Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Yavuz Selim'in Cülûsu ve Şehzadelerin Öldürülmesi

Burada Yavuz Sultan Selim hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Yavuz Selim'in Cülûsu ve Şehzadelerin Öldürülmesi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 May 2011, 01:55

Yavuz Selim'in Cülûsu ve Şehzadelerin Öldürülmesi

Babasını adeta zorla tahttan indirerek 24 nisan 1512 de hükümdar olan Yavuz bu tarihte 46 yaşında idi .

Kendisini sevenler tarafından iş başına getirilmiş olan bu hükümdarın, babası ile birlikte aynı şehirde kalmaları mahzurlu görüldüğü için Bayezid Dimetoka'ya gitmek üzere yola çıkmış, Yavuz da onu teşyi etmişti, işte bu teşyi'den döndüğü sırada Padişah'a, yeniçerilerin tüfeklerini, kılıçlarını çattıklarını ve kendisini bunların altından geçirmek istediklerini haber verdiler. Bu şekildeki bir hareketten yeniçeriler, Padişah'ın kendilerine "ram" olacağını ve belki de bol bahşiş vereceğini ummuşlardı. Fakat umduklarım bulamadılar. Çünkü onların kılıçları altından geçmeği bir yenilgi alameti sayan Padişah, Yedikule'de babasına ait olduğunu söylediği hazineleri almak bahanesiyle, yol değiştirdi ve yeniçerilere görünmeden saray'a gidebildi . Ancak onun bu suretle hareket etmiş olması, yeniçerilerin saray'a gelerek "cayize" istemelerine engel olamadı .

Önce "serasker" olarak ordunun daha sonra da hükümdar olarak devletin başına geçmiş olan Yavuz Selim, zararlı bir faaliyete girişmedikleri takdirde, kardeşlerine fenalık yapmayacağını babasına vadetmiş bulunuyordu .

Şehzade Ahmed'in İsyanı

Bununla beraber ağabeyleri olan şehzade Ahmed ile şehzade Korkut'un durumları ile yakından ilgilenmesi, tahtının temellerini sağlamlaştırmak bakımından, zaruri idi. Çünkü bunlardan şehzade Korkut, idaresi ile olmasa bile, ilmi, irfanı ve bilhassa cömertliği ile her sınıf halkın ve bu arada yeniçerilerin sevgisini kazanmış olan bir Şahsiyet idi. Fakat Yavuz ilk planda, esasen öteden beri arasının açık olduğu, devletin ileri gelenlerinin çoğunun ve Rumeli beylerinden bir kısmının desteklediği ağabeyi şehzade Ahmed ile meşgul olmak zorunda kaldı. Çünkü bu şehzade daha II. Bayezit'in sağlığında hükümdar olmak üzere harekete geçmiş, Üsküdar'a kadar gelmiş, fakat yeniçerilerin müdahalesi sonunda geri dönerek Konya'ya çekilmiş ve orada hükümdarlığını ilan ederek her tarafa hükümler göndermeye başlamıştı . Bu arada 918 Rebi'ül-evvel'iniin sonunda (hazİran 1512) Biga alay beyine ve askerlere yollanılan bir emirden onun, Anadolu'ya bir beylerbeyi tayin ettiğini ve (kendisine de "Sultan-i selatin-i zaman Padişahımız Sultan Ahmed Han" denildiğini öğreniyoruz . Şehzade Ahmed'in Beylerbeğisi tarafından gönderildiği anlaşılan bu emirde, mektubum elinize geçer geçmez askerleriniz ve silahlarınızla birlikte hemen Bursa'ya geliniz, beratlarınızı da beraberce getiriniz ve yeniden berat alınız. Beratlarını getirmeyenlerin timarları başkalarına verilecektir. Rebi'ül-ahir'in 5. gününe kadar (20 Hazİran) Bursa'ya gelinmelidir. Aksi takdirde gelmeyenlerin evleri yağma edilecek ve kendileri kapılarının önünde asılacaklardır deniliyordu . Bundan biraz önce de, mayıs ortalarında, Kastamonu vilayeti kadılarına hükümler yazılarak onlardan da asker ve para istenmişti .

Bursa'nın İşgali, Asilerin Teşkilatlanmaya Çalışmaları, Ahmed'in Yavuz'a Bir Müracaatı

İşte bu sıralarda, yanındaki kuvvetlerle batıya doğru yürüyen bu şehzade, Germiyan topraklarında Çukurçayır denilen yere geldikten sonra oğlu Alaüddin'i Bursa'yı işgale gönderdi . Alaüddin'in yanında Davud Paşaoğlu ile Dulkadırlılara, Ramazanoğullarına ve Turgutoğullarına mensup binden ziyade asker ve yumlu'lar vardı. Bursa'nın bunlar tarafından işgali zor olmadı. Çünkü şehrin yağma ve halka zulüm edileceği düşüncesiyle Bursa'nın ileri gelenleri şehzade Alaüddin kuvvetlerini büyük bir saygı ile karşılamış ve hediyyeye boğmuşlardı .Bu halden, cesaretinin büsbütün arttığı anlaşılan şehzade Alaüddin, babası adına Bursa'da "hutbe okudup ve sikke kesdirüp ayin-i selatin üzre icra-yi kavanin" eylemeğe başladı . Fakat halkın onlara karşı gösterdiği sevgi uzun sürmedi. Çünkü şehzade Alaüddin, şehrin subaşı'sını öldürdükten ve miri mallara el koyduktan sonra halka da "altı kez yüzbin akçe avarız salub" bunun altmış yetmiş binini, çeşitli baskılar yapmak suretiyle hemen almış, geri kalanını da acele elde etme çarelerine baş vurmuştu. Bundan başka hıristiyanlarla bazı Müslümanların evleri de yağmalanmıştı. işte bunlar ve bunlara benzer hareketler sonunda halk silaha sarılarak bunlardan ikiyüz kadarını öldürünce şehzade Alaüddin Bursa'yı terke ve ordugahını şehrin dışında kurmaya mecbur oldu. Ancak onun yeniden şehre hücûm edeceğinden korkan Bursa'lılar, Bursa kadısı Eflatun-Zade'nin kaleme aldığı Kebi'ül-ahır 918 (19 Hazİran 1512) tarihlini taşıyan İttir ariza ile Padişah'tan acele yardım istediler ve hiç olmazsa 1000 kişilik (bir kuvvetin gönderilmesini dilediler . Öte taraftan şehzade Ahmed de "Taşili ve Karaman Beylerine acele gelmeleri içün" mektuplar yazıyor, oğlu Murad'ı yanına gelmeğe davet ediyor , asker topluyor ve bu suretle de teşkilatlanmaya ve kuvvetlenmiye çalışıyordu. Bununla beraber, önceleri şehzade Ahmed'in etrafında önemli bir kuvvet toplanmadığı, toplananlardan da bir kısmının daha sonra onu terkettiği anlaşılmaktadır .

İhtimal bu hale, ikinci Bayezit'in ölüm haberinin Anadolu'da duyulması ve biraz da Yavuz Selim'in büyük kuvvetlerle Anadolu'ya geçmek üzere bulunduğunun işitilmesi sebeb olmuştu. Şehzade Murad'ın babasının davetini reddetmesi ve Taşili Beyleri ile Karaman Beylerinin Şehzade Ahmed'e oyalayıcı bir takım cevaplar vermesi de bu sebeblerden ileri gelmişti. Bu suretle umduğunu bulamayan ve bu kadar az kuvvetle bir başarı sağlayamayacağını idrak eden Şehzade Ahmed, belki de bundan dolayı babalarının ölümünü bir vesile sayarak Yavuz'a bir ta'ziyet mektubu gönderdi. O bu mektubunda aynı zamanda babasının topraklarından miras istiyor, bunun bir hak olduğunu, mirasınında Anadolu olabileceğini, böyle yapıldığı takdirde anlaşmazlığın ortadan kalkacağını ifade ediyordu .

Fakat Yavuz Selim ona, bu şekildeki isteğin makul olmadığını, dürüst hareket ederse kendisine karşı müşfik davranılacağını yazdı . Bu cevabın Şehzade Ahmed'i tatmin etmeyeceği meydanda Halk isyancılardan şikayet ediyor.
Çünkü esasen hükümdarlığının gasbedildiğine kani bulunan ve o anda hükümdarlığını ilan etmiş olan bu zatın bütün haklarından feragat ederek bir köşeye çekilip sessiz ve sedasız oturması günün şartları içinde elbette düşünülemezdi. Bundan dolayıdır ki isyana müteveccih hareketlerini hiçbir surette gevşetmemiş ve kendine merkez yaptığı Afyon şehrinden işleri idare etmeye başlamıştı, işte bu arada Karaman Beylerbeyliğine tayin ettiği Tacüddin Beyi Eskişehir yöresine gönderdi ve Turgutlu Sancak Beyini de onunla buluşmaya memur etti . Tacüddin Bey ve adamları gittikleri yerleri yağma ediyorlar, karşı gelenleri öldürüyorlardı. Bu sebepten birçok insanlar yerlerini, yurtlarını terkederek dağlara çekildiler ve açlıktan büyük sıkıntılara düştüler . Şehzade Ahmed'e tabi olduğu anlaşılan Menteşe Sancak Beyinin hareketlerinden de halk ziyadesiyle huzursuz bir hale gelmiş bulunuyordu. Çürikü bu Bey, şehzade Ahmed'e mensup olan iskender adlı birisimi Menteşe'ye davet etmiş, o da hemen harekete geçerek "on milkdar kadılığın avanz ve yahşi atların" almış ve ulüfeci dahi yazmıştı. Bunlarla da yetinmiyen İskender, işgal ettiği Beçin (kalesini kendisine terkedebileceğini bir mektupla şehzade Ahmed'e bildirmiş bulunuyordu. Bu halleri duymuş olan şehzade Korkut, halkı zulümden korumak ve belki de kendisine doğru yaklaşmakta olan şehzade Ahmed tehlikesini uzaklaştırmak maksadiyle Saruhan alaybeyi Hüseyin Beyi bir kısım 'kuvvetlerle iskender'e karşı gönderdi. Beçin müderrisinim yaptığı propaganda sonunda bazı köylüler ve şehzade Ahmed taraftarlarının zulmünden usananlar, gönüllü olarak Hüseyin Bey'in yardımına koştular. Bu suretle ikibin kişiye varan kuvvetiyle Hüseyin Bey, İskenderi Menteşe sancağından kovmuş, fakat Menteşe sancak beyinin bu hususta hiçbir yardımım görmemişti.

Şehzade Ahmed'in adamları tarafımdan yağmaya uğramış olan Menteşe sancağı, iskender'in kovulmasından sonra da sükûna kavuşamadı. Çünkü bu hale sebep olan Menteşe beyinin tutumunda bir değişiklik olmamış, tersine, ona sırtını dayamış olan bazı kimseler ve bilhassa, sultan ikinci Bayezid zamanından beri yaptıkları zulümle tanınmış olan ve "Tanrıbilmez" diye anılan Subaşısı ile kethudası İlyas bu yolda daha da ileri gitmişlerdi. Onun için Beçin müderrisi on şikayetçi ile birlikte şehzade Korkud'a baş vurdu, herşeyi anlattı ve bazı köylerde bunların yüzün-den cuma namazı bile kılınmadığını, çünkü halkın camide bulunduğu sıralarda 'sancak beyi'nin adamlarının kapıları tuttuğunu ve günahlı günahsız demiyerek bunların ellerinden herşeylerini aldıklarını arzetti . Bu hal şehzade Korkud tarafından Padişah'a duyurulup gerekli tedbirlerin alınması istenildiği sıralarda ise şehzade Ahmed'in adamları bir taraftan da "kapuhalkı ve Anadolu ve Rumeli beylerinin ittifakı bizimledir" diyerek zorla para ve asker toplamakta idiler.

Yavuz'un Anadolu'ya Geçişi.

İşte, hükümet merkezine her taraftan şikayetlerin yağdığı bu sıralarda idi ki Karaman Beylerbeyi Hemdem Paşa'nın, halkın her sınıfının Padişaha müzahir olduğunu ve Anadolu'ya geçilmesi lazım geldiğini tavsiye eden mektubu geldi . Bununla beraber Padişahın başşehri bırakarak Anadolu'ya geçmesi ve somu belli olmayan bir maceraya atılması gerçekten üzerinde çok düşünülmesi lazım gelen bir mesele idi. Çünkü Rumeli beylerinin şehzade Ahmed'e taraftar olduğunu herkes gibi Sultan Selim de biliyordu. Kendisinin Anadolu'da bulunduğu esnada batıdan yapılacak bir hareket, başarılı Olmasa bile, uğraştırıcı olabilirdi. Öte taraftan devlet ileri gelenlerinin büyük bir kısmına güvenilemezdi. Çünkü onlar daha birkaç ay önce Yavuz'un yerilme Ahmed'i hükümdar yapmak istemişlerdi . Şu halde Padişah Anadolu'ya çıktığı takdirde durumu koruyabilecek bir elemanın başkentte bulunması gerekiyordu. Bunun içindir ki oğlu Süleyman'ı Kefe'den getirtmiş ve yerine "kaymakam" tayin etmişti. Buna rağmen onun sefere çıkmasını hala tehlikeli bulanlar vardı iki bunlardan biri Kırım hanı Mengili Giray'dı. O, Padişaha gönderdiği bir mektupta bu husustaki endişelerini gizleyemiyor, çok ihtiyatlı hareket olunmasını, hatta "saltanat kemal-i istihkam buluncaya dek der-i devletten dûr olmak katiyen caiz görünmez" demek suretiyle Padişahın yerinden ayrılmamasını kesin olarak istiyordu . Fakat şehzade Ahmed'in uyandırdığı kargaşalık karşısında daha ziyade gecikilemezdi. Onun için oğlunu iş başına getirmekle belki de son tedbirimi almış olan Padişah 18 temmuz 1512 de (4 Cumada-l-ûla 918) Anadolu'ya geçti. Yeniçerileri de Mudanya üzerinden Bursa'ya gönderdi .

Şehzade Ahmed'in Çekilişi ve Türlü Teşebbüsleri

Bu durum karşısında Bursa ve civarındaki kuvvetlerini Afyon'da toplayan şehzade Ahmed orada da duramayarak Sivrihisar yoliyle Ankara'ya çekildi. Ancak Yavuz'un süratle ilerlemesi karşısında acele bir karara varması icab ediyordu. Çünkü yanındaki az kuvvetle Yavuz'a karşı direnmesi mümkün değildi. Onun için, mevcut kuvvetlerinden bir kısmının bulunduğu kendi eyaleti olan Amasya'ya gitti ise de şehre giremedi ve şiddetle takip edildiği için bu civarda da kapamayarak doğuya kaçmaya devam etti. Nereye gittiği belli değildi. Bir an onun Çukurova'ya ineceği duyuldu. Çünkü o tarafta kendisini destekle-yenler , hatta çağıranlar vardı . Fakat onun yanında bulunanlar bu hususta kesin bir karara varamıyor, bir kısmı İran'a, bir kısmı Mısır'a, bir kısmı da Dulgadıroğullarına sığınmayı uygun buluyordu. Onu İran'a gitmeye teşvik edenlerin ,birisi de oğlu Murad idi. Çünkü bu şehzade tarafından gönderildiği söylenen bir mektuptan, İran şahının kendilerine 20 000'lik bir kuvvetle yardım edeceği ve bu yardımı almak üzere şehzade Ahmed'in hemen Erzincan'a gitmesi lazımgeleceği anlaşılıyordu . Karaman beyleri de onun İran'a sığınmasını daha uygun bulmakta idiler . Fakat ne Karaman beylerinin ısrarı, ne de oğlu Murad'ın tahrikleri onu bu yola götürememiş, "Turgutoğulları, Mıdıkoğulları ve Reyhanoğulları"nın da fikirlerini dikkate alan şehzade Ahmed, Memlûk Sultanı Gavri'ye; Selim'in Osmanlı tahtını zorla ele geçirdiğini, babasının ölümünün Selim tarafından hazırlandığı hakkında bir takım şayialar dolaştığını, bu ölümden dolayı üzüntüsünün büyük olduğunu, ancak bundan sonra babası yerine kaim olan Gavri'nin sağ olması ile teselli bulabileceğini ve Mısır'a sığınmak istediğini bildirmişti . Fakat Gavri'den müsait bir cevap alamadı . Ru sebepten dolayı onun Dulkadıroğullarına sığınması ve oradan da Çukurova'ya gitmesi daha uygun mütalea olundu . Bu kararını uygulamak üzere harekete geçen şehzade Ahmed Divriği üzerinden Darende'ye gittiği, yani vatan sınırları dışına çıktığı sıralarda, Ankara'ya gelmiş olan kardeşi Selim'e bir mektup gönderdi.

Yavuz'la Şehzade Ahmed Arasındaki Mektup

Bu mektubunda Ahmed, en eski zamanlardan başlayan ve alemin mahvoluşuna kadar sürecek olan bir hak vardır. O da, babaları öldüğü vakit çocuklarının onun mirasından hak taleb etmeleridir. Ben de, sen de bu (kaideye uyarak halk için harekete geçtik. Fakat Allah'ın iradesi sizlin hükümdar olmanız imiş. Bu sebepten yaşınız küçük olmasına rağmen saltanat "size nasib oldu". Bundan dolayı hamd etmelisin. Ancak "bu atıyye-i uzma ve mevhibe-i kübranın şükranesi" olarak birleşme yoluna gitmeniz ve düşmanlık göstermemeniz gerekirdi. Amma artık olan oldu. Bana gelince, ne yalnız ne de ailemle birlikte

Şam'a veya doğuya sığınmayı doğru bulmuyorum. Zaten bu şekildeki bir hareket sizin şanınıza da layık değildir. Kaldı ki böyle bir hareket daha sonrası için bir fesat da doğurabilir. Halbuki, Karaman eyaleti bana verildiği takdirde hayatımın sonuna kadar tarafınıza asla bir muhalefet gösterilmeyecektir, diyordu . Şu mektubun incelenmesinden anlaşılıyor ki şehzade Ahmed, eskiden olduğu gibi bütün Anadolu'yu değil, sadece Karaman eyaletim istiyordu. Fakat kendisine rakip olabilecekleri ortadan kaldırmaya kararlı görünen Yavuz, onun bilhassa Karaman'da kalmasına razı olamazdı. Çünkü öteden beri Karaman .beyleriyle, Toros'ların kuzey ve hatta güneyinde bulunan topluluklardan büyük bir kısmının Ahmed'e taraftar olduğunu bilmekteydi. Esasen Ahmed'in Karaman'ı isterken böyle bir şey düşünmüş olması da mantık sahibi her insanın aklına gelebilen bir keyfiyetti. Fakat Ahmed'in isteği başka bir yer için dahi olsa Yavuz'un bunu kabul edeceği düşünülemezdi. Çünkü o, amcası Cem sultanın Osmanlı tahtını iç ve dış olaylarla nasıl sarstığını ve babasının yıllarca bu yüzden nasıl hareketsiz kalmaya mecbur olduğunu biliyordu. Onun için kendi tahtını ve kendisinden sonra o tahta oturacak olan oğlunu bütün rakiplerinden kurtarmayı bir vazife sayıyor ve bu suretle de fetihler için düşündüğü geniş planlarım uygularken herhangi bir engelin içte ve dışta kendisini meşgul etmemesini sağlamak istiyordu.

Bundan dolayı 1512 ekiminde (918 şaban ayının avalinde) Ankara'dan ağabeyi Ahmed'in mektubuna verdiği cevapta:

istediklerinizin hiç birisi hiçbir suretle kabul edilemez. Zaten birkaç günlük ömür için bir fitne ve fesad çıkararak memleketi harap etmektense Allah'ın takdirine boyun eğmek en iyi bir hareket tarzı olur. Böyle yapıldığı, yani husumetten el çekildiği ve bir Müslüman memleketinde oturma hali kabul edildiği takdirde aramızda düşmanlıktan hiçbir eser kalmayacak ve ihtiyaçlarınız tamamen karşılandığı gibi "bu tarafta kalan mühimmatınız dahi riayet" olunacaktır. Aksi takdirde Alla-hın iradesi ne ise o olacaktır diyordu .

Bu mektuplaşmaların yapıldığı sıralarda idi ki yurt içinde şehzade Ahmed'in tahrik ettiği isyan söndürülmüş ve şehzade Ahmed'de sınır dışına kaçmıştı, işte bu netice hasıl oluncaya kadar Yavuz Ankara'da kaldı.

Bu süre içindedir ki Anadolu'nun muhtelif bölgelerinde bulunan şehzadeler Ankara'ya gelerek Yavuz'a itaatlarını ve tebriklerini bildirmişler, böylece onun iltifatlarına mazhar olmuşlardı . Öte taraftan, şehzade Ahmed'in tamamiyle zararsız bir hale geldiğine inanmış olmalıdır ki; Padişah, Davudpaşaoğlu Mustafa Paşa'yı Amasya sancak beyliğine tayin ve Tur Ali Bey'i de sınırları muhafaza etmeye memur ederek kendisi kışı geçirmek üzere 23 Kasım 1512 de Bursa'ya geldi .

Vezir-i A'zam Koca Mustafa

Onun Bursa'ya gelişi belki biraz da ihtiyatsızca bir .hareket olmuştu. Çünkü Padişahlık davasında olan şehzade Ahmed, bir Müslüman memleketinde oturursan ihtiyaçların karşılanacaktır, sözleriyle elbette tatmin edilemezdi. Kaldı ki şehzade Ahmed'in Osmanlı imparatorluğu içinde taraftarları pek çoktu. Daha önce de söylendiği gibi Karaman beylerinin çoğu ile Toroşlarda ve hatta Çukurova'da oturan beyler onu yakından desteklemekteydiler. Ayrıca Osmanlı devlet adamlarıyla ve bu arada bilhassa vezir-i azam Mustafa Paşa ile mektuplaştığı da söylenmekte idi. Gerçekten, sultan II. Bayezid'in sadrazamlarından olan ve Şah kulu ile yaptığı savaşta şehit düşen Ali Paşa ile, sonradan aynı makama gelen vezir Mustafa Paşa'nın, şehzade Ahmed'i tahta geçirmek arzuları öteki devlet erkanından çok fazla idi, "Leyi ü nehar efkarları ol kara mevkufdu, ısubdu Şam ihtimamları bu işe masrufdu" . Filhakika Padişah'ı, kışı geçirmek üzere, Bursa'ya gitmeye ikna eden Vezir-i a'zam Mustafa Paşa'nın şehzade Ahmed ile muhabere ettiği ve hatta mektuplarından birisinin Yavuz'un eline geçtiği bazı kaynaklarda kaydolunmaktadır . Güya bu mektupta Mustafa Paşa, şehzade Ahmed'e, biz Ankara'dan ayrılıp Bursa'ya gittiğimiz vakit siz de hemen sancağımız olan Amasya'ya yürüyünüz. Çünkü Selim tarafında bulunan askerin bütünü sizin gelmenizi sabırsızlıkla bekliyorlar.

Ben de sizin mutlaka hükümdar olmanızı isteyenlerdenim, bu husus için elimden geleni yapıyorum. Bu hal gerçekleşmeden Allah benim canımı almasın, diyordu . Böyle bir mektubun yazılıp yazılmadığını, yazıldı ise ele geçip geçmediğini kesin olarak söyleyemiyoruz. Ancak Mustafa Paşa'nın, şehzade Ahmed tarafını tuttuğunu bilen Yavuz onun hareketlerini pek yakından izliyordu. İşte bu sıralarda adi ki Padişah'ın şüphelerini artıran hadiseler meydana geldi. Bunlardan biri, şehzade Ahmed'in Amasya'da bulunan ailesini getirmek üzre Padişah tarafından gizlice gönderilmiş olan süvari kuvvetinin pusuya düşmesi idi. Gerçek bilinmemekle beraber herkes bu olaydan Mustafa Paşa'yı sorumlu tutuyor ve başarısızlığı, onun şehzade Ahmed'i daha önce durumdan haberdar etmesi sebebine bağlıyordu . Olaylar ne suretle cereyan ederse etsin gerçek olan şudur ki, Yavuz'un Ankara'dan ayrılarak Bursa'ya geldiği kasım ayı içinde şehzade Ahmed'in de iki bin süvari ile Kemah ve Niksar üzerinden yürüyerek Amasya'yı bastığı, şehri zaptettiği, sancakbeyi Davud Paşa oğlu Mustafa Paşa'yı esir ettiği ve hatta onu kendisine vezir yaptığıdır. Onun cesaretle Amasya üzerine yürümesine sebep, bir taraftan Yavuz'un Bursa'ya çekilmesi öte taraftan da "paşalardan ve cümle beyler ve ağalardan ve kapuhalkı'nın atlu ve yaya'sından" aldığı mektuplarda "saltanat sizindir" denilerek davet edilmesi olmuştur.

Bu suretle Amasya'yı yeniden ele geçiren bu şehzade'nin dağıttığı bol paralar, askerlerden bir kısmının da onun tarafına geçmesine sebep oldu . Yine bu sıralarda idi ki sınırların korunmasına memur edilmiş olan Tur Ali Bey, civarın ileri gelenleriyle kendi yanında bulunan Rumeli Beylerinin şehzade Ahmed tarafına meylettiğini görmüş) ve acele Padişah'ın yanma gelerek durumu izah etmişti. Bundan -başka Anadolu halkından bir kısmının şehzade Korkud'u saltanata layık gördükleri işitilmeğe başlandı . işte bu rahatsız edici haberler somundadır ki Vezir-i a'zam Mustafa Paşa'yı öldürtmüş olan Padişah "ıslah-ri alem ve nazm-ı umûr-ı beni adem içün" beş şehzadenin de Bursa'da aynı cezaya çarptırılmalarını emretti . Bunlar, şehzade Sultan Mahmud'un oğulları Musa, Orhan. Emir ile Alemşah'ın oğlu Osman ve Şehinşah'ın oğlu Mehmed Beylerdi. Bu suretle Yavuz, babasına vermiş olduğu sözü tutmamış, yani durumu kendisi için tehlikeli görür görmez va'dini unutmuş, suçluyu, suçsuzu ayırmak lüzumunu duymamış ve sadece tahtı rakipsiz hale getirmeyi tek vazife saymıştır.

Şehzade Korkud'un Şüpheli Hareketleri

Bu sebepledir ki Manisa'da bulunan şehzade Korkud da kendisini ölümden kurtaramadı. Halbuki Yavuz'un hükümdar ilan edildiği esnada İstanbul'da bulunan şehzade Korkud , ona sadık kalacağına dair söz vermiş, Selim de, muhalefet edilmediği müddetçe rahat ve müreffeh bir 'hayat geçirebileceğini kendisine va'd etmişti. Bununla beraber Korkud'un huzursuzluk içinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Çünkü herşeyden önce Yavuz'un verdiği söze sadık kalıp kalamayacağı belli değildi. Ayrıca onun haşin tabiatı da kendisince herhalde biliniyordu. Belki de bunları dikkate aldığı içindir ki İstanbul'dan ayrılıp sancağına hareket ettiği zaman Yavuz'dan Midilli adasını istemişti. Bu talebi yaparken elbette bir düşüncesi vardı. Bunu sadece gelir bakımından mı istemişti, yoksa başına nasıl olsa bir felaket geleceğini düşünerek, buradan Mısır'a veya amcası Cem gibi başka bir ülke'ye kaçmağı mı düşünmüştü? Bunu şimdilik kesin olarak söylemeye imkan yoktur. Ancak onun bu arzusu ne Padişah'ça ne de henüz o tarihlerde sağ olan ikinci Bayezit tarafından olumlu karşılanmıştı . Bununla beraber Yavuz, istediklerinden daha çoğunun verilebileceğini, ancak biraz sabırlı olması lazım geleceğini kendisine bildirdi. Bu va'd, samimi olmasa bile tam zamanımda yapılması bakımından, dikkate şayandı. Çünkü şehzade Ahmed isyanının devam ettiği bu sıralarda Korkud'un da ayaklanacağına dair söylentiler çoğalmıştı. Bir an geldi ki bizzat şehzade Korkud bir mektupla Yavuz'a "taife-i ehl-i nifakın" boş durmadığını ve aleyhinde birçok şeyler uydurduğunu, bunlara inanılmaması gerektiğini ve kendisinin tam bir sadakat içinde bulunduğunu bildirmek mecburiyetimde kaldı . Selim'im bu mektuba verdiği cevapta kısaca, sen sözünde durdukça "bu camibdem asla endişe" etmemelisin, denilmişti . Ancak birisinin sadakattan, ötekinin de teminattan bahsetmesine rağmen iki tarafın huzursuzluk içinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Çünkü Korkud, şehzade Ahmed'e karşı topladığı kuvvetleri, Selim'le yapmış olduğu anlaşma gereğince, dağıtmak mecburiyyetinde olmasına rağmen, şehzade Ahmed'in tecavüz edebileceği gerekçesiyle, bu yola gitmemiş, Yavuz'un bu husustaki ısrarı karşısında bile bunlardan ancak bir 'kısmını dağıtmıştı . Korkud'un başka bir şüpheli hareketi de, Midilli'yi elde edemeyince, Teke ve Alaiyye taraflarının kendisine verilmesini istemesi idi. Halbuki, vaktiyle kendisine ait olan bu yerlerden o, sıhhatına elverişli olmadığım söyliyerek ayrılmış bulunuyordu . Onun yeniden bu topraklara sahip olmak istemesini, bir tehlike vukuunda, deniz yolu ile başka bir tarafa kolayca kaçma maksadına bağlamı mümkün olduğu gibi idare ettiği toprakların biraz daha genişletilmesi şeklinde yorumlamak mümkündür. Ancak şehzadenin bu gibi istekleri Yavuz'un şüphelerini artırmaktan başka bir sonuç vermedi.

Sahte Mektup

Bu sebeple, esas maksadı Osmanlı tahtını rakipsiz bırakmak olan Yavuz, kanaatimizce Korkud'u öldürme sebepleri aramış ve bu sebebi yaratmak üzere "üme-ra ve sipah lisanından mektuplar ihtira' idüp" Korkud'un saltanat duygularını tahrik etmişti. Bu mektuplarda Selim'in korkunçluğundan şikayet edilmekte ve kendisi hükümdar olmak üzere davet olunmakta idi . Bazı kaynakların verdiği bilgiye göre, işte bu suretle aldatılan ve içi saltanat havası ile doldurulan Korkud, kendisine yapılan tekliflere olumdu cevaplar verdi ve yine bu kaynaklarda kaydedildiğine göre Korkud, bu işle ilgili olarak adamlarından birini o tarafa göndereceğini bildiren mektubunu, kendisine Padişah'ın -sahte mektubunu getiren zata teslim eyledi .

Korkud Kaçıyor

Kaynakların verdiği bilgilere inanıldığı takdirde Korkud'un bir ter tip karşısında kaldığı anlaşılmaktadır. İşte bu olaydan sonra Yavuz, avlanmak bahanesiyle acele Bursa'dan Manisa üzerine yürüdü. Onun yanında on bin kişilik bir 'kuvvet vardı. Beş günlük sıkı bir yürüyüşten sonra Manisa'yla geldi ve Korkud'un sarayını kuşattı . Fakat Korkut bir miktar gümüş ve altım alarak Piyale adındaki adamı ile birlikte sarayın bahçe kapısından kaçarak kurtulmaya muvaffak oldu ve 20 gün kadar bir mağarada gizlendi . Bütün araştırmalara rağmen bulunamadığı için Yavuz o civarda daha fazla kalmamış ve gerekli tedbirleri aldıktan sonra Bursa'ya dönmüştü . ilik tehlikeyi bu suretle atlatan Korkud'la Piyale, Yavuz'un çekilmesinden sonra gizlendikleri mağaradan çıkarak güneye doğru gizlice ilerlediler. Maksatları sahile inerek "Frengistan'a" gitmekti . Onun için her tehlikeyi göze alarak Teke iline gelebildiler ve yeniden bir mağaraya sığındılar.

Korkud Yakalanıyor ve Öldürülüyor

Burada kaldıkları sürece münasebet kurdukları bir köylünün getirdiği ekmek, zeytin ve meyve ile geçinen Korkud ile Piyale, bir taraftan da kaçmayı sağlamak üzere bir gemi tedarik etmeyi düşündüler ve bu işi de aynı köylünün yapmasını istediler. Teklifi kabul eden köylü şehre giderken Korkud'un atına, binmişti, işte bu hal onların yakalanmasına Sebep oldu. Çünlkü esasen Korlkud'un macerasından haberdar edilmiş bulunan ilgililer, bir köylünün bu kadar iyi cins bir alta ve güzel eğer takımlarına sahip olamayacağım düşünerek onu yakalamış, sıkıştırmış ve sonunda kendisine Korkud'un saklandığı mağarayı söyletmişlerdi. Bunun üzerine sancak beyi Kasım Bey, Korkud'u sığındığı mağarada yakalayarak durumu Padişah'a bildirmiş, Padişah da Korkud'un getirilmesine Karaçinoğlunu memur etmişti .

Karaçinoğlu ile Korkud Bursa'ya doğru ilerledikleri bir sırada Kapcıbaşı Sinan onları karşıladı ve Korkud'u Karaçinoğlundan teslim aidi. Sinan Ağa şehzadeye karşı çok iyi davranıyor ve hatta kendisini başına gelen felaketten dolayı teselli bile ediyordu. Bütün yolculuk esnasında Piyale'yi ondan ayırmamıştı. Eğrigöz'de bir evde misafir kaldıkları gece şehzade ile Piyale yine bir arada idiler. Her zaman olduğu gibi şehzade onunla dertleşmiş, ağlaşmış ve sonunda da uykuya dalmıştı. İşte bu sırada muhafızlar, semi Siman Ağa istiyor diyerek Piyale'yi oradan uzaklaştırdılar ve Korkud'u hemen boğdu-lar . Biraz sonra geri dönen Piyale efendisinin öldürülmüş olduğunu gördü. Büyük bir teesür gösterdi ve hiçbir şeyle avunamadı. Onun tefle tesellisi, Bursa'da Sultan Orhan türbesine gömülen Korkud'un türbedarlığını ölünceye kadar yapmak oldu.

Kaynakça
Kitap: YAVUZ SULTAN SELİM
Yazar: Selahattin Tansel
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Yavuz Selim'in Cülûsu ve Şehzadelerin Öldürülmesi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 May 2011, 01:59

Şehzade Ahmed Yeniden Hareketleniyor

Şimdi Selim'e rakip olarak ağabeyi Ahmed ile onun oğullarından başka kimse kalmamıştı. Ancak Ahmed kolayca ele geçirilip ortadan kaldırılabilecek biri değildi.

Çünkü babası II. Bayezid tarafından dahi hükümdarlığa layık görülen bu şehzadenin daha öncede söylediğimiz gibi imparatorluk dahilinde her sınıf halktan çok taraftarı vardı. Nitekim yeniden (harekete geçmek ve Amasya'yı işgal etmek üzere yola çıktığı vakit taraftarlarından birçok mektuplar almıştı . Bu tarzdaki mektuplar Amasya'yı işgalinden sonra da devam etti. Ancak bir çoğu Yavuz tarafından yazdırılan bu mektuplarda Yavuz'un zulmünden şikayet ediliyor, şehzadelerin ve Veziriazam Mustafa Paşa'nın öldürülmesi tenkit olunuyor, halkın Yavuz'dan soğuduğu, kendisi ile Yavuz arasında bir savaş olursa askerin Yavuz'u terkederek kendi tarafına geçeceği belirtiliyordu . Ahmed'in bu mektuplara verdiği cevaplar ise pek enteresan ve va'dlarla dolu idi. Bunların en iyi misalini teşkil eden ve 1512 yılı aralık ayında yaya'lara yazılmış olan bir mektubunda o, Padişah olduğu 'takdirde, terfi' ettirileceklerini, ulufelerinin artırılacağını ve babası tarafından yapılan"in'am"dan daha fazlasının yapılacağını, Allah adına and içmek suretiyle onlara va'dediyordu .

İşte şehzade Ahmed bu şekildeki mektuplaşmalardan ve gelen mektupların bütününü gerçek saydığından dolayı durumunun sağlamlattığını kabul etmiş ve oğlu Osman'ı Amasya'da vekil bırakarak 29 ocak 1512 de Yavuz'la vuruşmak üzre harekete geçmişti . Önceleri onun Karaman Beylerbeğisi Hemdem Paşa'nın üzerine yürüyeceği duyuldu ise de sonradan, Tosya'da bulunan Bıyıklı Mehmed Ağa'ya karşı yöneldiği gönüldü . Yanında 1500 kişilik bir kuvvet vardı. Bunlarla Bıyıklı Mehmed Ağa'nın, Ahmed Çavuş idaresindeki kuvvetlerini Hüseyinabad'da yendikten sonra Osmancık'a gelmiş, fakat kale'yi alamayarak oradan Tosya üzerine yürümüştü. Yanında yeterli sayıda kuvvet bulunmadığı için Tosya'yı terkederek Ankara'ya çekilmek zorunda kalan Bıyıklı Mehmed Ağa, bu durum karşısında Padişah'tan yardımcı kuvvetler (istedi . İşte bu -başarılar bir taraftan şehzade Ahmed'in güvenini -artırmış, bir taraftan da kuvvetlerinin -çoğalmasına sebep olmuştu. Bundan dolayı o, Ankara'yı ele geçirdikten -sonra 20-30 bin kişilik bir kuvvetin başında Seyyid Gazi - Eskişehir yolu ile önüne geldi ve bu -durumu ile başarı sağlıyacağını kabul ederek hemen Bursa üzerine yürüdü. Fakat casusları vasıtasıyle Ahmed'in bütün hareketlerinden haberdar olan Yavuz, bu seri' ilerleyişi durdurma çarelerine başvurmuş ve ilk tedbir olarak Bıyıklı Mehmed Ağa ile Anadolu Beylerbeyisi Mustafa Paşa'yı bir kısım kuvvetlerle onlara karşı göndermişti . Şu anda durum herhalde çok kritikti Çünkü Yavuz 1513 nisanında oğlu Süleyman'a Bursa'dan gönderdiği bir mektupta, işin çok önemli olduğunu, acele İstanbul civarına gelmesini ve orada ikinci bir emre intizar etmesini bildirdikten sonra kendisinin de 4 nisanda Bursa'yı terkederek Ahmed'in üzerine yürümüş olduğunu ifade ediyordu .

Yenişehir Savaşı ve Şehzade Ahmed'in Öldürülmesi

Şehzade Ahmed Ermeni derbendine geldiği sıralarda Yavuz İnegöl taraflarında idi. Ancak şu anda Ahmed için durum hasıl olmuştu. Çünkü kendi tarafına geçeceği daha önce bildirilmiş olan kuvvetlerden henüz bir eser yoktu. Acaba Ahmed'e vaktiyle gönderilmiş olan mektuplar baştan aşağı uydurma mı idi? Yoksa Yavuz'un yanında toplanmış olan kuvvetlerden Ahmed tarafına geçmek isteyenler fırsat mı bulamamışlardı? Bunu kesin olarak bilemiyoruz. Gerçek olan şudur ki, Yavuz'un karşısında çok zayıf durumda kaldığım anlayan şehzade Ahmed, Eskişehir'e doğru çekilmek zaruretini duydu. Fakat Yavuzun kuvvetleri onun peşini bırakmamış ve kendisini yakından izlemeye başlamışlardı. Bunun üzerine o, yön değiştirerek İznik tarafına kaçmak istedi ise de 'sonunda Yenişehir Ovasında savaşı kabul etmek mecburiyetinde kaldı . 15 nisan 1513'te (27 muharrem 919 da) başlayan bu savaşın ilk anları şehzade Ahmed için ümit verici idi. Çünkü onun 'kuvvetleri Anadolu askerini dağıtmış ve hatta onları takibe koyulmuşlardı. Fakat bu durumu düzeltmek üzere yardıma gönderilen ve Dukakinoğlu ile Kırım hanının oğlu Saadet Gerey'in komutasında bulunan Selim kuvvetlerinin, şehzade Ahmed kuvvetlerini yan taraftan kuşatmaları Ahmed'in felaketini tacil eyledi. . Büyük bir hezimet başlamıştı. Şehzade Ahmed de askerleriyle beraber kaçıyordu. Fakat bu esnada atı yıkıldığı için Dukakinoğlu tarafından yakalandı ve Kapıcı Sinan Ağa tarafından boğularak öldürüldü .

Şehzade Ahmed'in Oğulları

Uzun süre Padişahlık arkasında koşan ve büyük bir kütle tarafından desteklenen Ahmed'in bu suretle öldürülmesinden sonra oğullarının da ortadan kaldırılması Yavuz için lüzumlu görülüyordu. Bu Sebepten dolayı Amasya'da Ahmed'e vekalet eden şehzade Osman üzerine hemen kuvvetler sevkolundu. Sinop beyi Ahmed ile İskilip çeribaşısı Mehmed Ağanın idaresindeki bu kuvvetlerle Osman arasında şiddetli savaşlar oldu ise de sonunda şehzade Osman Amasya'yı bırakarak kaçmak mecburiyetinde kalmış fakat çeribaşı Mehmed Ağa tarafından yakalanmıştı. Bu şehzade 14 mayıs 1513 te şehzade Ahmed'in torunu, yani şehzade Murad'ın oğlu Mustafa ile (birlikte boğuldu . Şehzade Osman'ın cenazesi İstanbul'a, Mustafa'nınki de Bursa'ya gönderildi .
Hakkında hala kesin bir hüküm verilememiş olan ve fakat Türk tarihinin kaydettiği büyük insanlardan sayılan Yavuz, daha fazla Bursa'da kalmayarak Gelibolu üzerinden Edirne'ye gitmiş ve orada, birçok hediyyelerle birlikte beklemekte olan yabancı devletler elçilerini kabul etmişti.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Yavuz Sultan Selim

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir