Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Adaletin Balyozu

Burada Balyoz Davası hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Adaletin Balyozu

Mesajgönderen TurkmenCopur » 12 Eki 2011, 00:47

ADALETİN BALYOZU

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından "Balyoz Planı" adlı bir belgeye ilişkin yürütülen soruşturmada, eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek ve eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan'ın da aralarında bulunduğu 196 sanık hakkında dava açılmıştı.

İddianamede, tüm tutuksuz sanıkların 15 ile 20 yıl arasında hapis cezası öngören "Türkiye Cumhuriyeti icra vekilleri heyetini, cebren ıskat veya vazife görmekten cebren men etmeye teşebbüs" suçundan cezalandırılmaları istenmişti.

48 Saat Kala Sürgün

16 Aralık 2010 tarihinde görülecek davaya sayılı saatler kalmışken, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, davaya bakacak olan İstanbul Özel Yetkili 10. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Zafer Başkurt'u görevden alarak, Gebze'ye özel yetkileri alınmış düz hâkim olarak atadı. Yerine ise Ergenekon davasının başlamasıyla birlikte kurulan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemcsi'nin ikinci heyetinin kıdemli üyesi Ömer Diken getirildi.

Aralarında Hrant Dink davasının da olduğu birçok önemli davaya bakan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Erkan Çanak da özel yetkileri kaldırılarak Sakarya'ya atandı. Canak'ın yerine aynı mahkemenin üyesi Rüstem Eryılmaz görevlendirildi.
Balyoz davasına 48 saat kala gelen bu özel nitelikteki tayinler, tartışmaları da beraberinde getirdi.

Atamaları Teftiş Kurulu Önerdi

Adalet Bakanlığı yetkilileri, görevden almaların Teftiş Kurulu'nun raporuyla gerçekleştiğini gazetecilerle paylaşma ihtiyacı duydular.
Buna göre, Teftiş Kurulu haklarında yürütülen disiplin soruşturması kapsamında her iki başkanın görev yerlerinin değiştirilmesini önerdi. Teftiş Kurulu, Çanak hakkında "uyuşturucu davalarına bakan avukatlarla yakın ilişkide olduğu, iş takibi yapan bir kadınla gayri ahlaki ilişki kurduğu" iddialarına ilişkin, Başkurt hakkında ise "uyuşturucu davası sanıkları ile yakın ilişki ve para karşılığı tahliye girişiminde bulunması" iddialarıyla soruşturma başlatmıştı. Dikkat çeken ve tartışma yaratan, yargıçlar hakkındaki soruşturmanın 25 Ağustos 2009 tarihinde başlatılmış olmasına karşın, görevden alma işleminin bir yıl sonra ve tam da önemli bir davayı görmeye başlamalarına yalnızca 48 saat kala yapılmış olmasıydı. Kurul'un kimi üyeleri "Dava başladığında alsak sıkıntı daha büyük olurdu. Açacağı yara daha derin olurdu" görüşüyle karan savundular. Haklı olabilirlerdi. Ancak ne kadar haklı olunsa da, davaya saatler kala hâkim değişikliği, ister istemez kuşkuları da beraberinde getirmişti.

İki başkan hakkındaki karar, Hâkimler ve Savcılar Kanununun "Hakkında soruşturma yapılan hâkim ve savcının göreve devamının, soruşturmanın selametine yahut yargı erkinin nüfuz ve itibarına zarar vereceğine kanaat getirilirse, HSYK'ce geçici bir tedbir olarak görevden uzaklaştırılmasına veya geçici yetki ile bir başka yargı çevresinde görevlendirilmesine karar verilebilir" hükmünü düzenleyen 77. maddesine dayandırılarak yapılmıştı.
Karara ilk tepki de, sanıklardan emekli Orgeneral Çetin Doğan'ın avukatı Celal Ülgen'den gelmişti. Ülgen, davanın 183 klasörünün bulunduğuna ve bunun yaklaşık 100 bin sayfa anlamına geldiğine dikkat çekerken, "Buna inanamıyorum. Mahkeme başkanı yaklaşık dört aydır çalıştı, hazırlandı ve dava ile ilgili bir görüşü oldu. Mahkemenin yeni başkanının tüm dosyaya hâkim olması zaman alacak" diyerek, tepkisini dile getirmişti.
Adalet Bakanı Sadullah Ergin ise, kararı "Görüş birliği içinde alındı. Kurul'da görev yapan tüm arkadaşlarımızın aynı fikirde olması bir anlam ifade etmeli" sözleriyle savundu. Ergin, istifa ede HSYK Başkanvekili Kadir Özbek'in daha önce bu iki yargıcın değiştirilmesi konusunda görüş bildirdiğini savundu. (A.A, 15 Aralık 2010)

Kadir Özbek'in Adalet bakanının bu açıklamasına yanıtı gecikmedi.

Özbek, bakanın sözünü ettiği konuşmanın, kararname görüşmelerinin kesildiği gün, Adalet bakanının toplantı salonunu terk etmek üzere ayağa kalktığında yapıldığına işaret ederek, o günü şöyle anlattı:

Bakan beye oturmasını ve görüşmelerin sürdürülmesi gerektiğini söyledim. Böyle bitirilmesinin yanlış olacağını, önerilen arkadaşların ve birtakım şikâyet ile inceleme istekleri olan ama henüz inceleme soruşturmaları sonuçları bize getirilmemiş arkadaşların durumlarım da görüşmeyi önerdim. Liste meselesi olmuştu, ben de hatta gerekirse 10. ve 14. Ağır Ceza Mahkemesi başkanlarının durumunu da görüşelim beyanında bulundum, hepsini görüşelim anlamında. Hatırlayacaksınız o dönemde Sayın Seyfi Oktay ile birlikte bu arkadaşların benimle görüşmeleri basında geniş yer tutmuştu. Bunların durumlarını da masaya yatırabiliriz demiştim. Yoksa arkadaşlarımızın şu an alınma gerekçesi olarak gösterilen soruşturmalar henüz Kurul'a intikal etmiş değildi. Haberim de yoktu. {Cumhuriyet, 16 Aralık 2010)

Bizi Buradan Kurtarın

Zafer Başkurt ile Erkan Çanak, eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay'ın aracılığıyla Ağustos ayının başlarında Ankara'ya gelerek, dönemin Kurul Başkanvekili Kadir Özbek ile görüşürler.

Her iki yargıcın da HSYK başkanvekilinden talebi ortaktır:

"Üzerimize çok geliyorlar. Soruşturma tehdidi altındayız.. Bizi mahkemelerimizden alıp başka yerlere verin!"
Görev yerleri değiştirilen yargıçların baktıkları dosyaları ve verdikleri kararları inceleyelim.

Erkan Çanak, Devrimci Karargâh soruşturmasında Emniyet Müdürü Hanefi Avcı'nın tutukluluğuna yapılan itirazda tutukluluğun devamı yönünde oy kullanmıştı. Ama Çanak asıl dikkati, Albay Dursun Çiçek'in ilk tutuklamasının ardından yapılan itirazda tahliye oyu vermesi, Prof. Dr. Mehmet Haberal'ın da tahliyesi yönünde oy kullanmasıyla çekti.

Prof. Dr. Mehmet Haberal, hakkında yargılama yapan yargıçların kendisini tahliye etmeme gerekçelerini yazmadıkları gerekçesiyle 9 yargıç hakkında dava açmış ve Yargıtay da bu hâkimleri tazminata mahkûm etmişti. Prof. Dr. Mehmet Haberal bir tek Erkan Çanak hakkında dava açmamıştı.
Ne ilginçtir ki, Canak'ın yerine atanan Rüstem Eryılmaz ise Çiçek'in ilk tutuklamasını yapan yargıçtı.

Gebze'ye atanan yargıç Zafer Başkurt ile Sakarya'ya atanan Erkan Çanak, görev yerlerine gitmeyerek, istifalarını verdiler.

Kapıları Kapatın, Hepsi Tutuklandı

İki ay sonra 11 Şubat 2011 tarihinde yaşananlar Türkiye'de yeni bir sürecin de habercisiydi. Balyoz adıyla görülen davanın 13. duruşması Silivri'de yapılıyordu. Savcı Savaş Kırbaş, aralarında eski Deniz Kuvvet Komutanı Oramiral Özden Örnek, Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına, Çetin Doğan ve Engin Alan'ın da bulunduğu 185 sanığın tutuklanmasını istedi. Mahkeme karar için verdiği 4.5 saatlik aranın ardından "balyoz" etkisi yaratan kararını açıkladı. Mahkeme Başkanı Ömer Diken, duruşmanın bittiğini, kararın açıklanacağını söyledi. Daha sonra Üye Hâkim Ali Efendi Peksak, ara kararları okudu. Peksak, 50 generalin de aralarında bulunduğu 163 sanığın "kuvvetli suç şüphesi, delillerin henüz tam olarak toplanamamış olması, şüpheliler hakkında adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı, delilleri karartma ihtimali" gerekçesiyle tutuklanmasına karar verildiğini açıkladı. Görevdeki askerler Hasdal Cezaevine, emekli askerler de Silivri Cezaevi'ne gönderildi.

Anımsayalım 163 subayla ilgili tutuklama kararını veren İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Zafer Başkurt, davanın ilk duruşmasından 48 saat önce görevinden alınmış, yerine de Ömer Diken getirilmişti. 163 sanık hakkında tutuklama kararı veren mahkeme heyetinde yer alan üyelerden Ali Efendi Peksak ile Davut Bedir, 2010 yılındaki Yüksek Askeri Şura toplantısı öncesinde Balyoz soruşturması kapsamında 102 subay ve generalle ilgili gözaltı kararını veren heyette de yer almışlardı.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun 2010 kararname görüşmeleri sırasında Peksak ile Bedir'in görev yerlerinin değiştirilmesi önerisi Adalet Bakanlığı tarafından yerinde görülmemişti.

İstanbul Barosu Başkanı Prof. Dr. Ümit Kocasakal, Balyoz davasındaki tutuklamaların yaşandığı saatlerde, Türk medyasının iki üç saat boyunca Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek'e karşı halkın ayaklandığı Mısır'da olanları konuştuğuna atıfta bulunarak, "Mısır'ın demokrasiye koştuğunu, ama kendi ülkesinde sıradan faşizmin aşılıp ileri faşizme gidildiğini görmüyor, görmek istemiyor" şeklinde yorumladı.

HSYK düzenlemesi ile HSYK’nın Adalet Bakanlığı'nın bir dairesi haline getirildiğini, daha önce tutuklamalara karşı tahliye kararı veren hâkimlerin görev yerlerinin değiştirildiğini anımsatan Ümit Kocasakal, "Simdi tahliye kararı çıkabilir mi? Türkiye'de hukuk bitmiştir. En tehlikelisi budur. İnsanlarda böyle makul kuşkunun, endişenin yaratıldığı bir ortamda siz hukuka nasıl güvenebileceksiniz, nasıl hakkınızı arayacaksınız. Bunun adı sivil diktadır," değerlen-dirmesinde bulunmuştu. {Cumhuriyet, 12 Şubat 2011)

Yeni Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun art arda gerçekleştirdiği ve tartışmalara neden olan kararname ve atamaları; henüz seçim arifesinde söylenenleri akıllara getirmişti. Hatırlayalım, Kurul üyelerinin kamuoyundan istediği tek şey önyargıdan uzak bir biçimde kendilerine "şans" verilmesiydi. Ancak yaşanan gelişmeler, yansızlık konusunda ciddi kaygıları ve kuşkuları beraberinde getirmekteydi.

İstanbul Barosu Başkanı Doç. Dr. Ümit Kocasakal da, atamalara ilişkin çelişkilerin yan yana konması durumunda bunun "Türkiye'de yargı bağımsızlığının artık olmadığını gösterdiği" görüşündeydi. Kocasakal, "Adalet Bakanlığının kontrolündeki müfettişlerin talebiyle eğer duruşmadan 2 gün önce, HSYK oybirliği ile bu kararı alıyorsa, vicdanlara sesleniyorum, bu nasıl bir yargı bağımsızlığıdır. Hiçbirimizin hukuk güvenliği kalmamıştır," dedi.

Bakanlığın İlhan Cihaner hakkında tutuklama kararı veren Erzurum Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal'ın görevden alınmasını davaya müdahale olarak nitelediğini anımsatan Kocasakal, bakanlığın neden görüş değiştirip bu hâkimlerin görevden alınmasını rutin ve olağan olarak gördüğünü sordu. "Bu yeni HSYK ikinci kötü sınavını vermiştir ve kuşkuları tescil etmiştir," diyen Kocasakal, "İlk icraat Cihaner'in görev yerinin değiştirilmesi ve rütbesinin indirilmesi. İkinci icraatı da bu olmuştur ve bunun arkasından, siyasi iktidarın çok benimsemediği birtakım kararları veren hâkimlerle ilgili olarak da devamı gelecektir," değerlendirmesini yaptı.

Kararnameler Otomatiğe Bağlandı

Uç gün gibi kısa bir sürede 190 başsavcı ve mahkeme başkanını kapsayan kararnameyi karara bağlayan Kurul, hız kesmemişti. Daha bu tartışmalı kararnamenin üzerinden bir ay geçmişti ki, yeni bir kararname daha tamamlandı. İlginç olan ise, Kurul üyelerinin "yargının sorunlarını' belirlemek üzere yurdun değişik kentlerindeki pek çok adliye ve mahkemesini ziyaret ettikleri sırada ka-rarnameyi de inceleme fırsatı bulabilmiş olmalarıydı.
HSYK, yılın ilk haftasında (6 Ocak) yeni adli yıl kararnamesiyle 410 hâkim ve savcının yerini değiştirdi. Kararnamede dikkat çeken isimler vardı.
Kararnameyle, nöbetçi olduğu sırada baktığı Balyoz davası dosyasında, 21 sanığın tahliyesine karar vererek gündeme gelen İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi üye hâkimi Oktay Kuban, Eskişehir hâkimliğine atandı! Oysa aynı Kuban'ın 2010 yılının Mart ayında tayin talebi yerinde görülmemişti. Kuban'ın isteği dışında İstanbul'daki görevinden alınarak Eskişehir'e atanması yargı camiasında siyasi iradenin kararlarını beğenmemesine bağlandı.
Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Kenan Sayar, başkanlıktan da alınarak düz yargıç olarak Zonguldak'a atandı. Sayar hakkındaki iddia "lüks yurtdışı gezileri"ydi. Ancak küçük bir ayrıntı vardı.

Onu da Sayar'ın kendisinden öğreniyoruz: Pasaportu bile yoktu!

Yargıç ve Savcılar Birliği, Teftiş Kurulu'nun imzasız ihbar mektuplarıyla başlattığı müfettiş denetimlerinin isteğe aykırı atamalara zemin hazırlayan organa dönüşmesinden rahatsızdı. İmzasız ihbarlarla başlayan ve henüz tamamlanmamış soruşturmalarla atamalar yapılması "sürgün" olarak nitelendirilmekteydi.

İstanbul Cumhuriyet Savcısı Murat Yiğit de isteği dışında Malatya'ya tayin edildi. Murat Yiğit'in çocuğu kronik şeker hastasıydı. Yiğit, her baba gibi çocuğunun derdiyle dertleniyordu. Çocuğunun süreklilik gerektiren tedavisinin ancak büyük kentte yapılabileceği mazereti de yerinde bulunmamıştı.
Albay Dursun Çiçek'in Ergenekon davasında tahliyesine karar veren özel yetkili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi üye hâkimi Mehmet Faik Saban ise, talebi olmaksızın Bakırköy Ağır Ceza Mahke-mesi başkanlığına gönderildi. Balyoz davası kapsamında 102 subay hakkında yakalama kararı çıkartan heyette yer alan Bülent Akasma, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi başkanlığına getirildi. Söz konusu yakalama kararları, Akasma'nın izne gönderilmesinin ardından oluşan heyet tarafından kaldırılmıştı.

Çok sayıda bakanlık bürokratı ve tetkik hâkiminin yerel mahkemelere atandığı kararnamede, YARSAV'ın listesinden HSYK üyeliği seçimlerine katılan Adli Sicil Genel Müdür Yardımcısı Orhan Sungur da yer aldı. Sungur, sürpriz biçimde Kadıköy Cumhuriyet savcılığına atandı.
8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın ve Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis'in ölümlerine ilişkin iddiaları soruşturan Özel Yetkili Ankara Savcısı Hüseyin Görüşen ise, terfi ederek Ankara Cumhuriyet başsavcı vekilliğine getirildi. Görüşen, İrtica ile Mücadele Eylem Planı'nın bulunduğu avukat Serdar Öztürk'ün bürosundaki aramayı gerçekleştirmişti.

YARSAV Başkanı Emine Ülker Tarhan, kararnameyi eleştirerek, HSYK’nın sadece kendisini seçenlerin kurulu olamayacağını, tüm yargının sorumluluğunu taşımasının zorunlu olduğunu vurguladı. Tarhan, HSYK kararnameleriyle yaşananı Sırbistan'daki tasfiye sürecine benzetmekteydi.

Sırbistan Örneğiyle Yargı

Sırbistan'da neler yaşanmıştı, gelin birlikte bakalım. Sırbistan'da Türkiye'dekine benzer bir anayasa değişikliğiyle parlamentonun yargıdaki ağırlığı güçlendirildi. Ardından oluşturulan Yüksek Yargı Konseyi de dava sayıları artmasına karşın yargıç sayısının düşürülmesine karar verdi. Yargıçların yeniden seçimi sürecinde, görevde bulunan 2230 yargıçtan 1510'u yeniden atanırken, görev yapmakta olan Sırp yargıçlarının üçte birine denk düşen 730 yargıç ile 100 savcı/savcı yardımcısı ise görevlerinden alındılar! Görevden alınarak boşaltı lan kadrolara ise bir başka kararla 876 yargıç ve 88 savcı ataması ya pildi. Görevden alman yargıçlar, eski Sırp liderler hakkında yürü-tülen soruşturma ve davalarda görev alan isimlerdi.

Örneğin, Ratko Mladiç'in suç ortaklarına ilişkin davalar, eski başbakan Zoran Djindjic'in cinayetine ilişkin dava, Vuk Draskovic'in cinayet teşebbüsüne ilişkin davalar ve Sırp istihbarat servisinin eski şefine ilişkin davalar bunlar arasındaydı. Elbette bu Sırbistan yargısında yaşananlara ilişkin bir parantezdi. Biz ayracımızı kapatıp Türkiye'deki yargıyı anlatmayı sürdürelim.

HSYK’nın seçim sürecinde en çok tartışılan eski Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı İbrahim Okurun başkam olduğu HSYK 1. Dairesi, 14 Ocak 2011'de yaptığı toplantıda CMK 250 ile yetkili İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi'nin üyeleri Yılmaz Alp ve Tuncay Aslan'ın özel yetkilerini kaldırdı. Daire, bu nedenle hâkim Yılmaz Alp'i genel yetkili Fatih Adliyesi'ne atadı. Alp, 4. Asliye Ceza Mahkemesinde görev yapacaktı.
Özel Yetkili Hâkim Tuncay Aslan da yetkileri alınarak Bakırköy Adliyesi'nde görevlendirdi. Aslan'ın yeni görev yeri olarak Bakırköy 5. Çocuk Mahkemesi kararlaştırıldı!

Alp ve Aslan, Balyoz davasında verdiği tahliye kararları ile gündeme gelmişti. Eski 1. Ordu komutanı Çetin Doğan ile MGK Genel Sekreteri Şükrü Sarıışık'ın da aralarında bulunduğu 26 askerin tahliyesine karar veren İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi hâkimiydi Yılmaz Alp. Hatırlayalım, Eskişehir'e isteği dışında atanan Oktay Kuban da Balyoz soruşturması kapsamında 19 askerin tahliyesine karar vermişti.

HSYK’nın atama kararı üzerine açıklama yapan Yılmaz Alp, tayin talebinde bulunmadığını belirterek, "Talebim yoktu, ama müstakil bir mahkeme bekliyordum," diyerek, hem hayal kırıklığını, hem de kararın sürpriz olmadığını hissettirdi.

Kendin Çal Kendin Oyna

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, 27 Ocak 2011 tarihinde de özel yetkili ağır ceza mahkemelerine dikkat çekici yetkilendirmeler yaptı.
HSYK’nın 1. bölge adli yargı hâkimlerinin yetkilerinin belirlenmesine ilişkin kararına göre, Adalet Bakanlığı listesinden HSYK yedek üyeliğine seçilen Hayrettin Türe, 17. Asliye Ceza Mahkemesi yargıçlığından Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi başkanlığına yükseltildi. İlerleyen sayfalarda irdeleyeceğiz; ancak bir tümceyle not düşmekte yarar var. Türe'nin eşi Suna Türe de daha sonra Yargıtay üyeliğine seçildi.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) yeniden şekillenmesinin ardından hazırladığı idari yargı kararnamesinde ise Kurul'un bir başka yedek üyesi Halil Koç Ankara Bölge İdare Mahkemesi başkanlığına atandı. Halil Koç da "bakanlık listesi" olarak nitelendirilen listedeki isimler arasındaydı. Koç, 17 Ekim 2010 tarihinde idari yargı hâkim ve savcıları arasında yapılan seçimde 652 oy almıştı. Böylece HSYK’nın yedek üyesi olan Koç, kendisinin de bir mensubu olduğu Kurul tarafından başkanlığa atanmış oldu.

Demokrat Olmak da Suç

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a yönelik suikast soruşturmasında savcılığın tutuklanmalarını talep ettiği Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı'nda görevli üç subayı "suçu işledikleri konusunda kuvvetli şüphenin varlığını gösteren olgu ve tutuklama nedeni bu-lunmadığı" gerekçesiyle serbest bırakan Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi Erol Tatar ise tenzili rütbeye uğradı. Tatar'ın özel yetkileri kaldırılarak görülmemiş bir şekilde Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi yapıldı! Tatar, aynı zamanda savcılığın soruşturmaya ilişkin yayınların yasaklanması talebini, basının demokratik hayatta oynadığı role işaret ederek reddetmişti.

HSYK, 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nin diğer üyesi Musa Yeşil'in de özel yetkilerini kaldırdı ve 21. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi olarak görevlendirdi. İki hâkimden boşalan yerlere Gürcan Acar ve Muhammet Alabaş atandı. Muhammet Alabaş Adalet başmüfettişi iken, yılın ilk haftası çıkartılan kararname ile Ankara hâkimliğine atanmıştı.

Özel Yetkili İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi üyeliğinden Eskişehir'e atanan Hâkim Oktay Kuban ise yetki kararnamesiyle Çocuk Mahkemesi'nde görevlendirildi!

Kamuoyunun yakından izlediği kimi soruşturma ve davalarda yer alan ya da verdikleri kararlarla hükümet kanadında rahatsızlık yaratan yargıçlar ile savcıların öne çıkanlarından bazıları hakkında yaptığı atamaları örnekledik. Yapılan bu atamalar, Kurul'un işlemleri, belli kesimlerdeki kaygıyı en üst noktaya çıkartıyordu.

Baro Başkanları Kaygılı

Marmara ve Ege Bölgeleri Baro başkanları da 16 Ocak'ta yaşanan siyasal gelişmeleri değerlendirmek üzere İstanbul'da bir araya geldiler. Toplantının ardından Balıkesir, Bursa, Edirne, Tekirdağ, Yalova, Aydın, Denizli, İstanbul, İzmir, Manisa, Muğla ve Uşak Barosu başkanları adına yapılan ortak açıklamada, Türkiye'de yaşanan son siyasal gelişmeler ile yargı alanında yapılan düzenlemelerle yaşanan "yargı bağımsızlığının tümüyle yitirildiği bir evre" olduğu vurgusu dikkat çekiciydi.

İktidar Savcısı-İktidar Yargıcı

Yargının, iktidar tarafından ele geçirilmesi mantığı ile oluşturulan yeni aşamanın "iktidar savası" ve "iktidar yargıcı" gibi yeni kavramların doğumuna yol açtığı, bunun yarattığı kaygı anlatılmaktaydı.

Marmara ve Ege Baro başkanları, Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) yaptığı atamaların, düzenlemelerin amacını göstermesi bakımından öğretici olduğunda hemfikirlerdi. Baro başkanları, süreçten duydukları kaygıyı dillendirirlerken, HSYK’nın sonraki uygulamalarının dikkatle izlenmesinin görevleri olacağını vurguladıktan sonra, "CMK 250 uyarınca görevlendirilen (özel yetkili) mahkemeler, soruşturma safhasında gizlilik, adı altında haşlatılan hukuk ve kanundışı uygulamalarını çekinmeden sergilemekte, delillerle ve tutuklamanın tehdit ve cezaya dönüştürülmesiyle korku imparatorluğunu yargı eliyle kurmaktadırlar. Bu mahkemelerin ivedilikle kapatılması gerektiği konusunda tam bir mutabakat sağlanmıştır," denildi.
Ankara Barosu Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu ise gelinen noktayı "Yargı kanayan yara diyorlar. Yargının akacak kanı kalmadı, kanamıyor artık. Bitti, çöktü," tümcesiyle ortaya koydu. (Vatan, 22 Ocak 2011)

Hükümet İstedi, HSYK Açıkladı

Bu çalışmada yargının siyasallaşma yolunda hızla ilerleyişini ve siyasallaşmanın yaratacağı sonuçları derinlemesine irdelemeye çalıştık. Yargının tepe noktası olan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun yargı organizasyonundaki önemini vurguladık. Çünkü yargı siyasallaştığında, adalet tanrıçasının elinde tuttuğu terazide, adaletin değil, siyasetin ağır basacağı, gözlerindeki bağın da hiçbir anlamının kalmayacağı aşikârdı.

Yeni HSYK’nın kısacık bir açıklaması, belki de bu çalışmadaki tüm olayları, örnekleri, kişilerin durumlarını irdelemeye bile gerek bırakmayacak şekilde apaçık ortaya koyuverdi. Açıklamadan önce yaşananlara göz atalım.

14 Şubat 2011 tarihindeki Bakanlar Kurulu toplantısının ardından Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Balyoz davası hâkimlerinin değişmesinin ardından tutuklamaların gerçekleştiği eleştirileri anımsatılınca, Çiçek, şu sözlerle yapılanları savundu:

Başkanlıkları değişen mahkemelerle ilgili ifade edeyim ki mahkeme başkanları bildiğim kadarıyla oybirliği ile değişti. Bu önemlidir. Orada çoğulcu bir yapı var. Danıştay'dan gelen var. Yargıtay'dan gelen var, ilk derece mahkemelerinden gelen var. Başka yerden gelen var. Barolardan gelen var. Demek ki orada hakikaten oybirliği ile çıktığına göre 21 kişilik Kurul'da bir konu oybirliği ile karara bağlanıyorsa, çok farklı yerlerden gelenler açısından ortada de-ğişmeyi gerektirecek bir durum vardır demektir. Onu herhalde HSYK, kamuoyunda böyle bir tereddüt varsa bunu ortadan kaldırmak da onların görevidir. Açıklama yaparlarsa iyi olur. Bu sorunun cevabını ben veremem. İsterseniz buradan da bir çağrı yapmış olduk ki bu konuyu kamuoyunda tereddüt kalmasın. IİSYK bir açıklama da yapsın uygun görüyorsa...
Çiçek'in bu sözlerinin hemen ardından "yoğun istek" üzerine HSYK'den açıklama geldi.

HSYK Başkanvekili Ahmet Hamsici'nin, Kurul'un internet sitesinde yayınlanan açıklamasını birlikte okuyalım:

İstanbul 10 ve 14. Ağır Ceza Mahkemesi başkanları hakkında yürütülen 'resmi sıfatlarının gerektirdiği saygınlık ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunma, irtikâpta bulunma ve rüşvet alma iddialarını içeren' soruşturmalar sonucunda aynı yerde göreve devamlarının soruşturmaların selametine ve yargı erkinin nüfuz ve itibarına zarar vereceğinden, görev yerlerinin değiştirilmesi teklifini içeren soruşturma raporu Kurulumuzca 13 Aralık 2010 tarihinde görüşülüp, adı geçen başkanların bu görevlerinden alınarak başka bir yargı alanında görevlendirilmelerine, Sayın Bakanın katılmadığı toplantıda 21 Kurul üyemizin oybirliğiyle karar verilmiştir.

10 ve 14'üncü Ağır Ceza Mahkemeleri'nin başkanları 'Balyoz Davası' sebebiyle değil, yukarıda izah olunan soruşturma dosyası sebebiyle başka mahallerde yetkilendirildikten sonra, bu mahkemelere yine Özel Yetkili Mahkemelerde üye olarak çalışan hâkimler arasından görevlendirme yapılmıştır. Tartışma konusu yapılan 10. Ağır Ceza Mahkemesi başkanlığına atanan hâkim Ömer Diken, önceki Kurul tarafından 2008 yılında İstanbul Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi üyeliğine atanmış, mesleki geçmişi itibarıyla da 10. Ağır Ceza Mahkemesi başkanlığına atanması Genel Kurulumuzca uygun görülmüştür.

Soruşturma sebebiyle zorunlu olarak yapılan değişikliğe başka anlamlar yüklenmesi, heyete müdahale tartışmaları yapılması yargıya duyulan güveni zedelediğinden, böyle bir açıklama yapılmasına gerek görülmüştür.

Son verilen tutuklama kararlarının yargısal faaliyete ilişkin olması nedeniyle, kararlara yönelik itirazların yargısal yollarla talep edilmesi gerektiğini, Kurulumuzun bu kararlara ilişkin herhangi bir görev ve yetkisinin bulunmadığını kamuoyuna saygıyla duyururuz.

Oylamanın Gizlenen Yüzü

Buraya kadar her şey normal görünüyor. Yapılan açıklamada, Balyoz davasını görecek olan mahkeme başkanlarının görevlerinden oybirliğiyle alındığı vurgulanırken, nedense yerlerine yapılan atamanın nasıl gerçekleştiğinden hiç söz edilmiyor ve sanki mutabakat var sonucu ortaya çıkıyor. Gerçek durum için Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun üyesi Ali Suat Ertosun'un açıklamalarına bakmamız gerekiyor.

Ertosun, Kurul'dan yapılan açıklamada mahkeme başkanlarının görevden oybirliğiyle alındığının vurgulandığına işaret ediyor ve önemli bir ayrıntıyı ekliyor:

"Ancak hâkim Ömer Dikenin oyçokluğuyla getirildiği belirtilmiyor. Sanki oybirliğiyle atanmış izlenimi yaratılıyor."

Ertosun, kendisinin de aralarında bulunduğu HSYK’nın tüm Yargıtay ve Danıştay'dan seçilen yargıç üyelerinin Ömer Diken'in İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi başkanlığına atanmasına karşı oy kullandıklarının altını çiziyor. Buna göre Balyoz davasının görüldüğü ve tartışmalı tutuklama kararını veren mahkemenin başkanı Ömer Diken, HSYK'de oybirliğiyle değil, 5'e karşı 16 üyenin oyuyla atanmış oldu.

Söz konusu atamanın yapıldığı görüşmeler sırasında "Bunlar üzerinde oybirliği sağlayalım" dediklerini vurgulayan Ertosun, neden bunu istediklerini şöyle açıkladı:

Buradaki atama oyçokluğuyla yapıldığı için bazı üyeler buna karşıdır demektir. Kritik mahkemelerdeki görevlendirmelerde oybirliği işin esprisine ve esasına daha uygun olur. Ergenekon, Balyoz gibi Türkiye'nin gündemini değiştiren mahkemelerdeki atamalarda keşke oybirliği olsa. Bu haliyle yasal değildir demiyorum. Türkiye'de hâkim kalmadı mı üzerinde uzlaşılacak? Gelin onu tartışalım. Yok mu? Elbette var. Sizin güvenmediğiniz, benim güven-mediğim hâkim olabilir. Ama ikimizin de güvendiği hâkim mutlaka olur. Olmaz olur mu hiç... (Cumhuriyet, 16 Şubat 2011)

Televizyondan Duyulan Terfi

Gün geçmiyordu ki, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yeni bir karara imza atmasın... Kurul, 22 Şubat 2001 tarihinde, Bölge Adliye Mahkemeleri Cumhuriyet Başsavcıları kararnamesini tamamladı. Neydi bu mahkemeler? 2004 yılında yasası çıkan ve Yargıtay'ın iş yükünü hafifletmesi öngörülen, ancak kâğıt üzerinde kalan yerlerdi.

Yasaya göre, İstanbul, Bursa, İzmir, Ankara, Konya, Samsun, Adana, Erzurum ve Diyarbakır olmak üzere 9 yerde bölge adliye mahkemeleri kurulacak ve bunlar da toplam 81 ili kapsayacaktı. O bölgede işlenecek suçların, niteliği itibarıyla Yargıtay'a gitmeyecek dava dosyalarının temyiz incelemesini yapacaktı.

İşte Kurul da bu Bölge Adliye Mahkemeleri'nin 9 başsavcısını belirledi. Ancak isimler dikkat çekiciydi. Zaten bu başsavcıların ilk işi de Bölge Adliye Mahkemeleri'nin kuruluş çalışmalarını yürütmek olacaktı. Ergenekon, Balyoz gibi kamuoyunun yakından izlediği soruş-turmaların koordinasyonunu yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığına atandı. Engin'in son görevlendirmesi ilk aşamada bir "terfi" gibi görünüyordu. Aykut Cengiz Engin'in kendisine yöneltilen "Bu atamayla pasifize edildiğinizi düşünüyor musunuz?" sorusuna yanıt vermemesi bile aslında olup biteni anlatıyor denilebilir.

İstanbul'daki soruşturmalar açısından kilit öneme sahip olan İstanbul başsavcılık koltuğu, bu terfiyle "boşalmış" oldu. Aykut Cengiz Engin'in de yerine yeni bir başsavcı atanacaktı. Zaten HSYK üyesi Ali Suat Ertosun, Engin'in atamasıyla ilgili "İstanbul Cumhuriyet başsavcısının ataması terfi gibi değerlendiriliyor. Ama bana göre asıl olan sahada çalışmaktır. Aktif olan saha görevleridir. Bölge adliye mahkemesine atanan başsavcılar idari bir görev yapacaklar" değerlendirmesiyle yapılanın bir kızağa alma olduğunu ortaya koydu. (23 Şubat 2011, Hürriyet)

Aykut Cengiz Engin'in bu görev için herhangi bir talebi de olmamıştı. Zaten kendisi de İstanbul Bölge Adliye Mahkemeleri başsavcılığına atandığını, kendi deyişiyle "televizyondan öğrenmişti". Başsavcı Engin, yeni ataması için çok fazla yorum yapmaktan kaçınarak "HSYK’nın takdiridir, saygıyla karşılıyoruz. Bölge adliyesi ülkemizde çok uzun yıllardan beri ilk kez. uygulanacak. Haziran ayı itibariyle diğer atamaların da yapılmasının ardından göreve başlamayı istiyoruz. Gerekenleri orada da yapacağız. Yeni bir görev, başarılı olmaya gayret edeceğiz," demekle yetindi.

Aykut Cengiz Engin, 2007 yılında başlayan Ergenekon soruşturması nedeniyle, özel yetkili mahkemede görevli savcılarla sık sık karşı karşıya gelmişti. Önceki sayfalarda da irdelediğimiz gibi telefonları bile dinlenmişti.

Kararnamede dikkat çeken bir başka isim, Ankara Cumhuriyet savcılığından Samsun Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığına atanan Erol Tosun idi. Tosun, Isparta savcısı olduğu dönemde, anayasada yapılan değişiklik sonrası türbanlı öğrencileri üniversiteye almayan Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi Rektörü Prof. Metin Lütfi Baydar hakkında soruşturma izni istemişti. Tosun, anayasa değişikliği sonrası rektörlerin yasal dayanağı olmadan türbanlı öğrencileri üniversitelere almadığını savunmuştu.

Başbakanı Şikâyete Takipsizlik

9 Mart 2009 tarihinde Aydında Başbakan Tayyip Erdoğan'ın şehir turu sırasında, 14 yaşındaki M.S.Ö, "Allah cezanızı verecek" diye bağırmıştı. İddiaya göre, Başbakan Erdoğan, yanına çağırdığı M.S.Ö.'yi konuştuktan sonra gönderdi. M.S.Ö., boynunun arkasında oluşan çiziklerin Başbakan Erdoğan'ın kendisiyle konuşurken meydana geldiği iddiasıyla şikâyetçi olmuştu. Bunun üzerine, dönemin Aydın Cumhuriyet Başsavcısı Sabri Beytorun, yürüttüğü soruşturma sonunda M.S.Ö.'nün başbakan hakkındaki şikâyetinde "kovuşturmaya yer olmadığı 'na karar vermişti. Ardından da Cumhuriyet Savcısı Zeki Polat, M.S.Ö. hakkında Başbakan Erdoğan'a hakaret suçlamasıyla 1-3 yıl hapis cezası istemiyle dava açmıştı!
Sabri Beytorun, Adana Cumhuriyet başsavcılığından Adana Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığına atandı.

El Open Başsavcı

"El öpen" başsavcı olarak bilinen Nevşehir Cumhuriyet Başsavcısı Necmettin Saygın ise Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığına atandı. 2010 yılı Şeker Bayramı nedeniyle Nevşehir'de protokolün geleneksel bayramlaşma töreni sırasında Saygın, Nevşehir Valisi Osman Aydın'ın elini öpmüştü.

HSYK kararnamesine göre, Adalet Başmüfettişi Celal Kocabaş İzmir Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığına, Bursa Cumhuriyet Başsavcısı Sait Gürlek Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığına, Konya Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Canan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığına, Giresun Cumhuriyet Başsavcısı Radi Akyol Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığına, Isparta Cumhuriyet Başsavcısı Abdulkadir Şahin ise Konya Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığına atandı.

Onlar Şimdi Yüksek Yargıç

Yargıtay ve Danıştay yasalarında yapılan değişiklikle yüksek mahkemelerin üye sayıları artırılmıştı. Değişiklik, 13 Şubat 2011 tarihinde cumhurbaşkanının onayıyla yürürlüğe girdi. Aradan henüz on gün geçmişti ki, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Yargıtay için 4984 aday arasından 160, Danıştay için 544 aday arasından 51 üyeyi seçti.

Seçilen üyelerin "icraatından" önce seçim sonucunun istatistik verilerine bir bakalım. Yargıtay üyeliğine seçilenlerden 5'i başsavcı, 2'si başsavcı vekili, 19'u savcı, 68'i hâkim, 11'i Adalet Bakanlığı bürokratı, biri Anayasa Mahkemesi raportörü, 2'si Adalet Akademisi'nden, 8'i HSYK'den, 44 u de Yargıtay'dan olmak üzere 160 kişi seçildi. Danıştay üyeliğine seçilenlerden 2'si raportör, 15'i Danıştay'dan hâkim ve savcı, 4'ü HSYK Müfettişi, biri Adalet Bakanlığı genel müdür yardımcısı, 10'u bölge idare mahkemesi, 17'si idare mahkemesi, 2'si de vergi mahkemesinden olmak üzere 51 kişi seçildi. Genele baktığımızda, Adalet Bakanlığı bürokratı ve müfettiş olarak toplam 24 kişi Yargıtay ve Danıştay üyeliğine getirildi.

96 Saatte 5 Bin Kişi Elendi

HSYK, 4984 kişilik olağan aday listesini 96 saatte karara bağlamayı başardı! Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Yargıtay ve Danıştay'ın üye sayısının artırılmasına ilişkin kanun kapsamında Yargıtay ve Danıştay'daki boş üyelikler için kesin aday Üstelerini 20 Şubat'ta açıkladı. Aradan geçen dört gün sonunda da seçim sonucunu duyurdu.

HSYK, Yargıtay ve Danıştay'a üye seçiminin oylama yönteminde bir ilki uyguladı. Geçmişte, önce Yargıtay ya da Danıştay üyeliğine aday adayı olan isimler üzerinden tartışma ve değerlendirmeler yapılıp ardından da isim bazında oylamaya geçilerek en çok oyu alan üyeler sıralanır ve seçilirdi.
Ancak Kurul bu seçimde, öncelikle her üyenin kendi adayını belirlemesi yöntemini oylayarak kabul etti. Bunun ardından ikinci aşamaya geçildi.

Böyle İsabet Görülmedi

Her HSYK üyesi Yargıtay'a seçilmek üzere en fazla 160, Danıştay üyeliği için de 51 kişilik listesini oluşturdu. Bu listeler Kurul başkanlığında toplandı. Bunlar içerisinden en çok oyu alan 320 kişi dışındakiler elendi. Ancak aynı oyu alanlar nedeniyle bu sayı 423'e yükseldi. Bunlar arasından 160 kişi seçmek üzere yapılan ikinci tur sonucunda ilginç bir şekilde tam 160 isim çıktı. Ne bir eksik, ne bir fazla. Aynı durum tuhaf bir şekilde Danıştay'a seçilen 51 kişide de yaşandı. Oy kullanan 20 üyeden hepsi aynı kişiye oy vermeyi başarmıştı! Nasıl olup da binlerce kişi arasından hep aynı isimlerin seçilmek için gerekli oyu alabildiği ya da oy veren üyelerin nasıl aynı adaylarda yoğunlaştıkları soruları yanıtsız kaldı. Bu yöntemle en çok oyu alan 160 kişi Yargıtay'a, 51 kişi de Danıştay'a olmak üzere toplam 211 kişi yüksek yargıya seçilmiş oldu..

Şimdi de yeni seçilen bu Yargıtay ve Danıştay üyelerinden kritik soruşturma, dava ve kararlarda imzaları nedeniyle öne çıkan isimlerden bazılarına bakalım:

• Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında Genelkurmay Seferberlik Tetkik Kurulu'nun gizli belgelerinin bulunduğu kozmik odaya gire-rek 26 gün süren inceleme yapan Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Kadir Kayan.

• İsmailağa ve Fethullah Gülen cemaatlerine yönelik soruşturmayı yürüten dönemin Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'i arayarak "böyle soruşturmaların insanın başını derde sokacağı" uyarısında bulunan Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürü Çetin Şen. Şen, bu görüşmeyle ilgili olarak "Gözaltına alınanlar arasında çok sayıda çocuk da olduğu bilgisi aktarılınca, özellikle çocuklarla ilgili konuların hassasiyeti nedeniyle dikkatli olunmasının faydalı olacağı tarafımca ifade edilmiştir" diyerek kendini savunmuştu. Ancak gözaltına alman çocuk olmadığı ortaya çıkmıştı.

• Aralarında İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ömer Faruk Eminağaoğlu ve Sincan Hâkimi Osman Kaçmaz'ın da bulunduğu çok sayıda yargıç ve savcıyla ilgili soruşturma yaparak telefonlarının dinlenmesi kararlarını aldıran Adalet Başmüfettişleri Mehmet Arı ile İbrahim Kır.

Balyoz soruşturması kapsamındaki tutukluların ve Hurşit Tolon'un tahliye istemlerini reddeden, albay Dursun Çiçek hakkında tutuklama kararı veren İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi İdris Asan.

Ergenekon soruşturması ve İrtica ile Mücadele Eylem Planı soruşturmasında da yer alan Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Mehmet Murat Yönder.
Şemdinli'deki Umut Kitabevi'nin bombalanmasına ilişkin davanın görüldüğü Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi başkanı olan ve eski HSYK’nın Bakırköy hâkimliğine atadığı İlhan Kaya. Devrimci Karargâh soruşturmasını yürüten ve bu kapsamda Hanefi Avcıyı sorgulayan savcı Kadir Altınışık. HSYK Teftiş Kurulu Başkanı Selahattin Atalay, HSYK Genel Sekreter Yardımcısı Nevzat Karababa, Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekili İbrahim Özyurt.

Demokratik açılım tartışmalarının en yoğun olduğu dönemde tmralı Cezaevinin bağlı olduğu, dönemin Bursa başsavcısı olan Aydın Cumhuriyet Başsavcısı Ahmet Er, Manisa Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Kemal Semercioğlu, Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Demirdağ, Adalet Bakanlığı Strateji Geliştirme Daire Başkanı Dursun Murat Cevher ve Bilgi İşlem Daire Başkanı Ali Kaya da bürokrasiden seçilen isimler arasında yer aldı...
22 Temmuz genel seçimleri sırasında adliyede görev yapan polislerin kendisine kimlik sormalarına kızan ve 68 polisin ifadesini aldıran Hâkim Mesut Kundakçı.

Hrant Dink cinayetinde İstanbul Emniyeti'nde görevli polislerin soruşturulması için izin veren Valilik kararını iptal eden Bölge İdare Mahkemesinin üyesi İlhan Hanağası da Danıştay üyeliğine getirildi. Dink'in eşi Rakel Dink, olayda ihmalleri olduğu öne sürülen emniyet mensupları hakkında yargılama izni vermeyen ve aralarında Hanağası'nın da bulunduğu 3 hâkim hakkında HSYK'ye şikâyet başvurusunda bulunmuş, ancak bundan sonuç alamamıştı.

Eş Durumundan Üyelik

Kurul'un iki üyeyi de "eş durumundan" seçmesi dikkat çekiciydi. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun adli yargıdan HSYK yedek üyesi Hayrettin Türe'nin eşi Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesi hâkimi Suna Türe Yargıtay üyesi, idari yargıdan yedek üye İbrahim Topuzun Danıştay tetkik hâkimi eşi Nurdane Topuz da Danıştay üyesi seçildi!

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) Danıştay ve Yargıtay'a seçtiği yeni üyeler, Danıştay'ın sert tepkisine yol açtı. Tetikçi Alparslan Aslan'ın Danıştay 2. Daire üyelerine düzenlediği silahlı saldırının ardından cüppeleriyle Anıtkabir'e çıkan Danıştay üyeleri, bu kez HSYK atamalarının ardından aynı yolu izlediler. Danıştay üyeleri, silahlı saldırıda yaralanan Başkan Mustafa Birden öncülüğünde 25 Şubat 2011 tarihinde, cüppeleriyle Anıtkabir'e gitti.

Anıtkabir Özel Defterini imzalayan Birden, deftere özetle şunları yazdı

...Yargı bağımsızlığını gölgeleyerek yargının siyasallaşmasına yol açacak yöntem ve uygulamalardan uzak durulmasını, yargıyla ilgili görevlere atamada kıdem ve liyakate önem verilmesini her fırsatta vurguladık. Yüksek Mahkemelerin ülke için arz ettiği önem ve taşıdıkları değerin tartışmasız olduğunu yineledik. Bu konudaki kaygılarımızın dikkate alınmadığını, büyük beklentilerle yeniden oluşturulan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun yargıyı daha bağımsız, tarafsız ve teminatlı statüye taşımadığını, aksine önceki durumundan daha geriye götürdüğünü, yaptığı seçim ve atamalarla çok kısa sürede gördük. Yargının siyasallaşmasının devletin temeline vereceği zarar konusunda herkesi daha dikkatli olmaya çağırıyoruz. Geldiğimiz bu aşamada, duyduğumuz kaygıyı ve içine düştüğümüz ümitsizliği huzurlarınızda kamuoyuyla paylaşma gereğini her zamankinden daha fazla hissediyoruz.

HSYK'den Siyaset Suçlaması

Danıştay Başkanı Mustafa Birden'in yazısının mürekkebi kuramamıştı ki, HSYK'den açıklama geldi. HSYK Başkanvekili Ahmet Hamsici, yaptığı yazılı açıklamayla Birden'i hedef alarak, "Yargının içerisinden ve değişik kademelerinden Danıştay'a yeni seçilen üyelerin bugüne kadarki çalışma ve liyakatleri görmezden gelinerek ve bundan sonraki çalışma ve performansları görülüp değerlendirilmeden, anlaşılmaz, bir şekilde yargının siyasallaştığı açıklamalarının yapılması, bu açıklamayı yapanlar açısından siyasi bir duruşun en açık göstergesidir" değerlendirmesini yaptı. Anımsanacak olursa, HSYK başkanvekili, Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in çağrısının ardından açıklama yapmıştı. Bu durum bile aslında siyasi duruşun yönünü ortaya koymaya yetiyordu.

Kadını Yok Saydılar

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, 211 kişiyi Yargıtay ve Danıştay'a üye seçerken, kadın yargıçlara "negatif ayrımcılık" uyguladı. Adaylardan yalnızca 6 kadın yargıç listeye girebildi. Türkiye'deki 11 bin hâkim ve savcının yüzde yirmisinin kadınlardan oluştuğu hesaplanıyordu. Bu oran, Yargıtay ve Danıştay üye seçimine yansımış olsaydı, üyelerden en az 40'ı kadın olabilecekti. YARSAV da "Kadına yönelik ayrımcılığın adeta bir izdüşümü olarak, topu topu 6 şanslı kadın yüksek yargıç" değerlendirmesiyle duruma tepki gösterdi.

YARSAV'm açıklamasında Yargıtay ve Danıştay'a seçilen üyelere ilişkin de tarihsel uyarı niteliğinde bir değerlendirme yer aldı:

"Seçilenlerin bazıları biç ama hiç hak etmese de, ne yazık ki, genel olarak, bir devrin adı ile anılacaklar seçilmiştir!"

Son Hamle

Adalet Bakanı Sadullah Ergin ise, "Yasadaki şartları taşıyan adaylar arasında demokratik yöntemle bir seçim yapmıştır" değerlendirmesini yapmakla yetindi.

"Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, tarihin seyrini değiştirmeye çalıştı. 2009 ve 2010 hâkim ve savcı kararnamelerindeki mücadele son hamleydi. Bu kavgalar daha önce yapılsaydı alt kademenin elden gittiği görülebilirdi. Ancak görülmedi. Rejimin, hukukun, cumhuriyetin ilkelerinin korunması için yapılan son hamleydi" tümcesi yaşanan süreci özetlemekteydi. Bu tümcedeki kimi değerlendirmeler de yüksek yargının kendisine ilişkin özeleştirisi sayılabilirdi...

Yeni oluşturulan HSYK’nın üyeleri, seçildikleri ilk günden itibaren iktidar yanksıymış gibi yansıtılmaktan rahatsızlık duyarken, kendilerine "bir şans verilmesi"ni istemişlerdi. Kısacık süre içinde yapılan atamalar, terfiler, yer değişiklikleri ve görevlendirmeler, bu şansın pek de iyi kullanılmadığını göstermişti. Yapılanlar göz önünde tutulduğunda ise, yargıda her şey daha yeni başladı denilebilirdi...

Kaynakça
Kitap: İlahi Adalet, Yargının Siyasallaşma Günlüğü
Yazar: İlhan Taşçı
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Balyoz Davası

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir