Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Papa Leo X.(Giovanni de Medici) ve Türkler

Burada Yavuz Sultan Selim hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Papa Leo X.(Giovanni de Medici) ve Türkler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 May 2011, 04:36

Papa Leo X. ve Türkler

Papa Leo X. (Giovanni de Medici)nun Türklere karşı bir haçlı ordusu kurma teşebbüsleri.


Yavuz Sultan Selim'in, Venedik ve Macarlarla kurmak istediği dostça münasebetlerin sebeplerini sadece doğuya ve güneye yapacağı hareketlere bağlamak hatalı olmasa bile noksan bir görüş olur. Osmanlıların bu devletlerle yakından ilgilenmesi, bilhassa o tarihlerde devletler arasında yeri bile bulunmayan Moskova'nın gönderdiği elçilerin kaba hareketlerine tahammül göstermesi, hatta bunların yaptıkları tekliflerin bir kısmım kabul etmesi, kanaatimize göre, daha önemli sebeplere bağlanması gereken hareketlerdir. İhtimal bu yoldaki davranışlarıyle Padişah, Türkler aleyhinde bir an bile kurulmasından vazgeçilememiş olan bir Haçlı Seferinden, bu devletlerin uzak kalmalarım sağlamayı düşünüyordu. Çünkü o, din uğrunda hıristiyanlık aleminin ne şekilde coşturulduğunu ve neticede nasıl büyük faciaların meydana geldiğini bilmekte idi. Ayrıca batı aleminin, dedelerine ve babasına karşı takındığı tavrı da iyi bilen bu Padişah, aynı alemin kendisine karşı daha saygılı ve toleranslı hareket edeceğinden elbette emin olamazdı. Gerçi o tarihlerde papalık makamının, Türkler ve Müslümanlar aleyhinde hazırlamak istediği tertipler hakkında Yavuz'un bir bilgisi bulunup bulunmadığım bilmiyoruz.

Fakat Türkler aleyhine yapılacak her harekette Papa'nın, şimdiye kadar daima önderlik etmek istediğini Yavuz'un bildiğinde şüphemiz yoktur. O takdirde Yavuz'un, Macarlar ve Venediklilerle dostluk münasebetleri kurmasını, Papa'nın Türkler aleyhindeki faaliyyetlerine bu devletlerin katılmamalarını sağlamağa, Moskova'ya karşı toleranslı hareket etmesini ise, kendilerini Bizans varisi kabul eden bu prenslerin etrafında toplanmakta olan ortodoks hıristiyanları, papalığın karşısına mukabil bir kuvvet olarak çıkarmaya ma'tuf bir hareket olarak düşünebiliriz. Yavuz, yürüttüğümüz bu mütalaalara gerçekten uyan bir düşünceye sahib idi ise o takdirde bu düşüncesinde tam bir isabet vardı. Çünkü, 11 Mart 1513'de papalık makamına oturan ve Medici ailesine mensub olan Papa Leo X., kendinden önce bu makamı işgal edenler gibi bütün batı alemini Türklere karşı ayaklandırmağa çalışan bir insandı. Onu bu harekete sevk eden sebepler arasında, büyük bir kısmı Türk olan Müslüman korsanların, İtalya sahillerini tehdid altında bulundurmaları gösterilmektedir.

Çünkü bunların yüzünden güven kalmayan bu sahillerde halk, her an soyulma ve kaçırılma tehlikesi ile karşı karşıya idi. 1516'da Papa bile, bir av gezisi esnasında, Tiber nehri ağzı yakınlarında Tunuslu korsanların eline düşme tehlikesi geçirmişti. Fakat Türklere karşı duyulan düşmanlığın asıl sebebini, korsanların bu mevzii hareketlerine değil, Osmanlı devletinin kuruluşundan beri, gittikçe kudret kazanan ve batıyı tehdid eden Müslümanlığa karşı duyulan kin, nefret ve bunun sonucu olarak da Osmanlıları batı topraklarından sürüp çıkarma teşkil ediyordu.

Papa'nın Türkler Aleyhine Bir Haçlı Düşüncesi

Onun için bu işe gönül verenlerden birisi olarak görülen Papa Leo X. nun, papalık makamına geçer geçmez hemen bütün hıristiyan prenslere, Alman İmparatoru Maximilian'a, Polonya ve ingiltere kırallarına, Rodos üstad-ı a'zamına ve Liefland'da Alman şövalyeleri reisine gönderdiği birçok mektuplar bu konuda yeter delillerdir. Ayrıca, rönesans fikirlerini taşıyanların çoğu da, bir takım güzel yazılarla, barbar saydıkları Türklerden, eski Yunan topraklarının kurtarılmasını istemektedirler.

Ancak ne bunlar ne de Papa, yaptıkları tahriklerin o an için bir netice vermeyeceğini ve türlü sebeplerden dolayı Avrupa'yı, Osmanlıların karşısına dikmenin mümkün olmayacağım asla anlayamamışlardı. Gerçekten böyle bir Haçlı Seferi mümkün değildi. Çünkü on-beşinci yüzyılın sonu ile onaltıncı yüzyılın başlarında yapılmış olan coğrafya keşifleri, denizci devletlerin dikkatlerini başka taraflara yöneltmişti, özellikle ispanyollar ve Portekizliler, batıya ve doğuya doğru ciddi hamleler yapmak ve hazinelerini doldurmakla meşguldüler. 1507'de artık Amerika'nın Hindistan olmadığı anlaşılmış ve 1515'de Balbua, ilk defa Panama berzahım geçerek büyük okyanus'u görebilmişti, öte taraftan bir takım gemicilerin Afrika'nın güneyine doğru yönelmeleri ve biraz 'sonra Ümid Burnu yolunu keşf etmeleri, Akdeniz ticaretini elde tutan devletleri ve bilhassa Venediklileri yakından ilgilendiriyordu. Ayrıca, II. Bayezid zamanında Mora yarımadasındaki limanlarını kaybederek büyük zararlara uğramış olan bu devlet, boşalan hazinelerini yeniden doldurmak için kudretli Osmanlı devleti ile iyi geçinmek mecburiyyetinde idi. öte taraftan bu tarihlerde İmparator Maximilian, ispanya kralı Ferdinand Katolik, ingiltere Kralı Henry VIII. ile Venedikliler, italya topraklarının bir kısmını işgal etmiş olan Fransa Kralı Louis XII.'ye karşı savaşa girişmişlerdi. 1512'de Navarre'ı ispanya Kralına terketmek mecburiyyetinde kalan Louis XH., 1513'de Italyadan da kovulmuştu. Bundan başka Calais'ye asker çıkaran ve Tournai'yi zapt eden Henry VIII., 1513 Ağustosunda onu Spurs'da büyük bir hezimete uğrattı. Maximilian'ın kuvvetleri de isviçrelilerle birlikte Dijon'u kuşattılar.

Macaristan'daki Karışıklık

Avrupa'nın kuvvetli devletlerinden birisi 'sayılan Macaristan'a gelince, bu tarihlerde (1490"-1516) başlarında bulunan Ulazlo II. (Wladislaw) nun yaptığı türlü beceriksizlikler yüzünden çok karışık bir durumda idi. Bilhassa sınıflara büyük imtiyazlar tanıyan bu kralın, "memleketi ilgilendiren önemli kararlarda kilise ileri gelenleriyle banderium sahiplerinin tasvibini isteyeceğini yazı ile va'd" etmesi memleket maliyesinin kiriz içine düşmesine ve Macar ordusunun çözülmesine sebep olmuştu. Bundan başka kiralın ve devletin büyük ölçüde para sıkıntısına düştüğü bu tarihlerde Macaristanda yer yer büyük kapitalistler meydana çıktı, öte taraftan devletin en büyük makamlarını işgal edenlerin, türlü şekillerde memleketi sömürdükleri ve ihanetleri söylenmekte ida. Büyük asillerle küçük asiller arasındaki anlaşmazlık, Ulazlo II. dan sonra kimin tahta geçeceği meselesi, büyük asillerin israflarını karşılamak zorunda bulunan serilerin hallerinin gittikçe kötüleşmesi, vergilerin artırılması, angaryanın çoğaltılması gibi haller, Macaristanda hem sefaleti, hem de memnuniyetsizliği daha da artırdı ve bu yüzden memleket pek kudretsiz bir hale düştü.

Diğer taraftan rönesansın, toplumda meydana getirdiği tesir o kadar büyük idi ki, ferdlerin birçok şeyleri feda etmelerine, Ortaçağ zihniyyetinden kurtulmalarına, kilise ve hükümetlere karşı tutumlarım değiştirmelerine yol açtı. "Artık ferd, çile çıkarmak ve dua etmekle değil, fakat önüne çıkan her güçlüğü yenmekte gösterdiği başarı ile Tanrı'ya yaklaşmak ve ona benzemek azminde idi". Fakat bu yeni anlayışın yanında "ahlaki za'flar" artmış, aile düzeni bozulmuş, "para, şöhret, debdebe ve hükmetmek ihtirasları korkunç dereceyi bulmuştu".

Bir taraftan da rönesansın meydana getirdiği değişikliklerin, ferdin inancı üzerinde müessir olduğu bu arada bir takım kimselerin kiliseye karşı düşmanca tavır takındıkları ve neticede katolik aleminde büyük bir çöküntünün başladığı görüldü. Gerçi daha önce Huss, Wiclif (Wycliffe) ve Savonarola gibi bir takım şahsiyetlerin kiliseye karşı cephe aldıklarım biliyoruz. Ancak bunların fikirleri türlü sebeplerden dolayı pek gelişme imkanım bulamamıştı. Halbuki şu anda rönesansın ortaya attığı fikirler gerekli ortamı meydana getirmiş bulunuyordu. Bundan dolayı dinsiz bir şövalye olarak şöhret almış, kilise ve papazlara karşı düşmanlığıyla tanınmış bulunan Ulrich Von Hutten, yazdığı şiir ve hicivlerle kiliseyi zayıflatmış ve Martin Luther'in katolikliğe karşı açtığı savaşı kolaylaştırmıştı. Görülüyor ki çok dindar olan Luther ile dinsiz olan Hutten'i, ayrı sebeplerden dolayı Roma kilisesine karşı duydukları nefret, yanyana getirmiş bulunuyordu, öte taraftan bu iki zat Türklere karşı duydukları düşmanlıkta da aynı anlayışta idiler. Fakat özellikle Hut-ten, Türklere karşı yapılacak savaşın milli bir görev olduğunu ileri sürmekle beraber, böyle bir teşebbüste kilisenin sorumluluğunu kabul etmiyor hatta Papalığa açılacak savaşın Türklere karşı açılacak savaşa nazaran öncelik kazanması fikrini ortaya atmaktan bile çekinmiyordu.

İngiliz kralı Henry VIII. ise bir Haçlı Seferine zaten inanmamakta idi. Bu sebepten dolayı Papa'ya, bu hülyadan vazgeçmesini hatırlatmış, 1517 nisanında da Venedik elçisi Giustiniani'ye, hıristiyan devletler arasındaki tek düşüncenin birbirlerini mahvetmek olduğunu, bu şartlar altında Türklere karşı müştereken harekete geçilemeyeceğini görecek kadar akıllısınız demişti. işte Papa Leo X., devletlerinin birbiriyle mücadelede bulunduğu, krallarının tebalarıyla anlaşmazlığa düştüğü, yeni keşifler karşısında bir kısım teşekküllerinin, ticaret yollarının başka taraflara intikal edeceğini düşünerek bir takım tedbirler aldığı, halkının kiliseye karşı güveninin azaldığı hatta dinsiz bir sınıfın türediği bu batı alemini, Türkler aleyhine harekete geçirmek için, daha önce bahsettiğimiz mektupları devlet reislerine gönderdi.

Venedik, Papa'nın Tekliflerini Reddediyor

O, Venedik devletinden, kendisinin Illirya (illyria)'ya gönderdiği adamlarına yardım edilmesini, Ankona (Ancona) limanında donatılmakta bulunan ve Türklere karşı kullanılacak olan gemiler için gerekli topların verilmesini istiyordu. Fakat Venedikliler, Medicilere mensup olan bu Papa'nın bütün planlarında ailesinin çıkarıma düşündüğünü ileri sürerek, teklifleri reddettiler. Bununla beraber 1514 yılı sonunda Papa'nın Pietro Bembo adındaki temsilcisi cazip fikirlerle Venedik'e gelmişti. Bu elçi, Yavuz'un İran ile yapacağı savaşı kazanması halinde, hıristiyanlığın korunması için bu Padişah'a karşı bir şeddin mutlaka kurulması lazım geleceğini, şayet bu savaşta Osmanlılar yenilirlerse o takdirde de bu halin büyük bir fırsat sayılarak onların Avrupa'dan atılabileceğini, kaybedilmiş olan Venedik topraklarının yeniden ele geçirilebileceğini ve bu suretle de Venedik'in büyük bir devlet haline gelebileceğini söylüyordu. Fakat Venedikliler, çıkarlarım bu yolda görmedikleri için bu teklifleri de reddederek Osmanlılarla imzaladıkları anlaşmaya sadık kaldılar ve sonuna kadar da bu halden ayrılmadılar.

Ne garip bir tecellidir, Papa, Türklere karşı harekete geçirmek istediği bir hıristiyan devlete bunu kabul ettirememiş, fakat Türklere karşı harekete geçmek için kendisine yardım edilmesini isteyen başka bir hıristiyan devlete de, gerekli yardımda bulunamamıştı. Gerçekten, Macar kralı Ulazlo II., güneyden gelen Osmanlı tehlikesi karşısında 1513 de Papa'ya başvurarak, kendisine yardım edilmesini, hıristiyan krallar arasındaki anlaşmazlığın halledilmesini ve bundan sonra bütün hıristiyan kuvvetlerinin Türklere karşı harekete geçirilmesi hususunda Papalık nüfuzunu kullanılmasını istemişti.

Aynı yıl içinde ona cevap veren Papa, Beni gece gündüz meşgul eden Türk meselesini ortadan kalkıncaya kadar elden bırakmayacağım. Bu itibarla hıristiyanlar arasındaki barışı sağlamak için birkaç Kardinali görevlendirdim. Bu devletler arasında barışı kurduktan sonra Türk vergisi adı altında bir vergi de koyacağım. Ancak şu anda sizin için bir şey yapmak mümkün değildir. Çünkü Avrupalılar kendi aralarında savaşırken uzak memleketlere ne asker gönderebilirler, ne de para tahsis edebilirler. Yeni vergilerin konulması da aynı sebeplerden dolayı olamayacaktır. Yalnız başına sizin kuvvetlerinizle Papa kuvvetlerinin Türkleri yenmek için kafi gelemeyeceği de tabiidir, diyordu.

Papa seçimi için daha önce Roma'ya gönderilmiş olan Macar kardinali Tamas Bakocz, Papalık tacım elde edemediği gibi Macaristan için de kuru vaatlerden ve nasihatlerden başka bir şey sağlayamamış, yalnız Macaristan'da halka va'zlarda bulunarak kafirlere (Türklere) karşı savaşacakların kusur ve günahlarım affetme ve ebedi saadete mazhar olacaklarını söyleme yetkisini almıştı. Onun bu yetkilere dayanarak yaptığı propaganda az zamanda tesirini gösterdiği için Türklere karşı savaşmak isteyen Macar köylüleri büyük şehirler yakınlarında toplanmaya başlamışlardı. Ancak disiplinden mahrum olan aynı zamanda asillerden nefret eden bu insanlar, silahlarını Türklere karşı değil efendilerine karşı kullandılar, onları öldürdüler, mallarını yağmaladdar, evlerini ateşe verdiler, bu arada şehirleri de tahrip ettiler. isyan, asillerin lideri Zapolyai tarafından bir senede ve fakat pek kanlı.bir surette bastırılabildi. Bu şartlar altında bile Papa, Türkler hakkındaki planlarından vazgeçmiyor ve 1515 de, Türklere karşı savaşa girildiği takdirde 50 bin düka verebileceğini, ancak bu savaş bir savunma savaşı olursa paranın 20 bin dükaya düşeceğini söylüyordu.

Fakat Zapolyai'nin Türk topraklarına hücum etmesine rağmen Papa yine vadinde duramamış, 50 bin düka yerine 20 bin düka ile Türkler tarafından en ziyade tehdide maruz bulunan Hırvat şehirlerinin beslenmesi ve savunulması için bol mikdarda buğday, barut, top ve güherçile göndermişti. öte taraftan yine bu Papa, hıristiyan krallar katında giriştiği teşebbüslerin bir dereceye kadar başarıya ulaşacağım düşünerek, 1516 şubatında Macar kralından, "o esnada Sultan Selim tarafından teklif edilen barış veya mütareke teklifine hiçbir kayd ve şart altında nza göstermemesini" istemiş, aynı yıl içinde Fransa kralına da, hıristiyan dünyasını Türklere karşı koruyan Macaristan'a vadedilen 15 bin dukanın hemen gönderilmesini yazmıştı. Fakat bundan da bir netice çıkmadı.

Papa ve Fransa

Türklere karşı Venediklileri kendi safına almaya muvaffak olamayan Papa Leo X. bu defa kendisini neticeye götürebileceğini sandığı bir devlete, yani Fransa'ya başvurdu. Çünkü 1515 yılı başlarında Fransa tahtına oturan genç ve şövalye ruhlu François I., giriştiği savaşlarda büyük başarılar kazanmış ve bir an İtalya'nın kaderine hakim olacak gibi görünmeye başlamıştı. Onun için Papa, Türklere karşı girişeceği mücadelede bundan sonra Fransa kralını öncü olarak görmeye başladı ve 1515 yılı aralık ayında onunla Bologna'da buluştu. Buluşmanın açık amacı italya işlerinin düzenlenmesi idi. Fakat gerçekte burada bütün •ciddiyetiyle Türk meselesi ele alınmış ve neticede François I, bu işi kendi meselesi gibi kabul etmişti.

Neticesiz Konuşmalar

Ayrıca onun, Kardinaller meclisi "Consistorium" önünde Papa'ya, kilisenin en vefalı oğlu olarak sadakatini arzettiği görüldü, Papa'nın Filistin ile, Müslümanlar tarafından işgal edilmiş olan diğer hıristiyan memleketlerini kurtarmak için hıristiyan prenslerin birbirleri ile barışarak silahlarını Türklere çevirmeleri hakkındaki fikirlerini de benimsediği ve bunların öteden beri kendisince en çok arzulanan şeyler olduğu anlaşıldı .Fransa kralının böyle düşünmesine ve fransa temsilcisi Antoine Dupar'nın, Papa'nın başkanlığındaki Kardinaller Meclisinde sarih olmamakla beraber, Fransa'nın bir Haçlı Savaşım bütün kuvvetiyle destekleyeceğini 'söylemesine rağmen Bologna toplantılarında belirli kararlara ve olumlu sonuçlara varılamamış, bilhassa Türklere karşı açılacak savaşın ilk adımı ve vazgeçilemez şartı olan hıristiyan prensler arasındaki genel barışın gerçekleşmesi fikri daha ileri götürülememişti. Ancak Papa, bu yoldaki gayretlerinden vazgeçmedi, Portekiz Kralını da kendileri ile işbirliği yapmaya çağırdı ve haşin Türk hükümdarına karşı savaşa davet etti. Fakat bütün bu gayretler sonundaki başarı, planların ve ümitlerin büyüklüğü ile orantılı olmadı. Bununla beraber Papa Leo X., her fırsattan faydalanarak Türkler aleyhinde giriştiği faaliyeti devam ettirdi.Gerçekten o, bu sıralarda Osmanlıların karada ve denizde yaptıkları harb hazırlıklarını vesile yaparak Rodos'luları uyanık bulunmaya davet etmiş, bir taraftan da onların maneviyatını sağlam tutmak amacıyle, Safavi ve Memlûk devletleri tamamen ortadan kalkmadıkça hıristiyan dünyasının Osmanlılardan çekinmesine lüzum olmadığım bildirmişti.

Papa'nın büyük bir heyecanla devam ettirdiği ve çok kutsal saydığı bu faaliyet Macar kralı Ulazlo II.'nin ölümü ile bir an durur gibi oldu. Ancak Yavuz'un Merc-i Dabık savaşını kazanması Papa'yı yeniden coşturmuş ve aynı coşkunluğa sokmak istediği fransa kiralına yazdığı bir mektupta : eğer Selim'in, ebedi düşmanları olan Mısırlıları yendiği doğru ise uyku esnasında yok edilmememiz için uyanmamızın zamanı geldiği de o kadar doğrudur. Yok, Selim Mısırlılara galip gelmedi ise o takdirde "'bize Allah tarafından verilmiş olan bu fırsatı niçin kaçıralım ve sıkışık duruma düşmüş olan Türklere neden hücûm etmeyelim, onlara karşı Mukaddes Haç'ın sancağını neden açmayalım?" dedikten sonra Selim'in hazırladığı donanma ile Ulirya'ya, henüz ele geçiremediği Yunan adalarına ve italya'ya hücûm edebileceğini, bunu önlemek için de kuvvetli bir filonun teşkil edilmesi lazım geleceğini bildirmişti. 15 Kasım 1516'da Fransa kralı bu mektubu cevaplamış ve mukaddes savaş hakkındaki fikirlerinin değişmemiş olduğunu, bu yolda her şeyi yapmağa hazır bulunduğunu, Türklere karşı açılacak bir savaşta bütün kudret ve kuvvetini kullanacağını, savaşı yönetecek kumandanın hemen peşine takılabileceğini bildirmişti.

Bu mektuplaşmalar bir müddet daha devam etmiş olmasına rağmen olumlu bir neticeye bağlanamadı. Çünkü Papa'nın, Türk korsanlarının Korsika (Corsıca) ve Sardinya(Sardınıa)yı tehdid etmekte olduklarını söylemek suretiyle tahrike çalıştığı Fransa kralı, Türk toprakları üzerine yürümek kararında samimi olsa bile, bunu Papa ile iş birliği yaparak yerine getirmeği, her halde menfaatlarına uygun bulmuyordu. öte taraftan imparator Maximilian ile Haçlı Ordusunun sevk ve idaresi hususunda aralarında rekabet olduğu gibi ayrıca imparatorun ve ispanya kralı Ferdinand'ın Fransa ile çatışan menfaatları vardı, işte bu psikolojik haller altında ve fakat her halde başka amaçlar için 1517 yılı başında Cambrai'de toplanan mecliste Haçlı Savaşı meselesi ve François ile Papa arasındaki konuşmalar tartışıldı ve görüldü ki Fransa kralının dindarane gayretleri, söylenildiği kadar menfaattan uzak değildi. Bundan başka Fransa delegesi De Boisy'ye verilen ta'limat çok enteresan görünüyordu. Bu ta'limata göre Fransız delegesi, diğerlerine ve özellikle Papa'ya haber vermeden, imparatorun ve ispanya kralı Ferdinand'ın delegeleriyle, Osmanlı topraklarının istilası ve üç eşit parçaya bölünerek taksim edilmesi üzerinde bir anlaşmaya varacak, işgal ve taksime de Yunanistan'dan başlanacaktı. Yine bu ta'limata göre bir Haçlı Seferi gerçekleşmediği takdirde Calais ve Tournai ingilizlerden alınmalı, Tournai imparator'a verilmeli, ingiltere işgal edilmeli ve italya taksim olunmalıdır. Bu taksimde Fransa sadece Lombardiya (Lombardy) yı almalı, italya'nın öteki kısımlan imparator'a bırakılmalıdır.

Bu kadar değişik ve düşmanca duygular altında birleşmeğe çalışan bu insanların tek maksad uğrunda herhangi bir karara varamayacakları tabii idi. Bununla beraber 11 Martta barışı sağlayacak gibi görünen bir ittifak imzalandı ve imparatorla Fransa Kralının 1 Mayıs'ta buluşmaları kararlaştı. Ancak bu hiçbir zaman gerçekleşememiş, hatta tersine olarak imparator Maximilian, Cambrai'de kendi delegeleri ile ispanya ve Fransa arasında cereyan etmiş olan gizli müzakereleri, Papa,ya ve ingiltere Kralına bildirmişti. Fakat her şeye rağmen, bütün prenslerin Fraternitas Sanctae Cruciate (Mukaddes Haçlılar Kardeşliği) adı altında bir ittifak ile birbirlerine bağlanacakları ve yemini bozan müttefik'e karşı askeri harekete geçecekleri düşünüldü. Halbuki bu tarihlerde Osmanlılar, Memlûk devletini de yıkarak büsbütün kudretli bir hale gelmiş bulunuyorlardı. Onların bütün Müslümanlık aleminin başına geçeceğinden endişe duyan hıristiyanlar, şu anda bunun gerçekleşir gibi olduğunu görmekten pek üzgündüler. Çünkü Mısır'ın fethi Türk iktidarını o kadar artırmıştı ki, vaktiyle kendilerine en büyük düşman olarak gördükleri Mısır devletinin yıkılışına şimdi bütün hiristiyanlar ağlamakta idiler.

Papa Leo'ya gelince o, yalın ayak Minerva kilisesine giderek hıristiyanlı-ğın kurtuluşu için Meryem Ana'ya yalvardı. Bununla beraber Mısır'ın Osmanlılar eline düşmesi Papa'yı, gerçekleştirmeğe çalıştığı amacına biraz daha yaklaştırmış oluyordu. Çünkü Mısır'ın Osmanlılar tarafından işgali olayı, ilgililer üzerinde gerekli tesiri meydana getirmiş olmalıdır ki, Papa Julius II. zamanından beri Lateran sarayında toplanmakta olan konsil (councıl) 16 Mart 1517'de Türklere karşı savaşa girileceğini ilan etmiş ve aynı gün hıristiyan prenslere ve kırallara, aralarındaki muhasamatı beş yıl için terk etmelerini tavsiye eder bir beyanname yayınlamıştı. Buna göre hıristiyan prens ve krallar aralarındaki anlaşmazlıkları terk etmedikleri takdirde en ağır ma'nevi cezalara çarptırılacaklardı.

Türkler Aleyhine Hazırlanan Savaş

Fakat buna rağmen Papa, kudretli krallarla işbirliği yapılmadığı takdirde işin gerçekleşemeyeceğini biliyordu. Bu sebeple San Sisto kardinali Alessandro Farnese'yi imparator Maximilian'a, Bikiena kardinali Bernardo Dorizzio'yu Fransa'ya, Lorenzo Campeccia'yı ingiltere'ye, Egidi de Viterbo'yu da ispanya'ya gönderdi. Bir taraftan da Türklerin askeri kudretini ve diğer kaynaklarını iyi tanıyanları bir muhtıra hazırlamağa me'mûr etti. işte hazırlanan» ibu muhtırada, Türklerle yapılacak savaşta dikkate alınacak noktalar tartışılıyor, sorular soruluyor ve cevapları veriliyordu.

Soruların başlıcaları şunlardı:

1) Savaşa girilmeli midir?

2) Bu savaş bir taaruz mu yoksa bir savunma savaşı mı olmalıdır?

3) Bu savaşı engelleyen sebepler nelerdir ve bunlar nasıl giderilmelidir?

4) Savaş bütün Avrupa kralları tarafından mı yoksa bir kaçı tarafından mı veya bunların arasından kimler tarafından idare edilmelidir?

5) Bu savaş hangi vasıtalarla yürütülmelidir?

6) Bu savaşa nasıl girişilmelidir ?

Aynı muhtırada, sorular şu şekilde cevaplandırılmıştı.

1) Bu konuda artık müzakereye lüzûm yoktur. Çünkü bu savaş zarûridir ve kararı verilmiştir.

2) Savaş bir taaruz savaşı olmalıdır. Bu şekildeki hareket, düşmanın zayıf noktalarının ortaya çıkarılmasını sağlar.

3) Savaşa en büyük engel hıristiyan krallar arasındaki anlaşmazlıktır. Bu itibarla Kutsal Savaş devamınca genel bir barış ilan edilmelidir. Eğer bu müddet içinde hıristiyan devletler arasında bir anlaşmazlık çıkarsa bunu Papa veya Kardinaller Meclisi hail etmeli veya işi savaşın sonuna bırakmalıdır.

4) imparator ile Fransa kralı haçlı ordusunun sevk ve idaresini ele almalıdırlar. Bütün silahlı kuvvetlerin başı bunlardır.

5) Allah'ın yardımından başka Kutsal Savaşın vasıtaları para ve askerdir. Savaş için tahmin olunan 800000 dukayı kırallar ve prensler vermelidirler. Aynı zamanda zengin manastırlar ve din adamları gelirlerinden büyük kısmını, asılzadeler gelirlerinin onda birini, burjuvalar yirmide binini bu işe tahsis etmelidirler. Halkın bu iş için ödeyeceği para az olmalıdır.

Uzmanlara göre, 60 bin piyade, 12 bin hafif ve 4 bin ağır süvariden kurulacak olan kara ordusu bu iş için kafi idi. Piyade kuvveti tercihan isviçreliler ile Alman askerlerinden, Bohemyalılardan ve Ispanyollardan teşkil olunacaktı. Hafif süvarilerin, ispanyollar, italyanlar ve Dal-maçya'lılardan olması uygundu. Ağır süvarilerin çoğu Fransa'dan ve geri kalanı da italya'dan sağlanacaktı. Donanmayı teşkil edecek olan gemilerin Venedik, Ciniviz, Napoli, ispanya, Portekiz ve İngiltere devletleri tarafından temin olunması düşünülmüştü. Fransa, ispanya ve Cinivizlerin yirmişer, Venediklilerin kırk, Papa ve kardinallerin de on gemi teçhiz etmeleri gerekiyordu. Kara kuvvetleri Ankona ve Brindisi, deniz kuvvetleri de Sicilya (Sicilia) da toplandıktan sonra sür'atle Yunanistan'a ve Mısıra gitmeli, Yunanistan'a çıkan kuvvetler ilk hedef olarak İstanbul'a yürürken Macar ve Polonya kuvvetleri de sınır şehirlerini işgal etmeli idiler. Türk topraklarının taksimini savaşın sonuna bırakmak daha doğru idi.

Varılan bu kararlar hoş karşılanmakla beraber ilgilileri bu defa da harekete geçirmedi. Fakat Papa'nın, 40 Türk gemisinin o yıl Sardinya ve Korsika arasında görüldüğünü Fransa kralına bildirmesi ve bu hareketi, Osmanlıların italya üzerinde en kolay çıkarma noktasının neresi olacağım araştırdıkları şeklinde yorumlaması, Fransa kralım kamçılayan bir hareket oldu. Çünkü o, aynı yılın sonlarına doğru, diğer hıristiyan prenslerle bir arada olmamak kaydiyle, Papa'nın şartlarının kabul edildiğini ve savaş için 50 bin piyade ve 12 bin süvari ile Papa'nın yanında yer alabileceğini bildiriyor, fakat imparator Maximilian'ın Alman, Macar ve Polonyalılarla bir arada bulunmasını, ispanya kralının da ingiliz ve Portekizlilerle donanmada kalmasını istiyordu. Ayrıca, para ibahis konusu olduğu vakit halkın kutsal duygularının azaldığım söyleyen kral, bu bakımdan -sıkıntı çekileceğine inanmakta, Haçlı Ordusunun tek noktada toplanmasını mahzurlu görmekte, Türklerden alınacak toprakların taksiminde en çok hizmet görenlerin özel bir muameleye tabi' tutulmasını istemekte idi.

İmparator'un, 1518 Şubatında Roma'ya varan cevabında ise Fransa kralı açıkça kıskanılıyor ve ikinci dereceye itilmek isteniyordu. Ona göre Fransa ve İngiltere kralları, savaşın birinci yılında memleketlerinde kalmalı ve Türk vergisinden dolayı çıkması muhtemel olan huzursuzlukları .gidermelidirler. Yalnız kendi idaresi altına verilmesini istediği Haçlı Ordusu yine onun fikrine göre birinci yıl Afrika'ya çıkmalı, Cezayir, Mısır ve Suriye'yi ele geçirmelidir. İkinci yıl, Osmanlıların elinde bulunan Av-rupa toprakları işgal edilmeli ve üçüncü yılda da İstanbul zapt olunmalıdır. Bu arada Şah İsmail'in yardımı da sağlanmalı ve kendisine küçük Asya'nın yarısı verilmelidir. Fakat mali güçlükleri yenmenin kolay olmayacağını o da kabul ediyordu. Ancak Papa Leo X. bütün mali meselelere, fikir ayrılıklarına ve devletler arasındaki kıskançlığa rağmen, bir kısım prenslerden tasvib kararı aldığı için, fikirlerinin gerçekleşeceğine o kadar inandı ki, 13 Mart 1518'de bütün kardinaller ve yüksek rütbeli rûhani şeflerle beraber büyük bir alayla ve çıblak ayakla Santa Maria da Minerva kilisesine gitti.

Haçlı Fikri Suya Düşüyor

Burada kardinal Jakob Sadolet coşkun bir hitabede bulunarak, Venedik dahil olmak üzere Papa'nın davetine koşan, prens, kral ve özellikle imparator'u övdü ve bu birlik karşısında Türklerin bir şey ifade edemeyeceğini söyledi. Fakat bütün bu gayretler, bundan önce olanlar gibi, hıristiyan prenslerin birbirlerine karşı duydukları kıskançlık ve halkın bu işe karşı gösterdiği ilgisizlik yüzünden eridi gitti. Prensler ve halk, kendilerine yöneltilen ikazlara kulak asmadılar, kalblerini ve keselerini (kapadılar. Gerçi bir müddet daha şurada burada bu hususta müzakereler yapıldı, özellikle ingiltere kralı Henry VIII. ile bu konuda bir anlaşma imzalandı. Fakat düşünülen planlardan hiçbiri uygulama alanına konamadı.

öte taraftan Almanya'daki reform hareketleri ve 11 Ocak 1519'da Maximilian'ın ölümü, dünya politikasına başka bir karakter ve bunu yürütenlere de başka amaçlar ve hedefler verdi. ihtimal ki bundan dolayı Edirne'ye gelen bir ispanyol elçisi "mukaddema Memlûk Sultanlarına te'diye oluna gelen bir meblağ-i seneviye mukabil Kamame kilisesi ile hıristiyan züvvarı hakkında kabul olunan ma'füviyyetin devamının müzakere edilmesini" istiyordu. Padişah tarafından çok iltifat gören bu elçiye, ispanya Kralı yetkili bir temsilci gönderdiği takdirde kendisiyle hususi bir anlaşma imza olunacağı ve kralın isteklerinin kabul edileceği bildirilmişti. ingiltere'ye gönderilmiş olan Papa'nın yetkili delegesi ise bu sıralarda Papa'ya, Türk tehlikesinin kral üzerinde hıristiyanlık değil de Hindistan bahis konusu imiş gibi bir intiba' bırakmakta" olduğunu yazmıştı.

Öte taraftan Macarlar, Türklerle olan mütarekelerini yenilemiş, Polonya Kralı da Osmanlılarla dostluk münasebetleri kurmuş, Eflak prensi barışı devam ettirmek için vergisini gönderdikten başka "Bab-ı ali'ye yüz seçkin genç göndermeği va'd etmişti". Yalnız Fransa kralı 1518 yılı sonunda Papa'ya va'd ettiklerinden başka, Türklerin mağlûb edilebilmesi için Fransa dahilinde ayinler yapılmasını emr etmiş ve 1519'da da, imparatorluk seçiminde Papa'yı kazanmak için, italya sahillerini devamlı olarak huzursuzluk içine atan Faslı korsanlara karşı 4000 asker taşıyan 20 gemilik bir filoyu harekete geçirmişti.

Hülasa Papa, Avrupa kral ve prensleri arasında bir barış kuramamış ve netice itibariyle Haçlı Seferinin inhisarım elinden kaçırmıştı. Fakat, önceleri hiçbir faydası yokmuş gibi görünen İtalya'daki bu danışmalar, müzakereler, teklifler ve va'dlar, Doğu ve Osmanlı meseleleri üzerinde Avrupa politikasına bir görüş genişliği getirdiği için o andan itibaren Avrupa devletlerinin bu işle müştereken uğraşmalarına yol açmış ve bu yüzden Doğuya aid meselelerin çözüm noktası italya'yı aşarak daha Batıya doğru uzanmıştı. Bu hal, Papalığın milletler arası durumuna ağır bir darbe vurduğu ve bu şartlar altında hiçbir iş yapma imkanı kalmadığım gördüğü için Papa, Türklerle anlaşmayı lüzûmlu gördü. Anlaşılıyordu ki Papa, Haçlı Seferi meselesine hakim bulunduğu müddetçe bu işi tahrik ve teşvik etmiş, fakat bu inhisarı kaybettikten sonra, tutulagelmiş yolu terk ederek, Türklerle hıristiyanlar arasında barışın sağlanması cihetine gitmeyi zarûri saymıştı.

Kaynakça
Kitap: YAVUZ SULTAN SELİM
Yazar: Selahattin Tansel
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Yavuz Sultan Selim

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir