Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Uçan Tabut ve Tehditler

Burada Tayyip Erdoğan'ın Yolsuzlukları, Hainliği(ABD Uşaklığı) ve AKP Ekonomisinin İşleyiş Sistemi(Mafya-Gladyo-Tarikat Sistemi) hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Uçan Tabut ve Tehditler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 May 2011, 02:14

Uçan tabut ve tehditler

Tayyip Erdoğan'a yakınlığı ile bilinen işadamlarından Zeynel Abidin Erdem'i Sudan Devlet Başkanı El Beşir kapıda karşılamış. 6 Aralık 2009 tarihli Zaman Gazetesi'nin "Pazar Aktüel" ekinde yer alan bilgilere göre, 10 yıldır Sudan'ın Fahri Başkonsolosu olan Erdem'in, Sudan'da "Ersu" adıyla faaliyet gösteren bir şirketi bulunuyordu. Sudan Başkanı El-Beşir, Abidin'e bir de liyakat nişanı vermişti.

2006 yılı Mart ayında Sudan'ı ziyaret eden Tayyip Erdoğan, terör örgütü lideri ve silah kaçakçısı Dr. Fatih El Hassanein ile gizlice görüşüyordu.
Her fırsatta peygamber soyundan geldiği yalanına sarılan Suud Kralı Fahd'ın ve İspanya Kralı'nın paralarını da çalıştıran, Yahudilerle birçok vakıfta üye olan Süryani kökenli Mason işadamı, Tayyip Erdoğan'ı Sudan'da Usame bin Ladin ile buluşturuyordu. Tayyip sevdalısı Süryani işadamı sürekli olarak çevresine "biz peygamber soyundan gelen bir aileyiz" diyordu.

Zeynel Abidin Erdem; bir dönem Turgut Özal'a yakındı. Türk Amerikan İşadamları Derneği Başkanlığı'nda bulundu. "Uçan Tabut" olarak tanımlanan CASA uçaklarını Türkiye'ye getirdi.

AKP kurulduktan sonra Tayyip'in en yakınındaki isimlerden biri oldu. Dün Tayyip'e eleştiriler yağdıran, adeta söven bugün ise her an Tayyip'i öven, Fetullah'a methiyeler düzen Mahmut Övür, Sabah Gazetesi'nde 21.3.2009 tarihinde Tayyip ile Emine'nin bazı işadamları ve özellikle Zeynel Abidin Erdem'in katıldığı yemek ile ilgili olarak şunları yazıyordu:

"İstanbul Conrad Otel'de AKP'nin Beşiktaş Belediye Başkan Adayı Sibel Çarmıklı; "Beşiktaş Buluşmaları" adıyla bir yemek düzenledi.
Yemeğin özel konukları; Başbakan Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan'dı. İstanbul Beşiktaş'ın iş, sanat ve spor dünyasının ünlü isimleri; Serdar Bilgili, Yıldırım Demirören, işadamı Zeynel Abidin Erdem, Erdal Aksoy, Kaya Çilingiroğlu, Hüsnü Güreli de konuklar arasındaydı."

Dönemin Meclis Başkanı Bülent Arınç, Zeynel Abidin Erdem'e TBMM üstün hizmet ödülü veriyor ve ödülü verirken onu kendince elleri öpülecek insanlar arasında niteleyerek, başköşeye oturtuyordu.

Sibel Çarmıklı'nın yemekleri ünlüydü. Yine bir Restaurant'ta Karargâh Evleri soruşturmasında F Tipi yapılanmanın planlarını bozan Hâkim Albay Zeki Üçok'la yemek yemesi Emniyetin kulağına gitti. Eylül 2009'daki bu yemeğin ardından Üçok ile Çarmıklı arasında Sarıyer'de üçüncü köprü güzergâhındaki çok değerli bir arazinin satışı için pazarlık yapıldığı iddiasıyla Çarmıklı, Üçok ve Çarmıklı'nın oğlu gözaltına alındı. Gazetelere, polisin çok önemli olaylarda başvurduğu mekân görüntüleme ve dinleme aracı olan "Observer" tekniği ile bu durumun belgelendiği balonu uçuruldu.
Olayın sonucunda Fetullahçıların hedefindeki Albay Üçok tutuklandı, Çarmıklı ve Oğlu serbest bırakıldı.

AKP'nin sosyetik adayı Sibel Çarmıklı, Emine Erdoğan ile de son derece samimi görüşüyor, beraberce fotoğraflar çektiriyorlardı.
Ne hikmetse böyle bir arazi yolsuzluğunda Sibel Çarmıklı'nın yanındakilere ciddi hiçbir şey sorulmadı, sadece olayla hiçbir ilgisi olamayacak Albay tutuklandı.

Öz ve Söz konusunda nutuklar çeken Yaşar Büyükanıt, Tayyip'le Dolmabahçe buluşmasının ardından, Öz ve Söz konusunda oldukça ilginç tavırlar sergilemeye başlıyordu. Bunların en dikkat çekenlerinden biri; bir gün önce sırtını döndüğü Abdullah Gül'e, bu davranışının üzerinden daha 24 saat bile geçmeden cephe selamı vermesiydi.

Veriyordu da bir şey mi kaybediyordu? Tayyip ve Unakıtan'ın öncülüğünde Hükümet, ülkenin yarısından fazlasının evine ekmek bile götüremediği gerçeğine rağmen, Büyükanıt'ın altına 1,5 trilyonluk son derece lüks Audi marka bir araba çekiyordu.

Artık,
Onun arabası var!
Başka?
Onlar; Daha sonra. Ancak;

Tayyip'in en yakınındaki işadamlarından Zeynel Abidin Erdem'in yanında çalışan Fikriye Bengü Caymaz kimin kızı diye sorarsanız?

Cevap:


Oldukça basit! Yaşar Büyükanıt'ın.
Zeynel Abidin'in adı Irak'tan kaçak petrol alan işadamları arasında anılmıştı. Abidin, petrol ticareti sırasında bir general ile samimi bir şekilde çekilen fotoğraflarını da kullanmıştı.

Şimdi diyeceksiniz ki kim bu general?

Valla ben değilim!
Çünkü,
Ben general değilim!..
Zeynel Abidin Erdem'in Uçan tabut olarak tanımlanan CASA uçaklarını Türkiye'ye getirdiğinden bahsetmiştim. 1990 yılında ANAP Hükümeti baştayken 500 milyon dolarlık askeri nakliye uçağı ihalesi düzenleniyor ve sözde ihaleyi İspanyol CASA firması kazanıyordu.

O günlerde İspanyol uçak firmasından Türkiye'deki temsilcisine bir mesaj geliyordu:

"Nisan başı ziyaretleri ayarla. Hediyeleri ve rüşvetleri dağıt."

Gazeteci Nezih Tavlaş, bu işin üzerine gidince firma temsilcisi kendisine, hediye olarak sadece kravat dağıttıklarını söylüyordu.

Gazeteci Tavlaş soruyor, Gazeteci ve Yazar Emin Çölaşan 20.05.2001 tarihinde Hürriyet'teki köşesinden aktarıyordu:

"Acaba CASA markalı kravatları kimler taktı."

1990 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri'ne alınacak 52 adet nakliye uçağı için açılan ihalede, bazı gerçekler ortaya çıkıyordu. Örneğin, bu uçakların İspanyol ordusu tarafından bile kullanılmadığı!

Merkezi Londra'da bulunan ve yaptığı araştırmalarda alanında "güvenilir ve saygın" bir yere sahip olan IISS ya da tam adıyla The International Instutute for Strategic Studies-Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü) tarafından yayınlanan ve dünyadaki bütün ülke silahlı kuvvetlerinin envanterini tüm detaylarıyla gösteren, Military Balance yani Askeri Denge adlı yıllığın 1990 nüshasında CN-235 ya da nam-ı diğer CASA uçağının sadece iki ülke tarafından kullanıldığı yazıyordu:

Botswana ve Panama... Bu iki ülkede sadece dört adet vardı. Askeri amaçlarla kullanamıyorlar, hurdalıkta tutuyorlardı.
Amerika bu uçakların hava sahalarından geçmesini bile yasaklamış, keza bu uçakların kullanımı Yunan'ın dandik devletinde bile bu uçaklar "teknolojik açıdan geri" ve "sakıncalı" bulunmuştu.
Kaldı ki üretici ülkeler olan İspanya ve Endonezya ordusunda bile kullanımı yasaktı.
İspanya'da sadece iki tane vardı ve onlar da askeri amaçlı değildi.

Ancak,
Dünyada sadece Türkiye, evet sadece Türkiye bu uçaklardan almaya kalkıyordu. Hem de 52 tane...
Kararı kimler vermişti?
Ne uğruna?
Neden ve nasıl?
İhale ilgili kararın açıklanmasından yaklaşık on ay kadar önce Savunma Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanı Vahit Erdem, ihale için teklif veren dört firma arasında CASA'nın "ihaleyi kazanacak" firma olarak açıklanmasında bir sakınca görmüyordu.

Bugünün AKP Miletvekili Vahit Erdem, Uluslararası Savunma ve Havacılık Semineri'nde dünya silah sanayicilerinin temsilcilerine konuşurken, "ihale'nin çok büyük bir olasılıkla İspanyol CASA firmasına verileceğini" söylüyordu.
Dünyanın hiçbir ülkesinde yüz bulamayan CASA firması uçağın fiyatını ihalenin başından itibaren sürekli arttırıyor, daha maketi bile yapılmayan bu uçaklar ile ilgili artırımlar, anında kabul ediliyordu.

Fiyat artırımları yüzde 77'yi bulunca Vahit Erdem'e sorulur:

"Fiyat artışının nedeni nedir?"

Savunma Sanayi Müsteşarı Vahit Erdem bu soruya şöyle cevap verir:

"Yok, o kadar yok!"

Peki, ne kadar vardı?

Erdem'in bu soruya verdiği yanıt ilgiye muhtaçtı:

"Çok pazarlık yapıldı. Yok, onlar ciddi fiyatlar değil, biz o zaman ciddi ihale almamıştık. Bizden alırsanız size şu fiyatla veririz, o bütün firmada olan işler. O daha hafif nakliye uçağı üzerinde çalışıyoruz, işte teklif alacağız falan dediğimiz zaman firmaların ön bir teklif almadan bize gönderdikleri çeşitli kâğıtlardaki fiyatları. Onun için bu kadar artış yok ve çok ciddi pazarlıklar yapıldı.
Fiyat yönünden yaka silkti firmalar artık, bir aldanma söz konusu değil."

Vahit Erdem'in açıklamasına göre CASA firması "şakacıktan" bir fiyat veriyor, Türk yetkililer oturup bu "şaka fiyat" üzerinden "ciddi ciddi" pazarlık yapıyor, Türk tarafının bu "ciddi" pazarlığından firma "yaka silkerek" fiyatında "birkaç defa indirim" yapıyor ve sonunda eski fiyatın yüzde 77'sine uçaklar alınıyordu.
Allahtan firma "birkaç defa indirim" yapmıştı.
Ya bir de yapmasaydı?
Hava Kuvvetleri Komutanlığı yetkilileri, uçakları deniyorlar. Raporlar olumsuz çıkıyordu.

Raporlarda uzman bilirkişiler:

"Levye ile çok dikkatli oynanmazsa uçak yere çakılabilir. Uçak hem kargo, hem paraşüt taşıyacak niteliklere sahip değildir" diyorlardı.

Çölaşan, ihale ile ilgili şunları yazıyordu:

"Devrede, dönemin ANAP'lı Milli Savunma Bakanı var. İspanyol firmasının temsilcisi var. Temsilciyle Milli Savunma Bakanı'nın arasını, Bakan Bey'le yakın ilişkisi olan bir kadın, para karşılığı ayarlıyor. Bazı ANAP'lı hükümet üyelerinin, işadamlarıyla görüşmelerini büyük paralar karşılığında yaptıkları, bantlardan ortaya çıkıyor!

Bir SHP milletvekili, ihalede dönen dümenleri Meclis gündemine getirmek için önerge veriyor. Bu önerge, ertesi gün bir başka SHP milletvekili tarafından sahte imzayla, Meclis Başkanlığından geri çekiliyor. Bu milletvekili, firma temsilcisinin arkadaşı... "

Şimdi bu olayla ilgili belge bilgilerin ışığında, Çölaşan'ın yazısındaki isimleri bulmaya çalışalım.
O günlerde ANAP'lı Savunma Sanayi Müsteşarlığı görevini yürüten, bugünün AKP Kırıkkale Milletvekili, açılımlara ve Anayasa değişikliğine önceleri muhalif açıklamalarda bulunan sonra aniden sesi kesilen, Güney Kore ve Fransa'dan "Devlet Güvenlik Liyakat Nişanlı" Vahit Erdem.
İspanyol firmasının temsilcisi; Tayyip'in en yakınında bulunan ve Tayyip tarafından düzenlenen kampanyalara milyon dolarlarla katılan, yukarıdaki satırlarda kendisinden bahsettiğim ve İspanya Kralından Liyakat madalyalı Zeynel Abidin Erdem...
Temsilciyle, Milli Savunma Bakanı'nın arasını, 5 milyonluk bir para karşılığı ayarlayan ve Bakan Bey'le yakın ilişkisi olan kadın kimdi?

O "İnciser" isimli Çiçekçi kadını ne siz sorun ne ben söyleyeyim.

İhalede dönen dolapları Meclis gündemine getirmek için önerge veren milletvekili:

SHP Milletvekili Tevfik Koçak...

Bu önerge'yi ertesi gün Meclis Başkanlığından sahte imzayla geri çeken ve aynı zamanda firma temsilcisi Zeynel Abidin Erdem'in sağ kolu olan dönemin SHP milletvekili:

Şimdinin Şişli Belediye Başkanı ve Ati'deki Başbakanımız (!), Mustafa Sarıgül'dü.

Sarıgül, Parti arkadaşı Tevfik Koçak'ın Meclis'e verdiği önergeyi Tevfik Koçak'ın imzasını taklit ederek çekiyor, Meclis tarihine sahte imzayla önerge çeken milletvekili olarak geçiyordu. Sarıgül, ilginç ilişkileri ve ortaklıklarıyla da ileride ne biçim bir Başbakan olacağının sinyallerini veriyordu.

Mustafa Sarıgül, Zeynel Abidin Erdem ile Tevfik Koçak'ı tanıştırıyor, Onları Ankara Hilton Oteli'nin lobisinde bir araya getiriyor, Abidin'e övgüler düzüyor, ne büyük bir işadamı olduğundan bahsediyor, "Abim" diyor, ancak olay patlayınca gazetecilerin Zeynel Abidin'i tanıyor musunuz şeklindeki sorusuna şu cevabı veriyordu:

"Hayır, kim o adam, nereli nerede oturuyor?"

Mustafa Sarıgül, her gün gazetelerde boy boy yer alan yer üstü faaliyetlerinin yanı sıra yeraltı dünyası ile de ilginç ilişkiler içindeydi.
Kamuoyunda 1. Mit Raporu olarak bilinen ve 1987 yılında basma yansıyarak uzun süre gündemde kalan "Banker Bako" olayı, "Polis İçinde Çekişme ve Yeraltı-Polis-Kamu Görevlileri İlişkileri" isimli istihbarat raporunda adı yeraltı dünyası ve mafyayla birlikte anılan şarkıcı Hülya Süer ile bir dönem birlikte yaşamıştı.

Sarıgül, Duygu Asena'yla 1989 yılında yaptığı ve "Hülya Süer ile evlenmeyeceğim" başlıklı söyleşisinde, ilişkisini inkâr ederek Süer'in kalbini kırmıştı.

Süer de Sarıgül'le dokuz aydır bir ilişkileri olduğunu belirtiyor, ondan evlenme teklifi aldığını açıklıyor ve şöhret dünyasının şanlı klişelerinden biriyle cevap veriyordu:

"Bu beyefendi ile şu anda ilişkim yok. Fakat görüyorum ki, hep gündeme benim ismimle, benim olayımla geliyor."

Mustafa Sarıgül, adı MİT ve TBMM Susurluk Komisyonu raporlarında geçen Ahmet Vefa Küçük ile 7 Eylül 1995 tarihinde ortaklaşa Vefa Petrol ve Turizm İşletmeleri Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'ni kurmuştu.

Sarıgül'ün ortağı ve Fenerbahçe camiasının yakından tanıdığı Küçük, yeraltı dünyası ile de yakın ilişkiler içindeydi. Küçük'ün kayınpederinin işleriyle ilgili anlaşmazlıklar ve Bağbank'ın batışı sonrasında ortaya çıkan yeni durumlar Küçük ile mafya babası Alaattin Çakıcı'yı karşı karşıya getirmişti.
1985 yılında Vefa Küçük'ün bürosu Çakıcı'nın adamlarınca basılmıştı. Çakıcı o sıralar 1980 öncesinde demir kaçakçılığına adı karışan Suat Sürmen'in haklarının koruyucusuydu. Vefa Küçük, Çakıcı'ya asıl dolandırılanın kendisi olduğunu anlatınca, Çakıcı bu kez Suat Stirmen'e karşı cephe almış, sonunda her iki taraf da parayı verince Çakıcı uzlaşmayı sağlamıştı.

Sarıgül'ün kurucusu olduğu 335027 sicil no'lu Vefa Petrol'ün ilginç yapısını sadece Küçük'ün ilişkileri oluşturmuyordu. Ticaret Sicil kayıtlarında bu firmayı sıradan bir benzin istasyonu işleten benzerlerinden ayıran, bu şirketin yönetim kurulu üyeleriydi. İstanbul Kasımpaşa ve Fulya'da Shell benzin istasyonları işleten bu şirketin Yönetim Kurulu üyeleri İslam Yakut ve yeğeni Erhan Yakut, Narkotik polisinin çok yakından tanıdığı kişilerdi. İslam ve Erhan Yakut, Aralık 2002'de İstanbul Kozyatağı'nda ele geçen ve piyasa değeri 5 milyon dolar olan 255 kilo 359 gram eroinin sahibi olarak polis tarafından gözaltına alınmışlardı.

Akşam Gazetesi'nin 19 Aralık 2002 tarihli nüshasına göre, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Narkotik Şube'nin düzenlediği "Sacayağı" adı verilen 3 ayrı operasyonda gözaltına almanlar arasında, Hürriyet Gazetesi yazarlarından Ayşe Arman'ın eski eşi Kaşmir Bar'ın sahibi Zafer Yılmaz Acar da bulunuyordu.
Sarıgül ile ilgili bilgileri bir başka çalışmaya bırakalım, konumuza kaldığımız yerden devam edelim.

Kaynakça
Kitap: Takunyalı Führer
Yazar: Ergün Poyraz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Tayyip Erdoğan'ın Yolsuzlukları, Hainliği(ABD Uşaklığı) ve AKP Ekonomisinin İşleyiş Sistemi(Mafya-Gladyo-Tarikat Sistemi)

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir