Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Cezaevinden Kaçanlar Ve Kaçakların Saklanması

Burada Ali Yurtaslan'ın İtirafları hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Cezaevinden Kaçanlar Ve Kaçakların Saklanması

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Nis 2011, 22:12

CEZAEVİNDEN KAÇANLAR VE KAÇAKLARIN SAKLANMASI

Cezaevinden Adam Kaçırma Konusunda Karar Alınıyor

Ben Hukuk Masasında çalışırken bir gün Genel Merkez Hukuk Masası Başkanı Ali Kaçar bizi topladı ve durumun kötüleştiğini, ülkücülerin ceza almaya başladığını, morallerinin bozuk olduğunu, artık cezaevlerinden adam kaçırmanın zamanının geldiğini anlattı. Bu toplantıya benimle birlikte, Fatih Kirişçioğlu, Erdem Şenocak, Osman Katipoğlu ve Ali Durdusal da katılmıştır. Bu dönemde Ali Kaçar Şevkat Çetin, Muhsin Yazıcıoğlu ve Abdullah Çatlı'ya bağlı olarak çalışıyordu. Bu karar onlardan gelmişti.

Sahtekarların Harekete Geçirilmesi

O sırada cezaevi teşkilat başkanı olan Selahattin Arpacı her hafta bize rapor yazardı. Ben her hafta cezaevine gider ve bu raporu alırdım. Bu günlerde Selahattin. cezaevine üç tane sahtekarın geldiğini, bunların cezaevinden adam kaçırabileceklerini söyledi. Ben bu durumu Ali Kaçar'a anlattım. Bu sırada teşkilatın da böyle bir kararı olduğu için hemen kabul etti.

Sahtekarlardan birinin adı İbrahim Songür idi. Bu adamın esas işi İstanbul'da Türkiye'yi terkeden Ermenilerin ve diğer azınlıkların evlerini kendi zimmetine geçirmekti. Senelerdir cezaevinde bulunuyordu. Çok iyi bir hukuk bilgisi vardı. Çok güzel mahkeme kararı yazıyordu.
Ali Kaçar cezaevine giderek İbrahim Songür'le bizzat konuştu. Sahte evrakla cezaevlerinden adam kaçırma konusunu görüştüler.
Songür'ün yöntemine göre, bir sanık için Yargıtay veya herhangi bir mahkeme adına tahliye kararı yazılıyordu. Biz bunu dışarda daktiloyla yazıyorduk. Sonra bu yazıyı içeri sokuyorduk. Songür içerde yaptığı sahte mühürle bu evrakı mühürlüyordu. Biz de bunu herhangi bir postaneden telgraf veya posta yoluyla gönderiyorduk.

İbrahim Songür'ün mühür yapma tekniği şöyleydi: En sert cinsten bir aydınger kağıdına mühürün tersini çiziyordu. Çizdiği yeri sabunluyordu. Sonra ters çeviriyordu. Üstten ıslatıp bastırıyordu. Mühürün aynısı çıkıyordu.

Cezaevinden Kaçanlar Direkt ÜGD Genel Merkezine Geliyordu

1978 Ağustos-Eylül aylarında birçok ülkücü için bu şekilde sahte tahliye evrakı gönderildi. Bunlardan hatırlayabildiklerim Ali Bülent Orkan ve Erdal Kabakum'dur. Ayrıca İzmir Buca Cezaevine ve Adapazarı Cezaevine birer kişi için sahte tahliye evrakı gönderildi. Yarı-açık cezaevlerinden birkaç kişi için gönderildi. Ayrıca Amasya ve Niğde Aksaray Cezaevlerine de tahliye evrakı gönderildi. Niğde Aksaray Cezaevine tahliye edilmesi için tel çekilen şahıs Mehmet Şahbaz idi. Bunların bir kısmı kaçtı, bir kısmı ise kaçamadı. O dönemde bu şekilde on, onbeş kişinin kaçırıldığını zannediyorum.
Cezaevinden çıkanlar direkt olarak ÜGD Genel Merkezine geliyordu. Burada Şevkat Çetin veya Abdullah Çatlı ile görüşüyorlardı. Bunlar kaçakları gönderiyordu.
Kaçacak şahısları Şevkat Çetin, Abdullah Çatlı ve Ali Kaçar tespit ediyorlardı. Ben de sahte evrakı İbrahim Songür'e hazırlatıyordum. Telgrafları çekenler ise genellikle Erdem Şenocak, Fatih Kirişçioğlu ve Ali Durdusal'dı. Kaçırılacak olan şahıslar idamlıklardan ve aynı zamanda dışarda iş yapabilecek olanlardan seçiliyordu.

Ali Bülent Orkan'ın Kaçırılması

Ali Bülent Orkan'ın kaçırılması, Ali Kaçar'ın Selahattin Arpacı ılı •yaptığı temaslardan sonra kararlaştırıldı. Kendisinin dışarda işe yaraya cağı düşünüldüğü için kaçırıldı. Nitekim bir yıl sonra Piyangotepe olayı na karıştı.
İlk sahte tahliye evrakı Ali Bülent Orkan için hazırlanmıştır. Bu evrakı dışarda Erdem Şenocak daktiloyla yazdı. İçerde İbrahim Songür, Se-lahattin Arpacı ile bunu mühürlediler. Bu dışarı çıkartıldı. Erdem Dikimevi Postanesinden telgrafı çekti ve Ali Bülent tahliye oldu. Ali Bülent'i bundan önce Çankırı Cezaevine naklettirmiştik. Sahte evrak göndereceğimiz kişileri genellikle böyle küçük yerlere naklettiriyorduk. Bunu adalet mekanizması içinde tanıdıklarımız aracılığıyla yaptırıyorduk.

Ali Kaçar daha önce Ali Bülent Orkan'la temas kurarak kaçtığı zaman ÜGD Genel Merkezine gelmesini söylemişti. Ali Bülent çıkar çıkmaz Genel Merkeze geldi. Burada Ali Kaçar'la buluştu. Ayrıca Şevkat Çetin, Muhsin Yazıcıoğlu ve Abdullah Çatlı ile görüştükten sonra bilmediğim bir yere gönderildi.

Erdal Kabakum'un Kaçırılması

Cezaevinden ikinci olarak kaçırdığımız şahıs Erdal Kabakum'dur. Kabakum Ankara Altındağ Adliyesinden 16 yıl 8 ay ceza almıştı. Biz bunu önce Eskişehir Cezaevine naklettirdik. Orada her türlü bomba yapımını vs. öğrendi. İyi bir militan haline geldi. Bu da dışarda işe yarayacağı için kaçırılmıştır. Nitekim kaçtıktan sonra Balıkesir'de yakalandığında polise verdiği ifadede 13 yer için bomba hazırladığını ve bombaladığını anlatmıştır.
Kabakum da Songür'ün hazırladığı sahte tahliye evrakı ile kaçırıldı. Bu evrakı Ankara'dan postaya veren Fatih Kirişçioğlu'dur. Aynı gün Ali Kaçar Eskişehir teşkilatından Müştak Karabacak'ı otomatik telefonla arayarak Kabakum'un çıkar çıkmaz Genel Merkeze gelmesini söyledi. O zaman ÜGD Genel Merkezi Demirtepe'deydi.

Erdal Kabakum tahliye olduğu günün gecesi ÜGD Genel Merkezine geldi. Fakat Ali Kaçar bu işten başına bir şey geleceğinden korktuğu için Genel Merkezi terketmiş bulunuyordu. Erdem Şenocak, Kaba-kum'u alarak Seyranbağları'ndaki bizim eve getirdi. Kabakum bizde bir gece kaldı.
Ertesi sabah Genel Merkeze gittik. ÜGD Genel Yönetim Kurulu Üyesi Osman Katipoğlu ile Ali Kaçar da orada bulunuyordu. Kabakum'u ne yapacağımızı konuştuk. Şevkat Çetin, Kabakum'un Balıkesir'e gönderilmesini ve orada çeşitli eylemlerde kullanılmasını istedi. Şevkat Çetin Balıkesir'e telefon ederek Balıkesir ÜGD ikinci Başkanı Tacettin Ak-genç'i Ankara'ya çağırdı. O dönemde Balıkesir ÜGD Başkanı Sıtkı Şerametli idi. Daha sonra Tacettin aranmaya başlanınca bütün işleri bu şahıs çevirmeye başladı.

Tacettin, akşam Ankara'ya geldi. Beni eve göndererek Erdal Kaba-kum'u alıp Genel Merkeze getirmemi söylediler. Ben Kabakum'u Genel Merkeze getirdim. Burada kendisine Şevkat Çetin ve Osman Katipoğlu tarafından Ali adına düzenlenmiş bir sahte kimlik verildi. Daha sonra Kabakum, Şevkat Çetin tarafından, şimdi partide görevli olan Gençlik Kolları eski Başkanı Türkmen Onur'un Renault marka arabasıyla Balıkesir'e gönderildi. Arabayı ehliyeti olmadığı halde Şevkat Çetin sürüyordu.

Muhsin Yazıcıoğlu'nun Emriyle Balıkesir Cezaevinde Cinayet İşlendi

Balıkesir Cezaevinde ülkücülerin çıkarttığı isyandan sonra Erdem Şenocak ve Müştak Karabağ ile Balıkesir'e gittik. Burada isyan Muhsin Yazıcıoğlu'nun emriyle çıkartılmıştı. Önce cezaevinde devrimciler Ülkücü İşçiler Derneği Üyesi Baki Yeşiloğlu'nu öldürdüler. Genel Merkezde otururken bir gün Balıkesir ÜGD Başkanını Ankara'ya çağırdılar.

Erdem ve Şevkat de vardı. Muhsin Yazıcıoğlu "bunun öcü alınmalıdır" dedi. Bunun üzerine cezaevinde isyan çıkarıldı. Hatırladığıma göre iki, üç kişi öldürüldü. Baki'nin öldürülmesinde solculara yardım eden başgardiyan da öldürüldü. Ülkücülerin burnu bile kanamamıştı. Ertesi gün sürgüne gönderildiler.
Balıkesir'de bir süre kaldım. Bu arada Erdal Kabakum'u da gördüm. Hüseyin Kocabaş ve Kemal Türker'le beraber çok lüks bir evde saklanıyorlardı. Erdem Şenocak'la birlikte onların evinde yattık. Bu üçü daha sonra bu evde yakalandılar. Bunları Balıkesir'de Tacettin barındırıyordu.

Hüseyin Kocabaş Kafayı Bozmak Üzereydi

Konuşmamızda Erdal çeşitli bombalama işleriyle uğraştığını anlattı. Hüseyin Kocabaş ise kafayı bozmak durumundaydı. Hap alıyordu. Kendisini teskin ettik. Konuşmamızda Doğan Öz ve Muzaffer üstünel'in öldürüldüğü günlerde, kendisinin olay yerlerinde olmadığını kanıtlamak amacıyla sahte evraklar düzenlediğini anlattı. Babasının işyerinde o günlerde SSK'ya gidecek bir hasta için işveren yerine imza attığını söyledi.
Daha sonra Şevkat Çetin den öğrendiğime göre, polis bunların Balıkesir'de saklandığını tespit etmiş ve MlT'e bildirmiş. Fakat MlT bu haberin doğru olmadığını söylemiş. Polis de bunun üzerine Balıkesir'de aramaktan vazgeçmiş. Bunlar daha sonra Balıkesir'de tesadüf eseri yakalanıyorlar.
Ben Ankara'ya döndüğümde "Kaçakları niye yurt dışına göndermiyorsunuz" diye Ali Kaçar'la münakaşa ettim.

İzmir Buca Cezaevine Ve Adapazarı'na Çekilen Telgraflar

Sahte tahliye evrakı ile kaçırılanlardan biri de İzmir'in Buca Cezaevindeydi. Bunun evrakını Ali Kaçar hazırladı. Fakat telgrafı kimin çektiğini bilmiyorum. Aynı şekilde Fatih Kirişçioğlu tarafından Adapazarı Cezaevinde yatan bir ülkücü için Anafartalar Postanesinden bir telgraf çekildi. Telgraf Yargıtay Başsavcılığından gönderiliyormuş gibi düzenlenmişti. Ancak cezaevi savcısı Yargıtay Başsavcısının o sırada tatilde olduğunu biliyormuş. Ankara'ya telefon ederek böyle bir evrakın gönderilip gönderilmediğini sormuş. Böylece evrakın sahte olduğu ortaya çıkmış.

Sahtekarlığı MİT Öğreniyor

MİT Adapazarı Cumhuriyet Savcılığından durumu öğreniyor. Bunun üzerine telgrafların çekildiği Ankara Postanelerindeki bazı memurlar gözaltına alınıyor.

Bu şekilde telgrafları getiren şahısların eşkalleri çıkartılmaya çalışılıyor. Ayrıca bu memurların suç ortağı olup olmadıkları anlaşılmaya çalışılıyor.
Bir gün Şevkat Çetin bize gelerek cezaevinden adam kaçırma olaylarının MİT tarafından öğrenildiğini ve aranmakta olduğumuzu söyledi. Çok heyecanlıydı. Kendisine bu haberin hangi kanaldan geldiğini bilmiyorum. Fakat sonradan öğrendiğimize göre, bu haber parti üst yöneticilerinden gelmiş. Şevkat bu sıralarda Mustafa Mit ile irtibatlıydı.

Esrarengiz Yüzbaşı İçin Hazırlanan Sahte Tahliye Evrakı

Ben memleketime gitmeye karar verdim. Ali Kaçar memleketime giderken, Pozantı Cezaevinde bulunan İbrahim Songür'ü görmemi istedi. Bana 10 bin TL. vererek, bunu Songür'e vermemi söyledi. Kendisiyle daha sonra bizzat irtibat kuracağını belirtti.
Pozantı Cezaevinde İbrahim Songür ile görüştüm. Songür, telgraf olaylarının açığa çıktığını, artık bu yolla adam kaçırılamayacağını söyledi. Fakat yine de kendisinin başka yollar bulabileceğini belirtti. Ayrıca kendisinin maddi imkansızlıklar içinde olduğunu ve bu cezaevini beğenmediğini anlattı. Kendisini Erdemli ilçesi cezaevine naklettirmemizi istedi. Ben Ali Kaçar'ın verdiği 10 bin TL'yi kendisine verdim. Ankara' ya döndüm.

Ali Kaçar'la görüşerek Songür'ün bana anlattıklarını ilettim. Ali Kaçar Pozantı Cezaevine giderek Songür ile bir görüşme yaptı. Ayrıca Erdemli Cezaevine giderek oranın durumunu öğrendi ve Ankara'ya döndü. Adalet Bakanlığında çeşitli girişimlerde bulundu. Sonra beni tekrar İbrahim Songür'ün yanına gönderdi.
Bu defa Songür'e 15 bin TL. götürdüm. Görüşmemizde Songür bana bir zarf verdi ve K. Maraş'a giderek bu telgrafı çekmemi istedi. Ben Adana'ya gittim. Burada Ülkücü Gençlik Derneğinden Ankara'ya telefon ederek Ali Kaçar'la görüştüm. Kaçar'a Songür'ün bana Mehmet Ali Çeviker için düzenlenmiş bir telgraf metni verdiğini söyledim.

Songür'ün verdiği evrakın üzerinde Mehmet Ali Çeviker'e ait olduğu yazılıydı. Mehmet Ali Çeviker in K. Maraş Sulh Ceza Mahkemesi tarafından verilmiş olan tevkif kararının kaldırıldığı, eğer kendisi hakkında başka bir tutuklama müzekkeresi yoksa Ankara Cumhuriyet Savcılığınca serbest bırakılması isteniyordu. İmza K. Maraş Sulh Ceza Mahkemesi veya başka bir mahkemenindi.

Ali Kaçar bu telgrafı çekmemi istedi. Ben "Bugün cuma ve saat 15.17'ye kadar Maraş'a yetişemem" dediğim zaman, o sırada Adana ÜGD Başkanı olan Recai'yi telefona vermemi istedi. Recai'nin soyadını hatırlamıyorum. 1978 Ağustos-Eylül sıralarında resmen Adana ÜGD Başkanıydı. Ali Kaçar Recai'ye, bana bir taksi tutmalarını veya taksi parası vermelerini söyledi. Recai bana 5 bin TL. verdi. Ben bir taksi tutarak K. Maraş'a gittim.
K. Maraş'a saat 16.30'da vardım. Bir otele giderek oturmaya başladım. Telgrafı çekmek istemiyordum. Olaylara fazla karışmak istemiyordum. Sadece irtibat görevini yapabileceğimi düşünüyordum. Otelden Ankara'ya telefon ettim. Taksi tuttuğum halde K. Maraş'a 18 civarında geldiğimi ve yetişemediğimi söyledim. Ertesi günü Ankara'ya döndüm ve telgrafı Ali Kaçar'a verdim. Kaçar bana "Gelecek cuma günü gider, telgrafı çekersin" dedi.

Mehmet Şahbaz İçin Hazırlanan Sahte Evrak

Ben ertesi hafta çarşamba akşamı Ankara'da ayrılarak Pozantı Cezaevine gittim ve İbrahim Songür'ün buradan Tarsus Cezaevine nakledildiğini öğrendim. Tarsus Cezaevine giderek, Songür'e bu telgrafı çekemeyeceğimi anlattım. Songür, "Madem telgrafı çekemiyorsun, ben mektup şeklinde bir evrak hazırlıyorum. Sen bunun üzerine 2.5 TL'lik bir pul yapıştırır, postaya atarsın. Bunun hiç bir tehlikesi yoktur" dedi. Ben bunu kabul ettim. Ayrıca Ali Kaçar'ın son olarak gönderdiği parayı kendisine verdim. "Bu mektubu al ve Ankara'ya götür" dedi. Mektup Mehmet Şahbaz adına hazırlanmıştı. Ağzı açıktı. Şahbaz, adam öldürmekten 20 yıla hükümlüydü. Mektupta, Mehmet Şahbaz'ın yanında bulunan bir şahsın, Şahbaz cezayı yedikten sonra gelerek, cinayeti kendi işlediğini, Mehmet Şahbaz'ın sadece yanında olduğunu ve olaya karışmadığını söylediği yazılıydı.
Bu mektubu Ali Kaçar'a verdim, Kaçar da Erdem Şenocak'a verdi. Erdem'le beraber Adliyeye gittik. 1. Asliye Ceza Kaleminde görevli Halil isminde bir şahıstan resmi pul istedik. Halil bize iki tane pul verdi. Erdem bunları yapıştırarak zannedersem Büyük Postaneden Niğde Aksaray Cumhuriyet Savcılığına postaladı. Şahbaz da bu sahte evrakla kaçamadı. Cezaevi Savcısı galiba, bu evrakın gönderildiği yere doğru olup olmadığını sormuş ve sahtekarlık böylece açığa çıkmış.

Çeviker İçin Yeni Girişimimiz

Ben tekrar Tarsus'a gittim. Songür'ün yanında M. Ali Çeviker'in kardeşi Şerafettin Çeviker ile karşılaştım. Gönderilecek mektubun kardeşi tarafından postalanmasını, benim bunu yapamayacağımı belirttim. Şerafettin ile beraber Adana PTT'sine giderek mektubu attık. Yine Çeviker için Sivas mahkemeleri tarafından yazılmış bir mektubu kardeşi Sivas PTT'sinden Ankaraya postaladı. Esrarengiz Yüzbaşı Çeviker de bu sahte evraklarla tahliye olamadı. Bu olay aynı şekilde cezaevi savcısının yaptığı soruşturma sonunda açığa çıktı.

Ben 1979 Ağustosunda gözaltına alındığım zaman bu olaylarla ilgili Erdem Şenocak'ın, İbrahim Songür'ün ve Şerafettin Çeviker'in adlarını verdim. Sahte evrakları İbrahim Songür'ün hazırladığını sandığımı, M. Ali Çeviker için gönderilen evrakların kardeşi tarafından postalandığını, bir defa kendimin de sahte telgraf çektiğimi, bana bu görevin Erdem Şenocak tarafından verildiğini anlattım. Aslında ben hiç telgraf çekmemiştim. Fakat içeri girmek istediğim için suçlardan birini üzerime aldım.

Şerafettin Çeviker yakalanarak suçunu itiraf etti. Daha sonra bu mektupların içinde ne olduğunu bilmediğini söyleyerek tahliye oldu. Ben de cezaevine girdikten sonra böyle bir şey yapmadığımı söyleyerek tahliye oldum. Erdem hakkında ise şu anda gıyabi tevkif kararı vardır. İbrahim Songür hakkında ise Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı yeni bir tevkif kararı çıkarttı. Songür şu anda Adana Cezaevinde yatmaktadır.

Burhan Emiştekin'i Naylon Şahitlerle Tahliye Ettirdik

ÜGD Ankara Şubesi Yönetim Kurulu üyesi olan Burhan Emiştekin' in cinayet şebekeleri ile ilgisi vardı. Kendisi direkt olarak Şevkat Çetin'e bağlıydı. Ankara'daki cinayetlerde önemli rolü oluyordu.
Burhan bir gün Dikimevi'nde yolda kansı ile birlikte giden Ali Bal adlı bir şahsı öldürdü. Burhan'a Ali Bal'ı komünist olarak tanıtan şahıs ÜGD Ankara Şubesi Yönetim Kurulu üyesi Mehmet Taşer'di. Mehmel Taşer halen kaçaktır. Sivas'ta olduğu söylenmektedir. Burhan olayda kullanılan silahı Sivas öğrenci Yurdunda Başkanlık yapan ve olaydan bir ay sonra ÜGD Ankara Şubesi Yönetim Kuruluna atanan Sadettin'e vermişti.
Burhan hemen o gece yakalandı ve olayı itiraf etti. Yanındakilerin kimler olduğunu ve silahı kime verdiğini de anlattı. Bu olay 1978 Ekim sonlarında veya Kasım başında oluyordu.

Burhan'ın yakalanmasından sonra Şevkat Çetin beni çağırdı ve bu adamın önemli olduğunu, mutlaka çıkarılması gerektiğini söyledi. Gerekirse kaçın, veya şahitleri temizleyin dedi. Ben de "Peki Başkanım, elimizden geleni yaparız" dedim, önce Burhan ın dosyasının 2. Sorgu Hakimliğine gitmesini sağladık. Bunu Cumhuriyet Savcılığındaki katipler vasıtasıyla yaptırdık. Daha sonra 2. Sorgu Başkatibi ile bir görüşme yaptım. Kendisine para teklif ederek Burhan'ın polisteki ifadesinin dosyadan çıkarılmasını istedim. Başkatip 20 bin TL. karşılığında bu evrakları yırtabileceğim söyledi. Fakat bu sırada sıkıyönetim ilan edildiği için girişimimiz yarıda kaldı.

Bu Başkatibin adını hatırlamıyorum. Ancak onu Abidinpaşa bölgesi ETKO Başkanı olan Pala Dayı vasıtasıyla tanıdık. Pala Dayının 64 Chevroleti vardı. Tıp Fakültesi Hastanesi önünde taksicilik yapardı.

Kendisi 50-55 yaşlarında, geniş omuzlu biriydi. Şimdi yurt dışında bulunuyor.
Bu planımız suya düşünce Burhan'ı şahit ayarlayarak kurtarma yoluna gittik. Burhan, Bitlis'liydi. Ben kendisiyle görüştüm. "Olay sırasında beni Bitlis'te gösterin" dedi. Bitlis'te MHP'ye yakınlığıyla tanınan ve o zaman Emniyet Müdür Vekili olan Kemal Yazıcıoğlu'na bir adam yolladım. Bir yazı ile durumu kendisine anlattım. Burhan'ı olay sırasında Bitlis'te gösterip gösteremeyeceklerini sordum. Kemal bunu yapmasının çok zor olduğunu söyledi ve bize şöyle bir yol önerdi: Bir, iki MHP'li polis bulacaktı ve olay sırasında polisler Bitlis'te bir arama yapmış olacaklardı. Bu arama sırasında Burhan'ı da aramış olacaklardı.

Bitlis'e gittim ve Kemal Yazıcıoğlu ile bizzat görüştüm, önce Burhan Emiştekin'in Bitlis'te bir otele kaydını yaptık. Otel kayıtları on beş günde bir Emniyete bildiriliyordu. Emniyet Müdürlüğündeki otel kayıtlarına da Burhan'ın adını yazdırdık. Ayrıca Kemal iki polisi şahit gösterebileceğimizi de söyledi. "Sana Ankara'ya telgrafla polislerin adlarını bildiririm" dedi. Ben Ankara'ya döndükten birkaç gün sonra telgraf geldi. Burhan'a polislerin adlarını vererek, bunları şahit göstermesini istedim. Burhan Emiştekin Sorgu Hakimliğinde polisleri şahit gösterdi, polislerin ifadesi alındı ve Burhan serbest bırakıldı. Ayrıca Burhan'ın olay sırasında Bitlis'te otelde kaldığı ve emniyet kayıtlarında adının olduğu şeklindeki belgeler de dosyasına kondu. Bu olay şimdiye kadar açığa çıkmadı.
Kemal Yazıcıoğlu'nun telgrafı çektiği tarih 1978 Aralık ayı idi. Telgraf yıldırımdı. Benim adıma ve ÜGD'nin bulunduğu Gazi Mustafa Kemal Bulvarı 56/6 adresine gönderilmişti. Telgraf şifreli yazılmıştı.

Kaçakların Yerleştirilmesi

1978 yılından bugüne kadar kaçakların yerleştirilişi şöyle olmuştur: Kaçak şahıs çalıştığı kesimin başkanıyla birlikte Ankara Şubesi Başkanının yanına gelir. Ankara Şubesi Başkanı Ali Kaçar'ı bularak bu şahıslarla temas ettirir. Ali Kaçar bu şahıslara bir gün verir. Bu arada kaçak şahsın nereye ve nasıl gideceği konusunda Şevkat Çetin ve Abdullah Çatlı ile bir görüşme yapar. Kaçakların nasıl ve nerede saklanacaklarına ve nasıl kullanılacaklarına bu şahıslar karar verir. Kaçak şahsın nereye gideceğini ve orada kimi göreceği Şevkat Çetin veya Abdullah Çatlı tarafından Ali Kaçara bildirilir.
Ali Kaçar kaçak şahsa sahte bir kimlik hazırlar. Bunun için ilk görüşmede kaçak şahıstan bir resim istenir. Hazırlanan sahte kimlik genellikle bir öğrenci şebekesidir. Bu kimlik Eğitim Enstitülerinden veya ülkücülerin hakim olduğu yüksek okullardan alınmış bir kimliktir.

Genellikle bu okullar, tüm Eğitim Enstitüleri, Ticaret Turizm .Teknik öğretmen Okulu, Ziraat veya Veteriner Fakülteleridir. Ali Kaçar boş kimliğin üzerine resmi yapıştırır ve bu okullardan birinin mühürünü basar. Bir 2.5 TL'yi de soğuk damga yerine geçmek üzere fotoğrafın üzerine sert bir cisimle vurur. Böylece kaçağın yeni kimliği ve gideceği yer sorunu halledilmiş olur. İkinci görüşmede Ali Kaçar kaçağın gideceği yeri söyler ve kimliğini verir. Ayrıca bir miktar para ile bir de yazı verir.

Kaçak eğer önemli bir olaydan dolayı aranıyorsa, kendisine nüfus cüzdanı verilir. Bu da şöyle olur: Ülkücülerden herhangi birinin nüfus cüzdanı alınır. Fotoğrafı sökülerek,- yerine kaçak şahsın fotoğrafı yapıştırılır. Yine 2.5 TL. ile mühür basılır. Veya MHP'li muhtarlardan birinden, bir şahıs adına nüfus cüzdanını kaybettiğine dair bir belge alınır. -Bu belge Erdem Şenocak tarafından Ulus'taki Kraner İşhanının hemen yanındaki nüfus işleriyle uğraşan binaya götürülür. Burada çalışmakta olan Mustafa Öztürk vasıtasıyla, bu belgeye dayanılarak kaçağın yeni bir hüviyet kazanması sağlanır.
Suat Küçük Gazi Eğitim Türkçe Bölümü öğrencisidir. İçişleri Bakanlığı kadrosunda çalışmaktadır. Mustafa öztürk ise, Emek Gazetecilik Halkla ilişkiler öğrencisi olup Niğde Yurdunda ikamet eder. Bu şekilde en az 250 adet nüfus hüviyet cüzdanı temin edilmiştir. Mustafa öztürk Niğdelidir.

Mikdat Şimşek'in Saklanması

Mikdat Şimşek Ankara'ya Karadeniz bölgesinden, zannedersem Kastamonu'dan gelmişti. İkamet yeri Ankara'nın Hasköy semti idi. Erdem Şenocak Hasköy bölgesinde kendisine bir ev tuttu. Maddi imkanlar sağladı. Şimşek bu bölgede çeşitli eylemlere katıldı.
Bir defa ÜGD Genel Başkan Yardımcısı Burhan Kavuncu tarafından Adana'ya gönderildi. Emirler o zaman ÜGD Genel Yönetim Kurulunda bulunan Mahir Damatlar tarafından verilirdi. Şimşek'e Adana'da motorla kahve tarattırıldı.
Şimşek bir defa da istanbul'a gönderildi ve bir kişiyi öldürdü.

Ayrıca Trabzon'a ÜGD Başkanı Soner özcan'ın yanına gönderilerek, yardımcı Doçent Necdet Bulut vurduruldu. (28 Kasım 1978'de)
Mikdat Şimşek Ankara'ya ilk geldiği zaman bir yaralama olayından dolayı aranıyordu. Yaşı 15 idi. Daha sonra kendisine çeşitli bölgelerde altı cinayet işlettirildi. Her olaydan sonra ikamet yeri olan Hasköy'e döndü ve hazır nazır olarak beyefendilerin emirlerini beklemeye başladı.
Yakalandığı zaman Ulus'taki Hukuk Masasında Erdem Şenocak ile görüşmeye geliyordu. Yakalandığı yer, Sümerbank karşısı Koçak Han kat-1 tuvaletiydi. Erdem Ulutan adlı bir avukata gelmekte olduğunu söyledi. Bizim büromuz ve Erdem Şenocak'ın kendisini beklediği yer ise, Sümerbank karşısı Koçak Han kat-3 idi. O gün Erdem Şenocak onu bizim büroda bekliyordu ve kendisine para vererek Ankara dışına çıkmasını sağlayacaktı.

ETKO Sanıkları Cemal Çelen, Yaşar Astek ve Erdal Solak'ın Hikayesi

Abidinpaşa semtinden Cemal Çelen, Yaşar Astek ve Erdal Solak'ın kaçaklık sebebi, Içcebeci'de polisle çatışmaydı. Bunlar Içcebeci'de bir kahveyi taramak için içeri giriyorlar. Burada polislerle çatışmaya giriyorlar ve bir polis yaralanıyor.
Bu olaydan sonra Erdem Şenocak ve Ertuğrul Alpaslan tarafından Kayseri'nin bir köyüne gönderildiler. Bir müddet sonra Ankara'ya çağrıldılar. Yaşar Astek, Erdal ve Cemal, Karadeniz bölgesine gönderildiler. Bu dönemde Şevkat Çetin den gelen emirler Erdem Şenocak aracılığıyla bunlara iletildi. Buralarda bu şahıslara birkaç olay daha yaptırıldı, fakat mahiyetini bilmiyorum. Tekrar Ankara'ya döndüler. Bu defa Erzurum'a gönderildiler. Erzurum'da şu anda ETKO dosyasında mevcut olan bazı yaralama ve bombalama olaylarına karışıyorlar. Ayrıç, Erzurum'da kendilerine yeni nüfus hüviyet .cüzdanları veriliyor.

Yaşar Astek Ağlıyordu

Bunlar Erzurum'da bu işlerde kullanılmaktan bıkmışlar, kaçarak Ankara'ya geldiler. Yaşar'la ben yeni taşınmış olduğumuz Talatpaşa Bulvarı 146/6'daki Hukuk Masasının yanında bulunan Sönmez Kıraathanesinde karşılaştım. Benim yanıma geldi. Ben kendisini tanımıyor-dum. O beni birkaç defa görmüş. Halimi hatırımı sordu. Ağlamaya başladı. Ben kim olduğunu ve neye ağladığını sordum. İsminin Yaşar Astek olduğunu söyleyerek yukarda anlattığım olayları anlattı. Teslim olmaya geldiklerini, yaptıklarının tümünü polise anlatsa dahi en azından on beş gün işkence göreceklerini söyledi. Kendisine yardımcı olmamı istedi. Ben kendisine bir miktar para verdim. Anlattıkları konusunda bilgim olmadığını, kendisini Erdem Şenocak'la buluşturabileceğimi söyledim. Yaşar, bana kendisini Erzurum'a gönderenlerin Erdem Şenocak ile Ertuğrul Alpaslan olduğunu, bu yüzden Erdem den kork tuğunu söyledi. Ben de kendisini teskin ederek, benim yanımda kendisine bir şey yapılamayacağını, bu meseleye muhakkak bir çözüm bul bileceğimi söyledim. Birlikte ÜGD Genel Merkezinin bulunduğu Demirtepe'ye gittik.

Erdem Şenocak burada bağırıp çağırmaya başladı. "Ben ne yapayım, rahat yeri bırakıp geliyorsunuz, bize sormadan neye geliyorsunuz" şeklinde sözler sarfetti. "Birkaç gün bekle ben sana gerekli cevabı veririm" şeklinde oyalamaya çalıştı. Bir buçuk saat kadar cebelleştik. Ben kendisine müdahale ederek bu şekilde konuşmaya hakkı olmadığını ihtar ettim. Bunun üzerine sakinleşerek kalacak yeri olup olmadığını sordu. Yaşar kalacak yeri olduğunu söyledi.

Erdem de bunun üzerine, "Ben Mustafa Mit Başkanla bir görüşme yaparak milletvekilleri aracılığıyla senin işkence görmemeni sağlarım" dedi. Bu konuşmanın olduğu tarih, 27 Şubat 1979 idi.

Yaşar Astek'in Babası Bize Beddua Ediyordu

Ben 28 Şubat gecesi polis tarafından gözaltına alındım. Bu arada Erdal ve Cemal yakalandı. Yaşar ise kayıplara karıştı. Erdal Şubede intihar etmeye kalktı. Bileklerini jiletle kesti. Bu çocuklar 18-19 yaşlarındaydı. Cemal ve Erdal polise Erdem Şenocak'ın ismini vermişler. Erdem kaçmaya başladı.
Mart ayının sonlarında Yaşar Astek'in babası yanıma gelerek ağlamaya başladı. Ben kendisine niçin ağladığını sorunca, "Allah hepinizin belasını versin. Sizin yüzünüzden oğlum eli kanlı katil oldu. Altı aydır yüzünü görmediğim halde polis ikide bir beni gözaltına alarak oğlumun nerede olduğunu soruyor. Bilmediğimi söyleyince bana işkence yapıyor. Şu halime bak" diyerek vücudundaki darp izlerini gösterdi. Ben de oğlunu bularak polise teslim edeceğim konusunda teminat verdim. Teslim edeceğimiz zaman kesinlikle işkence görmeyeceğine dair teminat alacağımızı, bu şekilde birkaç kişiyi teslim ettiğimizi bildirdim. Giderken "Size pek güvenim yok ama, sen daha yeni gelmişsin. Bana böyle çok sözler verdiler ama hiç birini yapmadılar. Ama sana güveniyorum" diyerek gitti. Şimdiye kadar bunun gibi biri olan Ercüment Gedikli'yi teslim etmiştik. Ama onun babası albaydı.
Ben bu arada Yaşar'ı aramaya başladım. Teşkilatlandırma Sekreteri olan ve kaçaklarla ilgilenen Mahir Damatlar'ı sıkıştırmaya başladım. "Bu adamı bul getir" diye. Mahir Damatlar da bu meseleyi halledeceğine dair bana teminat verdi.

Bir müddet sonra Yaşar'ın benim teslim etmemem için, Mahir Damatlar'ın emriyle yurt dışına gönderildiğini öğrendim. Bunu öğrenmem şu şekilde oldu: 1979 Haziran ayı içinde Eskişehir Hukuk Masasını denetlemek üzere Eskişehir'e gittim. Eskişehir Hukuk Masası Başkanı olan Eğitim Enstitüsü öğrencisi İsmet Kenan, Yaşara Mahir Damatlar'ın emriyle bir pasaport yaptırdığını ve Avrupa'ya turlar düzenleyen bir firma ile Avrupa'ya gönderdiklerini söyledi. Bu pasaportu şöyle yapmışlardı: Ülkücülerden birine pasaport aldırıyorlar. Bunu İsmet Kenan'a teslim ediyorlar. Pasaportun üzerindeki resmi sökerek Yaşar ın resmini yapıştırıyorlar. İsmet Kenan'ın nüfus idaresinde çalışan ablası vasıtasıyla resmin üzerine soğuk damga vuruyorlar. Mahir Damatlar'ın gönderdiği 2000 mark dövizle yurt dışına gönderiliyor. Gönderilme sebebi ise, benim taşradan gelen herkese Yaşar'ı sormam ve bulduğum zaman teslim edeceğime dair ettiğim yemin. Eğer Yaşar teslim edilirse kendilerinin adını vereceğinden korkuyorlardı.

Ferhat Tüysüz ve Veli Can Oduncu

1978 Eylülünde Ankara Şubesinde nöbetçiydim. Gece Cebeci-Dörtyol bölgesi Başkanı Ahmet Taşçı ve İkinci Başkan Cemal Ölmez saat 24 civarında Ankara Şubesine geldiler ve benden otomatik silah istediler. Ben kendilerine silahı ne yapacaklarını sordum. "Hacettepe Yurdunu tarayacağız" dediler. Bu ikisini de tanıyordum. Böyle bir şey yapacak tipte insanlar değillerdi. Bunun üzerine biraz kendileriyle alay etmeye başladım. Bunlar kızdılar ve gitmeye kalktılar. Ben durdurdum. "Siz bunu yapamazsınız. Yoksa yapacak başkası mı?" diye sordum. Bunun üzerine bunlar evlerine iki kişinin geldiğini, bunların tarayacağını söylediler. Sıkıştırınca Ferhat Tüysüz ve Veli Can Oduncu'nun mahallelerinde Öksüzler semtinde olduğunu söylediler.

Ben kimin kanalıyla geldiklerini sordum. Kendileri de neden geldiklerini bilmediklerini, bir soru sorunca, bunların "Polis misin lan?" diye silah çektiklerini söylediler. Ben inanmadım. Beraberce öksüzler semtinde bir eve gittik. Doğumevinin karşı tarafındaydı. Gerçekten onlar olduğunu öğrenince hemen eve giderek Şevkat Çetin'e durumu anlattım. Şevkat, Veli Çan'ın Karadeniz bölgesine, Ferhat Tüysüz'ün de Adana'ya gitmesini, Ferhat'ın Adana'da Osman Balcı'yla temas kurmasını söyledi. Bana da "Git Ankara Şubesinden referans ver" dedi. Ankara Şubesinden bunlar için iki referans yazdım. Şevkat da onlarla görüşerek bir miktar para verdi. Üzerlerinde bulunan silahları da alarak ayrıldık.

Taşova Savcısının Katili Erzurum'da Saklanıyor

Taşova Savcısını öldürmekten aranan Muhittin Gündoğdu, ÜGD eski Genel Yönetim Kurulu üyesi Haldun Taşova'nın akrabasıdır. Haldun Taşova Gazi Eğitim mezunudur ve şu anda MHP kurmaylarındandır. Muhittin Gündoğdu savcının vurulması sırasında Taşova Başkanıydı. Aranmaya başlayınca Ankara'ya geldi. Haldun'la görüştü. Kendisini Trabzon'un bir köyüne gönderdiler. Birkaç ay sonra tekrar Ankara'ya geldi. Muhsin Yazıcıoğlu'nun yakalanmış olduğu Bahçelievler'deki evde kaldı. Sonra Erzurum'dan gelen Atatürk öğrenci Yurdunun Başkanıyla Erzurum'a gönderildi. Kendisini en son 1979 Temmuzunda gördüm. Şu anda yine orada olduğunu tahmin ediyorum. Kesin olarak bilemiyorum, ama orada olduğunu duydum.

Vedat Kasımlar Malatya'da Yakalandı
Vedat Kasımlar memleketi olan Malatya'da yakalandı. Buraya ÜGD Genel Yönetim Kurulu üyesi Osman Katipoğlu tarafından gönderilmişti. Fakat yakalanınca onun adını vermedi.

İstanbul Sağmalcılar Cezaevinden Firarı Abdullah Çatlı Organize Etti

2 Kasım 1978'de İstanbul'un Sağmalcılar Cezaevinden gerçekleştirilen firar eylemini Abdullah Çatlı organize etti. En az 30-40 kişinin cezaevinden firar etmesi planlanmıştı. Bu kaçanlar Abdullah Çatlı'nın ayarladığı yerlere gideceklerdi. Fakat 13 kişi kaçıyor ve bunların hiç biri esas gitmeleri gereken yerlere gitmiyor. Abdullah Çatlı buna çok kızdı. İstanbul teşkilatı Başkanını ve birkaç kişiyi Ankara'ya çağırarak, onları azarladı. Bunlara, "Siz yapamayacaksanız, çekilin başkaları yapsın" diye bağırdı. Bu kaçırma eylemini Abdullah Çatlı'nın organize ettiğini bana Erdem Şenocak anlattı.

Edirne Cezaevinden Kaçışlar

Edirne Cezaevinden firar emrini Şevkat Çetin vermiştir. Buranın kaçmaya müsait olması dolayısıyla, önce İstanbul çevresindeki cezaevlerinde yatan büyük ceza alan ülkücüler bu cezaevine toplandı. Şev-kat Çetin kaçacak olanların büyük ceza almış ve dışarda iş yapabilecek olanlardan seçilmesini istedi. Sonra burada toplananlar birkaç kişilik gruplar halinde kaçmaya başladılar. Bu kaçışlar 1979 yılının başlarından hemen hemen sonuna kadar devam etti.

Tünel ihbar Ediliyor ve ihbar Mektubu Elimize Geçiyor

Bu arada Cezaevi İdaresine neredeyse bütün cezaevini boşaltacak kadar büyük bir tünel yapıldığı ihbar edildi. Bu ihbar tam tünelin bittiği gün yapılmıştı. Bu ihbar mektubu nasılsa Şevkat Çetin'in eline geçmiş. Çetin ihbar mektubunu bana vererek kimin yazdığını bulmamı istedi. Mektup sol elle ve kötü bir yazıyla yazılmıştı. Ben Edirne Cezaevine giderek, şimdi ismini hatırlayamadığım o zamanki ülkücülerin lideriyle konuştum. Cezaevindeki bütün mahkumların adlarını, soyadlarını, ana baba adlarını, suçlarını, ne kadar ceza aldıklarını, adreslerini vs. bir kağıda yazmalarını istedim. Bunların aileleriyle, yakınlarıyla ilgileneceğimizi, mektup vs. yazacağımızı söyledim. Böylece hepsinin elyazılarını alarak Ankara'ya döndüm. Burada inceledim, fakat uyanını bulamadım.
Bu ihbardan sonra tünel konusunda ikinci bir ihbar daha olmuş. Cezaevinde bütün aramalara rağmen tünel kesinlikle bulunamadı. Oysa tünel kalorifer kazanının altından açılmıştı.
Hatırladığım kadarıyla, Edirne Cezaevinden dört, beş ay içinde 1520 kişi kaçmıştır.

Alpaslan Alpaslan'ın Kaçışını da Şevkat Çetin Sağladı

Ben cezaevinden çıkınca beni kapıda Erdem ve Fatih Kirişçioğlu karşıladılar. Ertesi gün Hukuk Masasına gelen Şevkat Çetin ile bir görüşme yaptık. Bu arada Erdem Şenocak bana Alpaslan Alpaslan'ın kaçışını anlattı.
Şevkat Çetin önce Ahmet Yıldız adlı bir ülkücü vasıtasıyla Alpaslan Alpaslan'ın naklini Yozgat Cezaevine aldırıyor. Bu arada Ahmet Yıldız'a Yozgat Cezaevine naklini istediği ülkücülerle ilgili bir liste veriyor. Alpaslan'ın nakli sağlandıktan sonra Şevkat Yozgat'a gidiyor. Bunlar ilk kaçma girişimlerinde tel örgüyü geçerlerken askerlerce görülerek yakalanıyorlar. Arkasından sürgünleri çıkıyor. Fakat bu sürgün işlemi hemen uygulanmıyor ve bir hafta, on gün kadar bekletiliyor. Bu arada kaçmaları sağlanıyor.

Teşkilatın Onayı Dışında Kaçmaya Çalışanlar idareye ihbar Edildi

ÜGD Genel Merkezinin emri olmadan cezaevinden kaçma olamazdı. Cezaevinden kaçma emrini verenler Şevkat Çetin ve Abdullah Çatlı idi. Ayrıca diğer dönemlerdeki ÜGD Genel Başkanları. İşte en somut örnek; Edirne Cezaevinden kaçış emrini Şevkat Çetin verdi, Erdem Şenocak gerçekleştirdi. ÜGD.'den izinsiz kaçışlar engellenirdi. Mesela Ankara Kapalı Cezaevinden birkaç kişi bu şekilde kaçmaya kalkıştı. Bunlar bizzat Selahattin Arpacı tarafından idareye ihbar edildi. Kaçmaya çalıştıkları yerler tahkim edildi.

Adalet Bakanlığındaki MHP'li Müşavir

Kaçışlarda kolaylık olması bakımında, cezaevlerine nakil işlemini Ahmet Yıldız, Adalet Bakanlığındaki ilişkileri sayesinde sağlıyordu. Yıldız ÜGD Genel Yönetim Kurulu üyesidir. İrtibatın veya Teşkilatlandırma Sekreterliğinin emrinde çalışır. Genellikle Ankara içinde bulunan yüksek okullar, bakanlıklar ve Danıştay işleriyle uğraşır. İki yıllık Eğitim Enstitüsü öğrencisidir. Kayserilidir. Kendisi ayrıca Bağ-Kur' da memur olarak gözükür, fakat hiç gitmez.
Bundan önce Adalet Bakanlığındaki temasları zannederim Erdem Şenocak kuruyordu. Burada birkaç tane tanıdığı vardı. Mesela bir müşavir vardı. MHP'liydi. Bu nakilleri genellikle o yapıyordu. Adını bilmiyorum. Ceza ve İnfaz İşleri Genel Müdürlüğünde çalışıyordu. Adalet Bakanlığının ikinci katındaydı. İkinci kata çıktıktan sonra sağa dönülüyor. Burada sol tarafa doğru bir koridor uzanıyor. Bu koridor üzerinde birinci veya ikinci kapıydı, yeri. Bu şahsa bir kere Erdem'le beraber gittik. Kendisi 45-50 yaşlarındaydı.

Kendisine Zeynel Şar adlı ülkücünün Kırşehir veya Çorum Cezaevinden Kayseri Cezaevine nakledilmesi için dilekçe verdik. Zeynel'in nakli hemen Kayseri Cezaevine çıktı. Zeynel her gittiği cezaevinde adam öldürüyordu. Kırşehir'de öldürdü. Zannedersem Çorum ve Kayseri'de de öldürdü. Şu anda Konya Cezaevinde. Bunu Kayseri Cezaevine naklet-tirmemizin sebebi, Kırşehir veya Çorum Cezaevinde işlediği cinayet nedeniyle can güvenliğinin kalmamasıydı. Erdem'le dilekçeyi verdiğimiz tarih 1979 yılı başlarıydı.

Ayrıca Abidinpaşa bölgesinde Kavas lakabıyla tanınan, bir ara cezaevinde yatan ve şimdi dışarda olan bir ülkücünün de kızkardeşi Adalet Bakanlığında çalışıyordu ve bize yardımcı oluyordu. Bu kız Ceza ve infaz İşleri Genel Müdürlüğü, Cezaevi Nakil Şubesinde çalışıyordu. Burası da ikinci kattaydı. Erdem yukarda sözünü ettiğimiz müşavirle bu kız vasıtasıyla ilişki kurmuştu.

Kaynakça
Kitap: MHP Merkezindeki Adam: ALİ YURTASLAN'IN İTİRAFI
Yazar: Ali Yurtaslan
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Ali Yurtaslan'ın İtirafları

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir