Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Anadolu'da Huzursuzluk ve Celal Adlı Bir Kızılbaş'ın İsyanı

Burada Yavuz Sultan Selim hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Anadolu'da Huzursuzluk ve Celal Adlı Bir Kızılbaş'ın İsyanı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 May 2011, 03:40

CELALİLER:

Anadolu'da Huzursuzluk ve Celal Adlı Bir Kızılbaş'ın Tipik İsyanı


Kızılbaşların sadece sınır dışında olanları ile değil, aynı zamanda sınır içinde bulunanları da Padişah'ı uğraştırmakta idi. Çünkü Osmanlı sınırları içinde uzun zamandan beri Safeviler adına yapılan propagandalar, gerekli tesiri, meydana getirmiş ve sayıları azımsanmayacak kadar olan bir insan kütlesinin gönlünü Safevi devletine bağlamıştı Bu gibiler ayaklanmak için fırsat kollamakta idiler. Nitekim bunlar, Yavuz'un babasına karşı isyanını en zayıf anlardan birisi telakki ettiler ve Şah kulunun idaresi altında harekete geçerek bir anda büyük bir tehlike haline geldiler.
Güçlükle bastırılan bu ayaklanmadan sonra sükûnet avdet etmedi ve Nur Ali isyanı başladı. Bu, Şahkulu isyanından daha az korkunç değildi.

Eğer Yavuz Sultan Selim'in aldığı kanlı tedbirler olmasaydı ihtimal ki bunların, o tarihlerde, daha önemlilerine şahit olunacaktı. Bunlara karşı onun müsamahasızca davranışı, bir an için alevin etrafı sarmasına mani olabilmiş, fakat ateşin büsbütün söndürülmesine yetmemişti. Bu itibarla şiilik, daha doğru bir deyimle Safevilik adına, zaman zaman, ortaya atılanlar oldu. İşte 1519 da Celal adındaki Kızılbaşın çıkardığı isyan da bunlardan birisi idi. Bozok'lu ve Kızılbaş ileri gelenlerinden olan Celal, "kendüyi mecnunluğa urub ve abdal kisvetine girüb" Turhal civarına gitti ve orada bir mağaraya yerleşti . Burada onu gizlice ziyarete başlayan Kızılbaş'lar, "meczûb-i ilahi dir" diyerek adını etrafa duyurmaya ve şöhretini arttırmaya başladılar . O tarihlerde bu bölge halkının çoğunun Kızılbaş veya Kızılbaşlığa mütemayil oluşları , Celal'in mutlaka çok işine yaramıştı. Öte taraftan o, derece derece kendini halka prezante etmiş ve etrafını aldatmakta büyük bir maharet göstermişti. Gerçekten önceleri o, "Mehdi bu gardan aşikar olsa gerektir ve ben intizarla me'mûrum" diye işe başlıyarak birçok insanı buna inandırdıktan ve bu suretle de yeter derecede kuvvetlendiğini hissettikten sonra asıl çehresiyle meydana çıkmış ve kendisini kılıcın kesmiyeceğini iddia ederek "Hali-fe-i zaman ve Mehdi-i devran" ben im demeye başlamıştı . O günkü toplum içinde bu gibi sözlere candan inananlar pek çok bulunduğu için az zamanda Celal'in yanma çok sayıda Kızılbaş toplandı . "Alemi men ser-be-ser alsam gerek. Cümle münkir gitse ben kalsam gerek" diye kendisine büyük bir paye veren bu zatın etrafında toplanmış olanlardan bir kısmının onun politik bir gaye uğrunda çalıştığını bilmemeleri mümkündür.

Vezir-i a'zam Piri Paşa'nın, Fırat kenarından ayrılarak Padişah'ın yanma gidişini fırsat sayan Celal, Şah - Veli unvanı altında ve belki de Şah İsmail'den aldığı emir sonunda harekete geçti, isyan önce Bozok vilayetinde başlamıştı . "Ol etrafta bulunan kura ve kasabatın sükkanına teaddi ve tecavüz" etmek suretiyle başlayan bu hareketin çok çabuk geliştiği anlaşılmaktadır. Çünkü Bozok'da, Şehsüvar oğlu Ali Bey'in oğlu Üveys Bey'in evini bastığı vakit Celal'in yanında 4000 kişilik bir kuvvet olduğu halde , biraz sonra, yukarda da söylendiği gibi bunların hemen çoğaldığı ve Rûm Beylerbeğisi Şadi Paşa kuvvetlerini yenecek duruma geldikleri görüldü .

Gerçekten Şadi Paşa daha isyanın çıktığı anlarda, çarpışmak için Zile'ye gittiği ve asker toplamak üzre etrafa ulaklar saldığı bir sırada onların hücûmuna uğramıştı. Yanındaki kuvvetler, bunlarla çarpışacak sayıda olmamakla beraber, isyancıların önünden kaçmayı uygun görmeyen Şadi Paşa, onlarla savaşa girdi. Fakat sabahtan akşama ve ertesi gün öğleye kadar süren bu savaşta paşa'nın kuvvetleri dağılmış, kendisi ağır surette yaralanmış, Defterdar, Tokat Çeribaşısı ile kardeşleri, Dulkadırlılardan Zünnûn Bey ve askerlerden bir çoğu şehid düşmüştü .

Gerçi yaralı olarak Amasya'ya kaçabilen Şadi Paşa, yeniden asker toplayıp tekrar faaliyyete geçti. Ancak, Şah-Veli'nin kuvvetleri "bu diyarlarda, dimekle ma'rûf melahide tayifesinden" ve Kızılbaşlardan çok yardım görüyor ve sayıları gündengüne artıyordu . Bundan başka, Şadi Paşa'ya karşı kazandığı zafer Celal'in şöhretini ve taraftarlarını daha da artırmış, hatta Şah İsmail'in bile adını unutturmuştu .

Şadi Paşa'nın mektubundan veya başka bir kaynaktan haber aldığı bu isyanı çok önemli ve ciddi telakki eden, aynı zamanda Şehsuvaroğluna tabi' bir vilayette çıkan isyanın bu Bey tarafından bastırılamamasına sinirlenen Padişah , Rumeli Beylerbeyisi Ferhad Paşa'yı, vezirlik payesi vererek, isyanı bastırmaya me'ınûr etti .

Ferhad Paşa "kapuhalkı'ndan ve yeniçeriden" bir mikdar askerle hemen yola çıktı . Bir taraftan da Karaman Beylerbeyisi Hüsrev Paşa'ya Rûm Beylerbeyisi Şadi Paşa'ya ve Şehsüvaroğlu Ali Bey'e, birlikte harekete geçmeleri için emirler gönderildi . Bu sebepten dolayı acele Kayseri'ye gelen Hüsrev Paşa , esasen savaş için hazır durumda bulunan Şehsüvar oğlu Ali Bey'le, 23 Nisan 1519 da (21 Rebi'ül-evvel 925 de) buluştu . Bu sıralarda, çok yakında bulunan isyancılar, çarpışmak için değil, kaçmak için harekete geçmişlerdi . Bunun için zaman da vardı, kendilerini te'dip etmeye me'mûr edilmiş olan Ferhad Paşa, henüz Ankara civarında bulunuyordu. Fakat olaylar, düşündükleri gibi gelişmedi. Çünkü onların kaçacaklarını duymuş olan ve bu sıralarda buluştukları anlaşılan Hüsrev ve Şadi Paşa'larla Şehsüvar oğlu Ali Bey, Fer-had Paşa'yı beklemeden, isyancılara hücûm etmeye karar vermişler ve 24 Nisan 1519 da onlarla savaşa girmişlerdi .

O gün başlayıp yatsı vaktine kadar süren ve Şehsüvar oğlu Ali Bey'in büyük fedakarlıkları görülen bu savaş sonunda Kızılbaşların çoğu öldürülmüş, kadın ve çocukları esir edilmiş , fakat isyancıların başı olan zat, Celal veya başka birisi, kaçmaya muvaffak olmuştu . Yanında çok sayıda isyancı da bulunan bu zat , Şehsûvar oğlu Ali Bey'in oğlu Üveys Bey tarafından büyük bir kuvvetle takip olunuyordu. Aynı zamanda "vilayet-i Rûm'a müteallik" yürüklere de yakalanması için mektuplar gönderilmişti. Nihayet onu ve kethüdasını "Yürük taifesinden Cunkar cemaati" yakalamağa muvaffak olmuş ve Şadi Paşa'ya teslim etmek üzre yola çıkmışlardı . Ancak, esasen Celal'i takip etmekte olan Üveys Bey, onlara rastlayınca, Celal'i zorla ellerinden alarak babasına götürdü . Bu halden müteessir olan "Rûm'lu"lar Üveys Bey'in adamlarıyle vuruşmak istedilerse de Şadi Paşa, böyle bir harekete Padişah'ın canı sıkılacağını düşündüğü için, mani olmuş, fakat Celal'in sağ ve salim Ali Bey'e teslim olunduğunu, bu olayı tasvir eden bir mektupla Padişah'a bildirmişti . Aynı Paşa bu mektubunda, isyancıların ileri gelenlerinden Hamza halifenin yakalandığım, isyancıların her şeyini bilen bu zatın Padişah'a gönderildiğini yazıyor, ayrıca AK Bey'in (?) akrabalarından olan Hisar Bey'in iki karısı, üç kızı, dört oğlu ve bir gelininin yakalanarak hapsedildiğini, bunlar hakkında ne şekilde bir işlem yapılması gerektiğini de soruyordu . Olayın bastırılmasında herhalde büyük güçlüklere uğranmıştı. Fakat Şadi Paşa bunları ancak geldiği vakit Padişah'a arzedeceğini söylüyordu. Sonradan bu hususta Padişah'a neler söylendiğini bilmiyoruz. Ancak arazinin çok arızalı, mevsimin kış oluşu ve isyan çıkan bölge halkının daha çok Kızılbaşlığa mütemayil bulunuşları dikkate alındığı takdirde çekilen zahmet ve güçlüklerin derecesini takdir etmek zor olmaz. İsyan ilk başladığı anlarda, bunun başında bizzat Şah İsmail'in veya Osmanlı şehzadesi Murad'ın bulunduğu söylentileri ise , güçlükleri şüphesiz daha da artırmıştır.

Şehsuvaroğluna sağ salim teslim olunan Celal'in başı Padişah'a gönderildi. Fakat onun vücudu, herkese ibret olacak şekilde ve kendi kulağı büyüklüğünde parçalara ayrıldı . Onun bu şekilde parçalanması ve canlı olarak Padişah'a gönderilmemesi belki de bir çekinmeden ileriye gelmişti. Çünkü onun söylediği sözler, kendisini yakalayanlar üzerinde bile büyük tesirler yapmış ve bir takım tereddüdler yaratmıştı .

Devletin en kudretli bir devrinde, büyük gayretler harcanarak bastırılan bu isyandan 'sonra Anadolu'da, haklı veya haksız olarak ayaklananlara, Celal'in adına izafetle Celali denecek ve bunlar zaman zaman Anadolu'da harekete geçerek yurdun tahribinde ve halkın soyulmasında başlıca amil olacaklardır. Tosya kadısının ve vilayet ahalisinden ileri gelenlerin Celalilerle ilgili olarak gönderdikleri mektup cidden dikkate şayandır. Bu mektuptan, on yıldan beri halkın rahatının kaçtığı, evlerinin yakıldığı yiyeceklerinin ve hatta kadınlarının zorla ellerinden alındığı, bu yüzden birçok köyler halkının kaçtığı geri kalanların da hiçbir mali kudrete sahip olmadığı , devletin bu hale bir çare bulması icab ederken tersine vergi bakımından halkı sıkıştırdığı ve bu yüzden de bir takım olayların cereyan ettiği yine vesikalardan anlaşılmaktadır .

Kaynakça
Kitap: YAVUZ SULTAN SELİM
Yazar: Selahattin Tansel
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Yavuz Sultan Selim

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir