Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Doğu Perinçek Yazıları ve Ali Yurtaslan'ın İtirafları

Burada Ali Yurtaslan'ın İtirafları hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Doğu Perinçek Yazıları ve Ali Yurtaslan'ın İtirafları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Nis 2011, 23:42

DOGU PERİNÇEK'İN İTİRAF ÜZERİNE AYDINLIK GAZETESİNDE ÇIKAN BAŞ YAZILARI

KARAKOL KAFASI VE DEMOKRATİK ANLAYIŞ


ÜGD Hukuk Masası Başkanı ve MHP'nin illegal Cezaevleri İşleri Sorumlusu Ali Yurtaslan, binbir zahmet ve izlemeden sonra yakalanmış değil. Kendi ayağı ile geldi ve Türkiye İşçi Köylü Partisinin kapısını çaldı.
Ali Yurtaslan, günlerce süren elektrik işkencesi ve falaka ile konuşturulmadı. Son derece nazik karşılandı ve her şeyi kendi isteğiyle anlattı. Açıklamaların güvenilir yanı buradadır. İtiraf işkenceyle alınmamış, gönüllü olarak yapılmıştır.

Ali Yurtaslan olayı, demokratik mantık ve yöntemin, karakol mantığı ve yöntemi karşısındaki son zaferidir.
Bugüne kadarki iktidarların mantığı, karakol mantığıydı. Sanırız bu anlayışın iflas ettiği konusunda artık bir görüş birliği oluşmuştur.
Türkiye İşçi Köylü Partisinin tutumu ise, gerçeğe dayanmak, terör odaklarına karşı kesin bir tutum almak, sorunun çözümünde halka güvenmek olmuştur. Bu siyaset, hem Moskova'nın kışkırttığı hem de MHP'nin yönettiği terör odaklarına karşı başarılı olabileceğini defalarca kanıtlamıştır.
Polisin yetkilerini istediğiniz kadar artırınız, yüzlerce panzer, makineli silah, en modern telsizler alınız, gene bu kanlı gidişi durduramayacaksınız! Çünkü sorun, karakol kafasıyla ve zaptiye tutumuyla çözülemeyecek kadar çetrefillidir!

Devlet cinayet işleyenleri aramak, bulmak ve "konuşturmak" için binlerce görevliyi seferber etmekte, milyarları harcamakta, fakat bu terör örgütlerini açığa çıkaracak insanlar kendisine başvurduğu zaman, kapıyı yüzlerine kapamaktadır. Ali Yurtaslan, ülkücü örgütlerce yok edilme tehlikesi içinde devlete başvurmuş fakat ortada bırakılmıştır. Ne ilginçtir, daha önce itirafta bulunan Ömer Tanlak da, ilkönce devletin kapısını çalmış, ancak ilgilenilmediği ve korunmadığı için Türkiye İşçi Köylü Partisine gelmiştir. Devletin yapmak istemediğini, TİKP yapmaktadır.
Terör örgütlerinin kirli çamaşırlarını ortaya dökmek isteyenler, devlete güvenmiyorlar, fakat Türkiye İşçi Köylü Partisine güveniyorlar. Bu işte devlet açısından bir sakatlık vardır. İktidarlar, bugüne kadar terör odaklarından birine kanat germişlerdir. CHP, Moskovacı terör örgütlerini koynuna almış, AP ise MHP'nin cinayet şebekelerine devletin en mahrem yerlerini açmıştır.

Bu durumda, Ömer Tanlaklar, Adnan Özçiftçiler, Ali Yurtaslanlar ve sırada olan diğerleri, nasıl güven duyacak ve devlete başvuracaklardır? MHP'nin cinayet örgütlerinin kara listesine girmeyi göze alan ve her şeyi anlatacak kadar onlarca, hatta yüzlerce insan vardır, fakat bunlar kime gideceklerdir? Hepsi de teşkilat içindeki deneyleriyle biliyorlar ki, polise başvurdukları zaman belki de kapıyı onlara MHP'ye bağlı bir "görevli" açacaktır. Ya da daha sonraki aşamalarda böyle bir görevliye toslayacaklardır. Canlarını pazarda bulmamışlardır.

Niçin böyle oluyor? Devlete düşen görevi, bugün niçin Türkiye işçi Köylü Partisi yapmak zorunda kalıyor? Bu, ne zamana kadar böyle devam edebilir?
Bir kere devlet, terör odaklarının adını cesaretle belirlemek, onların kendi içindeki yuvalarını temizlemek, hem güvenlik örgütünü hem de silahlı kuvvetleri terör odaklan konusunda eğitmek ve doğru anlayışlarla donatmak zorundadır. Bunu başarmak, ancak açık siyasetlerle olur. Devlet, en başta terör odaklarını gökyüzündeki esrarengiz merkezler ola-rak göstermeye son vermelidir. Onların devlet örgütündeki mevzilerini dağıtmanın şartı da budur.
İkincisi, terör örgütleri ile halk arasına kesin bir sınır çekilmelidir. Bugün benimsenen "Balığı yakalamak için suyu kaynatma" anlayışı, yangının üzerine benzin dökmektir. Canileri yakalamak iddiasıyla halka baskı yapmak, onlarca yeni terör eyleminin tohumlarını serpmekle birdir. Nitekim böyle olmaktadır. Belki birkaç tanesi yakalanmakta, fakat teröre karşı mücadelede en sağlıklı güçler, yani halk karşıya itilmektedir. Sonuç, devletin bir körebe gibi karanlığa saldırması ve kendisini alayla seyredenleri yakalamak için boşuna koşturmasıdır.

Demokrasiye gerçekten sarıldığınız zaman, sorun şu kadar basittir:

Karakol kafasına son verilmelidir!
Gerçekler cesaretle saptanmalıdır!
Halkın desteğini kazanmak için özgürlük siyaseti ilan edilmeli ve uygulanmalıdır!

Cinayetlere asli fail olarak katılmayıp pişman olanlar, bildiklerini anlattıkları taktirde korunmalı, böylelerinin can güvenlikleri sağlanmalıdır!
Kabaca bu siyasetler benimsendiği zaman, terör örgütlerinin çorap söküğü gibi çözüldükleri görülecektir. Ancak bunları yapabilmek için, Türkiye İşçi Köylü Partisi örneğinde olduğu gibi, her iki terör odağıyla da girdiniz çıktınız olmamalı, onlara karşı kesin ve kararlı bir tutum almalısınız.
(31 Temmuz 1980, Aydınlık)

NİÇİN TİKP'YE GELİYORLAR?

Bugüne kadar Aydınlık, eski ülkücülerden Ömer Tanlak, Adnan Özçiftçi ve son olarak da ÜGD Hukuk Masası Başkanı Ali Yurtaslan'ın itiraflarını yayınladı. Bazı eski ülkücüler ise, isimlerini açıklamaktan korktular, "Benim anlattığım belli olmayacak şekilde ve ölçüde yayınlayın" dediler ve öyle yapıldı.
Birçok ülkücü, kanlı cinayet şebekesinin ağından kurtulmak istemekte, fakat bocalamaktadır.

Demek istediğimiz şudur:

Eğer can güvenlikleri sağlanır ve bu konuda güvence verilirse, MHP'nin işlediği suçlan ortaya dökecek olan insanların sayısı tahmin edemeyeceğiniz kadar çoktur.
Çeşitli eylemlerden ve deneylerden geçerek belli bir noktaya gelmiş olan ülkücü günün birinde bir cinayet emriyle yüz yüze gelmektedir. Belki de o, işin buraya kadar varacağını düşünmemiştir bile. Şimdi uçurumun kenarındadır. İsteneni yapsa, bunun sonuçlarını omuzlayamayacaktır. Yapmasa, MHP tarafından ortadan kaldırılma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Çünkü artık çok önemli bir sırrı taşımaktadır. Ya eşikten adımını atacak ve bundan sonra hayatı peş peşe cinayetler işlemek olacaktır, ya da kendisini bu beladan kurtaracak ve canını koruyacak bir sığınak bulacaktır. İşte bu noktada akla ilk gelen devlet olmaktadır. Ama devlet sahip çıkmayınca, Türkiye İşçi Köylü Partisinin kapısı çalınmaktadır.

Birçokları sormaktadır: İtirafta bulunmak isteyenler, niçin Türkiye İşçi Köylü Partisine geliyorlar da, başka bir solcu örgüte gitmiyorlar? Aslında bu soruya en iyi cevap verebilecek olanlar, itirafta bulunanlardır.

Ancak biz onların anlattıklarını da dikkate olarak şunları söyleyebiliriz:

—TİKP, MHP'nin karşısına ciddi ve mücadeleci bir örgüt olarak dikilmektedir. Bu konuda kelleyi koltuğa alanlara güven vermektedir. İtirafta bulunmak, ölümü göze almak demektir. Çünkü "davadan dönenin vurulacağını" ülkücülüğün alfabesinden öğrenmişlerdir. Ali Yurtaslanlar, "solcu" olduğunu söyleyen ne idüğü belirsiz, başıbozuk örgütlere nasıl güvensinler? Bu örgütlerin içinde çeşitli karanlık güçlerin cirit attığı her ciddi insanın malumudur.
—TİKP dışındaki bir örgüte gitseler, nasıl karşılanacakları konusunda kuşku ve kaygıları vardır. Büyük bir ihtimalle işkence göreceklerini ya da öldürüleceklerini düşünmektedirler. Bu kaygılarında haklıdırlar da. Çünkü "sol" maskeli çeteler, işkence yapmakta ve kolayca idam kararı vermektedirler. Oysa TİKP, MHP'ye hizmet etmekten vazgeçenlere fırsat tanımakta ve onları cesaretlendirmektedir.
—MHP'nin elinden kurtulmak isterken, MHP benzeri başka bir örgütün eline düşmekten korkmaktadırlar. Orada kendilerine verilecek görev, Ülkü Ocaklarındakinden pek farklı olmayacaktır. Yakayı kaptırdıktan sonra bu kez de onların emirlerini yapmak zorunda kalacaklardır.
—TİKP, bu konuda denenmiş, sınanmıştır. İtirafta bulunanlara bir şey olmamıştır, örneğin Ali Yurtaslan, TİKP'ye başvurmak düşüncesini kafasından geçirdiği halde, uzun süre Ömer Tanlak'ın ne olacağını beklemiştir. Ömer Tanlak ölmemiştir. Öyleyse TİKP'ye güvenmek gerekir.
132
—Türkiye İşçi Köylü Partisinin güçlü yayın imkanı vardır. MHP'ye darbe indirebilecek biricik sol parti O'dur. Açıklamaları bütün kamu-ovuna en iyi şekilde TİKP duyurabilir.
—TİKP, biraz da sınama-yanılma yöntemiyle bulunmuştur. Başka partilerin kapısı hiç çalınmamış değildir. Ama, onların MHP'ye karşı kararlı ve cesaretli bir mücadeleden yana olmadıkları deneyle görülmüştür. Başvuranlara sahip çıkılmamıştır.
İtirafta bulunmak isteyenlerin neden TİKP'ye geldiklerini anlamak için, onların durumlarını ve ruh hallerini kavramak gerekir.
En önemlisi, itirafa karar veren insan artık MHP'yi can düşmanı olarak görmektedir. Kendisi hakkında ölüm kararı verileceğini adı gibi bilmektedir. MHP'ye meydan okumakta ve sıradan bir solcudan çok daha kesin bir biçimde MHP ile ölüm-kalım mücadelesine girmektedir. Bu durumda sahipsiz kalmak ölümle birdir. Öyleyse MHP karşısında güvenilir ve ciddi bir örgüt bulmak hayati önemdedir. Bugüne kadar toplumumuzda MHP'yi ve devlet içindeki faaliyetlerini kararlı ve başarılı bir şekilde açığa çıkaran örgüt TİKP olmuştur. TİKP, bu işi mesele edinmiştir. Gelen her insanı, her bilgiyi değerlendirmiştir. O zaman kapısı çalınacak örgüt, TİKP'dir.

Sırada daha birçok ülkücü vardır. Ömer Tanlak m cesareti, Adnan Özçiftçi'yi yüreklendirmiştir. Ömer ve Adnan'ın çıkışları, Ali Yurtaslan'ın kararında etkili olmuştur. İtiraf, tabandaki ülkücülerden adını adım MHP'nin merkezine doğru tırmanmaktadır. En son itirafta bulunan Ali Yurtaslan, Türkeş'le değerlendirme toplantılarına katılıyordu ve merkezi bir görev üstlenmişti. Bundan sonraki itirafçı, Türkeş'in daha yakınından olacaktır. Gerici ve zorba olan her çetenin sonu budur.
(2 Ağustos 1980, Aydınlık)

KENDİ KENDİNİ SANSÜR

Okuyucularımız soruyorlar:

Ömer Tanlak, Adnan özçiftçi ve Ali Yurtaslan'ın İtiraflarını, Kontrgerilla dizisini ve "MHP Dosyası" gibi olay yaratan belgeleri, niçin Aydınlık gazetesi yayınlıyor da diğer büyük gazeteler yayınlamıyorlar?
Aslında Aydınlık, bu yayınlardan hiç birini tekelinde tutmak istememiştir. Babıali'de kötü bir rekabet anlayışı vardır. Özel bir haber yakalayan gazete, diğerlerini atlatmaya çalışır. İsterki. o haber yalnız kendi gazetesinde çıksın. Çünkü sorun halkı aydınlatmak, gerçekleri en geni? halk yığınlarına duyurmak değil, daha fazla satmak, rakipleri altetmektir. Kapitalist felsefe, basına böyle yansımaktadır. Bu konu üzerinde ayrıç? durulmaya değer. Yalnız şu kadarını söyleyelim: Aydınlık çıktığı günden beri Babıali'nin bu kuralına uymamıştır.

Halkın bilmesi ve öğrenmesi gereken haberleri kendine saklamamış diğer gazetelere de ulaştırmış, gerçekleri elbirliğiyle yaymayı önermiştir.
Nitekim gerek Ömer Tanlak'ın ve Adnan Özçiftçi'nin gerekse Ali Yurtaslan'm açıklamalarını avucumuzda saklamadık. Basın toplantıları yaparak fotoğraflarıyla birlikte diğer gazetelere verdik, özel görüşmeler yaparak birlikte yayın yapmayı önerdik.

Ali Yurtaslan'ın açıklamalarına bir tek Demokrat gazetesi yer verdi. Sayın örsan öymen ise köşesinde değindi. Gazeteler bu olayı yok saymayı yeğlediler.
Babıali basını, terör olayının köküne inmek istemiyor. Bu konuyu mesele edinmiyor, önemli insanlar öldürüldükten sonra, büyük gazetelerin birinci sayfalarında "Ne Zaman Uyanacaksınız", "Yeter Artık", "Birleşmeye Çağrı", "Sıra Sizde Sayın Liderler", "Türk Ulusu Bu Oyuna Gelmeyecek" türünden çerçeveli, büyük harflerle dizilmiş yazılar çıkıyor. Dikkat ediniz, bunlar pabuç gibi büyük başlıkları olan fakat içi boş, sade suya tirit yazılardır. O yazılar da gösterir ki, bu gazeteler aslında teröre karşı mücadele davasının sahibi değillerdir. Hükümete yüksek perdeden laflarla yüklenirler. Muhalefeti göreve çağırırlar. Anayasal kurumlara firaklı "devlet kurtarma" çağrıları yaparlar. Ama bu yazılarda somut bir hedef, elle tutulur bir öneri göremezsiniz. Söyledikleri palavradır.
Somut bir yayın yapmak, gerçekleri cesaretle açıklamak, bu gazetelerin yönetim organlarının gündemine hiç gelmez değil elbetti. Ama bu tür öneriler kenara itilir.

Gerekçeler üç aşağı beş yukarı şunlardır:

—Sonra MHP'nin hedefi haline geliriz.
—Sıkıyönetim ne der?
—Hükümetle (ya da ana muhalefetle) aramız açılır.
—Bizim gazetenin çizgisine uymaz.
—Falanca firmadan aldığımız ilanlar kesilir.
Geçende Sayın Çetin Altan'ın bir yazısı vardı. Sokağa ve sokağın yargılarına önem vermemek Osmanlıdan mirastır diyordu. Ortaçağ kafasından kurtulmadığımız için, bizde halkın önemi yoktur. Sorunların çözümünü hep halkın dışında düşünürüz. Terör sorunu mu vardır, bunu çözecek olan polistir, en fazla hükümetin işidir. Her şeyi yukardan aşağıya çözmek yanlısıyızdır vesselam! Gazetelerin anlayışı da budur.

Halk neyi öğrenmelidir, halkın dikkati hangi sorunlar üzerinde yoğunlaştırılmalıdır? Bu sorulara Babıali basınının verdiği cevap bellidir. Yayınlar meydanda. Onlara göre halkın ilgilenmesi gereken konular, Farah Diba'nın inci gerdanlığı, Maria Callas'ın masörüyle sevişmesi, Kaşıkçı'nın karısının babası belirsiz çocuğudur.

Ülkemizin olağanüstü bir dönemi yaşadığını her gazete yazıyor. Acaba basın, bu olağanüstü döneme uygun bir tutum içinde midir? Gazeteler iktidarı ve muhalefeti suçluyor ve olağanüstü bir tavır almaya çağırıyorlar. Ama iğneyi kendine batırmak, basınımızın aklına gelmiyor.

Açınız gazetelerimizi. Beş yıl, on yıl öncesinin gazetelerinden ne farkları vardır? Altı ayda binden fazla insan öldürülen bir ülkenin gazetelerine benziyorlar mı? İri iri başlıklara aldırmayınız, aslında öz olarak istiflerini bozmamışlardır. En önemlisi: Terör odaklarıyla girdileri çıktıları vardır. En etkili ve en tehlikeli sansürün kaynağı da budur.
(4 Ağustos 1980, Aydınlık)

KILLARINA BİLE DOKUNAMAZSINIZ

Dünkü Hergün telaştan ne yapacağını şaşırmış, İtirafları yayınlanan Ali Yurtaslan'ı saklandığı evde öldüreceğimizi, sonra da bunu MHP'ye yükleyeceğimizi yazıyor. Hatta sloganını bile hazırlamışız: "Buldular, vurdular" diyecekmişiz.
Alileri "bulmak ve vurmak" bizim değil MHP'nin meselesidir. Bizim meselemiz tam tersine Alileri çoğaltmaktır. MHP, İtirafta bulunanları bulup vuramayacaktır, fakat biz onları çoğaltacağız. Hiç kuşkunuz olmasın.
Hergün gazetesi, aynı zırvaları Ömer Tanlak ve Adnan özçiftçi'nin İtirafları sırasında da ileri sürmüştü. Aslında onlar, kendi niyetlerini ortaya koymaktadırlar. Ellerine geçirseler ve güçleri yetse, bu üç cesur genci de ortadan kaldıracaklardır.
Ömer, Adnan ve Ali, ölümü göze aldılar ve MHP'nin zorbalığından kurtulmak isteyen Türkiye halkına çok değerli bir hizmette bulundular. Onların arkasında bugün Türkiye halkı bulunmaktadır. İç barış ve demokrasiden yana olan güçler en başta da devrimciler, bu gençleri MHP' ye yedirtmeyeceklerdir. Ömer'in, Adnan'ın ve Ali'nin sağlık haberlerini önümüzdeki günlerden itibaren sizlere sürekli olarak vereceğiz.
Daha önemlisi, daha sırada nice Ömerler, Adnanlar ve Aliler vardır. Kazanın dibi çıkmıştır. MHP'nin uçurumun kenarına ittiği gençler birer birer ayılmakta ve bize başvurmaktadırlar. Gün gelecek, gerçekleri açıkladıkları için MHP'nin kara listesine giren eski ülkücülerin sayısı, Türkeş' in etrafında kalan elebaşılardan fazla olacaktır.

Son adımı atmakta duraksayan gençlere sesleniyorum:

Korkmayınız. Cesur olunuz. MHP, Ali Yurtasianları "ne bulabilir, ne vurabilir" Onların kılına bile dokunamaz! ölüm tehditleri sizleri yıldırmak ve cesaretinizi kırmak içindir. Cesur ve onurlu karan alanlar, onları yüzleri bulduğu zaman MHP'nin eli ayağı iyice birbirine dolaşacaktır. Türkiye'nin de sizlerin de bu beladan kurtulması için, vicdanınızın sesini dinleyin ve kararınızı verin. Sizleri ülkemizin geleceğine karşı suç işlemekten kurtaracak, gönül rahatlığına ve vicdan huzuruna kavuşturacak biricik çıkış yolu budur.
(10 Ağustos 1980, Aydınlık)

Kaynakça
Kitap: MHP Merkezindeki Adam: ALİ YURTASLAN'IN İTİRAFI
Yazar: Ali Yurtaslan
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Ali Yurtaslan'ın İtirafları

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir