Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Dink Cinayeti Aydınlandıkça Hayatımı Karartmaya Çalışıyorlar

Burada Hrant Dink Cinayeti hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Dink Cinayeti Aydınlandıkça Hayatımı Karartmaya Çalışıyorlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 06 Haz 2011, 20:53

DİNK CİNAYETİ AYDINLANDIKÇA HAYATIMI KARARTMAYA ÇALIŞIYORLAR

Herkes bana aynı şeyi söylüyor; "Dikkat et".

Bazen uyarı alırsınız ama sokakta karşılaştığınız herkes size "Dikkat et" diyorsa, kendi kendinize "Benim göremediğim ne diye soruyorsunuz?"

Ama artık ben de görüyorum. Ne gördüğümü anlatacağım ama önce "Peki bunlar neden oldu?" sorusuna yanıt vereceğim.

Her şey 2009 yılı Ocak ayında "Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları" isimli kitabı yazınca oldu.

O güne kadar Dink cinayetiyle ilgili görevi ihmal tartışmaları İstanbul'da İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler ve bir iki polis ile Trabzon'da Jandarma Alay Komutanı Ali Öz etrafında dönüyordu.

Ben kitabımda önce Hrant Dink'i 2004 yılında İstanbul Valiliğinde tehdit eden Milli İstihbarat Teşkilatı(MİT) İstanbul Bölge Başkan yardımcısı Ö.Y'nin kimliğini ortaya çıkardım. Ardından dava dosyası, müfettiş raporları ile Trabzon İstihbarat Şube Müdürü ve ekibinin sorumluluğunu ortaya koydum. Bir de o güne kadar hiç üzerinde durulmayan Ankara'daki İstihbarat Dairesi Başkanlığı yetkililerinin sorumluluklarını ortaya koydum. Görevi ihmalden öteye mahkemeleri yanıltmak üzere hazırladıkları belgeleri ortaya çıkardım. Bu kapsamda İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek ile o dönem C Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer'in kusurlarını açık olarak yazdım.İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah Başta olmak üzere dönemin tüm görevlilerinin sorumluluklarını belgelere dayanarak ortaya koydum. Bunun yanında Dink cinayeti ile Ergenekon davası sanıkları arasındaki çok önemli bir şemayı yayınladım. Bu şema Dink cinayetinden hemen sonra İstihbarat Dairesi Başkanlığı yetkilileri tarafından hazırlanmış ve Başbakan Erdoğan'a bile sunulmuştu. Dink'in öldürüldüğü 19 Ocak 2007 tarihinden 10 gün sonra Dink ailesine ulaştırılan ve aileye yakın gazetecilere verilen bu şema nedense ben kitaba koyuncaya kadar bir kenara konmuştu. Ben Dink cinayeti ile Ergenekon sanıkları arasında bağlantıyı gösteren bu şema ve diğer deliller ışığında Dink cinayetinin Ergenekon ile birleştirilmesi gerektiğini açıkça da yazdım.

Benim kitabı yazmam ile Başbakanlık Teftiş Kurulu'nun İstihbarat Dairesi Başkanı Akyürek ile C Şube Müdürü Yılmazer'i doğrudan görevi ihmalle suçlayan raporu aynı dönemde çıktı. Bu raporun altında Başbakan'ın imzası da vardı.

Dink cinayetinde ihmalleri ortaya çıkan Ramazan Akyürek, Dink cinayetinden tam 2.5 yıl sonra hükümet tarafından görevden alındı.

Ahmet İlhan Gülen, Dink cinayetindeki ihmali nedeniyle görevden alınırken cinayette sorumluluğu Başbakanlık raporuyla belirlenen Yılmazer İstihbarat Şube Müdürü yapıldı.

Bu iki isim hem cinayette sorumlu hem de cinayeti aydınlatmakla görevli pozisyonda tutuldular. O yüzden Dink cinayeti dosyasında bir yere varmak mümkün olamadı.

Ben tüm devlet görevlilerinin görevlerini ihmal ettiğini yazdığımda eski İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek, İstanbul Emniyet Müdür Yardımcılığına yükseltilen Ali Fuat Yılmazer, Trabzon İstihbarat Şube Müdürü Faruk Sarı ve İstihbaratçı Muhittin Zenit mahkemeye başvurdular.
İstanbul II.Ağır Ceza Mahkemesinde 20 yıl hapis istemiyle yargılandım. Beraat ettim ancak hem savcı hem de polisler temyize gitti.

Ayrıca İstanbul 2.Asliye Ceza Mahkemesinde 8 yıl hapis istemiyle yargılanıyorum. Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesinde de şemaları yayınladığım için gizliliği ihlalden 4.5 yıl hapis istemiyle yargılanıyorum. Hrant Dink'i öldüren Katil Ogün Samast'a 20 yıl istenirken benim 32.5 yıl hapis istemiyle yargılanmam herkesi şaşırttı.

Özellikle istihbaratçılarla uğraşmanın zor olduğunu biliyordum. Ancak zorluğu hafifleten şeyler de olmadı değil.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti 2009 yıl Basın Özgürlüğü Ödülü, 2009 yılı Abdi İpekçi Gazetecilik Ödülü, 2010 Türkiye Yayıncılar Birliği Düşünce ve İfade Özgürlüğü ödülü verildi. Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI), Dink Cinayeti Ve İstihbarat Yalanları kitabı nedeniyle beni dünya genelindeki 60 Dünya Basın Özgürlüğü Kahramanı'ndan biri arasına koydu.

Bu beni mahkemeye veren polislerin kesin mağlubiyeti anlamına geliyordu. Ama onların durmaya niyeti yoktu. Bu kişilerin yargı önüne çıkmaları konusundaki yoğun çabalarımızın yarattığı tartışma ve verilen ödüller onları rahatsız etmiş olmalı ki daha önce yapmadıkları bir şeyi denediler. Araç olarak kullandıkları "kalemlere", "Nedim Şener'in yazdığı kitaptaki belgeleri üst düzey istihbaratçılar Hanefi Avcı ile Sabri Uzun'dan aldı." diye yazdırdılar. Oysa beraat ettiğim mahkeme kararında belgelerin Dink davası dosyasından aldığım açıkça yazıyordu.

Aynı kalemler bu tutmayınca benim Ergenekon soruşturmasını yürüten İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Ali Fuat Yılmazer'i "bezdirmek" amacında olduğumu yazmaya başladılar. Birincisi ben değil Başbakan Erdoğan'ın imzasını taşıyan müfettiş raporu Yılmazer ve Akyürek'i suçluyordu. Herhalde Başbakan'ın da böyle bir amacı olamazdı. Ayrıca ben kitabımda yalnızca Yılmazer'i değil Akyürek'i, MİT'çi Ö.Y'yi, İstanbul Emniyet Müdürü Cerrah'ı altındaki sorumlular Demirtaş ve Güler'in de yargı önüne çıkarılmasını istiyordum. Yani benim kafamda 20 isim Dink cinayetindeki ihmal nedeniyle hakim karşısına çıkmalıydı. Peki öyle mi oldu?

"Hayır." Ben neredeyse iki yıldan beri 32.5 yıl hapis istemiyle yargılandım ama bir tek devlet görevlisi hakim karşısına çıkmadı. Keşke bu görevlilerden birisi yargıya çıksaydı ben müebbet ile yargılanmaya razıydım ama olmadı. Türkiye'deki hukuk sistemi ve siyaset kurumu bu kişileri yargı önüne çıkaramadı.

Ama Türkiye'den binlerce kilometre uzakta sessiz sedasız bir mahkeme ise çalışmalarına devam ediyordu; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM). AİHM verdiği kararda Dink'in ifade özgürlüğünün korunmadığı, hayatın koruyacak önlemlerin alınmadığı ve cinayetten sonrada etkili1 bir soruşturma yaparak sorumluluğu olanların yargı önüne çıkarılamadığına hükmederek, devleti, hükümet, halkı yani Türkiye'yi mahkum etti.

Ama bu bile yeterince tartışılmadan unutturuldu.

Bu arada Hanefi Avcının "Haliç'te Yaşayan Simonlar" isimli kitabı yayınlandı. Bu kitap devletin polis, adliye gibi kurumlarının Fethullah Gülen grubuna yakın "çeteleşmiş" bir yapı tarafından ele geçirildiğini anlatıyordu.. Avcı bir çok kurumda onlarca isimden bahsediyordu.

Burada dikkat çekilen isimlerden birisi benim Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları kitabımda sorumluluğu olduğunu söyledim ve belgelediğim isim aynıydı. Ancak gazetecileri manipüle eden bu kişi yine Hanefi Avcı ile benim ortak hedefimizin çok önemli operasyonları yapan o polisi hedef aldığımız saptırmasını yapmaya başladı. Bu tür yazılar yayınlattı. Olmadı bir dezenfarmosyonla Hanefi Avcının kitabına katkı yapan üç (daha sonra altıya da çıktı) gazeteci arasında beni de yazdı. Açık yalandı çünkü Hanefi Avcı benim tam tersime hatalı bir şekilde "Dink cinayeti aydınlanmıştır" diye yazmıştı. Oysa benim yaşadıklarım kurulan komplolar cinayetin arkasındaki karanlık gücü bana gösteriyordu. Hanefi Avcının tutuklanması sonrası yaşanan tartışmalar süreci ise tam bir linç kampanyasına dönüştü. Açıkça hedef gösterilir hale geldim.

Benin yaptığım gazetecilikten duyulan rahatsızlığı Şamil Tayyar'in yazdığı son kitabı "Çelik Çekirdek"in satır aralarında yakaladım. Tayyar kitabında Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları kitabının Hanefi Avcı ve Sabri Uzun tarafından yazdırıldığı amacının ise cinayeti aydınlatmaktan öte, karanlık bir dönemi aydınlatan görevlileri "bezdirmek" olduğunu yazmıştı.

Şimdi bu ifadeyi 5 Haziran 2010 günü Ali Fuat Yılmazer'in Taraf gazetesinde yayınlanan tekzip metnindeki şu ifadeyle karşılaştıralım.

Şöyle diyor Yılmazer'in avukatı:

"Tüm gerçekler soyutlanarak, cinayetten üç yıl sonra müvekkilin direkt sorumlu gösterilmesi son derece maksatlıdır. Bu iddiaların ortaya atılmasındaki gerçek amacın, müvekkilin halen ifa ettiği görev ve yaptığı başarılı çalışmalarla YAKINDAN İLİNTİLİ olduğu düşünülmektedir."


Yani ne diyor Yılmazer, "Ergenekon operasyonunu yapıyorum diye benimle uğraşıyorlar." Tıpkı Tayyar gibi değil mi? Yılmazer bana açtığı davada bu görüşünü birçok kez tekrar etti. Bu görüşünün Tayyar ile benzerlik göstermesi oldukça ilginç. Şimdi gelelim baştaki konuya. "Artık bende görüyorum.1"dediğim meseleye.

Bizim İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın ile görüşerek bertaraf ettiğimiz ve içerisinde beni dava eden polislerin olduğunu düşündüğüm komployu burada anlatma gerek bile yok. Şahitleri yaşıyor.

"Dikkat et" diyenlerin uyarıları ile etrafa dikkatlice bakmaya başladım.

Telefonlarımın "istihbarı amaçlı" dinlediğim bana görevi başındaki "bazı" polisler tarafından aylar önce zaten söylenmişti. Son zamanlarda takipler de başladı. Evimin önünde polis arabalarının birisi gelip birisi gidiyor. Anlam veremiyorum.

Çalışmak için eve götürdüğüm belgelerin tamamını işyerime getirdim Evime polis gelir ve bir CD veya flash bellek koyacak diye tüm CD ve DVD'leri dışarıya çıkardım. Suç unsuru var diye değil, Zeki Müren, Münip Utandı, Sezen Aksu veya Rolling Stones CD'lerini çizerler diye. İşyerinin verdiği bilgisayarımı yeniden işyerine getirdim. Evde bozuk bir bilgisayar var bir tane de küçük lap top kaldı.

Ama "Kafaya koydularsa o CD'yi bulurlar!!!!" diyorlar. Fakat iki yıl önce bana söylemişlerdi;"Cemaati ya seversin ya da onlara karşısındır. Tarafsız durmak diye bir şey yoktur onların gözünde " diye.

Olsun ben bildiğimi, gazeteciliğimi yapmaya devam edeceğim.

Nedim Şener Ekim 2010, İstanbul

Kaynakça
Kitap: DİNK CİNAYETİ VE İSTİHBARAT YALANLARI
Yazar: NEDİM ŞENER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Hrant Dink Cinayeti'ni Amerika Planladı!

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir