Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Otoriteye Hep Boyun Eğdi

Burada Tayyip Erdoğan'ın Yolsuzlukları, Hainliği(ABD Uşaklığı) ve AKP Ekonomisinin İşleyiş Sistemi(Mafya-Gladyo-Tarikat Sistemi) hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Otoriteye Hep Boyun Eğdi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 May 2011, 17:23

Otoriteye Hep Boyun Eğdi

Tayyip'in otoriteye boyun eğmesi hep çocukluğunda yediği dayaklardan, yaşadığı korku ve travmalardan geliyor, bu nedenle daha bebekliğinden beri içinde var olan korkuyu elde ettiği makamın verdiği güçle sağladığı sahte kabadayılıkla bastırmaya çalışıyordu.

Ruşen Çakır ve Fehmi Çalmuk'un Tayyip'in hayatını destanlaştırdığı kitaplarına göre:

"Reis Kaptan sinirli bir adamdı. Sinirlendiğinde evden kimse ona yaklaşamaz, irtibat kuramazdı. Ama onun Recep Tayyip'e karşı özel bir ilgisi vardı. Tenzile Hanım da bunu keşfetmişti. Evin babası sinirli olduğunda iş Recep Tayyip'e düşerdi. Hemen Reis Kaptan'ın yanına sokulurdu. O kollarına sığındığında Reis Kaptan'ın siniri kalmazdı. Recep Tayyip, babasını üzdüğü zaman inanılmaz bir şey yapardı: Reis Kaptan'ın ayakkabılarını öperdi. Bunu gören Reis Kaptan sakinleşir, gözlerinden yaşlar süzülür, bütün çocuklar da babalarıyla birlikte ağlarlardı... "

Babasının ayakkabılarını öperek başladığı otoriteye boyun eğme, hayatın her evresinde alın yazısı oluyordu. Kah Gudbettin'in dizlerinin dibine çömüyor, kah her rastladığı yerde Erbakan'ın ellerinden öperek biat ediyor, Akıncılar, MTTB gibi kuruluşlarda başta Metin Yüksel olmak üzere bir çoğunun önünde huşu ile eğiliyordu. Onları her gördüğünde "emirlerinizi beklerim efendim" diyordu.

Tayyip, ömrünce yaşadığı bu ezikliği, eğilmeyle bükülen, babasının kendisini koltuk altından asarak çıkardığı omzunu, Ruşen Çakır'ın kitabıyla kabadayılığının bir eseri olarak bakın nasıl lanse ettiriyordu:

"Kasımpaşalılarda tulumbacılardan kalan bir gelenek vardır. Bu, ortak "vücüt dili"dir. Kaldırım kenarında tezgah altında hap pazarlayıp, tezgah üzerinde kağıt mendil satan kadınlardan, koltuğuna yan oturmuş dolmuş şoföründen, yolda yürüyen kabadayısına kadar herkeste aynı vücut dili hakimdir. Erdoğan'da da bu vücut dilini görürsünüz: Sağ omuz devamlı öndedir, hafif eğik. Sol omuz arkadadır. Bu duruş, Kasımpaşa duruşudur... "

Tayyip'i övme kitabında babasının çok otoriter olduğu anlatılıyor, Annenin babanın otorite olarak tanımlanan güç gösterisi karşısında çaresiz kaldığı, çocuklarını kanatlarının altına alıp koruduğu vurgulanıyordu.

Ancak bu açıklamaların da balon olduğu, Tayyip'in 2009 yılında Amerika'da söylediği şu sözlerle ortaya çıkıyordu:

"Küçük Tayyip okula yaya giderdi. Okula giderken annem elimden tutmazdı. Ayakkabılarım delik deşikti. Yağmurda, kışta, sıcakta ayaklarımın kızardığını bilirim."

CIA istasyon şefi Graham Fuller'in dostu Ruşen Çakır'ın kitabında, yine aynı ajanın parlattığı isimlerden Tayyip hakkında anlatılanların gerçekleri yansıtmadığı Tayyip'in bu sözleriyle bir daha ortaya çıkıyordu:

Öyle ya;
Okula giderken annesinin elinden tutmaması Tayyip'in içine öyle işlemişti ki, aradan yıllar geçmesine rağmen o günleri unutmamış, taa Amerikalarda insanlara anlatmıştı.

Tayyip, babasının gösterdiği şiddet hakkında bakın neler anlatıyordu:

"Otoriteye saygılıydık. Yoksa bilirdik ki babam bunun faturasını çıkarır."

Tayyip aradan yıllar geçmesine rağmen yaşadığı çocukluk korkularını bu şekilde anlatıyordu.

Çakır ve Çalmuk, Tayyip'in ödediği bir fatura gününü yine onun ağzından anlatıyorlardı:

"Kapı komşuları Müşerref Abla, Recep Tayyip'in ağzının bozukluğundan faydalanarak, ona küfrettirir, katıla katıla güler, sonra da poposuna vurarak cezalandırırdı. Bir gün öyle bir olay oldu ki Tayyip Erdoğan hayatı boyunca aklına her küfür geldiğinde bunu hatırlamaktadır. Erdoğan o olayı şöyle anlatır:
'Hava kararmadan önce eve girmek zorundaydık. Bizim evin karşısında Müşerref Abla dediğimiz bir komşumuz vardı. Ben, beş-altı yaşlanırdayım. Çocuğum ya, küfür ediyorum ona... Beni almış karşısına. Ben küfrettikçe onun hoşuna gidiyor o da benim popoma vuruyor. O vuruyor ben küfrediyorum. Babam gelince hemen şikâyet etmiş beni. Bunlardan haberim yok tabii. Babam içeri giriyor... Allah rahmet etsin... Alıyor beni tavana asıveriyor. Ancak ellerimden mi, koltuk altlarımdan mı bağlamış onu hatırlamıyorum. Orada 15-20 dakika kalmış olacağım ki dayım gelip beni kurtarıyor. O günden sonra da küfür faslı da kapandı..."

Tayyip'in söylediği "O günden sonra da küfür faslı da kapandı" sözleri, tarihin kaydettiği en gerçek dışı söz olarak yerini alıyordu. Et ve tırnak nasıl birbirinden ayrılmazsa, küfür ve Tayyip de aynı şekilde hiçbir zaman birbirinden ayrılamayan bir ikili oluşturmuştu.

Fakat bu söyleşide geçen en ilginç cümle:

"Alıyor beni tavana asıveriyor. Ancak ellerimden mi, koltuk altlarımdan mı bağlamış onu hatırlamıyorum. Orada 15-20 dakika kalmış olacağım ki dayım gelip beni kurtarıyor... "

Zira o gün asılma sonucu Tayyip'in omuzu çıkıyor ve bu durum tüm hayatı boyunca yaşamını etkiliyordu. Bu nedenle ne Akıncılar Spor Klübü'nde dikiş tutturabiliyor ne de futbol hayatında bir varlık gösteriyordu. Her zaman omuzundaki sakatlık nüksediyor ve en ufak bir temasta omuzu yerinden çıkıyordu.

2009'dan 2010'a girerken Antalya'da sözde futbol oynarken omuzunun çıkıp sakatlanarak İstanbul'daki hastaneye zor yetiştirilmesi de, babasının onu tavana asmasının ardından kalan mirastı.

Tayyip otoriteye hayatı boyunca hep boyun eğdi, gün geldi otoritenin ayaklarını, gün geldi otoritenin ellerini öptü.
Nakşibendî tarikatındaki şeyhi Esat Coşan'ı her gördüğünde önünde iki büklüm eğildi ve onun ellerini öptü.
Tayyip, Erbakan'ı da her gördüğünde elini öpüyor, önünde adeta yerlere kadar eğiliyordu. Tayyip-Erbakan ilişkisi, Erbakan'ın sağ elinin üzeri ile Tayyip'in dudakları ve alnı arasındaki üçgen içinde gelişmişti.
Tayyip, 9 Ekim 1994 tarihli Meydan Gazetesi'ne verdiği demeçte, "Hocanı sağ olduğu sürece neferiyim" diyordu.

Tayyip, 9 Eylül 1997 tarihli Yeni Yüzyıl Gazetesi'nde Erbakan'a bağlılığını şöyle anlatıyordu:

"Hocam genel başkandır. Ben de şu anda onun emrinde bir nefer gibiyim. Parti teşkilatınca bana belediye başkanlığı görevi, yapılan araştırmalar sonucunda hocam tarafından verilmiştir. Ben de aday olmuşum. Şu anda genel başkanımın riyasetiyle verilen görevleri yerine getirmenin gayreti içerisindeyim. Onun rahle-i tedrisinde ben bugünlere geldim... "

Tayyip, o denli Erbakan sevdalısı görünüyordu ki, bu uğurda yapamayacağı hiçbir şey yoktu. Öyle ki; ikinci çocuğuna hocasının adı olan "Necmeddin" ismini koyuyordu.

Tayyip, 1994 yılında İstanbul Belediye Başkanlığı'na seçildikten sonra parti içinde ayrışma ihtimalini soranlara, bunun medyanın kasıtlı bir propagandası olduğunu söylüyor, iftiraya uğradıklarını ilan ediyordu.

Bu söylentileri ortaya atanları da düşman olarak niteliyordu:

"RP'yi kendi içinde bölme, parçalama çabası. Düşmanca... Maalesef öyle değerlendiriyorum. Zira benim böyle bir iddiam, bu yönde bir adımım yok. Bana rabbimin kader planı içinde takdir ettiği rol neyse, bugüne kadar o rolü oynadım."

Tayyip, Necmeddin Erbakan ile hep usta-çırak ilişkisi içinde olduğunu vurguluyordu. Erbakan'a karşı vefasızlığı asla düşünmediğini söylüyordu. İnançları gereği vefasızlığı düşünemeyecek ve aklının ucundan bile geçirmeyecekti.

Tayyip bu konuda 26.11.1996 tarihli Tempo Dergisi'ne verdiği demeçle şunları söylüyordu:

"Kaldı ki siyasette benim hocamdır, Erbakan. Usta-çırak ilişkisidir bizimkisi. Şu anda böyle bir vefasızlığın, yanlışın için-de olmayı hiçbir zaman düşünmedim; istemem."

Tayyip, emir komuta düzenine riayet ettiğini sürekli olarak tekrarlıyor, Parti'de Erbakan'a karşı başlatılacak hiçbir harekette yer almayacağını vurguluyordu. Vurgulamasına da ancak her fırsatta Erbakan'a karşı kazan kaldırmanın planlarını yapmayı ihmal etmiyordu. Sinsi sinsi çalışmalarda bulunuyor, adeta saman altından su yürütüyordu.

1996 yılına geldiğimizde, Hürriyet Gazetesi'nde yayınlanan demecinde çaresizliğin verdiği feryatla şunları söylüyordu:

"Bir Anadolu tabiri var. Evin danası öküz olmaz diye. Bu anlayış ne yazık ki bizde de değişmiyor. Hala evlerin danaları öküz olmuyor. Bu anlayışın süratle değişmesi lazım... Yani bir hocanın öğrencisini, hep öğrenci olarak görme olayı var ya, siyasette de bu anlayış var."

Tayyip, ABD Büyükelçilerinin kendisine verdiği destekle yavaş yavaş Erbakan'a baş kaldırmaya çalışıyor, 28 Kasım 1996 tarihinde Tempo Dergisi'ne verdiği röportajda kesin itaatle bağlı olduğu liderini eleştirmeye başlıyordu:

"Ben hocamızın yanlışlarının arkasından koşturan biri değilim... "

21 Haziran 1998 tarihinde Sabah Gazetesi'nden Nuriye Akman ile yaptığı söyleşide Erbakan'a meydan okumaya başlıyordu:

"Yani böyle bir farz mı var? Ben her Ankara'ya gidişimde illa Hocam'a uğrayıp elini öpeceğim diye bir kaide mi var? Bir yıllık Başbakanlığı döneminde ben Başbakanlık makamına gitmemişim."

Tayyip Erbakansız yapamayacağım anladığmdaysa, o denli Erbakan'a bağlı bir nefer rolü oynuyordu ki, 13 Şubat 1994 tarihli Cumhuriyet Gazetesi'nde yayınlanan açıklamasında giyim konusunda da rehberinin Erbakan olduğunu şu sözleri ile açıklıyordu:

"Şıklıkta her zaman genel başkanımı örnek aldım. Ben hazır giyinmem. Konfeksiyon bana kesinlikle uymuyor, devamlı diktiriyorum."

Tayyip 26 Aralık 1993 tarihinde Sabah Gazetesi'nden Nuriye Akman ile yaptığı röportajda, giyim kuşam ile ilgili olarak şunları söylüyordu:

"Görüntünün farklı olması lazım... Mücadele anında görüntüyü azametli hale getirmek için ipek tavsiye olunur. Peygamberimizin uygulamaları var. Harp halinde ipek tavsiye olunur."

Tayyip, ipek giymeyi harp haline bağlıyordu. Peki, kimle harp halindeydi?
"Tabii ki Laik Demokratik Cumhuriyet ve O'nun miidafileriyle... "
Tayyip'in danışmanı Mehmet Metiner, Adnan Hoca lakaplı Adnan Oktar'ı eleştirirken, aslında farkında olmadan bir başka kişiye de gönderme yapıyordu.

Okuyalım:

"İlk keşfedildiğinde üstünde sıradan insanların giysisi olan "Nurcu" Adnan Oktar, ünlendikten sonra "markalı giysiler" ve "sosyetik yaşam tarzı"nı seçecekti. Bu konuda hiç de mütevazı değildi. Oysa Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v), giyimde ve kuşamda olduğu gibi yaşam tarzında da herkesten daha çok mütevazı ve sıradandı. O ise sıradanlığı ve mütevazılığı "din adına" küçümsüyordu."

1994 yılında "Peygamberimizin uygulamaları bu şekilde gö-rüntünün farklı olması lazım" diyerek lüks giyimine ve yaşantısına İslami kılıf bulmaya çalışan Tayyip, Başbakan olduğunda adeta kendine sponsor olan giyim firmalarının reklamını yapar gibi ceketini çıkartırken, etiketinin görünmesine olağan üstü bir özen gösteriyordu.

25 Ağustos 2002 tarihli Hürriyet Gazetesi'nde Tayyip'in ceketini çıkartırken markasını insanların gözüne sokar gibi göstermesi haberleştiriliyor, "Erdoğan Ramsey'den giyiniyor" deniyordu.

Tayyip, 20 Haziran 2009 tarihinde gittiği İzmir gezisinde ceketini mankenler gibi fora ediyor ve markasını tüm basına ve insanlara gösteriyordu:

Sanko!
28 Aralık 2009 tarihli Sözcü Gazetesi, Sanko'nun sahiplerinden olan Gaziantepli Sanayici Abdülkadir Konukoğlu'nun Tayyip'in kravatına 6 bin TL ödediğini yazıyordu.
Ağustos 2009 tarihinde ABD'deki Bijan mağazası vitrinine ünlü müşterilerinin ismini yazıyor, listede Erdoğan başı çekiyordu.
Bijan mağazasında bir takım elbise en düşük fiyatla 30 bin dolara satılırken, gömlek 4 bin, kemer 2 bin, ayakkabı 8 bin dolara müşteri buluyordu.
Bu denli yüksek fiyatlarla Bijan'dan giyinen Tayyip'in saat merakı da dillere destandı. Koluna taktığı en ucuz saat 7 Mayıs 2010 tarihli Sözcü gazetesinin haberine göre, 40 bin dolarlık Franck Muller markaydı.

Emine'yi göklere çıkarma amaçlı olarak yazılan "Emine Erdoğan" adlı kitapta, Tayyip'in onbinlerce dolarlık saat takına merakı şöyle işleniyordu:


"Tayyip bey tam bir saat tutkunu. Çok sık saat değiştiriyor. Birbirinden ünlü markaları kolunda taşıyor. Özellikle bugüne kadar dünyada sadece 25 tane üretildiği söylenen "Ulysse Nardin" marka özel saat takması günlerce medyanın konusu olmuştu."

Emine de marka düşkünüydü. Fransızların ünlü markası Luis Vuitton'un kıyafetlerini zaman zaman tercih ederken, eşarptaki tercihi de yine aynı markaydı.

Emine'nin kendisine methiyeler düzdürdüğü kitaba göre kullandığı diğer markalar şunlardı:

"Gucci, Fendi, Furla, Fila, Celine, Prada ve diğerleri... "

Kaynakça
Kitap: Takunyalı Führer
Yazar: Ergün Poyraz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Tayyip Erdoğan'ın Yolsuzlukları, Hainliği(ABD Uşaklığı) ve AKP Ekonomisinin İşleyiş Sistemi(Mafya-Gladyo-Tarikat Sistemi)

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir