Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Amerikan Şeriatı

Milliyetçilik düşmanı Emperyalistler Müslümanlık kuyruğunda

Burada Tayyip Erdoğan'ın Yolsuzlukları, Hainliği(ABD Uşaklığı) ve AKP Ekonomisinin İşleyiş Sistemi(Mafya-Gladyo-Tarikat Sistemi) hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Amerikan Şeriatı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 May 2011, 21:40

Milliyetçilik düşmanı Emperyalistler Müslümanlık kuyruğunda

Ülkemizdeki tarikat ve cemaatlerin hangisine bakarsanız içerisinde yönetici kadrosunda olan; İngiliz, ABD'li, İsrailli, Alman, Belçikalı vb. isimlere rastlanıyordu. Hatta bu isimlerin büyük bir çoğunluğu istihbarat elemanları olarak başka bir yerde ortaya çıkıyordu.
Tarikatlar içerisinde yer alan bu isimlerin öncelikli hedefleri Atatürk, Laiklik ve Milliyetçilik ve tabii ki Türklüktü.
Bu isimlerin hemen hemen tamamı Müslüman olduklarını ilan ediyorlar, anında İslam alimi sıfatına bürünüyorlardı.
Kur'an tefsirinden, Peygamberimizin hayatına kadar her konuda kitaplar yazıyorlar, fetvalar veriyorlardı.
Bu kitapların ve fetvaların özünü; Türklük ve Milliyetçilik öcü, ümmetçilik cici oluşturuyordu.
Şimdi, bu isimlerden bazılarını tanımaya başlayalım. Başta Tayyip olmak üzere bizim siyasal İslamcıların ümmetçiliklerinin kaynağını görelim. Siyasal dincilerin ulusalcılığa düşmanlıklarının altında kimlerin diktesi olduğunu öğrenelim.
AKP kurucusu ve Unakıtan'ın Nakşibendî dergâhından dostu, Ersin Nazif kitabında; "Hocaefendi Ankara'ya gelişlerinde damatları Esat Coşan Hoca'nin evinde kalırlar ve her akşam değişik bir evde sohbet yaparlardı. Sohbetler akşam namazında başlayıp, gece geç vakitlere kadar devam ederdi.

Bu sohbetlere üniversite, iş ve politika çevrelerinden çok sayıda aydın, büyük bir ilgiyle devam ederdi. Sohbetler sırasında herkes birbirini daha yakından tanıyarak, karşılıklı gönül bağlarını pekiştirirdi" diyor ve Yahudi kökenli Hamit Algar'ı tanımasını şöyle anlatıyordu:

"Ben Hamit Algar'ı bu sohbetlerinden tanıdım. Algar, İngiliz asıllı, Amerika'da yerleşmiş, Müslüman bir bilim adamı, eğitimini Cambridge ve Tahran Üniversitelerinde yapmış ve 1970 yılından beri Berkeley'deki California Üniversitesi'nin Yakındoğu Araştırmaları bölümünde öğretim üyesidir. O akşam rahmetli Çimen'in Bahçelievler'deki evindeydik. Çok değişik konular üzerinde duruldu.

O günlerde Algar, Nakşîliğin tarihi üzerine araştırma yapıyordu. Kendisine niçin Nakşîliği araştırdığı sorulmuştu. Algar, Saraybosna'dan Lahor'a kadar, yaşayan bütün Nakşî büyüklerini ziyaret ettiğini, dualarının ve zikirlerinin Saraybosna'da nasılsa Lahor'da da aynı şekilde devam ettiğini belirtmişti. Nakşîliğin zamanla bozulmadan saflığını koruyan tek tarikat olduğunu söylemişti. Nakşîliği saflığını koruyan tarikatların başında geldiği için araştırdığını açıklamıştı.

AKP kurucusu Nazif Giirdoğan, Hamit Algar'ın "Nakşîliğin zamanla bozulmadan saflığını koruyan tek tarikat olduğu" şeklindeki sözleri ile hem tarikatın hem de Algar'ın tanıtımını ve övgüsünü yapıyordu. Oysa Hamit Algar, Atatürk ve Milliyetçilik aleyhine yayınları ile biliniyor, İngiliz istihbaratının önemli isimlerinden biri olarak da tanınıyordu.

Tayyip ile Unakıtan da Suudi yöneticilerle devamlı olarak işbirliği içindeydiler. 10 Kasım günü Tayyip Başbakan, Abdullah Cumhurbaşkanı sıfatı ile otel odasında arkalarında Suud Kralı'nın resmi olduğu halde poz vermişlerdi. Suudi Hükümeti'nin Amerikalı Petrol şirketi ile beraber finanse ettiği RAB İTA'nın Başkanı olan Suudi Kral Tayyip'e 2010 yılının ilk aylarında Ödül bile veriyordu.

İslâm ülkelerin Suudi Arabistan'ın yönetim şekli olan Vehhabi şeriatını yaymak için ABD ve Suudi Arabistan tarafından kurulan ve desteklenen Rabıta'nın Türkiye'de beraber çalıştığı kuruluşlardan İstanbul Üniversitesi İslami Araştırmaları Enstitüsü'nün de destekleyicileri arasında yer aldığı bir kitapta, Ulusal Kurtuluş Savaşımızın kahramanı Mustafa Kemal Atatürk için; "İslâm'a yönelik en erken ve en zarar verici saldırıların öncüsü" deniyordu.
Mevlâna Şeyh Ebul Ulâ Mevdudi'nin anısına bir araya getirilen ve 22 makaleden oluşan kitap, 1979 ve 1980 yıllarında iki kez basıldı. Basımı, İngiltere'deki "İslam Vakfı" ve Cidde'deki "Suudi Yayınevi" tarafından ortaklaşa üstlenildi. Basımı İngiltere'de yapılan kitabın girişinde "Hamiler Komitesi"nin listesi yayınlandı.

Listeye göre kitap; dönemin Suudi Arabistan Yüksek Eğitim Bakanı Şeyh Hasan İbn Abdullah El Şeyh, Endonezya eski Başbakanı Muhammed Nasır, Pakistan Adalet Bakanı A. K. Bıohi ve İstanbul Üniversitesi İslam Araştırmaları Enstitüsü Direktör Yardımcısı Salih Tuğ'un himayelerinde, Hurşit Ahmet ile Zafer İshak Ensari tarafından yayına hazırlandı. Prof. Salih Tuğ, 1987 yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanlığı görevini sürdürüyordu.

"İslâm Perspektifleri" adını taşıyan kitabın 313. sayfasında, İngiliz Yahudisi Hamit Algar tarafından kaleme alınan "Said Nursi ve Risalei Nur; Günümüz Türkiye'sinde İslâm'a Bakış" başlıklı makaleye de yer veriliyordu. İngiliz asıllı Algar ABD'deki Berkeley Üniversitesi'nde Yakındoğu Dilleri ve Edebiyatı bölümünde doçent olarak görev yapıyordu.

1970'li yılların hemen hemen tamamını Türkiye'de Nakşibendî, Nurcu gibi tarikatlar içinde geçiren Algar'ın kitapta yer alan makalesinde Atatürk'e aşağıda yer alan hakaretler yağdırılıyordu:

"Mustafa Kemal Paşa'nın modern dünyada İslam'a en erken ve zarar verici saldırıların öncüsü olduğu çok iyi bilinir. Halifeliğin kaldırılması, aşırı milliyetçiliğin desteklenmesi, şeri-at hükümleri yerine ithal Avrupa yasalarının getirilmesi, medrese sisteminin kaldırılması, tarikatların yasaklanması sonucunda Türkiye'de geleneksel İslâm yaşamı darmadağın edildi. Türkiye'de İslam'dan uzaklaşma diğer Müslüman ülkelerden çok daha çabuk gelişti."
Yahudi Nakşibendisi ve Tayyip ile Unakıtan'ın Dergâhından Hamit Algar, Tayyip Erdoğan ile terörist başı Apo'nun, milliyetçilikten yakınma nedenleri ve şekillerinin hemen hemen aynı olması oldukça dikkat çekiyordu.

İngiliz istihbaratçısı Hamit Algar, Nakşibendî tarikatını yere göğe sığdıramıyorken, Hollanda istihbaratından Von Bommel de İslam'ı seçip (!) Müslüman oluyordu. Hem de ne Müslüman!.. Bommel Müslüman olmakla kalmıyor, Süleymancıların safında yer kapıyor, çıkardığı "Gıblah" adlı Dergi'ye; Pakistan, Libya, İran gibi ülkelerden destek alıyor, Libya ve İran Büyükelçileri ile can ciğer kuzu sarması ilişkilere giriyordu.

Von Bommel de Türk milliyetçiliğinin amansız düşmanı kesilirken yazdığı, "Korte İnleiding Tot De Geschiedenis Van Turkije" adlı kitapta Türkiye'nin etnik özelliklerini kendince sıralıyordu.
Tarikatlar ve İslâm dini için ahkâm kesen isimler bu kadar mı? Tabii ki hayır! Ülkemiz yabancı istihbarat örgütlerine bağlı ajanların istedikleri gibi cirit attıkları bir yeryüzü cenneti olarak yerini alıyordu.

İsrail'in İstanbul Büyükelçisi ve MOSSAD elemanı Alon Liel Tayyip Erdoğan ve AKP'yi öven kitaplar yazarken, CIA istasyon şefleri Fuller, Abromowitz, Makowski, Perle, gibi isimler Ilımlı İslam adı altında 'Suudi Amerikan İslamı'nı pazarlıyorlardı.
CIA Ortadoğu Masası ve Türkiye Bölümü Şefi Graham Fuller'in yakın dostu Prof. Dr. Şerif Mardin, Ermeni Said ya da nam-ı diğer Kürt Said hakkında CIA'ya bağlı olarak çalışan bir ABD Üniversitesi'nin maddi desteği ile kitap çalışması yapmak istiyordu.
İngiliz İstihbarat Örgütü Mlö'nın bu konudaki en yetişmiş adamlarından Hamit Algar, Mardin'i; Tayyip Erdoğan'ın "Beynimin yarısı" diye tanımladığı, PKK'nın militan devşirme merkezi olarak bilinen HADEP'in Genel Başkan Yardımcılığını da yapan Mehmet Metiner'e yönlendiriyordu.
Zaten ülkemize Şeriat ve Hilafeti getirmek isteyen Hıristiyan ABD, İngiltere, Almanya gibi ülkeler ile Yahudi İsrail; 24 saate 24 saat katarak çok yoğun bir tempoyla çalışıyorlar, bu uğurda işbirliği yapacak insanları da bir araya getiriyorlardı.
Getirir. Bu ülkeyi korumak ve kollamakla görevli olanlar uyumasın.

Galiba lafı biraz fazla uzattık, şimdi dönelim Nurcuların Halka ve Olaylara Tercüman Gazetesi'nde 21 Ocak 2009 tarihinde yayınlanan Mary Weld'in hikâyesine:

"Said Nursi hiç evlenmemişti. Talebeleri ve özellikle de ağabeyler ya da kanaat önderleri de, onun gibi olmaya ve evlenmemeye özen gösterdiler.
Nurcuların son kanaat önderi Mehmet Fırıncı'nın da evlenmeye niyeti yoktu ve müzmin bekârlardandı. Fakat altmış yaşını geçmiş olmasına rağmen, kendisinden 20 yaş küçük Şükran Hanım'la bir gün aniden evleniverdi. Evlendiği kadının asıl adı Mary Weld idi. 1949 yılında İngiltere'de dünyaya gelmiş, rahibelerin yönettiği bir okulda eğitim görmüştü. Durham Üniversitesi'nde "Şark araştırmaları" okudu. 1982'de aynı okulda doktora yaparken Müslüman oldu ve Şükran Vahide adını aldı.

1985'de İstanbul'a yerleşti. Nur risaleleri üzerinde çalışmalar yaptı. Mehmet Fırıncı, işte bu Mary Weld'le yani Şükran Vahide ile evlendi..."
Müslüman(!) Yahudilerden Ali Ufki ya da asıl adıyla Wojcıech Bobowski için 8 Mart 2009 tarihli Zaman Gazetesi'nde övgüler düzülüyor, onun bestelerinden oluşan albüm; "Ali Ufki albümü, çeşitli sufi düzenlerden oluşan İslam'ın mistik geleneği repertuarına ait ilahilerle başlıyor" deniyordu.
Fetullah Gülen cemaatinin yere göğe sığdıramadığı Ali Ufki ya da asıl ismiyle Wojciech Bobowski İslam inançları, namaz, oruç, zekât, sünnet, imanın şartları, Müslüman kültürü hakkında risaleler yazıyordu. Ali Ufki bunları yaparken başka ilginçliklere de imza atıyor, İncil ve Tevrat'ı Türkçe'ye çeviriyor, misyonerlere her türlü desteği veriyordu.

Ali Ufki bir yandan dini tasavvufi şiirler yazarken ilahiler besteliyor, diğer yandan Tevrat'ın "Neşideler Neşidesi" adı verilen bölümünü Türkçe'ye çeviriyor, bu bölümü "ilahi aşk, kutsal sevgi" olarak tanıtıyor, yere göğe sığdıramıyordu.

Oysa,
Neşideler Neşidesi ya da diğer adıyla Ezgilerin Ezgisi adlı bölümü dikkatli okuyan herkes, orada ahlak düşkünü birinin kız kardeşine sulandığını çok açık ve çok net bir şekilde görüyordu.

Hıristiyanlıktan Müslümanlığa geçen isimlerden bir diğeri de İngiliz yazar Abdulkadir es-Sufi'ydi. Sufi de diğer dindaşları gibi Müslüman(!) olur olmaz anında Milliyetçiliğe karşı savaş açıyor, "Cihad" adlı kitabı; kurucuları arasında Tayyip Erdoğan'ın baş danışmanı olan Nabi Avcı'nin da yer aldığı "Yeryüzü" adlı yayınevinden çıkıyordu.

Tayyip'in başdanışmanının yayınevinden kitapları çıkan İngiliz Abdulkadir es-Sufi Milli Marş, Milli Bayrak gibi kavramlara İslam adına karşı çıkıyor, bu sözde Müslüman'ın ihanet kokan fikirleri İslam'a mal edilmek suretiyle Tayyip'in ekibi tarafından gençlerimize aşılanıyordu.

Tayyip'in "Beynimin yarısı" şeklinde tanıttığı Metin Aydın ya da nam-ı diğer Mehmet Metiner, "İstiklal Marşı'na karşı İslamcı camiada beliren derin tepkinin ve karşıtlığın temelinde, Sufi'nin bu Milli Marş ve Milli Bayrak'a karşı olan düşünceleri ateşleyici rol oynamıştır" diyor ve şunları söylüyordu:

"Oldukça kışkırtıcı ve keskin bir dili vardı Sufi'nin. Batı orijinli bir Müslüman olması da, İslamcı gençler üzerindeki etkisini artırıyordu.
Gerek Avrupa'da gerekse Türkiye'de sonradan İslam'a geçiş yapanların İslamcı gençler üzerinde hayli tesirli oldukları söylenebilirdi. Ezilmişliğin, dışlanmışlığın ve hor görülmenin beraberinde getirdiği bir tür "Aşağılık kompleksi", İslamcılığı savunurken bu tür "Hidayete ermiş ünlü isimler" üzerinden konuşmayı daha cazip kılıyordu.

Ebubekir Siraceddin ya da orijinal ismiyle Martin Lings 1909 yılında İngiltere'de doğdu. Önceleri Protestan Hıristiyanlığın ateşli savunucularındandı. Sonraları Ateist olmuş. Oxford Üniversitesi'nde İngiliz edebiyatı okurken, diğer dünya dinlerini incelemeye başlamış. 1938 yılında Afrikalı Müslümanlarla tanışınca kendine din olarak İslamı seçmiş. 1939 yılında Mısır'a gidip Kahire Üniver-sitesi'nde Shakespeare üzerine on iki yıl ders vermiş.
Shakespeare ile ilgili dersler verirken İslami alanda Alim olduğunu keşfetmiş, o da diğer Yahudi ve Hıristiyanlar gibi Müslümanlara yön vermek amacıyla, "Antik İnançlar Modern Hurafeler, Yirminci Yüzyılda Bir Veli, Tasavvuf Nedir" adlı kitabını kaleme almış. Ne diyelim doğuştan Müslüman olanlar utansın.

"Elin gâvuru" der geçeriz, adam durmamış, peygamberimizin hayatını da yazmış, yazdığı kitap; 1983 yılında "Hz. Muhammed'in Hayatı" adıyla Londra'da yayınlanmış. Pakistan Devleti, anında "Siret ödülü" vermiş.

İyi mi yapmış bilinmez ama sorması gereken şu soruyu sormamış:

Eee Ebubekir, İslam'da kutsal olan bu ismi kullanmıyorsun da, kitabında ve yaşamında neden hala Martin Lings adını taşıyorsun.
8 Nisan 2010 tarihli Vakit Gazetesi'nde, İslam Peygamber'ini dünyaya anlatacak üç mühtedi yani dönme ile ilgili bilgiler veriliyordu. Çok geçmeden bu üç ismin, Peygamberimizin hayatını anlatacakları yerin ise dünyanın herhangi bir yeri değil İstanbul-Bağlar-başı olduğunu öğreniyorduk. Yani sonradan olma Müslümanlar, dünyaya değil bize bizim Peygamberimizi tanıtacaklardı.

1961 yılında Napoli'de doğan Ahmad Vincenzo'nun, 1990 yılında Şazeli Şeyhi olan Kont Abdulhahid Pallavici'nin şahitliğinde İslam'ı seçmiş olduğunu da öğreniyorduk. Milan'da yaşayan Vincenzo, İntellettuali Musulmani İtaliani ya da daha açık deyişle İtalyan Müslüman Entelektüeller Derneği'nin kurucularındanmış.

Vincenzo; "Hz. Muhammed'i (s.a.v) anlatmak için sanat ve edebiyatın imkânlarını kullanmak" konusunda anlatımlarda bu-lunacakmış.
Cambridge Üniversitesi'nde Tim Vinter, Müslüman olduktan sonra aldığı isimle Abdulhakim Murad, İslami düşünsel disiplinlerde, hem de Doğu'nun modern akademik yöntemlerinde eşit derecede uzmanlığa sahip birkaç isimden biriymiş. Panelde, "İslam geleneğine göre Hz. Peygamber" konulu konuşma yapacakmış.

Washington Üniversitesi'nden Jonathan Brown ise; "Batı'nın İslam Peygamberi'ne yaklaşımını" kendisine konferans konusu seçmiş.
Ne güzel değil mi; bir İspanyol, bir İngiliz ve bir Amerikalı işi gücü bırakıp bizim ülkemizde bize İslam Peygamberini tanıtmaya geliyorlar, dünyaya anlatmak maskesiyle...

Bu da dişi evliya; 1934 yılında New York'ta doğan Meryem Cemile Yahudi asıllıydı. O da birçok Yahudi gibi huzuru İslam'da bulduğunu açıklıyor ve ardından bu dinde söz sahibi olmak için üst üste makaleler kaleme alıyor, kitaplar yazıyordu.

Bu sonradan türeyen Yahudi-Müslümanların makale ve kitaplarının özünü; "Milliyetçilik son derece kötü ve tehlikeli, ümmetçilik cici ve tek kurtuluş yolu" olduğu görüşleri oluşturuyordu.

Bugün geldiğimiz noktada böyle yazarların yayınları ile gelişip serpilen siyasal dinciler, Fetullahçılar ve 2. Cumhuriyetçilerin bu duruma soylarından gelen bozuklukları da eklenince, milliyetçiliği ülke için tehdit olarak görme gafletine düşüyor, miliyetçilere salyalarını akıtarak saldırıyorlardı.
Meryem Cemile, 1959 yılma geldiğinde, İslâm adına makaleler kaleme alıyor, Müslüman kadınların iş, eğitim ve sosyal alanlarda yerini sorgulayan kitaplar yazıyordu.

Müslüman-Yahudi Meryem Cemile, "Feminist Harekete Karşı Müslüman Kadın" adlı kitabında kadının yerini işaret ediyordu:

"Evleri!.."

Meryem Cemile'den gaz alan Refah Partisi'nin bazı genel başkan yardımcıları Milli Gençlik Vakıflarında yaptıkları konuşmalarda, kadının yerini; evinin dibi yani mutfağı olarak işaret ediyordu.

Yine aynı görüşün yayını olan Milli Gazete'de ise günlerce Meryem Cemile'nin zırvaları yayınlanıyordu.
Meryem Cemile kitaplarının tamamında, milliyetçilik günah ve kötü, ümmetçilik ise cennet için tek yol fikrini işliyordu. Meryem Cemile'nin kitapları ABD tarafından finanse ediliyor, tüm İslâm ülkelerinde bedava olarak dağıtılıyordu.

Meryem Cemile, Suudi Arabistan'da hüküm süren Velıhabi şeriatının kurucularından İbn-i Teymiyye'nin izinden giden Mevdudi'nin talebesiydi.
Teymiyye'nin ekolünden gelen Mevdudi, batılı toplumları, çağdaş düşünce ve davranışları şeytana hizmetçilik ve uşaklık olarak görüyordu.
Mevdudi, modem davranışları ahlaksız, günahkâr, iğrenç ve lanetli olarak niteliyordu. Batılı düşünce ve tavırları bu şekilde tanımlayan Mevdudi Hilton, Shareton gibi otellerdeki kokteylleri kaçırmıyor, hastalığında ise İngiliz ve Amerikan hastanelerine koşuyordu.

Mevdudi'nin öğrencisi Yahudi-Müslüman Meryem Cemile'nin ektiği milliyetçilik düşmanı fikirler sonucunda Arap Milliyetçiliği köreliyor, İsrail'in katliamlarına tepkiler azalıyordu. Milliyetçilik karşıtı kampanyalar sonucu Arap milliyetçileri Fransız, İngiliz işgal ve sömürüsüne karşı koymada etkisiz kalıyorlar ve onların kölesi durumuna geliyorlardı.

Ülkemizde de "Ümmetçilik" akımının gelişip, milliyetçiliği boğmasının ardından; Telekom'dan Tüpraş'a, Petkim'den limanlarımıza, limanlarımızdan topraklarımıza kadar birçok zenginliğimiz başta Yahudiler olmak üzere Hıristiyan Batı'nin sahipliğine geçiyordu.
Maliye Bakanı Unakıtan, toprak satma konusunda, "alıp da götürecekler mi" şeklinde konuşuyor, Tayyip ise "Türkiye'yi pazarlayacağız" diyordu. Oysa Osmanlı'da toprak satarken aynı görüşler hakim oluyor, sonunda milyonlarca metre kare toprak kaybediliyordu.

Amerikan Şeriatı

Yahudilikten İslâm'a geçen ve anında alim (!) olan Leopolde Weiss, adını Muhammed Esed olarak değiştiriyordu. Esed de, Müslüman olmasının ardından Kur'an tefsiri yapıyor, İslâm adına ard arda kitaplar yayınlıyordu.
Esed'in "Yolların Ayrılış Noktasında İslâm" adlı kitabının dilimize çevirisini Hayrettin Karaman yapıyordu. Diğer kitabı, "Mekkeye Giden Yol" ise sansürlenerek yayınlanıyordu.

"İslam'da Yönetim Biçimi" adlı kitabında, Yahudilerin İslam'ı seçip aniden "alim" kesilmelerinin kerameti de ortaya çıkıyordu.
Esed de diğerleri gibi önce milliyetçiliği hedef alıyordu.

İzleyelim:

"Her türü ve şekliyle milliyetçilik, insanlar arasında eşitlik temeline dayanan İslam ilkelerine ters düşmektedir ve bu yüzden İslam birliğinin temeli olarak kabul edilmemesi gerekir. Kur'an ve Sünnet'in öğretileri İslam birliğinin, her türlü ırk, vatan ve dil kavramlarının da ötesinde tek bir temelden fışkıran genel bir kardeşlik, bütün insanların aynı inanç ve aynı ahlak görüşünde birleşmeleri karakterini taşımasını ister. İslam'a göre yalnızca böyle bir inanç ve ahlak birliği insanları birleştirebilecek meşru bir temel sağlayabilir. Fakat diğer taraftan, belirli bir milletin veya bölgenin gerçek veya hayali çıkarlarını ahlaki değerlerin üzerine çıkartmaya gelince; Peygamber (s.a.v.), bunu kesin ve açık bir şekilde yasaklamıştır... "

Avusturya Yahudisi Muhammed Esed, "İslam'da Yönetim Biçimi" adlı kitabında 'Biat' konusunda şunları söylüyordu:

"Kim bir imama biat ederek elini eline verir ve kendi arzu-suyla bunu yaparsa, gücü yetiyorsa ona itaat etsin. Başka birisi gelir de o biat ettiğiniz imamla (İmamet-Başkanlık konusunda) anlaşmazlık çıkarırsa, ikincisinin boynu vurulur... "

Erbakan, Esat Coşan'la kavgası sırasında Nakşibendî Şeyhi Coşan'a ne diyordu?
"İmam'a biat etmezsen boynun vurulur."
Tayyip, 8.1.1995 tarihli Hürriyet Gazetesi'nde yer alan sözleriyle kendini nasıl tanımlıyordu?
"Ben İstanbul'un İmamıyım."
Tayyip'in parti kurmasına karşı olan ve parti kurma çalışmalarını yürüten Esat Coşan'ın sonu nasıl oluyordu?
"Avustralya'da trafik kazası süsü verilerek ve boynu kırılmak suretiyle öldürülmek."

Esed kitabında Hükümet'in halktan isteklerini de şöyle sıralıyordu:

"Buna göre hükümet, Şeriatın omuzlarına yüklediği amaçları gerçekleştirdiği müddetçe, bütün vatandaşların ona bağlı kalması konusunda mutlak hak sahibi olur ve halk üzerinde, "Kolaylıkta ve zorlukta, hoşa giden ve gitmeyen her konuda" itaat istemeye hakkı vardır. Müslümanlara düşen, şer'i hükümetin yanında bir ve beraber olmak, onu devamlı desteklemek, ona yardımcı olmak ve bu birlik uğruna tüm fayda, zevk ve dünya mallarını ve gerektiği hayatlarını feda edebilmektir."

Esed'in fikirleri ile yetişen Tayyip, Başbakan olunca bir anda kendini halife zannediyor, Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi'ne şöyle sesleniyordu:

"Sana mı kaldı türban konusunda karar vermek, bu ulema-nın (Din âlimleri) işidir. Ulema ne diyorsa o olur."

Danıştay'ın türban konusundaki kararı karşısında ise fetvasını şu şekilde veriyordu:

"Efendi sen kim oluyorsun, buna mecelle (şeriat hukuku) karar verir."

Tayyip'in canını sıkan herkese ve her kesime deli dana gibi saldırmasının ardında, Avusturya Yahudisi Muhammed Esed ya da orijinal adıyla Leopolde Weiss'in akla ziyan bu fetvaları vardı. Tayyip bu nedenle en ufak bir muhalefete bile tahammül edemiyor, gazetelerin genel yayın yönetmeni gibi başlıkların nasıl olmasına kadar kendince talimatlar yağdırıyordu.
Tayyip, başta Toprak Holding olmak üzere adamları vasıtasıyla insanların mallarına ve mülklerine yok fiyatına el koyuyor, devletin ve milletin fabrikalarından tutun, santrallerini, limanlarını ve her şeylerini yine bu fetvalara dayanarak yandaşlarının ve gizli kasalarının üzerine geçiriyordu.

Bakın, AKP'li yayınevinden çıkan Yahudi-Müslüman'ın bu konudaki verdiği fetva nasıldı:

"Bu nassa göre: Allah ve Resulü adına insanları yöneten ve şeriatın emirlerini yerine getiren hükümet, halkın ve devletin selameti böyle bir uygulamayı gerektirecek olursa, kişilerin hayatları ve malları dahil olmak üzere halkın sahip olduğu her şeye el koyabilir... "

AKP'li Ahmet Ertürk'ün başında olduğu TMSF, Halis Toprak'ın 153 milyon bedelli Toprak Center'ini 88 milyon lira'ya Ahmet Çalık'ın şirketine verirken hukuku mu uyguladı sanıyorsunuz?
Remzi Gür, iş adamı Halis Toprak'a ait olan ve devlete olan borcu gerekçe gösterilerek TMSF tarafından satışa sunulan 140 milyon ekspertiz raporu olan Aslanlı Köşk'ü 23.8 milyon liraya satın almıştı. Köşk satışının hile ile gerçekleştirildiğini öne süren Halis Toprak, TMSF tarafından işadamı Remzi Giir'e satılan İstinye'de-ki köşkün emsallerine göre çok düşük bir bedelle satıldığını söylemiş ve mahkeme tarafından değer tespiti yapılmasını istemişti. Ve Toprak mahkeme kararı ile haklı çıkmıştı.
Tayyip'in kerimesi Sümeyye'ye 20—25 bin dolar gönderen Remzi, bir anda 125 milyon dolarlık bir kârla köşkün sahibi olmuştu.
Remzi'ye bu kârlı alışverişi yaptıran, Tayyip ve AKP'nin dayanak noktası Avusturya Yahudisi'niıı fetvası değil miydi?
50 milyar dolarlık Tüpraş'ı 1,3 milyar liraya Yahudi ortaklıklı şirkete satarken amaçları neydi?
Ya da İsrailli Yahudi Sami Ofer'e değerinin yüzde birine sattıkları kamu malları!..
Satılan topraklar ve diğerleri!
Müslüman milleti, Kipa'sının üzerine sarık takan Yahudilerin fetvaları ile soydular.
PKK'nın sarık altına gizlenmişleri, 2. Cumhuriyetçiler ve Fetullahçılarla el ele vererek, Silahlı Kuvvetler ile Atatürkçülere Ergenekon tezgâhı kurdular...

Muhammed Esed, Müslümanların kuracakları devletin kıblesini şöyle tarif ediyordu:

"Eğer Müslümanlar bugün, devletleri için, Amerikan sistemi diye bilinen başkanlık sistemini benimseyecek olurlarsa; on dört asır önce dolaylı bir yolla Peygamberlerinin tavsiye etmiş olduğu bir esası gerçekleştirmiş olacaklardır. İdare şekillerinden birisini seçmekte kendilerine müsamaha ediliyorsa; ışığında yürümek için, böyle bir tavsiye Müslümanlara yeterlidir... "

İşte Tayyip dahil ülkemizdeki siyasal İslamcıların yol haritasının temelini bu görüşler oluşturuyordu. Siyasal İslamcıların kıblesi Mekke değil, ABD'de bulunan Beyaz Saray'dır.
Muhammed Esed ya da asıl adıyla Leopolde Weiss, bütün siyasal dincilerin kıblesinin neden Amerika olduğu konusuna net cevabı ve onların varacağı son durağı da göstererek veriyordu.

Fetullah Gülen'in Hac'da çekilmiş fotoğrafı yokken, Beyaz Saray'ı tavaf eden görüntüleri kitaplarını süslüyordu.
Tayyip, Ergenekon operasyonu dahil, attığı tüm adımlar için icazeti Amerika'dan alıyordu.
Tayyip, İstanbul Belediye Başkanı olunca ilk sözleri "Elhamdülillah şeriatçıyım" oluyordu.
'2002 seçimlerinden hemen önce artık demokrat ve laik olduğunu vurgulamak için;
"Ben gelişerek değiştim" diyor,

Başbakanlığının 4. yılında bombayı patlatıyordu:

"Ben hiçbir zaman değişmedim İslami fikirler değişmez."

Durum böyle ne yapalım. Biz yine devam edelim Müslüman-Yahudilere:

"Dinlerde Hakikat İslami Hareketler ve Modernlik" ile "İslam ve Hıristiyanlık" kitaplarının yazarı William Montgomery Watt, biraz daha insaflı davranmış, adını değiştirmeden Müslümanları Ulusalcılığın kötülüklerinden (!) korumaya çalışmıştı.
M.G.S. Hodgson da adında değişiklik yapmadan üç ciltten oluşan "İslam'ın Serüveni" adlı kitaplarını yine bu amaçta görüyorduk.
"İslam'ın Metafizik Boyutları" adlı kitabı ile ortaya çıkan Frithjof Schuon, "İslam ve Ezeli Hikmet", "İslam'ı Anlamak"
adlı kitapları ile sahada yer alıyor, "Tasavvuf' adlı kitabı ile de tasavvufa eriyordu. Eriyordu ama bir garip eriyordu.
Müslümanlar, İslam ahlakını Paul Tillich'dan öğreniyordu.
Peygamberimizin hayatını da Avusturya Yahudisi Annemarie Schimmel'den öğreniyorduk. Yine milliyetçiliğin ne denli tehlikeli bir akım olduğu hezeyanları ile Annemarie Schimmel, milliyetçiliğe saldırırken yine milliyetçilik düşmanı Muhammed İkbal'e sığınıyordu.

Okuyalım:

"İkbal için; münferit milliyetçi/ırkçı akımlar, yeni putlar anlamına geliyordu."

Schimmel ve İkbal, milliyetçiliği Put'a benzetmeye "Hz. Muhammed" adlı kitabın 261. sayfasında şöyle devam ediyordu:

"Öyle görünüyor ki İslâm, putları protesto etmektedir; peki vatanperestlik, ırkçılık puta tapmanın farklı ve rafine bir şekli değil
midir?"

Ulusalcılığın, bu gibi isimlerin önderliğinde ve desteğinde gelişen Tayyip'in ve AKP'nin döneminde Fetullahçıların da ayak oyunları ile Emniyet'in Eylül 2007 tarihli raporunda; devletin varlığı, anayasal rejimin devamı açısından tehlikeli akım sayılması tesadüf mü?

Hele Fetullah'ın "Ulusalcı dalga aşılacaktır" şeklindeki sözlerinin ardından Ergenekon tezgâhının sahneye konmasını tesadüf sayabilir miyiz?

Kaynakça
Kitap: Takunyalı Führer
Yazar: Ergün Poyraz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Amerikan Şeriatı

Mesajgönderen avşar » 20 May 2011, 15:51

Bu sarıklı kardinale inanlar kafir olduklarının bilincinde ve her türlü çıkar için kısa yoldan yahudi gücünü kullanarak bir yerlere gelmek için çabalayan zavallı cemaatçilerdir.Fetoş hocanın(neye göre kime göre hoca ise) anlattığı hikaye:D bir gün araba ile yolcculuk ediyorlarmış araç yoldan çıkmış tam fırat nehrine uçacakken aracı Hz.Hamza havada kucaklamış ve yola koymuş böylece muhterem fetoş ve arkadaşları ölümden kurtulmuş:D bunu anlatan birisi nasıl müslüman olabilir buna inananda olamaz müslüman akıllı olur,müslüman kayıtsız şartsız inanmaz yada tapmaz araştırır öğrenir.
Kullanıcı avatarı
avşar
Çavuş
Çavuş
 
Mesajlar: 75
Kayıt: 25 Nis 2011, 11:45

Re: Amerikan Şeriatı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 May 2011, 16:44

evet aynen katılıyorum
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Tayyip Erdoğan'ın Yolsuzlukları, Hainliği(ABD Uşaklığı) ve AKP Ekonomisinin İşleyiş Sistemi(Mafya-Gladyo-Tarikat Sistemi)

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 4 misafir