Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Dikiş Tutturamayan Balyoz Tezgahında Yeni Safha

ÇETİN DOĞAN'DAN MEKTUPLAR "Silivri'den Notlar"'

Burada Balyoz Davası hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Dikiş Tutturamayan Balyoz Tezgahında Yeni Safha

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 Ara 2010, 19:21

Mektup - 4

DİKİŞ TUTTURAMAYAN BALYOZ TEZGaHINDA YENİ SAFHA


Siyasal bir davaya dönüşen BALYOZ girdabından yaşadığımız toplumu çıkarabilmenin yolunu, gerçeği bilenler kendi hesapları için susmayı yeğledikçe, dört duvar arasında bıkmadan, usanmadan yazmaya devamda buluyorum.
Ancak bu konuda anlamakta güçlük çektiğim, CMK 250. maddesi ile yetkili Ağır Ceza Mahkemesinin BALYOZ Soruşturma dosyasının benim veya avukatlarım tarafından incelenmesi veya belgelerden örnek alınmasının neden "soruşturma bilgilerinin kamuoyuna ve basın yayın organlarına ulaşmasına, soruşturmanın gizliliği ihlal edecek, yargı organlarını etkileyecek, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürecek vasıfta ve suç teşkil edecek yayınlar yapılmasına sebebiyet verebileceği," ve bu mazeret ile dosyaya erişimin kısıtlandığı noktasıdır.

Umarım CMK 250. Maddesi ile yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri'nden hiç olmazsa biri, konuya ilişkin yayınlanan 'Karargah' adlı iğrenç iddialarla oluşturulan kitabı ve 20 Ocak 2010 tarihinden itibaren tefrika halinde yandaş medyada yayınlanan dava konusu iddiaları dikkate alarak, hiç olmazsa iğrenç planların içerisine kaydedildiği belirtilen 11 ve 17 No'lu CD'ler ile, dosyalardaki bilirkişi raporlarına ulaşmamızı engelleyen kısıtlamayı kısa sürede iptal eder. Kısıtlama kararının hala devam ediyor olmasını anlamakta güçlük çekmemin nedeni, kısıtlamanın nedeni olarak ortaya konan gerekçelerin bütünüyle zaten anlamını yitirmiş olmasıdır. Diğer taraftan dava konusu edilen belgelerin (düzmece ve gerçek olanlar dahil) 21 Ocak 2010'dan çok daha önce Beşiktaş Adliyesi'nde CMK 250. Maddesi ile görevli Sayın Savcıların ellerine teslim edildiğinin de dikkate alınması uygun olacaktır.

Her ne kadar beklentilerimizi karşılamasa da 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin (CMK 250. maddesi ile yetkili) "Balyoz" soruşturmasına ilişkin belgeler üzerine konan kısıtlama kararını kısmen kaldırması olumlu bir gelişmedir. Verilen karar sadece şüphelilerin savcılıkta ve hakim karşısında verdikleri "ifade tutanaklarına" ilişkindir. Kısıtlamanın bütünüyle kalkması ile bütün gerçeklerin gün yüzüne çıkacağından hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Yapacağım açıklamalar elbette devam eden kısıtlama kararı çerçevesinde kalacaktır. Bu açıklamada daha önce tahmine dayalı verdiğim bir bilginin, belgeye dayalı bir düzeltmesini yapacak, bilahare Sayın Savcılarımızın yaptığı önyargılı sorgulamalarında öne çıkan hususlara değineceğim.

Önce Düzeltme:

Hatırlanacağı gibi, BARANSU'nun 5000 sayfalık bir bavul dolusu evrakı (CMK 250. Maddesi ile görevli) Cumhuriyet Başsavcılığıma 21 Ocak 2010 tarihinde teslimini bir mizansenden ibaret olduğunu belirtmiş, aslında sorgulamayı yapan Sayın Savcı Bilal BAYRAKTAR'ın Ağustos 2009'dan beri BALYOZ dokümanları ile hemhal olduğunu ifade etmiştim.
Bunun nedeni Sayın BAYRAKTAR'ın geçtiğimiz yıl Beşiktaş Cumhuriyet Savcılığı'na atandığına ilişkin bir izlenim edinmiş olmamdandır. Oysa Sayın Savcının Kahramanmaraş Cumhuriyet Savcılığından mevcut görevine 28 Haziran 2007 de atandığını bilahare öğrendim.
Sayın Bayraktar'ın adli tatile çıkmadığına ilişkin önceden verdiğim bilgi tayini konusunda yanlış bilgi sahibi olmamdan kaynaklanmıştır.

Sayın Bayraktar'a İki Soru:

Sayın Bayraktar'a soruyorum: Dava konusu belgeler, BARANSU'nun 21 Ocak 2010 tarihinde Beşiktaş Adliyesine gelişinden çok önce elinizde miydi, değil miydi? Konuya ilişkin inceleme, soruşturma ve hazırlıklarınız ne zaman başladı?
Sayın Bayraktar; Sorgulamam esnasında bir vesile ile size yukarılardan davaya ilişkin "Sen gençsin, sen bunları tanımazsın ha!" yolunda telkinlerde bulunulduğunu üç avukatım yanımdayken ifade etmiş, telkinlerde bulunanlara karşı da "üç çocuğum var, ben vicdanımın sesini dinlerim" yolunda cevap verdiğinizi söylemiştiniz. Yukarıdaki soruma yanıt verirken de vicdanınızın sesini dinlemenizi bekliyorum.

Bu vesileyle, Sayın Bayraktar, davaya ilişkin hangi siyasinin size telkinde bulunduğunu da açıklığa kavuşturmanız uygun olacaktır. Size telkinde bulunan siyasi, hakkımızda tahliye kararı veren Sayın Hakim Oktay KUBAN için "çetenin hakimi" yakıştırmasını yapan Bakan olabilir mi?

Eminim ki, Beşiktaş Adliyesi'nde 2007 senesinden beri (elbette daha önceki yıllardan beri de olabilir) görev yapan önyargısız, vicdanının sesini dinleyen hakim ve savcılar vardır ve bunlardan bir bölümü mutlaka Beşiktaş Adliyesi'ne taşınan dava konusu "evrakı metruke"den haberdardır.
Bu konuda muhataplardan doğru bir yanıt almadığım takdirde, bu iddiamı ispatlamak için elimden geleni yapacağımdan hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

Savcılarımızın Bariz Önyargıları:

Yaptıkları sorgulamaları irdelediğimizde, Sayın Savcılarımızın büyük ölçüde önyargılı oldukları dikkati çekmektedir.
Bunun nedeninin bir ölçüde Harekat Planları ve bu planların muhtevası, Plan Semineri ve Plan Seminerinin sevk ve idaresi, Jenerik Senaryonun ne amaçla hazırlandığı v.b. "Askeri" konular ve terimler hakkında bilgi eksikliğinden kaynaklandığı söylenebilir. Geçen yıl Harp Akademisinden mezun olmuş genç bir kurmay Subayın faraziyeye dayalı bilirkişi raporu da savcılarımızın bilgi eksikliğini gidermekten çok, iddialarına dayanak olarak kullanıldığı görülmektedir. Buna karşılık, Gen. Kur. Bşk.lığının Beşiktaş Cum-huriyet Savcılığina 24 Şubat'ta ulaştırılan yazısında "söz konusu plan seminerinin Balyoz Güvenlik Harekat planı adlı bir bölümü veya eki mevcut değildir" ifadesi ile 1 nci Ordu Askeri Savcılığı'nın 26 Şubat'ta yaptığı "...bugüne kadar yapılan inceleme ve araştırmalar neticesinde adı geçen, iddia edilen Balyoz Güvenlik Harekat Planının varlığı ile ilgili herhangi bir bilgi ve ya belgeye rastlanmamıştır" açıklaması da Sayın Savcılarımız tarafından nedense tamamen göz ardı edilmiştir.
Genç kurmay subayımızın cesaretini kırmak ve tacizde bulunmak amacında olmadığımı öncelikle belirtmek isterim. Ancak eleştirdiğim konu, kendisine verilen bilirkişilik görevinde "faraziye" olarak Balyoz Güvenlik Harekat Planını sorgulamadan ve muhtevasını incelemeden, gerçekliğini kendisine hareket noktası olarak kabullenmesidir. Oysa 'çok gizli' gizlilik derecesi verilmiş CD'deki planın hiçbir yerde karşılığı olmadığı gibi üzerinde ne 'ıslak' ne de 'kuru' ne de 'elektronik' hiçbir imza da bulunmamaktadır. Her ne kadar BARANSU kitabında belgelerde elektronik imza bulunduğunu belirtmiş ise de, bunu yazarken ülkemizde elektronik imzanın ancak birkaç yıl önce geçerlik kazandığını ve bu amaçla resmi sertifika verildiğini bilmiyor olmalı. Diğer taraftan adı geçen sözde planın ekleri de TSK'nın mevcut yönergelerinde ismi-cismi geçmeyen uyduruk sözcüklerden ibaret olduğu görülmektedir. Üstelik 'çok gizli' gizlilik derecesi verilen ve üzerindeki kayıttan 7 (yedi) adet üretildiği belirtilen 'Balyoz Güvenlik Harekat Planının' ne üzerinde sayısı ne de Kozmik büroda bir kaydı bulunmaktadır. Ayrıca mezkur belgenin yine imzasız bir yazı ile üstelik 1 nci Ordu'da mevcudu olmayan bir şubenin koduyla (Plan Eğt Ş.) gizli gizlilik derecesi ile dağıtılmış olduğu sanısı verilmek istenmiştir.

Kısacası gerek uydurma Balyoz planının ve gerekse eklerinin, askeri literatüre ve plan yazım tekniğine uymadığı açıkça görülmektedir.
Şimdi sırayla Sayın Savcılarımızın göze çarpan takıntılarını kısaca ele alalım.

Sayın Savcılarımıza göre:

Askeri Bilirkişi Raporu + TÜBİTAK Bilirkişi Raporu = Balyoz Güvenlik Harekat Planı GERÇEKTİR.
Askeri Bilirkişi Raporu konusunda daha fazla ayrıntıya şimdilik girmek istemiyorum. Acaba TÜBİTAK Bilirkişi Raporu mezkur planın kayıtlı olduğu CD'nin kesin olarak 02 Aralık 2002 tarihinde kayıt edildiğini belirtiyor mu? Yoksa raporda her anlama gelebilecek yuvarlak bir ifade mi kullanılmış? Kesin bir ifade kullanılmış ise, BARANSU'nun kitabında yeralan hükümet programı nasıl oluyor da yamalı bir bohça ve bohçanın en sonunda ekonomiye ilişkin programda 2005 yılında yapılan bir iktisat kongresinden birebir alıntılar yapılmış? Ayrıca CD ya da üzerine bilgi yüklenen aygıtlar yükleme yapan Bilgisayarın ileri ya da geri ayarlanabilen tarihlere göre bilgi içerirler. Yani bir CD'nin tarihi hiçbir zaman gerçek tarihi vermez. Bu nedenle Bilgisayarla "Tarih Cahili" de denebilir...

Savcılarımızdan beklentimiz, CD'ler konusunda önyargıdan uzak, zamanımızın teknolojisinin nelere muktedir olduğunu öğrenmek için çaba sarf etmeleri veya bu konuda gerçek 'bilirkişi' bulmalandır. Bu konuda kendilerine yardımcı olmak için hazırlık yaptığımızı da belirtmek isterim.

Olasılığı en yüksek tehlikeli senaryo:

Sorgulamalarda savcılarımızın sık sık referans verdikleri bu tanımlamanın altında takıntı halinde bir şeyler aradıkları gözüküyor. Oysa "Olasılığı En Yüksek Tehlikeli Senaryo" plan seminerinin başlangıcında, yine ifade tutanaklarından (sayın savcının sorusu ile) ortaya çıkmaktadır ki, dönemin 1 nci Ordu Harekat Başkanı Suha Tanyeri tarafından seminer başlangıcında okunmuştur ve bu konuda ses kayıtları mevcuttur.
Seminere katılan 162 kişi huzurunda okunan bu genel ve başlangıç durumu namı diğer "Olasılığı En Yüksek Tehlikeli Senaryoda" gizli ve saklı hiçbir şey yoktur! Sadece bütün plan seminerlerinde olduğu gibi "bir planın irdelenmesini sağlamak üzere" jenerik (sanal) olarak hazırlanmış bir senaryodur.

Gerçekten irdelediğimiz "EGEMEN harekat planı" için olasılığı en yüksek tehlikeli bir senaryo hazırladık. Niye hazırladık denecek olursa, EGEMEN Harekat Planının bu şartlarda irdelenmesinin hiç yapılmamış olmasıdır. Birkaç cümle ile özetlemek gerekirse, senaryo da Türkiye'nin IRAK'a müdahalesini gerektirecek gelişmeler meydana geliyor, buna paralel içeride bölücü ve irticai kalkışmalar oluyor, bunu fırsat bilen komşumuz öteden beri hakkı olduğunu iddia ettiği karasularını 6 milden 12 mile çıkarmak için somut adımlar attığı için iki ülke arasında gerginlik tırmanıyor. Bu arada mevcut planlara uygun olarak 1 nci Ordu birliklerinin bir bölümü Güneydoğu bölgesine (2 nci Ordu) kaydırılıyor.

Burada gizlenecek saklanacak ve ya darbe anlamı çıkarılabilecek ne var? (Bir Ordu bu konuları plan seminerinde görüştüğü zaman değil görüşmediği zaman soruşturulmalıdır.)
Ordu plan Seminerinin icrasında (5-7 Mart 2003) esas alınan "Genel Durum ve Başlangıç Durumu" daha önce Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na gönderildiği gibi, 14 Ocak - 6 Şubat 2003 tarihleri arasında 5 nci, 15 nci Kolordular ile, 52 nci Zh. Tümenin, 4 ncü Mknz Tug. İle 95 nci Zh. K.lığının icra ettikleri Plan Semineri/Plan tatbikatlarında da esas alınmıştır.

Ordu Hrk. Bşk. Kur. Alb. Suha Tanyeri'nin "Olasılığı En Yüksek Tehlikeli Senaryoyu" Seminerin Cereyan Tarzı Planında yazıldığı şekilde "Genel ve Başlangıç Durumunun" arzından sonra sarf ettiğim sözlere ifade tutanaklarında yer alan bant çözümünden aynen alıyorum:

"Tamam teşekkür ederim şimdi bu konuda görüşülmesine geçmeden evvel birkaç şey söylemek istiyorum. Onu hızla geçeriz. Şimdi arkadaşlar, bu bir jenerik senaryo ama günümüzdeki gelişmelere bir paralellik taşıyor... "

Burada Sayın Savcılarımızın ve BARANSU'nun takıntısı (Karargah sayfa 375) son cümle ile ilgili. Oysa seminerin icra edildiği 5-7 Mart 2003 tarihlerinde IRAK'a ilişkin gelişmeleri ve 1 nci Ordu Birliklerinden bir kısım unsurların Güneydoğu'ya (2 nci Ordu Bölgesine) kaydırılmasının jenerik senaryoda çizilen tablo ile birebir örtüşüp örtüşmediğine siz karar verin.
Doğrusu jenerik senaryonun Aralık 2002 başlarında hazırlandığını ve 16 Aralık'ta dağıtımının yapıldığını dikkate alırsak, jenerik senaryoyu yazanların üç ay sonrasını çok iyi tahmin etmiş olduklarını söyleyebiliriz...

Sıkıyönetim, Seferberlik Ve Savaş Hali:

Uydurma planlarda (Balyoz, Oraj, Suga, Sakal, Çarşaf) yer alan iğrenç ve meş'um olayların "sıkıyönetim ilanını" sağlamaya yönelik eylemler olarak değerlendirildiği görülmektedir. Oysa EGEMEN HAREKAT PLANI'nın irdelenmesi için hazırlanmış "Genel ve Başlangıç Durumu"nda (Olasılığı En Yüksek Tehlikeli Senaryoda) meydana gelen dış ve iç gelişmeler nedeniyle Hükümet tarafından "sıkıyönetimin" ilan edildiği Türkiye Büyük Millet Meclisi toplanamadığı için hükümet kararının henüz onaylanamadığı varsayımı açıkça belirtilmiş durumda. Kısacası Sıkıyönetim, Hükümetin kendi iradesi ile ilan edilmiş ve yürürlüğe konmuş durumda. Jenerik ortaya konan Senaryoda bu durum karşısında, ses kayıtlarından da teyit edildiği gibi, Kolordu Komutanlarına, 1 nci Ordu Komutanı olarak sıkıyönetim planlarının hazırlanmasını ve arzını istiyorum.

Ses Kayıtlarından Özel Bölümler Seçilmesi ve Darbe Planı İle Bir Bağlantı Arayışına Girilmesi:

Plan Seminerine ilişkin ses kayıtları verdiğim emir uyarınca seminerin başlangıcından sonuna kadar mevcuttur.
Savcılarımızın iddialarına dayanak teşkil edeceğini düşündükleri konuşma ve müzakerelerden bazı bölümlerin Balyoz ve diğer planlarda da yer aldığını ileri sürerek, seminerde bir Darbe Planının tartışıldığı sonucuna vardıklarını hayret ve dehşetle gözlemlediğimi söylemeliyim. Oysa özel olarak seçilip iğrenç planlara kopyalanıp yapıştırılan bu metinlerde ne bir darbe tartışması yer almakta, ne de Balyoz, Oraj, Sakal, Çarşaf gibi uydurma iğrenç planların isimlerinden ya da içeriğinden tek bir sözcük bile bulunmamaktadır.

Sayın Savcılarımızın sorgulamalarında önyargılı yaklaşımları, ifade tutanaklarına ileride hukuk fakültelerine adli bir skandal olarak ders kitaplarına geçmesine vesile olacağına kuşku duymuyorum. Savcılarımızın "takıntılarına" ilerideki açıklamalarımda daha detaya girerek yer vereceğim. Umarım bu arada dava konusu belgelere konan kısıtlamalar da kalkar da, Balyozu imal edenlerin soruşturma ve davalarını görme yolumuz açılır...

Son dönemde CMK 250. maddesine göre yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinde belirli çevrelerin 'imalat' ve 'yönlendirmeleri' ile açılan davalar, sürdürülen soruşturmalar, Türk Adaleti üzerine düşen gölgeyi giderek koyulaştırmakta, bu durum dış ülkelerden de açık-seçik görülmeye başlamış bulunmaktadır.

Bizler, HASDAL sakinlerini ve de sırada bekleyenleri sayarsak, SİLİVRİ Kampusü'nde ikamete mecbur edilen her yaştan Cumhuriyet çocuğu, en az bir Harp Okulu ve de birkaç üniversitenin eğitim ve öğretim kadrosunu doldurmaya yeterli sayıya ulaştık. Her karanlığın ardından günün er geç ışıldaması doğanın bir kanunudur. Bu nedenle dimdik ayaktayız, dayanıyoruz ve de dayanmaya devam edeceğiz...

Güzel yurdumun yürekleri bizler için çarpan insanlarına ve de bilmeden, anlamadan, sorgulamadan bizlerin düşürüldüğü hallere oh olsun diyenlere de selam olsun!..
Şimdiye kadar yaptığım açıklamalara, Silivri'den gönderdiğim mektuplara pek kulak asmayan hakimlerimize ve savcılarımıza da selam olsun!..
Özellikle Türk Adaleti'nin 'inceliklerini' öğrenmeme imkan veren hakim ve savcılarımıza da 'mahsusen' teşekkür ederim...

Yazdığım bu teşekkürün - yine anlamakta güçlük çektiğim bir husus olarak - Sayın Hakim ve Savcılarımıza son bir soru sormak hakkını da verdiğini düşünerek, kendilerine cevaplamaları umuduyla sorumu yöneltiyorum:

'Basın Özgürlüğü' adına, gazetecilerin haber kaynaklarını açıklamama haklarına elbette saygılıyım. Ancak haber olarak verilenler, kirli amaçlar uğruna insanların, kurumların şeref ve haysiyetlerini ayaklar altına almaya yönelik düzmece iftiralar, tertipler olduğu yolunda ciddi kuşkular ortaya çıktığında da 'haber kaynağını gizleme' hakkı geçerliliğini korumaya devam eder mi?
Belirli amaca yönelik, toplumu sarsan ve insanları aylardır hapishanelerde temel hak ve hürriyetlerinden mahrum bırakan müfterileri bulmak için bir soruşturma neden açılmaz?

Benimle birlikte sevgili kızım Pınar, oğlum saydığım sevgili damadım Dani'nin uluslararası platformlara taşan açıklamaları, sevgili avukatlarımın 'Hukuk cinayetleri işleniyor' yolundaki feryatları, sizlerin "Balyoz'un' aslında bir balon olabileceği yolunda zihinlerinizde hiçbir kuşku yaratmadı mı?

Yaratmadıysa, elbette sizlere bir şeyler söylemeye, neden hala dört duvar arasında olduğumu sormaya artık gerek duymayacağım.
Gelecek mektubumda ifade tutanaklarından 'inciler' ve takıntılar' konusunda daha ayrıntılı bilgiler vermek dileği ile selam ve sevgiler...
05.05.2010

Kaynakça
Kitap: ATEŞİ VE İHANETİ GÖRDÜK
Yazar: ÇETİN DOĞAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Balyoz Davası

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir