Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türkiye'nin Sözde Liberal-Demokratları ve Balyoz Davası

Burada Balyoz Davası hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Türkiye'nin Sözde Liberal-Demokratları ve Balyoz Davası

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 May 2011, 23:02

TÜRKİYE'NİN SÖZDE LİBERAL-DEMOKRATLARI

"Düşünmek taraf olmaktır." Ama düşünmek her zaman aynı taraf olmak değildir. Taraf olduktan sonra da düşünmek gerekir. Önyargısız, koşullanmadan düşünebilmek ve gerektiğinde taraf değiştirebilmek. Yoksa bu düşünmek olmaktan çıkar, önyargı olur.

Bir düşünürün yapabileceği en kötü hatalardan biri dünya görüşünü gerçeklere göre uyarlamak yerine gerçekleri dünya görüşüne göre uyarlamaktır.
Liberal zihin, şüphecidir. Yeni kanıtlar ve bulgular ışığında fikirlerini değiştirmeye açıktır. İnsan haklarına, hukuk devleti ilkelerine, masumiyet karinesine son derece saygılıdır. Hedeflenen amaç ne kadar ulvi olursa olsun, onun uğruna bu ilkelerin çiğnenmesini kabul etmez. Dolayısıyla askeri vesayetin kalkması amacıyla demokratik hukuk sistemiyle tamamen çelişen uygulamalara göz yummaz.

Ne yazık ki, Türkiye'nin liberal demokratları Balyoz iddiaları karşısında liberal zihniyete ters düşen tavırlar sergilediler. Bir çoğu tanıdığımız ve - yakın zamana kadar - saydığımız kişiler olan köşe yazarları, belgelerin sahte olma olasılığını tamamen göz ardı ettiler. Bizimle diyaloga girmek istemediler, kendilerine sunduğumuz kanıtlardan neredeyse kaçtılar. Bu süreçte bizim yaşadığımız en büyük hayal kırıklıklarından biri de bu oldu.

Liberallerin Gerçeklere Duyarsızlığı

Liberallerin gazete köşelerinde yazdıkları bizi sürekli hayrete düşürüyordu. Balyoz iddialarına kesinkes inandıkları gibi bu iddialarla ilgili dayanaksız tezler üretiyor, yalan-yanlış medya haberlerine fazlasıyla rağbet ediyorlardı. Beteri, onlarla temas ettiğimizde ya bizi cevapsız bırakıyorlar, ya da gerçeklere ilgisiz kalmaya devam ediyorlardı.

Yaşadığımız ilginç tecrübelerden biri Taraf gazetesi yazarı Etyen Mahçupyan'la yazışmamız oldu. 1. Ordu Askeri Savcı bilirkişisinin "bu darbe planı belgeleri gerçek ise bu gerçekten bir darbe planıdır" şeklinde hazırladığı raporun ertesindeydi. Bu rapor, medya tarafından bol çarpıtılarak Askeri savcı Balyoz'un gerçek olduğunu kabul etti şeklinde lanse ediliyordu. Halbuki Askeri Savcılık bu yorumların yanlış olduğunu söylemiş, "söz konusu seminer faaliyetlerinin darbe planı teşkil ettiğini söylemek mümkün değildir" şeklinde bir açıklama yayınlamıştı.

Liberallerin bilirkişi raporunu yanlış—bu planların doğruluğu kanıtlanmış gibi—aksettirmesi üzerine bu yazarlara yazıp, düzeltme yapmalarını istedik. Maalesef pek fazla cevap almadık. Bir tek Etyen Mahçupyan bize cevap yazdı. O da daha evvel anlattığımız gibi Askeri Savcılığın açıklamasının kendi ifadesiyle çelişkisini görmezlikten gelmeye devam etti.

Ancak kafaların ne kadar koşullanmış olduğunu göstermesi açısından Mahçupyan'la e-mail trafiğimiz faydalı oldu. Mahçupyan yazışmamızın bir noktasında bize şöyle cevap verdi:


"gelinen noktada eğer kayıt altına alınan konuşmalar ve ondan birkaç ay önce yapıldığı anlaşılan dar kadrolu bir komutan toplantısında alınan kararlar tamamen uydurma ise, ortada askerlere karşı asker içinden bir manipülasyon var demektir, ancak eğer bu delillerde bir gariplik olsaydı, şu anki tepkilerin çok farklı olması gerekeceğini mantıken ve deneyimle biliyoruz, anlaşılan o deliller gerçeğe tekabül ediyor... yargı kendi işini yaptı ve siyasi kabulü asker siyasetçilere bıraktı, sizin özel konumunuz bu mesele ile uğraşmanızı daha 'kullanılabilir' hale getiriyor, tepeden konuşmuş gibi olmak istemem ama bence mesafe almanızda yarar var... alıntı yaptığınız ikinci mesaj siyasi bir ifade, önemli olan bu belgelerin doğru olduğunun kanıtlanması değil, çarpıtılmış olduklarının hala ve aylar sonra bile asker tarafından kanıtlanamaması... "

Bu yanıtı anlayabilmemiz mümkün değildi. Birincisi, Etyen Mahçupyan, gazete yazısında askeri savcılığın darbe planının gerçek olduğu kanısına varmış olduğunu yazmıştı. Bizim bunun yanlış olduğunu kendisine hatırlatmamıza rağmen hatasını kabul etmek eğiliminde değildi. Bu konuya dürüstçe yaklaşmak gayreti içersinde olsaydı, mesajına önce "evet, askeri savcının vardığı sonuçları yanlış aktardığımın farkındayım" diye başlardı, ondan sonra "ama... " diye devam ederdi.

İkincisi, askerlerin bu konuda eskisinden daha sessiz kalmalarının bu noktada siyasi güçlerini kaybetmiş olduklarını anlamalarından kaynaklandığı ortadaydı. Bu noktada "biz bu işleri yargıya bırakıyoruz" ötesinde bir şey söyleselerdi başta Mahçupyan olmak üzere herkes "askei*0 gene yargıya karışıyor" diye bas bas bağırırdı. Nitekim, askeri savcılığın bilirkişi raporu üzerine—ve medya'daki yalan haberleri düzeltmek için —yaptığı açıklamayı dahi Mahçupyan "siyasi" buluyordu.
Dahası, köşe yazarımız, önemli olan bu belgelerin doğruluğunun kanıtlanması değil "çarpıtılmış olduklarının hala ve aylar sonra bile asker tarafından kanıtlanamaması" diyordu. Bu sözler bizi hayretler içersinde bıraktı. Besbelli kendini demokrat sananlar dahi sanıkların suçsuzluklarını kendilerinin ispat etmesi gerektiğini düşünmekte bir sakınca görmüyorlardı.

Darbeyi Kim Önledi?

Balyoz planı sahte olduğuna göre bu sorunun yanıtı:


hiç kimse. Ancak Balyoz iddiaları ilk ortaya çıktığından beri kimi liberaller dönemin Genelkurmay başkanı Hilmi Özkök'ün Balyoz planınından haberi olduğunu ve bu planın gerçekleşmesine engel olduğunu yazdılar. Bu tezin en ısrarlı savunucusu Hasan Cemal oldu.

Örneğin, Cemal Milliyet'teki 27 Ocak 2010 tarihli yazısında Balyoz darbe planının gerçekleşmemesini şöyle açıklıyordu:

"Ama ihtilal olmuyor.
Darbe suya düşüyor.
Neden?
Anlaşılan o ki, Birinci Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan'ın altı sessiz sedasız boşaltılıyor. Bu operasyonun perde arkasındaki mimarı ise, yine öyle anlaşılıyor ki, zamanın Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök... "

Hasan Cemal'in yanısıra Ali Bayramoğlu, Cengiz Çandar ve başka köşe yazarları da aynı iddiayı dile getirdiler. Neredeyse kesin bir dille Hilmi Özkök'ün Balyoz darbe planından haberi olduğunu ve bu darbe teşebbüsüne engel olduğunu yazdılar.

Hilmi Özkök'ün sessiz kalması ve bu yorumlarla ilgili birşeyler söylememesi bu tarz spekülasyonlara meydan tanıyordu. Biz bloğumuzda Özkök'e bu konuda konuşması için çağnda bulunmuş, "bilenler bildiklerini söylemedikçe, bilmeyenler tahminleri üzerinden 'bilgi' vermeye sorumsuzca devam edecek maalesef" demiştik. Milliyet gazetesi yazarı Melih Aşık da, 11 Nisan 2010 tarihli yazısında, Özkök'e bildiklerini açıklaması için yaptığımız çağrıyı dile getirdi. Bunun üzerine Hilmi Özkök kendisine kısa bir açıklama gönderdi.

Bu açıklamada daha evvel Star gazetesinde bu konuyla ilgili verdiği cevabı hatırlattı ve teyit etti:

"'Peki, elinde Balyoz darbe planıyla ilgili bilgi, belge var mı?' Özkök, kesin bir dille, 'Hayır' dedi."

Bir kez daha tekrarlayalım.

Soru: Hilmi Özkök'ün elinde Balyoz darbe planıyla ilgili bilgi, belge var mı?

Özkök'ün yanıtı: Hayır.

Peki bunun üstüne Hasan Cemal ve diğerleri iddialarına düzeltme yapma ihtiyacı hissettiler mi? Hayır. Özkök darbeyi önledi tezi sessizce ortadan kayboldu.

Benzer bir şekilde, birçok liberal MİT'in Balyoz darbe planını zamanında öğrenip, başbakana haber verdiğini iddia etti. Bu tez de doğrudan MİT tarafından Balyoz soruşturması sürecinde yalanlandı. Balyoz savcıları, MİT'e resmi bir yazı ile Balyoz konusundaki bilgilerini sordular. Gelen cevapta bizim böyle bir plandan haberimiz yok dendi. Gene liberaller hatalarını düzeltme ihtiyacı hissetmediler.

İnanmak İstenilen Şeyler Yalan Çıkınca Ne Yapılır?

Cengiz Çandar Balyoz belgelerinin gerçekliğine o kadar inanmıştı ki bir yazısında şöyle yazıyordu
:

"'Balyoz Darbe Planı' ortaya saçıldığında bu konuyu önemseyen, ciddiye alan herkese ve başta Taraf gazetesine dil uzatanların yapacaklarının asgarîsi, dillerini ısırmaları ve yıllardır kamuoyu önünde gerçekleri karartma ve sulandırma yönünde kullandıkları kalemlerini ceplerine sokmalarıdır."

Çandar aynı yazısında bakın başka neler diyor. l.Ordu Askeri Savcılığı bilirkişi heyetinin yapılanın bir 'seminer' değil 'darbe planı' olduğunu saptamış. TÜBİTAK, teknik inceleme sonucu Balyoz belgelerin gerçek olduğu hükmüne varmış. Çandar'ın bu iddiaları, yani Askeri Savcılık ve TÜBİTAK'ın bulguları ile ilgili söyledikleri tamamen gerçek dışı. Ve Çandar'ın bundan habersiz olması da mümkün değil. O zaman değilse de, en azından şimdi. İlginç olan Çandar'ın başkalarından "dillerini ısırmalarını" beklerken kendi yazdıklarını düzeltme ihtiyacını hiç hissetmemesi.

Belgelerdeki Çelişkiler İtina İle İzah Edilir!

Alper Görmüş, 10, 13, ve 20 Ağustos 2010 tarihlerinde Taraf gazetesindeki köşesini, bloğumuzda ortaya koyduğumuz çelişkilerden seçtiği bif° kaçını çürütme uğraşına ayırdı. Bizi şaşırtan, Alper Görmüş gibi bir gazetecinin Balyoz belgelerinin gerçekliğine en ufak bir leke kondurmamak için elle tutulamayan argümanlar ileri sürmekte ısrar etmesi oldu.

Örneğin, biz 2002 tarihli Balyoz belgesinde Büyük Ortadoğu Projesinin (BOP) geçmesiyle ilgili çelişkiyi bloğumuzda yayımladıktan sonra, Alper Görmüş de BOP'un 2002'de varolduğunu iddia eden bir yazı yazdı.13 Ağustos 2010 tarihli yazısında Büyük Ortadoğu Projesi (İngilizce adıyla "Greater Middle East Initiative") kavramının 2002'de yürürlükte olduğunu göstermek için Alper Görmüş bizi William Kristol'un Mayıs 2002'de hazırladığı bir metine gönderiyor.

Bu makalenin son paragrafında Büyük Ortadoğu anlamına gelen "Greater Middle East" teriminin kullanıldığını söylüyor.

Kristol şöyle yazıyor:

"In sum, we should not be attempting to preserve our past relationship with Saudi Arabia but rather forging a new approach to the greater
Middle East."

Biraz İngilizce bilen herkesin çabucak görebileceği gibi Kristol'un yazdıkları Görmüş'ün savını doğrulamaktan çok uzak. Birincisi, Kristol, "Büyük Ortadoğu" anlamına gelen "Greater Middle East" terimini değil, "geniş Orta Doğu" anlamına gelen "Greater Middle East" sözcüklerini kullanıyor. Boston ve civarını anlatmak için "greater Boston" denilmesi gibi.

Daha önemlisi, böyle bir metinde "Greater Middle East" terimi geçse dahi, bu yaygın kullanımda olan, bir coğrafi bölgeyi topluca ele alan bir kavram. Sonuna "Initiative" eklenmeden kullanıldığı zaman Bush yönetiminin geliştirdiği stratejiyle bir alakası yok. Bu anlamıyla "Greater Middle East" teriminin geçmişi en azından 1990'ların başına kadar uzanıyor.A Balyoz belgesinde geçen ise ancak 2004 yılında resmilik kazanmış olan ve 2002'de henüz adı geçmeyen Greater Middle East Initiative adlı spesifik bir dış politika girişimi.

Dolayısıyla, "Greater Middle East" ile "Greater Middle East Initiative" arasındaki farkı anlamamak Güneydoğu Anadolu ile Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) arasındaki farkı anlamamak gibi birşey.

Alper Görmüş, kendisine bloğumuzdan verdiğimiz bu yanıttan sonra bu defa köşesinde Cengiz Çandar'ı "bilirkişi" olarak tayin ederek, ve 17° Ağustos 2010 tarihli köşesinde Çandar'ın bu konudaki görüşlerine yer verdi.

Çandar'ın açıklamalarından bizim için önemli olan kısım şu:

"Bush'un "The Greater Middle East Initiative" adıyla bizde "BOP" diye biraz da karikatürize edilerek bir "komplo teorisi"ne dönüştürülen dış politika girişimi çok az süre içinde tedavülde kalmıştır. Birkaç aylık bir süre. Haziran 2004'te ABD'nin Georgia eyaletinin Sea Island'ında yapılan G-8 Zirvesi'nde bu, BMENA "Broader Middle East and North Africa" girişimi adına dönüştürülmüştür."

Yani, karikatürize edilerek komplo teorisine dönüştürülen ve günümüzde hala kullanılan, ve de 2002 tarihli Balyoz'un ana belgesinde Türkiye'nin bir piyon olarak kullanılmasının amaçlandığı ifade edilen BOP, Çandar'ın ifadesine göre aslında çok az bir süre tedavülde kalmış:

"Bir kaç aylık bir süre." Peki yine Çandar'ın ifadesine göre ne zaman tedavülden kalkmış? Haziran 2004. Demek ki ne zaman tedavüle girmiş? En erken 2004 yılının başlarında. (Daha önce de referans verdiğimiz Amerikan resmi kaynaklarına göre, bu projenin varlığı ilk Şubat 2004'de — al-Hayat gazetesinin ABD yönetiminin G8 zirvesi için hazırladığı bir belgeyi yayımlamasıyla — ortaya çıkıyor.)

Demek ki, 2002'de yazılan bir belgede BOP (Greater Midlle East Initiative) teriminin geçmesi mümkün değil—ki Balyoz belgesinde adı geçen birebir haliyle BOP. Cengiz Çandar'm açıklaması bu olguyu açıkça ortaya koymasına rağmen, şu son cümleyi içermiyor "Demek ki, 2002'de yazılan bir belgede BOP teriminin geçmesi mümkün değil."

Bir başka örnek de, 2002 tarihli Balyoz belgesinde 2005 yılındaki kongrenin kapanış konuşmasından birebir alıntılar olmasıyla ilgili. Bunun bir çelişki olmadığı konusunda Görmüş'ün sunduğu ilk argüman, Balyoz belgesindeki alıntıların hiçbirinin tebliğde 2002'den sonraki yıllarla ilgili bölümlerden olmaması.87 Yani sahtekarlar aktardıkları cümleleri gelişigüzel seçmemişler ve kendilerini bariz bir şekilde ele vermemeye gayret etmişler. Bunun neresi garip, anlayabilmiş değiliz.

İkinci argüman, 2005'teki tebliğde geçen bazı rakamların 2002'ye göre "güncelleştirilmiş" olması. Bunun da neresinin garip olduğunıF anlamıyoruz. Sahtekarlığı yapan kişiler elbette ki rakamları 2002 yılına göre uyarlamak istemişlerdir. Dahası, kullanılan rakamların yuvarlaklığından, bu güncellemenin el yordamı ile yapıldığı da çok belli.

Ayrıca Alper Görmüş, Haydar Baş'ın açıklamasından bihaber olmalı. Yukarıda belirttiğimiz gibi Haydar Baş, sözkonusu fikirlerini kamuoyuyla ilk defa 2005'te paylaştığını açıkça ifade etti. Eğer bu yazı (Alper Görmüş'ün kanıt sunmadan ileri sürdüğü gibi) 2002-2003 yıllarında internette geziniyor olsaydı, Baş kendisini savunmak ve Balyoz'la ilgisi olmadığını anlatmak için Alper Görmüş'ün argümanını kullanır, "Balyozcular benim yazımın eski bir versiyonunu kullandılar" derdi.

Bu arada biz, Balyoz belgelerindeki çelişkilerin zayıflığı konusunda okurlarını aydınlatmaya çalışan Alper Görmüş'e Balyoz belgelerinde ortaya çıkardığımız diğer tarih çelişkilerinin (Yeni Recordati İlaç, Medical Park Sultangazi, vs.) bir listesini göndererek, "medya etiği" gereği bunlara da köşesinde yer vermesini istedik. Mesajımıza herhangi bir yanıt almadık.

"Ergenekon İs Our Reality" Raporu

Genç Siviller ile İnsan Haklan Gündemi Derneği adında iki sivil toplum kuruluşu Temmuz 2010'da "Ergenekon is Our Reality" başlığı altında İngilizce bir rapor yazdılar. Söylediklerine göre amaçları, yurt dışında Ergenekon ve Balyoz davalanyla ilgili "yanlış kanıları" düzeltmek idi. Ancak rapora yakından bakınca, esas hedefin Türk medyasının dezenformasyon kampanyasını İngilizceleştinnek, dayanaksız iddialara bir sivil toplum desteği süsü vermek olduğu açıkça ortaya çıkıyordu. Rapor öyle saptınnalarla doluydu ki, yazarlarının art niyetini açık ediyordu.

Biz bu rapordaki sadece "Balyoz" ile ilgili değerlendirmeleri irdeleyeceğiz. Ama önce raporla ilgili bir kaç genel noktaya değinmek istiyoruz.
Aşağıda maddeler halinde ele alacağımız noktalar, bu raporun tarafsız bir sivil toplum örgütünün insiyatifiyle yazılmış analitik bir değerlendirmeden ziyade, olguların kasıtlı olarak çarpıtılarak taraflı bir bakış açısının sunulduğu bir değerlendirme olduğuna dair ilk ipuçları.

1. Workshop Katılımcıları Kimler?

Raporun yazılmasına önçalışma olarak bir workshop düzenlenmiş. Toplam 48 katılımcının tam listesi raporun sonunda veriliyor. Aralarında kimi avukatlar ve STK temsilcileri ile kimi gazetelerden - Taraf, Zaman, Today's Zaman, Star, Yeni Şafak, Agos, ve Sabah - muhabir ve yazarlar var.
Gazeteciler arasında en fazla katılım Taraf gazetesi (5 kişi), Zaman ve Today's Zaman (4 kişi), ve Star'dan (4 kişi). Katılımcılar arasında (elbette!) Mehmet Baransu da var. Bu gazetelerin yayımladığı asılsız ve yanıltıcı haberlerden yukarıda bolca örnek verdik, bunları tekrarlamayacağız. Öte yandan, Ergenekon ve Balyoz davalarına eleştirel bakan gazeteci ve yazarlardan (örneğin, Cüneyt Ülsever, Melih Aşık, Sedat Ergin, Ruhat Mengi) tek birinin ismini katılımcılar arasında göremedik.

2. Referanslar

Raporda kullanılan kaynaklara atıf yapılırken son derece seçici davranılmış. Kullanılan kimi haber kaynaklarına atıfta bulunulurken, kullanıldığı bariz olan ancak raporun değerlendirmesiyle ters düşen kaynaklara atıfta bulunulmamış. Örneğin, rapor, bizim bloğumuzda veya çeşitli makale ve röportajlarda belirttiğimiz çelişkilerden (seçilmiş) bir kısmını "değerlendirirken" bloğa ya da gazetelerde yayımlanmış yazılarımıza bir atıfta bulunmamış. Bu durumda, bu raporu okuyarak bilgi edinmek isteyecek kişilerin kendi görüşünü oluşturmak amacıyla birincil kaynaklara ulaşması engellenmiş. Workshop'a katılanlardan kimilerinin akademisyen olduğunu göz önüne alınca, bunun özensizlikten ziyade bir kastın sonucu olduğunu düşünmemiz gerekiyor.

3. Şüphelilerin Lehine Olan Kanıtlar

Yukarıda belirttiğimiz ikinci konudan daha da vahimi, raporda değerlendirilen soruşturma ve davalarla ilgili olarak şüpheli veya sanıkların lehine olan kanıtlardan, olgulardan, bunların yer aldığı haberlerden hiç bahsedilmemiş olması. Şüpheli ve sanık avukatlarıyla konuşulduğu, savunmaları hakkında doğrudan bilgi alındığına dair hiç bir işaret yok. Dolayısıyla, rapor, tüm olgulan tarafsız bir yaklaşımla dikkate alan analitik bir değerlendirme olmaktan çok uzak.

4. Değerlendirmelerde Bahsi Geçen Belgeler

"Ergenekon Is Our Reality" raporu yayınlandığında henüz Balyoz iddianamesi ve ekleri tamamlanmamıştı. Bu yüzden dava kapsamında önemli olan bir çok belgeye erişim olanağımız yoktu. Ama her nasılsa Balyoz soruşturmasında soruşturmanın gizliliği nedeniyle sanık ve avukatları ile bile paylaşılmayan kimi belgelerin 48 katılımcı tarafından incelenip değerlendirildiğini anlıyoruz. Zira rapor, bu soruşturma ile ilgili hiçbir yerde yayımlanmamış belgelerden ve bu belgelerin içeriğinden bahsediyor. Grup değerlendirmesi başlıkları altında sunulan değerlendirmelerden, katılımcıların sadece savcılıkta bulunan bu belgeleri incelemiş olduğunu anlıyoruz. Diğer bir ihtimal ise, bu değerlendirmelerin söz konusu belgeleri teslim alan Mehmet Baransu tarafından yapılıp, okuyucuya grup değerlendirmesi olarak sunulmuş olması. Her iki ihtimal de farklı sakıncalara işaret ediyor.

Raporun Tutarsızlıkları Örtbas Çabaları

Şimdi raporu yazanların Balyoz belgesindeki önemli bir zamanlama hatasını örtbas etmek için uydurdukları akıl almaz hikayeye dikkat çekelim.
Daha evvel yazdığımız üzere, Balyoz planında (hem 11 sayfalık ana belgesinde hem de EK-J ekinde) 2005 senesinde bir iktisat kongresinde Haydar Baş adlı bir şahısın sunduğu kapanış tebliğinden kelimesi kelimesine alıntılar var. Dolayısıyla bu belgenin 2002'de yazılmış olması mantıken mümkün değil.

Buna cevap olarak raporun yazarları şöyle diyor:

"Ancak bu iddialarda bulunanlar bir noktayı kaçırıyorlar. Tebliğ 2002'de hazırlanıp 2005'deki kongrede kelimesi kelimesine kullanıldı. Bu tebliği verenler sanki tebliği kendileri hazırlamış gibi yaptılar. Kongrenin organizatörlerinin Ergenekon şüphelileri ile yakın ilişkileri olduğu biliniyor."

Şimdi bu değerlendirmeyi maddeler halinde sıralayalım:

1. Tebliğ 2002'de hazırlandı ve 2005'deki kongrede kullanıldı.
2. Bu tebliği sunan (Haydar Baş) aslında tebliği kendi hazırlamamıştı, bir darbe planından bire bir "araklamıştı".
3. Kongreyi organize edenlerin Ergenekon şüphelileri ile yakın ilişkileri var.

Burada söylenen o kadar akıl ve mantık dışı bir şey ki nereden başlayacağımızı bilemiyoruz.
Balyoz planı ile ilgili tüm şüphelileri saptamak için bu denli "özen" sarfeden savcılar o halde nasıl oluyor da Balyoz belgelerini senelerdir elindi1 bulunduran bu şahısı bırakın iddianameye dahil etmek, sorgulama ihtiyacı dahi hissetmemişler?

Sözde 1. Ordu mensupları arasında "sınırlı sayıda" subayın katılımıyla hazırlanmış gizli ötesi bir planın ve eklerinin marjinal bir siyasetçi ve tarikat lideriyle paylaşılmış olması ve bu kişinin bu belgelerin içeriğini bire bir, aynı kelimelerle kendi yazdıklarıymış gibi 2005'de bir kongrede sunmuş olması ne kadar mantıklı?

Ve bu konuda bu kadar bilgili olduklarını sanan rapor yazarları niye bildiklerini savcılarla paylaşmamışlardır? (Haydar Baş'ın sözde Balyoz darbesiyle bir ilişiği olduğunu kesin bir dille reddetmiş olmasını hemen ekleyelim.)
Rapor yazarlarının, muhtemelen Mehmet Baransu'nun doldurmasıyla burada yaptıkları, iddialanyla çelişen ve hoşlarına gitmeyen bir kanıtı örtbas etmeye çalışmaktan başka bir şey olmadığı gayet açık.

Aynı örtbas çabasını rapor Türkiye Gençlik Birliği konusunda da gösteriyor. Bu bölümde aktarmıştık; Balyoz planının 2002 tarihli ana belgesinde adı geçen bu "dost" derneğin 2006'da kurulduğunun ortaya çıkmasından sonra, Taraf gazetesi, belgede "Türkiye Gençlik Birliği" olarak geçen kuruluştan kastedilenin Türkiye Gençlik Birliği (TGB) değil, "Türkiye Gençlik Birliği Derneği" (TGBDER) olduğunu söylemişti. Aynı argümanı bu rapor da gündeme getiriyor. Ancak daha önce ifade ettiğimiz gibi bu iddianın hiç inanılırlığı yok zira TGBDER siyasi kimliği olmayan, gençler için yurtdışına seyahatler düzenleyen, yoga, arkadaşlık, çevre projeleri gibi aktiviteleri olan bir dernek. Has Kemalist TGB ile karıştırılacak bir tarafı yok. Darbe planlayıcılarının TGBDER gibi bir derneği dost üç dernek arasında sıralamış olabileceğini iddia etmekle rapor, daha evvel Taraf gazetesinin yaptığı gibi, okuyucuların zekasına hakaret ediyor.

Çamur at, izi kalsın

Balyoz iddialarının sahte olduğunu ileri sürenlere karşı rapor şöyle bir sav da geliştiriyor (sayfa 34):


"Balyoz darbe planının 5,000 kadar sayfadan oluştuğu söyleniyor. Eğer Türk Ordusu bir darbe yapmaya niyetli olsaydı, bu kadar detaylı planlar hazırlar mıydı? Doğrudan hükümeti alaşağı edip, ülkenin kontrolünü ele geçirirdi. Aynca, darbe planı İstanbul'da tarihi camilerin bombalanması1 ve bir Türk jetinin düşürülmesi gibi anlamsız şeylerden bahsediyor. Öte yandan Türk ordusu, kategorik olarak bu planları yaptığını reddediyor."

Grup, Atatürk'ün Selanik'teki evinin askeri darbeye bir ön hazırlık olarak derin devlet tarafından bombalandığını belirterek, ve Ordu'nun 1995-1998 yıllarında Güneydoğu Anadolu'da gerçekleştirdiği bombalama eylemlerini örnek olarak göstererek bu [cami bombalama, jet düşürme] gibi planların ordudan çıkmasının hiç de şaşırtıcı olmadığını değerlendiriyor.

Oysa, verilen örneklerin "Balyoz" iddialarının gerçek olduğuna dair bir kanıt oluşturamayacağı gibi, bu iddiaların gerçekliği konusunda yapılacak bir "ihtimal hesaplamasına" veri oluşturamayacağı da çok açık.

1995-1998 yıllarında Güneydoğu Anadolu'da gerçekleşen bombalama eylemlerinden ve 1955'de (neredeyse yarım yüzyıl önce!) Atatürk'ün evinin bombalanması olayından yola çıkarak "Balyoz" planı çerçevesinde camilerin bombalanmasının planlanmış olabileceğine grubun kanaat getirmiş olması tek kelime ile insafsızlık. Benzer bir şekilde, Baskın Oran da, Radikal 2'daki bir yazısına—Selanik'teki bombalama eylemini planlayan ve gerçekleştirenler sanki "Balyoz" kapsamında sorgulanan kişilermiş gibi—"Atatürk'ün evini bombalayanlar niye cami bombalamasın?" diye not düşmüştü.

Soruşturmaya dahil olmayan kişilerin işlemiş olduğu suçların sıralanması, kişilerin mensubu oldukları kurum nedeniyle grubun söz konusu soruşturmaya önyargısız yaklaşmadığının açık bir göstergesi. Kişilerin önyargıları ve önyargılı görüşleri kendilerini bağlar, ancak adında "insan hakları" geçen bir sivil toplum örgütünün "insan hakları" kavramını içselleştirmiş olması, dolayısıyla hazırladığı raporun bu çeşit önyargılı ifadelerden arınmış olması gerekirdi. Ordu mensubu kişilerin, bu kimliği paylaştıkları başka kişilerin işlediği suçlar nedeniyle potansiyel suçlu olarak yaftalanması, örnek vermek gerekirse, bir eşcinsel hakkındaki suç iddiaları karşısında eşcinsellere karşı önyargılı ya da homofobik bir insanın "elbette mümkündür; zira kimi eşcinseller benzer suçlar işlemiştir" yaklaşımıyla koşut ve aynı derecede vahimdir.

Grubun sunduğu bu tümdengelimci argümanı çıkarırsak, geriye kalan ve aşağıda maddeler halinde yanıt vereceğimiz değerlendirme şu:

"Balyoz belgeleri 5-7 Mart'taki seminerin bir harp oyunu olamayacağını açıkça gösteriyor. Zira darbe planları hazırlanmadan aylar öncesinde 1. Ordu'dan Kara Kuvvetlerine ve Genelkurmay'a giden bilgi yazısında 5-7 Mart'ta harp oyunu yapılmayacağı bildiriliyor. Seminer için bir araya gelen davetliler harp oyunu adı altında darbe hazırlıklarının son bir kontrolünü yaptılar." (Sayfa 35, paragraf 2)

(1) 5-7 Mart Semineri bir "harp oyunu" değil, bir "plan semineri." Plan semineri ve harp oyunu iki farklı kavram. Kısaca açıklamak gerekirse, aralarındaki en önemli fark, harp oyununun iki kuvvet arasında oynanması. Harp oyunu, düşman kuvvetleri temsil eden bir grubun da katılımıyla, eş zamanlı olarak alınan kararların bilgisayar ortamında simüle edilmesi ile oynanıyor.

Değerlendirmeyi yapan grubun bu farktan haberdar olmadığı için harp oyunu olmayacağına dair yazışmayı yanlış değerlendirdiği anlaşılıyor. Zira Mart ayında düzenlenmiş bir harp oyunu yok; düzenlenen plan semineri. Raporu yazanlar, eğer isteselerdi, bu "detay" hakkında bilgi sahibi olmak için küçük bir araştırma yaparlardı; böylelikle hatalı bir değerlendirme de raporlarında yer almazdı.

(2) Harp oyunu adı altına darbe hazırlıklarının son bir kontrolü olduğu değerlendirmesi de dayanaksız.

Çünkü:

2a. Bu plan seminerinin (harp oyunu değil) ses kayıtları Çetin Doğan'ın emri ile yapılıyor. Darbe yapmayı planlayan bir kişinin darbe provasının yapıldığı seminerin ses kaydını yaptırması anlaşılabilecek bir durum değil.

2b. Grubun sıraladığı planlar arasında adı geçen Sakal ve Çarşaf (cami bombalama eylemleri) için saptanan icra tarihleri (bu raporun yazıldığı tarihte Baransu'nun kitabından öğrendiğimize göre) 28 Şubat 2003 Cuma günü. Bu planların son bir değerlendirmesi 5-7 Mart Seminerinde yapılacak idiyse, planların icra tarihlerinin daha erken tarihler olması nasıl açıklanabilir?

2c. Plan Semineri sırasında Balyoz, Oraj, Sakal, Çarşaf, ya da bir başka plana—isim ya da içerik olarak—tek bir kere bile bir atıftd1 bulunulmuyor.

2d. Belgeler arasında sözde darbe sonrasında irticai eğilimleri yüzünden ordudan atılacaklar listesi var (EK-C). Bu kişilerden üç tanesi aynı zamanda seminer katılımcısı! Yani, grubun değerlendirmesini ciddiye alacak olursak, "Balyoz" planı ile ordudan atılacak irticacı subaylar seminerde "Balyoz" darbesini müzakere ediyor!

2e. Söz konusu seminere normalde Genelkurmay Başkanı ve Kara Kuvvetleri Komutanının katılımı bekleniyor. Ancak yoğun gündem nedeniyle (Irak/tezkere konusu), komutanlar gelemiyor ve bu durumda rutin olduğu üzere kendi gözlemcilerini gönderiyorlar. Gözlemciler seminer ile ilgili kendi raporlarını ilgili komutanlıklara sunuyor. Ayrıca bu gözlemciler savcılık ifadelerinde, herhangi bir darbe provasına şahit olmadıklarını belirttiler. Dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök de Balyoz darbe planı diye bir şeyden haberi olmadığını açıkladı.

Gene Cevapsız Kalan Bir Çağrı

Raporun önyargılı ve kasıtlı olarak hazırlanmış olduğuna kanaat getirmiş olsak da, böyle bir raporun kamu önünde her iki tarafın da kanıtlarını sunabileceği bir tartışma yaratmaya vesile olabileceğini düşündük.

Bu düşünce ile raporun yazarları Orhan Kemal Çengiz, Turgay Oğur, ve Bekir Berat Özipek'e şöyle bir mesaj yolladık:

"Ergenekon is Our Reality" adlı raporunuzu ilgi ile okuduk. Bağımsız sivil toplum kuruluşlarının gerçekleri ortaya çıkarmak ve kamuoyuyla paylaşmak amacıyla bu konuda yaptıkları çalışmalarının çok faydalı olacağına inanıyoruz. Ancak kanımızca maalesef raporunuz bu amacı değil, Ergenekon ve Balyoz iddialan sürecinde yapılan haksızlıkları ve hukuksuzlukları örtbas etmek ve aklamak amacını gütmektedir.

Balyoz iddialarının raporunuzda değerlendirilmesi tamamen kasıtlı ve tek taraflı bir şekilde yapılmıştır.
Balyoz iddialarıyla ilgili yazdıklarınızın kamuoyu tarafından daha iyi değerlendirilebilmesi amacıyla sizi bir açık tartışmaya davet ediyoruz. Eğer kabul ederseniz, bu tartışmayı İnternet üzerinden önceden anlaşacağımız bir formada gerçekleştirebiliriz.

Cevabınızı bekliyoruz.

Pınar Doğan ve Dani Rodrik

Bekledik, bekledik, hiç bir cevap gelmedi. Tıpkı Mehmet Baransu bizle "taraf" olmamak bahanesiyle sorularımızı cevaplandırmayı redettiği}1 Yasemin Çongar ve diğer "liberaller" mesajlarımızı cevapsız bıraktığı gibi, Genç Siviller ve İnsan Haklan Gündemi Demeği de bizle tartışmaya girmek istemediler.

Liberallerin Sağır Eden Sessizliği

Bulgularımız biriktikçe liberallerin kimisiyle gene temas edip, elimizdeki kanıtları onlarla paylaşmaya çalışıyorduk. Sonuç, hep aynı: sessizlik.
Alper Görmüş bizim yazdıklarımıza cevap venneye çalıştığı için kendisine elimizdeki yeni bulguları yolladık. Cevap yok.
Eyüp Çan'a yazıp, İngilizce yayımlanan bir makalemizin tercümesini Radikal'de yayımlama isteğimizi aktardık. Cevap yok.
Yasemin Çongar'la Taraf gazetesinde günlerce tefrika edilen Kafes ve Balyoz iddialarının sahte belgeler üzerine inşa edildiğini gösteren kanıtlarımızı paylaştık. Cevap yok.

Ali Bayramoğlu, bir yandan Hanefi Avcı'ya arka çıkarken öte yandan Kafes ve Balyoz davalarının gözden düşürülmemesini vurgulamıştı. Biz de ona bu davalar üzerine bulgularımızı yolladık. Cevap yok.

Şahin Alpay, sağolsun, bir kez cevap yazdı, "Türkiye hiç bu kadar sivil ve demokratik olmamıştı" dedi. Bize yarım saat ayır, sana en azından Balyoz belgelerinin sahte olduğunu ispat edelim, belki o zaman Türkiye'nin demokrasi yolunda vardığı noktayı değişik yorumlarsın dedik. Gene cevap yok.

Diyebilirsiniz ki, ne de olsa biz Balyoz'un bir numaralı sanığının yakınıyız. Bu liberaller bizi niye muhatap alsın?
Ama biz bu yazdıklarımızda "aman Çetin Doğan şöyle iyidir, böyle iyidir, bu gibi şeyler yapmaz" gibi argümanlar sunmuyorduk, ya da "ailece çok sıkıntı çektik bu olanlardan" diye yakınmıyorduk. Onlardan merhamet ya da özel ilgi talebimiz de yoktu. Eninde sonunda, uluslararası saygınlığı olan iki akademisyen ve araştırmacıyız. Kendimizi övmek gibi olmasın ama boş yazıp çizmeyen, sebep-sonuç ilişkilerini irdelemesini bilen, ortaya atılan savlann somut bulgularla desteklenmesi gerektiğini bilen kişileriz.

Onlardan istediğimiz sunduğumuz kanıtları dikkate almaları, Türkiye'nin geçmekte olduğu süreci bu kanıtlar ışığında değerlendinneleri idi.

Peki ya onların istediği?

Liberallerin Tarihi Yanılgısı


Amerikalıların "kendi görüşlerinizi seçebilirsiniz, ama gerçekleri seçemezsiniz" diye güzel bir lafı vardır. Etyen Mahçupyan, Hasan Cemal, Cengiz Çandar ve diğer liberaller ısrarla kendi gerçeklerini üretiyorlardı.
Balyoz davasında sergiledikleri tutumla liberaller kendi değerlerine ters düşmekle kalmadılar. Aynı zamanda arzuladıkları demokratik Türkiye'ye de zarar getirdiler.

Balyoz soruşturmasında izlenen yöntemler, cemaat ve AKP'nin gerçek niyetlerine yeterince ışık tutuyor. AKP'nin ruhu gerçekte demokratik olsa, bu davalara bu kadar sahip çıkmaz, tüm sahtecilik emarelerine karşın arkasında durmazdı. Cemaatçi emniyet ve savcılar gerçekten bir hukuk devleti peşinde olsalar insan haklarına ve hukuk ilkelerine bu kadar ters düşen uygulamalarda bulunmazlardı. Liberallerin en büyük siyasi yanlışı, bunu görmeyip, demokrasiye destek oluyoruz düşüncesiyle Türkiye'yi olsa olsa daha otoriter bir rejime götürecek bir süreçte destek oyuncu rolü oynuyor olmaları.

Liberal medyanın ve yazarların gelinen noktada, acilen bir tercih yapması gerekiyor. Eğer askerin her düşmanı benim dostumdur ve "asker şunu yaptığına göre mutlaka bunu da yapmıştır" yaklaşımlarında ısrar edeceklerse bunun bir adalet mantığı değil, bir intikam ve kan davası mantığı olduğunu kabul etmek durumundadırlar. Bu mantık Türkiye'yi aydınlığa değil, daha da karanlık günlere götürecek bir mantıktır. Öte yandan, tercihlerini hukuk devleti yönünde kullanacaklarsa Balyoz ve diğer davalardakı iddialara titizlikle yaklaşmaları, kanıtları objektif olarak değerlendirmeleri, ve insan haklarının ihlal edilmesine karşı (suçlananların kimliği ne olursa olsun) kesin tavır koymalan lazım. Ancak o zaman gerçek suçlar ve (Balyoz belgelerini imal edenler dahil olmak üzere) suçlular ortaya çıkar.

Biz Balyoz davasındaki sahtekarlığı anlattığımız dostlarımızdan bazen şöyle bir cevap alıyoruz: "Ama askerlerin bazı bulanık işler içinde olduğu, kesin suçlar işlendiği belli değil mi? Siz bunları inkar mı ediyorsunuz?" Biz bu tepkileri çok garip buluyoruz. Diyoruz ki, "biz size bir tek davadaki çarpıklıkları gösteriyor, iddialardaki tutarsızlıklara işaret ediyoruz, siz bize başka davalardan bahsediyorsunuz. Her iddia tek tek, kendi kanıtlarıyla değerlendirilmez mi? Kaldı ki, bir davada ciddi sahtekarlık varsa, ortada belge üreten birilerinin olması size diğer davalara da daha dikkatli yaklaşmamız gerektiğini göstermiyor mu? Bu birilerinin varlığı ve bu kadar etkili olabilmeleri sizi rahatsız etmiyor mu?"

Bu tür tepkilere hak vermemekle beraber Türkiye'de kalıplaşmış bazı düşünce biçimlerini yansıttığını da anlıyoruz. Biz "Balyoz'daki kanıtlar" deyince karşımızdakinin "ama Şemdinli" demesi, katı laik-devletçi kesimin "türban" lafını duyunca "ama irtica" diye cevap vermesine benziyor. Bu tavırlardan ne biri ne diğeri doğru. İki taraf da genelleme hatası yapıyor ve dolayısıyla kutuplaşmaya hizmet ediyor. İrticayı önlemenin en doğru yolu ilticanın kendisi ile mücadele etmektir; kişisel hak ve özgürlükleri sınırlandırmak değil. Aynı şekilde, "derin devlet" ile mücadele kanıtlanmış suçların üstüne gitmekle mümkün olur; bu uğurda hukuğu ve medya etiğini çiğnemekle değil.

Bu kalıpları liberal demokratlar kırmayacaksa kim kıracak?

Nuray Mert, Radikal gazetesinde 2 Mart 2010 tarihinde yayımlanan köşe yazısında Türkiye'deki liberallerin yanılgısını çok güzel özetliyor.


"... Türkiye'de demokratikleşmenin önünü açmanın yolunun, 'bir büyük kapışmayı' kışkırtmak olduğunu düşünen ve bu istikâmette gidenler var. Bu kafada olanlann tümü, ister eski solcu yeni liberal, ister 'post-modern cemaatçi' olsun, olaylara bakışları fazlasıyla birbirine benziyor. Bir zamanlar devrimci durumun oluşması için 'çelişkilerin derinleşmesini' bekleyenler belli ki kafayı değil, istikâmeti değiştirdi.
Bu kafa, 'mutlak iyi'ye, 'mutlak doğru'ya ulaşmak için her yolu mubah ve meşru görür. Yoluna çıkan engelleri, 'kaçınılmaz tarihsel sancı', haksızlığı 'kurunun yanında yaş da yanar' diye kabul edilir bulur. Demokrasinin en büyük düşmanı, işte bu kafadır."

Mert'in ifade ettiği gibi, şimdi "liberal" duruş sergileyen (eski solcu ya da cemaatçi) birçok yazar, fikirlerini değiştirdiler ancak kafa yapılarını değiştirmediler. Maalesef demokrasi ve insan hakları söylemlerinin gerisinde gene Jakoben bir anlayış yatıyor.

Kaynakça
Kitap: Bir Darbe Kurgusunun Belgeleri ve Gerçekler
Yazar: Pınar DOĞAN, Dani RODRİK
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Balyoz Davası

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir