Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Üç Çocuk

Burada Tayyip Erdoğan'ın Yolsuzlukları, Hainliği(ABD Uşaklığı) ve AKP Ekonomisinin İşleyiş Sistemi(Mafya-Gladyo-Tarikat Sistemi) hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Üç Çocuk

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 May 2011, 17:02

Üç çocuk

CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Kasım 2009'da Genel Kurul'da kürsüye çıkıyor, sözü memur eylemlerine getiriyor, öğretmenlerin yoksullaştırılmasını rakamlarla şöyle anlatıyordu:

"10.07.2008 tarihinde Parasız Yatılılık, Burs ve Sosyal Yardımlar Yönetmeliği'ni değiştirdiniz. Ailedeki kişi başına yıllık gelir toplamı 5 bin 400 lira... Yani dört kişilik bir aile düşünün, kişi başına 5 bin 400 lira yıllık. Bunun altında olanlar burs alıyordu. Ve devlet parasız yatılılıktan yararlanıyordu. Yüzde 15'i de öğretmen çocuklarına kontenjan olarak ayrılıyordu.
Bu 5 bin 400 lira çok yüksekmiş gibi, bunu aldınız 4 bin 353 liraya düşürdünüz. Ne yazık ki öğretmen çocuklarına kontenjan hukuken var ama uygulamada yok. Çünkü bir öğretmen, tek başına geliri dahi olsa yıllık 5 bin liranın üzerine çıkıyor kişi başına.

Yani şunu demek istediniz öğretmenlere:

"Üç çocuk yaparsan çocuğunu burslu okuturum, yatılı okuturum, yoksa okutmam.' Öğretmenleri bu yoksulluğun içerisinde üç çocuk yapmaya mahkum ettiniz."

Öğretmenlerin bu duruma mahkum edildiği Bakanlığın başındaki Nimet Çubukçu'nun yeri Tayyip'in yanında hep ayrıcalıklı olmuştu. Tayyip nerede Nimet de oradaydı. Bir süre önce hayatını kaybeden AKP Milletvekili Osman Yağmurdereli hastanede yatarken 2008 Temmuz ayının son haftasında, Nimet ile Tayyip beraberce onu ziyaret ediyorlardı. Tayyip, distribütörü olduğu Ülker'in avukatı olan Çubukçu'yu önce Milletvekili ardından Bakan yapmıştı.

Tayyip'in en yakınlarının kurduğu şirketin ismi de ilginçti:

Nimet!
Tayyip için Nimet o kadar önemliydi ki, AKP'nin kapatılma davası ile ilgili gelişmeleri ilk önce sadece ve sadece Nimet'e bildiriyordu. 24 Ağustos 2008 tarihli Hürriyet Gazetesi'nde "Mimik Polemiği" başlıklı yazıda Nimet, Tayyip'le konuşmasını doğruluyor, ancak içeriğinin kapatma davası olmadığını söylüyordu.

CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman konunun kapatma davası olduğu konusunda ısrar ediyor ve şunları söylüyordu:

"O kadar aleni ve netti ki, ilk telefon geldi, arka odaya gitti. Alı al moru mor döndü. Stresli olduğu belliydi. 'mahkeme kararı açıklayacakmış, televizyonu açalım' dedi. Televizyon açıldı.
Hazırlıklar olduğunu görünce toplantıya devam etmeye çalıştık, ama Nimet Hanım kopuk vaziyetteydi. Ara verdik. İkinci telefon geldi. Tekrar arka odaya gitti. Çıktığında sesli bir şekilde 'oh' dedi. 'Kapatılmıyor parti değil mi? Derin bir oh çektiniz' dedim. 'Oh dedim' dedi. 'Tüm çizgileriniz rahatladı, geçmiş olsun' dedim. Gülümsedi. Başbakanla görüştüğünü ve selamları olduğunu söyledi. Bu niyet okuma değil görüneni teşhis etmedir."

Kapatılma davasının kararının açıklanmasına dakikalar kala Nimet ile Tayyip habire telefonda görüşüyor, ancak Nimet'e göre kapatılma ile ilgili konuşmuyorlar. Ama Nimet ilk telefondan sonra gittiği odadan alı al moru mor çıkıyor, ikinci telefonun ardından rahatlamış olarak...
Bir de neşe içinde herkese Tayyip'in selamını iletiyor.

Ne yapalım şimdi kapatılmayı görüşmediler de, öğretmenlerin "üç çocuk" meselesini mi konuştular şeklinde düşünelim.
Ne yani şimdi Nimet'e inanıp, Tayyip'in Canan Arıtman'a selam söylemek için mi telefon ettiğini kabul edelim.
Biri bizi işletiyor mu ne?
Tayyip' in 8 Mart 2008 tarihli Vatan Gazetesi'nde, Uşak ziyaretinde kendisini dinlemeye gelen kadınlara "en az üç çocuk yapın" dediği işleniyordu.

Bakın o gün Tayyip neler söylemiş:

"Bir ailenin en az üç çocuğu olmalı. Benim dört tane var, keşke daha fazla olsaydı."

Tayyip'in derdi üç çocuktu. Maziden kalma futbol sevdasından mı ne geliyordu bu istek. Malum her futbolcunun hayali bir maçta en az üç gol atıp, "hattrick" yapmak. Nedeninin ne olduğu net olarak belli olmasa da Tayyip, her önüne gelene "üç çocuk yapın" şeklinde tavsiyede bulunuyordu.

Tayyip, yaşlılar evini ziyarete gidiyor, buradaki yaşlılara bile aynı öneriyi yapıyordu:

"Üç çocuk yapın."

Milli Futbolcu Emre Belözoğlu, Tuğba Gürevin ile İstanbul'da evleniyor, nikah şahidi ise Tayyip oluyordu. Tayyip nikâh cüzdanını geline verirken Emre'ye dönüyor ve "Benim tavsiyemi biliyorsun. En az üç çocuk" diyordu.
Tayyip, 13 Mayıs 2008 tarihinde AKP Grup Toplantısı'nda "Dört çocuğum var, keşke beş olsaydı, altı olsaydı. Ama dörtte kaldı. Bu işin bilimsel temeli var. Ama diğerleri bilim dışı konu-şuyorlar... " diye dert yanıyordu.
Herkese bu aklı veren Tayyip, nedense dokuz yıldır evli olan büyük oğlu Burak'a "Hani üç çocuk" demeyi akıl edemiyordu. Bırakın üç çocuğu, daha ortada bir tane bile görünmüyordu.
Yani Tayyip'in oğlu Burak'ın siftahı yoktu.

Hülya Avşar'a bile hemen çocuk yapmasını öğütleyen Tayyip, oğlu Burak'ı nedense teşvik edemiyor, bu evlilikten "tık" çıkmıyordu. Basında çıkan haberlere göre üç çocuk sevdasından Bakanlar da nasibini alıyordu.
Amerikalı eşi Annalisa'dan "çocuk meselesi" yüzünden boşanmasının ardından Esra Kara ile nişanlanan İngiliz vatandaşı Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, nişanlısını basına tanıtması sonrasında 9 Ocak 2010 tarihinde evleniyordu.

Nikâhtan sonra evlenme cüzdanım geline veren Tayyip, yine aynı talebini bu kez Bakan ve yeni eşine karşı da yineliyordu:

"En az üç çocuk isterim. Dört de olur, beş de olur!"

Ancak Tayyip, çocuk istiyordu istemesine de, İngiliz vatandaşı Bakan Mehmet Şimşek'in eski eşi Annalise de çocuk istiyordu. 11 yıl süren evlilik İngiliz Şimşek'in çocuk istememesi üzerine boşanma ile sonuçlanmıştı. Basına da yansıyan bu durumu Tayyip dahil herkes biliyordu. Ama nedense Tayyip yine de çocuk istiyordu. Hem de bu sefer beşe kadar.

Ne çare ki:

Tayyip'in çocuk istediklerinin nedense o saatten sonra çocukları olmuyordu.

Zira Tayyip, isteğini yanlış adrese seslendiriyordu. Talebini geline değil de damatlara yapsa belki emeline daha kolay ulaşabilirdi. Okurlarım beni bağışlasınlar, öyle ya tarla ne kadar verimli olursa olsun, sürende ve dahi tohumda iş yoksa ürün almak mümkün olur mu?
Olmaz...

Bir sohbette; "Başbakan, sizin olduğunuz toplantılarda 'üç çocuk yapın' diyor, şeklinde ani bir soruya Nimet Çubukçu oldukça ilginç bir cevap veriyordu:

"Ayy, beni mi kastediyor!.. "

Tahmin ettiğiniz gibi soruyu soran 'yok beni' diyemiyor, onu diyemediği gibi o ve hiç kimse Tayyip'e; "kardeş, herkese üç çocuk yapın diye talimatlar yağdırıyorsun, iyi güzel de kendi oğluna neden söyleyemiyorsun" diye soramıyordu. Nasıl sorsunlar, Tayyip'in nasırına basan "Ergenekoncu" damgası yiyerek, cezaevini boyluyordu.
Tabii ki boylayacak. Bu tür sorular toplumdan gizlenen ve aileden birkaç fertte daha bulunan bazı hastalık ve bu hastalığa bağlı arızaları ortaya çıkarma tehlikesini oluşturuyordu.
Ne arızaları da demeyin.
Başımı belaya sokmayın!

1 Temmuz 2008 tarihli Hürriyet Gazetesi'nde bazı AKP'lilerin ılımlı İslam konusunda adres gösterdiği Malezya hakkında Enis Berberoğlu "Meğer Malezya'nın hünsası meşhurmuş" başlığı altında, Malezya'da Hünsa yani çift cinsiyetliliğin son derece yaygın olduğu konusunu işliyordu.
2010 yılına girdiğimizde ise yine aynı gazeteden Ertuğrul Öz-kök, sebepsiz yere köşe yazısında birkaç satırla olsa 'Hünsa'lıktan bahsediyordu...
Neyse bu arızaları bir tarafa bırakalım ama Sümeyye'nin Amerika'da Jinekolog doktorla yemek yemesini de bir kenara not edelim ve tekrar çocuk konusuna hem de üç çocuk konusuna dönelim.
25 Kasım 2008 tarihli Radikal Gazetesi'nin haberine göre, Tayyip'in ülkede tartışma yaratan üç çocuk önerisine tek destek Nimet Çubukçu'dan geliyordu.

Meclis dahil her yerde beraber olan Nimet ile Tayyip, daha önce belirttiğim gibi her konuda çok iyi anlaşıyorlardı. Tayyip, domuz gribi aşısı olmayacağım açıklayınca ona tek destek yine aynı isimden geliyordu.

Çubukçu Nimet!

Yalçın Küçük düne kadar kendi halinde bir yazardı. Tayyip ve çevresi dahil bir çok konuda birbirinden ilginç kitaplar yayınladı.
Tayyip'in sara hastalığı başta olmak üzere birçok bilinmeyenlerine ışık tutan "Caligula" ve "Epilepsi ile Orgazm" adlı kitapları kaleme aldı. Ne olduysa bundan sonra oldu. Tayyip, her iki kitap için de tazminat davaları açtı ve bu davaları kaybetti. Yalçın Küçük'iin hızını kesemeyen Tayyip, 80 küsur yaşındaki yazarı "Terörist" olarak yaftalattı ve cezaevine göndertti. Küçük daha sonra tahliye oldu.

Küçük, "Epilepsi ile Orgazm" adlı kitabında Tayyip'in çocuk özlemini, Fatma Sibel Yüksek'in "Başbakanlığın Bilinmeyenleri" adlı yayınından şöyle aktarıyordu:

Ve muhabirlerden biri sordu:

"Sayın Başbakan, siz de artık torun sevmek istiyorsunuzdur?"
Başbakan iç geçirdi, gözleri özlemle ışıldadı. "Ben" dedi, "Sadece torun değil, çocuk da istiyorum."
Cevabı iyi anlamamıştık. "Doğru mu duyduk" ifadesi ile birbirimizin yüzüne baktık.
Bir başkası, Başbakan'ın cevabını biraz ertelemeye yeltendi. "Yani efendim, çocuklarınızın çocuğunu mu kastediyorsunuz?"

Cevap bizi şaşırtmayı sürdürdü:

"Hayır canım... Ben kendim çocuk istiyorum!.. "

Şaka mı yapıyor, diye baktık, hayır, ciddiydi.
Doğal olarak her hangi bir yorum getiremedik.
Evet, Allah uzun ömür versin, hem Sayın Başbakan hem de eşi henüz genç ve sağlıklı sayılırdı ama...

'Nasıl olacak' diye soramadık.
Erkekler genellikle, çocuk istemek konusunda kadınların etkisi altında kalırlar. Kadının güçlü bir şekilde çocuk istemesi, zamanla erkeğe de sirayet eder ve erkek, kadındaki annelik duygusunu 'içse İleştirerek' çocuk istediğini zannetmeye başlar. 'Erkeğin yaradılışında bulunmayan' çocuk sahibi olma duygusunun arkasında mutlaka bir kadın vardır... "

Nereden nereye geldik. Tayyip ve Emine'nin aşklarına, oradan üç çocuğa... Ancak Emine, Tayyip'i önce rüyasında ertesi gün de Tepebaşı Gazinosunda görerek şimşek pardon yıldırım aşkına tutulduklarını söylüyor, bu duruma yine düşündeki cübbeli, sakallı ve sarıklı bir ihtiyarı tanık olarak gösteriyordu.

Oysa,
Daha önce de belirttim. Emine, İdealist Hanımlar Derneği'nin çiçekçisi, Tayyip de aynı derneğin hem sunucusu hem mikrofon tutucusuydu.
Emine birçok konuda olduğu gibi bu hususta da hafıza kaybı yaşıyordu. Zira MSP İstanbul İl Başkanlığı'nda "Sekreter" olarak çalıştığı dönemlerde, Tayyip de Beyoğlu İlçe Başkanı'ydı. Ve hemen hemen her gün aynı binada bir araya geliyorlardı. "Çok da büyük olmayan bu bina içinde nasıl olmuştu da hiç karşılaşmamışlardı da daha sonra rüyalarda buluşmuşlardı" şeklindeki bir soruya verilecek birçok cevapla birlikte, bir gerçek daha var ki burası da sözün bittiği yer oluyordu.

Tayyip, o günlerde İstanbul İl Başkanı'ndan randevu almak için sürekli Emine'ye müracaat ediyor, İl Başkanı ile olan görüşmelerine geldiğinde Emine'nin odasında bekliyordu, sıranın kendine gelmesi için...

Peki bu durumda şu karışık durumu çözmek için ne yapsam, ne etsem, nerelere gitsem!..
Tuhafiyeci Ender'e mi sorsam, yoksa Sivas'lı kuyumcuya mı, yoksa yoksa Oğuzhan Asiltürk'e mi?

Ya da başörtü takma nedenlerinde bile gerçeklere takla attıran, Emine'ye türban bağlama cezasının neden verildiğinin açıklamasını ağabeylerinden mi istesem?

Hadi bunları bir tarafa bırakıp Tayyip'in Cumhurbaşkanı olma hayallerini yerle bir eden o güne, sara krizi geçirip hastaneye kaldırıldığı o güne dönelim.
18 Ekim 2006 tarihinin sabahında Tayyip'i evden uğurlayan Emine, korumaları; "dün gece zor geçti rahatsızdı" sözleriyle uyarıyordu. Erdoğan o gün İçkale Otel'in yolundan dönerken sara krizi geçiriyor olduğu bir halde Güven Hastanesi'ne getiriliyordu. Makam arabası hastane önüne gelip, Tayyip'i hastaneye taşıyacakları an Mercedes'in tarihinde olmayan bir olay gerçekleşiyor, araba kilitleniyordu.
Mercedes'in trilyonda bir olacak böyle bir ihtimale karşı arabanın kapısını açacak sistemi mevcutken, korumalar balyozlarla camları kırma işlemine başlıyorlar, Tayyip'i baygın olduğu halde hastaneye taşıyorlardı.

Tayyip'in geceyi zor geçirdiğini, rahatsız olduğunu korumalara söyleyen, dolayısıyla kulağı bu nedenle Tayyip'te olması gereken Emine, tüm Türkiye ayaktayken hastaneye gitmemek için ya direniyor ya da haberi olmuyor, ancak 6,5 saat sonra Tayyip'i hastaneye ziyarete gidiyordu.

Öyle ya gece şu veya bu şekilde zor geçmişti. Tayyip sabaha kadar uyuyamamıştı. Bu nedenle Sara'dan Şeker'e, Şeker'den Yüksek Kolesterole kadar birçok sıkıntısı olan Tayyip için gündüzün de zor geçeceği belliydi. Emine bunu korumalara söylüyor, ancak ölüm döşeğinde olan kocasıyla ilgilenmiyor, o gün Tayyip için Cumhurbaşkanlığı hayal oluyor, geceki sıkıntıyı nasıl öğrendiyse basına sızdıran Abdullah Gül ise Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturuyordu.

Böylece Tayyipgillerin Abdullah Gül'ün kızını oğulları Burak'a istemeleri, kızlarını vermemek için eğitimini bahane etmeleriyle hız kazanan soğukluk, Emine ile Hayrunnisa'yı bir daha bir araya getirtmiyordu.

Sara krizi nedeniyle ortaya çıkan bir başka gariplik de, Tayyip'i son anda hastaneye yetiştiren ve onun hayatını kurtaran Ömer Çelik'in Emine ile arasının düzelmeyişi ve Tayyip'in yanından uzaklaştırılmasıydı.

Kaynakça
Kitap: Takunyalı Führer
Yazar: Ergün Poyraz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Tayyip Erdoğan'ın Yolsuzlukları, Hainliği(ABD Uşaklığı) ve AKP Ekonomisinin İşleyiş Sistemi(Mafya-Gladyo-Tarikat Sistemi)

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir