1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

Ötügen Uygur Devletinden Sonra Kurulan Yeni Uygur Devletleri

MesajGönderilme zamanı: 24 Ara 2010, 18:33
gönderen TurkmenCopur
ÖTÜGEN UYGUR DEVLETİNİN YIKILMASINDAN SONRA GÜNEYDE KURULAN YENİ UYGUR DEVLETLERİ

Kırgız yenilgisinden sonra güneye Çin sınır bölgelerine gelen Uygurlar, Ormudz Tegin, Buğu Tegin ve Nahit Çur isimli liderleri, kendi kabilelerini idareleri altına alarak T'ien-te ismindeki Çin'in sınır şehrine kadar gelmişler ve besledikleri çeşitli hayvanları, Çinlilerin tahtıyla değiştirip aynı zamanda Çin'e tabi olmak için imparatordan istekte bulunmuşlardır. (Görüldüğü gibi, Ormudz ve Nahit gibi isimler Iran kökenlidir. Bu durum da bize Maniheizm' in Uygurlara isimlerini değiştirecek kadar tesir etmiş olduğunu göstermektedir.) Çin sınırına gelip dayanan Uygur halkından, bu bölgede oturan Çinliler çok korkmuş ve daha iç bölgelere göç etmeye başlamışlardır. Bu durum üzerine Çinliler, Uygurlara taaruz etmek istemişler fakat Çin başbakanı, Uygurların eskiden beri Çin'e çok yardım ettiklerini, bundan dolayı onları himaye etmek lazım geldiğini ve yapılacak bir hücuma karşı olduğunu söylemiştir. Bu dağılış sırasında Çin sınırına gelen Uygurlar için alınacak tedbirlerin başında onları sınırda tutmak ve himaye etmek fikri galebe çalmıştır. Çinliler Har sülalesinden beri Türk zümrelerine karşı bu siyaseti güdüyorlardı. Hun Devleti yıkılınca yine bunları sınırda tutup yiyecek yardımı yapmak istemişlerdir. Böylece, Hunların bir asırdan fazla bir süre boyunca, Çin'in kuzey sınırlarına tecavüz etmek tehlikesinden kurtarmış oluyorlardı. Aynı politikanın Göktürklere karşı da yapıldığını ve Çin sınırlarında yerleştirildiklerini biliyoruz. Aynı şekilde Çin sınırına gelen bu Uygurlara, büyük miktarda tahıl yardımı yapılmış ve hiç olmazsa bir müddet için Uygurların bu bölgelerde Çin'e açlıklarından dolayı akın yapmaları önlenmiştir.

Uygurlardan Üge Kağan, Çinlilere müracaat ederek, Chen-wu şehrinin geçici olarak kendilerine verilmesini istediğinde, Çin imparatoru Wu-tsung bir ferman yollamış ve şunları söylemiştir:

«Biz Uygurlarla nesillerden beri dost olarak geçindik. Kendilerine her zaman yardım ettik. Yine istenen hububatın kendilerine verileceğini kabul ettik. Ancak yer isteğiniz uygun değildir ve şimdiye kadar böyle bir teklif görülmemiştir. Gök ve toprak, çölü sınır yaparak bizi güneyli ve kuzeyli olarak ayırmıştır. Bunu memleketinizin ihtiyarlan iyi bilirler sanırım. Barbarlar ile Çinlilerin ayn ayn yerlerde yaşamaları uzun bir geleneğe dayanmaktadır- Bu itibarla birlikte nasıl yaşayabiliriz» demiştir.
Üge Kağan'a verilmeyen Çin topraklarına karşılık, Ormudz Tegin başta olmak üzere pek çok kabile Chen-wu şehrine gelip yerleşmişlerdir. Çinliler bu kabile şeflerinin hepsine Çince soyadı olarak «Li» adını vermişlerdir.

Kabileler buraya yerleştikten soma, Çinliler tarafından muhtelif sınır bölgelerine dağıtılmışlardır. Bunun sebebi ise açıktır. Ormudz Tegin ve diğer kabile şefleri maddi ve manevi yönden Çin'e bağlanmışlar ve kendi kabilelerini Çin hesabına idare etmişlerdir. Çin sarayı kendisine tabi olmuş her kabile yahut devlete yakınlık göstermiş ve onların ihtiyaçlarına ellerinden geldiği kadar cevap vermeye çalışmışlardır. Bütün bu yardımların altında yatan, hele Türk devletlerinden birine veya bir kabilesine yardım etmek kendileri için pek çok yarar sağladığından, bilhassa önem vermişlerdir. Bunun sebepleri ise muhteliftir. Bir defa kendilerinden sonra Orta Asya'da askeri ve kültür bakımından en kuvvetli olarak Türkleri görmektedirler. Türkleri sınırda tutmak ve iç bölgelerine sokmak istememektedirler. Hatta sınırlarda bulunan kumandan veya beylere Çince unvanlar ve rütbeler vererek onları kendilerine bağlamayı düşünmüşlerdir. Diğer taraftan, kendilerine bağlı yahut bağımsız olan Türkleri, kendilerine düşman olabilecek devlet veya kabilelere karşı kullanmaktan geri kalmamışlardır. Göktürklerde olduğu gibi, Uygurları da sınırlarda dostça tutmak çabalarının bir neticesi de Hunlar zamanından beri Çin'in sınır şehirlerinde kurulan pazarların oluşmasıdır. Bu pazarların elbetteki birinci kuruluş sebebi her iki ülkenin ticaret yapmasını sağlamaktır. Fakat bunun diğer bir sebebi de, böylelikle Türklerin sınırlardan içeri girmelerine engel olmaktır.

Kaynakça
Kitap: KUTLUK BİLGE KÜL KAĞAN BÜĞÜ KAĞAN ve
UYGURLAR
Yazar: Özkan İZGİ

Re: ÖTÜGEN UYGUR DEVLETİNDEN SONRA KURULAN YENİ UYGUR DEVLET

MesajGönderilme zamanı: 24 Ara 2010, 18:35
gönderen TurkmenCopur
1 — Sarı Uygurlar:

840'dan sonra Uygurların bir kısmının Tibet ve An-hsi bölgesine göç ettiklerini belirtmiştik. Bu bölgenin merkezi ise Kan-chou (Kansu) şehri idi. Bilhassa Kansu şehri Çin ile bugünkü Doğu Türkistan arasındaki ticaret yolu üzerinde bulunuyordu. Uygurlar bu bölgeye gelmeden önce bu bölge ve ticaret yolu Tibetlilerin eline geçmişti. Bu bölgeye gelip yerleşen Uygurlar askeri bakımdan çok zayıf idiler. Çin tarihleri bunu bilhassa anlatıyorlar. Bu kaynaklara göre, eski Uygur prensleri kuvvetlerini kaybetmişler ve otorite onların yerine nazırlarının ve büyük memurların eline geçmişti. Bu Uygurların siyasi rolleri hemen hemen yok gibidir. Yalnızca Kan-chou (Kansu) şehrinin sınırları içinde kalmışlardır.

Bu bölgenin asıl özelliği Budizm'in en fazla yayılmış olduğu bir yer ve Tun-huang (Bin Buda) mağaralarının bulunmasındandır. Bu sebeple Uygurların eski dini Maniheizm'in burada daha çok yaşamamış olması ve Uygurların yeniden Budizm dinine bir dönüş yapmış olmaları çok muhtemeldir. Budist kitaplarının Sarı Uygur kağanını «Gök Hükümdarı» diye anmaları ve onuncu yüzyılın başında buradan Çin'e gelmiş olan rahiplerin yeşil cüppe giymiş olmaları da onların çoktan Budist olduklarını gösteren deliller olması lazımdır.

Dokuzuncu yüzyılın sonunda Turfan Uygurları tarafından Doğu Türkistan'dan kovulan Tibetliler Kansu'ya gelmişler ve Sarı Uygurların başına ciddi olarak dert olmuşlardır. Çinlilerle beraber Tibet tehlikesini de atlatan Sarı Uygurlar ancak onuncu yüzyılın başlarında rahat nefes alabilmişlerdir.

911'de Sarı Uygurların ilk defa olarak askeri bir harekete geçtiklerini ve meşhur mabetlerin bulunduğu Tun-huang (Bin Buda) şehrini zaptettiklerini Çin kaynaklarından öğreniyoruz. Bu hareket daha ziyade Maniheist bir ananeye sahip olan ve Sarı Uygurlarla Turfan Uygurları arasında kurulmuş küçük Çin Devleti'ne karşı yapılmış bir akındır. Bu devletçik «Beyaz elbise giyen imparatorun devleti» idi. Sarı Uygurların bu muvaffakiyetleri üzerine İtibarları da çok artmıştır.

923 senesinde Sarı Uygurların başında «Jen-mey» kağan bulunuyordu. Jen-mey kendileri için büyük bir tehlike teşkil eden Tibetlilere karşı Çin'le bir anlaşma yapmıştır. Çinlilerde sınırlarının güvenli olması için Sarı Uygurlara güvenmişler ve bu anlaşmayı imzalamışlardır.

924 Jen-mey'in yerine büyük kardeşi Teğin Kağan oldu. 924 senesi ile 928 seneleri arasında Uygurlar arasında karışıklıklar çıktığını görüyoruz. Artık Sarı Uygurlar kendi içişleri ile uğraşmaya başlamışlardı. Öyle anlaşılıyor ki bu Uygurlar, batıdan gelen mallan alıyorlar ve kendi kervanları ile Çin'e götürüyorlardı. Ufacık bir şehirde yaşayan bu Uygurların hayatlarını devam ettirebilmeleri için bu ticaret çok önemli idi.

933'ten sonra, Tibetlilerin Uygur kervanlarını soymaları üzerine başlayan Tibet harpleri, Uygurların menfaatlerini korumak kastiyle yaptıkları meşru mücadeleleridir. Çin'de bu harplere Uygurların yanında fakat kendi çıkarları için iştirak etmiştir.

938'de Çinlilerin, Doğu Türkistan'daki Hotan şehri kralına gönderdikleri bir elçi, 938'de Sarı Uygurlara uğramıştır. Bu elçinin adı Kao Chü-huei idi. Bu elçiye göre Sarı Uygurların kağanının ordugahı da tıpkı Orhun'daki Uygurlarınki gibi çadırlı bir kamp yeri idi. Göçebe ananeleri henüz değişmemişti. Şehrin güneyindeki dağlar, Uygurların sürülerine otlak vazifesi görüyordu. Bu dağlarda Şato Türklerinden bazı kabileler yaşıyordu. Bu önemli kaynak bize gösteriyor ki, Sarı Uygurlar, harpçilikte büyük şöhret yapmış olan Şatoların yardımını, onlarla beraber yaşamak suretiyle elde etmiş oluyorlardı. Uygurların Maniheizm'in tesiri ile savaşçılık özellikleri belki de kaybolmuştu. Fakat içlerinde yaşayan bu göçebe Türk zümreleri, onları senelerce Tibet ve Çin akınlarına karşı korumasını bilmişlerdir.

Onuncu Yüzyılın İkinci Yansında Sarı Uygurlar:

Sarı Uygurların, diğer göçebe Türkler gibi istilacı emelleri yoktu. Onların tek amaçları Kan-chou (Kansu) şehrinde sulh içinde oturup, yabancıların baskını ve istilasına uğramadan kervanlarını gönderebilmekti. Bu sebeple Çin'le daima dostluk içinde yaşamışlar ve Tibetlilere karşı cephe almışlardı. Onuncu yüzyılda Sarı Uygurlar, esas itibariyle, hadisesiz ve sükûnet içinde yaşamışlardır.

Sarı Uygurlar ve Hıtay Devleti:

Sarı Uygurların yeri, Hıtay Devleti'nin nüfuz sahası idi. Ticaret yollarını ele geçirmek için Çin ve Hıtay menfaatleri bu bölgede çarpışıyordu. Bu sebeple 1010 senesinde Hıtay ordusu, Sarı Uygurlara hücum ediyor ve onları mağlup ediyorlar. Fakat bu galibiyetin ne derece Hıtay Devleti'nin lehine olduğunu kestirmek mümkün değil. Ancak, bir gerçek varsa, bu bölgenin bu tarihten soma bile daimi olarak bir Çin nüfuz bölgesi olduğudur. 1026 senesinde Hıtay Devleti kendilerine karşı isyan eden Sarı Uygurlara yeni bir ordu gönderdiler. Kan-chou'yu üç gün kuşatan Hıtay ordusu bir muaffakiyet elde edemeden geri dönmüştür. Öyle anlaşılıyor ki bu sıralarda Sarı Uygurlar epey kuvvetlenmişler ve komşu şehirleri de ele geçirmişler veya hakimiyetlerini onlara tanıtmışlardır. Mesela 1014 senesinde komşuları olan Sha-chou şehri Çin kaynaklarında Uygurların adı ile anılmaya başlamıştır.

Re: ÖTÜGEN UYGUR DEVLETİNDEN SONRA KURULAN YENİ UYGUR DEVLET

MesajGönderilme zamanı: 24 Ara 2010, 18:36
gönderen TurkmenCopur
2 — SHA — CHOU Uygurları:

Dokuzuncu yüzyıldan beri Çin hakimiyetinde olan ve bölgenin en büyük şehri olan Tun-huang bölgesi, Kırgız yenilgesinden sonra bir kısım Uygurların yeni yerleşim yerleri olmuştur. IX. yüzyıldan itibaren Uygurların kontrolü altına giren bu bölge bilindiği gibi 19. yüzyıldan soma bilhassa Avrupalı bilim adamlarının araştırma merkezleri haline gelmiş ve bu bölgeden pek çok Uygur belgesi bulunarak bunlar yayınlanmaya başlamıştır. Sha-chou Uygurları ilk önce siyasi olarak Liao (Kitan) ve daha sonra da Hsi Hsia (Tangut) devletlerinin hakimiyetlerini tanımak mecburiyetinde kalmışlardır. Bu bölgenin ehemmiyeti, Çin ile Orta Asya arasındaki ticaret yolunun üzerinde bulunmasından ileri geldiği gibi, pek çok kültür ve sanat eserlerinin ortaya çıkarılmasıyla da Türk Tarihi için ayrıca önem taşımaktadır.

3 — KAO — CH'ANG Uygurları:

Dokuzuncu yüzyıldan beri bu yeni yerleşim bölgelerine gelen Uygurlar, gerek Çin kaynaklarında ve gerekse batı kaynaklarında, oturdukları yer isimlerine göre adlandırıldıkları gibi bazen de hükümdarlarının unvanlarına göre kaynaklarda yer almışlardır. Sadece bir tek şehre veya dar bir bölgeye yerleşmemiş olan bu Uygurların kaynaklarda, aynı bölgenin insanları olsalar bile, değişik isimler altında ortaya çıkmalarının çeşitli sebepleri vardır. Bu sebeplerin başında, kanaatimizce iki şık bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, zaman zaman birisi diğerine nazaran daha fazla üstünlük sağlamış olan şehirlerin ortaya çıkması ve bazı şehirlerde oturan Uygurların o şehirdeki hakimiyetlerinin kısa zamanda ortadan kalkmasıyla diğer bir şehrin üstünlük kazanmasıdır. Belki de bunların ötesinde en mühimi, Çinlilerin kendilerine verdikleri önemden dolayı, bir şehrin ismiyle o bölgede oturan Uygurların Çin kaynaklarında kendilerine yer bulmasından dolayı olmuştur. Batı kaynaklarına, bilhassa Arap coğrafyacılarının eserlerine baktığımız zaman ise, burada da Uygurların başşehirlerine göre anıldıklarını görmekteyiz.

İkinci husus ise, yine zaman zaman Uygurların başında bulunan hükümdarların unvanlarıyla Çin kaynaklarına geçmeleridir. Bu hususları biraz daha açarsak belki de anlaşılması daha kolay olacaktır.

Coğrafi alan olarak bugünkü Turfan bölgesinin etrafında oturan ve bilhassa Japon bilim adamları tarafından «Batı Uygurları» denilen bu Uygurların, Çin kaynaklarında ilk beliren ve bir devlet olarak ortaya çıkanı «Kao-ch' ang Uygurları» olmuştur. Bu Uygurlar, yeni yerleşim yerlerinde kendilerine Mengli Kağanı başlarına geçirmişlerdir. Bu kağanın unvanı «Ulug Tengride Kut Bulmış Alp Külük Bilge Kağan»dır. Manası ise, «Ulu Tanrıda Saadet bulmuş, kahraman, Meşhur, Bilge Kağan» dır. Kendilerine ismini bir devlet ismi olarak aldıkları Kao-ch'ang şehrini de başşehir yapmışlardır. Çinliler tarafından da resmen tanınan bu devlete Çinliler Kao-ch'ang Kuo (Kao-ch'ang Devleti) demişlerdir. Çin kaynaklarında bu devlete aynı zamanda «Hsi-hou Uygurları» da denildiğini görüyoruz. Bu durumun yeğane sebebi ise, T'ang sülalesi (618 - 905) zamanında, Kao-ch'ang olarak bilinen bu şehrin 460 senesinde Çin'in bir eyaleti haline getirildiği zaman isminin «Hsi-chou» olarak değiştirilmesindendir. T'ang sülalesinin yıkılıp yerine Sung sülalesi (960- 1279) geçtiği zamanda bu isim Uygurlar tarafından tekrar kullanılmış ve Kao-ch'ang şehri aynı zamanda Uygurların devlet ismi olmuştur.

Cengiz Han'ın vassallığını kabul ettikleri döneme kadar (1209) bu Uygurların başşehri Kao-ch'ang olmuş ve bu tarihten soma başşehir «Beşbalık» olmuştur. Cengiz zamanı ve Cengiz'in oğullarından birisi olan Çağatay'ın kurmuş olduğu ve Çağatay Ulusu diye adlandırılan devrede Kao-ch'ang şehrinin önemini kaybettiğini görüyoruz. İşte bu dönemde Kao-ch'ang şehrinin ismi, «Ho-chou» veya «Huo-chou» (Hoço) olarak değiştirilmiştir. Böylece Kao-ch'ang Uygurlarının ismi de bu tarihten sonra «Hoço Uygurları» olarak kaynaklarda geçmeye başlamıştır.

Hoço şehri daha önemini kaybetmeden, Uygurların oturdukları bölgenin bir başka şehrinin «Beşbalık» m önem kazandığını görüyoruz. Bu eski başkent sadece önem kazanmakla kalmamış, aynı zamanda Uygurların «Beşbalık Uygurları» diye de isimlendirilmesine sebep olmuştur. Uygurların başkenti olduğu bu dönemde, 1280 tarihinde Cengiz Han'ın torunu Kubilay tarafından Beşbalık şehrinin sınırında askeri bir koloni kurulmuş ve 1281 tarihinde de T'ai-ho-ling şehri ile Beşbalık arasında 30 adet posta istasyonu kurdurmuştur. 1283 senesinde ise, Kubilay tarafından Beşbalık şehrine bir vali tayin edilmiştir. Moğolların Orta Asya'da hakimiyetlerinin son bulması sebeplerinden biri olan Kubilay ile Kaydu arasındaki savaştan sonra, Beşbalık Uygurları, muhtariyetliklerini kaybetmişlerdir.

Beşbalık şehrinin önemini kaybetmesinden sonra, ortaya bir başka şehrin çıktığını görüyoruz. Çin kaynaklarında T'u-lu-fan (Turfan) olarak geçen şehir, aynı zamanda bu bölge Uygurlarına da ismini vermiş ve «Turfan Uygurları» olarak bizim Türk Tarihçiliğimizde daha çok kullanılan ismiyle tarih sahnesine çıkmıştır. Turfan Uygurları, Çağatay Han'ı Tugluk Temür (1346 - 63) 'den Vais Han'a (1417-32) kadar Doğu Çağatay Ulusunun hakimiyetinde kalmıştır. Vais Han'dan sonra, Cagataylıların zayıfladığı dönemde Ye-mi-li Huo-che (Emil Hoca) ve Su-t'an Ali (Sultan Ali) isminde iki kişi tarafından Turfan Uygurları idare edilmiştir.

Daha önce belirttiğimiz gibi, Uygurların hükümdarlarının unvanlarıyla da bir devlet ismi olarak kaynaklarda geçtiğini söylemiştik. Onuncu yüzyılın sonlarına kadar kağanlık, bu tarihten soma «Hanlık» olarak idare edilen Uygurlarda uzun müddet hanlar «Arslan» unvanını almışlar ve «Arslan Han Uygurları» olarak bilhassa Çin kaynaklarına geçmişlerdir. İlk defa bir Çinli seyyahın Uygurlara yaptığı seyahat notlarında gördüğümüz bu durum yerini Moğol devrinde I-tu-hu (Idiqut) unvanlı kişilerce idare edildikten sonra değişmiştir. Büyük bir ihtimalle Basmıl menşeyli olan bu Idiqut unvanı bir hükümdar unvanı olması yanında, aynı zamanda, Uygurların bu unvanla da bir devlet ismi olarak isimlendirilmesini sağlamıştır. Kao-ch'ang şehrinin isminin Idiqut şehri olarak da bilinmesinden sonra, «Idiqut Uygurları» olarak tarihe geçmişlerdir.

Görüldüğü gibi, Kırgız yenilgesinden sonra, güneye gelip yerleşen bu Uygurlar, çeşitli zamanlarda, çeşitli isimler altında karşımıza çıkmaktadır. Fakat değişen sadece devletlerin isimleri olmuştur.