuncel söyleyeceği her şeyi 22 Ocak 2007 günü söylemişti aslında. Resmi ifadesinde susma hakkını kullandığını söylemiş, anlatımlarından oluşturulan tespit tutanağı ise 25 Ocak 2007 olarak tarihlendirilmişti. Merak edilen Emniyet üst düzeyinin 23-24 Ocak günlerinde neler yaptığıydı.

Tuncel'in katıldığı operasyonlarla ayrıntıların Savcılığa giden resmi tutanakta olmaması "güvenlik nedeniyle" anlaşılabilir. Ancak küçük bir ayrıntı gibi görünen ve ilk ifade tarihini gösteren bilginin değiştirilmesi oldukça manidar. İnsanın aklına 'Erhan Tuncel'in anlattığı ve tutanağa konmayan hangi bilgiler mevcut?' diye sorası geliyor. Onu da herhalde varsa Erhan Tuncel'in TEM Şube'de sorgulanırken yapılan ses ve görüntü kayıtları oraya çıktığında öğrenme şansı olacaktır.

TERÖRLE MÜCADELE "DOSYAYA

KONMUŞTUR" DİYOR AMA EKLERDE YOK


Erhan Tuncel'in ifadesiyle ilgili olarak bir başka ilginç nokta ise İstanbul Terörle Mücadele Şubesi Müdürü Selim Kutkan imzasıyla 26 Ocak 2007 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilen soruşturma evraklarına bakınca göze çarpıyor.

Soruşturma evrakında Erhan Tuncel'in Dink Cinayeti konusundaki rolünü anlatan ifadeleri de vardı.

Katil zanlısı Ogün Samast, Yasin Hayal, Zeynel Abidin Yavuz, Ahmet İskender, Ersin Yolcu gibi sanıkların ifadelerinde bolca Erhan Tuncel ismi geçiyordu.

Tuncel'in ev arkadaşı Tuncay Uzundal gibi kişilerin de verdiği bilgilerin yer aldığı evraklar arasında Erhan Tuncel'in, "susma hakkını kullandığına" ilişkin ifadesi de vardı.

Ancak, soruşturmayla ilgili olarak evrakın hiçbir yerinde Erhan Tuncel'in, Yardımcı İstihbarat Elemanı olarak Trabzon İstihbarat Şubesi ile ilişkisi, bu kentteki McDonald's'ın bombalanmasındaki rolü ve Dink Cinayeti hakkında yaptığı ihbarlarla ilgili hiçbir bilgiye yer verilmedi.

Soruşturma evrakı içinde tespit tutanağı ile ilgili olarak tek bilgi yazının son kısmında şu şekilde yer aldı:

"Erhan Tuncel'le yapılan mülakat neticesinde tanzim edilen tespit tutanağı dosya içerisine konulmuştur."

"Dosya içerisine konmuştur" denmesine rağmen, Tuncel'in ilk önce 22 Ocak 2007 günü verdiği ancak 25 Ocak 2007 tarihini taşıyan 5 sayfalık tespit tutanağı sayısı 22 olan ve 86 sayfalık ekler listesi arasında yer almıyordu.

22 Ocak 2007 günü tüm Emniyet üst yönetiminin, İstanbul Valisi'nin, İçişleri Bakanı'nın belki de Başbakan'ın bildiği gerçek karşısında ne yapılacaktı? Tam da Dink'in cenazesinin kalkmasına saatler kala. Dolayısıyla Dink Cinayeti hakkında eksiği fazlasıyla her şey daha Hrant Dink gömülmeden ortaya çıkmıştı.

O yüzden önce Erhan Tuncel'in İstanbul Emniyeti'nde defalarca anlattığı ve tutanağa bağlanan şok sözlerini okuyalım;

Yasin Hayal 2004 yılı Ramazan ayında Mc Donalds'ı yiyecek sattığından dolayı kurşunlayacağını söyledi. Ben yapmamasının uygun olacağını
söyledim....Yasin Hayalde McDonald's'a bomba koyma fikrini ortaya attı. Ben de adi torpillerden barut boşaltarak etrafı çivili basit bir düzenek
yaptım. (Buna büyük bir torpil diyebiliriz.) Bu düzeneği kendi evimde yaptım ancak ev arkadaşlarımın haberi yoktu. 24 Ekim 2004 tarihinde Yasin
Hayal Trabzon McDonald's'a benim yaptığım bombayı koydu.

Eylem yaparken ben de yolun karşısında bulunuyordum. Bomba patladı. Ben ayrıldım. Ben evdeyken Yasin Hayal evime geldi, geldiğinde bacağından yaralanmış ve pantolonu kanlıydı ve bana kâğıda yazılı İsmail'in telefon numarasını vererek "beni yalnız bırakma İsmail ağabeyi ara" dedi.

Ben de benim evimde saklanmasının uygun olmadığını düşünerek üniversiteden şu an ismini hatırlamadığım ikimizin de tanıdığı bir arkadaşıma gönderdim. Ancak gönderdiğim arkadaşımın bu olaydan haberi yoktur. Daha sonra Yasin Hayal'in yanına gittim, benden para istedi. Ben para bulamadım. Hatta Yasin Hayal'e 15 gün kadar bu evde kalmasını söyledim.

Bu olaydan 3 gün sonra polis tarafından yakalanarak gözaltına alındım. Gözaltına alınma sebebim Yasin Hayal'in benim evimde bir müddet kalmasına dair Yasin Hayal'in annesi tarafından beyanat verilmesidir. Bu dönemde Yasin Hayal İstanbul'daymış. Ben gözaltındayken eylemle4 alakalı herhangi bir bilgi vermedim. Daha sonrasında Trabzon Terörle Mücadele Şubesi'nden serbest bırakıldım.

Serbest bırakıldıktan 1 gün sonra üniversiteden hocam olan Hüseyin Tan bana (gel buluşalım ve bu olayı konuşalım' dedi. Ben de Hüseyin Tan hocayla Trabzon'da bir çay ocağında buluştuk. Yanında Emre isimli biri vardı. Emre bana "Olayda benim katkımı bildiğini, ancak bu konuda benimle telefonla irtibata geçecek şahısların İstihbaratçı olduğunu bildiği şahısların bana işi çözmek için yardımcı olmam konusunda bilgiler soracaklarını" söyledi. Aynı gün içerisinde beni cep telefonum olan (O 535 609 71 23) telefondan arayan şahısla buluştum. Beni alıp içerisinde (2) kişi olan bir oto ile Trabzon'da Akçaabat mevkiinde bir yerlere götürdüler. Bu şahıslar ismini sonradan öğrendiğim Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü'nden (Ahmet Kod) M. Z. (Muhittin Zenit) ve Ankara'dan geldiğini öğrendiğim şahıslardı. Bana "Çok büyük ceza yatarsın, her şeyden haberimiz var, Yasin Hayal'in yerini bize söyle" dediler.

Ben de olaydaki bombayı kendimin hazırladığını, Yasin Hayal'in bombayı koyduğunu tüm detaylarıyla anlattım. Hatta Yasin Hayal'in eylemde giymiş olduğu ve evime geldiğinde kanlı gördüğüm pantolonunun çöpte olduğunu söyleyerek o pantolonu gelen görevlilere verdim. Pantolonu aldılar ve benden Yasin Hayal'in yerini bulmamı istediler. Bu konuda yardımcı olursam, bana da kendilerinin yardımcı olacaklarını söylediler.

Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlileri benim samimiyetimden dolayı çok memnun olduklarını, bir hata yaptığımı, bundan sonra bana yardımcı olacaklarını söylediler. Aynı araçta beraberce Yasin Hayal'in gidebileceği yerleri dolaştık. Bu arada ben Yasin Hayal'i bulmak amacıyla İsmail ağabeyi aradım, fakat orada olmadığını öğrendim. Nizamı Alem Ocakları başkanına da diğer ocaklara haber vermesini Yasin Hayal'i görürlerse haber vermelerini istedim. Amacım Yasin Hayal'in yakalanmasını sağlamaktı. Ancak Yasin Hayal'i bulamadık.

Trabzon İstihbarat görevlisi (Ahmet Kod) M. Z. bu kanlı pantolonu delil olarak kullanırlarsa bana bir zararı olup olmadığını sordu. Ben de bunun kesinlikle bana zarar vereceğini, bu pantolonu benim bildiğimden dolayı zarar getireceğini düşündüğümden kullanmamalarını söyledim.

30.10.2004 tarihinde Yasin Hayal İstanbul ilinde yakalandı ve Trabzon'a getirildi. İfadesi alınmış, ifadesinde benden bahsetmediğini öğrendim.

Yasin Hayal tutuklandıktan sonra Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü'nde görevli (Ahmet Kod) M. Z. ile buluştuk. Bana "bundan sonra sen bir devlet görevlisisin, kontrolümüz altındasın, aileni araştırdık. Temiz bir Türk genci olduğunu tespit ettik, bundan sonra da seni illegal olan hiçbir şeyde görmek istemiyoruz, sadece gözlemci olarak kal, her konuda bize haber vereceksin, okulu bitirsen de bizimle olacaksın, sürekli kitap4 okuyacaksın, Yasin Hayal gibi gençlerin olmaması için mücadele edeceksin " dedi. Bana Mehmet Kurt kod ismini verdi. Ayrıca bana irtibat için Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nün numarasını verdi. Bu numarayı arayınca "ben yurt içi kargodan Mehmet Kurt Ahmet ile görüşebilir miyim" dersen görüşürüz dedi. Daha öncesinden benden elyazması özgeçmiş raporu da almıştı.

Yaklaşık 15 gün aralarla perşembe günleri şehrin çeşitli yerlerinde araç içerisinde seyir halinde (Ahmet Kod) M. Z. ile görüştük. Bu görüşmelerin birisinde Ö. isimli bir komiser ile de geldi. Bu dönemde Yasin Hayal cezaevindeydi.

Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlilerine bazı operasyonlarda yardımcı oldum.

Bu dönemde Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlileri ile görüşmelerim devam ediyordu. Ancak vermiş olduğum bilgilerden tatmin olmuyorlardı. Benim vermiş olduğum bilgileri analiz etmemden ve yorum yapmamdan rahatsız oluyorlardı.

Yasin Hayal 13.09.2005 tarihinde cezaevinden çıktı. Hrant Dink isimli şahsı kendisinin öldüreceğini söylüyordu. Bu durumdan Trabzon
İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlisi (Ahmet kod) M. Z.'ye haber verdim. O da bana bu konunun çok ciddi olduğunu ve her konudan haberdar
etmemi istedi ve kesinlikle olaya hiçbir şekilde müdahil olmamamı bana tembihledi ve gözümü dört açmamı, gelişmelerden bilgi vermemi istedi.
Bende tamam dedim

Bir süre sonra Yasin Hayal Hrant Dink'i öldürmeye tekrar karar verdi ve "6yıl yatacağıma adam gibi bir eylem yaparım 40yıl yatarım " dedi.
Ben de bu konuyu Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlilerine bildirdim. Bu konuda beni ciddiye almadılar. (Ahmet kod) M. Z. 'ye İstihbarat
Şube Müdürlüğü'ne bilgi verme işini bırakmak istediğimi söyledim.

O da bana "ben sana kefil oldum, öyle ayrılmak kolay değil, kafana göre ayrılamazsın" dedi ve beni bahsetmiş olduğum renkli gözlü müdür yardımcısıyla görüştürdü. Müdür Yardımcısı bana "sen bizimlesin, kendi kafanda kurduğun kurguları Yasin Hayal'in üzerine atma, kafandan sil, eski dosyaları çıkartır gereğini yaparım" diyerek tehdit etti.

Sonra Yasin Hayal'i bu eylemden vazgeçirmeye çalıştım. Benden para istiyordu. Bu parayı eylemde kullanacağını düşündüğümden dolayı para konusunda Yasin Hayal'i devamlı oyaladım, eylemi yapmamasını istiyordum. Yasin Hayal eylemden vazgeçti. (Ahmet kod) M. Z. bildiğim kadarıyla Bayburt iline tayini çıktı.

2005yılı Temmuz ayı içerisinde Yasin Hayal bana hırsız olan bir çocuk bulduğunu ve Hrant Dink'i bu çocuk vasıtasıyla vurduracağını söyledi. Benden Hrant Dink'in resmini internetten çıkartmamı istedi ve (1) YTL para verdi. Ben de resmi çıkarttım ve bir paket içerisinde "YONCA MARKET" isimli işyerindeki Osman isimli şahsa bıraktım. Tahminimce bu resimleri buradan Zeynel Abidin Yavuz almıştır.

Bu dönem içerisinde bir kez Zeynel Abidin Yavuz, ben ve Yasin Hayal bir araya geldik, ben Yasin Hayal'in bu eylemini çok ciddiye almadım.4 Çünkü devamlı Hrant Dink'i vuracağını söylüyordu. Ben bu durumdan Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlilerine bilgi vermedim.

Çünkü bu eylemi ben dikkate almadım. Bir süre sonra Trabzon İstihbarat Şube Müdürü beni çağırdı ve yanına gittim. İsmini bilmemekle birlikte (Ahmet Kod) M. Z. 'den Müdürün Erzurum Şenkaya'lı olduğunu duydum. Bu şahısla ilk defa görüşüyordum. Bana "çocuklardan bir haber var mı, bizim arkadaşlarla bir problem yaşıyor musun?" diye sordu. Ben de burada Müdür Beye "Yasin Hayal'in Hrant Dink'i öldürmeyi düşündüğünü ve bunu Zeynel Abidin Yavuz'a yaptıracağını" söyledim.

Müdür Bey muhtemelen beni tanışmak için çağırmıştı. Hatta personeline "bu adama dikkat edin, 1 sene yatar 1 tane iş verir bu çok önemli"
dedi. Bu günden sonra Ö. Komiser benimle ilgilenmeye başladı. Daha önceden Zeynel Abidin Yavuz ve Yasin Hayal'e verdiğim Hrant Dink
resimlerini geri alarak Ö Komiser'e verdim. Ö. Komiserle görüşmelerimizde bana "bu işin çözümü ne?" diye sordu.

Ben de ona "Yasin Hayal'in yanına git, Boca Juniors takımının formasını hediye et ve akıllı ol, ne yaptığını biliyoruz de" dedim. Çünkü bu durumda takip edildiğini anlayacak ve eylemi yapmaktan vazgeçecekti. Hatırladığım kadarıyla 2006 yılı Temmuz ayı sonlarında Ö. Komiser askere gitti. Trabzon İstihbarat Şube Müdürü değişti ve benimle ilgilenmesi için Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü'nde görevli M. isimli başka bir şahsı görevlendirdiler. Bu arada Zeynel Abidin Yavuz ortadan kayboldu.

Bu durumu Trabzon İstihbarat Şube Müdürü'ne sözlü rapor ettim. Sonra M... isimli görevli ve renkli gözlü Müdür Yardımcısı ile görüştüm. Renkli gözlü Müdür Yardımcısı bana "ne verdin lan kendi kafanda senaryo yapıyorsun, benim 25 yıllık deneyimim var yeme bizi" dedi. Ayrıca aynı Müdür Yardımcısı bu olayları kendi hayal gücümle ürettiğimi ve Yasin Hayal'e bulaştırdığımı, bunları kesinlikle Yasin Hayal'in kafasından silmemi, bu olayı kendilerine karşı koz olarak kullandığına inandığını, bundan vazgeçmemi söyledi. Yasin Hayal konusunu da artık sona erdirmemi istiyordu. Net bir şekilde Yasin Hayal'in kafasından Hrant Dink'i öldürme fikrini silmemi istiyordu.

Sonra ara sıra Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlileri ile genelde oto içerisinde Trabzon'un çeşitli yerlerinde görüştüm. Ama beni ciddiye almıyorlardı. Ancak bir bilgi alırsam muhakkak haber ver diyorlardı. Evimi değiştirdim. Bu Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlilerine bildirdim.

Muhtemelen 2006 Kasım ayında Yasin Hayal bana gelerek "bir tane çocuk var, Pelitli Sporda oynuyor, Engin denilen Mardin'lilere takılan bir çocukla araba çalıp İstanbul'a gidecekler, burada Glock marka bir silah bulacaklar ve eylem sonrası arabayı yakacaklar" dedi. Ben bunu pek ciddiye almadım. Kısa bir süre sonra Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü'nde görevli M. K. ve ismini hatırlayamadığım 3 kişi yanıma geldiler4 bana ne var ne yok dediler. Ancak bu görüşmemiz diğer görüşmelerimizden farklı oldu. Diğer görüşmelerimizde ben ciddi bir şekilde rapor veriyordum. Beni dikkatlice dinliyorlardı.

Fakat bu gelişlerinde aynı ciddiyeti onlarda görmedim. Bir soğukluk hissettim. Ben de bu durumu görevlilere güya şeklinde söyledim. Ne ben ne de onlar bunu ciddiye aldık. Zaten bu buluşma bir kahvede gerçekleşti, normalde tenha bir yerde araba içerisinde buluşuyorduk. Sonrasında Yasin Hayal, Ogün Samast'ı benimle tanıştırdı. Benden Hrant Dink'in resimlerini internetten çıkartmamı ve vermemi istedi. Bu bilgiyi vermek için M. isimli görevliyi çok aradım ama cevap vermediler. Bu arada Yasin Hayal'in kuru sıkı bir tabancayı normal tabancaya çevireceğini öğrendim. Ancak Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlilerini defalarca aradım fakat telefonlarıma cevap vermediler. İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlilerine ulaşamayınca bana verdikleri (O 538 839 95 52) numaralı telefona "ilişkim kesilmişse bu konuyu bilmek benim hakkım değil mi" şeklinde mesaj çektim. Bana cevap olarak "telefon arızalı, bu arada çok yoğunuz seni arayacağız" şeklinde cevap geldi.

Tahminimce kurban bayramının 4. günü İngiliz Lakaplı Mehmet, Metin abi ve Yasin Hayal evime geldiler ve Yasin HAYAL benimle tartıştı.
Basit bir mevzudan dolayı beni dövme noktasına geldi. Yasin HAYAL silahı bulduğunu, mermileri de benim yardımımla bulabileceğini söyledi.
Ben de Yasin Hayal'e üçkağıtçı olan Süleyman Hacı Salihoğlu'dan bulabileceğini söyledim. (Trabzon merkez de tekstil işi yapar, ayrıca
Trabzon'da LONDON OTELİ sahibi) Sonra da bu mermilerin bu şahıstan alındığını duydum.

Kurban Bayramının 4. gününden sonra meydana gelen hadiselerden Hrant Dink öldürülene kadar haberim olmadı. Bu dönemde hiçbir İstihbarat görevlisiyle irtibata geçmedim. 19.01.2007 günü internet kafeden çıktıktan sonra fotokopi çekmek için MEGA KIRTASİYE'ye giderken telefonla K ve A. isimli istihbarat görevlileri beni aradı.

"Olayı duydun mu?" dediler. Ben de "ne olayı" diye sordum. Hrant Dink'e eylem gerçekleştiğini, Yasin Hayal'i bulmamı söylediler ve konuyla alakası olup olmadığı hakkında bilgi vermemi istediler. Hemen internet cafeye gittim ve orada Ersin Yolcu'ya Yasin Hayal'in nerede olduğunu sordum. O da bana nerede olduğunu bilmediğini, birazdan geleceğini söyledi. Vakit problemini aşmak için Ogün Samast'ın da nerede olduğunu sordum.

O da bana evde olduğunu söyledi. Sonra oradan ayrılarak eve geldim. Görevlilerle tekrar görüştüğümde Yasin Hayal'in Cafe'de olduğunu, ancak Yasin Hayal'in bana söylemiş olduğu "Eylemi biz yaptık" söylemini onlara bildirmedim ve Ogün Samast'ın ismini daha önceden bildirmediğim için de Ogün Samast ile ilgili onlara o anda da herhangi bir bilgi vermedim. Fakat İstihbarat görevlileri Yasin Hayal'i kendi gözleri ile görmek istediler. Ben de Yasin Hayal'in bulunduğu Cafe önünde beklediğimi, çıktığında haber vereceğimi söyledim. Yasin Hayal'i4 cafede gördüler. İşyerinde bana teyit ettirdiler ve merkezlerine rapor yazmaları gerektiğini söylediler. Benim kesin gözümle görüp görmediğimi sorup beyanımı aldılar.

20.01.2007 Cumartesi günü televizyonlarda Ogün Samast'ı gördüğümde olayı gerçekten Yasin Hayal tarafından yaptırıldığını anladım. Fakat istihbarat görevlilerini aramadım. Ancak istihbarat görevlileri beni aradılar ve acil görüşmeleri gerektiğini söyleyip beni alarak İstihbarat Şube Müdürlüğü'ne götürdüler. Burada kasım ayından beri onlara söylemediğim bildiğim bilgileri ayrıntıları ile verdim. Akşam saat:17.00'den 21.01.2007 günü sabah 10.30'a kadar İstihbarat Şube Müdürlüğünde kaldım. Sonra beni evime bıraktılar. Evden ilçeye dahi çıkmamamı, telefonumun yanımda olmasını, tanımadığım kişileri görünce uzak durmamı söylediler.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Hrant Dink Gömülmeden Ölüm Kapının Önünde

Mesajgönderen TurkmenCopur » 06 Haz 2011, 21:33

Ben İstihbarat Şube Müdürlüğü'nde kaldığım süre içerisinde Yasin Hayal, Ahmet İskender, Ersin Yolcu, Zeynel Abidin Yavuz'un Asayiş Şube Müdürlüğü'nde gözaltına alındığını öğrendim. Bu şahıslarla birlikte bir sürü kişi hakkında bana bilgi sordular. Ben de tüm bildiklerimi anlattım. Burada beraber görev yaptığım (Ahmet Kod) M.Z, M. K. ile renkli gözlü Müdür Yardımcısı ve tanımadığım 3-4 istihbarat görevlisi bana sürekli sorular sordular ve ben bütün bildiklerimi anlattım. 21.01.2007 günü saat 24.00'te Trabzon Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü görevlileri beni yakalayarak evimde arama yaparak Şube Müdürlüklerine götürdüler. Trabzon Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nde kaldığım süre içerisinde hiçbir istihbarat görevlisi benimle irtibata geçmedi. Ben de Trabzon Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü görevlilerine istihbarat görevlisi olduğumu söylemedim. 22.01.2007 günü gecesi uçakla İstanbul iline getirildim. İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü görevlilerine de ilk etapta İstihbarat görevlisi olduğumu söylemedim. Daha sonra gözaltı süresi sırasında soruşturmamı yapan görevlilere Trabzon istihbarat Şube Müdürlüğü elemanı olarak çalıştığımı bildirdim.

Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlilerinden anlatmış olduğum dönemde 250 YTL para aldım ve 3 kez de üniversite harç paramı ödediler. Ayrıca Yasin Hayal'in Hrant Dink'i öldürme planı ile ilgili olarak (17-18) kez Trabzon'un çeşitli yerlerinde Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlileri ile görüşme yaptım. (2) kez de İstihbarat Şube Müdürlüğüne götürülerek orada bilgi aktarımında bulundum.

AKSU: "BİZ YANDIK, ŞİMDİ YANDIK"

Erhan Tuncel İstanbul İstihbaratı'na her şeyi anlatmıştı. Emniyetin telaşı her yönüyle belliydi. Bu tutanağın yapılması her şeyi berbat etmişti!

Ertesi gün 23 Ocak 2007 tarihinde Dink'in cenazesi Şişli'den Kumkapiya kadar yürüyen 10 binlerce insanın katımıyla kaldırıldı.

Cenazede hükümeti temsil edenler arasında İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'da vardı. Tören sırasında üzüntülü görünen Aksu, henüz çok az5 kişinin bildiği bir gerçeği bir gün öncesinden öğrenmişti.

Olayın başından beri İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde kurulan kriz masasının başında olan Aksu, cenaze töreni öncesi alınan önlemleri görüşmek için geldiğinde kendisine Erhan Tuncel'in verdiği ifadeden söz edildi.

Bakana, Erhan Tuncel'in, McDonald's bombalamasında patlayıcıyı hazırlayan kişi olduğu, polisin onu dava dışına çıkardığı ve Ramazan Akyürek'in görevli olduğu zaman Trabzon İstihbaratı tarafından emniyetin resmi muhbiri yapıldığı söylendi.

Ayrıca her şeyi mahkemede anlatacağı uyarısında bulunuldu.

Bu durum anlatıldığında İçişleri Bakanı Aksu'nun tepkisi oturduğu yerinden fırlayarak, "biz yandık, biz yandık... " diye söylenmesi oldu. Gerçeği öğrenenler arasında Adalet Bakanı Cemil Çiçek de vardı.

Cinayet işlendiği andan itibaren Ankara, Trabzon ve Afyon'daki istihbaratçılar ile yoğun temasta bulunan İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek, olayın meydana geldiği İstanbul'da tam bir suskunluğa bürünmüştü. Tuncel anlatana kadar nedense meslektaşlarına olanı biteni anlatmamıştı.

Oysa Trabzon Emniyet Müdürü olduğu dönemden, Dink'in öldürüleceğine ilişkin girişimlerden tutun da Erhan Tuncel'in görevi hakkında en fazla bilgi sahibi olanların başında geliyordu. İstihbarat elemanıyla yapılan görüşmelerin kaydedildiği F4 raporları onun imzasından geçiyordu.

Zaten Erhan Tuncel'de 22 Ocak 2007 günü İstanbul TEM Şubesi'de bir bölümü "Tespit Tutanağına" geçen konuşması sırasında Ramazan Akyürek'ten "Ramazan abi" diye bahsetmesi sorgucuların da dikkatini çekmişti. Sorguda bulunan bir polisin verdiği bilgiye göre Tuncel, İstihbarat Dairesi Başkanı olup Ankara'ya gittiğinde Ramazan Akyürek'i telefonla aramış, Trabzon İstihbarat Şubesi'nin kendisi ile ilgilenmediğinden yakındığını bile söylemişti.

Tuncel, 22 Ocak günü verdiği ifade de Trabzon İstihbaratı'nın kendisini ciddiye almamasından şöyle söz etmişti:

"Trabzon İstihbarat Şube Müdürü değişti ve benimle ilgilenmesi için Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü'nde görevli M. isimli başka bir şahsı görevlendirdiler. Bu arada Zeynel Abidin Yavuz ortadan kayboldu.

Bu durumu Trabzon İstihbarat Şube Müdürü'ne sözlü rapor ettim. Sonra M. isimli görevli ve renkli gözlü müdür yardımcısı ile görüştüm.

Renkli gözlü Müdür Yardımcısı bana "ne verdin lan kendi kafanda senaryo yapıyorsun, benim 25 yıllık deneyimim var yeme bizi" dedi.

Ayrıca aynı Müdür Yardımcısı bu olayları kendi hayal gücümle ürettiğimi ve Yasin Hayal'e bulaştırdığımı, bunları kesinlikle Yasin Hayal'in kafasından silmemi, bu olayı kendilerine karşı koz olarak kullandığına inandığını, bundan vazgeçmemi, Yasin Hayal konusunu da artık sona erdirmemi istiyordu. Net bir şekilde Yasin Hayal'in kafasından Hrant Dink'i öldürme fikrini silmemi istiyordu.

Sonra ara sıra Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlileri ile genelde oto içerisinde Trabzon'un çeşitli yerlerinde görüştüm. Ama beni ciddiye almıyorlardı. Ancak bir bilgi alırsam muhakkak haber ver diyorlardı. Evimi değiştirdim. Bunu Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlilerine bildirdim."

İSTANBUL'DA FORMÜL BULMA TOPLANTISI

Ramazan Akyürek, cinayetin Trabzon kaynaklı olarak işlendiğinin anlaşılmasından ve faillerin yakalanmasının ardından yani olaydan iki gün sonra sessiz sakin Ankara'ya dönmüştü. Ancak Tuncel'in anlattıkları karşısında İstanbul işin içinden nasıl çıkacağını bilemiyordu.

Trabzon İstihbarat Şube Müdürü Faruk Sarı panik içindeydi ve cinayetin ardından ortaya dökülenler nedeniyle büyük bir huzursuzluk yaşamaya başlamıştı. Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay ise ne yapacağını şaşırmış bir durumdaydı.

Emniyetçiler sorumluluğun kimde olduğunu biliyor ama fazla ses çıkaramıyordu. Emniyet teşkilatının üst yönetiminde kimin istifa edeceği konuşulmaya başlamıştı bile. Herkes adeta istifa toto oynuyordu, kimi İstahbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek'in, kimi cinayetin işlendiği İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'ın istifa edeceğine dair bahse giriyordu. Hatta ikisinin istifa ederek sorunun çözülebileceğini söyleyenler bile vardı. İşte böyle bir atmosferde üst düzey emniyetçilerin katılacağı bir toplantı kararlaştırıldı.

İstanbul'da soruşturmayı yapan Emniyetçiler bir toplantı yapılmasına karar verdiler. Bakanlar dahil herkes kenara çekilmişti ve Trabzon İstihbaratı'na bağlı bir elemanın şok edici açıklamaları karşısında ne yapılacağına dair bir an önce karar verilmesi gerekiyordu. En üst düzeyde İstanbul Valisi Muammer Güler ve Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah da bu toplantının yapılmasını istiyordu. Onlara göre toplantının, Erhan Tuncel'in istihbarat elemanı olarak bağlandığı dönemde Trabzon Emniyet Müdürlüğü yapan ve şimdi İstihbarat Daire Başkanı olan Ramazan Akyürek'in de katılımıyla yapılması gerekiyordu. İki gün önce Ankara'ya dönen Akyürek tekrar İstanbul'a gelmek konusunda isteksizdi.

Vali Muammer Güler ise Dink Cinayetinden sonra İstanbul'a gelen ve dönene kadar nerdeyse tek kelime etmeyen Akyürek'in toplantıya katılması konusunda İçişleri Bakanı Aksu'dan araya girmesini istedi.

Kendileri aramış ama Akyürek'i gelmeye ikna edememişlerdi. Vali Güler etrafındakilere Tuncel'in ifadelerinden sonra Akyürek'in suskunluğunun nedenini anladığını söylüyordu. Ama toplantının da yapılması zorunluydu. Vali Güler Bakan Aksu'yu, Aksu da Akyürek'i aradı.

Bakan Aksu, Vali'ye Akyürek'in geleceğini söylerken, hırpalanmamasını söylemeyi de unutmamıştı.

Akyürek isteksiz de olsa 24 Ocak 2007 günü İstanbul'a geldi. İşin formülünün bulunması gerekiyordu. Nasıl bir çözüm bulunacaktı?
Bir yanda Emniyetin elemanı Erhan Tuncel'in anlattıkları, diğer yanda İstihbarat Dairesi Başkanı Akyürek vardı.

Akyürek'in konumu gereği Tuncel'in anlattıklarının tutunağa bağlanması onu zan altında bırakacaktı. Öte yandan tutanak düzenlenmese daha büyük sorunlar ortaya çıkabilirdi. Erhan Tuncel'in anlattıkları kayıt altına alınmasa bile, mahkemede her şey ortaya çıktığında ne olacaktı?

İşte o zaman İstanbul Emniyeti Erhan Tuncel'in hem Trabzon'daki McDonald's bombalamasındaki rolünü hem de Dink Cinayeti'ndeki rolü ile ilgili iddiaların üstünü örter duruma düşmüş olacaktı.
Böylece Tuncel'in Yasin Hayal, Dink Cinayeti ve emniyet muhbiri olduğuna dair söylediği her şey tutanakla resmi belgeye bağlanmış oldu.

IŞIK EVLERİ MÜDAVİMİ

Tuncel, Terörle Mücadele Şubesi'nde yapılan mülakatta çok şey anlattı.
Ortaokul ve lise yıllarında Elazığ'da Fethullah Gülen cemaatine bağlı Işık Evleri'nde kaldığını söyledi.
Elazığ'da olduğu yıllarda Mehmet Ağar'ın seçim çalışmalarına katıldığı da söyleyen Erhan Tuncel'in Trabzon'da bir yandan Alperen Ocaklarina giderken diğer yandan da cemaat evlerini ziyaretleri not edildi.

Ancak bu notlar sorguyu yapan Terörle Mücadele Şubesi ekibi tarafından hazırlanan ve imzalanan resmi "Tespit Tutanağı'na geçirilmedi. Ama MİT tarafından rapor haline getirildiği iddia edildi.

Daha önce de kendisini Emniyete bağlayan kararın altında imzası bulunan Ramazan Akyürek'ten, "Ramazan abi" diye bahsetmesi de tutanakta yoktu.

Ayrıca tüm gerçeğin 22 Ocak 2007 günü öğrenildiğine ilişkin ifadelerle Tuncel'in içinde yer aldığı operasyonlar da itinayla tutanaktan çıkarıldı.

SUSKUN AKYÜREK TOPLANTIDA

24 Ocak 2007 günü İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nün bir odasında Terörle Mücadele Şube Müdürü Selim Kutkan, Terörle Mücadele Şubesi'nden sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı Hakan Aydın Türkeli, İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler oturuyordu. Onlar otururken odaya İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ve yanında İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek girdi.

Neler yapılacağı konuşulurken, gelen bir telefon üzerine Akyürek, toplantıyı en erken terk eden kişi olmuştu. 10 dakika civarında kaldığı toplantıyı kulağında telefon ile terk eden Akyürek'i biraz daha kalmaya ikna etmek mümkün olmamıştı. Ankara'ya döndüğünde yaşadığı sıkıntıyı başkalarıyla paylaştığı İstanbul'dakilerin kulağına gelmişti.

Bu gelişmeler Ankara'daki İstihbarat Daire Başkanlığı ile İstanbul Emniyeti arasındaki sessiz ve derin savaşın da başlangıcı oldu.
Emniyet içinde zaman zaman Ankara ve İstanbul savaşı yaşanmıştır. Ama bu kez savaşın içeriği de yöntemi de farklıydı.
Bu süreçte Ramazan Akyürek'in mahkeme karşısına çıkma olasılığı vardı.
Çünkü bir suçlunun emniyet istihbarat elemanı yapıldığı tarihte Trabzon Emniyet Müdürü'ydü ve mahkemede yargılanması gereken Tuncel,5 soruşturma dışına çıkartılmıştı.

Ayrıca Dink öldürüldüğünde de bir anlamda İstihbarat Dairesi Başkanlığı'na terfi etmişti. Akyürek gibi mahkeme karşısına çıkabilecek kişilerden birisi de Dink ile ilgili istihbarat bilgi ve raporlarının geldiği noktalardan birisinde bulunan irtica ve azınlıklarda ilgili C Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer'di.

Tuncel ismi duyulur duyulmaz Trabzon İstihbarat Şube Müdürü, Erhan Tuncel'in kendi elemanları olduğunu Yılmazer'e söylemişti.

Bütün bunlar olurken Ali Fuat Yılmazer, 5 Şubat 2007 tarihinde görevden alınan İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler'in koltuğuna getirildi.

Nasıl oluyor da Dink'e yapılacak suikastla ilgili bilgileri aylar önce elinde bulunduran şubenin müdürü, İstanbul İstihbarat Şubesi Müdürü oluyordu?
Emniyet görevini yapmamakla suçlandığına göre, ihmalin bir ayağı da C Şubesi'nde değil miydi? Erhan Tuncel ile Dink konusunda yapılan tüm görüşme tutanakları, raporlar ve kayıtlar bu şubedeydi.
Ayrıca 17 Ocak 2006 tarihinde İstanbul İstihbarat Şubesi'ne gönderilen meşhur yazı Ankara İstihbarat Dairesi Müdürlüğü'ne de gönderilmişti.
İşte bu durumda C Şube Müdürü olan Ali Fuat Yılmazer'in İstanbul İstihbarat Şube Müdürü yapan imzanın sahibi de Ramazan Akyürek'ti.

Şimdi Ankara ve İstanbul'da istihbaratın başında olan kişiler Dink soruşturması dahil kamuoyunun yakından ilgilendiği tüm soruşturmaların bir parçası olacaklardı.

FATİH ALTAYLI BOMBAYI PATLIYOR

Emniyet içinde kazan içten içe kaynıyordu.

Hükümet üyeleri, İstanbul Valisi Muammer Güler, İstanbul Emniyet Müdürü Çelalettin Cerrah ve üst düzey polisler dahil birçok yetkili Erhan Tuncel'in Dink Cinayeti'ndeki rolü ve Emniyetin resmi muhbiri olduğunu artık biliyordu.

Sorumluluğun büyük bölümünün Trabzon'da olduğuna yönelik düşünceler oluşmaya başladı.

Ama dikkatlar İstanbul'un üzerindeydi. Nihayetinde İstanbul Hrant Dink'in yaşadığı, gazete çıkanp yazı yazdığı, tahdit edilip yargılandığı ve öldürüldüğü kentti. Hiçbir şey İstanbul Emniyetini sorumluluktan muaf tutamazdı.

İstanbul'daki en üst düzeydeki yetkililerin bilgisi dahilinde üst düzey Emniyet görevlileri deyim yerindeyse kendileri yerine Akyürek'in derdine düşmüşlerdi.

O ise 24 Ocak 2007 günü neredeyse kendisini kurtarmak için bir araya gelmiş insanları bırakıp kaçarcasına Ankara'ya dönmüştü.

Ankara İstihbarat Dairesi, Trabzon Emniyet Müdürlüğü ve Jandarma ile İstanbul Emniyet Müdürlüğü arasında paylaşılması gereken sorumluluğun tümü İstanbul Emniyetinin üzerine kalacak gibi görüntü ortaya çıktı.

Bu arada sorumluluğun Trabzon'un üzerinde kalacağına üzülen bir istihbaratçıyı, Ankara'daki meslektaşı yatıştırırken şifreyi söylemişti; "Üzülme bu olay İstanbul'a geçer."

İstanbul yöneticileri Vali Güler ile Emniyet Müdürü Cerrah'ın bu duruma sessiz kalması zordu.
Ayrıca mızrak çuvala sığacak gibi görünmüyordu.
Bunun için bir şey yapılmalıydı.
Hem gerçek sorumluları ortaya çıkartacak hem de İstanbul'u aklayacak bir girişim olmalıydı.

O dönem Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni olan Fatih Altaylı'ya İstanbul Valiliğinden aradığını söyleyen telefondaki ses her şeyi anlatıyordu.
Ve bomba 28 Ocak 2007 günü Sabah gazetesinde Altaylı'nın köşesinde patladı. Altaylı, "Büyük Abi'de Muhbir Şüphesi" başlıklı yazısında şunları yazdı:

2004'te McDonald's'm bombalanması olayında, Yasin Hayal ile birlikte Erhan Tuncel de yakalanıyor.

Tuncel'in poliste verdiği ifade sonrasında dönemin Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek (Rahip Santoro Cinayetinden sonra Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı'na getirildi), Erhan Tuncel'i çağırıyor ve "Sen diğerleri gibi serseri değilsin. Okumuş adamsın.

Ben seni bu davanın dışına çıkartayım. Sen de buna karşılık bize bu gruplarla ilgili bilgi getir" diyerek Tuncel'i "gönüllü istihbarat elemanı"
olmaya ikna ediyor.

Anlaşma sağlanınca, Erhan Tuncel, McDonald's'ın bombalanması olayında mahkemeye çıkarılmıyor. Tuncel'in yakalanıp sorgulanmasına rağmen mahkemeye sanık olarak çıkarılmaması o sırada da dikkat çekiyor ama üzerinde fazla durulmuyor.

Tuncel duruşmalar sırasında da mahkemeye gelip gidiyor ancak ifade bile vermiyor.

O günden buyana Tuncel, Trabzon Emniyeti'ne muhbir olarak hizmet ediyor.

Ancak gerek Santoro Cinayeti'nde ve asıl olarak bu son olayda Tuncel'in Emniyet'e bilgi verip vermediği, verdiyse bu bilgilerin değerlendirilip değerlendirilmediği sır olarak bekliyor.

Hrant Dink Suikasti öncesi Erhan Tuncel'in Dink'in öldürüleceğine ilişkin Emniyete bilgi verdiği, ancak bu bilginin ciddiye alınmadığı iddia
ediliyor.

Halen tutuklu olan "Büyük Abi" Erhan Tuncel'in Emniyet'te ifade vermeyi reddetmesi ve tek kelime konuşmadan "susma hakkını kullanması"
şüpheleri artırıyor.

MÜLKİYE MÜFETTİŞİ: "SEN YANDIN MÜDÜR BEY"

Bu yazı 22 Ocak ile 25 Ocak arasında Emniyet'te süren suskunluğun da bozulmasını sağlayacaktı.
İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, ertesi gün gazetecilerin karşısına çıkarak konuyla ilgili olarak iki müfettişin görevlendirildiğini açıkladı. Ancak gazetelerde yazılanlarla, Bakanın sözünü ettiği şey aynı değildi.

Gazeteciler, Emniyetin resmi bir muhbirinin Dink Cinayeti'nin azmettiricisi olduğuna ilişkin soru soruyor, Bakan kamu görevlilerinin sorumluluğu hakkında soruşturma başlatıldığını anlatıyordu.

Tuncel'in her şeyi anlattığı tespit tutanağı Savcılığa ulaştığı gün, 26 Ocak 2007'de İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu, Şükrü Yıldız ve Mehmet Ali Özkılınç isimli iki Mülkiye Başmüfettişi'ni, kamu görevlilerinin olaydaki sorumluluğunu araştırması için görevlendirdi.

Müfettişler, Tuncel'in anlatımlarının yer aldığı ve İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'na yeni ulaşan tespit tutanağının bir bölümünü araştıracaktı.

O da 24.10.2004 günü Trabzon McDonald's'a bomba atılması eylemini Yasin Hayal ile Erhan Tuncel'in birlikte gerçekleştirdikleri, bombanın Erhan Tuncel tarafından hazırlandığı, Yasin Hayal'in eylem sırasında giydiği (kanlı) pantolonun Erhan Tuncel tarafından emniyet görevlilerine verildiği halde delil olarak kullanılmadığı, Erhan Tuncel'in emniyet adına Yardımcı İstihbarat Elemanı olmaya razı edilerek soruşturma dışına çıkarılması" konusuydu.

Ancak müfettişler Tuncel'in anlattığı çok çapıcı açıklamaların tümünü inceleme yolunu seçmemişti. Elbette onlarda üstlerinin verdiği görevleri yapıyorlardı. Ama sorumluluk kimdeyse, Dink davasındaki ihmaller zincirinin halkalarını birbirinden ayrılmasına neden olmuştu.

Nitekim, sonuçları birbirine benzese de Erhan Tuncel'in ifadesinde belirttiği ve Trabzon Polisi hakkındaki iddialarla ilgili bir başka inceleme ise aylar sonra başlayabilecekti.

İki Mülkiye Müfettişi'nin incelemeye başlamasıyla kabak önce Trabzon'da iki üst düzey yöneticinin başına patladı.

Bu kişiler, ildeki sorumluluk hiyerarşisinin en başında olan ancak Dink Cinayeti'nin hazırlığı, olayların gelişimi hakkında en az bilgiye sahip olan Trabzon Valisi Hüseyin Yavuzdemir ile Emniyet Müdürü Reşat Altay'dı. İçişleri Bakanlığı aynı gün iki görevliyi merkeze aldı.

Saldırının en ince detayına kadar planlandığı, jandarma ve polis dahil, Dink'in Yasin Hayal ya da belirlediği bir kişi tarafından öldürüleceğini duymayanın kalmadığı Trabzon Emniyeti ile ilgili tek karar da bu oldu.

Ne Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek ne Emniyet Amiri Ercan Demir ne İstihbarat Şubesi Müdürü Engin Dinç ve Polis Memuru Muhittin Zenit ve diğer memurlar, ne de onlardan sonra görev alan Emniyet Müdürü Reşat Altay ve İstihbarat Şube Müdürlü Faruk Sarı ile istihbarat görevlileri hakkında yasal bir işlem yapılmadı.

Bunu biraz da İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi Müdürü Ahmet İlhan Güler ile ilk karşılaşmasında "sen yandın müdür bey" diyen ve Dink Cinayeti ile ilgili idari soruşturmayı yürüten Mülkiye Başmüfettişi Şükrü Yıldız'a borçluydular.

Tam da Yıldız'ın dediği gibi oldu.

Yıldız ve Özkılınç'ın Trabzon'dan başlattığı ve İstanbul'a uzanan araştırması 5 Şubat 2007 günü raporlaştı.

"Hrant Dink'in öldürüleceği Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nce İstanbul Emniyeti'ne bildirildiği halde gerekli ve yeterli işlemlerin yapılmaması ve koruma tedbirlerinin alınmamasına" ilişkin araştırma raporu şu cümlelerle bitiyordu:

"Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nden Hrant DİNK'in öldürüleceğine dair gelen yazının İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nce çok ciddi ele alınması5 gerekirken, yapılan işlemlerin yeterli olmadığı ve koruma tedbirlerinin alınamadığı, AGOS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant DİNK'in 19.01.2007 tarihinde öldürüldüğü anlaşıldığından, İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ve İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler haklarında ön inceleme ve disiplin soruşturması yapılması gerektiği,

İstihbarat Daire Başkanlığı ve Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlilerinin üzerine atılacak herhangi bir kusur bulunmadığı anlaşılmıştır."

İSTANBUL İSTİHBARAT ŞUBE

MÜDÜRÜ GÖREVDEN ALINIYOR


İleriki bölümlerde göreceğimiz gibi Yıldız ve Özkılınç, bundan sonra birkaç kez yaptıkları incelemelerde sürekli İstanbul Emniyetinin kusuru olduğunu, Trabzon Emniyetinin ise kusuru bulunmadığını yazacaklardı.
İlk incelemede İstanbul Emniyetinden iki isim hedef tahtasındaydı.
Birisi Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah.
Diğeri İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler'di.

Trabzon Valisi Hüseyin Yavuzdemir ile Emniyet Müdürü Reşat Altay'ın 26 Ocak'ta merkeze alınmalarıyla birlikte 5 Şubat 2007 tarihinde İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler, Başmüfettiş Şükrü Yıldız'ın talebi doğrultusunda görevinden alınarak Şükrü Balcı Polis Meslek Yüksek Okulu'na atandı.

Bu atamaya ilişkin kararda, Güler'in İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'ı koruyan tavrı etkili olmuştu.
Güler, Cerrah'ın Trabzon'dan gelen yazı hakkında bilgisi olamayacağını söylemişti.
Evet Müfettişler belki de haklıydı.

Değil yalnız Ahmet İlhan Güler, İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek, C Şube Müdürü (Halen İstanbul İstihbarat Şube Müdürü) Ali Fuat Yılmazer ve Trabzon'daki görevliler de "soruşturmanın selameti bakımından" incelemeler sonuçlanana kadar açığa alınması gerekmez miydi?

Oysa yalnızca İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler'in görevden alınmasıyla yetinilmişti.

İSTİHBARAT DAİRE BAŞKANI

RAMAZAN AKYÜREK MÜFETTİŞİ YANILTMIŞ!


Dink Cinayetiyle ilgili sorumlu Emniyet görevlilerinin açığa alınmasının gerekliliğinin anlaşılması için Akif îkbal isimli Mülkiye Başmüfettişinin raporunun yayınlanması gerekecekti.

Bu rapor, idari soruşturmalarla birlikte 30 klasörü bulan Dink Cinayeti dosyasının da sondan başa yeniden okunmasını gerektirecek nitelikteydi.

Akif İkbal'in 19 Mayıs 2008 tarihinde hazırladığı raporda, İstihbarat Başkanı Ramazan Akyürek'in, kamu görevlilerinin Dink Cinayeti konusundaki ihmallerini araştıran Mülkiye Başmüfettişi Şükrü Yıldız'ı "yanılttığını" yazdı.

Şükrü Yıldız'ın "yanıltılmasına" neden olan yazı 6 Mart 2008 tarihini ve İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek'in imzasını taşıyordu.

Yıldız, 11 Mart 2008 tarihli raporunda, Akyürek'ten aldığı yazı üzerine İstanbul Emniyeti hakkındaki en ağır raporunu yazmıştı. Yıldız, İstanbul5 Emniyet İstihbarat Şube Müdürlüğü yetkililerini "geçmiş tarihli sahte rapor" yazmakla suçlamıştı.

Dink Cinayeti konusunda özellikle basın aracılığıyla kamuoyuna yansıyan tüm bilinenleri yeniden gözden geçirtecek olan Akif İkbal'in tespitlerine değinmeden önce meslektaşı Şükrü Yıldız'ın yanıltıldığı raporundaki tespitlere bakalım.

Başmüfettiş Şükrü Yıldız, Trabzon Emniyet Müdürlüğü tarafından Hrant Dink öldürülmeden bir yıl önce 17 Şubat 2006 tarihinde İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü'ne gönderdiği ve Yasin Hayal'in Dink'e yönelik bir eylem gerçekleştireceğine ilişkin yazı hakkında hiçbir işlem yapmadığını ortaya koyan 24 Şubat 2006 tarihli yazının geçmiş tarihli olarak, yani sahte olarak düzenlendiğini yazdı.

Bu konuda basına yansıyan haberlere göre Başmüfettiş Yıldız, şüphe duyarak Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı bilgisayar kayıtlarına (LOG) müracaat etti.

Cevabını aradığı soru şuydu: İstanbul İstihbaratı kendisine Trabzon tarafından bildirilen Osman Hayal'e ait cep telefonuyla ilgili tarama yapmış mıydı?
Eğer Dink konusunda İstanbul İstihbarat Şubesi teknik bir inceleme yapmışsa LOG kayıtlarında bunun yer alması gerekirdi. Yıldız, 3 Mart 2008 tarihli bir yazıyla LOG kayıtlan hakkındaki bilgiyi İstihbarat Şube Müdürü Ramazan Akyürek'ten istemişti. Akyürek, 6 Mart 2008 tarihinde Yıldız'a gönderdiği yazıda aynen şunları yazdı:

Trabzon istihbarat Şube Müdürlüğü'nün 17.02.2006 tarihli yazısında belirtilen Osman Hayal'in kullandığı 0538 719 31 81 nolu telefon hakkında 12.02.2006 tarihi ile cinayetin işlendiği 19.01.2007 tarihleri arasında İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü tarafından herhangi bir teknik çalışma yapılmadığı ekteki log kayıtlarından anlaşılmaktadır.

Hrant Dink'in öldürüldüğü 19.01.2007 tarihinden önce Osman Hayal hakkında İstihbarat Değerlendirme Projesi kapsamında evrak ve şahıs ile ilgili olarak İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlilerince herhangi bir çalışma yapılmadığı ekteki log kayıtlarından anlaşılmaktadır.

Akyürek'ten gelen bu yazı üzerine Başmüfettiş Yıldız'da raporunda Trabzon'dan gelen yazıda Osman Hayal hakkındaki ilk bilgisayar sorgulamasının Dink öldürüldükten üç gün sonra yani 22 Ocak 2007'de yapıldığı, Yasin ve Osman Hayal'in kullandığı cep telefonuyla ilgili olarak ise cinayetin işlendiği 19 Ocak 2007 tarihine kadar herhangi bir sorgulama veya teknik çalışmanın yapılmadığını yazdı.

Ayrıca, İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlisi komiser Volkan Altınbulak'ın Trabzon'dan gelen yazıdan hemen sonra "2006 yılında yaptım" dediği teknik çalışmaların cinayetten sonra yapılmış çalışmalar olduğu, Bahadır Tekin ve Özcan Özkan adlı polis memurlarının Osman Hayal'in adres çalışması ile ilgili İstihbarat Şube Müdürlüğü'ne verdiği 24 Şubat 2006 tarihli personel raporunun da cinayetten sonra hazırlandığı,5 bu nedenle yazının bilgisayar kayıtlarına geçirilemediğini raporlaştırdı.

Bu bulgular üzerine Trabzon'dan gelen söz konusu yazıdan İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'ın haberi olmadığı belirtilerek, İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler ile diğer görevliler Bülent Koksal, İbrahim Pala, İbrahim Şevki Eldivan, Volkan Altınbulak, Bahadır Tekin, Özcan Özkan'ın görevi ihmal ile yargılanmaları konusunda soruşturma yapılması için izin talebinde bulundu.

Valilik ise bir kişi dışında diğer görevliler hakkında soruşturma izni verilmesini kararlaştırdı.

Şükrü Yıldız, şüphe duymakta haklıydı ama gerçeği bulmak için yalnızca İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek'in değil, suçlama yapılan İstanbul Polisi'nin de konuyla ilgili bilgisine başvurmalıydı.

Dink ile ilgili olarak teknik inceleme yapılıp yapılmadığını, 24 Ocak 2006 tarihli raporun neden log kayıtlarında bulunmadığını da onlara sormalıydı.

Şükrü Yıldız'ın 11 Mart 2008 tarihli şok raporu üzerine Osman Hayal'in cep telefonuyla ilgili olarak teknik inceleme yapmayarak görevlerini ihmal ile suçlanan İstihbarat Şube görevlileri, kendilerini temize çıkacak gerçeğin peşine düştüler.

Haklarında iddia bulunan istihbaratçılar Trabzon'dan gelen yazı üzerine teknik inceleme yapıldığından emindiler. Bu durumu üstlerine bildirirken teknik inceleme sonuçlarının İstanbul İstihbarat Şubesi'nde bulunan Dell marka bir bilgisayarda yer aldığını bildirdiler.

CERRAH'TAN İSTİHBARAT ŞUBESİ'NE BASKIN

Trabzon İstihbaratı'nın uyarısına rağmen Osman Hayal ile ilgili gerekli incelemeyi yapmamakla suçlanan İstanbul İstihbaratı'nın ihmali araştırılırken rapor hazırlayan müfettişin hassas bir inceleme yapması gerekiyordu.

Bunun iki nedeni vardı.

Birincisi İstihbarat Şubesi bilgisayarında var olan teknik inceleme sonuçları silinmemeliydi. İkincisi dışarıdan müdahale ile yapılmamış teknik inceleme sonuçları bilgisayarın hafızasına sonradan yerleştirilmemeliydi.
Bu konudaki incelemenin şaibeye yer bırakmayacak şekilde yapılması gerekiyordu.
Buna rağmen herkesin yapılacak inceleme sonucuna itimat edeceği çok önemli bir sigorta vardı.
Bu sigorta, Ramazan Akyürek'e yakınlığıyla bilinen isimlerden birisi olan İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer'di.

İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, 18 Nisan 2008 günü akşam saat 20.50'de Yasin Hayal hakkında incelemelerin bulunduğu bilgisayarda teknik bir inceleme yapılması için İstihbarat Şubesi'ne adeta baskın yaptı.

Ali Fuat Yılmazer'in de yer aldığı bu çalışma sırasında Osman Hayal'in cep telefonuna ilişkin sorgulama yapılıp yapılmadığına ilişkin verilerin yer aldığı bilgisayarın sabit diskindeki bilgiler kopyalandı ve bilgisayar mühürlendi.

Yılmazer ile birlikte bir emniyet amiri, bir müdür ile dört memurun imzasını taşıyan tutanağın altına Cerrah da imzasını attı. Bu olağan bir5 uygulama değildi. Polislerin birbirlerine karşı tutumları olayı bu noktaya getirmişti.

İstanbul Emniyeti'nin uzmanları İstihbarat Şube'de ilk incelemeyi yaptı ve Yasin Hayal dosyasının 20 Şubat 2006 tarihinde oluşturulduğunu rapora bağladı. Bu raporun altında da yine İstihbarat Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer ile Emniyet Müdürü Cerrah'ın da imzası vardı.

Mülkiye Müfettişi Şükrü Yıldız'ın geçmişe dönük rapor hazırlamakla suçladığı İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi'nde ortaya çıkan bu durum üzerine Valilik, İçişleri Bakanlığı'na bir yazı göndererek yeni bir inceleme yapılmasını istedi.

Bakan Beşir Atalay 30 Nisan 2008 günü Akif İkbal isimli tecrübeli bir Mülkiye Başmüfettişi'nin inceleme yapmasına onay verdi. Bu seçim bile ilginçti. Çünkü hakkında soruşturma yapılan polisler Mülkiye Müfettişine karşı güven duymadıklarını söylüyorlardı. Bu güven tartışmaları mahkemelere verilen dilekçelere de yansıyordu.

Bakan imzasıyla görevlendirilen Mülkiye Başmüfettişi Akif İkbal, Emniyetin hazırladığı raporu bir kenara bırakarak İstanbul Üniversitesi'nden (İ.Ü.) bir rapor istedi.

İ.Ü. Bilgisayar Bilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi (BUYAMER) 9 Mayıs 2008 tarihinde hazırladığı raporda bilgisayarda "telefon sorgulan" isimli dizinin altında bulunan "Yasin Hayal enson xls." isimli dosyanın 20 Şubat 2006 günü saat 17.18'de yaratıldığını ve bu dosyanın 8 dakika açık kaldığını, değişikliklerin saat 17.26'da kaydedildiğini tespit etti.

Dosyayı 20 Şubat 2006 günü oluşturan İstihbarat Şube görevlisi Volkan Altınulak da ifadesinde, Yasin Hayal'e ait 0538 719 31 81 nolu telefonu sorgulayarak irtibatlı telefon numaralarını araştırdığını söyledi. Ağabeyi Osman Hayal'in 0 538 204 41 04 nolu telefonunu, Ümraniye Sarıgazi'deki Tilroğlu Fırını'nın adresini tespit ederek araştırma yapması için Bahadır Tekin ve Özcan Özkan adlı İstihbarat şubesi görevlilerine verdiğini anlattı.

Telefon numaraları ile ilgili teknik inceleme sonuçlarını bilgisayara Yasin Hayal enson.xls adıyla kaydettiğini belirten Altınbulak, teknik inceleme için bilgisayar sorgulamasını kendi şifresiyle değil bürodaki diğer çalışanların şifreleri ile yaptığını söyledi.

Benim şifremle yapılmamış olsa bile, masa amirinin yardımcısının şifresiyle veya bir başkasının şifresiyle yapılmış olabilir. Log kayıtlarında sadece benim şifrem esas alınmış olması buna dayanarak teknik çalışma yapılmamış, cinayetten sonra yapılmış denmesi eksik bir iddiadır.

İstanbul İstihbarat Şubesi C Büro Amirliği'ndeki tüm görevlilerin şifreleriyle bu incelemenin yapılıp yapılmadığının kontrol edilmesi gerekirdi. Nitekim bir başka yerden elde edilmesi mümkün olmayan benim bilgisayarımda bulunmuş olması, üstüne üstlük bunun somut olarak 20.02.20066 tarihinde kaydedildiğinin ispat edilmiş olması, bu uygulamanın zamanında yapıldığının delilidir.

İstihbaratçı Volkan Altınbulak, 7 Mayıs 2008 tarihinde Mülkiye Başmüfettişi Akif İkbal'e verdiği ifadede Trabzon'dan gelen yazı üzerine yapılan çalışmalar hakkında bu ildeki meslektaşı Özkan Mumcu'yla telefonda da konuştuğunu anlatıyor:

Trabzon istihbarat Şube C Büro Amiri Özkan Mumcu'yu arayarak teknik çalışma, tahkikat çalışmaları ve değerlendirmemi kendisine aktardım.
Özkan Mumcuda bana kendilerinin gönderdikleri bilgilerin ajan bilgisi olduğunu, üzerinde çalışma yapmadıkları ham bilgileri İstanbul'a
gönderdiklerini, bizim yaptığımız çalışmaların doğru olacağını zaten Yasin Hayal'i hem teknik takip hem de ajan takibi ile kontrol altında
tuttuklarını, şahsın İstanbul'a hareket etmesi halinde veya bir gelişme olduğunda yazı ile bildireceklerini söyledi.

Ancak Trabzon'dan 17 Şubat 2006 tarihinde gelen yazı üzerine hazırlanan 24 Ocak 2006 tarihli yazı gerekli imzaların tamamlanmasından sonra dosyasına kaldırılmıştı. Akif İkbal bu durumun görevi ihmal değil, olsa olsa disiplinsizlik olarak değerlendirilmesi gerektiğini yazdı.

İkbal raporunda bunu önemli bir tespite dayandırıyordu.

O da şuydu:

Trabzon'dan gelen 17 Şubat 2006 tarihli yazıda Hrant Dink'e yönelik bir eylemin para bulması halinde İstanbul'a gelecek olan Yasin Hayal tarafından gerçekleştirileceği belirtiliyordu.

Oysa eylem 19 Ocak 2007 günü Ogün Samast tarafından gerçekleştirildi. İkbal raporunda, "rapor haline getirilip ilgililere bildirilmesinden nasıl bir fayda temin edileceği anlaşılamadığı, usul yönünden eksik bulunan bu hususla, Ogün Samast tarafından işlenen cinayet arasında nasıl bir bağ kurulduğunun tespit edilemediği anlaşılmaktadır" dedi.

Yani kısaca "ihbar Yasin Hayal'in eylem yapacağı yönündeydi ama cinayet bir yıl sonra Ogün Samast tarafından işlendi" diyordu.

Dolayısıyla sorumluluğun cinayetin planlandığı Ogün Samast'ın yaşadığı Trabzon'da olduğunun işaretlerini veriyordu. Hatta Dink Cinayeti nedeniyle görevi ihmalle suçlanan Trabzon Polisi hakkında Trabzon Savcılığı'nın takipsizlik kararı verdiğine atıf yaparak, "Trabzon Polisi için sorumluluk doğurmayan cinayetin, YİE arcılığıyla yürütülen soruşturmanın bir parçasından haberi olan İstanbul Polisi için neden sorumluluk doğurduğu" konusunun ise tartışmalı olduğuna değiniyordu.

Peki Trabzon'dan 17 Şubat 2006 tarihinde gönderilen bu yazı Hrant Dink'in korunması için yeterli olamaz mıydı?

Hakkında TCK'nın 301'inci maddesine dayanarak Türklüğe hakaret ettiği gerekçesiyle davalar açılan ve her duruşmasında linç tehlikesi atlatan Dink'in yaşadığı yer olan İstanbul polisi tarafından korunması gerekiyordu.

Dolayısıyla sorumluluk Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'ın omuzlarındaydı.

Öte yandan bırakın korumayı devletin en önemli kurumlarından Milli İstihbarat Teşkilatı'nın (MİT) Bölge Başkan yardımcısı Ö.Y. ve bir başkae görevli Vali Yardımcısı Ergün Güngör ile birlikte Dink'i yazıları nedeniyle uyarmayı seçmişti. 24 Şubat 2004 tarihinde İstanbul Valiliği'ne çağrılan Dink'in yanında bulunan MİT görevlisi kendisine Agos gazetesindeki yazıları nedeniyle çok sayıda tehdit alındığını, bunlardan birisinin Bursa'da gözaltına alındığını söyledi. Bundan sonra yazacağı yazılan dikkat etmesi gerektiği ve serseri birkaç kişinin kendisine zarar verebileceği uyarısını yapmıştı.

Oysa MİT ve diğer istihbarat kuruluşları tarafından ölüm tehdidi aldığı tespit edilen kişilerin kendi isteğine bağı olmadan korunması yasa gereğiydi. Ancak korunmak yerine uyarılması yerinde görülmüştü.

Gerçekten insanın sorası geliyor, jandarmanın, polisin ihmallerinin konuşulduğu Dink Cinayeti konusunda MİT'in üzerinde hiç durulmaması ilginç değil mi?

İnsan en azından şunu merak ediyor.

Vali Yardımcısıyla Dink görüşmesinde hazır bulunan iki MİT üst düzey görevlisinin aldığı kayıtlar nerede ve Dink'in MİT dosyasında neler yazıyor?
Neyse biz yine dönelim koruma meselesine...
Akif İkbal, raporunda İstihbarat Şubesi'nin koruma görevi olmadığının altını çiziyor. Peki bir kişi hangi şartlarda korunur?
Cevap; yasalara göre, isteğe bağlı ya da bağlı olmayan şekilde iki türlü koruma var.
Birincisi, MİT ya da diğer istihbarat birimlerinin saldırıya uğrayacağı bildirilen kişiler bu kişilerin teklifi üzerine isteğe bağlı olmaksızın korumaya alınır.

İkincisi ise kendi talepleri doğrultusunda terör saldırısına hedef olan kişiler koruma talebinde bulunabilirler.

Yazdığı yazılar nedeniyle gösterilen tepkilerin büyüklüğü ve sürekliliği ise Dink'in durumunun birinci maddeye yani isteği bağlı olmayan biçimde korunma zorunluluğunu gösteriyor.

Peki bu durumda sorumluluk kimin?

Hrant Dink'e karşı eylem yapılacağı yazısının gönderildiği İstanbul Emniyeti İstihbarat Şubesi'nin mi? MİT'in mi? Jandarma'nın mı? Dink Cinayeti hakkında tüm detaylara sahip Trabzon Emniyeti'nin mi? Hrant Dink'in öldürüleceğine dair raporların gittiği, İstihbarat Dairesi Başkanlığı C Şube Müdürlüğü'nün mü?

Peki 17 Şubat 2006 tarihinde C Şubesi'nin başında kim vardı?
Ali Fuat Yılmazer.
Bu konuyla ilgili herhangi bir soruşturma geçirdi mi? Tabii ki hayır. Peki Yılmazer şimdi hangi görevde; İstanbul İstihbarat Şube Müdürü.

Trabzon'dan ihbarın gönderildiği tarihte bu ilin Emniyet müdürü kimdi; Ramazan Akyürek. Peki "Ermenilere karşı olası eylemler konusunda üstüme düşen her şeyi yaptım" diyen Akyürek, Mayıs 2006'dan sonra Başkanı olduğu İstihbarat Dairesi'nde Dink ile ilgili hangi önlemi gündeme getirdi?

Son soru; Erhan Tuncel'i Trabzon İstihbarat Şubesinin resmi ajanı yapan kararın altında imzası bulunan Ramazan Akyürek İstihbarat Dairesi Başkanı olarak şimdi ne yapıyor?

Mülkiye Başmüfettişi Akif İkbal'in raporundan anladığımız kadarıyla, Dink Cinayeti'ni soruşturan Mülkiye Başmüfetişini yanıltıyor. İkbal bunu raporuna aynen şöyle yazıyor:

Mülkiye Başmüfettişi Şükrü Yıldız tarafından düzenlenen 11 Mart 2008 tarihli ön inceleme raporunda, İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlileri hakkında görevi ihmalden soruşturma açılması istendi.

İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü'nün geçmiş tarihli sahte rapor düzenlendiği iddiasına yol açan ve görevi ihmalle suçlanmasına neden olan bu tespitte İstihbarat Dairesi Başkanı Akyürek'in imzasını taşıyan 06.03.2008 tarihli yazı rol oynamıştı.

İSTİHBARATTAKİ LOĞLAR SİLİNDİ Mİ?

Hrant Dink'e karşı eylem yapacağı beklenen Yasin Hayal'in abisi Osman Hayal ile ilgili teknik inceleme zamanında yapıldıysa, teknik inceleme kayıtlannın İstihbarat Dairesi Başkanhğinm log kayıtlarında yer alması gerekirdi. Çünkü her nereden yapılırsa yapılsın, teknik inceleme kayıtları İstihbarat Dairesi Başkanlığı log kayıtlarında yer alır.

Oysa Ramazan Akyürek, Başmüfettiş Şükrü Yıldız'a gönderdiği log kayıtlarıyla ilgili tutanakta, Osman Hayal ile ilgili ilk incelemenin Dink öldürüldükten iki gün sonra yapıldığını iddia ediyordu.

Akyürek, Yıldız'a gönderdiği 6 Mart 2007 tarihli yazıda "Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü'nün 17.02.2006 tarihli yazısında belirtilen Osman Hayal'in kullandığı 0538 719 31 81 nolu telefon hakkında 17.02.2006 tarihi ile cinayetin işlendiği 19.01.2007 tarihleri arasında İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü tarafından herhangi bir teknik çalışmanın yapılmadığı ekteki log kayıtlarından anlaşılmaktadır" diyerek kesin bir hüküm belirtiyordu.

Eğer, Akif İkbal'in raporuna göre İstanbul İstihbaratı Osman Hayal'in telefonuyla ilgili teknik çalışmayı zamanında yaptıysa, bunun İstihbarat Dairesi Başkanlığı log kayıtlarında olması gerekir. O zaman büyük bir soru gündeme geliyor.

Acaba teknik inceleme yapıldığına ilişkin log kayıtları silindi mi?

Bu şüphe Dink Cinayeti nedeniyle görevinden alınan İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler'in İdare Mahkemesi'ne açtığı davada verdiği son dilekçede açıkça dile getiriliyor.

Tecrübeli bir istihbaratçı olan Güler "Log kayıtlarının sıhhati konusunun bilirkişi tarafından incelenmesi gerekirdi" derken, teknik inceleme sonuçlarının log kayıtlannda bulunmamasıyla ilgili olasılıkları şöyle sıralıyor:

"Log kayıtlarınde teknik inceleme sonuçlarının bulunmayışı; yazılım güncellemesi yapılması, bilgisayarlara yeni bir program yüklenmesi, bilgisayarın yenilenmesi, serverlerin değiştirilmesi de bu sonuçlara yol açabilir.

Ayrıca olayda kendi sorumlulukları ortaya çıkabilecek görevlilerin kasıtlı olarak bilgileri değiştirmesi, loğları bozması mümkündür."

Ahmet İlhan Güler 15 Nisan 2008 tarihli dilekçesinde doğrudan İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek'e yönelik suçlamasını şöyle dile' getirildi:

"Sayın Mülkiye Başmüfettişi tarafından İstihbarat Daire Başkanlığından alınan bir yazıya dayanarak, bir çalışma yapılmadığının tek delili LOG kayıtları gösterilmektedir. Bu konunun bilirkişilere sorulmamış olması çok dikkat çekicidir. Bilirkişiye sorulması gereken konular bilirkişiye sorulmamış, bu soruşturmanın sonucundan etkilenecek ve kendisinin suçlanması söz konusu olabilecek bir kişinin imzasıyla (Ramazan Akyürek) alınmış belgeye itibar edilmiştir."

Elbette teknik nedenlerle LOG kayıtları kaybolabilirdi. Ancak Güler, kayıtların silinmiş olabileceği kuşkusuna nasıl kapıldı?

Acaba birileri Ankara'da neler olup bittiğini kendisine anlattı mı? İstihbaratçıların aralarında konuştuğu bu konular, cevap diye ortaya konan belge ve bilgilerin yeni sorular yaratmaktan ve işleri içinden çıkılmaz boyutlara vardırmaktan başka bir işe yaramıyor.

Bu konuda kafa yoranların amacı elbette birilerini hedef almak değil, ileride tüm dünya karşısında Türkiye'nin "yüz karası olma potansiyeli taşıyan" bir davada tüm gerçeğin herkesi tatmin edecek şekilde ortaya çıkması olduğunu unutmamak gerekiyor.

KAMERA GÖRÜNTÜLERİ ANKARA'DA SİLİNDİ

Türkiye'de son dönemde işlenen en önemli siyasi cinaet olan Hrant Dink'in öldürülmesiyle ilgili soruşturma ve davalarda ortaya çıkan küçücük bir gelişme, her şeyi başa taşıyor.

İşte size TBMM Dink Cinayeti'ni Araştırma Komisyonu raporuna giren skandal iddialardan birisi:

"Cinayet günü (19 Ocak 2007) cinayet mahalline yakın Akbank'ın ATM kamera görüntülerinin saat: 12:48'e kadar olan kısmı Emniyet tarafından bir daha geri dönüşümü mümkün olmayacak şekilde olay sonrası silindi."

Dink'in avukatlarını böyle şok bir iddia ortaya atmaya iten bulgular neydi?

Bu konuda İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nden alınan bilgiler önemliydi. Akbank'ın kamera kayıtlarını bir hafta geriye dönük olarak izleyenler nedense 19 Ocak 2008 sabahına ait olan ve 12.48'e kadar olan kısmı göremiyorlardı.

Dink'in avukatları bunun sebebini sorduklarında "Biz kayıtları Ankara'ya gönderdik oradan bize bu şekilde geldi" yanıtını aldılar. Yani bir silinme varsa Ankara'da yapılmıştı. Dink ailesi gerçekten bir silme olup olmadığı da yurtdışında yapılan çalışma sonucunda ortaya çıkarmaya çalıştılar. Aldıkları gayri resmi bir raporda, görüntülerin geri dönüşümü yapılamaz şekilde silindiği bildirildi.

Peki görüntülerin silinmesinin özel bir amacı yok muydu? Bir şeyler mi gizlenmeye çalışılıyordu? Gerçek tam olarak ortaya çıkana kadar bu şüpheler herkesin yakasına yapışmış bir şekilde kalacaktır. Bu şüphelerin yersiz olmayabileceğine ilişkin iki işaret de var. Bunlardan bir tanesi meşhur Ergenekon Davası sanıklarından Emin Gürses ile Veli Küçük arasındaki bir telefon konuşması. Gürses ile Küçük şöyle konuşuyorlar: 1

Emin Gürses: Şimdi Hrant Dink'in öldürülmesinde giden çocuk, oraya giderken sağında solunda iki adamla beraber gidiyor. Bunu gören de kızın babası geliyor bize diyor ki, 'Kızım bunları gördü. Bunlar öldürmeye gidiyorlar diye konuşuyorlardı. Kızım da bunların arkasından yürüyordu.' Kız üniversiteye yeni girmiş. Bu adamlar, bu çocuk gidiyor, Hrant Dink'i öldürüyor. Bu adamlar kayıp. O adamlar Hrant Dink'in kapısına kadar çocuğu götürüyorlar. İki tane adam kim olduğu belli değil.

Veli Küçük: Vay be!

E.G.: Savcı bunu dinlemedi hocam, dinlemedi.

Veli Küçük: Aynı savcı dinlemedi. Şimdi de başka nedenden aldılar. Vay be. Yani o peki dinleselerdi tarikat bağlantısı falan mı çıkardı hocam.

E.G.: Tarikat bağlantısını ben söyledim. Maslak'ta adam orda oturuyor dedim. 80yaşında Salih, Şeyh Salih diye adamın adresini de verdim. Adamın yanında iki tane istihbaratçı polis olduğunu da söyledim. Bu adamın Bulgaristan'a gidip birileri ile görüştüğünü de söyledim adama gidip. 45 gün sonra beni savcı arıyor diyor ki, 'bir ifade alalım...' Sen ne diyorsun? dedim. 45 gün olmuş iş bitmiş...

Peki Ergenekon Davası sanığı bu meşhur ikilinin konuştukları gerçek olabilir mi?

Yani Ogün Samast cinayet yerine gelirken yanında iki kişi var mıydı? Cevap Dink Cinayeti dosyasında bulunuyor.

Emsale Çakmakçı isimli genç bir kız yukarıdaki telefon konuşmasında sözü edilen konuyla ilgili ifadeyi cinayet akşamı 19 Ocak 2007 günü gece yarısı polise vermişti.

Çakmakçı şöyle diyordu:

"Ben yukarıda belirtmiş olduğum Motif trikoda tasarım asistanı olarak sabah saat: 08.00'de işyerine gittim. Daha sonra saati tam olarak hatırlamıyorum, sabah saatlerinde Bayrampaşa'ya aksesuar malzemeleri almak için gittim. Buradan saat: 12.30 sıralarında Osmanbey'e geldim. Buradaki dükkânların vitrinlerine bakarken yanımda 1. şahıs buz mavisi kot pantolon, kot montlu yanımdan üç şahıs geçti. Bunlardan biri buz mavisi kot pantolonlu, kot montlu, siyah ayakkabılı, beyaz renkli şapkalı, buğday tenli, 1.70 - 1.75 boylarındaydı. İkincisi esmer, üzerinde fitilli kadife açık kahverengi mont ve kot pantolon vardı. Üçüncüyse 1.60 -1.65 boylarında, toplu biriydi. Şafak Sokak üzerinde yanımda yürüdüler. Ne konuştuklarını duymadım. Biraz ilerledikten sonra beyaz bereli olan cadde üzerinde kaldı. Diğer ikisiyse ara sokaktan girdiler. Cadde üzerinde Şafak Sokak'ın başında bulunan merdivenlere gelmeden sağ tarafta bulunan kumaşçı dükkânına girmek üzereyken silah sesini duydum. Sağa sola bakarken merdivenlerin baş tarafından aşağı doğru, beyaz bereli kişiyi kaçarken gördüm. Caddeye çıktığımda kalabalık vardı. Ne oluyor diye baktığımda yerde yatan şahsı gördüm."

Şimdi Dink Komisyonu raporunda yer alan iddiayı anlatılanlarla birleştirerek yeniden sormak gerekiyor. Eğer Akbank ATM görüntüleri silindiyse bunun nedeni sözü edilen kişilerin ortaya çıkmasının engellenmesi miydi?

RESMİ YALAN

İstanbul Polisinin Trabzon'dan gönderilen 17 Şubat 2006 tarihli yazısı konusunda gösterilen hassasiyet, ne yazık ki Trabzon ve Ankara'da delil karartma diye nitelendirilebilecek çabalara örnek gösterilmedi.

Soruşturma yapan kurumları yanıltmaya yönelik çabalardan birisini de İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tespit etti.

Olay şöyle gelişti. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Yasin Hayal ve Erhan Tuncel'in 2005 ve 2006 yılları içerisinde cep telefonlarının dinlendiği bilgisini aldıktan sonra ses kayıtlarını Trabzon Emniyet Müdürlüğü'ndeıı istedi.

Gönderilen ses kayıtlarını içeren DVD incelendiğinde yalnızca görüşmelere ilişkin sesleri ve SMS mesajlarının var olduğu, arayan ve aranan numaralar ile arama tarih ve saatlerine ilişkin kayıtların bulunmadığı görüldü.

DVD'de yer alan ses kayıtlarına ilişkin detayların gönderilmesi Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nden istenmiş, verilen cevapta ses kayıtlarının Cumhuriyet Başsavcılığımıza gönderilmesi sonrasında Trabzon Emniyet Müdürlüğü nezdinde bulunan tüm kayıtların imha edilmiş olduğu bildirilmişti.

Yasin Hayal ve Erhan Tuncel'in hakkında geçmiş tarihlere yönelik adli ya da istihbari nitelikte bir dinleme karannın bulunup bulunmadığı bir kez de Telekominikasyon İletişim Başkanlığindan soruldu.

Verilen cevapta Yasin Hayal ve Erhan Tuncel hakkında mevcut dinleme kararları dışında Mustafa Öztürk'ün de önceki tarihlerde Trabzon Emniyet Müdürlüğü nezdinde önleme dinlemesine alınmış olduğu bildirildi. Ancak bu durum Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nce Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan gizlenmişti. Alınan bu bilgi üzerine Trabzon Emniyet Müdürlüğü'ne tekrar yazı yazılarak Mustafa Öztürk'e ait ses kayıtlarının da İstanbul'a gönderilmesi istendi.

Trabzon'dan gelen cevapta, mahkeme kararı uyarınca dinleme kararının uygulanması için İstihbarat Daire Başkanlığı'na yazı yazıldığı ancak söz konusu GSM numarasının başka bir birim tarafından takip edilmesi nedeniyle o tarihte tedbirin uygulanmasının mümkün olmadığı bildirildi.

Savcılık bu kez, Mustafa Öztürk isimli şahıs hakkında 2006 yılı içerisinde yapılan tüm adli ve istihbari nitelikli dinlemelere ilişkin mahkeme kararlarını Telekomünikasyon İletişim Başkanlığindan istedi.

Kurumun verdiği cevap, Trabzon Emniyeti ve İstihbarat Dairesi Başkanlığinın "uygulanmadı" dediği kararla ilgili verdiği bilginin yalan olduğunu ortaya çıkardı.

Cevapta 2006 yılı içerisinde Mustafa Öztürk'e ait telefonun takibi konusunda kuruma intikal eden tek kararın Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nce alınan karar olduğu bildirilmişti.

Yani İstihbarat Dairesi Başkanlığinın Trabzon'a bildirdiği, Trabzon'un İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'na bahane olarak ortaya sürdüğü "bir başka kurum dinliyor" gerekçesinin doğru olmadığı ortaya çıkmıştı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Hrant Dink Cinayeti'ni Amerika Planladı!

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir