Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Taraf Gazetesi ve Balyoz Davası

Burada Balyoz Davası hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Taraf Gazetesi ve Balyoz Davası

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 May 2011, 22:32

Taraf Gazetesi

Taraf Gazetesi, sözde onurlu bir "emekli subay"ın Mehmet Baransu'ya teslim ettiği bir bavul dolusu belgeyi, belgelerin gerçek olup olmadığını irdelemeksizin yayımladı. Oysa, bugün biliyoruz ki "bir bavul belge" kalabalığı içinde Balyoz belgelerinin sadece dijital kopyalan var, ve suç unsuru içeren belgelerden hiçbirinin, 2002-2003 yılında alınmış, imzalı veya imzasız bir çıktısı yok.

Herşeyden önce, basın-yayın etiğinden biraz olsun feyz almış ve biraz ciddiyet sahibi herhangi bir gazetenin, kimin teslim ettiği belli olmayan ve bu derece ağır suçlamalar içeren belgeleri yayımlamadan önce haber kaynağın güvenilirliğini araştınnası ve CD'lerin gerçekliğini donanımlı teknik bir kurum tarafından teyit ettirmesi gerekirdi. Bu araştırmalardan sonra belgelerin gerçek olduğu kanaatine varmış olmaları durumunda da, belgeleri yayımlamadan suçlanan şahısların görüşlerinin almaları ve suçlamalarla beraber yayında aktarmalan gerekirdi.

Taraf'a bu belgeleri ileten, sözde 1. Ordu'da 2002-2003 yıllarında görev yapmış emekli bir subay. Ancak burada kuşku uyandıracak ilk konu, bu subayın bu belgeleri neden 7 yıl saklamak ihtiyacı hissettiği. İkinci konu ise bu belgeleri neden doğrudan savcılara değil de, Baransu'ya teslim ettiği.
Suç unsuru içeren belgeler sadece dijital formda olduğu için, ve bilgisayar ortamında sahtecilik yapmak o kadar kolayken, üç gazetecinin, biz oturup CD'leri inceledik ve 2003'te 1. Ordu'dan çıkmış olduklarına kanaat getirdik diyebilmesi ancak—en hafif terimiyle—gülünçtür.
Öte yandan, Taraf gazetesinin Balyoz belgelerini yayımlamadan suçlanan şahısların görüşlerini almamış olması hiç bir mazeretle açıklanamaz. Ne delillerin karartılması, ne suçlananların kaçmaları, ne de başka bir şey sözkonusudur.

Üstelik, Taraf gazetesi, sahte Balyoz belgelerini yayımlayarak sahte belge üreten bir çetenin işlediği suça alet olmakla kalmadı. Mevcut belgeleri bile kimi çarpıtmalarla yayımlayarak, ve soruşturma sürecinde bir şekilde dezenformasyon üreterek kendisine biçilen rolden fazlasını "hakkıyla" yerine getirdi.

Taraf Gazetesinin Balyoz Belgelerinde Gördüğü "Dijital Parmak İzleri"

Önce, Taraf gazetesinin belgelerin gerçekliğinden nasıl emin oldukları sorusundan başlayalım. Gazetenin yöneticilerinden Yasemin Çongar, tutuklamaların gerçekleştiği günün ertesindeki köşesinde "Onurlu askerin umutlu günü" başlığı altında şunları yazıyor:

"[...] Zira elimizdeki belgelerin 'gerçeği' yansıttığından emin olmamız için yeterince bulguya ve bilgiye sahiptik. [...] Dijital parmak izleriydi bunlar. Bu izler sayesinde, darbe harekâtının, cami bombalama emrinin, uçak düşürme senaryosunun, hatta darbeden sonra kurulacak hükümetin programının, hangi subaylar tarafından yazıldığını, hangi subaylar tarafından kaydedildiğini elektronik olarak teyit etmiştik."

Dijital parmak izleri mi? Belgeleri kimin yazdığını ve kaydettiğini elektronik olarak teyit etmek mi? Çongar ve ekibi belgeleri yayımlamadan dijital parmak izlerini görmüşler, ve bu izler sayesinde belgelerin gerçek olduğudan emin olmuşlar.

Çongar, belgeleri adli makamlara teslim ettikten sonra Emniyet Kriminalin belgelerin nasıl gerçek olduğunu tespit ettiğini de yazıyor:

"Yani, dün olması gereken oldu. Emniyet Kriminal Dairesi, Tarafın adli makamlara teslim ettiği bir bavul dolusu belgenin "gerçek" olduğuna ve söz konusu darbe planlarının, Birinci Ordu Komutanlığına ait bilgisayarlardan çıktığına, "IP" numaralarına bakarak hükmedince, "dokunulmaz" sanılan dört yıldızlılar dahil, o planlarda katkısı olan subayların büyük bir bölümüne dokunuldu."

IP numaraları mı? Balyoz soruşturmasında Emniyet kriminal dairesinin ya da herhangi bir kurumun IP numaraları ile ilgili hiçbir tespiti yok (bütün raporlar dava klasörlerinde)! Ayrıca, Emniyet Kriminal dairesinin darbe planlarının, Birinci Ordu Komutanlığına ait bilgisayarlardan çıktığına dair bir tespiti de yok. Bilimsel olarak böyle bir tespitin, belgelerin yazıldığı iddia edilen bilgisayarların incelenmeden yapılmasına da olanak yok zaten.

Benzer şekilde, gazetenin genel yayın yönetmeni Ahmet Altan da belgelerin gerçek olduğunu nasıl tespit ettiklerini, Selimiye'de verdiği ifadeyi anlatarak yazıyor:

"Zaten kaynaklanıl açık kimliklerini sormam, belgelerin doğru olup olmamasıyla ilgilenirim. Bana yazı işlerindeki arkadaşlarımız CD'lerin üstündeki bilgileri gösterdiler, orada, o belgeleri kimin, ne zaman, nerede yazdığı açıkça görülüyor."
Altan'ın yazı işlerindeki arkadaşları CD'lerin üzerindeki bilgileri göstermişler, ve orada, o belgeleri kimin, ne zaman, nerede yazdığı açıkça görülüyormuş. Bu, belgeleri yayımlamadan önce yaptıkları tespit.

Ahmet Altan Askeri Savcının tespitleriyle(î) yazısına devam ediyor:

"Anladığım kadarıyla askeri savcılar da o CD'lerin 'elektronik parmak izlerine bakıp' Birinci Ordu'da hazırlandıklarını görmüşler."

Bilindiği üzere, Askeri savcıların böyle bir saptaması yok. TÜBİTAK, Emniyet, ve Askeri Savcılık raporlarıyla da belgelendiği üzere ortada "dijital," "elektronik," ya da başka hiçbir türlü parmak izi yok. TÜBİTAK ve Emniyet'in Balyoz CD'leri hakkında sadece üstveri incelemesi var, ve üstveride görünen bilgiler bu CD'lerin kimler tarafından ve ne zaman oluşturulduğu konusunda bir kanıt teşkil etmiyor.
Altan ve Çongar CD'deki dijital ve elektronik parmak izlerini gönnüşler, ve bunun üzerine belgeleri yayımlamaya karar vermişler. Peki Taraf gazetesinde belgelerle ilgili yayımlanan bariz yalanlar? Belgelerde ortaya çıkan tutarsızlıkları gazetenin örtbas etme çabaları? Soruşturma sürecinde yarattıkları dezenformasyon? Örneklerini verelim.

Tarafın "Belgenin Altında Çetin Doğan'ın İmzası Var" Yalanı

Balyoz belgelerini yayımladıkları daha ilk günden itibaren Taraf gazetesi ısrarla darbenin ana belgesi olan Balyoz Güvenlik Harekat Planı'nın altında Çetin Doğan'ın imzası olduğunu iddia etti.

Tarafta 20 Ocak 2003'de yayımlanan haberde aynen şöyle yazıyor:

"Planın altında "Balyoz Sıkıyönetim Komutanı" Unvanıyla imzası olan Orgeneral Doğan ... "

O tarihte, bu belgenin altında Çetin Doğan'ın imzası olmadığını bilenler Çetin Doğan'ın kendisi, sahte Balyoz belgelerini üretenler, ve bu belgeleri elinde bulunduran Taraf gazetesiydi. Şimdi herkes biliyor ki, bir CD'nin içinden çıkan bu belgenin 2002-2003 tarihinde alınmış imzalı yada imzasız bir çıktısı bile yok. Söz konusu belgenin altında, ne ıslak, ne kuru, ne de dijital, hiçbir imza yok.

Taraf gazetesi bu "detayı" en başından beri bildiği halde, bu konuda yalan haber yapmakta beis görmedi.

Üstelik 20 Ocak'ta yayımlanan habere göre:

"Dönemin Birinci Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan'ın, dönemin Harp Akademileri Komutanı Hava Orgeneral İbrahim Fırtına'nın ve Dönemin Donanma Komutanı Oramiral Özden Örnek'in imzasım taşıyan harekât planları (...) bu belgeler arasında yer alıyor."

Oysa, ne Balyoz, ne Oraj, ne de Suga planları... Ne de bu planların ekleri... Hepsi CD'den çıkan bu belgelerin hiçbirinde ıslak ya da kuru bir imza yok.

İşin ilginç tarafı, Baransu aynı haberi Karargah adlı kitabında neredeyse birebir yayımlarken küçük bir değişiklik yapmış:


"Dönemin Birinci Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan'ın, dönemin Harp Akademileri Komutanı Hava Orgeneral İbrahim Fırtına'nın ve Dönemin Donanma Komutanı Oramiral Özden Örnek'in elektronik imzasını taşıyan harekât planları (...) bu belgeler arasında yer alıyor"

Belgelerde imza olduğu fazla bariz bir yalan olduğundan olacak, Baransu şansını bir başka yalanla, belgelerde elektronik imza olduğu yalanıyla deniyor. Bu belgelerde hiç kimsenin elektronik imzası filan yok, gerçek bu kadar net ve basit.

Baransu'nun Diğer Yalan Haberleri

Taraf gazetesinde yaptığı yalan haberlerle hızını alamayan Baransu, Karargah kitabında Balyoz yalanlarına devam ediyor. Örneğin, kitabında Bilirkişi raporlarının 1. Ordu'dan çıktığını söylediğini yazıyor:


"[Emniyet Kriminal Dairesi ve TÜBİTAK'tan] Gelen cevaplar CD'lerin hazırlandığı bilgisayarın 1. Ordu Komutanlığına ait olduğu ve belgelerin 2003 yılında kullanımda olan Word yazılımıyla hazırlanıp, CD'lerin üzerine bu tarihten sonra herhangi bir kayıt yapılmadığı şeklindeydi."

Oysa, daha önce defalarca belirttiğimiz üzere, TÜBİTAK ve Emniyet Kriminal dairesinin, CD'lerin 1. Ordu'ya ait bilgisayarlarda hazırlandığına dair bir tespiti yok. Balyoz iddianamesinin ek klasörlerinde yeralan TÜBİTAK ve Emniyet bilirkişi raporlarından bu açıkça görülebilir.

Bir diğer yalan da dönemin Genelkurmay başkanı Hilmi Özkök'ün Balyoz darbesini önlediğine dair:

"Balyoz Darbe Planını hazırlayanlar darbe günü olarak 19 Mart 2003 tarihini seçmişti. Ancak dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ve TSK içindeki darbe karşıtı subayların harekete geçmesiyle darbe önlendi."

Dönemin Genelkurmay başkanı Hilmi Özkök Balyoz Star gazetesinden Şamil Tayyar ile yaptığı bir görüşmede Balyoz darbe planı ile ilgili elinde bilgi ve belge olmadığını açıkça ifade etti.AJ Haberi olmadığı darbe planını da engellemiş olamaz.

Bir gazetenin göz göre göre yalan haber yapması için ne kadar gözü dönmüş, ne kadar kin ve nefret içinde olması lazım? Bırakın gazetecilik etiğini, temel insani değerlerden ne kadar yoksun olması lazım? Bu, bizim bu süreçte içimize sindirmekte güçlük çektiğimiz konulardan bir diğeri oldu. Örneğin, hukuk devleti kavramından haberdar olması gereken bir gazetenin, soruşturma sürecinde şüphelilerin tutukluluk hallerinin
kalkması yönünde karar veren Hakim Oktay Kuban'a atfen, "Savcı yakalar Kuban bırakır"!A başlığıyla haber yapabilmiş olmasını anlayabilmiş değiliz.

Şimdi Tarafın dezenformasyon çabalarından birkaç örnek vereceğiz.

Tarafın Dezenformasyon Çabaları

Balyoz konusunda Taraf gazetesinin ilk dezenformasyon çabası, Balyoz Güvenlik Harekat Plam'nda geçen "Türkiye Gençlik Birliği" tutarsızlığına Taraf gazetesinin getirdiği açıklamayla kendini gösterdi. Bu açıklamaya kitabın 3. bölümünde yer verdiğimiz için, diğer örneklerle devam ediyoruz.

Askeri Bilirkişi Raporu

İkinci örnek, ilk Askeri bilirkişi raporu ile ilgili. 22 Şubat 2010 tarihini taşıyan bu rapor, "bilirkişiye verilen Balyoz belgelerinin gerçek olduğu faraziyesi (varsayımı)" ile hazırlanıyor, ve 24 Şubat 2010'da savcılara elden teslim ediliyor.

Soruşturmanın gizliliği nedeniyle şüphelilerle paylaşılmayan bu raporun ya tamamı ya da kimi kesitleri 25 Şubat'ta seçilmiş gazetelere sızdırılıyor, ve 26 Şubat 2010 tarihinde bu gazetelerin ilk sayfasından aşağıdaki başlıklar altında haber yapılıyor:

Bugün: Askeri savcılığın balyoz kararı: Askeri savcılık bilirkişi heyeti, belgelerin seminer değil darbe planı olduğu sonucuna vardı.

Sabah: Askeri savcılık: 'Balyoz' seminer değil, darbe planı

Star: Askeri savcılık 'Balyoz darbe planı' dedi

Yeni Şafak: Askeri savcılık: 'Balyoz' seminer değil, darbe planı

Zaman: Askerî savcılık bilir kişisi: Balyoz'un DVDİeri gerçek

Bu raporun medyada çarpıtılarak haber konusu yapılması üzerine, Askeri Savcılık 26 Şubat 2010'da bir açıklama yapıyor.

"Yapılmakta olan soruşturma kapsamında seminer faaliyetlerine yönelik teknik bilgiye ihtiyaç duyulmuş ve bu maksatla bilirkişi görevlendirmesi yapılmıştır. Bilirkişi; bu konudaki raporunu hazırlarken temin edilen söz konusu üç adet DVD, bir adet CD'de herhangi bir

sahtecilik yapılmadığı düşüncesi altında içeriğindeki bilgilerin gerçek olduğu, söz konusu plan seminerinin icrası kapsamında kullanıldığı faraziyesine dayanarak hareket etmiş, bu durum bilirkişi raporunun üçüncü maddesinde de açıkça belirtilmiştir. Ancak bilirkişi raporu kamuoyunu yanıltacak tarzda haber konusu yapılarak, söz konusu dokümanların gerçek olduğu izlenimi yaratılmaya çalışılmıştır.

Ve askeri savcılığın açıklamasının en önemli bölümü:

"Bugüne kadar yapılan inceleme ve araştırmalar sonucunda adı geçen darbe planının ve bu plana dayanak teşkil eden çeşitli eylem planlarının gerçek olduğuna dair askeri savcılığımızca herhangi bir tespite varılamamıştır. Dolayısıyla söz konusu seminer faaliyetlerinin darbe planı teşkil ettiğini söylemek mümkün değildir."

Ancak, nafile! Askeri Savcılığın açıklamasının ardından 27 Şubat 2010 tarihli köşesinde Ahmet Altan aynen şöyle yazıyor:

"Askerî savcılığın görevlendirdiği bilirkişi, "Balyoz Darbe Planı'nın" varlığını kabul etmiş. Sabah gazetesinin verdiği haberi dün sivil savcılık da doğruladı."

Altan, bu yazısında Balyoz belgelerinin yayımlanmasını "orduyu yıpratmak" çabası olarak değerlendiren kimi medya mensupları için şunları söylüyor:

"Utanma duygusunu falan bir kenara atmışlar artık.[... ] Buranın omurgası çarpılmış."

Ve yazısını ironik bir şekilde, şöyle bitiyor:

"Ve, Birçok İnsan Yazdığından, Söylediğinden Utanacak."

Buradaki ana sorun şu. Bütün bu haber ve yazıların yayımlandığı süre boyunca belgelere erişim kısıtı var, ve bu belge ve raporlar şüphelilere verilmiyor. Ancak soruşturma ile ilgili seçme belge ve raporlar (ya da seçme kesitleri) kimi yayın organlarına sızdırılıyor, ve bilgilerin çarpıtılarak haber yapılması sağlanıyor. Herhangi bir okuyucunun bu bilgilerin doğruluğunu araştırması mümkün olmadığı için, "haber vermek" adı altında isteyen istediğini yazabiliyor.

Yukarıda verdiğimiz örnekte, Askeri bilirkişi raporunun çarpıtılması üzerine askeri savcılık açıklama yapıyor, ancak bu açıklama dezenformasyon üreten Taraf veya benzeri gazetelerde yer bulmuyor. Açıklamanın bir iki satır halinde de olsa kimi gazetelerde yer bulması, fikri sabit insanların aynı konuda yanıltıcı yazı yazmalarına engel olmuyor. Ahmet Altan gibiler, yazdıklarından kendileri utanmaları gerekirken sanki hata yapan diğerleriymiş gibi olaya eleştirel bakanları suçlayabiliyor.

Örneğin, askeri savcılığın açıklamasından tam bir hafta sonra, Taraf gazetesindeki köşesinden Etyen Mahçupyan hala şöyle yazabiliyor:

"Balyoz planını değerlendiren askeri savcılık, bu 'seminerin' bir darbe hazırlığı olduğu kanaatine vardı."

Dani, Mahçupyan'a bir mesaj göndererek böyle bir kaanatin mevcut olmadığını bildirdi, ve meslek etiği gereği bir düzeltme yayımlaması gerektiğini bildirdi. Birkaç mesaj alışverişinden sonra Mahçupyan son mesajını "o raporu [askeri savcılık raporunu] nasıl tamamen ters aktardığımı anlamış değilim" diye bitirince söyleyecek birşey bulamadık...

İkinci TÜBİTAK raporu

TÜBİTAK tarafından hazırlanan ikinci raporun ortaya çıkması, Taraf gazetesinin gerçeklerden uzak, kasıtlı, ve kendisine düşman bellediği şahıs ve kurumlan karalamak için yaptığı yayınlara bir yenisini eklemesi için vesile oldu.

22 Haziran 2010'da Taraf gazetesi, sanki TÜBİTAK'ın son raporu artık şüphe bırakmayacak bir şekilde Balyoz iddialarını doğruluyormuş gibi,
"Balyoz'un bahanesi kalmadı" başlığıyla bir haber yayımladı. Haberi hazırlayan kişinin, raporun tamamına erişimi olduğu, başka gazetelerde yayımlanmayan bölümlerden verdiği alıntılardan anlaşılıyor.

TÜBİTAK'ın son raporu CD'lerde görülen dosya tarihlerini ve kullanıcı isimlerini değiştirmek mümkün olduğu için bu bilgilerin gerçek tarihleri ve gerçek kişileri yansıtmayabileceğim açıkça belirtiyor. Rapor, CD'lerin dijital üstverilerde tutarlı olacak şekilde bir sahtekarlığın yapılmış olması halinde, bu sahtekarlığı TÜBİTAK'ın yaptığı cinsten bir teknik analizle ortaya çıkarmanın mümkün olmadığını da açıkça yazıyor.
Hal böyleyken, Tarafın TÜBİTAK'ın ikinci raporunun Balyoz CD'lerinin gerçek olduğunu tespit ettiği izlenimini yaratacak cinsten bir haber yapması anlaşılır gibi değil.

Burada bitmiyor...

Sivil Memurelerin İfadeleri

Henüz Balyoz iddianamesi "ortaya çıkmadan" önce, 18 Temmuz 2010 tarihli Taraf gazetesi "Balyoz CD'lerini Çetin Paşa için hazırladık" başlığı ile bir haber yaptı. Habere göre sorgulanan sivil memurelerden Bulut kendisine 19 tane CD gösterilince "CD'lerden 1, 2, 3, 4, 5, 6, 8, 9, 10, 12, 13, 14, 15, 18, 19 no.lu CD'leri net olarak hatırlıyorum" diyor. Dolayısıyla memurenin hatırlamadığı CD'ler 7,11,16. ve 17. Suç unsuru bulunan CD'ler 11, 16. Ve 17 no.lu olanlar.

Bu konuyu daha evvel yazmıştık:

memurenin hatırladığı CD'ler içinde ne Balyoz, ne Sakal, ne Çarşaf;a ne Oraj, ne de Suga... Hiçbir darbe planı yok. Diğer sivil memure ise Balyoz planını ilk defa basından duyduğunu ifade ediyor. Ve bunu bildiği halde, Taraf gazetesi Memureler "Balyoz CD'lerini Çetin Paşa için hazırladık" başlığı ile haber yapıyor.

Sorun yine aynı. Sivil memurelerin savcılığa verdiği ifadeler, soruşturmanın gizliliği nedeniyle şüpheliler ya da avukatları ile paylaşılmıyor, ancak bunlardan kimi kesitler, ya da bir özeti yayımlanmak üzere kimi gazetelere veriliyor. Üstelik dezenformasyon amaçlı bu "sızdırmanın" zamanlaması da özel olarak seçiliyor. Bu örnekte, dezenformasyon amaçlı haberler, tam da iddianamenin savcılar tarafından incelenmek üzere 10. Ağır ceza mahkemesine verilmesinden sonraya denk geliyor.

Son Söz

Darbe yapmak için cami bombalamayı, jet düşürmeyi planlamak gibi son derece vahim iddiaları ortaya atarak, başta Çetin Doğan olmak üzere onlarca insanı hedef gösteren Taraf gazetesi yöneticilerinin, ellerindeki kanıtları kamuoyu önünde sorgulamak isteyenlere "biz sizin sorularınızı cevaplandırmak istemiyoruz" deme lüksü olamaz.Oysa, Altan, Çongar ve Baransu üçlüsü, ortaya attıkları iddiaların hemen akabinde iddialarını kanıtlamak üzere Çetin Doğan'ın bir televizyon kanalında kendilerine yaptığı davete icabet etmediler.

Benzer şekilde, Milliyet gazetesinden Devrim Sevimayin aracı olduğu davete yanıt vermediler.

Nisan ayında Milliyet gazetesinde iki bölüm halinde yayımlanan söyleşi öncesinde gazeteci Devrim Sevimay Dani'ye ve Mehmet Baransu'ya şöyle bir teklifte bulunmuştu:

"Üç soru siz soracaksınız, üç soru Mehmet Baransu. Yamtlanyla beraber söyleşinin içinde bir kutu olacak."

Dani bunu kabul etti, ardından Mehmet Baransu da kabul ettiğini Sevimay'a bildirdi. Dani sorularını hazırladı ve Sevimay'a yolladı.

Sorular şöyleydi:

1. Üzerinde ıslak, kuru veya elektronik hiçbir imza bulunmadığı halde Taraf gazetesi ısrarla Balyoz Harekat Planı adlı belgenin altında Çetin Doğan'ın imzası var diye yayın yapıyor. Balyoz Harekât Planı belgesini ilk ortaya çıkarmış şahıs olarak, bu belgenin altında Çetin Doğan'ın imzası olup olmadığını kamuoyuyla paylaşır mısınız lütfen? Eğer imzası yok ise, bu vesileyle kamuoyunu yanıltıcı haber yaptığınız için özür dilemek ister misiniz?

2. Size teslim edilen belgelerin ve Balyoz Harekât Planı ile eklerini içeren CD'lerin gerçek olduğuna kanaat getirmek için bu belgeleri yayımlamadan ne gibi bir inceleme yaptınız? Böyle bir kanaate varmanızı sağlayan teknik donanımınızı bizlerle paylaşır mısınız lütfen?

3. Sizin bizlerle paylaştığınız kadarıyla inceleme fırsatını bulduğumuz belgelerde birçok tutarsızlık ve çelişki gördük. En basitinden, hem 2 Aralık 2002 tarihli 11 sayfalık Balyoz Güvenlik Harekât Plam'nda, hem de bu planın J-Ek'inde 2005 yılında gerçekleşen bir kongrenin kapanış tebliğinden bire bir alıntılar var. Tebliği sunan kişi, bu fikirleri ilk defa 2005'te açıkladığını söyledi. Eğer bunun nasıl olabildiğine dair mantıklı bir açıklamanız yoksa, belgelerin gerçekliğinden şüphe duyabilir miyiz sizce?

Dani sorularını Devrim Sevimay'a gönderdi. Ancak Baransu'nun soruları gecikti de gecikti. Baransu, önce seyahatte olduğundan sorularını yetiştiremediğini söyledi. Bir süre daha bekledik.

En sonunda Baransu, gazeteden Yasemin Çongar ve Ahmet Altan ile görüştüğünü, bu işi uzun uzun konuştuklarını, ve söyleşiye soru yollayarak katılmaktan vazgeçtiğini bildirdi. Dolayısıyla, bizim sorduğumuz sorulara da cevap vermeyi istemedikleri ortaya çıkmış oldu.
Bu kadarı da ilginç, ama belki hikayenin en inanılmaz kısmı Altan-Baransu-Çongar üçlüsünün sorularımıza cevap vermemek için verdikleri gerekçe.

Bu gerekçe aynen şöyle:

"Davanın bir tarafı olmak istemiyoruz."

Tarafın bu yanıtından sonra, ne yazsak hafif kaçacak. Taraf gazetesi ile ilgili bölüme burada son veriyoruz.

Kaynakça
Kitap: Bir Darbe Kurgusunun Belgeleri ve Gerçekler
Yazar: Pınar DOĞAN, Dani RODRİK
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Taraf Gazetesi ve Balyoz Davası

Mesajgönderen TurkmenCopur » 06 Haz 2011, 02:33

TARAF GAZETESİNİN BALYOZ DARBE PLANI VE GERÇEKLER

Taraf: 20 Ocak 2010 tarihli sayısında 1. Ordu Eski Komutanı Orgeneral Çetin Doğan'ın hazırladığı beş bin sayfalık sözde balyoz darbe planını yayınladı.
Darbe planı: Suga, Oraj, Sakal ve Çarşaf kod adlı 4 eylem planından oluşuyor.

Bu plan özetle şu konu başlıkları altında veriliyor:

- Fatih ve Beyazıt camilerinde cuma namazından sonra bomba patlatılması,
- İç savaş çıkması ve iç savaşın TSK'ca önlenmesi,
- İrtica ayaklanması, onun şiddetle bastırılması,
- Laik düzen ve karşıtlarının karşı karşıya gelmesi ve savaşması,
- AKP'nin iktidardan uzaklaştırılması,
- Ege'de, Türkiye ve Yunanistan'ı savaşın eşiğine getirmek için bir uçağımızın Yunanistan tarafından düşürülmesi veya kendi uçağımızın kendimiz tarafından düşürülmesinin (F-16) sağlanması,
- Cüppeli ve sarıklıların hava müzesini basarak uçakları tahrip etmesi,
- Başta 3.ve 8. ana jet üssü komutanlıkları olmak üzere tüm hava birlikleri nizamiyelerine şeriatçı gruplarca saldırı düzenlenmesi,
- Kürt-Türk çatışması çıkması, Kürt İslamcı ittifakı oluşturulması.
Tarafın Balyoz Darbe Planı'na Kaynaklık Eden, Türkiye'ye Yönelik 5 ABD Senaryosu
- CIA'nin Türkiye'de şeriatçı iç savaş senaryosu,
- CIA'nin Ege'de kontrollü Türk-Yunan çatışması senaryosu,
- Aspen Enstitüsü Konferansı senaryosu,
- Manavgat, Türk-Alman gazeteciler semineri toplantısı senaryosu,
- ABD ordusunun "Bin yılın meydan okuması, 2002 (Millennium Challenge, 2002) tatbikatı senaryosu.

Tatbikat; CIA yanı sıra, hazine ve enerji bakanlığının katılımıyla başladı. 13500 asker katıldı. Tatbikat San Diego üssü ve Nevada Çölünde gerçekleştirildi ve 250 milyon dolara mal oldu. George W. Bush ABD başkanı, Org.Buck Kernan Genelkurmay Başkanı, Komodor John Looney, Yeni kavramın fikir babası ve deniz albay Thomas Cariker harekatın planlayıcısı idi.

CIA'nin Türkiye'de Şeriatçı İç Savaş Senaryosu

1998 yılı Mayıs ayının son haftası sonunda Amerikan Ordusu'nun en önemli kuruluşlarından biri olan Amerikan Milli Savunma Üniversitesi'nde "ABD'nin Ulusal Çıkarları Doğrultusunda Türkiye" konulu iki günlük bir toplantı yapıldı. ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı ve eski Ankara Büyükelçisi Mark Grossman'ın sağ kolu olarak görev yapan Barkey ve Graham E. Fuller'in tertiplediği toplantı basına kapalı olarak yapıldı. Toplantıya ABD'nin ulusal çıkarlarını koruma ve geliştirmesinde en güvenilir isimler davet edildi. Topantıya ABD Dışişleri Bakanlığından siyaset planlama uzmanları, son 30 yıl CIA'de görev yapmış üst düzey yetkililer, Türkiye ve İslam uzmanları ile akademisyenler, Beyaz Saray'a Türkiye hakkında fikirleriyle öneriler sunan düşünce kuruluşlarından yetkililer katıldı.

Toplantıda, Türkiye'nin önümüzdeki birkaç yıl içinde karşılaşabileceği ekonomik ve siyasi güçlükler, bunların ABD'nin bölgedeki çıkarlarına vereceği zararların asgariye indirilmesi yönünde neler yapılabileceği üzerinde duruldu. Üzerinde durulan senaryolardan birine göre, radikal İslamcı hareketler giderek büyüyor. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin siyasi dengeler üzerindeki etkileri artıyor. Fazilet partisi kapatılıyor. Ardından radikal İslamcılar ayaklanıyor ve ülkede iç savaş patlak veriyor. Çıkan iç savaşta çok sayıda cami bombalanıyor. Radikal İslamcılarla ayrılıkçı Kürtler ittifak oluşturuyor. İç savaş Türk Ordusu içerisinde de bazı bölünmeleri beraberinde getiriyor. Senaryoya göre "toplumsal fay hattı" olarak nitelenen Kahramanmaraş, Sivas, Erzincan, Kayseri ve Çorum'da bir cuma namazı çıkışı camilerde bombaların patlamasıyla Türkiye'de iç savaş çıkıyor. Camilerin bombalanmasından sonra halk, kaymakamlık, valilik gibi devlet dairelerine yürüyor. Polis, halkın önüne geçemeyince askeri birlikler devreye giriyor. Alevi-Sünni çatışmasıyla laik-anti laik çatışması iç içe gerçekleşiyor.

Polisin çoğunluğu Sünni tarafa geçiyor ve polisle asker çatışıyor. İslami gruplar yurt dışından silah bağlantıları kuruyor.
ABD'li yetkililerin, toplantıda üzerinde durdukları senaryolardan hareketle ABD'nin çıkarları doğrultusunda bölgede izleyeceği politik alternatifleri tartıştılar.

CIA'nin Ege'de Kontrollü Türk-Yunan Çatışması Senaryosu

14-17 Mayıs 1998'de İskoçya'nın Ayrshire kentindeki Turnberry Oteli'nde 46.sı yapılan Bilderberg Toplantılarında NATO Türkiye, Asya krizi Japonya çok yönlü organizasyonlar. Avrupa'nın sosyal modeli ve ABD Avrupa pazar durumu konuları ele alındı. Toplantıya Türkiye dahil Avrupa'dan 120 kadar Bilderberg üyesi katıldı.

Kanada Araştırma Merkezi New World Order Intelligence Update'den (Yeni Dünya Düzeni Güncelleştirilmiş İstihbarat) John Whitley, Bilderberg 1998 toplantılarıyla ilgili olarak bir rapor hazırlamıştır. Raporda Türk-Yunan çatışmasının kışkırtılmasının karara bağlandığı açıklanmaktadır.

Apsen Enstitüsü Konferansı Senaryosu

Berlin'de Vanessi Gölü yakınlarındaki bir villada 6-7 Haziran 1998 tarihlerinde yapıldı. Toplantıyı iki Alman kuruluş organize etti. Biri, Amerika'nın muhafazakar çevrelerine yakın Apsen Enstitüsü, diğeri Alman Sosyal Demokrat Partisi'nin Friedrich Ebert Vakfı. Konu, "Türkiye'nin İç ve Dış Politikasının Geleceği" diye açıklandı.

Katılımcılardan bazıları şunlar:

Almanya'da yayımlanan PKK'ya yakın Özgür Politika gazetesi, konferansla ilgili 9 Haziran 1998 tarihli haberinde, "Fuller'in Türkiye'nin Kürt reformist partileri ile Kürt sorununu çözmeye çalıştığını, ancak sözü edilen Kürt partilerin arkasında halk desteği olmadığı için bu yönlü çözümün başarılı olmayacağı değerlendirmesini yaptığını" yazdı.

PKK'nın uluslararası alanda daha da siyasallaşması gerektiğini öne süren Fuller, PKK'nın kendi içindeki "çeteleri" tasfiye edip Kürt partilerle ortak bir noktada birleşmesi gerektiğini, bunu başarması halinde PKK'nın uluslararası siyasi alanda kabul göreceğini kaydetti.

Açıklamaları, siyasi çevrelerde YVashington'un resmi görüşü olarak kabul edilen Fuller, Kürt sorununa PKK'sız çözüm aramakla bölge politikasının sağlam bir zemine oturturulamayacağını da ileri sürdü. Siyasi analizci Henri Barkey de aynı görüşleri savunduğunu belirtti.
Toplantıya Lübnan, Kıbrıs Rum Kesimi, Yunanistan, Suriye, Bulgaristan ve Ermenistan'dan isimler katıldı. Kürtlerden dikkat çeken isimler Yaşar Kaya, Zübeyir Aydar ve Cabbar Kadir oldu. Ermeni, Rum ve Kürt asıllı konuşmacılar. "Kafkaslar, Orta Asya ve Ortadoğu'da yayılmacı politikalar izleyen Türkiye'ye karşı ortak mücadele etmek gerektiği üzerinde durdular.

Manavgat, Türk-Alman Gazeteciler Semineri Toplantısı Senaryosu

20-21 Haziran 1998'de Antalya'nın Manavgat ilçesinde Alman Konrad Adenauer Vakfı ile "Almanya Türk Toplumu" tarafından, "Türk-Aşman Gazeteciler Semineri" adıyla birlikte organize edildi. "Kemalizmin Dünü, Bugünü ve Yarını" konulu toplantıda bir konuşma yapan, Hamburg Şarkiyat Enstitüsü'nün Başkanı Prof. Dr. Udo Steinbach, ordunun demokrasi üzerindeki etkilerine ilişkin görüşlerini açıklarken, "Ordunun bu kadar etkisi olduğu müddetçe, Türkiye Avrupa Birliği'ne giremez" diye konuştu. Kemalist hareketin 1950'den sonra gerilediğini savunan Prof. Dr. Steinbach, Türkiye'de İslamın dışlanmasının iç şiddete yol açabileceğini öne sürdü.

Alman İstihbarat Servisi BND ile yakın ilişki içinde olan Prof. Steinbach, Bekaa'ya birkaç kez gitmiş ve Öcalan'la da görülmüştü.
ABD Ordusunun "Bin Yılın Meydan Okuması, 2002 (Millenium Challenge) Tatbikatı Senaryosu

(Türkiye'yi İşgal Tatbikatı)

- ABD ordusu yarın Türkiye'nin büyük şehirlerini 96 saat içinde işgal etmeyi hedefleyen 'Bin Yılın Meydan Okuması 2002' tatbikatını başlatıyor.
- ABD tarihinin en büyük tatbikatı, Lozan Antlaşmasının imzalandığı güne denk düşürülerek]8 'Lozan'ı bozma' mesajı veriliyor.
- Çöküş dönemine girmekte olan ABD, yakın zamana kadar 'en sadık müttefiki' saydığı Türkiye'yi bile, düşman kategorisi içine almaktadır. ABD ordusunun silahlı müdahalesi, işgale kalkışan güçlerin Türkiye topraklarına gömülmesiyle sonuçlanır.
- TBMM, Türkiye'nin Kıbrıs ve Kuzey Irak'ta direnme kararlığını bütün dünyaya ilan etmeli ve bir Milli Direnme Ekonomisi Programı kabul edilerek, uygulamasına geçilmelidir.

ABD Ordusu Türkiye Şehirlerini 96 Saat İçinde İşgal EdecekmişAA

AP Ajansı'mn bütün dünyaya bildirdiğine göre, ABD ordusunun 'Bin yılın Meydan Okuması 2002' (Millenium Chalenge 2002) Tatbikatı, yarın (24 Temmuz 2002) California eyaletinde başlıyor.

Tatbikatın senaryosu şöyle:

Hedef ülkede büyük kayıplara yol açan şiddetli bir deprem oluyor. Aynı günlerde uluslararası mahkeme, o ülkenin sınırlarını ilgilendiren olumsuz bir karar alıyor. Bunun üzerine ülke ordusu, yönetime el koyuyor ve uluslararası mahkemenin kararına tepki olarak, dünyanın çok stratejik deniz yolunu kapatıyor. Bu durumda Birleşmiş Milletler ABD'nin girişimiyle o ülkeye yaptırım uygulaması karan alıyor. Arkasından ABD ordusu, elinde kitle imha silahları bulundurduğu varsayılan hedef ülkeye karşı hava saldırısına geçiyor ve önemli şehirlerini 96 saat içinde işgal ediyor.

AP Ajansı'mn bildirdiğine göre, California eyaletinde, Nevada çölünde yapılacak tatbikata deniz, kara, hava ve deniz piyade birliklerinden oluşan 13 bin 500 asker katılacak. Tatbikatın ABD tarihinin en büyük tatbikatı olduğu belirtiliyor. 'Bin yılın Meydan Okuması' adının verilmesi de bu özelliği nedeniyle. Tatbikatın Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın ikiz kardeşi olduğu belirtilen Saint Andreas Fay Hattı'nın geçtiği California eyaletinde yapılması ayrıca dikkat çekiyor.

Hedef Ülke Tanımına Bir Tek Türkiye Uyuyor

Hedef alınan ülkenin Türkiye olduğu saptanıyor.

Bütün unsurları dikkate alınırsa, tatbikatın 'işgal edilecek ülke' tanımına uyan, başka bir ülke yok, bir tek Türkiye var:

- Türkiye deprem kuşağında.
- Kıbrıs ve Ege anlaşmazlıklarının en sonunda La Haye Adalet Divanı'nda çözülmesi, Türkiye tarafından da kabul edildi ve AB Aday Üyelik Protokolü'ne geçti. Güneydoğu sınırlarının ve sözde 'Ermeni Soykırımı' konusunun da her an uluslararası mahkemeye götürülmesi planlanıyor.
- Türk ordusunun ülke bütünlüğünün tehdit altına girdiği bir durumda ülke yönetimine müdahale edeceği genel kabul görüyor. 11
- İstanbul ve Çanakkale boğazları ile Ege, dünyanın en stratejik deniz yolları arasında.
- Türk ordusunun seferberlik süresi 96 saat

ABD Türkiye'yi İşgal Tatbikatını Lozan'ın Yıldönümünde Başlatıyor

Fakat çok daha çarpıcı olanı, Türkiye'yi işgal tatbikatının Lozan Antlaşmasının imzalandığı 24 Temmuz günü başlatılması. ABD ordusu, bu tarihi seçerek, Türkiye Cumhuriyeti'nin temelindeki uluslararası antlaşmaya meydan okuduğunu da ifade etmiş bulunuyor. 'Bin Yılın Meydan Okuması' tatbikatı, Lozan'a meydan okuma olarak sahneleniyor.

Büyük Müttefik mi, Büyük Düşman mı?

ABD'nin Türkiye'ye karşı düşmanca niyetleri artık saklanamaz hale gelmiştir. ABD yetkilisi Rumsfeld, bugün 'ABD'nin Kürdistan'a F-16 uçaklan yerleştireceğini' açıklamış bunuyor. Artık ABD için 'Kuzey Irak' değil, 'Kürdistan' vardır. Böylece Washington yönetimi Irak'ı ve Türkiye'yi bölme amacını çekinmeden ortaya koymaktadır.

Öte yandan ABD'nin özel kuvvetleri olan Delta Force, Kuzey Irak'ta PKK'nın silahlı güçlerini askeri eğitimden geçirmektedir. Yine bir kısım PKK liderinin şu sıra Pentagon'da eğitilmekte olduğu da güvenilir kaynaklardan gelen bilgiler arasındadır.

Bin Yılın Meydan Okuması 2002 Tatbikatı Senaryosu ile Tarafin Balyoz Darbesi Senaryosu'nun Türkiye'ye İlişkin Ortak Maddeleri

- Türkiye hem doğal deprem hem de etnik, mezhepsel ve toplumsal deprem kuşağında.
- Kıbrıs ve Ege anlaşmazlıktan, 2004 yılında Lahey Adalet Divam'na gidiyor.
- Türk ordusunun, ülke güvenliğinin tehdit altına girdiği bir durumda ülke yönetimine müdahale edeceği genel kabul görüyor.
- Güney Kıbrıs'ın bütün Kıbrıs'ı temsilen AB'ye alınması durumunda, Türk Deniz Kuvvetleri'nin Kıbrıs'ı abluka altına alacağı yazıldı.
- Kıbrıs ve Ege yanında Türk Boğazları, dünyanın en stratejik deniz yolları arasında
- Türk ordusunun seferberlik süresi 96 saat, ABD seferberlik tamamlanmadan Türkiye şehirlerini işgal tehdidini yöneltiyor.
- Tatbikatın hazırlıklarının başlatıldığı iki yıl önce, Türkiye'nin Kuzey Irak'ta "Kürt" devletinin kurulmasına kararlı bir direniş göstereceği belli olmuştu.
- Tatbikat Lozan Antlaşmasının imzalandığı gün başlatıldı.
- Tatbikata, Türkiye gözlemci olarak davet edilmedi.
- Tatbikatın amacı, hedef ülke Türkiye'ye isteneni yaptırtmak, Türk ordusunu kriz bölgelerine müdahale gücü olarak sürmek
- Küçük çaplı bir çatışmayı büyük çapta bir savaşa dönüştürme gücündeki ülke tanımı da Türkiye'yi8 uyuyor.
- Tatbikatın ekonomik çökertme operasyonundan silahlı güç kullanılmasına kadar bütün yöntemlerin uygulanması da Türkiye'ye halen yapılmakta olan operasyonu hatırlatıyor.

Türkiye'ye Yönelik 5 ABD Senaryosu'nun Türkiye ile ilgili maddeleri şu başlıklar altında özetlenebilir:

- Radikal İslamcı hareketler büyüyor
- TSK etkisi artıyor
- Fazilet partisi kapatılıyor
- Radikal İslamcılar ayaklanıyor
- Ülkede iç savaş çıkıyor
- İç savaşta çok sayıda cami bombalanıyor
- Radikal İslamcılarla ayrılıkçı Kürtler ittifak oluşturuyor
- TSK'da bazı bölünmeler oluyor
- Toplumsal fay hattı olarak nitelenen Kahramanmaraş, Sivas, Erzincan, Kayseri, Çorum'da cuma namazı çıkışı camilerde bombalar patlıyor
- Halk kaymakamlık, valilik gibi devlet dairelerine yürüyor
- Polis başa çıkamıyor, asker devreye giriyor
- Alevi Sünni çatışmasıyla laik, anti laik çatışması iç içe geçiyor
- Polis askerle çatışıyor
- Radikal İslamcı kesimler yurt dışından silah bağlantıları kuruyor.

Bu senaryo maddeleri ile birinci sayfada yer alan Taraf gazetesinin Balyoz Darbe Planı'nın özet maddeleri karşılaştırıldığında birbirleriyle örtüştüğü görülüyor, bu da beş bin sayfadan oluşan Taraf Planı'nın "Kes-Yapıştır" bir plan olduğu izlenimini veriyor.

Kaynakça
Kitap: Açılım Kıskacı
Yazar: Erol Bilbilik
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Taraf Gazetesi ve Balyoz Davası

Mesajgönderen SaNaL_KraL » 09 Haz 2011, 00:48

Arkadaşlar Nedense Bu Tür Garip İddaları AKP nin Yandaş Basın ve Medya Organları Ortaya Atıyor Sizce Bu İşte Bir Gariplik Olduğu Belli Değilmidir ?
SaNaL_KraL
Kısa Dönem Er
 
Mesajlar: 9
Kayıt: 12 Nis 2011, 01:58

Re: Taraf Gazetesi ve Balyoz Davası

Mesajgönderen TurkmenCopur » 09 Haz 2011, 01:08

AKP'ninde, yandaş basınında patronları amerika'dır. İkiside emirleri Amerikadan alıyorlar. Amerika yandaş basına, "Camiyi bombalayacaklar" diye bir haber yapın diyor yandaş basın bunu yapıyor, sonrasında gündem değişiyor ve bütün Türkiye inansada inanmasada bunu konuşuyor. Ve sonucundada AKP bu oluşmuş gündemi kendisine politika malzemesi olarak kullanıyor.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Balyoz Davası

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir