Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Takunyalı Hitler

Burada Tayyip Erdoğan'ın Yolsuzlukları, Hainliği(ABD Uşaklığı) ve AKP Ekonomisinin İşleyiş Sistemi(Mafya-Gladyo-Tarikat Sistemi) hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Takunyalı Hitler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 May 2011, 18:07

Takunyalı Hitler

Almanya'da Weimar Cumhuriyeti'ni kim yıktı: Adolf Hitler.

Hitler'in kurduğu Cumhuriyetin adı neydi: Demokratik Cumhuriyet.

Hitler'in parlamento darbesiyle kurduğu bu cumhuriyetin silah gücü neydi: Polisler.

Hitler'in diktatör olmak istediğini anlamayıp ona "Yetki kanunu" veren kimlerdi: Merkez sağ partiler.

Hitler'i diktatör yapacak yasalara ve uygulamalara mecliste karşı çıkan kimdi?

88 Sosyal Demokrat Milletvekili.

Hitler'in arkasındaki meclis gücü neydi: 441 milletvekili.

Hitler'e karşı çıkan basının ve muhalefetin başına ne geldi: Hepsi cezaevine tıkıldı.

Hitler'in Reichstag yangını gibi provokasyonlarla kandırıp ele geçirdiği son kurum hangisiydi: Alman Ordusu.

25.05.2008 tarihinde Hürriyet Gazetesi'nden Rahmi Turan; Yılmaz Dağdeviren ve Saim Yazgan tarafından kendisine gönderilen iletide tarihin en kifayetsiz bir liderinin tanımını yapıyordu.

Okuyalım:

"Bu adam yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Bu adam ilköğretim çağında zorunlu dini eğitimi alır.
Bu adamın aile kökeni, kimsenin çözemeyeceği kadar karanlıktır.
Bu adamın ailesinde daima gizlenen bir başka dine düşmanlık vardır.
Bu adam, gençliğinde ve ileri yaşında karşıtlarına argo ile yanıt veren küfürbaz ve külhanbeyi tavırlı bir kişidir.
Bu adam, devlet yönetimi konusunda cahil ama baskıcı ve şantajcıdır.
Bu adam, kendi ana dilini doğru dürüst konuşamadığı gibi yabancı bir dil de öğrenmek istememiştir.
Bu adam, kendi ülkesinde alt ve üst kimlikler bulunduğuna inanır.
Bu adamın kendi devleti ve ordusuyla derin sorunları vardır.
Bu adam, hem özel hayatında hem de siyasi faaliyetlerinde daima mağduru oynamıştır.
Bu adam, gençliğinde çok yoksulluk çektiğini öne sürerek, sürekli şekilde para kazanma hırsı yaşamıştır.
Bu adamın cinsel sapmaları olduğu veya cinsel sorunlar yaşadığı anlaşılmıştır.
Bu adamın epilepsi (sara) hastalığına düçar olduğu ve zaman zaman "fit" diye bilinen buhranlar geçirdiği hep gizlenmiştir.
Bu adamı gizli bir örgüt, ülkesinde lider yapmaya karar ver-miştir.
Bu adam Başbakan olunca, cumhurbaşkanını halkın seçmesini istemiş ve kendisinin cumhurbaşkanı yapılmasını dilemiştir.
Bu adamı iktidara getiren gizli örgüt, onu kullanarak ülke-sinde devleti çökertmiş ve vatanı böldürerek işgale uğratmıştır.
Bu adam tarihin tanıdığı "En kifayetsiz muhteris" liderdir.
İşte size pazar bilmecesi...
Bu adamı tanıdınız mı?

Düşünün ama kimseye benzetmeye çalışmayın... Bu adam Adolf Hitler'dir."

Rahmi Turan, "bu adamı kimseye benzetmeye çalışmayın" dese de, valla ben birine çok benzettim.
Ya siz?
Tayyip, çocukluğunda Kasımpaşa'daki komşu bahçeden dut çalarken yakalanıp dayak yediğini, Başbakan olmadan önce gazeteci Can Dündar'a anlatıyordu.

Dündar, Tayyip'in Başbakan olduktan sonraki tavırları karşısında şöyle konuşuyordu:

"O zamanlar dayak yiyen çocukların dilini konuşuyordu. Şimdi dut ağacı sahibinin dayakçı dilinden konuşmaya başlaması talihsizlik."

Tayyip, 23 Nisan 2010'da koltuğuna oturttuğu çocuğa ülke yönetimini nasıl gerçekleştirdiğini özetliyordu:

"Artık Başbakansın ister asarsın ister kesersin."

Tayyip'in Başbakanlık'tan anladığı buydu:

"Canının istediğini asmak, canının istemediğini kesmek. Devlet hazinesine istediği gibi konmak."

Kasım 2009'un sonlarında Tayyip'in, "Gazetelerin köşe yazarları ne kadar az yazarlarsa, ülke o kadar huzur bulur" şeklindeki sözleri, Hitler'in kendi basını, dünya basını ve özellikle Tiik basını üzerinde kurmak istediği hegemonyayı hatırlatıyor, böylece kendisinin de diktatör olma hevesi sonucu aldığı mesafeyi biraz daha ilerletmeye çalıştığı görülüyordu.

Tayyip, konuşmasına şöyle devam ediyordu:

"Geçmişte bir köşe yazarı haftada bir ya da iki yazı yazardı. Ama şimdi bunlar her günü bırak, yarım saatte bir köşe yazısı yazabiliyor. Bunlar kendilerinin söyledikleri. Şimdi ise yarım saatte anında sipariş hemen bir yazı. Bu hale geldi. Bunların yaptıkları tahrikten başka bir şey değildir. Bunlar barış, millet ve devlet düşmanlarıdır... "

Tayyip'in incileri bu kadar mı? Olur mu?

Tayyip bu, bu kadarla yetinir mi, gazetelerin yayın yönetmenleri gibi nasıl manşet atmalarından tutun, hangi konularda haber yapacaklarına kadar kendince talimatlar yağdırıyordu. Tayyip basından kendisinin, partisinin, ailesinin ve partililerin yolsuzlukları, hataları ve benzeri eylemleri konusunda en ufak bir eleştiri bile yazmalarına tahammül edemeyeceklerini açık açık deklare ediyordu.

Kaynakça
Kitap: Takunyalı Führer
Yazar: Ergün Poyraz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Takunyalı Hitler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 May 2011, 18:10

Tayyip'in feryatları

26 Şubat 2010 tarihinde AKP Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısında konuşan Tayyip, medya patronlarına "Köşe yazarlarına hakim ol" uyarısı yapıyor ve şöyle konuşuyordu:

"O gazetelerin patronlarına sesleniyorum. 'Ne yapayım köşe yazarı, hakim olamıyorum' diyemezsin. 'Sen bunun sorumlususun arkadaş' diyeceksin. Niye, çünkü bu ülkeyi germeye, bu ülkede ekonomiyi germeye kimsenin hakkı yok. Buna müsaade edemeyiz. Çünkü bir anda dengelerin ekonomik olarak ne hale geldiği ortaya çıkıyor. Köşende yazı yazanın maaşını sen veriyorsun. Yarın feryat etmeye geldiğin zaman da feryat etmeye hakkın yok. Bir taraftan geleceksin hükümete vuracaksın. 'Niye ücretler böyle diyeceksin.' Öbür taraftan ekonominin çökmesi için köşe yazarlarınla her şeyinle elinden geleni yapacaksın... "

Tayyip, köşe yazarları kendisine tepki gösterince her zaman yaptığını yapıyor, "Yanlış anlaşıldım, ben yazarları kovun demedim. Bugüne kadar da hiçbir yazarı kovdurmadım" şeklinde konuşuyordu.

Tayyip'e çok geçmeden ilk cevap Yeniçağ Gazetesi Yazarı Sebahattin Önkibar'dan geliyordu. Önkibar, Tayyip'in sözlerini şu başlıkla çürütüyordu;
"İşte tanıklar, Beni Akşam'dan sen kovdurdun Tayyip bey!"
Önkibar, Tayyip'in kendisini gazeteden kovdurması olayının tanıkları olarak, AKP'li Sanayi eski Bakanı Ali Coşkun ile yine Gazete'nin Ankara Temsilcisi İsmail Küçükkaya'yı gösteriyordu. Bu gelişmelerin karşısında Tayyip'in sesi soluğu kesiliyordu.

Tayyip, ekonomiyi yönetmedeki beceriksizliklerini ve zengini daha zengin, fakiri daha fakir eden uygulamaları sonucu düştükleri acizliklerin acısını köşe yazarlarından çıkarmak, suçu onların üzerine atmak ve dikensiz bir gül bahçesi yaratmak üzere diktatörlüklerde bile olmayan tavırlara giriyor, yolsuzluklarını kaleme alan köşe yazarlarının işlerinden çıkarılmasını istiyor ve hezeyanlarına şöyle devam ediyordu:

"Herkes çizgisini iyi bilmeli. O insanlara da o kalemleri teslim edenler der ki 'kusura bakma kardeşim bizim dükkânda sana yer yok.' Çünkü herkes vitrinine layık olanı koyar.

Radikal Gazetesi'nden Türker Alkan, Tayyip'in bu konuşmasına şöyle tepki gösteriyordu:

"Henüz diktatör değil, bir de diktatör olsa neler yapmaz köşe yazarlarına! Ama bu sözleri Erdoğan'ın diktatörlük potansiyelini gösteriyor sanıyorum."
Tayyip'in köşe yazarlarını ve medya patronlarını tehdit eden sözlerine Hasan Abisi bile "Hop dedik" diyordu.

Hasan Cemal, Milliyet Gazetesi'nde Tayyip'e "yanlış yaptınız" diyerek şunları öğütlüyordu:

"Aynen öyle, Tayyip Erdoğan'ın dün gazeteci milletinin bazı fertleriyle, kimi köşe yazarlarıyla ilgili sözlerini dinleyince, ilk tepkim başlıktaki gibi oldu. Hop dedik Sayın Başbakan! Çok gerginsiniz, malum nedenlerle. Bu bir sır değil biliniyor. Ancak bu ruh halleriniz, sizin dünkü sözlerinizi mazur göstermez, bunu bilesiniz. Patrona çağrı yapacaksınız, atın o köşe yazarlarım diye... Olmadı, hiç olmadı. Yanlış yaptınız. Lütfen biraz yutkunarak konuşun. Gırtlağın dokuz boğum olduğunu unutmayın."

Tayyip, daha önce de hızını alamamış, yabancı ülke basınını da haşlamaya kalkmıştı.

3 Aralık 2009 tarihli Vatan Gazetesi'nden Necati Doğru, "Hitler de Türk basınındaki köşe yazarlarına köpürürcesine kızmıştı" başlığı altında bakın neler anlatıyordu:

"Hayat hep ileriye doğru akar fakat hayat hep geriye doğru bakılarak kavranabilir" diye bir söz vardır. Kim söylemiş, aklıma gelmiyor. Siz araştırın, bu anlamlı sözü söyleyeni siz bulun.

Köşe yazarları tahrikçi! Yarım saatte yazıyorlar! Sipariş üzerine yazıyorlar! Yazarlar barış düşmanı! Millet ve devlet düşmanı!
Bu lafları duyunca; "hayatı kavramak için geriye bakmak gerekir" lafına çok hak verdim. Çünkü benzer lafları; tam 70 yıl önce 1939 yılında Adolf Hitler, Türk basınındaki köşe yazarları için söylemiş, o yıllarda Almanya'nın Ankara Büyükelçisi Franz von Papen'e Türk basınındaki Hitler karşıtı yazıların durdurulması, susturulması, yumuşatılması" için emir vermişti. Franz von Papen de durumu Milli Şef döneminin Türkiye Başvekili Refik Saydam'a iletmişti. Hitler yönetimi ile simgelenen Alman faşizminin dünyayı kana bulayacağını sezip dikkat çekmeye çalışan Türkiye'deki köşe yazarlarını geriletip Alman aleyhtarı havanın giderilmesi için Başbakanlıkla bir komisyon kurulmuştu. (NOT: Bu konuda ayrıntılı tarihi bilgi isteyenler Cemil Koçak'ın Tarih ve Toplum Dergisi'nde yayınlanan İkinci Dünya Savaşı ve Türk Basını, Alpay Kabacalı'nın 'Başlangıçtan Günümüze Türkiye'de Basın Sansürü' adlı kitabına, Asım Us un 'Hatıra Notları'na, Tekin Erer'in 'Basınla Kavgalar' adlı kitabına bakabilirler.)
Biliyorsunuzdur.

Hitler çok demokrattı (!)

Seçimle iktidara gelmişti.
Parlamento darbesiyle kurduğu cumhuriyetin adı "Demokratik Cumhuriyet'ti ve gücünü Meclis'teki 441 milletvekilinden alıyordu. Hitler'i eleştiren gazeteleri yayınlayanlar ve bu gazetelerde köşe yazısı yazanların hemen hepsi Almanya'da hapsi boyladı.
Alman gazeteciler susturuldu.

Çünkü Hitler'i eleştirmek demek; barış düşmanı, millet ve devlet yıkıcısı, jakoben olmak demekti. Almanya'daki köşe yazarlarını parayla yanına çeken, çekemediklerini de susturan Hitler, dünyada ve Avrupa'nın bir parçası sayılan Türkiye'de de aynı yolun izlenmesini istemişti. Alman parasıyla bazı Türk gazeteciler satın alınmış, yandaş yapılmış, fakat kimi gazetelerde kimi köşe yazarları Hitler'i ve Alman ordularının saldırısını kınayan yazılar yazmayı sürdürmüşlerdi.
Başta Tan Gazetesi vardı.

Tan Gazetesi'nin Başyazarı Zekeriya Sertel, Hitler'e karşı yıl-mayan, bükülmeyen, satılmayan, keskin yazılarla "Türk gençliğini Hitler propagandası tuzağına düşmesinler" diye uyarıyordu. Sertel'i; Akşam, Son Telgraf, Yeni Sabah, Haber, Vatan gazetelerindeki köşe yazarları ile Akbaba dergisindeki çizerler izliyordu.

Hitler her gün köpürüyordu.
Türk yazarlarına kızıyordu.
O yılların Almanya Dışişleri Bakanı Ribbentop, Hitler'in köpürmesini giderebilmek için Türkiye'nin yeni Berlin Büyükelçisi Hüsrev Gerede'yi çağırıp hesap soruyordu. Hüsrev Gerede de "Türk basınındaki Alman aleytarı havanın giderilmesi için hükümete başvurduğunu" söylüyordu.
Zaten çok ağır bir sansür vardı.
Savaş yıllarıydı.

Milli Şeflik iktidardaydı.
Matbuat Kanunu değiştirilmiş, gazete çıkarılma şartları ağırlaştırılmış, hangi haberin hangi sayfada kaç sütun, kaç punto ile yazılacağı, hangi fotoğrafın kullanılacağı; hava durumu haberlerine varıncaya kadar sansür kapsamına alınmıştı.
Hitler bununla yetinmiyordu.
Yazmasınlar diyordu.
Ne katlar az yazı!
O kadar huzur!
Diye bağırıyordu.

Türk köşe yazarları sinmediler.
Hitler yenildi.
Tarihin çöplüğüne gitti.
İşte bugün Türk köşe yazarlarının bir çoğu; Hitler'in köpürüp kızdığı 70 yıl önceki köşe yazarlarının soyundan, hamurundan, mayasından, geliyorlar.

Hayat hep geriye bakarak kavranılabilir."
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Takunyalı Hitler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 May 2011, 18:16

Hitler nasıl yaratıldı

Prof. Dr. Kadri Yamaç, "Hitler nasıl yaratıldı" başlıklı yazısında Hitler'in seyir defterinden bir kesit sunuyordu:


"...Tarihçi Karl-Dietrich Bracher, 'Nasyonal Sosyalizm tarihi, büyük ölçüde, onu küçümsemenin tarihidir.' demişti. Ülkemizde gerici tehlike olmadığım söyleyen bir kısım solcunun ve liberallerin kulağı çınlasın.
Alman solu yaklaşan faşizmi hiç göremedi. Alman Sosyalistleri o yıllarda "sosyal faşizm" tezleri üreterek sosyal demokratlarla uğraşmayı tercih ediyordu.
Hiçbir şeyi kavrayamamışlardı. Bu durumun bugünün Türkiye'sinde siyasal dincilere destek veren bazı sol kesimlerin kavrama gücü yetersizliği ile benzerlikleri ilginçtir.

1929 dünya ekonomik krizinden hemen önceki yıllarda Almanya'da faşizm çoktan kapıya dayanırken gözler sanki kör, kulaklar da sağırdı.
Hitler, 1919'da Alman İşçi Partisi'ne (DAP) girdi. Partinin adı bir süre sonra Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi olarak değiştirildi (NSDAP). Hitler partinin önce propaganda başkanı, 1921 'de de önderi (Führer'i) oldu. Bir sokak gücü olan S A'lar (Hücüm Birimi) bu yıllarda kuruldu. Bunu tamamen kendisine bağlı SS'ler (Koruma Bölüğü) izleyecekti.

Hitler işini iyi biliyordu, ama kavrama yeteneği adeta felç olmuş kamuoyunun suskun seyredişi, kabul edelim ki işini kolaylaştırıyordu.
Bu dönemde partinin kuzey bölge sorumluluğunu yürüten Sosyalist Strasser Kardeşler gibi Hitler'le çalışmaya başlayan sol faşistler ortaya çıktı. Ülkemizde siyasal dincilere destek veren liberal ve sol faşistlerin geçmişte de benzerleri olduğunu anlıyoruz.
Hitler ilk atağını 8 Kasım 1923'te yaptı. Ancak, tarihte Birahane Darbesi olarak geçen bu hareket başarılı olamadı ve Hitler hapse girdi.
Birahane darbesinin başarısızlığı Hitler'e çok şey öğretti. Örneğin; Ordunun mutlaka aktif veya pasif desteğini almak gerekliydi.
Hitler zekiydi. Yaşadıklarından ders çıkartmasını biliyordu.

Sanayiciler de Hitler'e akıl almaz mali destek vermeye başladılar. Almanya, vahşetin yollarını kendi eliyle döşemekteydi.

Hitler ordu üzerinde çok dikkatle çalıştı ve semeresini de aldı. Kara Kuvvetleri Komutanı General Von Hammerstein 1931'de:

"...Eğer Hitler'in talimatı bizi yanıltmıyorsa, ki o gerçekten samimi, kesinlikle legal zeminde kalacakları, kendi içlerinde illegal denemelere şiddetle engel olacakları anlaşılıyor" demişti.
NSDAP 1931 genel seçimlerinde yüzde 18,3 oy alarak ülkenin ikinci büyük partisi oldu. 1933'de koalisyon ortağı olarak hükümete girdi.
Hitler'in yolu açılmıştı. 1933'de Başbakan oldu. SA ve SS birliklerini yardımcı polis teşkilatı olarak ilan etti, silahlandırdı.
Fazla bir engel kalmamıştı artık.

1933 Şubat ayında, bir komplo olduğu anlaşılan Reichstag (Parlamento) binası yangını oldu. Ertesi gün insan haklarını askıya alan yasa çıkarıldı.
Hitler, 24 Mart 1933'de tutuklanmış olan komünist ve sosyal demokrat milletvekillerinin hazır bulunmadığı Parlamento'dan SA ve SS'lerin silahlarının gölgesinde 4 yıl için olağanüstü yetkiler aldı. Hemen arkasından bütün partileri yasaklayarak Nazi Partisi'nin diktatörlüğünü kurdu.
Bir diktatör, olayları kavrayamayan tüm halkın ve kurumların gözü önünde ve onların desteğiyle demokratik yolla iktidara gelmiş oldu.
Sonrasında neler olduğunu hepimiz biliyoruz.

Türk halkı yüreğini serin tutmaya ve susmaya devam edebi-lir! Ben zaten laf olsun diye bahsettim Almanya'dan!"
İslamcı camianın rehber olarak aldığı isimlerin başında Hitler geliyordu. Her ne kadar, "Din, İman, Hz. Peygamber, Allah" deniyorsa da İslamcı gençlerin asıl idolü Hitler'di. Örneğin "Şeriat için silahlı mücadele" sloganı ile yola çıkan Salih Mirzabeyoğlu kod adlı Salih İzzet Erdiş, "Üstadım" şeklinde hitap ettiği Necip Fazıl'ın Rapor'lar adlı dizi kitaplarını iki cilt haline getiriyor, noktasına virgülüne bile dokunmuyor, hiçbir değişiklik yapmıyor, kendi yazmış gibi yine kendi ismiyle "Kavgam 1" ve "Kavgam 2" adlarıyla piyasaya sürüyordu.
Salih, Kitapların ismini de kolayca anlaşılacağı üzere Hitler'in kitabı "Kavgam"dan yürütüyordu.
Salih gibi Akıncılar'da yetişen Tayyip de Hitler'i idol alanlardandı. Anlattığı hayat hikâyesi de Hitler'den devşirilmeydi.

Tayyip, "Bu şarkı burada bitmez" adlı kitabında babasının fakirlik nedeni ile Rize'yi terk edip İstanbul'a gelmesini şöyle anlatıyordu:

"Babam da Rize'den 13 yaşında İstanbul'a hicret etmişti... Çünkü o zaman yaşam koşulları Rize'de çok kötü. İş yok, o zaman bahçesinde çay may yok... "

Ne tesadüf:

Hitler de "Kavgam" adlı kitabının 16. sayfasında anlattığı hayat hikâyesinde, babasının fakirlik yüzünden köyünden büyük şehre göç ettiğini açıklıyor ve şunları söylüyordu:

"Fakir bir ziraat işçisinin oğlu olduğundan, iş için genç yaş-ta evden ayrılmak zorunda kalmış. Henüz 13 yaşında iken heybesini sırtlayıp, doğduğu orman köyünü terk etmiş."

Hitler, kitabının 19. sayfasında Babasının otoriter olduğunu ve kendisinin okumasını, "memur" olmasını istediğini vurguluyordu.
Hemen hatırladınız değil mi?
Tayyip'in babası da otoriterdir ve Tayyip'in okumasını istemektedir. Tayyip'in babası Tayyip'in futbolcu olmasına karşı çıktığı gibi, Hitler'in babası da ressam olmasına karşı çıkıyordu. Oysa onlar okumak değil, yeteneklerini sergileyecekleri sahalarda uğraş vermek istiyorlardı.

Tayyip, İmam Hatip'te arkadaşlarına verdiği vaazlarla hatipliğini geliştirdiğini anlatırken, bakın Hitler "Kavgam" adlı kitabının 17. sayfasında hatiplik yeteneğini kazanmasını nasıl izah ediyordu:

"Arkadaşlarıma söylediğim az çok ikna edici nutuklarla hatiplik kabiliyetim gelişmeye başlamıştı."

Hitler, Kavgam adlı kitabının 236. Sayfasında:

"Fuhuşa karşı mücadelede evlenme yaşının bugünkünden daha aşağıya indirilmesiyle" başarı kazanılır şeklinde iddialarda bulunuyordu.

Tayyip de, fuhuşa karşı genelevleri kapatıp küçük yaşta evlenme suretiyle mücadele edileceğini ileri sürüyor ve 26 Aralık 1993 yılında Zaman Gazetesi'nden Nuriye Akman'ın "Sorun genelev kapatmakla çözülecek mi" şeklindeki sorusuna şu cevabı veriyordu:

"Bize, 'gençlerin hali ne olacak?' diye sorulabilir. Bunun tek çözümü evlilik müessesesidir. Biz gençlere bu konuda yardımcı oluruz. Toplu evlendirme merasimleri yaparız."

Akman, Tayyip'in bu yanıtı karşısında oldukça şaşırıyor ve karşı suali şöyle soruyordu:

"Bu kadar kolay mı?"

Hitler'in takipçisi Tayyip verdiği cevapla da Emine ile niye evlendiğini açıklıyordu:

"Tabii. Ben kendi nefsime uyguladım oldu. Bana olduğuna göre bir başkasına da olabilir."

Tayyip'le Hitler'in fuhuş ve evlilik hakkındaki görüşleri de birebir örtüşüyordu.

Kavgam'ın 236. sayfasında Hitler bakın neler diyordu:

"Fuhuş insanlığa hakarettir. Fakat onu ahlak konferanslarıyla, dindarane bir iyi niyet gösterisiyle ortadan kaldırmak mümkün değildir. Onu tehdit etmek, kesin olarak ortadan kaldırmak, önce onu meydana getiren bazı ön şartlan ortadan kaldırmakla mümkündür. Bu şartların birincisi erken evlenmeyi mümkün hale getirmektir. Evlilik, insan tabiatının, bilhassa erkeğin, tabii ihtiyacına cevap verir, çünkü bu konuda kadın sadece pasif bir rol oynar."

Hitler, kitabının 22. sayfasında asıl gayelerinin çocuğu, gençleri kazanmak olduğunu ifade ediyor, "onlara kavganın ilk çağrısı yapılmalıdır" diyor ve onlara şu çağrıda bulunuyordu:

"Alman çocuğu! Bir alman olduğunu asla unutma!
Alman kızı! Bir gün bir Alman annesi olacağını düşün!"

Tayyip de İstanbul'un Fethini kutlama dümeniyle yaptığı propagandalarında gençlere şöyle sesleniyordu:

"Oğlum, niçin oyunda oynaştasın Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın.
Kızım sen de Fatihler doğuracak çağdasın."

Tayyip her ne kadar Belediye Başkanı olduktan sonra Yahudileri ve Komünistleri dost ilan edip onlarla yoluna devam etse de, bu sürece kadar geçen sürede Yahudi ve Marksistleri en büyük düşman sayıyordu.
Hitler de "Kavgam" adlı kitabının 31. sayfasında düşmanlarını; Yahudi ve Sosyal Demokratlar ve Marksistler olarak ilan ediyordu.
Kavgam adlı kitabına baktığımızda Hitler, çocukluğu ve gençliğinde tiyatro ile meşgul olmuştu. Tayyip de hayat hikayesini anlatırken MTTB'nin tiyatro bölümünde olduğunu söylüyordu. Kimse onu orada görmese de...

Hitler'in hayat hikayesini anlattığı kitabın başta 31. sayfası olmak üzere bir çok bölümü fakirlik edebiyatı ile doluydu.

Hitler, geçim sıkıntısı çektiğini şu sözleri ile açıklıyordu:

"O kadar az kazanıyordum ki, bununla karnımı bile doyuramıyordum."

Tayyip, Başbakan olduktan sonra Alman Başbakanı'na nasıl yakınıyordu:

"O kadar az kazanıyorum ki, geçinemiyorum."

Tayyip, küçükken de Hitler gibi fakirdi ve onun gibi satıcılık yaparak karnını güç bela doyuruyordu.

Hitler, kitabının 143. sayfasında hayatının hep tehlikede olduğunu söylüyor, öldürülme korkusu yaşıyor ve şöyle devam ediyordu:

"Hayatınızı ortaya koymazsanız,
Hiçbir zaman hayatınızı kazanamazsınız."

Hitler böyle olur da, Tayyip ondan aşağı kalır mı? Tayyip de hep öldürülme korkusu yaşıyor ancak meydanlarda 'Siyasetçinin iki elbisesi var. Biri kefenlik, diğeri bayramlık' diyor, "Ben hayatımı ortaya koydum" şeklinde konuşuyordu.
Hitler'in sekreteri, "Führer'le iki buçuk yıl" adlı kitabının 45. sayfasında Hitler'in dünyaca ünlü öfke nöbetlerinden bahsediyor, hatta onun öfkesinden halıları bile ısırdığını anlatıyordu. Tayyip'in danışıklı dövüş nöbetlerinde Hitler vari söylemler kullanması boşuna değildi.
Yine aynı kitabın 11. sayfasında Hitler'in kadınların makyaj yapmasına karşı olduğu, onları makyaj yapmaktan alıkoymak için en kaliteli rujların imal edildiği Paris'te, rujlarda atık su yağlarının kullanıldığını söylediği ifade ediliyordu. Tayyip ise makyaj yapan kadınları kaportası bozuk arabalara benzetiyor, Erbakan'ın kızı Elif başta olmak üzere Emine'den de adamakıllı bir fırça yiyordu.

Hitler'in sekreteri kitabının 114—166. sayfalarında Hitler'in alkol ve sigaraya karşı olduğunu, sigaraya düşman olmasının yanında askerler dahil hemen hemen herkese sigarayı yasaklamaya çalıştığını anlatıyordu. Siz Tayyip'deki sigara düşmanlığının nereden geldiğini zannediyorsunuz?
Hitler İtalyanlara ve onların Duçe'si Mussolini'ye hayrandı ve ona "Dostum, arkadaşım" şeklinde hitap ediyordu. Tıpkı Tayyip'in İtalyan Başbakan Berlusconi'ye hitap ettiği gibi...

Hitler, insanlara son derece, ucuz ve basit şeyler hediye ederdi. Hediyelere simgesi olan gamalı haçı işletirdi. Tayyip de distrübütörü olduğu Ülker'in büsküvilerini, ucuz şekerlemelerini reklâm yapar gibi dağıtırdı.

Hitler, başlangıçta generalleri kullanıyor ve eski Şansölye Von Papen'i "vaat" karşılığı yanma alıyordu.
Tayyip de General Hilmi Özkök'ü ve türevlerini "Sizi Cumhurbaşkanı yapacağım" diyerek safına çekiyor, bu sayede epey yol kat ediyordu.
Hitler, kendi gibi düşünmeyen General rütbesine kadar olan büyük bir çoğunluktaki askerleri tasfiye etmişti.

Bu tasfiye işleminde Hitler'in gerekçesini, sekreteri kitabının 156. sayfasında Hitler'in anlatımlarından şöyle aktarıyordu:

"Beceriksiz generallerle savaş falan yönetemezsin. Kendime Stalin'i örnek almalıyım; ordusunu hiç acımadan temizliyor adam... "

Peki, Tayyip kendisine kimi örnek alıyor?
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Takunyalı Hitler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 May 2011, 18:17

Führer ne der

Milliyet Gazetesi'nde Melih Aşık, "İnkilap Yayınları" tarafından yayınlanan William Shrirer'in "Nazi İmparatorluğu" adlı kitabında hukukla ilgili ilginç satırlar bulabilirsiniz" diyerek, Adalet Müşaviri Dr. Hans Frank'ın yargıçlara görevlerini anımsatmalarım şöyle aktarıyordu:

"Nasyonal Sosyalizm karşısında hukuk bağımsızlığı yoktur. Vereceğiniz her kararda önce kendinize şunu sorunuz; benim yerimde Führer olsaydı nasıl karar verirdi."

Yine de Alman Yüksek Mahkemesi Yargıçları hukuktan vazgeçmiyor. Bunun üzerine Ülkemizdeki Özel Mahkemelerin bir benzeri olan Halk Mahkemesi adlı korkunç mahkemeler kuruluyor. Bu mahkemenin 9 üyesinden 4'ü hukukçu... 5 üyesi ise partililerden seçiliyor... Böylece kararda hukuk değil Führer öne geçiyor...

Şimdi anladınız mı, Tayyip'in Hakimler ve Savcılar Yüksek
Kurulu dahil yüksek yargıya partililerini sokma gayretlerinin nedenini...
Hitler, önce yurt içindeki medyaya savaş açıyor, ardından hızını alamayarak dünya basınına meydan okuyordu.
Tayyip de "medya ile savaş" konusunda Hitler'in çizgisini hem de aynı sözlerle izliyordu.
Hitler, ülkedeki hakimiyetini kendi gerçekleştirdiği Parlamento binası yangınını muhaliflerinin üzerine atarak sağlıyordu. Tayyip de kanlı Danıştay baskınını kendine muhalif olanların üzerine yıkarak, onlara iftira atarak başlattığı eylemleriyle korku imparatorluğu şekline dönüştürüyordu.
Bütün bu benzerliklerin yanında, Hitler'in şu sözleri, sizlere tanıdık gelecek biri için söylendiği izlenimi vermiyor mu?..
"Dünyaya kıymetli bir eser veremeyen fakat kendine üstünlük vehmeden kimseler, bütün bu değerlerden nefret eder, hatta tahrip ve yok etmeye çalışır. Ve bu, yalnız umumi kültür sahasında değil, siyasi hadiselerde de böyledir... "

Ve şöyle devam ediyordu, Hitler:

"...Bir ihtilal hareketi ne kadar az kıymet taşırsa, eski şekillere o kadar çok kin besler."

Şimdi diyeceksiniz ki, Hitler ırkçıydı. Ya Tayyip?
İlk bakışta haklı görünebilirsiniz, o halde biraz açıklayayım.

Ziyaret ettiği Gürcistan'da Gürcü Başbakan'a:

"Ben Türk değil Gürcüyüm. Ailemiz Batum'dan göçüp gelen bir Gürcü ailesidir" şeklinde konuşan biri nasıl ırkçı olmaz.
Tayyip, 8 Şubat 2010 tarihinde Eğitim ve Öğretim yılının ikinci döneminde gerçekleştirilen 127 okulun toplu açılış töreninde, her zamanki gibi Mehmet Akif Ersoy'un şu dizeleri ile küçücük çocuklara sesleniyordu.
"...Lafı bol, karnı geniş soyları taklit etme.
Sözü sağlam özü sağlam, adam ol, ırkına çek... "
Siz, Tayyip'in bu şiirde kastettiği soy ve ırkın ne olduğunu zannediyorsunuz?
Türk ırkı olmadığı muhakkak!
Hitler, Kavgam adlı kitabında;
"Irkçı devlet, bütün idareci çevreleri Parlamenter çoğunluk prensibinden, yani kitlenin kararı ile hareket etmekten kurtarmalıdır. Bunun yerine, kayıtsız şartsız, şahsiyet hakkını koymalıdır.

Bundan şu sonuç çıkıyor:

En iyi anayasa ve en iyi devlet şekli, toplumun en iyi unsurlarına rehberin önemini, gerçek hakim olanın nüfuzunu temin eden devlet şeklidir.
Dahiler, olağanüstü seciyeye sahip olanlar, alelade insanlarla aynı kaideye bağlı değildirler... "

Diyordu.
Tayyip, bırakın milletvekili seçimlerini bakanlar hakkında bile "Ben o bakanları kapıya koyarım" diyebiliyor, gazetelerin köşe yazarlarının yazacakları yazılara karışıyor, parti kapatmaları dahil bütün davaları Meclis kararına yani kendisine bağlamak istiyordu.
27 Nisan 2010 tarihinde AKP Çorum Milletvekili ve MKYK Üyesi Agâh Kafkas, Anayasa paketi oylaması sırasında Tayyip'in yanına gidiyordu. Tayyip, Kafkas'a dönerek "felaket sigara kokuyorsun. Sigarayı bırak" diyordu. Kafkas, "Emredin sigarayı bırakayım" demesi üzerine Erdoğan, "O zaman emrediyorum, sigarayı bırak" talimatını veriyordu. Tayyip'in emri üzerine sigara ve puro tiryakisi olan Kafkas cebindeki sigara ve puroyu Tayyip'e veriyor ve emri ikiletmeden yerine getiriyordu.

Tayyip, içindeki en büyük idealini de 23 Nisan günü sembolik olarak koltuğuna oturan küçük kıza söylüyordu:

"Artık Başbakansın. İster asar ister kesersin."

Tayyip, basından sorumlu danışmanının yazdığı kitapta "mehdi, kurtarıcı" gibi lanse ediliyordu. Böylece Hitler'in işaret ettiği gibi, Tayyip de alelade bir insan olmadığı izlenimini yaratmak istiyordu.
Korkut Özal, Tayyip için "seçilmiş bir kişilik " demiyor muydu?
Tayyip'e göre halk sadece oy verme zamanı hatırlanması gereken "ayak takımıydı."

Öyle ya ne diyordu Tayyip:

"Ayakların başları yönettiği nerede görülmüş."

Bakın Tayyip'in izinden gittiği Hitler daha neler anlatıyordu:

"Böyle bir devlette, çoğunluğun kararları değil, sorumlu liderler vardır ve "istişare" kelimesi iptidai manasını almaktadır. Her adamın yanında müşavirler bulunabilir. Fakat karar bir kişinindir.

Bugün bile parlamentolar denilen korperasyonlardan vazgeçemeyiz. Yalnız, bu parlamentoların bütün müzakereleri istişari mahiyette ve tavsiye şeklinde olacak, fakat otorite ve kumanda hakkı ile birlikte bütün sorumluluğu bir tek adam yüklenecektir.
Parlamentolar zaruridir, çünkü burası, bir gün sorumlulukların tevdi edileceği şeflerin eğitim gördükleri, yavaş yavaş terbiye edildikleri bir çevredir.

Prensip şudur:

Sınırsız mutlak sorumluluğu, mutlak bir yetki ile birleştirmek, bugünkü parlamenter sorumsuzluk devrimize yavaş yavaş bir seçkin şefler grubu verecektir. Ki bugün bunu hayal etmek bile güçtür.
Bu telakkilerin tatbik imkanı söz konusu olunca, unutmamak gerekir ki, çoğunluğun kararına dayanan parlamenter prensip, ezelden beri devamlı şekilde dünyaya hakim olmuş değildir. Tam aksine, bunun tarihteki izine pek kısa devrelerde rastlanır ve bu devreler de daima milletlerin ve devletlerin yıkıma uğradıkları devrelerdir.

Bununla beraber tamamen teorik olan ve yukarıdan verilen emirlerle alınan tedbirlerin, mantıki olarak devletin teşkili ile sınırlanmayacak, kanun yapma işiyle de ilgilenecek ve herkesin amme hayatına nüfuz edecek böyle bir değişiklik getirebileceğini sanmamalıdır. Böyle bir ihtilal ancak bu fikirlerle beslenen ve müstakbel devletin çekirdeğini taşıyan bir partinin tesiri ile meydana gelebilir.
Bundan dolayıdır ki, bugün Nasyonal Sosyalist Parti bu düşüncelere nüfuz etmek zorundadır. Bir gün devlete emir verebilmek için değil, kendi devletine teşkilatlı heyeti de temin edebilmesi için, iç teşkilatını pratik icraata yöneltmelidir."
Hitler'in de bu uygulamaları sahneye koymak için takdığı maske "Din"di, Tayyip'in de...
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Tayyip Erdoğan'ın Yolsuzlukları, Hainliği(ABD Uşaklığı) ve AKP Ekonomisinin İşleyiş Sistemi(Mafya-Gladyo-Tarikat Sistemi)

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 5 misafir

cron