Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Krokili Teröristler

Burada Tayyip Erdoğan'ın Yolsuzlukları, Hainliği(ABD Uşaklığı) ve AKP Ekonomisinin İşleyiş Sistemi(Mafya-Gladyo-Tarikat Sistemi) hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Krokili Teröristler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 May 2011, 17:19

Krokili teröristler

Tayyip'in 12 Eylül öncesinden bu yana şizofrenlik derecesine varan korkuları, yeni bir terörist tipinin doğmasına yol açıyordu.

Krokili teröristler (!)

Öncelikle şunu belirtmeliyim. Dağ başında okuma yazma bilmeyen herhangi bir çobanı tutup Keçiören'e getirseniz, gördüğü en şatafatlı, fotoğraflı, isim levhalı, koruma ordulu evin Tayyip Erdoğan'a ait olduğunu hemen anlar...

Ancak ne hikmetse yeni yeni türeyen bir takım teröristler (!) her tarafından "Tayyip, Tayyip" sesleri fışkıran Tayyip'in evini bulamama riski taşıdıklarından olacak, suikast planlarken Tayyip'in evinin krokisini de çizip, evlerinin en başköşesine koyuyor, işyerlerine adeta çerçeve yapıp asıyorlardı. Kahraman (!) emniyetçilerimiz ise cansiperane çalışmalarla bu eylemleri, buldukları (!) krokiler sayesinde daha başlamadan önlüyorlardı.

Yerseniz tabii!

Siz isterseniz yemeyin, yiyen alık oldukça çok. Yandaş basın niye var?
2006 yılında Atabeyler operasyonunda ilk krokiler çıkıyor, bu krokilerden Başbakan'a suikast yapılacağı anlaşılıyordu. Nasıl anlaşılmasın? Bu evde kalan askerlerin eşyaları arasında Tayyip'in evinin bulunduğu sokağın krokisi çıkmıştı.

Sonuç:

Operasyonda gözaltına alınanlar şimdi serbest.
Sözde Ergenekon örgütü ile DHKP-C ortak olarak Erdoğan'a suikast düzenleyeceklermiş, cefakâr ve dahi vefakâr emniyet güçlerimiz bazı DHKP-C'lilerin evlerinde Başbakan'ın evinin krokilerini bulmuş...
Bulunca hemen bu sonuca varmış, yandaş basın manşetlerini yine bu olaya ayırmış...
Sonuç, bu iddialara kargalar bile gülmüş...

Emniyet bu kroki işine öyle bel bağlamış, öyle bel bağlamış ki ve yandaş medya da krokilerin nimetini öyle yemiş öyle yemiş ki, tadından doyamamıştı. Bu nedenle her Ergenekon operasyonunun ardından kimin evine baskın yapılıyorsa, baskın yapılan o evden Başbakan'ın evini gösteren krokiler çıkıyordu.
Ve krokiler de sınıf atlıyordu.

Ergenekon operasyonu ile basılan evlerden Başbakan'a suikast amaçlı olarak hazırlandığı iddia edilen krokilerin çıkması haberleri artık inandırıcılığını tamamen yitirmesinin ardından, bu defa saklanan mühimmatları gösteren krokiler ortaya çıkmaya başlıyordu.

Yarbay Mustafa Dönmez'in evinde bulunduğu söylenen krokilerden yola çıkılarak yapılan kazılarda, yıllar önce gömüldüğü iddia edilen ancak pırıl pırıl mühimmat ele geçiriliyordu. Çekilen görüntülerde her bölüm net bir şekilde izleniyorken, ne hikmetse mühimmatın bulunduğunu gösteren karelerde görüntü kayboluyordu.

İbrahim Şahin'in evinde çıktığı iddia edilen krokilerden de faydalanılarak bir takım silahlara ulaşıldığı haberleri yandaş medyanın manşetlerini süslüyordu.

Ergenekon tezgâhı kapsamında İşçi Partisi'nde yapılan aramalarda Yargıtay'ın krokisi bulunduğu iddiaları ortalığa yayılıyor, yandaş basın Yargıtay'a suikast haberleri ile gazete sayfalarını dolduruyor, ancak bu krokinin İşçi Partisi'nde bulunmadan önce Taraf Gazetesi'ne fakslandığı ortaya çıkıyordu.
Bana ne bakıyorsunuz ben fakslamadım. Ben o tarihlerde cezaevindeydim.

Cezaevindeydim dedim de aklıma geldi. İşçi Partisi'nde yapılan aramalarda ele geçen bir belgede yer alan bilgilere göre; Ben, Ömer Faruk Eminağaoğlu ve Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz Liman Lokantası'nda 2008 Ocak ayında yemek yemişiz, yemekle de kalmamışız yemekte AKP'nin kapatılmasını konuşmuşuz. Belgenin altında 10'a yakın polisin imzası var. Savcıların imzaları var. Var oğlu var... Fakat ben o tarihte Ankara'daki yemeğe gidemem ki... Ne yani siz şimdi Polis'in gerçek dışı belge mi ürettiğini söyleyeceğimi düşünüyorsunuz?
Olur mu hiç, öyle şeyler söyler miyim?

Ama yine de ortada tuhaf bir durum var!
O tarihte ben o yemeğe nasıl gittim?
Zira Emniyetin ve Savcılığın yemeği yediğimi iddia ettikleri tarihlerde Ben, Kandıra 2. Nolu FTipi Cezaevinde tutukluydum...
Sahi Kandıra'da tutuluyken Ankara'ya nasıl gittim.
Hakikaten nasıl gittim?
Ergenekon savcıları ruhsatsız silah bulundurmaktan da cezalandırılmamı istiyorlardı.

Oysa,
Silahımın ruhsatını iddianame hazırlanmadan önce avukatlarım tam 11 kez savcılığa vermişlerdi.

İddianame olarak sunulan karşı devrim iftiranamelerinde; üst aramamda bile ruhsatımın çıkmadığı yazılıyordu.

Ancak,
Üst arama tutanağımda, üzerimde çıkan eşyalar arasında 6. sırada silah taşıma ruhsatımın olduğu görülüyordu. Mahkemede savunma yaparken bu hususları vurgulayıp, silah taşıma ruhsatımın fotokopisini mahkemeye sunuyordum.
Tüm bu gerçeklere rağmen, 2. ve 3. iddianamelerde silahımın ruhsatsız olduğu iftirası da tekrar tekrar atılıyordu.
Tayyip'in en ufak bir tehlike karşısında paniklemesini, endişeye kapılmasını, korkmasını iyi tahlil eden ve onun bu durumundan çok iyi yararlanmasını bilen F Tipi örgütün elemanları, Ergenekon tertibini ve dolayısıyla Tayyip'i psikolojik harbin en önemli araçlarından biri haline getirmişlerdi. Tayyip'i öyle korkuttular ki, adam zaten kendisinde pek olmayan sağlıklı düşünme yeteneğini bile tamamen kaybetti.
F tipi örgüt, bu durumu sağlamak için; en çok bilgisiz, cahil, maddi menfaat için her türlü kötülüğü yapabilecek ve yine F tipi örgütün çıkarları için çalışan politikacı, hakim, savcı, polis ve gazetecilerden yararlandı ve yararlanıyor.

Tayyip, her fırsatta "Ben Ergenekon'un Savaşıyım" diyordu. Hiçbir hukuk devletinde hayal bile edilemeyecek bir şekilde...
Başbakanın yürüyen bir soruşturma ve dava hakkında böyle konuştuğu bir ülkeyi AB'ye alacaklarını kim söylüyorsa, o insan vallahi de sahtekârdır, billahi de sahtekârdır. Başbakan'ın savcılık makamına soyunduğu ülkeyi Hitler bile düşleyememişti.

Tayyip'i parlatma kitabının yazan Ruşen Çakır, CIA Ortadoğu ve Türkiye Masası Şefi Graham Fuller'in de yakın dostuydu, Çakır; Amerikan demokrasi(!)sinden oldukça sebeplenmiş olacak ki, 6 Nisan 2010 tarihli Vatan Gazetesi'ndeki köşeşinde yazdığı yazısında; "Siyaset meydanında kendisini 'Ergenekon'un avukatı' olarak tanımlamasından rahatsızlık duyduğumu, benzer bir rahatsızlığı CHP'ye yakın olduğunu bildiğim çok kişide de gözlemlediğimi söyledim.

Cevabı malum:

"benim ruhsatım var. Avukatlık yapabilirim. Ama Başbakan savcılık yapamaz."

Baykal'ın bu sözleri karşısında, Çakır'ın namuslu bir aydın olarak susup başını ellerinin arasına alıp düşünmesi gerekirken o tam aksini yapıyor ve haddini aşarak, Baykal'a neden müdahil avukat olmadığını soruyordu.
Ruşen Çakır, Tayyip'e "Nasıl savcılık yaparsın" diye soramıyor, Baykal'a neden avukatlık yaptığını soruyor. Bunun nedeni Tayyip ile ortak dostları olan CIA Ortadoğu ve Türkiye Masası Şefi Graham Fuller'in kimliği miydi? Buluştukları yerlerin ortak olması mıydı?
Bilemem ki!..

Bildiğim; bazı gazetecilerin (!) Hitler'in Propaganda Bakanı Goebbels'e bile rahmet okuttuğuydu.

25 Temmuz 2009 tarihinde Vatan Gazetesi'nden Mehmet Tezkan, "Goebbels görse şapka çıkartır" başlıklı yazısında bakın neler anlatıyordu:

"Öyle yayınlar yapılıyor ki Hitler'in propaganda bakanı Goebbels bile şapka çıkarır...
1994'te 12 köy korucusunun öldürülerek tabur arazisine gömüldüğü iddiasıyla kazı yapılmış, görgü tanığının burası dediği yer kazılmış, delil bulunamamış... Ancak bir erin gösterdiği yerdeki çöp yığınları arasında beş adet kemik parçası çıkmış... Başlık... "Taburdan kemik çıktı!" O çöp yığını 15 yıldır orada mı duruyormuş? Kemik ne kemiğiymiş?

HSYK kavgası da vahim... Karikatürde bir el, adalet terazisini elinde tutuyor, Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu da kesmeye çalışıyor. Adalet terazisini tutan el kime ait... Bakan'a mı, Başbakan'a mı? Herhalde istenen bu... Terazinin sapı AKP'li olmak kaydıyla siyasetin elinde olmalı...
Bir haber daha...

Başlık şu:

Güneydoğu'da hangi taşı kaldırsan altından ceset çıkıyor!
Vay vay vay... Goebbels halt etmiş... Korku ve dehşet salmanın ucu bucağı yok... Soruyorum, bu yayınlarda demokratikleşme arzusu var mı? Yoksa gücün bir elden başka ele geçmesi mi amaçlanıyor?

Bugün Tayyip ve AKP'lilerin birçoğunun uyguladığı yöntem Nazilerin büyük yalan duayeni Goebbels'in yöntemiyle aynıydı.
Hitler'in propaganda bakanı olarak görev yapan Jozeph Goebbels, nazi iktidarına karşı yazılmış bütün eserleri yakıp, haber kaynaklarını tekelinde toplayarak Almanların savaşa hazırlanmasında en önemli rolü oynamıştı.
Hala kitlesel propaganda alanında deha kabul edilen Goebbels'in "büyük yalan" tekniği gerçeği kökünden yok saydırmayı sağlıyordu."

Kaynakça
Kitap: Takunyalı Führer
Yazar: Ergün Poyraz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Tayyip Erdoğan'ın Yolsuzlukları, Hainliği(ABD Uşaklığı) ve AKP Ekonomisinin İşleyiş Sistemi(Mafya-Gladyo-Tarikat Sistemi)

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir