Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Aldatılan Müslümanlar

Burada Tayyip Erdoğan'ın Yolsuzlukları, Hainliği(ABD Uşaklığı) ve AKP Ekonomisinin İşleyiş Sistemi(Mafya-Gladyo-Tarikat Sistemi) hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Aldatılan Müslümanlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 May 2011, 18:56

Aldatılan Müslümanlar

Tayyip'in basından sorumlu Başdanışmanı Akif Beki kitabının "sayfa V. Sunuş" bölümünde "kehanet" ya da gelecekten haber verme amacını taşımadıklarını söylüyor, ancak Tayyip'i Mehdi yapıyor ve kurtarıcı tahtına oturtuyordu. "Gaybı Allah'tan başka kimse bilemez" şeklindeki temel İslam inancına aykırı bir şekilde İslam'ın nefretle andığı bir uygulamaya girişiyorlar ve gelecekten haber vererek kehanette bulunuyorlardı.

Sadece bu kadar mı?
Olur mu?
Tayyip'in onayından geçen ve Akif Beki'ye danışmanlık kazandıran kitapta, tüm devrimler gibi harf devrimi de yerden yere vuruluyordu.

Okuyalım:

"En başından bir konuyu açıklığa kavuşturalım: Bu çalışmanın amacı elbette 'kehanet' ya da 'gelecekten haber vermek' değil. Ama başlıkta yer alan "Erdoğan'ın harfleri" ifadesi de, popülist bir aldatmaca unsuru olarak, okura tuzak kurmak amacıyla oraya konmadı. Tayyip Erdoğan adı etrafındaki tartışmalar dönüp dolaşıp 'zihniyet dönüşümü' ve 'niyet sorgulaması' noktasında düğümleniyor. Aslında daha derinlerde Tayyip Erdoğan üzerinden 'İslamcı ideallerin sahiden terk edilip edilmediği' tartışılıyor.

Hala Müslüman kalarak bu yönde değişmek ya da dönüşmek mümkün mü? Tartışmanın her iki tarafı açısından da yanıtı aranan temel soru işte bu. Eğer doğruysa, doğduğu günden bu yana Ortodoks İslam yorumu çizgisinde yaşanan en derin kırılmaya tanık oluyoruz demektir. Ve Tayyip Erdoğan, bu kırılmayı temsil eden en önemli fenomen olarak karşımızda duruyor. Dahası, bu tarihi kırılmanın baş aktörü olarak, eskiyle yeni arasında tam orta noktada duruyor ve simgelediği geçiş dönemi tipolojisiyle, geçmişten geleceğe Müslüman dünya görüşündeki değişimin yasalarını kendi üzerinde görmemizi sağlıyor. Zaten bu çalışma da, Erdoğan'ın zihin serüvenini konu alıyor. Erdoğan, özelinde Müslüman zihnin mental süreçleri ve dünya gerçekliğini algılama biçimlerinde ortaya çıkan yeni modelin izini sürüyor. Bunu da, dil-zihin ilişkisinden hareketle yapıyor.

...Bu açıdan bakıldığında, Tayyip Erdoğan'ın zihin serüvenini biyolojik yaşından 26 yıl önce, 1928 harf devrimiyle başlatmak gerekiyor. Bir gecede medrese hocaları dahil Osmanlı bakiyyesi Türk toplumu okur yazar olma vasfını kaybetti, yazı öncesi döneme geri döndü. Arap alfabesinin 28 harfiyle, ses, sözcük ve gramer mantığıyla yoğrulan Müslüman zihinler, bir sabah kalktıklarında Latin alfabesinin saldırısıyla karşılaştılar. Sadece yeni bir yazı sistemi değil, zihnin süreçlerine nüfuz edecek olan yeni bir mantıktı bu. Her iki alfabe ve etkileşimleri asgariye indirilen dil (Türkçe ile Arapça) arasında yapılacak linguistik bir karşılaştırma, zihinsel dönüşümün ipuçlarını ortaya çıkarıyor. Bu çalışmada ayrıca, Erdoğan'ın konuşma dilinde bunun nasıl tezahür ettiğine de bakıyoruz..."

Kaynakça
Kitap: Takunyalı Führer
Yazar: Ergün Poyraz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Aldatılan Müslümanlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 May 2011, 18:59

Kutsal Şifreler

Akif Beki'nin kitabının en önemli bölümü, "Alfabenin harfleri kutsal şifreler mi" başlığı altında veriliyordu.
Bu bölümde Beki ağızlarda saklanan baklayı çıkarıyor, İslam maskesi takan siyasal dincilerin gerçek yüzüne farkında olmadan projektör vuruyordu.
Akif Beki, Yahudi inancının temelini "Ak ateş üzerine kara ateşle yazılmak" sözleri ile açıklıyordu. Böylece AKP'nin başında yer alan "Ak" kelimesinin kaynağını da farkında olmadan ifşa ediyordu.

Oysa,
Saf Müslümanlar "Ak" derken, Akıncıların kısaltılmışı zannediyor, bu düşünceyle bu Parti'ye sahip çıkıyorlardı.
Ancak;
Üstadlarının izinden giden çırakları Parti'nin başına getirdikleri "Ak" sözcüğü ile gerçek inanç ve dinlerini gizlemiş, Müslüman ve İslam maskesine bürünmüşlerdi.
Öyle olmasa Yahudilere kucak dolusu küfreden bu insanlara kucak açarlar mıydı?

Tayyip'in Basın Sözcülüğü'nü de yapan Beki'nin kitabının 4. sayfasında şu görüşlere de yer veriliyordu:

"Kökleri eski Mısır'a giden bu inanış, daha sonra Yahudilikte Kabala olarak yeniden ortaya çıktı. Kabala aslında kutsal metin yorum geleneğine verilen ad. Eski Ahit'in ilk beş kitabı Tora metinlerinin yorum geleneğine Kabala, bu geleneğe mensup Yahudi bilginlerine de Kabalist (kabalacı) diyoruz. Eski Mısır'dan etkilenen Yahudi bilginleri, zamanla hiyeroglif yazılarına yüklenen anlamı İbrani alfabesine taşıdı. Kabalacı inanışına göre, Tanrı ilk insan Adem'le İbranice konuşmuştu ve İbrani alfabesinin 22 harfi Tanrı'nın evreni yaratırken kullandığı enstrümanlardı. Bütün bir varlık, Tanrı'nın kelimeleri olarak, bu harflerin kombinezonlarından oluşuyordu. İnsanlığın kader planı, bu harfler kullanılarak ak ateş üstüne kara ateşle yazılmıştı. Ama Tanrı henüz bu plana son şeklini vermeden, yani harflerin nihai dizilişini tamamlayamadan ilk günah işlendi. Ve insanlığın yeryüzü macerası, kader planı son şeklini almadan başladı... "

Yeşil Kuşak Teorisi'nin devamı olup, önderliğini Fetullah Gülen ve Tayyip'in yaptığı Ilımlı İslam ile Yahudi ve İslam inancı çorba haline getiriliyordu.
Müslüman kimliğine bürünen Nakşîler ve Fetullahçılar Yahudi inancı ile İslam'ı birbiriyle harmanlayarak, sapık bir akım olan Ilımlı İslam ya da Protestan İslam adıyla yeni bir din oluşturmak istiyorlardı. Bu uğurda Allah'ın isimlerini Tayyip'e yüklemekten bile çekinmiyorlardı. Ve bu cüretlerini büyücülük ve falcılığı da maskeledikleri uydurma inançlarında gösteriyorlardı.

Sözü yine Tayyip'in Danışmanı'na bırakalım:

"Kabalacı bilginler, sayısal değerlerini kullanarak ya da harfleri farklı kombinezonlar halinde sıralayarak kutsal metnin aslında gizli tanrı planını, insanlık ve tek tek insanlar için öngörülen geleceğin şifrelerini aramaya başladılar. Aranan aslında "Ebedi Tora" yani "Unutulan tanrı diliydi", o bulunduğunda sözcükler sihirli bir güce dönüşecekti nesneler üzerinde. Ve o dili bulan Kabalacılar, tanrısal bir sese kavuşacak, eşyaya ve kendi kaderlerine hükmedecek-lerdi. Endülüs Yahudilerinden Abraham Abulafia'nın 13. Yüzyıl'da ürettiği "Adlar kabalası" bunun en ileri örneğini oluşturuyor. Bu yüzden kara kabala olarak da bilinir. Aynı dönemde Adlar Kabalası'nın etkisinde kalan Hıristiyan mistik Ramon Lull, kilise kabalasına yeniden şekil verirken, Hıristiyan dünyasında 'Kara Büyü' tartışmalarının da fitilini ateşlemiş oldu.

Aynı inanış İslam'da Hurufilik ya da harfler ilmi adıyla karşımıza çıkıyor.
Akımın, İslam tarihindeki en önemli temsilcisi Muhyiddin İbn Arabî. Yaşam öyküsünü kısmen 13. yüzyılda ve Endülüs'te Kabalacı Üstad Abulafia'yla kesişen ünlü mistik, harfleri ontolojik hiyerarşiye göre sıralayan isim oldu. Onun harfler çizelgesi, türünün belki de tek örneği Arap alfabesinin 28 harfine tek tek anlamlar yükledi. Hem tek tek bireylerin hem de bir bütün olarak insanlığın evrensel kaderi üzerindeki etkilerini yorumladı. Çizelgede, her bir harf için bir varlık mertebesi öngörüyordu.

Her bir mertebeyi de astrolojide olduğu gibi bir burç yıldızı ya da dört unsurdan (su, ateş, hava, toprak) biriyle ilişkilendiriyordu. İbn Arabî'ye göre, bu mertebelerin her birine esma-ül hüsna olarak bilinen 99 ilahi isimden biri hâkimdi ve yine her bir mertebenin özelliklerini temsil eden bir peygamber vardı.

İbn Arabî'nin harfler çizelgesinden yararlanabilmek için, astroloji yöntemiyle önce kişinin burcu belirleniyor. Daha sonra burç yıldızının harfler hiyerarşisindeki yeri bulunuyor ve o mertebenin harf ilahi ismi, peygamberi, göklerdeki menzili, yaradılış günü okunabiliyor.
Söz konusu şahsın yaşamında hangi ilahi ismin daha baskın olduğu, hangi peygamberin soyundan geldiği (yani karakteristik özelliklerini taşıdığı ve yaşam öyküsüyle kendi kaderi arasında paralellik kurulabileceği) gibi verilere bu şekilde ulaşılabiliyor. Bu arada, harflerin sayısal değerlerinin neye işaret ettiği yorumlanabiliyor ve yaradılış takvimine göre ilgili burcun günü görülebiliyor.

Buna göre, Recep Tayyip Erdoğan'ın harfler hiyerarşisindeki durumu şöyle:

Yıldızı müşteri harfi dad. Harfler hiyerarşisinde bu mertebeye tekabül eden ilahi isim, Alim. Bu mertebenin peygamberiyse Musa... Günü Perşembe, yaradılışın beşinci günü, göklerde ikinci kat.

Madeni ise su, harflerden sin. Bu mertebede tecelli eden ilahi isimse, Muhyi."

Kitabın 14. sayfasında:

Tayyip'in Yahudi inancı ve sapkın İslam anlayışının ortaklaşa oluşturduğu fal sistemine göre 68 yaşında çok önemli bir badire atlatacağı, yaşamını değiştirecek bir olayla karşılaşacağı söyleniyordu. Yine bu fal sistemine göre Tayyip'in en iyi gününün "Perşembe" olduğu yorumuna varılıyor, önemli kararlarını bu günde alması tavsiye ediliyordu.
Tayyip de bu fala inandığından olacak, Genelkurmay Başkanları dahil bir çok kimseyle bu günde görüşüyordu.

Yine kitabın 14. sayfasında kehanetlerde bulunulmaya devam ediliyor, "şerler hayra dönüşüyor" başlığı altında şunlar anlatılıyordu:

"Ve Tayyip Erdoğan'ın harfler hiyerarşisindeki peygamberi. Erdoğan, İbn Arabi'nin çizelgesine göre Musa peygamber soyundan geliyor. Yani, hem Musa peygamberin karakteristik özeliklerini taşıyor hem de hayatı bu peygamberin yaşam öyküsüyle paralellik gösteriyordu."

Tayyip'in danışmanının açıklamalarına devam edelim:

"Musa peygamber, halkını özgürleştiren bir lider... Hayatı, tevafuklarla örülü... Hikmetini sonradan anlayacağı badireler atlatır. Peygamberlik yolculuğu, bir kavgayı ayırmaya çalışırken kazara işlediği cinayetle başlar. Kaçar Mısır'dan, sürgüne gider ve bu yolculuk sırasında başka bir peygamberle (Medyen'de Şuayb peygamberle) tanışır, onun terbiyesinden geçer, olgunlaşır ve yurduna seçilmiş bir peygamber olarak geri döner.
Kutsal metinlerde anlatılan kıssaya göre, müneccimlerin kehaneti Firavun'u korkutur. İçlerinden biri tahtına son verecek diye o gün doğan İsrailoğullarının tüm erkek çocukları için ölüm emri verir. Ve Musa o gün doğar. Olaylar gelişir. Musa, Firavun'un sarayında büyür. Kehanet sonunda kendini gerçekleştirir ve Musa, mucizeler dolu asasıyla bir gün Firavun'un karşısına peygamber olarak çıkar... "
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Aldatılan Müslümanlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 May 2011, 19:01

Erbakan, Firavun, Tayyip ve Musa

Akif Beki ana hatlarıyla Musa Peygamber'in kıssası böyle nakledilir diyor ve ardından Tayyip'le Musa Peygamber arasında paralellik kurmak için Musa nasıl Firavun'un yanında yetiştiyse Tayyip de Erbakan'ın yanında yetişti diyerek, Erbakan' ı Firavun'a Tayyip'i de Musa'ya benzetiyordu.

Tayyip'in bir dönem basın Başdanışmanı olan Akif Beki, Musa Peygamber ile Tayyip arasında bakın nasıl benzerlikler kuruyor:

"Bir Hurufi için Tayyip Erdoğan'ın yaşam öyküsüyle bu kıssa arasında paralellik kurmaksa hiç de zor görünmüyor.

İşte Tayyip'in serüveni:

"Cumhuriyet tarihinin en önemli şahsiyetlerinden birinin, Necmettin Erbakan'ın yanında yetişiyor."
Onu liderliğe götüren süreç, kazara işlediği bir suç, iyi niyetle okuduğu bir şiirle başlıyor. Sürgüne değil ama cezaevine gidiyor, halkın umudu olarak geri geliyor."

Beki, Tayyip'in "kurtarıcı" olmasını da şöyle anlatıyordu:

"Erdoğan iktidara geliyor. Ama onu son umut ve kurtarıcı olarak gören halkının oylarıyla... "

Akif Beki, Tayyip ile Musa Peygamber'in yaşamlarındaki en inanılmaz benzerlik masallarını da anlatıyor ve şöyle devam ediyordu:

"Ve Musa peygamberle Tayyip Erdoğan'ın yaşamındaki en inanılmaz paralellik tam da bu noktada ortaya çıkıyor. Tayyip Erdoğan iktidarını Abdullah Gül'le, en az 30 yıllık bir geçmişe dayanan yol arkadaşlığıyla paylaşıyor... "

Burada Akif Beki'ye soralım:

Peki diğer 30 yıllık yol arkadaşı olan Arınç bu efsanede ne yana düşüyor?

Akif bu sorunun yanıtını tabii ki veremiyor, hemen bir ters manevra ile "Hemen burada İbn Arabi'nin Musa peygamberle ilgili yorumuna değinmek gerekiyor" diyor ve şöyle devam ediyordu:

"Çünkü içinde, Tayyip Erdoğan'ın Abdullah Gül'le ilişkileri konusunda çok çarpıcı bir ipucu barındırıyor bu yorum.

İbn Arabî, önce Musa peygamberle kardeşi Harun'un arasını açan olayı ve İsrailoğullarının gözü önünde Musa peygamberin aceleci davranarak, aslını araştırmadan suçladığı kardeşi Harun'u nasıl küçük düşürdüğünü hatırlatıyor. Sonra da, sabırlı davranırsa, Musa peygamberin aceleci davranarak, aslını araştırmadan İsrailoğullarının sapkınlığında kardeşi Harun'un suçsuz olduğunu göreceğini söylüyor.
Bu yorumdan yola çıkan bir Hurufi, Tayyip Erdoğan'la Abdullah Gül'ün de aralarındaki iktidar paylaşımında benzer sorunlar yaşayabileceklerini söyleyip, Erdoğan'a fitneciler karşısında sabır tavsiye edebilir.

Son olarak, Tayyip Erdoğan'ın varlık mertebesinde tecelli eden ilahi isimler ve anlamlan şöyle:

Alim, gizli ve açık her şeyi bilen anlamına geliyor. Muhyi ismiyse, dirilten hayat veren anlamında.
Bu isimler, Tayyip Erdoğan üzerinde bilgiye ve öğrenmeye merak ve etkileyici duygulan harekete geçiren hitabet özelliği şeklinde tecelli edebilir.
En azından bir Hurifinin yorumu böyle olurdu."

Tayyip'in baş danışmam Akif, "Türkçe ve Arapça'ya karşı Erdoğan nece konuşuyor" şeklinde bir soru soruyor ve akla mantığa uymayan sayfalarca açıklama sonunda, her iki dilin mübalağalı yanları başta olmak üzere her iki dilden bir sentez yarattığı gibi bir sonuca ulaşıyordu.
Akif Beki'nin öve öve bitiremediği Hurifilik; Yahudi kabalasının içine bir parça Hıristiyanlık katılmış ve bu şekilde İslami fala dönüşmüş şekliydi.

Bu nasıl Müslümanlık

20 Haziran 2009 tarihli Şeriatçı Vakit Gazetesi'nin arşiv sayfasında "Abdullah Birisi" kod adlı Yılmaz Yalçıner'in gazete haberlerinden yorumlar yaptığı bölümde, Süleyman Demirel'in korumasının şapkasını taşıması şu sözlerle eleştiriliyordu:

"Şapkayı taşıttı.
Devletin tahsis ettiği koruma görevlisi, Çoban Sülü'nün fötr şapkasını taşıyor, rezalete bakar mısınız?
Bu adama koruma falan haram!.."

Ancak:

Müslümanların gazetesi olduğu iddia edilen gazete; 21.12.2007 tarihinde Yeniçağ Gazetesi'nde yer alan Adalet eski Bakanı M. Ali Şahin'in korumasının pis kokulu ayakkabılarını eline alarak cami kapısında ayakkabı nöbeti tutması haberini görüp alıntılamıyor, bu konuda helal haram kavramlarını es geçiyorlardı.
22.08.2009 tarihli Sözcü Gazetesi'nde Tayyip'in İstanbul Valisi Muammer Güler ile Cuma namazına gittiği, namazını kılarken ayakkabılarını korumalarına teslim ettiği, devletin polisinin de Tayyip'in ve Vali Muammer Güler'in kötü kokan ayakkabıları elinde kapıda nöbet tuttuğunu fotoğraflarıyla yayınlıyordu.

Gazetedeki haber şu şekildeydi:

"Başbakan Erdoğan, Cuma'yı Dolmabahçe'deki Bezm-i Alem Valide Sultan Camii'nde, Vali Muammer Güler ile kıldı. Cami çıkışında bir koruma, elinde iki çift ayakkabıyla kapıda bekledi."

Şapka Müslümanları, 21 Kasım 2009 tarihli Hürriyet Gazetesi'nde yer alan "Ayakkabı için özel çanta" başlıklı haberi de görmüyorlardı. Haberde, Tayyip'in Cuma namazını AKP Genel Merkezi karşısında bulunan Başyazıcıoğlu Camii'nde kıldığı, Tayyip'in korumalarının taşıdığı çantanın dikkat çektiği belirtiliyordu.

Tayyip, o gün herkes gibi camiye girerken ayakkabılarını çıkarıyordu. Herkes gibi ayakkabılarını çıkaran Tayyip bundan sonra herkesten ayrılıyordu. İnsanlar ayakkabılarını caminin ayakkabılığına bırakırken O korumalara veriyor, onlar da Tayyip'in pis ayakkabılarını önce naylon poşete sarıyor, ardından yanlarında getirdikleri bir çantaya koyuyorlardı.

Cumhurbaşkanı Demirel'in şapkasını sıkışık bir durumda 1 dakika elinde tuttu diye ortalığı ayağa kaldıran ve "Devletin tahsis ettiği koruma görevlisi, Çoban Sülü'nün fötr şapkasını taşıyor, rezalete bakar mısınız?

Bu adama koruma falan haram!" şeklinde yırtınan Siyasal İslamcılar Tayyip'in, M. Ali Şahin'in ve Vali Muammer Güler'in pis ayakkabılarını ellerinde taşıyan devletin tahsis ettiği korumaların ızdırabını görmezlikten geliyorlardı.

Görmezden geldikleri sadece bu kadar mı?
Olur mu?
Tayyip'in korumalarının Tayyip'in paltosunu, çantalarını taşımalarını da görmezlikten geliyorlardı.
Başka?

Bülent Arınç'ın korumalarının ayağına galoş giydirmesi karşısında bile körleri oynuyorlardı.
Ne yazık ki, şeriatçı Müslümanlardan olduğunu sürekli ilan edenler, bu haberlerde de helal ve haram kavramlarını unutuyorlar, bu rezillikler karşısında kör kesiliyorlardı.

Şapka tutan korumaya acıyan sözde Müslümanlar, pis ayakkabı tutan korumalara ise ayakkabıların sahibinin kendilerinden olması nedeniyle merhamet etmiyorlar, böylece Müslümanlıklarının samimiyeti konusunda çok net ipuçları veriyorlardı.
Dinci gazeteler, sabah akşam sövdükleri Nazım Hikmet için Meclis Başkanı M. Ali Şahin'in Moskova'lara kadar gidip mezarı başında fatiha okumasını da, imanlarının bir gereği sayıyorlar görmezden geliyorlardı.

M. Ali Şahin, "Beni Stalin yarattı" diyen Nazım'a Fatiha okurken, "Yarabbi mi" dedi yoksa "Ya Stalin" mi?
Tövbe tövbe!
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Tayyip Erdoğan'ın Yolsuzlukları, Hainliği(ABD Uşaklığı) ve AKP Ekonomisinin İşleyiş Sistemi(Mafya-Gladyo-Tarikat Sistemi)

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir