Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

MİT, Tayyip'i Seviyooo

Burada Tayyip Erdoğan'ın Yolsuzlukları, Hainliği(ABD Uşaklığı) ve AKP Ekonomisinin İşleyiş Sistemi(Mafya-Gladyo-Tarikat Sistemi) hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

MİT, Tayyip'i Seviyooo

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 May 2011, 23:50

MİT, Tayyip'i seviyooo

Tayyip'in baş danışmanlarından Mehmet Metiııer, NTV'de yapacağı programın MİT'in üst düzeyi tarafından kaldırtıldığını söylüyor, bu şekilde MİT ile aralarının iyi olmadığını anlatmaya çalışıyordu.

Bakın Metiner, o konuyu kendince nasıl işliyordu:

"Teklif televizyon yöneticilerinden gelmişti. Benim hiçbir şekilde dahlim olmamıştı. Sonra proje ete kemiğe bürünme aşamasına geldiğinde, yani yurt dışı görüşmeler için olumlu yanıtlar alındığında gene kendileri tarafından iptal edilmişti. Sonradan kulağıma çalınan bir bilgiye göre, MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun'un telefonu üzerine o projeden vazgeçilmişti. O tarihte NTV'nin başında Nuri Çolakoğlu bulunuyordu. En doğrusunu o bilir. "

Metiner'in Proje dediği, eli kanlı terör örgütünün övgüsü kapsamında başta Osman Öcalan olmak üzere, birçok PKK'lının NTV ekranından şov yapmasına olanak sağlayacak girişimlerdi.

Metiner, yine "Yemyeşil Demokrasi" kitabının 588. sayfasında aktardığına göre, bu defa PKK'nın asker alma şubesi gibi çalıştığı DGM kayıtlarına da geçen HADEP'in Genel Başkan Yardımcısı sıfatı ile İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde sohbetler yapıyordu.

Yine bu sohbetlerin birinde; Hizbullah operasyonları sırasında Hizbullah'ın kaybolan paraları soruşturmasında adı yer alan ve daha sonra Diyarbakır Emniyet Müdürü olacak Atilla Çınar'ın kendisine şu sözleri söylediğini aktarıyordu:

"MİT Bölge Temsilcisi de şu anda aramızda olacaktı, ama gelemedi."

Kitabında sürekli olarak MİT'ten yakman Metiner, Çınar'ın bu sözlerine kitabında şöyle cevap verdiğini aktarıyordu:

"Bizce hiçbir sakıncası yok. MİT de bizim bir kurumumuz. Onun temsilcisiyle görüşmekten mutluluk duyarız... "

MİT Temsilcisiyle görüşmekten mutluluk duyacağını söyleyen Metiner; yine aynı kitabın 495. sayfasında MİT'in kendisini istemediğini de şu şekilde anlatıyordu:

"Bir gün Hüseyin Besli'nin odasında ben, Hüseyin ve Ali Bulaç baş başayız.

Bulaç anlatmaya başladı:

"Dün Tayyip Bey'le bazı konulan müzakere etmek için beraberdim. Hayli sıkıntılı gördüm kendisini" dedi.
"Hayırdır inşallah ne tür sıkıntı" diye sordum.
"Seninle ilgili. Milli İstihbarat Teşkilatı'nın (MİT) üst düzey yetkilileri birkaç kez gelip konuşmuşlar kendisiyle. Senin Kürtçü-

PKK'cı olduğunu, yurt dışına çıktığında PKK'lılarla görüşüp buluştuğunu, buna dair belgelerin ellerinde bulunduğunu vs. söylemişler. 'Mehmet Metiner'in yakınınızda biri olarak bulunması, siyasi geleceğiniz açısından büyük sorunlar doğurabilir,' gibisinden laflar etmişler... "

"Metin Aydın, Mehmet Kâhtalı, Metin Korkmaz, Aydın Seçil" gibi kod isimleri kullanan Mehmet Metiner, duydukları karşısında donup kaldığını söylüyordu. Hemen "Reis" diye hitap ettiği Tayyip'in bu anlatılanlara tepkisinin ne olduğunu sordu ve başladı oda içinde dört dönmeye.
Mücahitlik, Demokratlık, Demokratiklik, Delikanlılık, Civanlık, Dik Duruşluk, Düz Gidişlik, Bağımsızlık ve benzeri konularda attıkları zaman mangalda kül bırakmayan, Tayyip Erdoğan, Mehmet Metiner ve Ali Bulaç; MİT'in bu ihtarı karşısında;

"Siz kim oluyorsunuz da seçilmiş bir Belediye Başkanına yanındaki danışmanını uzaklaştır diyebiliyorsunuz, biz sizin ele-manlarınız mıyız? Siz, ancak elemanlarınıza böyle buyurabilir-siniz" şeklinde bir itirazda bulunmuyorlar, bulunamıyorlardı.
Bu itirazı yapamadıkları gibi patronlarına karşı mahcup olmuş bir çırak edasıyla kem küm ederek, "Metiner iyi bir çocuktur" şeklinde cevap veriyorlar, MİT'i kızdırmamak adına orta yolda anlaşıyorlardı.

İran karşı devrimi hakkında Mehmet Kerim kod adıyla övgüye boğan yazılar yazan Tayyip'in danışmanlarından, Baba tarafından Arap, anne tarafından Kürt olan Ali Bulaç, Gürcü Tayyip ve Kürt kökenli olduğunu her fırsatta ilan eden Mehmet Metiner; MİT'in ikazının ardından bir araya geliyordu. Uzun uzun konuşuyorlar ve sonunda Tayyip şöyle bir karara varıyor, Mehmet Metiner de bunu onaylıyor ve bu onayı kitabında yayınlıyordu.

Okuyalım:

"Mehmet, sen bir süre gözden uzak ol. Televizyon programlarına katılma. Yurt içi ve yurt dışı konuşmalarını da iptal et. Bir tür inzivaya çekil... "
Şeriat savaşçısı (!) Metiner, Bulaç ve Tayyip bu sözlerden sonra kucaklaşıyorlar, MİT'in direktiflerine harfiyen uymaya karar veriyorlardı.

Ergenekon'un homoseksüel haham yamağı Tuncay Güney'in arkadaşı Mehmet Metiner, kitabında Tayyip ile birlikte MİT'in buyruklarından bir an bile olsa çıkmadıklarını noktası virgülüne kadar aynen şu şekilde anlatıyordu:

"O günden sonra aynen Tayyip Başkan'ın dediği gibi hareket ettim. Sadece Tayyip Başkan'ın çalışmaları söz konusu olduğunda veya benden bir şey yapmamı istediğinde güründüm.
Bir tür inzivaya çekildim... "

Ne güzel değil mi?

MİT'in emrinde gelişip büyüyen bir Başbakan ve onun danışmanı ve danışmanları!..
MİT'in direktiflerinin dışına çıkamayan Mehmet Metiner, Kartal'da benim doğup büyüdüğüm mahallede oturuyordu.

Kitabının 274. sayfasında "Hizbullahçılar tarafından dövülüyorum" başlıklı yazısında, Hizbullahçılardan yediği dayağı şöyle anlatıyordu:

"Girişim Dergisi 1990 yılında kapanmış, ben Tayyip Erdoğan'la çalışmaya başlamıştım. Bir yandan da Milli Gençlik Vakfı'ndaki gençlere yardımcı oluyordum. Milli Gazete'de birinci sayfada günlük yazılar yazıyordum. 1991 yılında Milli Gazete'de yazdığım bir yazıdan dolayı Kartal'da kaldığım apartmanın girişinde bir akşamüstü örgütün infaz timi tarafından dövüldüm.
Bilmeyenler için belirteyim. Örgütün İslami camia içerisinde cezalandırdığı ilk kişi benim... "

Metiner, dayak sahnesini kitabında şöyle anlatıyordu:

"Neye uğradığımı şaşırmıştım. Meğer ellerinde büyükçe bir kola şişesi taşıyorlarmış. Kafama inen darbeden sonra kırılan o cam şişenin suratıma saplandığını yerde debelenirken fark ettiğimde iş işten geçmişti zaten. Gözlüğüm paramparça olmuştu. Sağ gözüm yerinden çıktı zannetmiştim. Suratıma inen tekmelerin haddi hesabı yoktu. Bağırışmalar üzerine apartmandakiler seslenince beni öylece bırakıp gittiler. Arkalarından seğirttim. Ama karanlığın içinden çoktan kaybolmuşlardı. Hem ne yapabilirdim ki!"

Metiner, saldırının kimden geldiğini bildiği halde polise verdiği ifadede saldırganları tanımadığını söylüyor ve bu konuyu da kitabının 275. sayfasında şöyle işliyordu:

"Örgütün İstanbul temsilcisini ve aktif elemanlarını tanıyordum. Dayımoğlu Emniyet Müdürü idi. İsteseydim hepsini jurnalleyebilirdim. Ama yapmadım. İslami anlayışıma sığdıramadım. Acımasızca dövülmüş olmama rağmen, o zamanki İslamcı anlayışım dolayısıyla "kâfir rejime" ihbarda bulunmayı kendime konduramadım."

Metiner, "O zamanki İslamcı anlayışım dolayısıyla "kâfir rejime" ihbarda bulunmayı kendime konduramadım" diyor, ancak aynı anlayışı içinde taşırken, yine "kâfir rejim" olarak nitelediği devletin istihbarat kurumunun emirlerine harfiyen riayet etmeyi İslamcı anlayışlarına uygun görüyordu.
Metiner, kitabının 275. sayfasında; Hizbullahçılardan yediği dayağı anlatırken, 478. sayfasında ise ayrı bir telden çalmaya başlıyor, kendisini kimsenin tokatlayamayacağını hatta azarlayamayacağım bile iddia edebiliyordu.

Okuyalım:

"Bugüne kadar beni kimse bırakınız tokatlamayı, azarlamaya dahi tevessül edememiştir. Kendimi bildim bileli bağımsızlığıma ve onuruma düşkün biriyimdir... "

Ne diyelim, İslamcının onur ve bağımsızlık aşkı böyle oluyormuş.

Kaynakça
Kitap: Takunyalı Führer
Yazar: Ergün Poyraz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Tayyip Erdoğan'ın Yolsuzlukları, Hainliği(ABD Uşaklığı) ve AKP Ekonomisinin İşleyiş Sistemi(Mafya-Gladyo-Tarikat Sistemi)

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir