Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Uygur Devleti (744- 1368)

Burada Uygur İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Uygur Devleti (744- 1368)

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 21:52

UYGUR DEVLETİ
(744- 1368)


* Kurulduğu yer ve kapladığı alan:

Uygurların anayurdu Orhun, Selehga, Tula nehirlerinin bulunduğu alan idi. Buradaki başkentleri de Karabalgasun şehridir. Uygurlar buraya Ordu-Balık derlerdi. Siyasi tarihlerindeki bazı gelişmeler sonucu burayı terketmek zorunda kalınca bir kısmı güneye giderek, Kansu dolaylarına indiler. Bir kısmı da Tanrı dağları yöresinde Turfan, Beş-Balık (doğu Türkistan) bölgesine geldiler. Uygurların ikinci yurtları ise buralar oldu. Turfan şehri bu bölgenin önemli bir kültür merkezi olduğundan, IX.yy.'dan sonra buradaki Uygur'lar "Turfan Uygurları" diye adlandırılmışlardır.

* Zaman:

Uygurların, Hun'ların içinde yaşadığı daha sonra Avarlara ve Gök Türklere tabi oldukları bilinmekle beraber onların Kağanlık olarak ortaya çıkmaları 744'de olmuştur. 840'larda ilk yurtları Orhun bölgesinden göçmek zorunda kalan Uygurların Kansu bölgesine giden bir kısmı 1010-1028 yıllarına kadar yaşadılar. Turfan bölgesine gelenler ise XIII.yy.'a kadar yaşadılar. 1368'de ise varlıkları tamamen son buldu.

* İnsan:

Çin kaynaklarında bu kavimden Hoei-ho, Vei-ho, Hui-ho gibi değişik isimlerle bahsediliyor. Uygur adının anlamı ise, 1974'de tamamlanan Çince Kiu Wu Tai adlı eserde "Şahin sürati ile dolaşan ve hücum eden diye gösterilmektedir. Ebul Gazi Bahadır Han'a göre Uygur kelimesi "yapıştır" anlamındadır. Çeşitli araştırmalarda da bu adın itaatli, orman adamı gibi anlamlara geldiği ileri sürülmüştür.

Uygurların kökeni ile ilgili olarak; Hun Kağanının kızı ile bir kurtun evlenmesinden Uygurların türediği hakkında efsane var ise de Cüveyni'nin naklettiği rivayete göre Uygurlar Selenga ve Tula nehirleri arasındaki bir dağa nurlu bir ışığın inmesiyle, bu dağda meydana gelen boş odadaki beş çocuktan türemişlerdi. Bunlardan biri Bögü Kağan'dı.. Bögü Kağan uyurken ilahi bir ışıktan bir kız meydana çıktı. O'na hükmünün büyük olacağını söyledi. Daha sonra rüyasında gördüğü ihtiyar bir kişi Bögü Kağan'a tılsımlı bir taş verdi. Fakat Bögü'nün torunlarından birisi Çin elçilerine kandı ve taşın Çin'e gitmesine izin verdi. Bunun üzerine Uyg ur ülkesinde kıtlık başladı ve göç oldu.

Gerçekte Uygur Devleti, II. Gök Türk (Kutluk) Devletinin devamı idi. Menşe efsanelerini kültür açısından değerlendirirsek, Ergenekon motiflerini buluruz; Türkler çeşitli sebeplerle düşkün hale gelmişlerdir.. Bu durumdan yeni bir silkinişle kendilerine dönmeleri gerekmektedir, ilahi ışık, ihtiyar kişi motifleri "Tanrıkut" anlayışının tezahürleridir. Uygurların da aynı Gök Türkler gibi Çin politikasına kanıp devletin bütünlüğünü, milletin istiklalini kaybetmesi neticesinde yurtlarından göçe mecbur olmaları da ilahi bir ceza olarak yorumlanmaktadır.

Prof.Dr.Sadri Maksudi Arsal'a göre Moğolların, Uygur diye adlandırdıkları bu kavim, kendilerinden "Dokuz Oğuz" diye bahsetmektedir. Uygur kitabelerinin birinde Uygur Han'ı "Dokuz Oğuz kavminin hepsini topladım" demektedir. Bu ifadeden anlaşılacağı üzere onlar kendi kavimlerinden Dokuz Oğuz diye bahsetmektedirler.
Uygurlar, IV-V. yy.'larda "Töles" adı ile anılırlardı. Çinliler onlara yüksek arabalılar anlamına aynı yüzyıllarda "Kao-ce" diyorlardı.

VI. yy.'a ait bir Çin kaynağı Uygurların hayatını şöyle anlatıyor:

"Uygurlar sayı bakımından çok değillerdi. Fakat disiplinleri ile cezaları çok şiddetli ve kendileri de çok cesur idiler. Yüksek tekerlekli arabaları vardı. Göçlerde ve harblerde bu arabalarına çok güveniyorlardı. Başlangıçta bütün Uygur boylarını kendi idaresi etrafında toplayan müşterek bir reisleri yoktu. Konar-göçer oldukları için de sürekli bir yerde oturmuyorlardı. Ata binmekte ve ok atmakta maharetleri fevkalade idi.

* Bayrağı:

Kahverengi zemin üzerinde insan resimleri bulunan bayrakları vardı.

* Siyasi tarihinin önemli olayları:

Miladi IV. ve VI. yy.'larda Uygurların bir kısmı Avarlara tabi olurken bir kısmı da Çin topraklarına akınlar yapıyorlardı.Çinliler Uygurları yendikleri gibi, pek çoğunu da esir alarak Çin'in kuzey taraflarına yerleştirmişlerdi.

Avarların yönetimindeki Uygurlar da kötü idareden usanarak isyan etmişler ve İrtiş taraflarına çekilmişlerdi. Daha sonra Avarlar onları tekrar yönetimleri altına almışlardır.
Uygurlar, böylece bir kısmı Avarların, bir kısmı Çin'in yönetiminde yaşarlarken, Orta Asya hakimiyeti Gök Türklere geçer. Uygurlar da Gök Türklere tabi olurlar. Fakat Gök Türk Hakanının, Uygurları bir tehlike olmaktan çıkarmak için yaptığı sert yönetim onları isyana sürükledi. Uygur boy'larının başına Ki-Kin adlı bir teginAekin geçti. Ünvanı, Gök Türklerde ve daha sonra Karahanlılar çağında görülen "İrkin" idi..

Ki-Kin'in, Pu-Sa adlı bir oğlu vardı. Babasının ölümünden sonra Alp-İlteber ünvanıyla başa geçti. İltebeıiik, İrkinlikten daha yüksek bir ünvan idi. Uygurların siyasi rollerinin gittikçe arttığı anlaşılmaktadır.

Çin kaynakları da Pu-Sa'dan şöyle bahsediyorlar:

"Kendisi çok güzel harb planları yapardı. Düşmanla karşılaştığı zaman ordusunu savaş düzeninde dizdirir ve askerleri ile subaylarının önüne geçer ve öylece taarruz ederdi. Az miktarda askerle kolaylıkla başarı kazanırdı. Askeri talimler yapar, ok atar ve askerleriyle beraber ava giderdi. Annesi de halkın şikayetlerini dinler ve davalarına bakardı. Kanun ve nizamları (yani töreyi) bozmak isteyenleri ise hemen cezalandırırdı. Bu sebeple Uygur oymaklarındaki asayiş ve düzen yerinde idi. Uygurların refah devri bu çağdır."

Pu-Sa, Gök Türklerle yaptığı savaşı kazanınca Asyada şöhreti arttı. 629"da Çin hükümdarına elçi göndermişti. O yıllarda Gök Türkler de yıkılmaya yüz tutmuş, Uygurlar kuvvetli bir kavim olarak belirmeye başlamışlardı.

Kutluk Devleti kuruluncaya kadar olan devrede Uygurlar bazen Çin'e akınlarda bulunmuşlar, bazen de Çin'e tabi yaşamışlardır. Pu-Sa'nın oğlu Tu-Mu-Tu zamanında, Uygur ülkesi gittikçe Çin'e bağlı hale gelmeye başlamıştı. Çinliler Uygur ülkesini eyaletlere ayırmışlar ve yöneticilerine ünvanlar vermişlerdi. Po-Yün zamanında Uygur ordusu sanki Çin'in emrinde idi. Fakat O'nun oğlu Pe-Li ise Çin'e akınlarda bulunmuştur. Kutluk Devleti kurulduktan sonra ise, Kapağan Kağan zamanında Uygurlar tekrar yönetim altına alınmışlardır.
Kutluk Devleti zayıflarken, Çin politikası yine Doğu Asyada hakim bir rol oynamaya başlamıştı. Son hakanın öldürülmesinden sonra Basmıllar hükümdarlığı ele geçirmişler, Karluklar ve Uygurlar da "Yabgu"lukları elde etmişlerdi.

744'de ise Uygur Yabgusu, Basmıl kağanını mağlup ederek kendisini "Kağan" ilan edip, başşehrini Orhun nehri kıyısına taşıdı. Böylece ilk Uygur kağanlığı kuruldu. Hakanda, "Kutluk Bilge Kül Kağan" ünvanını aldı. Bundan sonra Uygur siyasi tarihinin ikinci devresi başlar diyebiliriz.

Kutluğ Bilğe Kül Kağan da, Bumin Kağan gibi devlet kurulduktan biraz sonra ölünce yerine Bayan-Çur (Moyen-Çur) Kağan geçti. Ünvanı "Gökte doğmuş, İl yönetmiş bilgili Kağan" idi.

Bayan-Çur Kağan zamanında özellikle Doğu Türkistan da şuurlu bir yerleşme politikası uygulanmıştır. Batıda Türgeşler yönetim altına alınarak ülke Sir-Derya (Seyhun) nehrine kadar genişlemiştir. Çinliler ise bu sıralarda iç kargaşalıkları sebebiyle Uygurlardan yardım istediler. Bu yardımlardan ötürü Çin imparatoru kızını Uygur Kağan'ına verdi.
Bayan-Çur Kağan bir de Gök Türk alfabesiyle yazılı kitabe bırakmıştır. Sine-Usu nehri dolaylarında bulunan bu kitabeden Uygurlar hakkında kıymetli bilgiler edinilmiştir.
Bayan Çur'dan sonra yerine Bögü Kağan geçer.

(759-870)

O'nun devrinin faaliyetleri siyasi ve manevi yönde olmak üzere ikiye ayrılabilir.
Bögü Kağan zamanında Çin, buhranlar içindeydi. 762'de gelen elçiye karşı Çin'de hükümdar kalmadığı şiddetle ifade edilmiştir. Bögü Kağan, Çini zaptetmenin zamanı geldiğine inanıyordu. Tıpkı vezir Tonyukuk gibi Bögü Kağan da kayınpederi Bugu-Huai-En'in tavsiyelerine uyarak bu politikadan vazgeçti. Fakat bütün Kuzey Çin'in Uygur yağmasına uğradığı bilinmektedir. Uygurlar, Çin'e gerçek anlamda hakim olarak isyanlara son verdiler. 765'lerde Bugu-Huai-En'in ölümüyle Çin'deki Uygur nüfuzu sarsıldı. Bögü Kağan, Çin'i zaptetmek konusundaki bir tartışma sırasında veziri Tun-Baga-Tarkan tarafından öldürüldü ve yerine veziri "Alp Kutluğ Bilge Kağan" ünvanıyla hükümdar oldu.
Bögü Kağan devrinin manevi faaliyetler bakımından özelliği ise, Manidininin Uygurlararasında yayılmaya başlamış olmasıdır.

(763)

Bu din Hz. İse, Hz. Musa, eski iran dini ve Buda dinlerinin karışımı olan bir tüccar dini idi.
Bögü Kağan, Çin'e yaptığı seferlerde Lo-Yang şahrinde tanıştığı dört Mani rahibini Uygur ülkesine davet etti. Onların etkisinde kalarak Mani dinini kabul etti. Mani dini hayvani gıdaları yasaklıyordu. Gerçi bu kurallar Uygurlar arasında tam uygulanamadı. Fakat evvelce de iktisadi bir faaliyet olarak görülen ticaret gelişti. Uygurların savaşçı ruhları köreldi.
Uygur yazıtlarının ifadesine göre Kutluğ Bilge Kağan, "Otağında oturarak yaptığı planlarla binlerce kilometre uzaklıktaki savaşları kazanmış, esirgeyici, koruyucu, kendi milletinin hakkını her zaman koruyan, yalnız Uygur ülkesi için değil, dünya düzeni için bile kanunlar yapan bir Kağanmış."

O'nun zamanının en önemli olayı Kırgız zaferidir.
808'de tahta çıkan "Ay Tengride Kut bulmuş Alp Bilge Kağan"ın Türk tarihindeki önemi ise devrinden üç dilli bir yazıtın kalmış olmasıdır. Bu yazıt Kara-Balgasun harebelerinde bulunduğu için, "Kara-Balgasun Yazıtı" diye tanınmıştır. Yazıt Türkçe, Çince, Sogdça yazılmıştır. Konusu ise, Uygur tarihini özetledikten sonra Mani dininden bahsetmesidir.
Bundan sonra 840'lara kadar, Uygur Hakanlığı çeşitli entrikalara sahne olur. Bazı hakanlar öldürülür. Uygurların gücü azaldıkça, Mani dini de gücünü kaybeder. Nihayet Kutluğ Bilge Kağan zamanında mağlup edilmiş bulunan Kırgızlar, Uygurları felakete uğratırlar. (840) Uygur başşehri Kırgızların eline geçer ve büyük bir katliam olur. Uygurlar yurtlarını terkederler. Bir kısmı da Kartuklara sığınır. Bir kısmı da Kansu'ya gelerek burada Kan-Çov şehrinde yeni bir Uygur Devleti kurarlar. Yine bir kısım Uygurlar Çin'in güney sınırlarına inerlerken, bir kısmı da doğuda Moğol kabilelerine sığınırlar. Asıl büyük kitle de Tanrı dağlarının güneyindeki Turfan, Kuça, Karaşar bölgesine yerleşir.

Artık Uygur siyasi tarihinin üçüncü devresi başlamıştır:

a) Kan-Çov Uygurları (840 -1028):


Bu Uygurlar siyasi bakımdan bir varlık gösteremediler. Ancak şimdi Budizm dinine girmeye başlıyorlardı. Çin ile Doğu Türkistan arasındaki ticaret yolları üzerinde oturan bu Uygurlar ticaretle ve ilimle meşgul oluyorlardı. Çinlilerle de iyi geçiniyorlar, fakat onlarla karışmıyorlardı.
911 yılında ilk askeri faaliyetlere girişerek Tun-Huang şehrini zaptettiklerini görüyoruz. 938'de bu (Uyguriara uğrayan bir Çinli seyyah onları tıpkı Orhun'daki Uygurlara benzeterek, atlı konar-göçer yaşadıklarını bildiriyor.
Kan-Çov Uygurları (Bunlara aynı zamanda "Sarı Uygurlar" da deniyor) 1010ve 1026yıllarında Hıtay Devletinin saldırısına uğradılar.

b) Turfan Uygurları (840/856 -1368):

Turfan bölgesine çekilen Uygurların başında Mengli Kağan bulunuyordu. Mengli, 839-840 yıllarına hüküm süren son Uygur kağanının kızkardeşinin oğlu idi. Turfan ve Beşbalıkta yerleşen Uygurlar, Çinle iyi ilişkileri içinde yaşadılar. Çinliler, Tibet saldırılarına karşı bu Uygurları tanıdı.

Turfan Uygurları 848'e doğru kendilerini toparlıyarak komşularına siyasi varlıklarını kabul ettirdiler. 856'da da, Çin imparatorunun teşvikiyle Kağanlıklarını ilan ettiler. Böylece Orta Asya ve Türk medeni tarihinde parlak bir devre başlıyordu. Ticaret yolları üzerinde bulunan bu Uygurlar, ekonomi alanında büyük ilerleme gösterdiler.
840'larda Orhundaki Uygur Devleti yıkılırken Tibetliler, Doğu Türkistan şehirlerini ele geçirmişlerdi. Turfanda kurulan Uygur Devleti ise 857-866 yılları arasında Tibetlilere kesin darbeyi vurup, devletlerinin kuruluşunu tamamladıktan sonra sınırlarını batıda Isığ göle kadar uzattılar. Doğuda ise Çin sınırında Hami şehrine kadar uzanmışlardı. Batıda, Isığ gölünün güneyinden Kuça şehrine kadar Kartuklarla komşu idiler. Kuça'dan doğuya doğru uzanan Tibet toprakları da güney sınırı teşkil ediyordu. Kuzeyde ise Kırgızlar vardı. 840'lardan sonra Altay dağları ve Balkaş gölü kıyılarına kadar inmişlerdi.

Kuça şehrinin Çinlilerin elinde bulunmasına rağmen burada pek çok Uygur yaşıyordu. Diğer Uygur şehirleri ise Urumçi, Başbalık, Turfan, Hami idi. Bunlardan Turfan kışlık başkent, Beşbalık da yazlık başkent idi.

Uygurların ilk yıllarında başlarında Bugu-Cün Kağan vardı. Bu kağan 866-867 yıllarında Turfan'ı Tibetlilerden aldı. Böylece Orhundaki Kırgız yenilgisinden sonra, bu Tibet galibiyetiyle rahatça yerleşmeye imkan bulmuşlardı. Turfanla beraber Beşbalık, Urumçi şehirleri yeni Uygur ülkesinin çekirdeğini teşkil etmiştir. Daha sonra doğuda önemli bir ticaret şehri olan Hami ele geçti. Bu siyasi başarılar Uygur dini Maniheizm'in yeniden itibar kazanmasını sağladı. 840'dan sonra büyük yasaklarla Çin'den kaldırılmak istenen Mani dini, yeniden yayıldı ve Uygur Devletinin resmi dini haline geldi.

Gerek bulundukları coğrafi yer (İpek yolu üzeri), gerek Mani dini Uygurları tüccar yapmıştı. Çinlilerle iyi geçiniyorlar, ilişkileri askeri olmaktan çok, ticari olmaya başlıyordu. Artık kaynaklarda kağanların adları daha az geçmeye başlar. Çin başkentine giden elçilik heyetleri de artık ticaret kervanları ile gitmekte, imparatora hediyelerini takdim edip, mallarını başkentte satmaktaydılar. Yahut Çin ipekleriyle değiştirip yine memleketlerine dönüyorlardı.

X. yy.'da yaşamış Uygur kağanlarından ikisinin adı tesadüfen bulunan bir ağaç kazık üzerine yazılan Uygurca ve Çince bir yazıttan öğreniliyor/455' Burada Kağanların ünvanlarının değiştiği ve Mani dininin izleri görülüyor. Yazıttan anlaşıldığına göre hükümdarların ünvanı, birinin "Kül Bilge Tengri", diğerinin de "Güneş ve Ay Tanrısında talih bulmuş, büyük bir talih ile tahta çıkmış, kahramanlığı ve fazileti ile memleketi idare etmiş, Alp Arslan, Kutlu, Bilgin Tanrı Han"dır. Mani dininin etkisiyle şimdi Hakan, Ay Tanrısından da güç almaktadır. Ünvanlarda ilk defa "Alp Arslan" adı geçmektedir. Hatta Kuzey Çin'de, X.yy'.da kurulmuş olan Hıtay (Liao) sülalesi tarihçileri Uygur hükümdarlarını "Arslan Han" adı ile adlandırmışlardır. Bu ünvanın hangi hükümdarla başladığı bilinmiyor. Bu isim aslında Batı Türklerine ait birad idi. Doğu Türklüğünün temsilcisi olan Uygurlar bu ünvanı Batı Türklerinden öğrenerek kullanmış olmalıydılar.

981-984 yıllarında Uygur ülkesini ziyaret eden Çin elçisi Vang-Yen-Tö, Uygurlar için kıymetli bilgiler veriyor/4571 Çin elçisi Uygur Hakanının kayınpederi tarafından Tanrı dağlarında karşılanmış ve Beşbalıkta yapılan kabul merasiminde hükümdarve maiyeti at üzerinde hazır bulunmuşlardı. Bu kabul merasiminden sonra ziyafet verilir. Beşbalık yakınındaki birgölde gezinti yapılmıştır. Bugün Beşbalık harabeleri yakınında, vadinin önüne sed yapılmak suretiyle meydana getirilen suni bir göle ait izlere rastlanmıştır.
Çinli elçi-seyyah'a göre Beşbalık halkı maden kömürü veya petrole benzeyen siyah kumları yakıyorlarmış. Ona göre "şehirde pek çok evler, kuleler ve bahçeler vardır. Uygurlar zeki, doğru karakterli ve namuslu insanlardır. Altın, gümüş, bakır ve demirden yapılan eşya yapımı ile vazo, çanak ve çömlek yapımında onların gösterdiği mükemmellik ve fevkaladelik, Allah tarafından adeta yalnızca onlara verilmiş bir vergi gibidir."

Vang-Yen-Tö Uygurların iktisadi ve sosyal hayatları hakkında bilgiler vererek "Uygur ülkesinde fakir insan yoktu. Yiyecekleri olmayanların imdadına da devlet ve halk koşardı. Bir çok insanlar, böyle içtimai bir yardım düzeni ile yaşarlardı. Bu sebeple de genç yaşta ölmüş olanlara pek rastlanmazdı." diyor.

Uygurlar, doğu komşuları durumunda olan iki büyük devletle, Çin ve Hıtay devletleriyle münasebetlerini dikkatle ve dostane şekilde yürütmeye çalışmışlardır. Çin elçisi Beşbalık'a geldiğinde, Hıtay elçisi de Beşbalık'a gelmiş ve Çin elçisinin Uygur ülkesinden ayrılmasını sağlamıştı... Uygurlar askeri bakımdan güçlü olana direnmemişlerdir. Fakat kültürel bakımdan erimek, kaybolmak yerine onları kendilerine benzetmişlerdir. Hıtayların arasında Uygur alfabesi yayılıyordu. Hıtay devletinin ileri gelenleri içinde bir çok Uygur da vardı. 1053 yılında Uygurlar, düşmanlarına karşı Hıtaylardan yardım istemeleri iyi ilişkileri gösterebilir.

1130 yılında Hıtay hükümdarı Gur-Han, Orta Asyayı istila etmek üzere yola çıktığı zaman, Uygur hükümdarına bir mektup yazmıştı. Çin belgelerine göre Gur-Han, batıya gitmek için, Uygur topraklarından geçmek mecburiyetinden bahsediyordu. Uygur Hanı da O'nu kendi otağında kabul ediyor, prenslerinden bir kaçını rehin veriyordu. Bu durum Uygurların, Hıtaylara tabi olduğunu açıklıyor.

1209 tarihine kadar Uygurların başında, Hıtaylara bağlı bir "Tekin" bulunuyordu. Bu tarihte Cengiz Han Çin'e hücum ettiğinde, Uygurların başındaki Barçuk-Art-Tekin ordusuyla beraber Moğol ordusuna katılmıştı. Ayrıca Moğolların, Harezm seferine de katılmışlardı. Barçuk'un bu hizmetlerine karşı da Cengiz Han, Ona kızını vermişti. Uygurlar bundan sonra Moğollara tabi olarak onlar üzerinde medeniyet bakımından çok etkili olmuşlardır.

1368'de Ming sülalesinin kurulmasıyla ve Uygur hükümdarı Ho-Şang'ın Ming'lere teslim olmasıyla Uygurların siyasi varlıkları sona ermiştir.

Türk tarihindeki önemi: 1969 Milletlerarası Daimi Altaistler Konferansında (PIAC), Deutsche Ak. d. Wissenchaften Rektörü Uygurlar için şöyle diyordu:

"Uygur Türkleri, Asyaya medeniyet getiren bu büyük millet, elbet dikkatimizi üzerine çekecektir."

Uygurlar komşularıyla münasebetlerinde medeni vasıflarıyla temayüz etmişlerdi. Diğer Türk kavimleri içinde çoğunluk itibariyle yerleşik olan Uygurlardır. Bu bakımdan şehirciliği ve ticari hayatları çok ileri idi. Uygur şehirleri saraylar, su kanallarıyla gayet bayındır halde iken, İpek ticaret yolunun önemli merkezleriydiler. Bu hususta Çin elçi-seyyahı Vang-Yen-Tö'nün verdiği bilgiler de ortadadır; Çinliler birçok medeni gelişimi Uygurlarda görmüşlerdir. Uygurların temiz bir hayatları ve içtimai bir düzenleri vardı. Kadınların cemiyetteki yeri büyüktü.

Uygurlar, diğer Türk kavimleri gibi din ve inanç bakımından da hoşgörülü bir hayat içinde idiler. Buda, Mani dinlerine ve Nasturi mezhebine girmişlerdi. Şamanlık da yaşamakta idi. Ticaret hayatları sebebiyle doğu ve batıdan etkiler almışlar, onları taşımışlardır. İslamiyet de Uygurlar vasıtasıyla Çin'e girmiştir.

Uygurlar saray, ev, mabet gibi mimari eserler de yapmışlar, onları güzel sanatlarla süslemişlerdi. Alman bilgini Von Le Cog "Gerçekten Karahoço şehrinde büyük ve hayret verici bir uygarlık vardır. İngiltere, Fransa ve Almanyada böyle şeyler yokken, güzel ve büyük bir uygarlığa sahip olan atalarıyla Türkler hakkıyla övünebilirler" demektedir. Bu eserler bugün Berlin, Paris, Londra, Leningrad ve Kalküta müzelerinde bulunmaktadır.

Uygur alfabesi de, Göktürk alfabesiyle birlikte uzun müddet kullanıldığı gibi daha sonraları Osmanlı devirlerine kadar yaşamıştır. Fatih Sultan Mehmed'in Uygur harfleriyle yazılmış fermanı da vardır. Bu yazı Moğol, Mançu yazısının da esasını teşkil etmiştir.

Kaynakça
Kitap: Tarihte Türkler ve Türk Devletleri
Yazar: Nuri Yazıcı
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Uygur İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir