Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

5-7 Mart 2003 Tarihli Plan Semineri

Burada Balyoz Davası hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

5-7 Mart 2003 Tarihli Plan Semineri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 May 2011, 22:08

5-7 MART 2003 TARİHLİ PLAN SEMİNERİ

1. Giriş


Balyoz haberlerini yakından takip eden bazı kişilerin bile davadaki kanıtlar konusunda kafalarının karışık olmasının temel nedeni Balyoz Darbe Planı iddiaları altında iki farklı şeyin, birbiriyle bağlantılıymış gibi, tek bir paket halinde sunulmuş olması.

"Balyoz" adı altında sunulan paketin iki öğesi var:

(1) 11 no.lu CD'den çıkan 2 Aralık 2002 tarihli Balyoz Güvenlik Harekât Planı belgesi ve ekleri, ve
(2) 5-7 Mart 2003 tarihlerinde 1. Ordu Komutanlığı bünyesinde gerçekleşen Plan Seminerine ait ses kayıtları ve belgeler.
Balyoz davasına adını veren 11 no.lu CD'den çıkan 11 sayfalık Balyoz Güvenlik Harekât Planı. Bu harekat planının parçası olarak gösterilen Suga, Oraj, Sakal, Çarşaf kod adlı, kendi uçağını düşürmek ve cami bombalamak gibi inanılmaz hazırlıklar içeren planlar var. Bu eylem planlarının yanı sıra, Balyoz darbe planı çerçevesinde kimlerin tutuklanacağı, kimlerin ordudan atılacağı, hangi derneklerin kapatılacağı, hangi hastane ve ilaç depolarına el konulacağı, kimlerin bu planda görevlendirileceğini belirleyen listeler oluşturulmuş. Bu belgelerin hepsi Balyoz planı gibi 11 no.lu CD'nin içinde kayıtlı.

Daha önce belirttik, ama yine tekrarlayalım:

CD'den çıkan ve suç unsuru içeren belgelerin 2002-2003 yıllarında alınmış imzalı ya da imzasız çıktıları yok.
Bir önceki bölümde, Balyoz belgelerini içeren CD'nin iddia edildiği gibi Mart 2003'de hazırlanmadığını, en erken Ağustos 2009'da hazırlandığını somut kanıtlarla gösterdik. Balyoz planlarını içeren Balyoz CD'si sahte.

5-7 Mart Semineri ise gerçek. 1. Ordu'da, ve Ankara'dan gönderilen 15 gözlemcinin katılımı ile gerçekleşen bu seminerin baştan sona ses kayıtları, ve seminerin hazırlığından icraatına kadar tüm aşamalarını içeren askeri yazışmalar mevcut. Bu seminerde ne Balyoz'un adı geçiyor, ne de Balyoz ile ilintili diğer planlar konuşuluyor.

Ancak, sahte Balyoz planına ait sahte belgelerin gerçek seminere ait gerçek ses kayıtları ile birlikte paketlenmesi (ve de bu pakete kimi orijinal CD ve belgelerin de eklemesi), tam da sahte planları hazırlayanların isteyeceği şekilde, Balyoz planının gerçek olduğu izlenimini yarattı. Hatta, seminerin Balyoz darbe planının parçasıymış gibi sunulması sonucunda kimi medyada bu seminere "Balyoz semineri" diye atıfta bulunulduğunu görüyoruz. Hatta, daha ileride de bahsedeceğimiz üzere, Doğan'ın seminerin gerçek olduğunun kabul etmesi, Doğan'ın Balyoz planını kabul ettiği gibi (kasıtlı ya da kasıtsız olarak) yorumlandı.

Ayrıca, Balyoz iddianamesindeki sanık sayısı ile seminere katılan personel sayısı benzeştiği için, seminere katılan herkesin Balyoz iddianamede sanık olduğu (ya da Balyoz iddianamesindeki herkesin seminer katılımcısı olduğu) yanılgısı da mevcut.

Emniyet ve savcıların iddialarına göre, Balyoz CD'si Çetin Doğan için Mart 2003'de özel olarak hazırlanmış ve bu CD'de kayıtlı olan planlar 5-7 Mart 2003 tarihindeki seminerde (Balyoz ve diğer planlar telaffuz bile edilmediği halde) Balyoz darbe planı üstü kapalı bir şekilde müzakere edilmiş.

Oysa, Balyoz planları ve ekleri en erken Ağustos 2009'da hazırlandığına göre, bu planların müzakeresinin Mart 2003'deki seminerde yapılmış olması mümkün değil!

Emniyet ve savcıların Balyoz ve seminer arasında nasıl bir ilişki kurguladıklarını izah edeceğiz. Ancak, önce seminer katılımcıları ve sanık sayısı konusuna açıklık getirmek istiyoruz.

2. Balyoz Sanıklarının Hepsi Seminer Katılımcısı, Seminer Katılımıcılarının Hepsi Balyoz Sanığı mı?

İki sorunun da yanıtı hayır. Burada ilgili bilgileri sıralayalım:

(1) Balyoz iddianamesinde sanık olarak 196 kişi bulunuyor.
(2) 5-7 Mart 2003'deki seminere ise, Ankara'dan gözlemci olarak görevlendirilen 15 kişi dahil, toplam 162 kişi katıldı.
(3) Balyoz iddianamesindeki 196 sanıktan 148 tanesinin seminerle hiç ilgisi yok. Bu kişiler 11 no.lu CD'nin içinden çıkan bir takım belgelerde isimleri geçtiği için yargılanıyor. Yani, Balyoz sanıklarından sadece %25'i bahsi geçen seminerde katılımcı olarak bulunmuş.
(4) Seminere katılan toplam 162 kişiden sadece 48 kişi Balyoz iddianamesinde sanık olarak bulunuyor. Yani, seminer katılımcılarının sadece °M 30'u Balyoz iddianamesinde yer alıyor.
Seminer katılımcı sayısı ile sanık sayısının benzeşmesi nedeniyle bir çok kişi bütün seminer katılımcılarının Balyoz iddianamesinde yer aldığını sanıyor, ancak yukarıdaki rakamlardan görüldüğü gibi durum hiç böyle değil.

Balyoz davası hakkındaki yazı dizisiyle, Hürriyet gazetesinde toplam 28 yazı yayımlanan ve yazılarının önemli bir bölümünü 5-7 Mart tarihli Seminer'in analizine ayıran Sedat Ergin de benzer bir yanılgıya düştüğünü ifade ediyor ve 27. Balyoz yazısında Ergin şöyle yazıyor:

"Ve Balyoz soruşturmasının ana parametreleriyle ilgili bilgi eksikliğimin ve bazı yanlış algılarımın, dizinin başlangıcında bana kendimi bugün mahcup hissetmeme yol açan bazı hatalar yaptırdığını da sonradan fark ettim.
Örneğin diziyi yazmaya başladığımda, İstanbul'daki Birinci Ordu Komutanlığı karargahında 5-7 Mart 2003 tarihlerinde yapılan plan seminerine katılan askerlerin tümünün sanık olarak yargılandığını zannediyordum."

Burada herkes tarafından net olarak anlaşılması gereken, Balyoz davasının esasının seminer değil, 11 no.lu CD'nin içinden çıkan Balyoz darbe planının olduğudur. 2009'da hazırlanmış sahte darbe planın müzakeresi 2003'de gerçekleşen bir seminerde yapılmış olamaz. Şimdi bu ikisi arasında savcıların nasıl bir ilişki kurguladığına bakalım.

3. Balyoz Belgeleri ile Seminer Arasındaki "Kurgu " İlişki

Balyoz iddialari ile ilgili rapor hazırlayan emniyet görevlileri ve bu rapordan bölümleri birebir kullanan savcılar, Balyoz planlarının 5-7 Mart 2003 tarihlerinde Selimiye kışlasında gerçekleşen Plan seminerinde müzakere edildiğini, dolayısıyla bu seminerin rutin görüntüsü altında darbe planının provası yapıldığını iddia ediyorlar.

Peki, emniyet bilirkişileri ve savcılar bu iddiaya dayanak olarak ne gösteriyorlar?

(1) CD'den çıkan Balyoz Güvenlik Harekat Planının "İcra" bölümünde, darbe faaliyetleri "GİZLİ gizlilik derecesinde ve özel seçilmiş, sınırlı sayıda personelin katılımıyla icra edilecek bir plan seminerinde denenecek ve müzakere edilecek" deniyor.
(2) Seminer ses kayıtlarında geçen kimi ifadelerin benzerleri, serpiştirilmiş bir biçimde çeşitli Balyoz belgelerinde bulunuyor.

İlk maddeden başlayalım. Sahte belge hazırlayan kişilerin sahte Balyoz planı ile semineri paketleyebilmek için plana böyle bir ifade eklemesi gayet doğal. Burada ilk sorulması gereken soru, 5-7 Mart tarihindeki seminerin "özel seçilmiş ve sınırlı sayıda personel" ile gerçekleşip gerçekleşmediği.

Seminer Katılımcıları "Özel Seçilmiş Sınırlı Sayıda Personel"den mi Oluşuyor?

Daha önce belirttiğimiz gibi, bu seminere 15 gözlemci dahil 162 personel katılıyor. Bu rakam, hiç de "sınırlı sayıda" personele işaret etmiyor. Seminere katılan personel, bu ve benzeri seminerlere katılımı rutin olan personel; yani "özel seçilmiş" personel değil.

10 kişiye 1 Gözlemci

Üstelik, Askeri Bilirkişi Heyeti'nin raporundan öğrendiğimize göre 1. Ordu'daki Plan Seminerine Kara Kuvvetleri Komutanlığı'ndan 7, Genelkurmay Başkanlığından 6, Hava Kuvvetlerinden 2 olmak üzere toplam 15 gözlemci katılıyor (sayfa 10). Bu gözlemcileri seçen ve görevlendiren 1. Ordu değil. Gözlemciler Ankara'dan seçilip istanbul'a görevli olarak gönderiliyor.

Seminere gözlemciler dışında 147 kişi katıldığına göre, her 10 seminer katılımcısına Ankara'dan gönderilmiş 1 gözlemci düşüyor!
Gözlemciler ilgili kuvvetlere sundukları raporlarında herhangi bir darbe müzakeresinden bahsetmedikleri gibi, savcılara ifade veren gözlemciler seminerde darbe müzakeresi yapıldığına şahit olmadıklarını söylüyorlar. Gözlemciler yalan söylüyorsa, iddianamede sanık olarak yeralmaları gerekmez mi?

Balyoz ile Ordudan Atılacak Kişiler Seminerde Balyoz'u Müzakere Ediyor!

11 no.lu CD'nin içinden çıkan Balyoz Harekat Planının EK-C eki irticai eğilimleri veya bölücü örgütlerle bağlantıları yüzünden TSK ile ilişiğinin kesilmesi öngörülen 832 personeli listeliyor (toplam 77 sayfa).

EK-C'de yer alan üç isim Kur.Bnb. K. K., Öğr.Bnb. A. K., ve Kur. Bnb. E. Ş. H (Sayfa 12 Sıra 1, Sayfa 42 Sıra 18 ve Sayfa 61 Sıra 9) sözde Balyoz darbe planının tartışıldığı seminerin katılımcıları!
Bu durumda Balyoz planının gerçek olduğu ve bu planın seminerde müzakere edildiği iddiasını ciddiye alacak olursak, Balyoz ile irticai eğilimleri ile fişlenmiş ve ordudan atılacak personel Balyoz'u müzakere etmek için özel olarak seçiliyor!

Seminerde Bir Hafta Önce Gerçekleşecek Eylem Masaya Yatırılmış!

Savcılar ve emniyet, Balyoz planının seminerde müzakere edildiği iddiasında bulunmak adına tüm tutarsızlıkları gözardı ediyorlar. Örneğin, 11 no.lu CD'den çıkan ve Cuma namazı esnasında Fatih ve Beyazıt camilerinin bombalanması ile ilgili planların Seminerde üstü kapalı bir şekilde masaya yatırıldığını iddia eden emniyet bilirkişileri ve savcılar, bu eylem planlan üzerinde eylem tarihi olarak 28 Şubat 2003 Cuma gününün belirtilmiş olmasını tamamen gözardı ediyorlar (sahte belgeleri hazırlayanlarla paketleyenler arasında koordinasyon eksikliği olmalı). Seminerden bir hafta önce gerçekleşmesi planlanan eylemlerin müzakeresinin seminer sırasında yapıldığını iddia edebiliyorlar. Bu konuya ileriki bir bölümde tekrar değineceğiz.

Seminerin Ses Kaydının Yapılmasını Kim Emretti?

Seminerin ses kayıtları Çetin Doğan'ın emri ile yapılıyor. Çetin Doğan'ın kayda alınması ve arşivlenmesi için muhabere başkanlığına bizzat yazılı emir verdiği bir seminerde Ankara'daki üst komutanlıklardan gizlice darbe provası yapması hiç makul bir iddia değil.

Şimdi, emniyet ve savcıların Balyoz planı ve semineri ilişkilendirirken öne sürdükleri ikinci dayanağa gelelim. Seminer ses kayıtlarında geçen kimi ifadelerin benzerleri, serpiştirilmiş bir biçimde çeşitli Balyoz belgelerinde bulunuyor. Emniyet ve savcılar Balyoz planı ile seminer arasındaki bu "paralelliği" Balyoz planının seminerde müzakere edildiğinin bir kanıtı olarak gösteriyor.

Kitabın burasına kadar gelip hala Balyoz planının sonradan üretildiğine ikna olmadıysanız, sadece bir an için bunun böyle olduğunu düşünün. Yani, bir an için de olsa Balyoz planının ve CD'den çıkan diğer planların birileri tarafından sonradan üretildiğini düşünün. Bu suçu işleyen kişilerin elinde l'inci Ordu'dan dışarıya sızmış orijinal belgeler, çeşitli belgelerin kaydedildiği orijinal CD'ler, ve seminer ses kayıtları var. Bw durumda bu kişiler seminer ile birlikte paketlemek istedikleri sahte belgeleri üretirken, seminer konuşmalarından alıntıları çeşitli belgelere serpiştirerek seminer ile belgeleri arasında bir bağlantı kurmak istemiş olabilir mi?

Üstelik bunu ustalıkla yaptıkları da söylenemez. Zira Deniz kuvvetleri ile uzaktan yakından alakası olmayan bir seminer katılımcısının lafları Denizcilerin hazırladığı iddia edilen Suga planında geçiyor. Bu durumda seminer katılımcısı, seminere gelmeden önce Suga planını çalışmış, ve seminerin alakasız bir yerinde Suga planındakine benzer ifadelerde bulunuyor! Bir başka katılımcı ise seminer gelmeden önce Hava harekat planı olan Oraj'ı çalışmış, ve seminerde bu plandakine benzer ifadelerde bulunuyor.

Emniyet görevlileri raporlarında seminer ile Balyoz belgeleri arasındaki bağlantıyı tam da bu şekilde kurguyorlar.

Tipik olarak raporda ve dolayısıyla iddianamede sürekli tekrarlanan mantık şu:

"Balyoz'un X belgesinde Y ifadesi geçmektedir. Buna paralel olarak, seminer kayıtlarına bakıldığında seminer sırasında Z kişininin de Y ifadesini (ya da benzer bir ifadeyi) kullandığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla seminerde üstü kapalı bir şekilde Balyoz planı müzakere edilmiştir."

Belgeleri üretenler, Emniyet görevlilerinin ses kayıtları ile belgelerdeki benzer ifadeleri Balyoz'un seminerde masaya yatırıldığı şeklinde yorumlayacağını ümit etmiş olmalılar.

Aslında bu motif (yani kayda geçen konuşmalar ile çeşitli Balyoz belgelerindeki kimi ifadelerin benzerliği), seminerde Balyoz'un üstü kapalı bir şekilde müzakere edilmesine kanıt oluşturmaktan ziyade, Balyoz belgelerinin sonradan üretilirken ses kayıtlarından nasıl faydalanıldığına dair bir ipucu oluşturuyor. Zira, aynı ses kayıtlarını ve belgeleri inceleyen başka uzmanlar bu ilişkiden çok farklı bir sonuç çıkarıyor. Raporunda Balyoz belgelerinde sahteciliğe işaret eden onlarca bulguyu sunan Askeri Bilirkişi Heyeti aynı raporda "Ses kayıtlarından alıntı yapılarak eylem planı olarak adlandırılan dokümanların hazırlanmasında kullanıldığı tespit edilen ifadeler" başlığı altında (Ek Klasör no. 34, dizin no. 9) ses kayıtlarında* geçen ifadelerden 19 ifadenin Balyoz Güvenlik Harekat Planı isimli word belgesinde, 2 ifadenin aynı CD'den çıkan Millî Mutabakat Hükümet Programı adlı belgenin metninde, 3 ifadenin (Denizcilerin hazırladığı iddia edilen) Suga adlı word belgesinde, 3 ifadenin ise (dönemin Harp Akademileri Komutanının hazırladığı iddia edilen) Oraj adlı belgede kullanıldığını belirterek, bunların bir dökümünü veriyor.

4. Askeri Bilirkişi Heyet Raporu'nun Seminer Analizi

Bahsettiğimiz bu Askeri Bilirkişi Heyet raporunun önemli bir kısmı tamamen l'inci Ordu'da gerçekleşen plan seminerine ayrılmış. Raporun ilk üç sorusu seminer ile ilgili ve yanıtları belgeleriyle birlikte üç ayn klasörde toplanmış. İlk soru kapsamında seminere dair, seminer öncesi ve sonrasındaki ast ve üst yazışmalar dahil, tüm safhalar inceleniyor. İkinci soruda seminer ile ilgili tüm belgeler inceleniyor ve Balyoz, Suga, Oraj, Çarşaf, Sakal gibi planlara atıfta bulunulduğu konusunda en ufak da olsa bir ifadenin olup olmadığı araştırılıyor. Üçüncü soruda ise seminer ses kayıtları baştan sona irdeleniyor ve seminer sırasında Balyoz ve diğer planlara atıfta bulunulup bulunulmadığı, seminerde faaliyet dışı ve seminer emirlerine uygun olmayan konuşmalar yapılıp yapılmadığı araştırılıyor.

Askeri Bilirkişi Heyetinin elinde Plan Semineri ile ilgili bütün, yazışmalar, raporlar ve üç günlük ses kayıtları var. Tüm bunları baştan sona inceleyip, Plan Seminerdeki darbe provası yapılmadığını belgeliyorlar. Seminerde Balyoz, Oraj, Suga, Çarşaf, Sakal, vs. hiç bir darbe planına en ufak bir atıf yok. Bu kapsamlı rapor maalesef dava klasörleri arasında kaybolmuş durumda.

Sonuç olarak, seminerin baştan sona ses kayıtlarında sabit olduğu üzere seminerde Balyoz planı ya da Balyoz CD'sinden çıkan diğer harekat planları (Oraj, Suga, Çarşaf, Sakal) hakkında tek kelime bile konuşulmuyor. Zaten bu planlar en erken Ağustos 2009'da hazırlandığına göre, bu mümkün değil. Plan Semineri sırasında 1. Ordu'nun görev coğrafyası (Trakya, Boğazlar ve İstanbul) dışında tek bir faaliyet bile müzakere edilmiyor. Seminere Genelkurmay ve Kara Kuvvetlerinden katılan gözlemci personel, kendi gözlem raporlarını ilgili komutanlıklara sunuyorlar. Dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök de Balyoz darbe planı diye bir şeyden haberi olmadığını açıklıyor. Ayrıca bu gözlemciler savcılık ifadelerinde, herhangi bir darbe provasına şahit olmadıklarını belirtiyorlar.

Bu seminerde yapılan, 1. Ordu'daki mevcut planların, hazırlanan jenerik bir senaryo şartlarında yeterliliğini sınamak. Senaryoya göre, Kuzey Irak'ta bağımsız bir Kürt devleti kurulmak üzeredir. TİKKO terrör örgüt eylemlerini yurt sathında yaygınlaştırmıştır. PKK silahlı eylemlerini yoğunlaştırmıştır. Avrupa Birliği ile ilişkiler kopma noktasına gelmiştir. Yunanistan karasularını 12 mile çıkarıp bir Türk uçağını düşürmüştür.

İrticai hareketler sonucunda çok kişi ölmüş ve yaralanmış, işyerleri yağmalanmıştır. Can derdine düşen halk orduya ait kışla ve jandarma karakollarına sığınmıştır. İstanbul'un bir çok semtinde sokak çatışmaları her gün vuku bulmaktadır. İstanbul genelinde halk sokağa çıkamaz hale gelmiştir. Hükümet sıkıyönetim kararı vermiş, ancak TBMM'de yeterli üye oy kullanmadığından karar onaylanamamıştır.

Hem dış hem de iç tehdit içeren bu senaryo karşısında 1. Ordu bünyesindeki kuvvetler ve temsilcileri mevcut planlarda ne gibi değişiklikler yapılması gerektiğini irdeleyerek, bu değişiklik önerilerini sonuç raporları ile üst kuvvetlere sunuyorlar.

5. Seminerde Kullanılan Kimi İfadeler

Burada, teslim edilmesi gereken bir konu, seminer sırasında kullanılan kimi ifadelerin problemli olduğudur. Bu problemli ifadelerin, özellikle de konteks dışında seçilerek yayımlanması bazı haklı tepkilere neden oldu.

Seminerin hazırlık aşamasını, burada yapılan takdimleri, konuşmaları etraflıca inceleyen Sedat Ergin, 9 Eylül 2010 tarihli yazısında şu eleştiriyi sunuyor.

"Ayrıca, seminerin icra ediliş aşamasında demokrasi ve sivil otoriteye saygı faslında yine pek çok problemli konu var. Bazı askerlerin bir sıkıyönetim senaryosu görüşülürken ölçüyü iyice kaçırdıkları, seçim sonuçlarını değerlendirmekle kendilerini yetkili gördükleri, seçilip iktidara1 gelmiş bir partiyi eleştirebildikleri görülüyor."

Ancak, Ergin şu şekilde devam ediyor:

"Bununla birlikte, bunlar ne kadar problemli davranışlar olursa olsun, seminerde bir darbe provası yapıldığını mı gösteriyor? İddianamedeki seminer tutanaklarını okuduğumda bu konuda ikna olduğumu söyleyemem. Seminere katılan subayların en azından önemli bir bölümünün, kendilerine verilmiş olan emirler çerçevesinde bir senaryonun sanal dünyası içinde hareket ettiğini düşünüyorum."

Plan Seminerinde belki de en problemli olarak görülebilecek ifade, seminerin kapanış konuşmasında Çetin Doğan'ın "ütimatom" kelimesini telaffuz ettiği zaman ortaya çıkıyor. Her ne kadar bu kelime yukarıda kısaca aktardığımız jenerik senaryonun tanımladığı şartlarda ve ülkenin karşısında kaldığı tehditlerin çok tehlikeli noktaya vardığı bir ortam için sarf edilmiş olsa da, ordunun hükümete ültimatom vermesi hiçbir zaman kabul edilemez. Bu konuda Çetin Doğan'ın haklı tenkitlere maruz kalmasını anlayabiliriz.

Öte yandan, Doğan'ın sözlerinin "mevcut hükümete ültimatom verilmesini önerdi" şeklinde çarpıtılmasını, hatta daha da ileri gidilip, bu seminerde bir darbe hazırlığı yapıldığı sonucuna varılmasını anlamak mümkün değil.

Çetin Doğan'ın ültimatom lafını kullandığı konuşmanın ilgili bölümü şöyle:

"GENELKURMAY BAŞKANININA KUVVET KOMUTANINA DİYECEĞİM Kİ SİZ MECLİSİ VE HÜKÜMETİ UYARICI BU GİDİŞE DUR DEYİCİ BİR ÜLTİMATOM VERİN GEREKİRSE. GEREKİRSE ÇAĞIRIN BU İŞİN SONU BOKTUR. İŞTE SONUNUZ BÖYLEDİR.
BU KONUDA GEREKLİ TERTİP VE TEDBİRLERİ ALIN. EVVELA ULUSAL BİRLİĞİMİZİN EVVELA İNANDIRICI BİR MİLLİ MUTABAKAT, BURAYA ÖYLE YAZMIŞIM. MİLLİ MUTABAKAT HÜKÜMETİ KURULMASI SURETİ İLE HALKIN TASVİP

EDECEĞİ TARAFSIZ BAĞIMSIZ DAHA TEK.. EDECEĞİ BU KADAR GAİLE İÇİNDE ÜLKEYİ DAHA SONRA BÜTÜN BU GAİLELERİNDEN SONRA SEÇİME GÖTÜRECEK BİR HÜKÜMETİN KURULMASI EN ÖNEMLİ BİRİNCİ ÖNCELİK. BU TABİ, BU ÖNGÖRDÜĞÜMÜZ SENARYONUN İÇERİSİNDE ÖNGÖRDÜĞÜM BİR ÇÖZÜM TARZI. HANİ BUGÜN DE GİDİP ONU ŞU ANDA YAPIN DİYE GİDECEĞİM YOK! YANLIŞTA ANLAMAYIN." Türkiye'de medyada bu konuşma üzerine yapılan tartışmalarda gözden kaçan birkaç şeye dikkat çekelim.

Birincisi, Doğan, milli mutabakat hükümeti kurulması fikrini o günkü şartlar için değil, seminerde öngörülen senaryo çerçevesinde ortaya atıyor. "Bu öngördüğümüz senaryonun içerisinde öngördüğüm bir çözüm tarzı. Hani bugün de gidip onu şu anda yapın diye gideceğim yok. Yanlışta anlamayın" diyerek Doğan bu hususun altını özellikle çiziyor.

İkincisi, bu satırları okuyanların (ya da ses kayıtlarında dinleyenlerin) Doğan'ın milli mutabakat hükümeti gerektirdiğini savunduğu ortamı iyi anlamaları lazım. Ana hatlarını yukarıda çizdiğimiz senaryoya göre ülke dış konjonktürün de etkisiyle neredeyse bir iç savaşın eşiğine gelmiştir ve sivil irade kilitlenmiştir.

Ülkenin - senaryo gereği - içinde bulunduğu bu zor durum, ordunun hükümete milli mutabakat hükümeti kurulması yönünde ültimatom vermesini haklı kılar mı? Kanımızca hayır. Ancak, "ültimatom" kelimesinin hangi şartlar altında telaffuz edildiğinin anlaşılması, Çetin Doğan'ın Mart 2003 ortamında bir ültimatom verilmesi gibi bir düşüncesi olup olmadığının aydınlığa kavuşması açısından önemlidir.

Burada önemli olan, "ültimatom" kelimesinin telaffuz edilmesiyle bir suç işlenip, işlenmediğidir. İddianamede savcıların Çetin Doğan ve sanıklara isnat ettikleri suçlar seminerde sarfedilen çeşitli sözlerden kaynaklanmıyor (daha önce belirttiğimiz gibi, iddianamede seminerle hiç ilgisi olmayan 148 kişi var!). İddianamede suç teşkil eden faaliyetler, ortalığı karıştırmak amacıyla cami bombalamak, uçak düşürmek, ve hükümeti zor kullanarak devirmeye çalışmak gibi herkesin anlayabileceği cinsten suçlar.

Burada dava açısından en önemli gerçek şu:

En erken Ağustos 2009'da üretilmiş sahte bir darbe planı 2003'te gerçekleşmiş bir toplantıda masaya yatırılamayacağından, 1. Ordu plan seminerinin Balyoz darbe planının üstü kapalı bir provası olduğu iddiasının hiçbir dayanağı yoktur.

Kaynakça
Kitap: Bir Darbe Kurgusunun Belgeleri ve Gerçekler
Yazar: Pınar DOĞAN, Dani RODRİK
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Balyoz Davası

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir