Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Fırdöndü

Burada Tayyip Erdoğan'ın Yolsuzlukları, Hainliği(ABD Uşaklığı) ve AKP Ekonomisinin İşleyiş Sistemi(Mafya-Gladyo-Tarikat Sistemi) hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Fırdöndü

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 May 2011, 19:20

Fırdöndü

Tayyip, gerek MSP Gençlik Kolları'nda gerekse Belediye Başkanlığı döneminde, Mehter takımının iki ileri bir geri tavrını kendine yakın gördüğünden olacak, hemen hemen her etkinlikte kullanıyordu.
Tayyip'in yanında olanlar "Rüzgâr Gülü" kavramının sanki onun için tanımlandığını hemen fark ederdi. Bir konuda; sabah başka, öğlen başka, akşam daha başka konuşma Tayyip'in en önemli özelliklerindendi. Sıkıyı gördü mü anında geri adım atardı.
Tayyip, Nisan 2009'un ilk haftasında iki önemli konuda geri adım atıyordu.
Nato Genel Sekreterliği'ne adaylığını koyan Danimarka Başbakanı Rasmussen'i istemiyordu. Çünkü Rasmussen hem karikatür krizinde İslam alemini kırmış, hem de Türkiye aleyhine yayın yapan bölücü örgüt televizyonunu kapattırmamıştı. Bu nedenle Nato Genel Sekreteri olamazdı...
Tayyip, direniyor gibi yaptı. Obama devreye girdi ve Tayyip onay verdi yani geri adım attı.
İkinci geri adım da 1 Mayıs konusunda geldi.
Çok değil 2008'de, 1 Mayıs'ın tatil edilmesine şiddetle karşı çıkmıştı.
"Bir günlük tatilin bedelinin 2 katrilyon lira olduğunu biliyor musunuz" demişti. Bu talepte bulunanlara...
Hatta 1 Mayıs'ın tatil olmasını isteyen işçiler, köylüler, memurlar kısacası kendini Başbakan yapan insanlar hakkında, "Ayakların başları yönettiği bir yerde kıyamet kopar" diyebiliyordu.

Ancak,
Tam bir yıl sonra... 1 Mayıs'ın tatil olmasını kendisi önerdi. Tayyip yine geri adım attı.

12 Nisan 2009 tarihli Vatan Gazetesi'nde Mustafa Mutlu, bakın Tayyip'in geri adımlarını nasıl aktarıyordu:

"Aslında geri adım atma onun genlerinde vardı:
2006'nın Aralık ayının sonlarıydı. Avrupa Birliği Liderler Zirvesi'nde Türkiye'yle tam üyelik görüşmelerinin başlaması ele almıyordu. Başbakan, Kıbrıs konusunda asla taviz vermiyor, "AB açılım yapmadan açılım yapmayız" diyordu.

Ama sonunda Rumlara bir liman ve bir havaalanı açma önerisini Brüksel'e iletti. Ne var ki Rumlar bu öneriyi reddetti.
Ama gerçek değişmedi.
Başbakan geri adım attı...
2006'nın sonlarıydı. Başbakan kafaya takmıştı; mademki Türk doktorları Doğu illerine gitmek istemiyordu; o zaman yasayı değiştirecek ve yabancı doktorların Türkiye'de çalışmalarına imkân sağlayacaktı. Yaptı da bu düzenlemeyi. Yasa, Cumhurbaşkanı Sezer'den döndü. Hükümet de düzenlemeden vazgeçti.

Erdoğan söylediği sözlerle kaldı.
Başbakan geri adım attı...
Başbakan 2007'nin Eylül ayı sonunda ABD'ye gitti. PKK'nın hain eylemlerine karşı Bush'dan destek arıyordu. Bir düşünce kuruluşunun düzenlediği toplantıda konuştu ve "PKK'nın elinde Amerikan topu ve tankı var" dedi.
ABD yönetiminden uyarı gelince, bir hafta sonra sözlerini "Bir yanlış anlama olmuş" diye değiştirdi.
Başbakan geri adım attı...
Hükümet tapu kanununda değişiklik yapan yasa tasarısıyla, yabancı yatırımcıların taşınmaz edinebilmesini sağlamak istiyordu. Ancak muhalefet bastırdı; hükümet düzenlemeden vazgeçti.
Başbakan geri adım attı...

2008'in bahar aylarında hükümet bu kez yerel yönetimlere kaynak yaratmak için eğlenceden konaklamaya, elektrik ve gaz kullanımından, sinemaya kadar hemen her harcamadan vergi alınmasını öngören bir yasa değişikliği hazırladı. Kaldırım taşından kanalizasyona kadar her hizmetten katkı payı alınmasını öngören bu düzenleme, kamuoyunda "Deli Dumrul Vergisi" olarak anılmaya başlandı. Gelen tepkiler üzerine hükümet düzenlemeden vazgeçti.
Başbakan geri adım attı...

Küresel kriz tüm ülkeler gibi Türkiye'yi de sarsmaya başlamıştı. Başbakan çıktı ve "Kriz bize teğet geçecek" dedi. Uzun süre de bu sözünün arkasında durdu. Ekonomik göstergelerin bozulması, yüzbinlerin işsiz kalması bile onu döndürmeye yetmedi. Ne zaman ki yerel seçimi kaybetti, "Son yüzyılın en önemli kriziyle karşı karşıyayız. Oylarımız bu yüzden azaldı" dedi.
Başbakan geri adım attı...

Peki; bu kadar çok geri adım atan Başbakan'ın, geri adım atmadığı bir konu yok mu?

Elbette var:

Üniversitelerde türban serbestisi...

Sırf bunun için MHP'yi de yanma alarak Anayasa'yı değiştirdi.

Konu Anayasa Mahkemesi'ne gidince, ülke gerildi; sivil toplum kuruluşları devreye girdi ve iktidara da muhalefete de çağrıda bulundu:

"Herkes bir adım geri adım atsın!"

Bu çağrının yapıldığı sırada Başbakan Bulgaristan'daydı.

Yanıtı oradan verdi:

"Ben neden geri adım atacakmışım? Siyasetçi geri adım atmaz, daima ileri gider!"

Böylesine kararlı (!) ve tutarlı (!) bir Başbakana sahip olduğumuz için ne kadar mutluyum bilemezsiniz!"
Gazeteci Mustafa Mutlu her ne kadar Tayyip'in sadece Türban konusunda geri adım atmadığını söylese de, aslında o her konuda paçası sıkıştığında geri adım atmıştı.

Tayyip, katıldığı Abant toplantısında "Başörtüsü bizim için önemli değil" demişti. Muhafazakâr kesimlerde bu sözleri kuşkuyla karşılanınca, Derya Sazak'la 6 Temmuz 2001 tarihinde yaptığı söyleşide tekrar türbana sarılmıştı.

Tayyip, 2009 bütçe görüşmelerinde farklı bir ses duyunca kızıyor, köpürüyor, her tarafını al basıyordu.

Aykırı bir fikir geliştirilince kulaklarını tıkıyor, duymak bile istemiyor, parlıyor, feryadı her tarafı sarıyordu:

"Fikrini kendine sakla. Sen ne anlarsın. Daha önündekini okumayı beceremiyorsun... "

Bunlarla da yetinmiyor, finali:

"Sana mı soracağım" şeklindeki sözleriyle yapıyordu.
Tayyip, paçası sıkışınca, ihanetten yargılanmasını gerektiren davranışlara girdi mi böyle davranmıyordu. Kendini dinleyip, "fikirlerini kendine saklayan" muhalefete bu defa da kızıyordu.

Örneğin; Kürt açılımında ihanetlerine muhalefeti de ortak etmeyi amaçlıyor, muhalefet bu davranışa ortak olmayınca veryansın ediyor:

"Böyle muhalefet olur mu?"

Diyor:

"Önerin nedir gel anlat"

Şeklinde konuşuyor:

"Düşünceni, çözüm yolunu söyle, katkıda bulun"

Diye adeta yalvarma ve yakarma pozisyonu alıyordu.
Kaldı ki, Tayyip her fırsatta düşüncelerini açıkça söyleyen insanları sevdiğini söylerdi, tabii kendisiyle aynı fikirdelerse. Aksi halde istikamet Silivri Cezaevi oluyordu.
Tayyip, yapılan bir iyiliği asla unutmazdı, ancak iyiliği kendi yaptıysa. Gerçi kimseye iyilik yaptığı görülmezdi.

Kendinden bir şey isteyenlerin isteklerinin yerine getirilmesi için kılını kıpırdatmaz ama şöyle derdi:

"İsteği gerçekleşirse sevincine, gerçekleşmezse üzüntüsüne ortak ol."

Yine konuyu dağıttık, Hadi gelin Tayyip'in dünden bugüne aklımıza gelen geri adımlarını izlemeye devam edelim:

Nisan 2009'da kredi kartı mağdurları hakkında 'Bunlar dürüst değil' diyordu. Aradan iki ay bile geçmeden bu defa da kredi kartı faizleri nedeniyle bunalan insanlar için "Mağdur" tanımlaması yapıyor ve kredi kartı affı için düğmeye basıyordu.
Mart 2010'da ABD Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyonu'nda sözde Ermeni soykırım tasarısı kabul edilince, Büyükelçi'yi geri çağıran Tayyip, Amerika'ya gitmeyeceğini de açıklıyor, planlanan ziyaretini iptal ettiğini duyuruyordu.

2 Nisan 2010 tarihli Yeniçağ Gazetesi'nde Sebahattin Önkibar "Ne değişti de ABD'ye gideceksin Tayyip Bey" başlığı altında, Tayyip'in bir geri adımına daha yer veriyordu:

"Yandaş medya'nın Amiral gemisinde bir haber:
'Başbakan Erdoğan ABD'ye gidiyor.'
Konuyu araştırıyorum.
Hükümet cenahı mahçup bir suskunluk içinde çünkü Tayyip Bey'in birkaç gün önce kameraların önünde ettiği "gitmeyeceğim" sözünün altında eziliyorlar.
İktidar susuyor ama büyükelçimiz Namık Tan dönüş için hazırlıklara başlamış bile...
En önemlisi başbakanlığa ait koruma ordusundan bir gruba ABD uçağında yer ayrılmış.
Evet, işaretler Tayyip Bey'in Washington'a gideceği yönünde.
Peki, ne oldu da Erdoğan kendi kendini yalanlar durumuna düşüyor!
Yapılacak toplantının rutin olduğunu bizzat Tayyip Erdoğan söylemedi mi?
O zaman bu tutum değişikliği niçin?
Hem Tayyip Bey değil miydi, Ermeni tasarısı kabul edilince esip gürleyen ve rest çeken?
O değil miydi bakanı Zafer Çağlayan'ın ABD gezisini iptal ettiren?

O değil miydi Türk-Amerikan Konseyi'nin yıllık toplantılarına bir bakanını bile göndermeyen?
O değil miydi TÜSİAD'a bile gitmeyin telkininde bulunan?
Şimdi neden kendisi yola çıkma hazırlıklarını yapıyor?

Olan şudur efendim:

Hillary Clinton, Ahmet Davutoğlu'nu arayarak Erdoğan'ın mutlaka gelmesini rica etmemiş, talep etmiş!
Diyeceksiniz ki bildiğimiz Tayyip Bey böyle bir emrivakiye boyun eğmez!
Maalesef göstergeler eğeceği yönündedir!

Göreceksiniz son gün, devlet yönetimi duygusallığı kaldırmaz gibi bir laf edilecek ve gidilecektir!
Öyle, çünkü Tayyip Erdoğan'ın ABD ile çatışma ve karşı karşıya gelme lüksü yoktur!
Deliğe süpürülmekten korkan Erdoğan, son aylarda aleyhine dönen ABD kamuoyunda durumunu daha da zora sokmayacak ve gidecektir.
Diyeceksiniz ki ya Türkiye'nin Ermeni davası kararlılığı, imajı ve inandırıcılığı?
Bakın Tayyip Bey'in derdi önce kendi ikbali ve iktidarının devamıdır! Dolayısı ile ondan o tür öncelikler beklenmemelidir."
Ve Önkibar'ın yazısının mürekkebi kurumadan, Tayyip ABD'ye gideceğini açıkladı...
Veee her zamanki gibi,
Yine geri adım attı.

Kaynakça
Kitap: Takunyalı Führer
Yazar: Ergün Poyraz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Tayyip Erdoğan'ın Yolsuzlukları, Hainliği(ABD Uşaklığı) ve AKP Ekonomisinin İşleyiş Sistemi(Mafya-Gladyo-Tarikat Sistemi)

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 5 misafir