Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Uygurlar'da Şehircilik

Burada Uygur İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Uygurlar'da Şehircilik

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 22:51

UYGURLAR'DA ŞEHİRCİLİK

Türk ağacının büyük bir dalı olan Uygurlar, Gök Türkler devrinde Yukarı Selenge (< Selene) boylarında yaşıyorlardı; on boydan meydana gelmişlerdi. Onun için On Uygur şeklinde de anılırlar; başbuğları çağdaş bazı veya birçok "budun"ların (Karluk, Az ve diğerleri) başlarındaki idareciler gibi el teber (küçük melik, küçük kıral) ünvanını taşıyorlar ve diğer el teberler gibi Gök Türk kağanlarına bağlı bulunuyorlar, armağan adı ile onlara vergi veriyorlardı. Uygur el teberleri tabilik vazifelerini uzun bir zaman istenildiği gibi yerine getirmiş olmalıdırlar ki kitabelerde kendilerinden sadece bir defa söz ediliyor. Bu da Bilge Kağan'ın kağanlık tahtına oturduğu yılda (716) onlara karşı yaptığı bir sefer ile ilgilidir. Anlaşıldığına göre Oğuz savaşları, Kapkan Kağan'ın ölümü ve kağanlık mücadelesi yüzünden Gök Türkler'in zayıf bir duruma düştüğünü sanan Uygur el teberi, tabilik bağını koparmış veya epeyce gevşetmiş bu da Bilge Kağan'ı kendisine karşı sefer yapmaya zorlamıştı. Kağan Selene'den aşağı inerek Karağan vadisinde Uygur el teberini yendi. El teber 100 kadar adamı ile doğuya doğru kaçarken Bilge Kağan da ele geçirilen yılkı ile (hayvan sürüsü, bu arada at sürüsü) aç "budun" unu doyuruyordu.

Uygur el teberi Bilge Kağan'ın ölümünden (734) 8 yıl sonra 742 yılında Karluk el teberi ve Basmıl ıduk-kut'u ile birlikte, siyasi sahnede göründüler. Bunlar Bilge Kağan'ın iki oğlunu birbiri arkasından öldüren K'u-to Ye-Hu (Yabgu)'yu yendiler. K'u-to Ye-Hu hayatını kaybetti. Bu büyük başarı üzerine (742) Basmıl ıduk-kut'u Aşina yani Gök Türk hanedanından olduğu ve herhalde zaferin kazanılmasında mühim bir payı bulunduğu için, kağan ilan edildi. El teberler de yabgu (büyük melik = büyük kıral) Unvanlarını aldılar.

Gök Türkler'e gelince, onlar da başlarına yeni bir kağan geçirdiler:

Ozmış Kağan (Wu-su-mi-şi). Fakat Ozmış Kağan çok geçmeden Uygur el teber'inin (müstakbel Köl Bilge Kağan) oğlu Moyun Çor tarafından ağır bir bozguna uğratıldı (Koyun yılı) = 743). Öyleki talihsiz Ozmış Kağan'ın hatunu bile tutsak düştü. Ertesi yıl Basmıllar'ın kağan ilan edilen hükümdarı (Hie-mie-li-şi), müttefiklerinin de yardımları ile Ozmış Kağan'ı yenip öldürdü. Zavallı Ozmış Kağan'ın bahtsız başı Çin'e götürülüp imparator'a takdim edildi (744 yılında). Ozmış Kağan'ın yerini Po-mey Tigin aldı ise de gerçekte Gök Türk devleti fiilen sona ermişti. Aynı yılda müttefiklerin araları açıldı ve bu, Basmıl kağanının ağır bir şekilde bozguna uğraması ile neticelendi. Basmıllar'ın çoğu tabiiyyet altına alındılar. Bu başarı dolayısı ile Uygur el teberi Köl Bilge unvanı ile kağan ilan edildi. Köl Bilge Han Ötüken'de yurt tuttu. Çünkü burası, Türk Bilge Kağan'ın dediği gibi, "il tut-sık yir" (ülke idare edecek yer) idi.

Ertesi yıl (745) Gök Türk Po-mey Kağan Köl Bilge Kağan tarafından yenilip öldürüldü48. Bütün bu başarılardan Köl Bilge Kağan'ın oğlu Moyun-Çor büyük bir rol oynamıştı. Bundan sonra ihtiras yüzünden çıkan düşmanlık sebebi ile Karluklar da On Oklar'a yani Batı Türkleri'ne sığınmak zorunda bırakılarak Uygur hakimiyeti sağlamlaştırıldı (at yılı = 746-747). Ertesi yıl (Koyun yılı= 747) Uygur devletinin kurucusu Köl Bilge Kağan vefat etti; yerine oğlu Moyun-Çor geçti. O, yeni mevkiine uygun olarak, Türk geleneğine göre, Tenride Bolmış İl itmiş Bilge Kağan, eşi de İI Bilge Hatun ünvanlarını aldılar. İl İtmiş'in, kağan olduğunu anlatırken eşinin de İl Bilge Hatun ünvanını aldığını yazdırması dikkate şayandır.

İl İtmiş Bilge Kağan hükümdarlığının ilk zamanlarında Tay Bilge Tutuk'un muhalefeti ile karşılaştı. Tay Bilge Tutuk, ünvan veya ünvanlarının gösterdiği gibi, mevkii yüksek bir şahsiyet idi. Hatta, aşınmış harfler isabetli okunabildi ise, Köl Bilge Kağan ona en büyük ünvan veya en büyüklerinden biri olan yabgu ünvanını tevcih etmişti. Bu sebeplerden dolayı onun hanedana mensup bulunması muhtemeldir. Anlaşıldığına göre Tay Bilge Tutuk, bir boy eksik, bütün Oğuzlar ile (Sekiz Oğuz) Tokuz Tatarlar'a dayanıyordu. Fakat Kağan giriştiği askeri harekat ile Tay Bilge'nin muhalefetini yok etti. Diğer düşmanlarını ve bu arada Çikler'i de yendi (Pars yılı = 750). Bu başarılar üzerine İl İtmiş Bilge Kağan ilk kitabesini yazdırdı (aynı yılda yani Pars yılı = 750). Fakat bu kitabe henüz bulunmamıştır. Ertesi yıl (Tabışgan yıl = 751) Ötüken yöresinde Iduk Baş'ın batısında, "Yabaş, Tokuş beltirinde" ikinci kitabesini diktirdi. Bu, ilim aleminde Taryat (Terhin) adiyle anılan kitabedir.

Kaynakça
Kitap: ESKİ TÜRKLERDE ŞEHİRCİLİK
Yazar: FARUK SÜMER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: UYGURLAR'DA ŞEHİRCİLİK

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 22:51

Başarılarını sürdüren İl İtmiş Bilge Kağan Basmıllar'ı siyasi hayatta, asırlar boyunca varlık gösteremiyecek bir duruma düşürdü. Karluklar'ın çoğunu batıya, On Oklar'ın ülkesine göç etmeye mecbur bıraktı; Oğuzlar'ı, Tokuz Tatarlar'ı ve Çikleri de kesin bir şekilde tabi kıldı. Artık kendisine gerek içte, gerek dışta muhalefet ve mukavemet edecek bir düşman kalmamıştı. "Tabgaç Kağan" yani Çin imparatoru ile dostça münasebetler kurdu. Çıkan isyanın bastırılmasında imparatora yardımda bulundu. Onun kızı ile evlenerek şereflendi ve aynı zamanda kudretini tanıtmış oldu. Bundan sonra en büyük eseri olan Ordu Balık şehrini kurdurdu. Ertesi yıl (758) Uygurlar'ın bu en büyük hükümdarı hayata gözlerini yumdu.

İl itmiş Bilge Kağan'ın siyasi ve askeri meziyetlere sahip bir hükümdar olduğunda şüphe yoktur. Ancak onun en belirgin olan vasfı inkilapçı bir düşünceye sahip olmasıdır. O kitabeler yazdırarak, şehir kurarak medeni gelişmeye karşı olan sevgisini ve ona büyük bir ehemmiyet verdiğini açıkça göstermiştir. Kitabelerinde anlattığı hadiselerin vukuunda sadece yıl, ay değil gün ve hatta günün kısımlarını zikretmesi, yani zaman faktörüne hayret edilecek derecede titizlikle riayet göstermesi, "Doğu Türkleri'nin idareci zümresi tarihi kronoloji şuurunu idrak edecek bir merhaleye ulaşmışlardır" hükmünü verdirmiştir.

Birçok Gök Türk hükümdarlarının şehirler kurmayı düşünmüş olmaları onun bu işe girişmesinde herhalde bir amil teşkil etmiştir. Ögedey Kaan devrinde de (1229 - 1241) İI İtmiş Kağan'ın şehrine yakın bir yerde Kara Kurum şehri kurulmuştu. .Bu şehrin kurulmasında o zaman bir yıkıntı halinde bulunan II itmiş Kağan'ın şehrinin tesiri altında kalınmış olması mümkündür. Hatta, Kara Kurum'un da adı, kurulduğu esnada, İl İtmiş Kağan'ın şehrininki gibi, Ordu Balık (> Baliğ) idi. Fakat sonra kurulduğu yerin Türkçe adı ile anılmıştır. Hülasa Tenride Bolmış İl İtmiş Bilge Kağan Türkler'in ilk şehir kuran hükümdarıdır. Türk tarihinde de böyle anılacaktır. Ordu Balık'm kurulması aynı zamanda Türk içtimai ve kültür tarihi bakımından mühim bir hadisedir, büyük bir inkilaptır.

Tenri de Bolmış İl İtmiş Bilge Kağan'ın yerine ikinci oğlu geçti. Bu, Bögü (Mou-yü) Kağan unvanı ile anıldı. Bögü Kağan da muktedir bir hükümdardı. Çin'de çıkan isyanın bastırılmasında mühim bir rol oynadı. Askerleri bol "doyumluk" elde ettikleri gibi, kendisi de imparatordan değeri çok yüksek hediyeler aldı. Bögü Kağan 762-763 yıllarında söz konusu ayaklanmanın bastırılması için Çin'de bulunduğu esnada Mani dinine mensup Soğdlar ile karşılaştı. Onların telkinleri sonucunda Mani dinini kabul etti. Böylece Türkler'in mühim bir kolu ilk defa olarak Orta Asya'da yabancı bir dine girmiş, Mani dini de ilk ve son defa olarak bir devlet dini olmuştu.

İl İtmiş Bilge Kağan'ın Ordu Balık şehrine gelince, bu şehir 47-48 kuzey arz ve 101-102 doğu tul dereceleri arasında, yukarı Orhun ırmağının sol kıyısında, Ugeynor (göl)'un güney doğusundaki Tatalhayn bozkırında kurulmuştu. Bu bozkır ağacı pek o kadar yok, fakat otu ve yeşilliği çok geniş bir yazı yani düzlük idi. Ordu Balık'ın sol tarafında da bir çay yer alıyor ve bu çay (şimdiki adı Cirmantay) yukarıda Orhun ırmağına ulaşıyor. Köl Tiğin ve Bilge Kağan'ın abideleri Ordu Balık'ın az kuzey doğusunda, Koşoçaydam gölünün çevresinde görülüyor. Moğollar'ın Kara Kurum'u, Ordu Balık'ın güneyinde olup aralarında aşağı yukarı 40 kilometrelik bir mesafede vardır.

Ordu Bahk hakkında Uygurlar'm yakın komşuları Çinliler değil, Müslümanlar bilgiler vermişlerdir. Gerçekten Temim b. Bahr adlı Müslüman gönüllü bir mücahid Ordu Balık'ı ziyaret etmiş (bu ziyaretin 821 yılında veya daha önce yapıldığı sanılıyor), seyahat ve ziyaretiyle ilgili müşahadeleri coğrafyacıların (İbn Hur-dadbih, Kudame ve ibnu'l-Fakih, Yakut) eserlerinde bize kadar gelmiştir. Temim bu seyahat ve ziyareti hakkında şu bilgileri veriyor.

Temim b. Bahr el-Muttavvi'i diyor ki:

"Toğuz Guzzlar'ın (yani Uygurlar'ın) ülkesi çok soğuktur. Bundan dolayı onların ülkesinde ancak yılın altı ayında dolaşılabilir." Temim Toğuz Guzz ülkesinde hakanın gönderdiği ulak atlan ile seyahat etti. Temim, sür'atli ve aynı zamanda zahmetli bir yolculuk yaparak bir gündüz ve gecede üç konaklık mesafe alıyordu. Böylece sadece pınarlar ve otlaklar bulunan bir bozkırda yirmi gün seyahat etti. Bu bozkırda ne bir köy, ne bir şehir olup konakçılardan başka kimse görülmüyordu. Bunlar da çadırlarda yaşıyorlardı. Bu sebeble Temim ulaklar gibi yanına yirmi günlük azık almıştı. Çünkü o, bu ülkenin durumunu yakından tanıyor, bozkırlarda yirmi gün süren yolculukta pınarlardan ve otlaklardan başka bir şey olmadığını biliyordu. Bundan sonra birbirine yakın köylerin bulunduğu ve çok mamur olan bir bölgeye geldi. Temim'in mamur bölgedeki seyahati da yirmi gün sürdü. Bu bölgenin halkının hepsi veya çoğunu Türkler teşkil ediyordu. Onlar arasında ateşe tapan Mecusileri ve Maniheistleri yani Zındıkları gören Temim, yirmi günün bitiminden sonra hakan'ın şehrine vardı. Müslüman seyyahı bu şehrin büyük ve muhkem surlarla çevrilmiş olduğunu, çevresinde şenlikli kasabaların ve bir birine bitişik köylerin bulunduğunu gördü. Şehrin on iki adet muazzam demir kapıları olduğunu söyleyen Temim, orada kalabalık ve yoğun bir halkın yaşadığını, çarşılarının ve ticaretin çok hareketli olduğunu da kayd ediyor ve "şehirdeki halkın çoğu Zındıkdır" diyor. Temim, şehre beş fersah (bir fersah 5,5 - 6 km'dir) kala hakanın sarayının damı üzerinde yüz kişilik altından bir çadır görmüştü. Yine Temim diyor ki, "Toğuz Guzz Hakanı Çin hükümdarının hısımıdır ve Çin hükümdarı her yıl ona (yani Uygur hakanına) beş yüz bin parça ipekli gönderir".
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: UYGURLAR'DA ŞEHİRCİLİK

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 22:52

Temim'in Müslümanlar'ın Toğuz Guzz adıyla tanıdıkları Uygurlar'a dair verdiği haberlerin en mühimleri bunlardır. Bu haberler, eski Türkler'in yerleşik ve şehir hayatına dair en değerli bilgileri teşkil ederler.

Görmüş olduğumuz gibi Müslüman seyyah sadece su ve ot bulunabilen bir bozkırı 20 günde geçtikten sonra meskun ve mamur bir bölgeye ulaşmıştır. Bu bölgede bir birine yakın köyler ve ekili arazi görülüyordu. Bu mamur bölgenin halkının hepsi veya pek çoğu Türk idi. Temim bu yerleşik, şenlikli bölgeyi de yirmi günde geçebilmiştir. Mamur bölgedeki seyahatin yirmi gün sürdüğünün ifade edilmesinde mübalağa payının oldukça fazla olduğu, haklı olarak ileri sürülebilir. Fakat bu husus ne olursa olsun Temim'in sözleri, bize göre, Uygur ülkesinin bir kısmında yerleşik Türkler'in yaşamakta olduklarında şüphe bırakmıyor. Yine Temim, hakan'ın şehrinin çevre ve dolaylarında yoğun sayıda kasaba ve köylerin bulunduğunu bildiriyor. Hakan'ın şehrine gelince, burası oniki muazzam demir kapılı, pek çok çarşı ve pazarları olan büyük, kalabalık ve hareketli bir şehirdi. Anlaşıldığına göre Uygur ülkesinden başka, Ordu Balık'a Çin'den ve İslam dünyasından ticaret kafileleri geliyor. Gelen tacirler mal satıp, mal alıyorlardı. Müslüman tüccarın aldığı malların başında, şüphesiz ipekli mamuller ile değerli kürkler geliyordu. Çoğu çocuk yaşta genç oğlan ve kızlar da satın alınıyordu. Türk ülkelerinde kışın sık sık görülen korkunç açlık ve savaşlar yüzünden kolayca genç çocuklar satın almak, hemen her zaman, mümkün olabiliyordu.

Uygur hakanının sarayının damında yüz kişi alan altından bir çadırın bulunduğu hakkındaki Temim'in sözleri Çin kaynaklarınca da teyid ediliyor. Şüphesiz, hakan yazın serinlemek gayesi ile bu çadırı sarayının damına kurdurmuştu. Ancak beş fersahlık yerden görüldüğü sözleri, şüphesiz mübalağalıdır. Yapılan araştırmada şehrin kuzey kesiminde bulunan sarayın 150 X 200 metrelik bir sahayı kapladığı tesbit edilmiştir. Şehre gelince, bunun da 7 X 2,5 kilometrelik bir yeri işgal ettiği ve kapılarının ondan fazla olduğu anlaşılmıştır.

Temim, Toğuz Guzz hakanına şehrin yakınındaki ordugahında rastgelmişti. Otağı kuşatmış olan muhafızlardan başka Hakan'ın on ikibin askeri olduğunu Müslüman seyyahı tahmin etmiştir. Fazla olarak Temim hakanın onyedi beyi olduğunu ve bunlardan her birinin de onyedibin askere sahib bulunduğunu haber veriyor. Bundan başka Müslüman seyyahı iki bey arasındaki mesafede çadırlı askeri karakollar görmüştü. Bunlar ordugahı bir daire şeklinde çevirmişlerdi. Bu dairede otağa doğru açılan dört aralık vardı. Gerek hakanın, gerek beylerin hayvanları dairenin içindeki çayırlıkta yayılıyorlardı. Bunlardan hiçbiri de dairenin dışına çıkamıyordu. Müslüman seyyahın hakanın hassa ordusu ile beylerinin askerlerinin sayısı hakkında verdiği rakamlar, herhalde, mübalağalıdır. Fakat bunlar Uygur hükümdarlarının kalabalık ve aynı zamanda iyi teşkilatlandırılmış ve donatılmış ordulara sahip olduklarını, karargahlarının da bir hükümdara yaraşacak derecede süslü, debdebeli ve ihtişam verici oldukları hakkında diğer kaynaklardan elde edilen bilgileri doğrulamaktadır. Fakat kuvvetli Uygur devleti IX. yüzyılın ilk çeyreğinde zayıflamaya başladı. Bilhassa 839 yılındaki korkunç soğuklar, onun getirdiği kıtlık, açlık ve öldürücü salgın hastalıklar Uygurlar'ı daha da zayıf bir duruma düşürdü. Kuzeyde, Sibirya'nın Abakan bozkırında yaşayan, en büyük ve tehlikeli düşman Kırgızlar (Kırkız) fırsatı ganimet bilerek Uygur ülkesine yürüdüler; son Uygur kağanını öldürdüler; Ordu Balık'ı yakıb yıktılar. Uygurlar öldürülmemek veya tutsak düşmemek için kümeler halinde yurtlarını terk ettiler. Böylece eski Türk yurdundaki son kuvvetli Türk siyasi teşekkülü olan Uygur devleti de felaketli bir şekilde sona erdi (840). Uygurlar'ın çoğu, Beş Balık-Koçu bölgesinde toplanıp orada yeni bir devlet kurdular. Bu Uygur devleti de bilhassa ilk asırlarda oldukça kuvvetli idi. Fakat sonraları bu kuvvetini sürdüremedi. XII. yüzyılın birinci yarısında Türkistan'ı istila ederek bir devlet kuran Kara Hıtaylar'ın metbuluğunu tanımak zorunda kaldı. Hatta Kara Hıtay hükümdarının buyruğu üzerine Uygur hükümdarı han unvanı yerine mütevazi bir unvan olan idi Kut (< Iduk Kut) unvanım taşımaya başladı. Çünkü, han unvanını Kara Hitay hükümdarı taşıyordu.

Uygurlar'm Beş Balık-Koçu bölgesinde, daha ziyade veya kısmen yerleşik bir topluluk şeklinde yaşadıkları görülüyor. Bunda Orhun bölgesindeki oturak Uygurlar'dan pek veya en mühim bir kısmın Beş Balık-Koçu bölgesine yani Doğu Türkistan'a göç etmiş olmalarının şüphesiz mühim bir payı vardır.

Sibirya'daki geniş orman kuşağının bitişiğindeki bozkırlarda yaşadığını söylediğimiz Kırgızlar, diğer Türk kavimlerine nazaran medeniyetçe oldukça geri kalmış bir topluluk idiler. Bu sebeble Orhun bölgesindeki Ordu Balık ile diğer meskun yerleri yakıp yıkarak bu ülkedeki siyasi, içtimai ve kültür bakımlarından gelişmiş olan yerleşik hayatı yok ettiler. Manevi kültür de ortadan kalktı, Kırgızlar Orhun bölgesinde 80 yıl kadar kaldıkları halde "kağan" ünvanını taşıyan hükümdarlarından hiçbirine ait bir kitabe elde edilmemiştir. En sonunda, 924 yılında Moğol soyundan Kıtaylar Kırgızlar'ı Orhun bölgesinden çıkararak onları eski yurd-lanna kovdular. Böylece, daha önce de belirtildiği gibi, tarihi en eski Türk yurdu olan Orhun bölgesi Moğol soyunun eline geçti. Şimdi de bu eski Türk yurdu, Moğolistan'ın bir parçasıdır ve orada Türk soyundan kayda değer bir topluluk yaşamamaktadır.

Eserini IX. yüzyılda yazmış olan İslam coğrafyacılarından Ibn Hurdadbih, Türk dünyasını teşkil eden toplulukların Oğuz, Karluk, Kıpçak, Kimek, Kalaç, Ezgiş, Kırgız ve Toğuz Guzzlar olduğunu söyledikten sonra Türkler'in onaltı şehirleri bulunduğunu yazıyor. Fakat Ibn Hurdadbih Türkler'in bu onaltı şehrinin adlarını vermiyor; hatta nerede bulunduklarını da söylemiyor. Ancak adı geçen müellifin bu sözlerinden Türk aleminde şehir haya tinin geniş ölçüde bir gelişme göstermiş olduğu anlaşılıyor.
X. yüzyılın birinci yansında yukarıda adı geçen Türk kavimlerinden Kırgızlar (Kırkız), Kimekler ile onların bir kolu olan Kıpçaklar müstesna olmak üzere, diğerleri şehirlere sahip bulunuyorlardı. Şehirlere sahip olan Türk topluluklarının aynı arz dairesine düşen topraklar üzerinde oturdukları görülüyor. Bu topraklar Çin sınırından Hazar Denizi'ne kadar uzanıyordu. Daha önce belirttiği gibi pek mühim kısmı Orhun bölgesinden göç ederek Beş Balık-Koçu bölgesine gelen Uygurlar burada ikinci bir devlet kurdular. Uygurlar'ın bu yeni yurtları yerleşik hayata çok daha müsait, verimli toprakları ihtiva ediyordu. İkinci olarak Çin ile Maveraunnehr (Batı Türkistan) arasındaki ana ticaret yolları da Uygurlar'ın bu yeni yurtlarından geçiyordu.

Uygurlar arasında bu yeni yurtlarında Buda dini yayılmaya başladı. En sonunda onların çoğu adı geçen dini kabul ettiler. Budizmin Beş Balık-Koçu bölgesinde daha VII. yüzyılın birinci yarısında ne kadar köklü bir şekilde yerleşmiş olduğu Hüen-Çang'ın sözlerinden açıkça anlaşılmaktaydı. Uygurlar bu yeni dinleri için mabetler ve manastırlar inşa ettiler. Sanskritçeden pek çok dini eserler Türkçeye çevrildiği gibi, çinceden de tercümeler yapıldı. Böylece Uygur Türkçe'si ve bilhassa dini edebiyatı büyük bir gelişme gösterdi. Uygurlar Orhun alfabesini bu yeni yurtlarına da getirdiler ise de bir müddet sonra yerine Soğd alfabesinden gelen yeni bir yazı kullandılar. Bu yazı onlardan Kara Hanlılar'a, sonra da Moğollar'a geçti. Bu yazı ile birlikte Uygurca birçok kelime ve tabir Kara Hanlı Türkçesi ile Moğolcaya girdi. Müslüman olduktan sonra Kara Hanlılar ile Uygurlar arasında din ayrılığı yüzünden derin bir düşmanlık baş göstermişti. Bu düşmanlığı ifade eden birçok deyişler Kaşgarlı'nın eseri vasıtası ile bize kadar gelmiştir. Uygurlar Kara Hanlı Türkleri'ne ve bütün Müslümanlara "Çomak" yahut "Çomak Eri" adım vermekte, Kara Hanlı Türkleri de Uygurlar'a Tat demekte idiler. Uygurlar için Tat sözünün kullanılması, bu sözün daha önce oradaki yerli halka verilmiş olması ile ilgili olabilir. Mamafih bunun din ayrılığı yüzünden doğrudan doğruya Uygurlar'a verilmiş olması da, herhalde, imkansız değildir. Uygurlar her ne kadar Buda dinine girmiş iseler de bunun Cahiz'in sözlerinin aksine, onların savaşçılık ruhlarını sürdürmelerinde menfi bir tesiri olmamıştı. Kaşgarlı Mahmud Uygurlar'ın son derecede savaşçı insanlar olup bilhassa ok kullanmakta usta olduklarım belirtir. Fakat konumuz bakımından mühim olan şudur ki, daha 982 yılında Uygur iline gelen Çin elçisi Wang-Yen-Te bu ülkeyi mamur, halkını da müreffeh ve mes'ud bulmuştu.

O bu münasebetle şunları yazıyor:

"bu ülkede yoksul halk yoktur. Yiyeceği kafi olmayanların sıkıntıları giderilir. Bütün yoksullar et yer" .

IX. ve X. yüzyılda yazılmış İslam coğrafya eserlerinin çoğunda Beş Balık-Koçu bölgesindeki Uygur şehirleri hakkında tatmin edici haberlere pek rastgelinmez. Ancak bu coğrafya eserlerinden 982 de yazılmış Hudud'l - alem, bir istisna olup bu eserde Türk alemindeki şehirlerin adları ile onlara dair kısa fakat faydalı bilgiler verilir. Hudud'l-alem'de verilen bilgilerin çoğu aynı asrın ilk yarısında veya ilk çeyreğinde yazılmış olan Ceyhani ile Belhi'nin bize kadar gelmemiş olan eserlerinden alınmıştır.

Hudud'l-alem'de, Toğuz Ğuzz yani Uygurlar ülkesinde on yedi şehirden bahsediliyor. Fakat bu onyedi şehirden ancak bir kısmının adlarının okunuşları ve yerleri tesbit edilebiliyor. Okunuşu ve yeri tesbit edilebilen şehirlerden biri Çinanikes olup bu, Çinliler'in Kao-Çang dedikleri büyük şehirdir. Bu şehir Turfan'ın 45 km. güney doğusunda bulunuyordu. Uygurlar bu şehre Koçu demekte idiler. idi Kuüar'ın, ılık olduğu için, kış mevsimini bu şehirde geçirdiklerini biliyoruz. XIII. yüzyılda adı geçen şehrin Kara Hoca adıyla anıldığı bilinmektedir. Şimdi buraya İdi Kut Şehri deniliyor. Yine Hudud'l-alem'de geçen Penci Kes Türkçe Beş Balık'ın karşılığıdır. Beş Balık Doğu Tien-Şan'ın kuzey tarafına düşen düzlükte kurulmuştu. X. yüzyılın sonlarına doğru Beş Balık'ın bağlık, bahçelik, civarında kayıkla gezilen bir gölü, içinde altın, gümüş, bakır ve demir işçiliğinde mahir zanaatkarları bulu-nan bir şehir olduğu Çin elçisi Wang-Yen-Te'nin sefaretnamesin-den anlaşılıyor. Beş Balık Moğol hakimiyetinden sonra bir yıkıntı haline gelmiştir. Çinliler'in Pei-T'ing dedikleri Beş Balık'm Bilge Kağan'ın kitabesinde geçtiğine daha önce işaret edilmişti. Uygur İdi Kutları yani kıralları yazın havası serin ve hoş olduğundan Beş Balık'da oturmakta idiler. XIII. yüzyılda aynı şehirdeki hükümdar sarayının duvarında idi Kut Barçuk'un atalarını gösteren bir soy kütüğü görülüyordu.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: UYGURLAR'DA ŞEHİRCİLİK

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 22:53

Kaşgarlı bize kendi zamanındaki Uygur şehirlerinin en tanınmış olanlarının adlarını vermiştir. Bunlar Beş Bahk, Can Balık, Koçu, Yengi Balık ve Sülmi'dir. Bunlardan Can Balık'ın, Beş Balık'ın batısında, Manas'ın doğusunda olduğu tesbit edilmiştir. Yengi Balık'a gelince, bunun da Manas ile Hutukbay arasında, Sulmi'nin ise Koçu'nun kuzey doğusunda bulunduğu anlaşılmıştır. Öyle görülüyor ki bahk sözü Uygur ülkesinden daha batıda kullanılmamakta ve Kaşgarlı'nm da teyid ettiği gibi, bu, Batı Türkleri'nce bilinmemekte idi. Onlar, daha önce de kaydedildiği gibi, Türkçe şehir anlamındaki balık yerine, soğdça'dan alınma kend sözünü kullanıyorlardı. Yukarıda işaret edildiği üzere Kaşgarlı Mahmud Uygurlar'ın en tanınmış şehirlerini kaydetmiştir. Bunlardan başka daha birçok Uygur şehir, kasaba ve köylerinin de mevcud olduğu bilhassa Hudud l-alem'den iyice anlaşılıyor.

Hududl-alem'de, diğer İslam coğrafya eserlerinde olduğu gibi, Uygurlar'a Toğuz Guzz yani Toğuz (Tokuz) Oğuz adı verilmektedir. Bunun nereden ileri geldiğinin emin bir izahı yapılamıyor. Asıl Oğuzlar aynı eserlerde ayrıca zikredilmişlerdir.

Miladi 982'de yazılmış olan Hududl-alem'de Uygurlar hakkında verilen bilgiler aynen şöyledir:

Toğuz Guzz (= Uygur) Ülkesi ve Oradaki Şehirler.

"Bu ülkenin doğusunda Çin ve güneyinde kısmen Tibet ve Karluk ülkeleri bulunur. Kısmen batısında ve kuzeyinde de sadece Kırgız (Kırkız) ülkesi vardır. Toğuz Guzz ülkesi Türk ülkelerinin en genişidir. Aslında onlar kalabalık bir topluluk (kavm) idiler. Eski zamanlarda Türkistan'ın hükümdarları Toğuz Guzzlar'dan çıkardı. Onlar silahları çok, savaşçı insanlardır; yazın ve kışın elverişli otlaklar bulmak için yer değiştirirler. Bu ülkede misk çok çıkar; kara, kızıl ve alaca renkli tilki, sincap, samur, kakım, sansar, sebice derileri, hutuv boynuzları ve yak gönleri elde edilir. Pek o kadar zengin bir ülke değildir. Emtiaları söylediğimiz şeyler olduğu gibi, koyun, sığır ve atları da vardır. Bu ülkede pek çok akarsu görülür. Onlar en zengin Türkler'dir. Tatarlar da Toğuz Ğuzzlar'dan bir kavimdir.

1 — Çinanckeş = Toğuz Ğuzzlar'ın baş şehridir. Orta büyüklükte bir şehirdir. Burası devlet merkezidir ve Çin ülkesine yakındır. Bu şehrin yazın çok sıcak, kışın çok hoş bir havası vardır.

2 — Bu şehrin yanında Tafkan adı verilen bir dağ görülür. Bu dağın arkasında beş köy bulunur. Bu köylerin isimleri şunlardır: Köz Erk, Çomul Keş (? metin : C.m.l.keth), Pencikeş, Barlığ, Cam-ğar. Toğuz Guzz hükümdarı yazın Pencikeş köyünde oturur. To-ğuz Guzz (Uygur) ülkesinin kuzeyinde bir bozkır olup bu bozkır Toğuz Guzz ile Kırgızlar arasındadır. Bu Bozkır Kimek ülkesine kadar gider.

3 — K.m.siğiya (?) = bu, iki dağ arasında bulunan bir köydür.

4 — S.t.keş = küçük bir yöredir. Bu yörede üç köy vardır.

5 — Erk (?) = küçük bir şehirdir. Bu, Hulandgun ırmağına yakın bir yerdedir. Burada çok meyve vardır. Fakat üzüm olmaz. Yedi köy bu şehre bağlıdır. Erk ve yöresinden yirmi bin kişi (asker) çıktığı söylenir.

6 — Kerarhun (? yahut: K.varhun ?) = Kum çölü içinde bulunan bir köydür; geliri azdır, fakat nüfusu çok bir köydür.

7 — Beg Tigin Köyleri = bunlar beş köydür ve Soğdlar'a aittir. Bu köylerde Hıristiyanlar (Tersayan), Zerdüştiler ve puta tapanlar (= Budistler?) yaşarlar. Burası soğuk bir yerdir; çevresinde dağlar bulunur.

8 — Kümis Art = bir dağın üstünde bulunan bir köydür. Bu köyün insanları avcılardır.

9 — H.mud (Humul — Kumul?) = burası çayırlı, otu bol bir yöredir. Burada Toğuz Ğuzzlar'ın alaçık ve çadırları bulunur. Bunlar koyuncudur.

10 — C.m.likeş = büyük bir köydür. Bu köyün beyine beygu denilir. Beygulular orada otururlar. Kimekler, Karluklar (Hal-luhiyan) ve Yağmalar bu köyü daima talan ederlerdi.

11 — T.nzağ (?) Art (Toprağ? Art) = toprakdan bir dağdır. Burası tacirlerin konağıdır.

12 — Mab.nç C.rabas (?) = bir konaktır, büyük bir çayı vardır ve otlağı geniştir.

13 — B.l.h.m.kan (?) = bir konaktır; eskiden burada Toğuz Guzzlar yaşarlardı; şimdi örendir.

14 — S.d.n.k (?) her zaman karlı ve yağmurlu bir konaktır.

15 — M.h.k (?) Art = bir konaktır.

16 — Ir Közkü Keş (?) = içinde çayırları ve pınarları olan bir konaktır.

17 — Igrac Art = asla karı eksik olmayan bir konaktır. Burada vahşi hayvanlar ve geyikler çoktur. Bu dağdan çok geyik boynuzu elde edilir.

Hudud'l-alem?deki Toğuz Ğuzz yani Uygur şehirleri köy ve konaklarına dair verilen bilgiler bunlardır. Adı geçen eserde bahsedilen Toğuz Ğuzzlar'ın Beş Balık-Koçu bölgesi Uygurları olduğu açıkça anlaşılıyor. Bunun yanında onların aslında en kalabalık Türk topluluğu oldukları, bütün Türkistan hükümdarlarının onlardan çıktıkları gibi, Uygurlar'ın Orhun bölgesindeki kudretli devirlerine ait açık olmayan ifadeler de vardır. Fakat Ordu Balık ile ilgili herhangi bir kayda bu eserde rastgelinemiyor. İslam müellifleri Uygurlar'ın 840 yılında Kırgızlar tarafından asıl ülkelerinden çıkarıldıkları, onlardan çoğunun Beş Balık-Koçu bölgesine göç etmek mecburiyetinde kaldıklarından haberdar olamamışlardır. Çinanckeş (=Koçu)'in yanında Tafkan dağının arkasındaki beş köye gelince, bunlar görmüş olduğumuz gibi Köz Erk (?), Comul keş (?), Pencikeş, Barlığ ve Camğar idiler. Bu beş köyden Penci Keş'in Beş Balık olduğunda şüphe yoktur. Diğer dört köy veya şehrin yeri tayin edilemiyor. Bunlardan Comulkeş, adını Çomul adlı Türk veya Türkleşmiş bir toplulukdan almış olabilir. Camğar'ın adı ise Karluk şehirleri dolayısı ile ileride bir kere daha geçiyor. Buna göre Camğar, Beş Balık'ın batısında Isığ Göl'ün doğusunda, ili kıyılarında veya ona yakın bir yerde olmalıdır Barlığ, Minorsky' nin belirttiği gibi, Cuveyni'deki Yarlığ'dan başkası değildir. Esasen Cuveyni'nin eserinin bazı yazmalarında bu isim, Hudud-ul alem' deki gibi Barlığ'dır. Eserin ingilizce tercümesinde de Barlığ kabul edilmiştir (II. s. 489) Barlığ Beş Balık'a dört fersah mesafede bulunuyordu. Yine Uygur şehirleri arasında 9. sıradaki H.mud'un doğrusunun Kumul olacağım Minorsky ilen sürmüştür. Kumul, Koçu'nun çok doğusunda olup bugünkü adı Hami'dir. Yukarıda adı geçen şehir ve yer adlarının doğru telaffuzlarım ve nerede bulunduklarını tesbit etmek hususunda bilhassa V. Minorsky, gerçekten, büyük gayret göstermiştir. Ancak malzemenin kifayetsizliğinden elde edilen neticelerin mühim bir kısmı kesin ve ikna edici olmamıştır.

XIII. yüzyılın başlarında Uygur hükümdarı Barçuk idi. Barçuk, adını Kara Hanlı ülkesi sınırında bulunan Kaşgar'ın doğusundaki Barçuk (şimdiki adı : Maral Başı) şehrinden almıştır ki, yer adlarını çocuklara ad olarak koymanın Türkler'in geleneklerinden olduğunu biliyoruz. Barçuk, Kara Hıtay boyunduruğunu atarak Cengiz Han'ın hakimiyetini kabul etmek akıllılığını gösterdi. Bundan dolayı Uygur devleti varlığını sürdürdü. Uygur Türkleri Moğol bürosunda ve mülki teşkilatında da mühim mevkiler elde ettiler. Uygur yazısı Moğol imparatorluğunun da yazısı olduğu gibi bu imparatorluk içinde Uygurlar da Türklüğün başlıca temsilcileri durumuna yükseldiler. Sonra diğer Türk toplulukları ile birlikte Moğollar'ın Türkleşmelerinde ve kendilerini Türk hissetmelerinde mühim bir rol oynadılar. Uygurlar'ın aydın zümresi çok olduğundan onlar Moğol hanları ve noyanlarının katında itibarlı bir mevki kazanmışlardı. Ancak XIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Orta Asya'da Moğollar arasında baş gösteren sonu gelmez mücadeleler, Uygur devletini ortadan kaldırdığı ve Uygur ülkesindeki medeni hayata da onulmaz darbeler vurduğu gibi, Uygurlar'ın kendi yurtlarında ve toplu bir halde kavmi varlıklarını sürdürmelerine de son vermiştir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Uygur İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir